0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: ~~ AILE KURUMUNU KORUMAK~~  (Okunma Sayısı 218 defa)
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« : 07 Haziran 2011, 13:20:18 »

AILE KURUMUNU KORUMAK-I

“Size kendileriyle huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden esler yaratmasi ve aranizda sevgi ve merhamet halk etmesi O’nun kudretinin alametlerindendir.” (Rum: 21)
"Evleniniz, çogaliniz, çünkü ben Kiyamet gününde sizin çoklugunuzla iftihar edecegim." (Beyhakî)
Allahü Teâlâ insanlari ancak toplu bir hayat içinde mutlu olacaklari bir fitrat üzerinde yaratmistir. Saadet, birliktelik gerektirir. Birlikteligin ilk sembolü ailedir.
Islam, insanlari aile içinde görmüstür. Yüce sahsiyetlerin terbiyeleriyle sekillenen ailelerine de yücelik vermistir. Hz. Ibrahim(as)’den söz ederken onun âlini de anariz, ona olan sevgimizi ailesi için de ifade ederiz. Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselam için getirdigimiz salâvata Onun pak ehlibeytini de katariz. Onu ehlibeyti ile birlikte ayni çati altinda düsünür, Onun yaninda onlari da severiz.
Bununla beraber Peygamberlerin ev halkindan da olsa onlara iman etmeyenleri onlarin “âli” içinde anmayiz. Yine mürtet olan birinin, ailesinin mirasçiligindan çiktigina inaniriz.
Bu bilgiler, ailenin varligi ve dayanaklari hakkinda bize ölçüler verir. Bu ölçüler Islami aile anlayisini olusturur.

Aile, “nikâh” akdiyle baslar; sevgi, saygi ve itaatle sekillenir. O sevgi, saygi ve itaat emredilen sekilde oldugu müddetçe aile saadeti korunur, emrolunanin disina çikildiginda aile saadeti bozulur.
Aile, insanlik kadar köklüdür. Yeryüzünde insan hayati, Hz. Âdem ile Hz. Hava’nin, bir çekirdek aile olarak dünyaya atilmalariyla baslamistir.
Onlarin çocuklari, ayrismislar, iki zit yolda hayatlarina devam etmisler. Tevhidi yolda olanlar, Islami aile içinde kalmislar. Sirke sapanlar ise yere ve zamana göre degisen; ama hepsi insan fitratina aykiri degisik aile biçimleri olusturmuslar, hatta aralarindan bazilari aileyi reddetmis, bu kuruma karsi savas açmislar.
Islamî ailenin karsisinda bosanmanin ve çok evliligin yasaklandigi Katolik aile biçimi yer alir, aile yerine kadin erkek biyolojik birlikteliginin öne çiktigi sosyalist aile yer alir, herkesin kendisine göre bir yol edindigi liberal aile ve Protestan aile yer alir, modernist ailesiz toplumculuk yer alir.
Komünizm aileyi zararli bulur, evlilik iliskisini ve ekonomik sistemi aileyi ortadan kaldiracak sekilde düzenler. Fransiz Ihtilali’nin öncüleri de aile konusunda kafa karisikligi içindedir. Onlardan J.J. Rousseau, bes çocugunu da yurtlara vermis, ailesiz yasamin, çocuk için aile yasamindan daha yararli olacagi düsüncesine saplanmistir.
Batililasma, hayatimizi alt üst etti. Köylerimizden koptuk, sehirlere geldik; sehirlere gelmediysek televizyon sehir hayatini köylerimize, hatta evlerimizin içine getirdi.
Bilmedigimiz insanlar, duymadigimiz durumlar, “olamaz” dedigimiz sorunlarla karsilasiyoruz. Aile yapimiz dis saldirilarla yüz yüze... Evlerimizin kapisina “düsman”a ait duygular, davranislar dayandi; neye karsi savasmissak onu evlerimizin içinde görme tehlikesiyle karsi karsiyayiz.
Durumumuzu yeniden belirlemek ve sorunlarimiza kosullara uygun çareler bulmak zorundayiz. Çare Kur’an’dir, Peygamberimizin sünnetidir. O mübarek reçetelerden hakkiyla yararlanacagiz.
Aile, bir beden gibidir. Aile fertleri, birbirlerinin yaptiklarindan etkilenir, birbirlerinin eylemleriyle imtihan olur. Ailede suur eksikligi varsa fertler Allah ugrunda karsilasilan sikintilarla bireysel hatalarin veya olagan dis etkenlerin neticesi olan sikintilari karistirabilir. Birbirine haksizlik yapabilir, Allah’a isyan etme durumuna düsebilir. Bundan korunmanin yolu, birbirimizi bilgilendirmemiz, bilinçlendirmemiz; durumumuzu sormamiz, cevaplarimizi dinlememiz ve Allah yolunda çalismakta birbirimize destek olmamizdir.

Hz. Ibrahim(as) ve ailesini hatirlayalim: Hz. Ibrahim(as) gencecik karisi Hacer ile besikteki çocugu Ismail’i Arabistan çölüne birakip onlardan uzaklasiyor. Ilahi emir dikkate alinmadiginda bu, bir kocanin yapacagi en çirkin davranistir ve bir ailenin dagilmasi için en geçerli nedendir. Hz. Hacer annemiz, bir anda öfkeye kapilip “Madem bizi bu çöl ortasinda biraktin, gidebildigin yere kadar git! Biz, basimizin çaresine bakariz” demek yerine yasananlari sorgulamayi, kocasinin durumunu ögrenmeyi seçiyor. “Yoksa böyle yapmani Allah mi sana emretti?” diye soruyor. Hz. Ibrahim (as) de “Kadin erkegin isine ne karisir, gün gelir her seyi anlarsin!” demiyor, sorusuna cevap veriyor: “ Evet, Allah emretti”

Ikisi de mü’mindir. Ikisinin de rabbi Allah’tir. Emir O’ndan gelince minnet etme ve suçlama yoktur; mükâfata birlikte ulasmak için emredilene birlikte riza vardir. “Öyle ise Allah bize yeter. O, bizi korur, sahipsiz birakmaz” diye cevap verir Hz. Hacer annemiz. Ailevi birlikteligi Allah’in emrinden üstün tutmaz, ailevi birliktelik için, Allah’a isyan etmeyi önermez. Tevekkülü ifade eder, kocasina destek olur. Neticede bir travmaya yol açabilecek bir durum,
1)Sorgulanir 2)Konusulur 3)Anlasilir 4)Aileyi dagitan bir nedene dönüsmez 5)Basi zor, sonu hayirli bir hayatin baslangici olur.
Daha açik anlatacaksak;
-Esler arasinda diyalog kurulur.
-Yasananin bir keyfi muamele olmadigi, ailenin bir bölümünün keyfi olarak terk edilmedigi belirlenir. Hz. Hacer annemiz, kendisine yapilan muamelenin, kendisini sevmemenin veya kendisinden bikmanin bir neticesi olmadigini, Hz. Ibrahim(as) katindaki konumunun korundugunu anlar.
-Allah’a dayanmanin, sevginin ve sayginin neticesi olan aralarindaki güven devam eder. Aile kurumlari mekân birlikteligi sona erdigi halde korunur.
Bunda bizim için büyük bir ders vardir.
Bir de yüce Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam ve Hz. Hatice annemizi hatirlayalim. Hz. Hatice annemiz, Mekke’nin en zenginlerinden iken Peygamberimizle evlenir. Ancak Bi’set sonrasi yasadiklariyla maddi anlamda her seylerini yitirirler ve o zengin kadin boykot günlerinde ekmek bulamaz duruma düser. Baskalarinin gizlice yaptiklari yardimla geçinmek durumunda kalir. Eger Hz. Hatice annemiz, durumunu ilahi emir ve rizayi unutarak degerlendirmeye kalkissaydi, “bu evliligin ona yasattiklari” hakkinda ne derdi? Kimi suçlardi? Nasil bir tutum içinde olurdu?
Ilahi emir ve riza dikkate alinarak yapilan degerlendirmeyle bunsuz yapilan bir degerlendirme tam anlamiyla birbirine zittir. Biri sikintiyi gül bahçesine çevirir. Digeri gül bahçesini dikenlerden ibaret gösterir.
Mü’min erkekler ve mü’mine kadinlar ilahi emir ve rizayi göz ardi edemezler, bunsuz bir sorgulama, bir degerlendirme yapamazlar, bir tutum belirleyemezler.
Rabbim, bizleri bu kistasi daima hatirlayanlardan eylesin!
Bu uzun giristen sonra gelecek sayimizda ayrintilari islemek dilegiyle Allah(cc)’a emanet olunuz
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #1 : 07 Haziran 2011, 13:26:26 »

AILE KURUMUNU KORUMAK-II

Öncelikle üzerinde konustugumuz kurumu taniyalim: Aile, genellikle ayni çati altinda yasayan ve birbirlerine evlilik akdi veya kan bagiyla bagli olan fertlerin olusturdugu topluluktur. Genisligi yöreye ve zamana göre degisir. Ama günümüzde genellikle anne-baba ve çocuklardan olusur. Bu yazimizda “aileyi korumak” derken burada anilan kisilerin manevi birlikteligini Islam’in emrettigi sekilde sürdürmekten söz edecegiz.

Sunu da belirtmekte yarar var: Aileyi korumak için pek çok reçete ortaya konabilir, burada yazacaklarimiz bunlarin sadece bir kismidir.

Aileyi korumak için sunlarin dikkate alinmasi yararli olacaktir:
A. Ölçülülük:
Ölçülülük, hem “deger(ilke)” sahibi olmayi hem de haddi asmamayi, baska bir deyisle bu degerleri dikkate alip onlara geregince uymayi ifade eder. Dolayisiyla iki yönlüdür:

1. Degerde (Ilkelerde) Açiklik
Degerde açiklik, hem aile içi tutumlarin kaynagi hem de aile içi cezalandirmalardaki esaslar konusunda bütün aile fertlerinin bilgi ve bilinç sahibi olmasini ifade eder. Biz, bu aileyi hangi degerler üzerine kurduk? Hangi ihtiyaç dogrultusunda ve hangi emirlere uyarak ya da hangi tavsiyeleri yerine getirerek onu olusturmaya karar verdik?

Ailemizin tutumlarini belirlemede hangi kaynaga basvuracagiz ve kimi model alacagiz? Kaynagimiz, “çagdas hukuk” ve “modern egilimler” mi olacak? Asiretimizin, aile çevremizin klasik aile yapisi mi olacak? Yoksa Kur’an ve Sünneti mi esas alacagiz? Modelimiz, geleneksel yasam tarzini edinen büyüklerimiz mi, taninmis bir siyasetçi veya sanatçi denen kisiler mi; yoksa Allah’in Peygamberi ve Onun yolunda gidenler mi olacak?

Biz, bu sorulara hem zihnimizde hem de pratikte açiklik kazandirmak durumundayiz. Bir de bunlari tamamlayan sorular vardir: Aramizda bir sorun oldugunda neye ve kime basvuracagiz? Sorun çözüm kaynagimiz ve sorunlara karsi ceza kriterlerimiz ne olacak, sorun çözmede ve cezalandirmada kimi model alacagiz? Atalarimizin geleneklerine mi uyacagiz, çevremizde kendilerine çagdas diyen kisileri mi örnek alacagiz, yoksa Islam’in öncülerine mi bakacagiz?

Aile bireylerinin bu sorularin cevabini bilmesi hem tutumlarini belirlemelerinde hem de ceza karsisinda bir isyana sürüklenmemelerinde çok önemlidir. Bu bilgi ve bilinç, ailede idare ve itaatte keyfiligi ortadan kaldiracagi gibi cezaya karsi isyankârligi da ortadan kaldirir. Aileyi basibosluk ve hesap sormazlik felaketlerinden korur.

2. Haddi Asmamak
Haddi asmanin bir yönü açikça harama bulasmaktir. (Ki suurlu bir Müslüman kolay kolay bu duruma düsmez, dolayisiyla suur ehli ailelerde bu, sorun teskil etmez) Haddi asmanin ikinci yani ise kisinin kendi hakki olanda veya kendisi için helal olanda asiri gitmesidir. Kisinin hakki olanda veya kendisine helal olanda asiri gitmesi, huzursuzluga ve dolayli olarak harama yol açar.

Islami yasam tarzinin temelinde ifrat ve tefritten kaçinma; böylece orta yolu edinme vardir. Kisi ne kendisine emredileni terk edecek ne de kendisine hak olarak verilende veya kendisine helal edilende ölçüyü asacak. Hak ve helalde esas olan, ihtiyacin giderilmesi ve huzurun(saadetin) saglanmasidir. Hak ve helalden yararlanma biçimi ve ölçüsü, diger fertlerin haklarinin ihlaline ve helalden yararlanma hürriyetine engel oluyorsa sikinti bas gösterir, sorun olusur ve huzur çöker.

B.Esneklik:
Kurallar, sorunlari engellemek ve sikintilari gidermek üzere olusturulan birer araçtir. Ancak gerektigi gibi uygulanmazsa bizzat sorunun kaynagi olur. Dogrudan Kitap ve Sünnetten alinmayan her kuralin hata payi vardir. Kitap ve Sünnetten alinanlar da dâhil her kuralin uygulanisinda ise istisnasiz olarak hata payi bulunmaktadir. Aile reisinin emir verme hakki sabittir, bu hakkin varligina itiraz edilemez. Ancak aile reisinin bu hakki Kitap ve Sünnetin diledigi sekilde kullanip kullanmadigi sorgulanabilir.

Emir veren aile reisinin hata yapmasi mümkünse emre uyan aile ferdinin hata yapmasi da mümkündür. O halde her emre harfiyyen uyulmasini, her istegin eksiksiz olarak yerine getirilmesini beklememek gerekir. Emir veren olarak ve emre itaat eden olarak insan oldugumuzu unutmayacagiz. Burada önemli olan az çok maksadin hâsil olmasidir. Eger maksat kisinin sadece kendi emri altindakileri kendisine yüzde yüz boyun egdirmesi olursa had asilmis olur, hayir serre döner ve ailede sikinti bas gösterir.

C. Tabiilik:
Günümüzün sistemleri her seyi kendi açilarindan kurala baglayip tam anlamiyla bir makine gibi teskilatlanirken toplumun mümkün oldukça gevsek kurallarla bir arada durmasini ve her zaman dagilmaya hazir teskilatlanmasini hedeflerler. Bunun için fertlere sisteme boyun egme disindaki kurallara ve teskilatlara karsi isyankârlik fikrini asilarlar. Örnegin, kanunlara boyun egmeyi yüceltirken aile içi kurallara uymayi aile baskisi altinda kalma olarak anlatirlar. Anne babaya itaati kinarlar, ailenin sikica teskilatlanmasini ilkellik olarak ifade ederler.

Bu durum bizim daha dikkatli olmamizi gerektirir: Bir yandan aile fertlerini kurallar konusunda bilinçlendirirken öte yandan onlari sikbogaz etme durumunda olmamak gerekir. Kurallar, aile içinde hep panoluk olmamali, ikide bir bakin bu kuraldir, buna uymayan cezalandirilir söylemine basvurulmamali. Kurallar, meyvenin içindeki vitamin gibi özümsenerek ve günlük gidisat içinde çocuklarin bilinçaltina islenmeli, hayatin tabii hali içinde uygulanmalidir.

D. Konumunun(Rolünün) Bilincinde Olmak:
Ailede herkes kendi konumunu ve kendisine düsen görevi bilmelidir. Baba, babaliginin; anne, anneliginin, çocuk çocuklugunun farkinda olmali.

Bir babanin zaruret yokken babaligini yapmamasi, kendisine düsen gerek aileyi yönetme isini, gerek aile geçimini, gerek ailenin disariyla ilgili islerini anneye birakmasi, çocuklara onlari yetistirmeye yönelik sorumluluklar disinda agir görevler vermesi aile içinde soruna yola açar. Ama bir annenin de kendisine düsen isi babaya ve çocuklara (onlari yetistirme amaci disinda) yüklemesi sorun olur.

Yapilan pek çok arastirmada kadinlarin örfen erkeklere birakilmasi ayip sayilan islerde kendilerine yardimci olmasindan baslangiçta memnun olduklari ama daha sonra (ifade etmeseler de) bunu erkek için bir eksiklik olarak görüp onu kinadiklari tespit edilmistir. Yine her danisma durumunda, erkegin kadina “Sen bilirsin” demesinin kadinlar tarafindan kendilerini ciddiye almama ve onlarin sikintisini gidermede onlara yardimci olmama olarak algilandigi yapilan tespitler arasindadir.

Kadinin erkege ait islere “tek yetki sahibi gibi” karismasi sorun teskil etigi gibi erkegin kadina ait islere de sürekli karismasi sorun teskil etmektedir. Örnegin bir kadin, kocasinin belki bir can sikintisiyla nadir olarak mutfakta kendisine yardimci olmasindan memnun kalirken her gün mutfaga gelip yemegin yapilis biçimine karismasini ayiplamakta, alanini daraltma, isine karisma ve dolayisiyla hayati kendisi için zorlastirma olarak düsünebilmektedir.

Islam’da aile reisligi babaya(kocaya) verilmis. Baba evde bulunmadiginda ise, baska bir aile büyügü veya yetiskin bir erkek çocuk aile üzerinde etkin degilse bu reislik örfen annenindir.

Burada önemli olan, aile reisliginin kimde olacagi degil, bu reisligin nasil yerine getirilecegidir. Baba, eski Bati toplumlarindan veya asiret geleneklerinden alinma diktatöryel bir reislik mi yapacak yoksa Islam’in istisareye dayali yönetim tarzini mi benimseyecek? Daha dogrusu istisareyi gereksiz bir etkinlik, kendi isine karisma veya ayip mi sayacak yoksa Islam’in bir geregi olarak kabul edip ona gerekli durumlarda basvuracak mi?

Islam’da “Teklik” Allah’a mahsustur, sadece Rabbimiz mutlak hüküm verme hakkinin sahibidir; O’nun disindaki herkes kayit altindadir. Müslüman, emir verme yetkisini kullanirken Islam’in temel kaynaklarini esas alir. Ne erkek kendisini mutlak yetki sahibi görecek ne de kadin, istisareyi suiistimal edip erkegin üzerinde tahakküm kurmak, onun hayatini ipotek altina almak için kullanacak.

Istisare; temel kaynaklari esas alip almama ile ilgili degil, onlardan yararlanma biçimi ve o kaynaklarda kisinin kendi yetkisine birakilan emirleri kapsar.

Burada önemli olan istisareyi tabii hale getirmektir. Onu aile iliskileri içinde eritmektir. Diger bir deyisle bir kaidenin görünürlügünü silmektir. Bu da aile içinde iyi bir diyalogla olur. Daha dogrusu aile yönetim ve islerine bütün fertleri dâhil etmekle mümkün olur.

E. Katilimi saglamak:
Aile yönetiminde istisare ve aile islerinde paylasimi kapsar. Simdilik, sadece istisare üzerinde duracagiz.
Geçmiste islerin daha sinirli oldugu ve aile fertlerinin gün içinde sürekli birlikte olduklari hayat tarzinda belki aile içinde bir toplantiya ihtiyaç olmuyordu. Her sey hayatin tabii akisi içinde konusuluyordu veya hayatin tekdüzeligi zaten bu tür bir toplantiyi gereksiz kiliyordu. Günümüzde özellikle sehir ortaminda aile içi toplanti bir zorunluluk haline gelmis. Pek çok aile bu zorunlulugu günde bir kez bütün aile fertlerinin hazir bulundugu aksam yemegi sonrasinda birkaç dakika konusarak giderir. Ancak bu da gittikçe asinmakta ve ihtiyaci karsilayamaz hale gelmektedir. Bunun için getirilen çözüm, haftada en az iki kez aile içi sohbettir. Bu sohbette hem Islami bir mesele konusulur hem de aile fertleri kendi istek ve itirazlarini dile getirirler. Onlarin bu istek ve itirazlarina orada veya yerine göre daha sonra birlikte bir çözüm gelistirilir. Aile reisi aile ilgili isleri orada gündeme getirir, aile fertlerinin düsüncelerini ögrenir, o düsünceleri dikkate alir veya daha dogrusunu kendisi ortaya koyar ve ilgili ferdi bu konuda konusarak ikna eder.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus, daha sonra da deginecegimiz gibi, çocuklarin önünde konusulmamasi gerekenin konusulmamasi, anne babanin genel aile ortami disinda kendilerine ait bir ortamlarinin bulunmasi, bazi kararlari ve sorunlari o ortama birakmalari ve çocuklarin bazi isteklerinin ret gerekçesinin gerekirse onlardan saklanmasinin bilinmesidir.
Katilimi saglamak, birliktelik ve iç denetim gerektirir.

F. Birliktelik
InsaAllah gelecek sayimizda anlatacagiz.
Rabbim, bizleri hakki hak bilip hakka geregince uyanlardan eylesin! 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #2 : 07 Haziran 2011, 13:30:03 »

AILE KURUMUNU KORUMAK-3
Aile kurumunu koruma konusuna iki sayi önce baslamistik. Bu dogrultuda ölçülülük, degerde açiklik, haddi asmama, esneklik, tabiilik, konumunun bilincinde olma ve katilimi saglama ölçülerini anlatmis, konuyu birliktelikten söz ederek sürdürecegimizi belirtmistik.

Basladigimiz hayirli bir isi sürdürmeyi nasib eden Rabbime sükürler olsun, O’nun dinini hakkiyla bize ögreten Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve selam olsun!

F. Birliktelik
Birliktelik, maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrilir. Maddi birliktelik, ayni mekânda bulunmayi ifade eder; manevi birliktelik ise maddi birliktelik bulunsun bulunmasin kisilerin ruhen kendilerini bir arada görmeleridir.

Maddi birliktelik, mekân ve zamanla sinirlidir; manevi birlikteligin ise mekân ve zamani yoktur. Maddi birliktelik için bir mekâni paylasmak, yani birbirinin varligini hissedecek kadar birbirine bedenen yakin durmak ve bir zamana, süreye sahip olmak gerekir.
Manevi birliktelik ise mekân ve zamandan azadedir. Kisiler, nerede ve hangi kosullar içinde bulunursa bulunsun aralarinda mekân ve zamani asan bir bag varsa; sevgileri, birbirlerine bagliliklari bulunduklari yer ve içinde bulunulan hal ile kosullandirilmamissa aralarinda manevi birliktelik bulunur.

Manevi birliktelik, maddi birliktelikten hem daha gerekli hem daha güçlüdür. Manevi birliktelik olmayinca maddi birliktelik anlam tasimaz. Buna karsilik maddi birliktelik olmadan da manevi birliktelik olur.
Ailede maddi birliktelik bulundugu hâlde manevi birliktelik bulunmayabilir; buna karsilik maddi birliktelik bulunmadigi hâlde manevi birliktelik bulunabilir.

Aile saadeti için birliktelik sarttir. Arada bir engel söz konusu degilse maddi birliktelik mutlaka olmalidir. Ama sehadet, hapis, hicret… Veya geçimini saglamak için uzak bir yerde çalismak zorunda olmak gibi bir engelden dolayi maddi birliktelik mümkün degilse, bu durum aileyi hüzünlendirse de saadete engel degildir. Çünkü saadette olmak, hüzünlenmemek anlamina gelmez, bilakis hüzün bazen saadetin bir unsuru ve kaynagidir. Ortak hüznün saadeti artirdigindan ve aile baglarini güçlendirdiginden süphe yoktur.
Meseleyi biraz daha açikliga kavusturmak gerekirse, kisinin her aksam düzenli olarak eve gelmesi, çocuklariyla yemek yemesi onlarla birlikte oldugu ve saadet için birliktelik kosulunu yerine getirdigi anlamina gelmez.

Buna karsilik evine hiç ugrayamadigi hâlde, belki çoluk çocugunu bir daha hiç göremeyecegi hâlde onlara saglam bir akide, muhabbet ve hürmetle yogrulmus anilar ve ortak hisler birakarak saadet için birliktelik kosulunu yerine getirenler vardir.

Maddi birliktelik manevi birliktelikle donatilmazsa bir nimet degil, bir külfettir ve sorun kaynagidir.
Maddi birliktelik manevi birliktelige dönüsmemisse kisi aile için bir fazlalik, bir ayak bagi olmakla kalmiyor; sorumlulugunu yerine getirmemekten dolayi ayni zamanda öfkenin de hedefi oluyor.

Her aksam eve gelip televizyonun karsisina geçen, haniminin ve çocuklarinin durumunu soracagina ekranlardaki insanlarin hallerini seyretmekle yetinen bir baba düsünün. Bu baba, maddi birliktelik içinde oldukça, yani evde daha çok bulundukça aileden daha çok uzaklasacak ve sorun kaynagi olacaktir.
Anne ve çocuklar, o yani baslarinda oldugu halde kendileriyle iletisimi en aza indiren babayi önce düzeltmeye, sonra bir netice almazlarsa istememeye baslarlar. Gerek düzeltme, gerek istememe çabasi sözlü olabilecegi gibi lisan-i hal ile de olabilir. Asil tehlikeli olan da budur, yani aile içindeki iletisimde sözün geçerliligini yitirip fertlerin isteklerini birbirlerine kodlarla(imali hareketlerle) ifade etmeleridir.
Bir çocuk, babasina “Kendine çekidüzen ver!” veya “Evde olmazsan daha huzurlu oluruz” deme gücünü kendisinde bulmayabilir. Bunun için genellikle söz yerine ters ters bakma, onun huzurunu bozma, ona saygi göstermeme tutumlarini tercih eder. Bu hallerin her biri bir istegin kodudur: Bizimle ilgilen, evde böyle durup bizimle konusmaman dogru degil, içimizde sana karsi olumsuz hisler var…

Iliskileri bu noktaya sürükleyen baba, iki tutumdan birini tercih etmek durumunda kalir: Ya ailesinin hakli tepkisine olumsuz bir karsilik verecek ya da kendisine çekidüzen verip maddi birlikteligi manevi birliktelikle tamamlayacak. Birincisini tercih ederse aile ayni mekânda yasasa bile her gün biraz daha birbirinden uzaklasir. Ikincisini tercih ederse Allah’in yardimiyla problemi çözmüs olur.

Bir de maddi birliktelik imkâni olmayan ama ailesiyle manevi birlikteligi kurmus bir babayi düsünelim: Anne ve çocuklar, onu daima yanlarinda hissederler. Kendilerini onun gözetimi altinda görürler. Islerinin hesabinin onlara her an soracakmis gibi onu dikkate alarak çalisirlar. Bir iyilik yapinca onu memnun ettiklerini düsünürler. Bir hata yapinca onun kendilerine kizdigi hissinde olurlar. Böyle bir baba uzaktaysa da yakindir. Gurbette ise de evdedir. Ruhunu Rabbine teslim etmisse de sagdir.
Rabbim, bizlere maddi birlikteligi manevi birliktelige dönüstürmeyi ve maddi birliktelik imkâni olmayan Müslümanlara manevi birlikteligin yaninda maddi birliktelik nasip eylesin.

G. Paylasmak
Paylasmak, aile için çok genis bir alani ifade eder: Sevginin, hüznün paylasilmasi; nimetin, derdin paylasilmasi; varligin, çoklugun paylasilmasi; azligin, yoklugun paylasilmasi…
Ama aile bir bütünü anlatir; bütünden söz edildigi yerde pay olmaz da denebilir.
Bu yüzeysel olarak hakli bir ifade ise de ayrintida yanlistir. Aile, renksiz, birimsiz bir bütün degildir; fert denen renk ve birimlerden olusur.

Islam’in topluluga yaklasimi, bireyin yok sayilmadan, onun hakki ve sorunlari göz ardi edilmeden bütünün öne çikarilmasidir. Saglikli ve kalici bir topluluk birlikteligi olusturmak, aradaki bag ne kadar güçlü olursa olsun, aradaki farklar ne kadar erirse erisin bireyin var oldugunu ve onun bir dünyasinin bulundugunu unutmamayi gerektirir.
Renksiz, birimsiz bir bütünlükten söz edersek her seyin herkese ulasmasindan söz etmemiz gerekecek ki bu bir topluluk için gerekli olmadigi gibi mümkün de degildir. Hatta zararlidir. O halde asilda bütün olacagiz, ayni binanin taslari olacagiz, ama ayrintida da farkli kisiler oldugumuzun bilincinde olacagiz. Hak, ancak böyle korunur; saadet ancak böyle saglanir.

Aile, hem nimetleri hem külfetleri paylasacak hem sevinci hem de hüznü. Aile, bir güzellikle karsi karsiya ise bunun aile fertlerine duyurulmasi ve onlara hissettirilmesi gerekir. Bununla birlikte aile bir sorunla karsi karsiya ise bu sikintinin da paylasilmasi gerekir.

Ailelerde genellikle sevinçler herkese duyurulurken bazi üzüntüler saklanir. Bu, yerine göre onaylanabilir bir tutumdur. Ancak ölçüyü kaçirmamak gerekir.

Kendisine bir üzüntünün bildirilmedigi aile ferdi,

1. Üzüntüden haberdar olan aile fertlerinden farkli davranip manen onlardan uzaklasabilir ve onlarin irade disi (alttan ve gizli) bir tepkisiyle karsilasabilir.

2. Ailenin üzüntüden kaynaklanan soguk durusunu, kendisine karsi bir tutum olarak algilayabilir.

3.Üzüntünün kaynagini ailenin disinda duydugunda ailenin kendisine güvenmedigi ve daima kendisinden bir seyler sakladigi kuskusuna kapilabilir.

Özellikle koca ile kadin arasinda üzüntü paylasmama hâli çok yipratici olmakta ve aileye agir darbeler indirebilmektedir.

Hemen akla su soru gelir? Her seyi paylasacak miyiz? Hayir. Bu maddenin girisinde ifade ettigimiz de buydu: Aile bir bütündür ama bireyler de vardir; bireyler bir güce, sahsiyete ve konuma sahiptir. Paylasimda onlarin bu özellikleri dikkate alinacaktir.

Ayrica paylasim ilgilendirmeyle de ilgilidir. Kisiler kendilerini ilgilendirmeyen bir konunun kendileriyle paylasilmamasini çok önemsemezken kendileriyle ilgili bir meselenin paylasilmamasini sorun haline getirirler.
Üzüntünün paylasilmasinda çok önemli bir nokta da birbiri için üzülebilmektir. Yani üzüntünün nedenini bilmeden de sadece bir aile ferdi üzgündür diye onunla birlikte üzülebilmek, onunu üzüntüsüne ortak olmaktir.

Bir kocanin kendi is yasami ve hizmet alaniyla ilgili hanimina anlatamayacagi durumlar vardir. Kadin, bunu kabullenirse bilgiyi almadan da yani üzüntünün kaynagina ulasmadan da üzüntüyü paylasabilir. Ona “Sen, niçin üzgünsün bilmiyorum, bilmem de gerekmez, ancak senin yüzün gülmüyor iken benim yüzüm nasil gülsün ki?” diyebilir. Bu, bir yüceliktir. Unutmamak gerekir ki sevinç paylasildikça artar, üzüntü paylasildikça azalir. Üzüntünün paylasilmasi, bir tür yardimlasmadir. Kisi sadece ailesinin üzüldügünü fark ettigi için bile kendisini üzüntünün etkisinden kurtarabilir ya da bir hata içindeyse hatasindan vazgeçebilir.

Yine baba ile annenin bütün sorunlarini çocuklar bilmek zorunda degildir. Uzmanlar ve gözlemciler, her seylerini ulu orta konusan ailelerin çocuklarinin “istenmeyen erken büyüme” denen yasina uygun olmayan davranislar sergileme hâline sürüklendiklerini ve bunun onlari güç durumda biraktigini söylüyorlar.

Çocugun manevi gücü, henüz olgunlasmamis sahsiyeti ve ihtiyaçlari bir sirri paylasmaya uygun olmayabilir. Çocuk, o sirrin altinda ezilecektir, bu sir onu yipratacaktir, onun egitim gibi ihtiyaç duydugu alanlardan kopmasina yol açacaktir ya da sirri baskalarina duyurarak aileyi güç durumda birakacaktir.
Yine baba ile annenin kisisel sorunlarini çocuklarin önünde tartismalari(Ki bu yersiz ve gereksiz bilgi paylasimidir) çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmakta ve bu yersiz bilgi paylasimi çocuklarin psikolojisini bozmaktadir. Bu da baba ile annenin bir süre sonra birbirlerini çocuklarini olumsuz etkilemekle suçlamalarina neden olmaktadir.

Aile içinde paylasimin ayarlanmasi gerçekten zor bir sanattir ve denebilir ki aile saadetinin en temel gerekliliklerinden biridir.
Ailede sir ve haber paylasmada muhataplarin, paylasmanin miktarinin, yerinin ve zamaninin dikkate alinmasi gerekir. Muhataplarin sahsiyeti, paylasmanin ölçüsü, paylasmanin yeri ve zamani paylasmayi hayirli kilabildigi gibi zararli da yapabilir.

Örnegin sikintilar karsisinda güç kazanmis bir kadin büyük sikintilari duysa da olumsuz etkilenmeyebilir, aksine bir erkekten daha çok sabir gösterebilir ve sabir tavsiye edebilir. Buna karsilik bu güce ulasmamis bir fert, küçük bir vaka karsisinda bile hem büyük bir sikinti yasar hem sikinti çikarir; aileyi zor durumda birakir, yipratir, rencide eder.
Yine bir sikintiyi, örnegin bir ölüm vakasini zamansiz ve yersiz anlatmakla yerinde ve zamaninda anlatmak arasinda çok fark vardir. Sir ve haber paylasiminda bunlarin dikkate alinmasi gerekir.
Rabbim, bizleri her konuda ölçülü davranmayi bilenlerden eylesin!
 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #3 : 07 Haziran 2011, 13:34:15 »


AILE KURUMUNU KORUMAK 4

Özveri(Fedakârlik)
Özveri, fedakârligin karsiligidir ancak fedakârlik oldukça genel bir kavramdir; günümüz Türkçesinde özveri fedakârlik anlaminda kullanildigi gibi ondan daha özel bir anlamda da kullanilmaktadir.
Bu özel anlamiyla özveri, kisinin kendi hakkini, kendi rizasiyla baskasina vermesi, baskalarini nefsine tercih etmesi, baskasinin bir gereksinimi için kendi gereksinimini terk etmesi veya ertelemesi anlamindadir.
Özveri, kisinin bir karsilik beklemeden baskasina iyilikte bulunmasidir, karsilik alma hesabiyla yapilan bir yardimlasma degil, karsiliksiz bir sunustur. Kisinin kendisi için gereksiz olandan degil, gerekli olandan yaptigi, beseri anlamda hesapsiz bir sunus…
Örnegin, zengin bir tüccarin kapisina gelen birine sadaka vermesi, maldan bir fedakârlik olsa bile öz anlamiyla özveri degildir; sadece infakta bulunmadir. Özveri, öz anlamiyla kisinin gerektiginde kendisini mahrum birakip baskasina vermesidir; örnegin, kisinin önündeki sadece kendisine yetecek yemegi bir baskasiyla paylasmasidir. Bu özelligiyle özveri, özünden vermedir, kendinden eksiltip baskalarina harcamadir; fedakârligin en üst hâlidir.
Hani meshur bir hikâye vardir:
Bir dervis, digerine sormus, siz yemek konusunda ne yaparsiniz? Cevap, “Bulunca yeriz, bulmayinca sabrederiz” seklinde olmus. Dervis, “Delhi’nin köpekleri de öyle yapar, biz öyle yapmayiz. Bulunca infak ederiz, bulmayinca sabrederiz” diye karsilik vermis.
Bu çok ütopik yani hayali bir hâl görünebilir ama aslinda pek çogumuzun annesinin evdeki az bulunurlardan kendisine pay ayirmamasi ve elinde ne varsa aile efradina dagitmasindan farkli bir tutum degildir. Annelerimizin “Yemem, yediririm; giymem, giydiririm” hâlidir.
Özveri, günlük hayatimizdaki en görünür hâliyle, annelerimizin çocuklarini uyutmak ugruna uykusuz kalmalaridir. Bu yönüyle özveri nedir diye sorulursa gönül rahatligiyla “Annelik hâlidir” diyebiliriz.
Bu noktada sunu söylemekte yarar vardir: Esler arasinda karsilikli özveri olmali, diye bir söz söylenir. Bu söz yanlistir. Çünkü karsiligin oldugu yerde özveri yoktur; özveride esas olan karsiliksiz is görmektir. Çocugumu, yaslaninca bana baksin diye besliyorum, bana bakmayacak çocugu niye besleyeyim ki diyen kadinin annelik dürtüsü zayiflamistir. Zira hakiki annelik, çocuga her halükârda bakmayi sürdürmektir.
Bosna’nin merhum Cumhurbaskani Ali Izzetbegoviç, özverinin olmadigi yerde aile yoktur, der. Karsilik beklemeden birbirine iyilik yapmanin ailenin temeli oldugunu ifade eder.
Özveri, aile efradi için hem bir koca ve kadin olarak hem de bir baba ve anne olarak zaruridir. Mü’min bir aile insa etmek için özveriyi, bütün yönleriyle kavramak, özümsemek ve bu güzel özelligi ailenin bütün fertlerine kazandirmak gerekir.
Hakli olarak “Koca ve kadin, özveri deyince neleri anlayacaklar; birbirlerine karsi hangi konularda özveride bulunacaklar, çocuklarina karsi nasil özverili olacaklar ve onlara özverili olmayi nasil asilayacaklar?” diye merak ederiz.
Özveriyi pek çogumuz, sadece nefsanî ve maddi alanda düsünüyoruz. Oysa insanin yeme içme gibi
-Bir arada bulunma(birliktelik, yalnizliktan kurtulma)
-Bir seyler söyleme(konusma) ve bir seyler dinleme(duyma)
-Sevincini paylasma ve üzüntüsünü ifade etme
-Birlikte gülme ve aglama
-Basarisini(ürününü) baskalarina duyurma ve baskalarinin basarisini (ürününü) duyup üzerinde konusma ve benzeri ihtiyaçlari da vardir.
Öyle anlar olur ki bize hiçbir sey söylemeseler bile birilerinin yanimizda olmasini isteriz. Sikintimizla ilgili olmasa bile konusunca rahatlariz. Bazen mevzuyu hiç önemsemeden birilerini dinlemek isteriz. Sevincimizi birilerine duyurmadan sakinlesmeyiz. Baskalarina aktarmadikça üzüntümüz hafiflemez. Kendi kendimize gülemeyiz. Tek basimiza agladigimiz anlar silinir gider. Ama birlikte agladigimiz anlar hafiza defterimizde kalir. Basarimizi duyurmak isteriz, basarisizligimizin neden veya bahanesini anlatma ihtiyaci hissederiz. Bunlarin her biri bizim için birer özveri kapisi açar.
Bu noktada sormamiz gereken hep su olmalidir: “Biz, Rabbimizin emirlerine aykiri olmayan bir etkinligi insan olarak sevmesek de kendi aile efradimiz için yapiyor muyuz?” Bu tür etkinlikleri yapiyorsak aile içinde özverili olanlardan kabul ediliriz.
Bir erkek, bir nakisla ilgili konusmaktan genellikle zevk almaz, kadinlarin çogu da agir ilmi meseleleri dinlemek istemez. Erkegin esi için bir naksin hikâyesini dinlemesi bir özveri oldugu gibi erkegin agir bir ilmi mesele ile ilgili aniden anlatmak istedigi bir yönü kadinin dinlemesi de özveridir. Bu, elbette kadinin veya erkegin Rabbim muhafaza eylesin, bir hastalik durumunda birinin digerinin basinda aylarca beklemesi kadar büyük bir özveri degildir. Burada bunun anlatilmasinin nedeni hem misal olmasiyla ilgili hem de sundan dolayidir:
Bizim gibi toplumlar, yasam kosullarinin zorlugundan dolayi büyük özverilere(fedakârliklara) alisiktirlar ama küçük özverileri ayip sayarlar ve biz de çogu zaman aile içi sorunlar büyük özverilerde bulunmamaktan degil, küçük özverilerde bulunmamaktan kaynaklanir.
Birbirlerini yillarca bekleyen, bu konuda destansi bir özveri yasayan esler, ilgi alanlari disindaki bir konuda birbirlerini bes dakika dinleme özverisinde bulunmayabiliyorlar. Böyle bir özveri, erkek için, kadin bosbogazligina kapilmak; kadin için de bu, kocasinin kendisine olmadik mevzulari açmasi niteligindedir.
Neticede “Beni bes dakika dinlemedin” diye baslayan bir tartisma, daha önce yapilan bütün özverilerin yüze vurulmasina ve aile yapisinin zarar görmesine yol açabiliyor.
Özverinin aileye huzur katmasi ve devamliligi, ögrenilen, ezberlenen bir hâl olmaktan çikip tabiilesmesine baglidir; bu da
1. Özverinin suiistimal edilmemesi
2.Yüze vurulmamasi
3.Özveride karsilik beklenmemesi
4. Özverinin bütün aile fertlerine yayilmasiyla mümkündür.
Özveri, mü’mince oldugunda güzeldir. Özveri, bir tarafin sürekli haksizliga ugramasina neden olmamali; özveriyle riya asla yan yana gelmez; birinin oldugu yerde digeri bulunmaz, insan, özveride bulundugunu hatirlamadan özveride bulunmali; herkesin özverili olmasini beklememeli, özverili olusunu kendisi için bir üstünlük araci yapmaktan kaçinmali. Insanlarin en sevmedigi durumlardan biri, kendisi için fedakârlikta bulunan sahsin bu fedakârligi belli etmesi, onu minnet altinda birakmasi veya gelecekte bu fedakârliktan karsilik beklemesidir.
Riya, ameli bosa çikarir. Sürekli dile getirilen, özel bir çabayla belli ettirilen fedakârlik, etkili olmayacagi gibi kalici da olmaz. Esler arasinda sürekli tartismalara yol açarak aile birligini sikintiya sokabilir.
Özveriyi bütün aile fertlerine yaymanin en kolay yolu, kisinin özveride bulundugunu unutarak özveride bulunmasi, özverisini ne hazir durumda belli etme gayretine düsmesi ne de gelecekte hatirlatma gafletine kapilmasidir. Bu da ihlâsla olur. Hedef ilahi rizaysa, hedef yüce Rabbi memnun etmekse kisi iyiligini baskalarina duyurmaya çalismaz, onlardan karsilik beklemez, bu yönde içinde bir his olustugunda o hissi yüce Allah’in yardimiyla bastirir ve giderir.
Mü’min, mü’minligini unuttugu her yerde tehlikeye girer ve tehlikeye yol açar. Ailede yasadigimiz büyük sorunlar, ailenin mü’mince bir birliktelik oldugunu unutup sadece bir hukuki kurum olarak düsünmemizden kaynaklanmaktadir. Esler, hukuki olarak kari koca iseler de bu vasiflarinin bir üst basamaginda imanda kardestirler; es olma hâli bu kardeslik hâlinin unutulmasini gerektirmez, mü’min bacinin “kari” vasfini almasi ona yönelik mü’min kardeslik hukukunu ortadan kaldirmaz, sadece arada özel hâllere ilgili bir izin kapisi açar. Mü’min koca, sokakta bir mü’mineye zulmetmekten sakindigi gibi kendi esine de zulmetmekten sakinmali. Bununla birlikte, bir mü’mine, günlük hayatta karsilastigi bir mü’min erkege saygisizlik etmekten kaçindigi kadar kendi kocasina da saygisizliktan kaçinmali. Aile olmak, güzelliklerin kapisini açar; kötülüklerin kapisini asla açmaz.
Rabbim, bizlere mü’min oldugumuzu hiçbir zaman ve hiçbir yerde unutturmasin, bizlere ailede ve baska yerlerde mü’mince özveriyi nasip eylesin!
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #4 : 07 Haziran 2011, 13:37:35 »

AILE KURUMUNU KORUMAK 5


Sorumluluk Yüklemek
Aile, nadide bir kurumdur. Bu kurumda fertlerin yardimlasmasi, her ferdin kurumun bir boslugunu doldurmasi huzur vesilesi olur.
Baba ve annenin sorumluluklari elbette vardir. Ama çocuklarin da olmali. Daha üç-dört yasindaki çocuga bile bir is verilmeli: yatagini düzeltmesi, oyuncaklarini toplamasi, odanin kapisini kapatmasi… Bu, yasa göre degisir: gereksiz yanan lambalari kapatmasi, bakkala gitmesi, çiçeklere su vermesi…
Mesuliyet duygusu, çocuga,
-Dünyadaki varliginin anlamasiz olmadigini,
-Rabbinin yeryüzündeki halifesi olarak kendisine bir insa payinin düstügünü,
-Is yapmanin bir dikkat gerektirdigini ve kisinin is sirasinda baskalarinca izlendigini,
-Yapici olmanin kisinin kendisini ve çevresindekileri mutlu ettigini,
-Is yapmanin yorgunluga yol açtigini, bunun için bozguncu olmamasi gerektigini anlamasina vesile olur.
Çocugun is yapmasi bizzat baba ve anne için de bir ortak sevinç kaynagidir. Ortak sevinçler, aile birlikteligini saglamlastirir.

Kutu… Kutu… Kutu…
Bes yasindaki Emine, oyuncaklarini her gün darmadagin birakmaktadir. Anne, sürekli ögüt verir, olmaz, kizmaya baslar, döver gibi yapar ama bir türlü sonuç alamaz. Sinirleri bozulur, çareyi haftanin alti günü çalisan ve eve neredeyse her gün geç gelen babaya sikâyette bulur. Baba, Emine’yi karsisina alir. Aile içinde baba olarak kendisine ve evin annesine düsen görevleri bir bir sayar. Bu birlikteligin ev disinda ve içinde nasil isledigini, evdeki birinin görevini ihmal etmesi durumunda düzenin nasil bozulacagini çocuk diliyle izah eder. Ardindan “Emine! Bundan sonra, senin görevin oyuncaklarini yerine koyman ve düzenli tutmandir” der. Emine, o günden sonra annesini hayrete düsüren bir titizlikle oyuncaklarini yerine koyar, üstelik evi de eskisi kadar dagitmaz. Bu durum, annenin de ruh sagligini olumlu etkiler.
-----------------------------------------------------
Hesap Sormak
Yeryüzünde her sey bir hesap dogrultusunda yaratilmistir ve bize cüz’i iradeyi bagislayan Rabbimiz hesap sorma ve hesap sorulma hak ve kabiliyetini vermistir.
Kisinin konumu dogrultusunda davranip haddini asmadan hesap sormasi ve kendisine hesap sorma hakki olanlara hesap vermesi insan olmanin bir geregidir.
Ailede,
1. Mü’minler toplulugunun bir ferdi olarak
2. Aile kurumunun bir ferdi olarak birbirimize hesap sorma hakkina sahibiz ve birbirimize hesap vermekle yükümlüyüz.
Hesap, hayatin bütün alanlarinda düzeni saglar. Bir fikir adami “Hesapsizligin nelere yol açabilecegini anlamak için bir sehrin soförlerinin bir gün boyunca karistiklari kazalardan sorumlu olmadiklarini ilan edin ve bir sonraki gün sonuca bakin” der. Kisilerin hesap sorulmaktan azade olmalari durumunda kendilerini de baskalarini da nasil tehlikeye attiklarina, cana ve mala nasil zarar verdiklerine dikkatimizi çeker.
Hesap, hem bir tahlil(degerlendirme, çözümleyip niteligini anlama) hem bir denetlemedir. Bir yönüyle isin içini açar, eksiklerinin ve fazlaliklarinin anlasilmasini saglar. Diger yaniyla isin dogru yapilip yapilmadigini, malzemesinde, islenisinde, sekil verilmesinde helal ve haram ölçülerinin korunup korunmadigini, en faydali olani yakalama amacinin gözetilip gözetilmedigini, bu en faydali olana ulasmak için malzemelerin ölçüsüne göre kullanilip kullanilmadigini kapsar.
Hesap sormak ve hesap vermek, aile fertlerinin
-Islerinden önce bir plan ve hazirlik yapmasini,
-Isleri sirasinda ölçülü olmalarini,
-Islerinin bitiminde hizmetlerini gözden geçirmelerini,
-Israftan kaçinmalarini ve islerini zamaninda yapmalarini saglar.
Toplum olarak genellikle az is yüklenir ve o isi en iyi sekilde yapmaya çalisiriz. Ancak, baska toplumlarda, islerini eksik yapanlar ve islerine hile katanlar hesap vermekten kaçinirken biz çogu zaman isimizi eksiksiz yaptigimizdan hesap sorulmasina tepki duyariz. “Ben, eksik mi yaptim ki ne yaptin diye soruyorsunuz?” der ve hesabin geregince alinmasini engelleme yoluna gideriz. Hâlbuki hesap süreci ayni zamanda bir müzakeredir. Kisi hesap verirken bizzat kendisi kendi eksiklerini görür ve bir sonraki ise daha hazirlikli olma karari alir. Hesap soranin da yapacagi olumlu veya olumsuz degerlendirme dikkate alindiginda hesabin, islerin sadece yolunda gitmesi için degil, gelisip daha iyi bir asamaya geçmesi için de bir zorunluluk oldugu anlasilmis olur.
Mübarek veladetini bugünlerde tebrik ettigimiz Yüce Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam Veda Hutbesi’nde “Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir” buyurmaktadir, karsilikli haklara sahip olmak bir ortaklik içinde olmak anlamina gelir. Ortaklik, kisilere hesap sorma hakki verir.
Yüce Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam mübarek esleri, karsilarindaki kisi Peygamber olmasina ragmen ona kendi haklari konusunda sorular yöneltmislerdir. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam zaman zaman bu sorulara cevap vermistir. Ancak soru sorma, kiskançlik gibi kimi nahos özelliklerin etkisini gösterdiginde de bundan rahatsiz olmus ve eslerine karsi tavir koymustur.
Hesapsizlik, toplumsal hayatin her biriminde oldugu gibi aile içinde de sikintilara ve huzursuzluga yol açar. Ancak, hesapta ölçüyü asmak da
-Fertlerin is yapma yetenegine zarar verir.
-Onlarin ani bir karar gerekliligi durumunda iradelerini derhal kullanmalarini engeller.
-Kisilerde çagimizin safsatasi “özgürlükten yoksun olma” evhamina ve çagimizin felaketi “kendisine güvenilmedigi” kuskusuna yol açabilir.
Resulullah aleyhisselatu vesselamin yolu orta yoldur. O orta yolu ferasetle bulmak gerekir.
Toplumumuzda kadinin erkege “Neredeydin?” diye sormasi kadin için bir tasallut kurma istegi, erkek için de “karisina hesap veren adam olma” ayibi sayilir. Basibosluga özgürlük diyen çagdas toplum safsatasinda ise erkegin karisina “Neredeydin?” diye sormasi ona özgürlük tanimamasi, onu kendi karisi gibi degil de tutsagi gibi görmesi ya da ondan kusku duymasi olarak algilanir.
Teslim olmayi da asip hakkiyla imana ermissek “dosdogru olmak” zorundayiz. Tutumlarimiza hâkim olan ne pek çok cahili iz tasiyan örfümüz ne de adeta, Yüce Rab bizden ne istiyorsa onun tam ziddini bize enjekte eden çagdaslik safsatasi olmalidir. Modelimiz, ne atalarimizdir ne de bugünün “özgür” diye bilinen, gerçekte kendilerinin ve dolayisiyla baskalarinin keyfinin esiri, çagdaslik dininin rahip ve rahibeleridir. Allah’a kulluk etmeyen herkes, Firavun ve Nemrut makaminda da olsa kullarin kuludur. Kula kullukta özgürlük degil; seytani bir kölelik vardir. Gerçek özgürlük, kâinattaki her seyle beraber her insanin kendisine boyun egmek durumunda oldugu Yüce Rabbe kul olmaktadir. Bu hâl, insani bütün itaatkâr yaratilmislarla temel özelliklerde esit yapar. Onu tasalluttan korur.
Atalarimizin örfünden sadece Islam’a uygun olani alabiliriz. Çagdaslik denen felakette ise her sey maddidir. Terbiye manevidir. Çagdasliktan aile terbiyesi anlaminda alacagimiz hiçbir sey yoktur.
Sorunsuzluk Dönemlerinde de Sorunlu Dönemler Gibi Davranmak Sorun Üretir
Aile hayatinda hesap sormada ölçüyü tutturmak en ince noktalardan biridir. Kadin, erkek veya evlat olarak neyin hesabinin sorulacagini neyin sorulamayacagini bilmek durumundayiz. Bunun için su hususlari dikkate almaliyiz.
1 -Hesap sormanin sorunlu dönemler disinda ana hususlarla sinirli kalmasinda fayda vardir: Farzlarini yerine getirme, kendisini haramlardan sakinma, Islam toplumunun içinde bulundugu kosullara uygun olarak kendisine düsen teblig ve diger görevleri yerine getirme…
2- Erkek ve kadinin ayni çatida bir araya gelmesi bile lisan-i hâl ile bir hesap sormadir. Sorunsuzluk durumlarinda hesabi söze dökmemek gerekir. Çünkü bu durum hesabi siklastirir. Siklastirilan önce anlamsizlasir, sonra sikar. Sikinti huzursuzluga yol açar.
3- Ana hususlar disindaki hesaplarin da ana hatlarda kalmasinda yarar vardir: Ailenin onurunu ve haklarini korumak; israftan kaçinmak, akraba haklarina riayet, çocuklara zaman ayirmak…

Günümüzün dar ekonomik kosullarinda kadinin “Basibos birakmamaliyim, hesabini sormaliyim” diyerek her aksam kocasini karsisina alip ona yevmiyelerini ‘nerede harcadin’ diye sormasi, aldigi gazeteden, ayakkabisindaki baga kadar onun için fiyat listesi tutmasi sanilanin aksine aile saadetine katkida bulunmaz. Aksine çogu zaman ailenin tek çalisan ferdi olarak erkegin bir ruh darligi yasamasina, çalismasinin kendi ruh dünyasinda anlamsizlasmasina neden olur ve ne yazik ki olmaktadir.
Buna karsilik kocanin ev ekonomisi hakkinda sordugu her soruya karsilik kadinin “Görmüyor musun? Yoksa bizden habersiz misin?” diyerek hesap vermeyi anlamsiz bulmasi da aile saadetine katkida bulunmamaktadir.
Rabbim, bizlere ölçülü davranmayi ve mü’min oldugumuzu hayatimizin hiçbir asamasinda unutmamayi nasip eylesin!

 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #5 : 07 Haziran 2011, 13:41:15 »

AILE KURUMUNU KORUMAK-6

Aile Saadetinin Temeli Kanaatkâr Olmaktir
“Müslüman olup da rizki yeteri derecede (ne az ne çok) kilinan ve Allah’in kendisine verdiklerine kanaat eden kisi süphesiz ki kurtulusa ermistir.”( Müslim)
Dünya hayatinda imkânlar sinirli; istekler sinirsizdir. Nefis buldukça ister; istedikçe tatmin olmaz; tatmin olmayinca huzursuzluk çikarir; sahibine, çevresine ve alakadar oldugu diger sahislara sikinti verir.
Çokla tatmin olmayan nice insan vardir; saadeti asla tatmamislardir; azla yetinenler vardir; yokluk onlari asla saadetten alikoymamistir.
Insanin doyumu, doyabilecegi kadar çok bulmasinda degil; “Zenginlik, mal çoklugu ile degildir. Zenginlik, gönül zenginligidir.” (Buhari, Muslim) hadis-i serifinde ifade edilen gönül zenginligindedir.
Gönül zenginligi, kanaatkâr olmaktir. Kanaatkâr olmak, “elindekinden hosnut olmak, kavustugunu yeterli bulmak, alabildigiyle yetinmek, fazlasini istememek”tir.
“Fazla” dedigimiz, ihtiyaci asandir; ancak ihtiyaç da görecelidir. Kimisi için, ihtiyaç iki göz ev; kimisi için görkemli bir kösktür; hatta saraydir, hatta kendisinden baska kimseye ait olmayan bir adadir; hatta bütün dünyadir. O hâlde “ihtiyaç” konusunda da bir terbiyeye, sinir tespitine, “doyum noktasi” belirlemeye ihtiyaç vardir.
Serbest birakilmis bir nefsin doyumu yoktur; nefis buldukça ötesini talep eder; onun bir yerde durdurulmasi gerekir. “Doyunca dururum” görüsü, bir hakaret ve aldanmadir; çünkü doymadan duramamak hayvanî bir hâldir; hayvanlar, mideleri doluncaya kadar almaya devam eder; insani bu özellige büründürmek ona bir hakarettir. “Doyunca dururum” görüsü, bir aldanmadir; çünkü “Doyum yoktur; Doyduguna inanmak vardir” ki bu da kanaattir. Kanaatkâr olmak, bu yönüyle kisinin kendisi için bir doyum noktasi belirlemesi, ona ulasinca kendisini durdurmasi ve daha fazlasini istememesidir.

Hz. Enes (radiyallâhu anh) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoglu için iki vadi dolusu mal olsaydi, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoglunun iç boslugunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.” (Buhari)

Doyum noktasina kadar istenenler ihtiyaçtir. Doyum noktasindan sonrakiler tutkudur. Tutku, maddi degildir; maddi olanla sinirlanmaz. Insan, tutkusuna teslim olunca onu maddi olan karsiliklar degil, sadece iman ve onun neticesi olan kanaat durdurur. Örnegin, kisi önce yerlesebilecegi bir ev ister; eger istegini o noktada kanaatle durdurmazsa evini baskasinin eviyle karsilastirir, daha iyisini ister, sonra daha iyisini, daha iyisini, daha iyisini…


Arzularimizi Isyana Dönüsmeden Durdurmaliyiz
Saadetin ilaci, çokluk degil; sükürdedir; dolayisiyla kanaatkâr olmadadir. Aza kavusup da ona sükrederek mesud olanlar vardir. Çogu bulup da sükretmeden mesud olan yoktur.
Kanaatsizlik, tatminsizlik hâlidir; tatminsizlik hâli; önce bir arzu(iç istek) olarak kendisini gösterir. Arzu durdurulmayinca egilime dönüsür, noktalanmayinca hayale dönüsür. Hayal sinirlandirilmayinca kisiyi gerçeklerden uzaklastirir; kisi kendi imkânlarini düsünmez olur. Imkânlariyla örtüsmeyen sözler söyler; böylece o iç istek, o arzu dillendirilen istege dönüsmüs olur; bu da karsilik bulmayinca isyan hâlini alir. Insanin kendisine karsi isyani, çevresine karsi isyani ve nihayet Rabbine karsi isyani.
O hâlde kanaatsizlik hâli daha bir egilim hâlindeyken, daha insanin hayal dünyasina hâkim olmadan durdurulmali ve tedavi edilmelidir. Kör tutkudan kurtulmanin yolu budur. Bu yol, arzularin helal, haram sinirlari dikkate alinarak takva dairesinde ve imkânlar dogrultusunda yönlendirilmesini gerektirir.
Ihtiyacimiz olduguna inanmadigimiz hiçbir sey, ihtiyacimiz degildir; bize baski yapmaz, bizi bir sey yapmaya zorlamaz, hele isyan etmeye hiç sürüklemez. Insan, arzusunu (egilimini, iç istegini) sinirlandirmazsa ihtiyaci olmayan seyleri ihtiyaç sanir, o sözde ihtiyaca kavusmaya çalisir, kendisine engel oldugunu düsündügü kisileri rahatsiz etme yoluna gider ve tikandigi noktada durmazsa Rabbine karsi çikar ki Rabbine karsi çikandan daha zararli kimse yoktur. Rabbine karsi çikanin bütün ihtiyaçlari karsilanmis görünse de hiçbir ihtiyaci karsilanmamistir, o gerçek saadete, asil hürriyete kavusmamistir; dünya hayatinda kendisini aldatarak gülse de ahirette, o aldatmanin bittigi ve insanin mutlak gerçekle yüz yüze kaldigi yerde sonsuz azaba duçar olacaktir.
Huzursuzlugumuzun Kaynagi Suurumuzu Asan Isteklerimizdir
Kör maddeciligin, mana düsmanliginin “tek gerçek” ve “hakiki mürsid” diye ders olarak okutuldugu, iliskilerde maneviyatin yok sayildigi, degerlerin ellerdeki maddi güçle ölçüldügü, insanligin karne notunun maddi imkânlara göre dolduruldugu bir çagda yasiyoruz. Öyle bir çag ki insanlari ekranlar yönlendiriyor ve ekranlar, bize hep elde ettigimizden daha iyi görüneni tanitiyor, bizi elimizdekinden tiksindiriyor, elimizde olmayanlara karsi içimizde ancak iman ürünü bir kanaatkârlikla gemlenebilecek bir arzu, bir istek olusturuyor.

Istemek… Düsünmeden… Gerçeklerimizi göz önünde bulundurmadan… Imkânlarimiza bakmadan istemek… Huzurumuzun canina kiyiyor, bizi farkinda olmadan manayi unutup maddeyle tatmin olabilecegini sananlarin safina kaydiriyor. Bizi biz eden suuru bize kaybettiriyor, bizi biz eden suuru kaybedince, baskasi oluyoruz, varlarimizin yok oldugunu saniyoruz, çoklarimizin yetersiz oldugunu düsünüyoruz, o yetersiz olan maddi seyleri bulunca gerçekten tatmin olacagimizi hesapliyoruz. Ahirette yüce Rabbinin rizasina kavusmadan mutlu olamayacagini bilmeyenler gibi bakiyoruz esyaya ve esyaya kavusmak için çirpiniyoruz. Esyayla aramizda engel olanlari vurmaya, onlari ezmeye basliyoruz.

Kanaatkârlik Sadece Maddi Durumla Ilgili Degildir
Aile söz konusu olunca kanaatkâr olmak elbette maddi durum için çok önem kazaniyor. Ancak kanaatkâr olmak sadece maddi durumla ilgili degildir.
Ekranlar, tanitimlari bizim ihtiyacimiza göre degil, mal sahiplerinin daha çok mala kavusma istegine göre yapar. Kadinlarimiz, ekranlara ve çevreye bakip maddiyat konusunda bir mü’minin doyum noktasini asan isteklere kapilir; dünya metai için kendisinin de kocasinin da çocuklarinin da yakinlarinin da dünyasini berbat eden tartismalari baslatacak istekleri gündemi getirir.
Ekranlar, gizli kalmasi gerekenleri ifsa eder; sergilenmeyecekleri gözlerin içine sokar. Erkeklerimiz, ekranlardaki sahte dünyalara kapilip kendisi için sahte bir dünya üzerinden sahte bir cennet insa etmenin hayaline düser. Haniminda kusur arar, bulamayinca kusursuzlugu çoklukta görmek ister ve buna gerçekten ulasabilecegini sanir. Oysa kanaat etmeyen çokla doyuma ulasmaz, çogu bulan kanaatsiz, daha çogunu ister.
Aile ancak kanaati bulunca saadeti bulur. Malda kanaat, sevgide kanaat, bir arada bulunmakta kanaat, evlat sahibi olmakta kanaat, huzurda kanaat… Bunun için kadere iman etmek, kismete razi olmak ve dünya hayatinda hakkiki saadetin ancak Rabbe sükürde oldugunu bilmek gerekir.
Insanin imtihani aynidir, ancak imtihan araçlari farklidir; kimisi yoklukla imtihan olur; kimisi çoklukla. Çoklukla imtihani kazananlarin sayisi, asla yoklukla kazananlarin sayisindan çok degildir. Aksine mü’minler, genellikle yoklukta degil; çoklukta imtihani kaybetmislerdir ve yine mü’mini harap eden çogu zaman harama meyil degil, helal olanda haddi asmaktir, helal olanda sinir tanimamaktir, helal olanda asiri heves edip doymak nedir bilmemektir.
Kendi gerçeginden uzaklasan erkek veya kadin, yol aldikça dogrulardan, aile saadetinden uzaklasir ve artik her sey onun gözünde yok olur. Ona sorarsaniz elindekiler az degildir; elinde hiçbir sey yoktur. Dogrusu o farkinda olmadan mana yoksunluguna düsüp maddi olanin içine gark olmustur, yanlis kiyasin neden oldugu yanlis hayaller onunla gerçekler arasindaki bagi koparmistir. Ilaç kanaattir, kanaattir, kanaattir…
Suur ehli olan, yokluga ragmen sükreden bir kul olabilmenin keyfini dünyanin bütün mallarina degistirmez.

Kutu… Kutu… Kutu…
Gerçek Bir Hikâye
Kisisel gelisim dersleri veren bir uzman dinlemistim. Kendisi, huzursuz is adamlarina hem basari dersi veriyor hem de onlarin çogu zaman kanaatsizlikten kaynaklanan hastaliklarini ücret karsiliginda tedavi ediyordu. Bir türlü tatmin olmuyorlar, diyordu. Kaybettikçe mutsuz oluyorlar, buldukça daha fazlasini niye bulmadik, neden önümüzde olan var deyip bir daha üzülüyorlar, diyordu. Bir gün onlarla uzun bir konusmanin ardindan disari çikmis uzman ve ayakkabisini boyattigi bir ayagi ve bir eli sakat boyaciya sormus: “Hayatindan memnun musun?” Neden memnun olmayayim ki agabey demis boyaci; “Rabbime sükürler olsun, benim gibi sakat da olsa bir esim var, bence dünyanin en iyi kadini, iki göz bir gecekondum var, bana göre kösk; iki de çocugum var, Allah herkese onlar gibisini nasip etsin! Ben daha ne isteyeyim Yüce Yaradan’dan?” bunlari söylerken sevincinden adeta gözlerinden yas akiyormus. O gün bir daha anladim diyordu uzman, mesut olmak, kisinin kendi halinden memnun olmasidir, kanaatkâr olup sükretmeyi bilmesidir. Insani, mutlu eden bulmasi degil, buldugunun kimden geldiginin fark etmesidir.
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ehlibeyt'ten Aile Örnekliği İslami Hayat Tarzı vuslat 0 240 Son Mesaj 12 Eylül 2007, 23:43:22
Gönderen: vuslat
Aile Hukukunca Aid Faziletleri İslam'da Aile Hayatı MERXAS 2 310 Son Mesaj 29 Nisan 2008, 12:26:58
Gönderen: Şehid Rehber
Aile İçi Etkinlikler Çocuk Dersleri MERXAS 1 230 Son Mesaj 23 Temmuz 2009, 09:33:26
Gönderen: _uMuT_
gözün sıhhatini korumak Tıp/ Sağlık/Şifa _uMuT_ 2 280 Son Mesaj 01 Ağustos 2009, 15:53:58
Gönderen: _uMuT_
Aile Reisi Peygamberimiz (SAV) İslam'da Aile Hayatı KeRvAnCaN 2 210 Son Mesaj 03 Nisan 2010, 10:48:44
Gönderen: KeRvAnCaN
Aile Nedir? İslam'da Aile Hayatı гüъεyyε 0 209 Son Mesaj 30 Aralık 2010, 15:51:02
Gönderen: гüъεyyε
Aile Kurumunu Yıkan Hususlar İslam'da Aile Hayatı MUHACİR 7 252 Son Mesaj 07 Haziran 2011, 13:10:07
Gönderen: MUHACİR