0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Açıklık Bir Yıkım Çağrısıdır  (Okunma Sayısı 148 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5910


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 28 Kasım 2009, 20:05:46 »

Önce hep beraber bu şeytani rezalet çağrısını facir Freud’un dilinden bir hatırlayalım:

“Ahlakî üstünlüklerin hepsi yalan,düzmece ve aldat-macadır. Gerçekte insan hayvanlar gibi karşı konulamayan ve mani olunamayan cinsi bir güce sahiptir. Bu gücün önüne ahlâk, din, örf ve gelenek gibi engeller koymak, onu terbiye edip güzelleştirmez, sadece dizginler.” İşte bu fikri savunan Freud hakkında siyonist düşünürler şöyle demektedir: “Freud bizden birisidir. Bu yüzden var gücümüzle onun öğretilerini yaymamız gerekir. İnsanın ayıp yerlerini gün ışığına çıkarmamız lazımdır ki, onun açılmasından hiç kimse utanmasın...”

Bundan dolayı Freud’un takipçileri ve talebeleri, papağanlar gibi onun çirkin sözlerini tekrarlayarak örtüye olan düşmanlıkları nedeniyle “Örtünme, cinsî arzu ve şehvetleri harekete geçiren bir etken olmuştur. Kişi yaratılış olarak kendisine yasaklanan şeylere arzu duyar” demiştir.

Arzu ve şehvetleri bir tarafa bırakıp aklî bir muhakeme yapalım. Farzedelim bir erkek, birisi yarı açık ve süslü, diğeri vakur ve örtülü iki kızla karşılaştı... Acaba canı kimi çeker ve hangisine yönelir?ünlem

Biz çoğu zaman birtakım şeyleri severiz. Fakat bu durumda akıl ne yapar? O, makul yollardan onu elde etmeye çalışır. (mesela kadını seven ona ulaşmak için usûlüne uygun yollar dener).

Bir an yukarıdaki mukayesede erkeğin örtülü kıza arzu duyduğunu kabul edelim. Bu durumda bile kızın örtüsü erkeğe, elde etmeye çalıştığı şahsa ancak meşru yollardan ulaşabileceğini hissettirmektedir.Buna göre kadının örtünmesinde topluma ve kadına nasıl bir zarar olabilir?

Fakat işin doğrusu, onların maddi menfaatlerine karşı olan sevgileri, hisleri ve duyguları akıllarını çelmiştir. Onların örtüyü istememeleri veya reddetmeleri başka sebepten değil, ancak iman ettikleri tuhaf ahlâk anlayışına ters düştüğü ve onlarla arzu duydukları lezzetler arasına bir set çektiği içindir.

Bu hasta anlayış onları hevâ ve heveslerine ulaşma-da büyük bir ayrılığa götürmüştür.Bu durum karşısında şu ayete sarılmaktan başka çare yoktur:

“Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzula-rına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”

Muhammed Talât Harb Paşa, "Kadın ve Örtü"  adlı eserinde şunları söylemektedir:

“Örtünün kaldırılması ve kadınla erkeğin karışması (haremlik selamlığın kaldırılması) eskiden beri Avrupa’nın içinde olan ve gerçekleştirmek istediği bir idealdi. Bunu Avrupa’nın İslâm âlemi üzerindeki maksatlarını bilen herkes anlar.”

Paşa yine aynı eserde; “Sadece Mısır’da değil, bütün doğuda İslam toplumunu yıkmanın önünde kadını değiştirmekten başka bir engel kalmamıştır. Doğuda erkekleri saran fesat (bozulma) işte buradadır” demektedir.

Örtüyü kaldırıp atma çağrıları bizi, gücümüzün sırrını oluşturan İslâm’dan uzaklaştırmak için hazırlanan bir tuzaktır.Bu sayede toplumun yarısını oluşturan kadının bozulmasıyla toplum da bozulacaktır.Çünkü kadının açılıp saçılması ve nesilleri kötü terbiye etmesi, toplumun diğer yarısının da bozulmasına sebep olur. Bundan dolayı, İslâm düşmanlığı belgeli ve şâibeli kimselerden açıklık çağrıları işitmemiz garip değildir.

Bazılarının ise açıkça bu işe paralar harcayarak  ön ayak olduklarını ve açık propagandalarını görmekteyiz.

Yapılan bütün bu yardımlar ve propagandalardan sonra,bazı kadınların gericilik olarak isimlendirdikleri şeyler-den kurtulup kendilerince ilericilik zannettikleri hususları istemeleri,toplumun medenîleşmesi ve yükselmesi için onun üzerine titreyen bir tavırla fikirlerini sergilemeleri tuhaf değildir. Halbuki savundukları, İslâm düşmanlarına bağlılık ve Allah’ın Şeriat’ından uzaklaşma fikri, gericiliğin ta kendisidir.Câhiliyye mertebesine düşüş, hatta insanlık-tan çıkış da budur. Kaldı ki beşeri sistemlerin hepsi bile çıplaklığı ve kural tanımazlığı onaylamamaktadır.

“De ki:size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?(Bunlar); iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.İşte onlar, Ralblerinin ayetlerini ve O’na kavuş-mayı inkar eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız. İşte, inkar ettikleri, ayetlerimi ve Rasûllerimi alaya aldıkları için onların cezası Cehennem’dir.”

Bu Konudaki Son Söz
Bütün bu anlatılanlardan sonra örtünün farziyetini inkâr eden müslüman sayılabilir mi? Rabbiinin emrini işittiği halde şehevî arzularına uyarak O’na itaat etmeyen  bir mü’mine hanım bulunabilir mi?

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman, mü’minlerin sözü ancak “işittik ve itaat ettik” demeleridir.”

İşittik ve itaat ettik diyorlar. Yoksa “aramızda istişare edelim, düşünelim ve topluma soralım” demiyorlar. Onlar ancak boyun eğerek ve kabulenerek “işittik ve itaat” ettik diyorlar. Örtünme âyetini okuduktan sonra, onunla alay eden ve kâfirlerin kanunlarını beğenen, Allah’ın farz kıldığı örtünmeyi eğlenceye alan biri mü’min olur mu?

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek  bir sûrenin mü’minlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkara-caktır.Eğer onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, “Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki: Allah ile, O’nun âyetleriyle ve O’nun Peygamberi ile mi alay ediyorsunuz? Boşuna özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kafir oldunuz.” (Tevbe: 9/65-66)

Bunun benzeri bir âyette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) Rab edindiler.Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (Tevbe: 9/31)

Bu âyette Allah’tan başkasına itaat eden ve onun sözüyle amel etmeyi yüce Kur’an ve temiz Sünnet’e tercih eden kimseye açık bir azar vardır. Eğer o, Paris ve Holywood’un kanunlarına itaat edip Rabbinin kanunla-rına karşı gelirse, Allah’ı bırakıp o ikisini Rab edinmiş olur.

Başkasına uymanın bayraklaştırıldığı bir sırada, dini ile amel eden ve kalbi îmânla dolu bulunan hanım kardeşim! Sen hidayette olduğun müddetçe sapıtanlar sana hiçbir zarar veremeyecektir.Örtünmede birçok hayır vardır.Seninle alay edenle sen de alay et.Sana gülene sen de gül. Nice bâtıl, hak ile alay etmiştir. Firavun, Musa Aleyhisselam ile, câhiliye Arapları Muhammed Mustafa     -sallAllahu aleyhi ve sellem- ile uzun süre alay ettiler. Fakat hakka hiçbir zarar veremediler ve zafer hakkın oldu.

Örtüne büründüğünde çalışma ve eğitim hakkına engel olmak için sana savaş açan ve dinine buğzeden İslâm düşmanlarının karşısına yüce dağlar gibi dikil.

Mü’min kadının izzetiyle onlara sihirbazların Firavun’a söylediği şu sözü söyle:

“Öyle ise yapacağını yap! Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.”

Allah’ın istediği gibi, nesilleri gerçeğe ve doğru yola götüren bir işâret taşı ol. Seviyesiz kimselerin “örtünün altında nurun hebâ oluyor, güzelliğin gidiyor” sözlerine aldanma! Hayır, Rabbime yemin olsun ki “bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin nuru yoktur.”

Müslümanlığına ve örtüne sahip çık. Onlara yapış ve dört elle sarıl. Senin kötülüğünü isteyene şunu söyle:

"Hayâ, Allah korkusu ve selefin ahlâkı ikaz ettiği halde hâlâ açıklık mı?

Kadın ancak bir incidir, inci ise sadece sedef içinde korunur."

Meşrû Elbisenin Özellikleri
Geriye Şer’î, gizleyici ve edepli elbisenin özelliklerini tekrar hatırlamak kalmıştır. Üzerinde tekrar duracağımız bu özellikler şunlardır:

• Yüz ve eller dahil olmak üzere bütün bedeni örtmelidir.

Tercih edilmesi gereken sağlam görüş budur. Kadının bütün cazibe ve güzelliği yüzünde toplanmıştır. Dolayısıyla yüzün açık bırakılması büyük bir fitnedir. Yüzlerini açıkta bırakan kadınlar kendi hayâ ve iffet duyanlarını körelttikleri gibi, kalbleri şehvet hastalığına tutulmuş erkeklerin hastalıklı bakışlarına da hedef olurlar. İffet ve haya sahibi kızlar güzelliklerinin merkezi konumun-da olan yüzlerini kendi eşlerinden başka kimseler için asla teşhir etmezler.

• Vücut hatlarını belli etmemesi ve şeffaf olmaması.

Şeffaf elbise yeterli değildir. Çünkü setr-i avret kuralı, yerine getirilmiş olmaz. Halbuki vacip olan derinin rengini gizleyecek bir şeyle örtünmektir.

Elbise ince olur da beyazlığı veya kırmızılığı bilinecek şekilde altından derinin rengini belli ederse, namaz caiz olmaz. (Dışarı çıkmalarda da öncelikle ve önemle durum aynıdır.) Çünkü örtünme yerine gelmemiştir.

Bir hadisinde Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

“Cehennemliklerden olup da görmediğim iki sınıf insan vardır.(Biri) yanlarındaki sığır kuyruğu gibi kamçılar-la insanları döven topluluk, (diğeri de) giyinmiş çıplak, (kötülüğe) meylettiren ve meyleden; başları Horasan devele-rinin eğri hörgüçleri gibi olan kadınlardır. Bu kadınlar cennete giremeyecek,kokusunu da duyamayacaktır. Halbuki onun kokusu şu... şu... kadar mesafeden duyulur.”

Bu hadiste giyinmiş çıplaktan kastedilen, vücudunun rengini gösterecek derecede ince elbise giyen veya vücudunun bir kısmını örtüp bir kısmını açık bırakan  (dekolte giyinen) kadınlardır.

Tamamen soyunan ile bedeninin bir yerlerini açıkta bırakacak veya altını gösterecek biçimde giyinenler arasında ne fark vardır?

Asla bir fark yoktur!Üstelik giyinmiş çıplağın giyiminde çok daha fazla fitne vardır. Ondan ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isâbet etmeyecek olan fitneden Allah’a sığınırız.

Bedenin rengini belli eden elbiseyi giymek câiz olmadığı gibi, aynı şekilde vücudun özelliklerini (şeklini, hacmini) belirten elbise giymek de kâfi değildir. Üsâme b. Zeyd’in şöyle dediği rivayet edilmektedir:

 “Resûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- Dıhyetü’l-Kelbi’nin kendisine hediye ettiği kalın bir keten elbiseyi bana giydirdi. Ben de onu hanımıma verdim. Bunun üzerine O: Hanımına söyle, altına birşeyler giyinsin; zira kemiklerinin yapısını belli etmesinden çekiniyorum” buyurdu.

• Gösteriş için giyilen şöhret elbisesi olmamalı.

Aynı şekilde, İbn-i Ömer'in hadisinde geçtiği üzere kılık kıyafette, gösteriş için giyilen bir elbise olmaması da şarttır.Bu hadiste Peygamber-sallAllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

“Dünyada gösteriş için (şöhret) elbise giyene, Allah kıyâmet gününde alçaklık elbisesi giydirir.”

Bu tür elbise gösteriş için bazen, elbisenin kıymetli ve pahalı oluşu şeklinde kendini gösterir ki, bu Allah’ın nehyettiği bir azgınlıktır:

“Şüphesiz saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.”

Bazen da pılı pırtı olur; zühd ve dünyadan el-etek çekmekle tanınıp böylece parmakla gösterilen biri olmak için insanların hor ve hakir göreceği şekilde giyinir. Hadis her iki durumu da içine almaktadır.

Bu sebeple, giyimde orta yolu tutmak müstehaptır. Ne ihtiyacı, ne de şer’î bir maksadı olmaksızın, daha güzelini giyebileceği halde horlanacağı bir kıyâfetle yetinmemelidir. Muaz b. Enes hadisi de buna delâlet etmektedir.

Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Gücü yettiği halde, Allah’a olan tevazusundan dolayı iyi giyinmeyi terkedeni, Allah kıyâmet gününde mahlukatın önlerinde çağırır ve dilediğini giymesi hususunda onu muhayyer bırakır.”

• Üzerine koku sürülmüş olmamalı:

İslâm toplumundaki bütün kötülük sebeplerinin önüne geçmek için kadının elbisesinde koku bulunması câiz değildir.

Allah Teâlâ’nın:

“Mescidlere her gelişinizde ziynetlerinizi takının” buyruğuyla, kullarına süslerini takınmalarını emrettiği yerler olan câmilere gelmek isteyen bir kadın, İbn-i Mesûd’un hanımı tarafından rivâyet edilen bir hadisle koku sürün-mekten nehyedilmiştir.

O hanım şöyle demektedir:

 “Rasûlulullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- biz; 'Sizden biri mescidde bulunacak olursa, koku sürünmesin” demiştir

Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadiste de Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır.

“Allah’ın câriyelerini (hanım kullarını) O’nun mescid-lerinden alıkoymayınız.Fakat onlar da kokulanmadan gitsinler.”

Burada, eğer mescide koku sinecek olursa, Allah’ın, o kadının namazını kabul etmeyeceği; hatta evine dönüp boy abdesti aldığı gibi yıkanması gerektiği şeklinde bir ilâve de bulunmaktadır.

Ebû Hureyre şöyle demiştir:

"Üzerinde koku bulunan ve arkasından, elbisesinin toz kaldırdığı bir kadınla karşılaştım. Ona;

“Ey Cebbâr’ın câriyesi, mescidden mi geliyorsun? dedim.

“Evet” dedi.

“Onun için mi kokulandın?” diye sorunca, kadın yine,

“evet” dedi.

Ebû Hureyre şöyle devam etmektedir:

"Ben, dostum Ebu’l-Kâsım’ı şöyle buyururken işittim.:

'Bu mescid için koku sürünen kadının namazı, evine dönüp cenâbetten temizlendiği gibi yıkanmadıkça kabul olunmaz.”

Kokulanmada bir heyecan uyandırma ve tahrik söz konusu olduğundan, kadının mescit için bile koku sürün-mesi yasaklanınca, sokaklarda dolaşmak ve gezmelere gitmek için kokular kullanan kadının hali nice olur!...

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5910


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #1 : 28 Kasım 2009, 20:06:28 »

 Kafir kadınların elbiselerine benzememeli.

Müslüman kadının kendine has bir şahsiyeti vardır: Davranışlarında kâfir kadınları taklit edemez.En yüce örnek yalnız biz olduğumuza göre, neden onları taklit edelim ki? Biz hak yoldayız, onlarsa bâtıl. Bizim, taklit etmemiz değil, taklit edilmemiz gerekir. Çünkü Allah’ın İslâm ile aziz kıldıkları biziz.Peygamberimiz bizlere şunu açıklamıştır:

“Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”

Zira onları taklit etmede, onların konumlarının üstünlüğünü, yüceliklerini ve en güzel örneği benimsemiş oldukları konusunda açık bir itiraf söz konusudur.

Bu durum bizlerin, kâfir ve fâcir kadınların potaların-da erimesine yol açmaktadır. Buradan da akıllarımızın ve kalplerimizin köleleştirilmesine; inançlarına varıncaya kadar onları taklit etme sevdasına götürmektedir.

Malik b. Nebi, elbisenin insan psikolojisi üzerindeki tesirlerini şöyle açıklamaktadır:

“Kılık-kıyâfet, sadece toplumdaki ahlâkî dengeleri yerleştiren maddi unsurlardan biri değildir. Aksine, onun kendine has bir ruhu vardır. 'Elbise papaz yapmaz' derlerdi; ben bu konuda aksini düşünüyorum. Papazın yetişmesinde elbisenin de, bir dereceye kadar payı vardır. Çünkü elbise, sahibinin ruhuna nüfûz eder. Spor giyinen bir kimsenin, zayıf bir bünyesi de olsa, bedenine geçen sportif bir ruh hissettiği; yaşlı kıyâfeti giyindiğinde ise kendisi genç ve kuvvetli olsa bile, yürüyüşünde ve tavırlarında bunun etkisinin ortaya çıktığı gözlemlenen hususlardandır.”

Ancak kullarının maslahatı bulunan benzeme şekillerinin zararlı olmadığına işâret etmemiz gerekir.

Şöyle ki:

Elbiselerimiz, İslâmî giyecek özelliklerini kazandırmak şartıyla onların ürettiklerinden, ya da kumaşlar onların metod ve makinalarından elde edilmektedir. Bunların hepsi nimet ve rahatlık kaynağıdır ve bunda da maslahat vardır. Ancak kafirlerin bunlar dışındaki, ahmaklıklarını ise arkamıza atarız; onlara iltifat etmekten berîyiz.

• Erkek elbisesine benzememeli.

Erkek elbisesi, kadın elbisesine benzemeyen belli bir kıyâfettir. Kadın ve erkeğin, birbirlerine ait olan elbiseleri giymeleri câiz değildir. Çünkü erkeklere benzeyen kadın, onların huylarını kazanır.Hatta onda da güzelliklerini gösterme, tesettürünü terketme ve bazılarında, erkeklerin açtığı gibi bedenlerini açmaya götürecek kadar erkekler-le beraber olmaya yol açar. Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu gibi, o da erkeklerden üstün olmaya kalkar; kadınların meşru utanma ve arlanma duygusuna sığmayan işler yapar.

Enes-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:

“Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-, kadınlara benzemeye çalışan erkeklerle, erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etmiştir.”

Bir rivayette de şöyle denilmektedir:

“Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- kadınlaşan erkeklerle, erkekleşen kadınlara lanet etmiş ve: 'Onları evlerinizden uzaklaştırın” buyurmuştur.

Peygamber-sallAllahu aleyhi ve sellem- falanı, Ömer de filânı sürmüştür.

• Üzerinde, canlı veya çarmıh (haç) motifleri bulunan desenler olmamalı.

Elbisenin şartlarından birisi de, Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- bir hadisindeŞ

“Melekler, köpek ve resim bulunan eve girmezler” buyurduğu için, üzerinde canlı resmi veya haç gibi şekillerin bulunmamasıdır.

Hz. Aişe’den şu rivâyet nakledilmektedir:

“Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- bir seferden dönmüştü. Ben de kapımı, üzerinde kanatlı at resimleri bulunan saçaklı bir perdeyle örtmüştüm. Bana onu çıkarmamı emretti; ben de çıkardım.”

Nevevî şöyle demiştir:

"Bizim ashabımız (Şâfiî âlimler) ve diğer bazı âlimler, canlı resimleri çizmenin kesinlikle haram olduğunu söyle-mişlerdir. Bu, büyük günahlardandır. Çünkü, ister elbisede, ister örtüde-yaygıda, isterse de dirhem veya dinarda bulun-sun hadislerde zikredilen, şiddetli tehdide konu olmuştur. Bunlardan elbise ya da sarık yapmak haramdır. Sahâbe ve Tâbiinden çoğu âlimin görüşü budur."

Sonuç olarak, müslüman kadının elbisesi işte budur: Bütün fesat noktalarından arınmış ve tamamen İslâm’a yönelik; kadının vücudunu örten, vücut hatlarını belli etmeyen ve altını göstermeyen (şeffaf olmayan), erkeklerin ya da kafir kadınların elbiselerine benzemeyen, koku sürülmemiş ve üzerinde canlı resimleri, yahut haç şekilleri bulunmayan bir kıyâfettir.DahÂası, müslüman kadın dışarı çıkarken haya ve vakarı da unutmayacak ve Allah Teâlânın:

“Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını da yere vurmasınlar”

âyeti gereğiö dikkatleri üzerine çekmeyecektir.

Bütün bunlara, bilezikli kollarını oynatmaları, kırıtarak yürümeleri ve kadında, kötülüklere karşı en ufak bir meylin bulunduğunu hissettiren davaranışlar da eklenebilir. Ne kadar acıdır ki, günümüz kadınlarının yaptıkları karşısında insanın yüreği yanıyor.

Fakat sen, ey mü’mine bacım!

Şeref duyacağın ve alay edenlerin kınamasından çekinmeyeceğin bir kıyâfetle dışarı çıkman, Allah’ın bereketi ve O’nun rızası içindir. Sana ve senin gibilere, âdil olan Allah’ın va'di yeter:

“Şüphesiz ki günahkârlar, dünyada îmân edenlere gülerlerdi. Onlarla karşılaştıklarında, kaş göz işâretleriyle alay ederlerdi.Ailelerine döndüklerinde de keyifle dönerler-di.Mü’minleri gördüklerinde, şüphesiz ki bunlar sapıtmış, derlerdi.Halbuki onlar, mü’minleri denetleyici olarak gönderilmediler.İşte o günde (kıyâmet gününde) îmân edenler kâfirlere gülerler, koltukları üzerinden etrafa bakarlar.Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?” (Mutaffifîn, 83/29-36)

Bu kitapçık, dâvetçi müslüman hanımlara, yalnızca Allah'a ve ancak Allah için mahlûka itaat eden, İslâm mücâdelesi veren bacılarımıza, ümmetin umudu; öğrenci ve öğretmen bütün hanımlara, bütün genç kızlara, sâliha eşlere, küçük kızlara, gözümüzün nûru annelerimize, bunların üzerine titreyen, onlara düşkün olan ve âhiret saâdetini dünyaya tercih eden diğer erkek kardeşlerimize ithaf olunur...
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Birlik Çağrısıdır İslam... İslami Hayat Tarzı muhammed-i dava 0 197 Son Mesaj 07 Temmuz 2008, 16:42:31
Gönderen: muhammed-i dava
İsrail Gazze'de Yıkım Gerçekleştirdi Filistin Özel musabbinumeyr29 0 106 Son Mesaj 11 Ocak 2010, 08:04:58
Gönderen: musabbinumeyr29
Tesettür Yasak Değil, Açıklık Üniforması Zorunlu İslamda Kadın ve Tesettür MERXAS 3 167 Son Mesaj 13 Ekim 2010, 12:39:11
Gönderen: siyahi