0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Aile Kurumunu Yıkan Hususlar  (Okunma Sayısı 252 defa)
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« : 07 Haziran 2011, 10:05:51 »

Aile Kurumunu Yıkan Hususlar - 6
Boşanmak ya da Boşanmaya Sürüklemek Çözüm Değildir
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.(Enam, 162)”
Ayet-i kerimede ifade edildiği üzere, mü’minlerin hayatları ve ölümleri Allah için olduğuna göre evlilikleri de boşanmaları da Allah içindir ve ilahi rızaya uygun olmalıdır.
Nikah kıyılırken amaç Allah-u Teala’nın helal ettiği ve Resulullah’ın “kendi sünneti olarak” ifade ettiği bir beraberlik oluşturmaktır.
Bu beraberlikle kadın ve erkek bir araya gelerek Rabbimizin dilediği yönde bir dünya kurar. Hz. Adem (as) babamız ve Hz. Havva annemiz gibi sonraki neslin bir çekirdeğini oluşturur. Evlenmek sadece bir helalden istifade etmek değildir; aynı zamanda bir görev üstlenmektir. Bu görev, evlenen kişilere birbirlerine karşı,
Birbirlerinin akrabalarına karşı
Çevrelerine karşı
Ümmete karşı
İnsanlığa karşı bazı sorumluluklar yükler.
Evlilik nasıl Allah rızası için ve Allah’ın emirlerine uygun olmalıysa boşanmak da Allah rızası için ve Allah’ın emirlerine uygun olmalıdır.
Evlenmek normal bir durumdur; ayrılmak ise anormal… Boşanmak, bir dayanamama, üstlenilen vazifeyi sürdürememe, sorumluluklarını terk etme hâlidir. Ayrılmanın, bir haneyi yıkmanın kabul edilebilir nedenleri olmalıdır.
Ayrılma isteğinde bulunan kadın veya erkek,
Ben, bu evi niye yıkıyorum?
Ben, bu evi yıksam hangi noktada Allah-u Teala’nın rızasını kazanacağım, hangi sevaba ereceğim, hangi mükafatı kazanacağım?
Ben, bu haneyi dağıtırsam kime ne fayda dokunacak?
Ben, bu haneyi dağıtırsam kim ne zarar görecek?
Sorularına cevap aramalı, bulduğu cevapları gerekirse ehil insanlarla tartışmalıdır.
İslam, insanlığın yararını esas alır; bunun için evlenmeyi teşvik etmiştir. “Evlenin, çoğalın, zira Ben, kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” diyor Resulullah (S. A. V.).
Evliliği sürdürme noktasında ise İslam orta yolu tercih eder; insanı çaresiz bırakmaz. Katolik Hıristiyanlığı gibi boşanmayı yasaklamaz. Ama Protestan Hıristiyanlık ve insanlığı köleleştirici Yahudiliğin koalisyonundan oluşan liberal düşünce gibi boşanmayı alelade bir yol haline de getirmez. Boşanmayı ancak zorunlu durumda başvurulan bir hâl olarak görür.
Bir Hadis-i Şerif’te Resullah (S. A. V.), “Allah u Teala katında helallerin en sevimsizi boşanmaktır” buyurmaktadır.
Boşanma isteğinde bulunan “Ben, neden bu en sevimsiz hâle düşüyorum” diye kendisine sormalı, bu sevimsiz hale sürüklenişte kendi payına düşeni mutlaka bulmalıdır.
Ne yazık ki her programın, adeta, Allah (cc) nasıl istiyorsa biz tersini yapalım niyetiyle düzenlendiği modern dünyada evlilik neredeyse gereksiz görülür. Bir aile kurmak, fertler için bir ayrıntı, bir yük, bir iş bilmezlik, bir sıkıntıya girme gibi tasvir edilir.
Zayıf yanlarından istifade edilerek kadınlar geç yaşta evliliğe ve evlenince de en basit sorunda boşanmaya teşvik edilir. Boşanmayı başarmak kadın için büyüklüğünü, hak sahibi olduğunu ispat olarak anlatılır. Kadına adeta “Boşanmayı başarırsan insansın” denir.
Kadınların boşanması için ücretsiz boşanma danışmanlığı hatları kurulur, kimi yerlerde ücretsiz hukuk servisi yapılır. Aile yapısını dağıtan kadın için cazip gelebilecek bir hayat inşa edilir.
Boşanmak, aşırı varlıklı ve sorumluluk duyguları zayıflamış toplumların bir alışkanlığıdır. Ama günümüzde hayatlar birbirine karıştırılıyor ve o azınlığın hayat tarzı toplumun bütün kesimlerine dayatılıyor.
Geçmişte kimi dönemlerde Müslümanlar arasında boşanma isteği kimi sorumsuz erkekler için bir alışkanlık iken, minberlerde bu tür erkeklerin tavrı kınanırken bugün boşanma isteği bir kadın alışkanlığı hâline geldi.
Üstelik geleneksel toplumlarda kadın, boşanma isteğini istisnalar dışında açıktan ifade etmiyor; sadece erkeğinin evliliği sürdürme kararlılığını zorluyor, onu usandırma, bıktırma yoluna gidiyor. Sonuçta ya erkek kadına mahkum oluyor, adeta esarete sürükleniyor ya da erkek, buna razı olmayıp boşanma isteğinde bulunuyor.
Şuursuz kadın, evliliği bitme noktasına geldiğinde “Ben, boşanmayı istemedim ki?” diyor. Çünkü ne yaptığının farkında değildir. Modern propagandanın te’siri altını girmiştir. O propagandanın onu gerçekten daha güçlü bir kadın, erkeğe hükmedebilen bir kadın yapacağını sanmaktadır. Oysa o propagandayı yapanların amacı evlilik kurumunu bitirmektir. Ona bilmeyerek tabi olan kadın, evlilik kurumunu bitirmek üzere programlanmış kadındır. Her seferinde “Ben ne yaptım ki?” derken haklılığını değil, şuursuzluğunu ispatlar.
Hem başka toplumlara özgü bir hayatı kocaya dayatacaksın, bize ait olmayan kalıpları getirip onu o kalıplara oturtmaya çalışacaksın hem de “Ben, hiçbir zaman ayrılığı istemedim” veya “Ben, bu aileyi dağıtmak için ne yaptım ki?” diyeceksin. Öğrenim düzeyi ne olursa olsun bu hâldeki kadın cehalet içindedir. Tutumlarının sonucunu düşünmeden davranmaktadır.
Doğru veya yanlış kararlarda kendisine tabi olan bir erkek…
Kendisine en üst düzeyde ekonomik koşullar hazırlamak için sürekli çalışan bir erkek…
Kendisi için anne babasına bakmayan bir erkek…
Kendisi uğruna akrabalık bağlarını koparmış bir erkek…
Bir tür satın alınmış bir erkek…
Kadın, bu istekte bulunurken farkında olarak veya farkında olmayarak yozlaşmış bir modernlik, çağdaşçılık peşindedir. Modern olma, çağdaş olma isteğindedir. Ama aynı kadına madem modern bir erkek istiyorsun, kocanın modern kocalar gibi savruk yaşamasını da ister misin, diye sorulsa muhtemelen irkilecek ve “Olur mu öyle şey?” diye tepki gösterecek; Müslüman erkek, Müslüman gibi yaşamalı, diyecektir.
İyi de kadın… Erkeğe hükmederken gavurca… Erkeğin hayat tarzına gelince Müslümanca…Bu nasıl çelişki?
Boşanma isteğinin pek çok istisna nedeni vardır. Bunlardan kimileri haklı gerekçelere de dayanmaktadır*. İstisnaları bir kenara bırakalım.
Erkeği boyun eğmeyle ayrılma isteği arasında bırakan kadın tutumunun çok önemli bir kısmı, “modern” ve aynı zamanda “çekirdek” aile programını benimsemeye dayanmaktadır. İslamî bir hayat tarzına tabi olan kadınlarla ilgili bir anket yapılacak olursa pek çoğunun evliliği kendileri ve eşleri için zorlaştıran tutumlarının altında “çekirdek aile” isteğinin yattığı görülecektir.**
Erkeğinden şikayetçi olan kadın, “Aslında kocamdan memnunum ama yakınları aramızı bozuyor” diyecek, farkında olmadan “akrabalık bağlarının bulunmadığı gayri İslamî bir topluma” duyduğu özeni ifade edecek.
Erkeğe de sorulduğunda erkek “Aslında memnunum ama anneme-babama bakmıyor; yakınlarımla olması gerektiği gibi ilgilenmiyor” diyecektir.
Sözler farklı kişilere ait olsa da aslında merkezde olan kadındır. Akrabalık bağını reddeden veya bu bağın getirdiği sorumluluğu taşınmaz bir yük olarak düşünen bir kadın…
Müslüman kadın… Hem bir İslam toplumu kurmaktan söz edecek hem de İslam toplumunun esası olan akrabalık bağına karşı savaşacak… Olacak şey mi?
Müslüman kadın… Hem Allah yolunda evlatlar yetiştirmekten dem vuracak hem de evladı anne-babasından koparacak… Mantığa sığar mı?
Müslüman kadın… Fedakârlıktan, Allah (cc) yolunda zahmete katlanmaktan söz edecek ama bizatihi kocasının kendilerine bakmakla sorumlu olduğu çoğu bir veya iki yaşlıya bakmayı ağır bir yük olarak görecek? Onlara bakmayı modern toplumlarda olduğu gibi bir tür kölelik diye anlatacaktır.
Müslüman kadın… Kötü toplumlarda insan, yaşlanınca huzur evlerine mahkum olur diye üzülecek ama kendi ihtiyarlarına huzur evlerine muhtaç olmaya sevk edecek bir hayatı dayatacaktır. Vicdana sığar mı?
Müslüman kadın… Salih ameli sadece Allah rızası için yapmaktan söz edecek. Ama yaşlı insanların yakınmalarını bile onlara hizmet etmemenin gerekçesi yapacak.
Müslüman kadın… İlahi emirlere uymaktan söz edecek. Ama kendisine bu noktalarda iyilik tavsiye eden, ilahi emirleri hatırlatan erkeğini “kendi duygularını sömürmekle” meşhur ifadeyle “dini kendisine karşı kullanmakla” suçlayacak.
Müslüman kadın… Kendisini mazlum sanırken farkında olmadan zalimin ta kendisi olacak…
Dehşet bir durum…
Müslüman kadın yeniden düşünmek hem de bin kez düşünmek zorundadır. Boşanmak çözüm değildir. Ama Müslüman erkeğin boşanmaktan kaçınmasını ona karşı bir silaha dönüştürmek hiç çözüm değildir. Müslüman erkeği, onurluca bir İslamî aile hayatından uzaklaşmaya zorlamak, gayri İslamî bir toplumun temellerini atmak için modernizmin bir kölesi, o propagandanın parasız bir neferi olarak çalışmaktır. Allah Allah deyip gayri İslâmi olan, İslam’a karşı oluşturulan yeni dünya düzenine hizmet etmektir.
Bunun sonu dünyada hüsran, ahirette hüsrandır; cehennem ateşidir.
Göz göre göre cehenneme yakıt taşımak… Cehenneme yakıt olmak…
Allah (cc) muhafaza buyursun…

*Müslüman kadın, kendisine gayri İslamî bir hayatı dayatan erkeğe sadece evliliği sürdürme adına tabi olamaz. Erkek, ondan Allah’ın emirlerine isyan etmeyi istiyorsa, çocuklarını gayri İslamî yetiştirmeye zorluyorsa Müslüman kadın buna direnmek durumundadır. Bunun uğruna boşanmayı göze almak durumundadır. Erkek, Allah’a isyanıyla kadın için ve çocuklar için bir yük olmuşsa Müslüman kadın bu yükten kurtulmayı bilmelidir. Bu konuda örfü fazlasıyla önemsemek de çok doğru değildir.
**“Çekirdek aile” denen modern zaman ailesi, Müslümanlar arasında neredeyse “istenen aile”, “ideal aile” gibi algılanmak üzeredir. İslam’ın harem-selam ile ilgili hükümlerinin yanlış yorumlanmasının da yol açtığı bu algı, Müslümanları farkında olmadan modern aileye benzetmektedir. İslam’ın harem-selam hükümleri ile akrabalık bağlarını koparma arasında ince bir çizgi vardır. Ancak bu çizgi korunduğunda harem-selam hem mesut aileler oluşturur hem de akrabalık bağları kopmaz. “Bir karı-bir koca mutlu olur gideriz” tutumu bencilce bir tutumdur. Hiçbir bencillik, gerçek bir saadet sağlamaz.
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
şura@
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1013


şehid şeyh sait


« Yanıtla #1 : 07 Haziran 2011, 10:55:34 »

paylaşım için Allah razı olsun

okudum ama rengi kırmızıydı diye çok zorlandım
Moderatöre Bildir   Logged

değersiz dallarda asılmama pervam yoktur muhakkakki mücadelem Allah ve din içindir.
ahde-vefa
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 56



« Yanıtla #2 : 07 Haziran 2011, 11:25:57 »

güzel paylaşım.......

şimdiki zamanda evliliğn kavramı cok azalsada ne anlama geldiği pek umursanmasada ,,önce insanlar bencilliği bırakmalı...,neden evlendiğini,niçin evliliğin  olduğunu,neler yapılması gerekdiğini,,,evlilik aşamasında tek birey değilde bir bütün olabileceğini insanları fankında  olmadıkca pekde evliliğin fazla sürebileceğini sanmıyorum..bir kere benlik-bencillik ortadan kalkmalı artık evli olduğunu sorumluluk sahibi olduğun fakında olmalı insanlar yoksa ne ne kadar evlilik olsada maalesef ki boşanmaya mahkum gibi şeylere sürekleniyor insanlar...Allah emin bir biçimde gercek bir müslüman gibi Allahın emirleri nelerdir neler yasaktır anlamayı,yaşamayı nasip etsin gercek mü'minlere.....amin
Moderatöre Bildir   Logged

Münafıklık alameti üçtür; yalan söylemek, vadini yerine getirmemek, emanete hıyanet etmek.” buyurarak ahde-vefa'nın önemini bildirmiştir..
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #3 : 07 Haziran 2011, 12:53:54 »

Aile Kurumunu Yikan Hususlar 1
Aile, öncelikle hayat içinde bir alandir ve hayatin bütün alanlarinda koruyucu olan, ilahi emirleri yerine getirmektir; yikici olan ise Rabbim muhafaza eylesin, ilahi emirlere isyan etmek, günaha bulasmaktir.
Ilahi emirler, bir bütün hâlinde Müslüman için bir kaledir. Günahlar ise, bir yangin. Ilahi emirleri hakkiyla yerine getirmek aileyi saadet bahçesi kilar; ilahi emirlere isyan ise büyük ve küçüklügüne göre birer kivilcim… O kivilcimlarin yaktigi yer söndürülmezse, onlara göz yumulursa, onlar küçük bile olsa yol alir ve aile bahçesini bir yangin yerine çevirir.
Ilahi emirlere isyanin pek çok kismi vardir. Bu sayimizda bu kisimlardan aile mahremiyetini ihlal üzerinde duracagiz.
Aile Mahrem Bir Alandir
“Kadinlar sizin için örtü, siz de onlar için örtüsünüz.” (Bakara: 187)
"Süphesiz ki kiyamet günü, Allah'in en çok ehemmiyet verecegi emanet, kari-koca arasindaki emanettir. Kari ile koca birbiriyle içli disli olduktan sonra, haniminin sirlarini erkegin etrafa yaymasi o gün en büyük ihanettir." (Müslim; Nikâh 123–124)
"Bir kul bu dünyada baska bir kulun ayibini örterse, kiyamet gününde Allah da onun ayibini örter.” (Müslim, Birr, 1/72 )
Aile, hem mekân hem sir baglaminda disariya kapali bir alandir. Ailenin bulundugu mekân, ister bir çadir olsun ister bir magara, “aile yasam alani”dir. Aile yasam alanina kimlerin hangi sartla girebilecegi, ayet ve hadislerde ayrintili olarak açiklanmis. Rabbimiz, Islam dönemi aile hayatini, disariya açik olan cahili dönem aile hayatindan kesin olarak ayirmistir.
"Ey mü'minler! Ellerinizin altinda bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinden henüz ergenlik çagina girmemis olanlar, sabah namazindan önce, ögleyin (sicak memleketler de öglen uykusu için) soyundugunuz vakit ve yatsi namazindan sonra (yaniniza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem halde bulunacaginiz üç vakittir. Bu vakitlerin disinda ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanina girip çikabilirsiniz. Iste Allah (c.c.) ayetleri size böyle açiklar. Allah, (her seyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nur:58)
“Çocuklar ergenlik çagina girdiklerinde, kendilerinden öncekiler izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. Iste Allah, size ayetlerini böyle açiklar. Allah (c.c.) alimdir, hakimdir." (Nur: 59)
“Bir kimse Peygamber Efendimize gelerek:
– Ya Resûlallâh, içeriye girmek için annemden de izin alacak miyim? diye sorunca Efendimiz:
– Evet, buyurdu.
Adam:
– Ancak ben onunla beraber ikamet etmekteyim, dedi.
Resûlullâh (s.a):
– Yine de izin almalisin, diye buyurdu.” (Muvatta, Isti'zân 1)
Mekân mahremiyeti, bu ve benzeri ayet-i kerimeler ve hadis-i serifler isiginda fikih kitaplarinin “Adap” basligi altinda uzun uzun açiklanmistir.
Suur ehli Müslümanlarin genelde mekân baglaminda aile mahremiyetini koruma konusunda bir sorunlari yoktur. Suur ehli bir Müslüman, baskalarinin mahrem mekânina girmez ve baskalarini kendi mahrem mekânina sokmaz. Asil sorun, “sohbet mahremiyeti”dir. Mekâna göre sohbetin sinirlari belirsizdir. Pek çogumuz, o mahrem alani asariz veya farkinda olmadan baskalarini kendi mahrem alanimiza tasiriz.
Günümüzde, büyük ailenin biraktigi boslugu, arkadaslik ve dostluk iliskileri doldurmustur. Özellikle sehir ortaminda arkadaslik ve dostluk iliskileri, büyük bir insanî ihtiyaçtir. Insanlarin birbirleriyle samimiyet kurmalari, beraberinde pek çok güzellik de getirir ve neredeyse büyük ailenin açigini kapatir. Insan hasta olur, arkadasi onun yardimina yetisir; insan kavgali olur, arkadaslari onu baristirir. Ancak ne olursa olsun, büyük aile hukuku, arkadaslik ve dostluk hukuku olarak uygulanamaz.
Insanlarin, kendilerini anlatma ihtiyaçlari vardir. Anlatilacak kisi, insanin bir akrabasi olur, derdine çare olacak bir ilim ve mesuliyet erbabi olur, bir doktor olur ama ailevi konularin konusulacagi yer ulu orta arkadaslik sohbetleri olamaz.
Nasil ki insanin arkadas veya dost olmasi, onlarin mallarini paylasmalarina dair bir hukuk olusturmuyorsa, aile hayatlarini da bir aileymis gibi birbirlerine açamazlar. Babalarina, annelerine, halalarina, teyzelerine söylemek durumunda kaldiklari sirlari herhangi bir arkadaslarina anlatamazlar. Bu noktadaki hassasiyeti de hep kadin erkek meyli seklinde de almamak gerekir. Ailenin sohbet ortaminin disariya açilmasinin, bunun ötesinde çok büyük sakincalari vardir ve günümüzde ailelerin dagilmasinin ana etkenleri arasindadir.
Ailenin sohbet ortami, ailevi iliskiler yönünden ailevi iliskilerin mekâni gibi mahremdir; daha dügün öncesinde kiyilan nikâhtan (günümüzde nisan döneminde kiyilan nikâh) itibaren bu alanin disariya karsi süzgeçlenmesi gerekir.
Ailevi sohbetlerin bir kapisi olmali; ne eslerin durumu disariya tasinmali ne de baskalarinin durumu o ortama getirilmelidir. Aile, çok özel bir alandir ve saadet için yogunlasmayi gerektirir. O alana disaridan getirilen her mevzu, o yogunlasmaya zarar verir; dikkatleri dagitir, yanlis karsilastirmalara yol açar. Kiskançliga, özentiye neden olur ve nihayetinde “ailevi sorun” teskil eder.
Islam, ailenin sohbet ortamini giybet, sir ifsa etme, dedikodu, sayia, gereksiz konusma gibi hususlarla ilgili getirdigi hükümlerle koruma altina almistir. Ailenin sohbet ortaminda bu hükümlerden birini bile ihlal, aile saadet bahçesine tutusturulan bir kivilcimdir; tedbir alinmazsa bir yanginin baslangicidir.
Sohbet mahremiyetinin ihlali birkaç asamali olur:
I. Asama:
Eslerden biri, arkadaslik ortamlarinda, sohbet dalginligi içinde ailevi ortamini anlatir. Esinin olumlu veya olumsuz davranislarindan söz eder:
“Dün kavga ettik.”…
“Bugüne kadar birbirimize hiç kötü bir söz söylemedik.”…
“Bir gün olsun, bensiz disari çikmamistir.”…
“Izin isteme aliskanligini bir türlü edinemedi.”…
“Kocam çok sinirli!”, “Kocam cimri!”, “Kocam, hep bos konusur.”…
“Kocam, halim selimdir!”, “Kocam, ne kadar harcasam karismaz”, “Kocamin agzindan bir bos söz çikmaz!” …
Böylece ailevi hayat disari tasinmis olur. Bunun övgü olmasi da olayin sakincalarini azaltmiyor. Çünkü övgü, hem disarida sikintilar dogurabiliyor hem de esler genellikle övgüyü takip ediyor. Eger, onlardan biri, bir gün övdügünden farkli davranirsa kendisinin yalanci konumuna düsürüldügünü düsünüyor ve buna daha büyük bir tepki duyuyor.
II. Asama:
O sohbet ortaminda bulunanlar, duyduklarini evlerinde ya oldugu gibi ya abartarak ya da yanlis anlasilmaya yol açacak kadar eksik anlatirlar.
Böylece,
1. Disaridaki hayat, ailevi sohbet ortamina gelir.
2. Eslerden biri veya ikisi, kiyaslamalara gider. Çok az veri üzerine kurulu bu kiyaslamanin yanlis neticeler dogurmasi, her zaman muhtemeldir:
“Onlar her gün kavga ediyormus; biz, bir gün olsun kavga ettik mi? Bunun kiymetini bil.”
“Bak, ne iyi kadinmis, bir de kendine bak!”
“Onu örnek al! Yoksa sana kötü davranirim!”
“Tipki sen, o nasil soruna yol açiyorsa sen de öyle soruna yol açiyorsun! Ama ben sana tahammül ediyorum.”
Derken söz sözü açar. Böylece ailevi sohbet ortaminin mahremiyeti ortadan kalkar. Baskalarinin hayati, gelip bizim hayatimizin ortasina girer. Hâlbuki aile, özel bir ortamdir. O ortam, ortak kabul etmez.
III. Asama:
Eslerden biri veya ikisi, aile mahremiyetini ortadan kaldiran bu fitne baslangicini disarida anlatir. Böylece hem ilk anlaticinin hem de onun üzerinde kendi ortamlarinda konusanlarin ailevi iliskileri üçüncü bir kisiye aktarilir.
Artik dedikodunun kapisi açilmistir. Esler, disarida kendilerinden olumsuz yönde söz edildigine dair bir duyum alir ve bu, aile saadet bahçesinde yanginin kendisi olur.
Velhasil, men oldugumuz islerde iyilik yoktur. Onlardan bütün kuvvetimizle sakinmak durumundayiz.
Devam edecek… 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #4 : 07 Haziran 2011, 12:57:52 »

 
  Aile Kurumunu Yikan Hususlar–2


Dedikodu
Söz, insana verilmis büyük nimetlerdendir. Insanin diger varliklar karsisinda bir ayricaligidir. Öyle ki kimi felsefe ehli, “Insan, konusan hayvandir” diyerek insanin biyolojik olarak hayvandan üstünlügünün sözden ibaret oldugu iddiasini ileri sürmüslerdir.
Nimet beraberinde bir sorumluluk getirir ve imtihan vesilesi olur. Insana verilmis her imkân, her ayricalik gibi “söz söyleme yetenegi” de ona bir sorumluluk yükler ve dünyadaki imtihanina farkli bir alan açar.
Insan, nasil ki malini israf edemezse hatta suyu bile israf etme hakkina sahip degilse, sözü de israf etme hakkina sahip degildir. Madem konusabiliyoruz; diledigimiz gibi ve diledigimiz kadar konusuruz, diyemeyiz. Basibos birakilmis bir varlik degiliz; biz de kendimizi basibos birakamayiz. Söz söyleme hürriyetimiz, söyledigimizin dogru, yerinde ve yararli olmasiyla sinirlidir. Bu siniri asmak, bizi baskasinin hakkina tecavüzle karsi karsiya getirir.
Dil, beyinle siki bir iletisim içindedir. Sözümüzün, aklin gümrügünden geçmesi gerekir. Eskiler, bin düsün, bir söyle, demisler. Söyledigimiz sözün dogrulugu, yerindeligi ve yarari konusunda bir kontrol mekanizmasina sahip olmaliyiz. Çünkü söylediklerimiz kaybolmuyor. Melekler tarafindan kaydediliyor. Hesap gününde dilimizin söylediklerinden sorumlu tutulacagiz. Bunu bize hatirlatan ayetler ve pek çok hadis vardir:
“Hakkinda bilgin olmayan seyin ardina düsme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunlarin hepsi yaptigindan sorumludur.”(Isra: 36)
“Kisi hiçbir söz söylemez ki yaninda onlari gözetip kaydeden bir melek bulunmasin.” (Kaf: 18)
“Kim Allah’a ve ahiret gününe inaniyorsa ya hayir söylesin ya da sussun.” (Buhari, Muslim)
“Muhakkak ki bir kul iyice düsünmeden bir söz söyler de o söz sebebiyle dogu ile bati arasindan daha uzak bir mesafeye yuvarlanir.” (Buhari, Muslim)
“Ademoglu sabaha eristiginde organlarin tamami dile müracaat eder ve söyle derler:
Hakkimizda Allah’tan kork. Biz seninle birlikteyiz. Eger sen dogru olursan biz de dogru oluruz, sen yoldan saparsan biz de sapariz.” ( Tirmizi)

Dedikoduda Giybet, Yalan ve Iftira Vardir
Dedikodu, Türkçe sözlüklerde genellikle “giybet” kavraminin karsiligi olarak geçer. Ne var ki bu, günümüzde eksik bir tanimlamadir.
Rabbimizin “Birbirinizi arkadan çekistirmeyin. Biriniz ölmüs kardesinin etini yemekten hoslanir mi?...” (Hucurat: 12) buyurarak bizi nehyettigi “giybet” her ne kadar dedikodunun içine giriyorsa da yeni dünyada “dedikodu” giybetten çok daha genis bir konusma alani kabul edilmektedir.
Giybet, birinin arkasinda konusmaktir. Genellikle belli bir süre içerisinde ve bir amaç dogrultusunda islenen bir günahtir. Giybet günahini isleyen kisi, genellikle ne yaptiginin farkindadir; onun suuru(kendini kontrol mekanizmasi) yerindedir. Amaci, hazirda olmayan kisiyi, hazirda olan kisinin katinda yipratmaktir, gözden düsürmektir.
Günümüzde dedikodu, giybet üzerine bina edilen ama ondan daha kapsamli,
-Bir “bos konusma”,
-Bir can sikintisi giderme,
-Insanlari çekistirerek eglenme,
-Hazirda olmayanlardan söz ederek hazirda olanlara hos vakit geçirme etkinligi olarak da kabul edilmektedir.
Bu tür dedikoduda amaç, giybetten farkli olarak hedef, hazirda olmayan kisinin yipratilmasi degil, dedikoduyu yapan ve onu dinleyen kisilerin zaman geçirip keyiflenmesidir.
Dedikoducu, çevresindekilerden ilgi görmek istedikçe ve ilgi gördükçe, denetimden çikar, adeta bir sarhosluk hâli yasayarak bir tür suur kaybina ugrar ve diline gelen her seyi söylemeye baslar. Dolayisiyla dedikodunun içinde giybet, yalan, iftira, alaya alma gibi konusmanin bütün olumsuz yönleri vardir.
Dedikodu, çagimizin bir hastalik ve eglencesi olarak kabul edilir. Bir eglence olarak dedikodu, günümüzde daha çok “zamani bos ve varlikli” kisilere özgü bir etkinliktir. Ne var ki bu günah etkinligi, televizyonlardaki magazin programlari üzerinden toplumun bütün kesimlerini tehdit etmektedir. Magazin programlari toplumu igfal amaciyla yayinlanir. Biz, bir yandan bu igfal programlarindan sikâyet ederken, öte yandan kendi hanemizi bir magazin sahasi haline getiremeyiz.
Dedikoducular Ruhen Hasta Kisilerdir
Insan bilimi üzerinde çalisanlar, dedikodu yapmanin nedenlerini söyle siralarlar:
1. Can sikintisindan kurtulmak için, hazirda olmayanlarin durumunu malzeme edinmek
2. Çevresindekilerle iletisim kurma ihtiyacini giderecek önemli bir sözü olmayinca baskalarinin pek bilinmeyen hayat alanlarina girmek, böylece dikkatleri üzerine çekmek
3. Kendisini çevresindekilerin gözünde “her seyi duyan, herkesin kendisine haber yetistirdigi, dolayisiyla önemli bir kisi” konumunda göstermek
4. (Giybet çerçevesinde) birilerini birilerinden nefret ettirerek kendisine yaklastirmak, birini kendisine baglamak veya etrafinda bir grup olusturmak ve o grubun iletisim ihtiyacini karsilayarak alan denetimini (grup liderligini) ele geçirmek
Dikkat edilirse bu özelliklerin hepsi ilimden yoksun, bencil, ihtirasli, ruhen hasta kisilerin özellikleridir.
Dedikodu önü alinmayinca aliskanliga dönüsür, insani sarar, kendisine bagimli hâle getirir. Sigaraya veya alkole alisan için bagimlilik ne ise dedikoduya alisan için de bagimlilik odur. Dedikodu aliskanligi, tövbe ve manen tedavi gerektirir.
Dedikoducu sifatini alan kisi, çogu zamanla iradesinin denetimi disina çikar; diline geleni söylemeden veya baskasindan dedikodu dinlemeden duramaz. Bunun için bulundugu her ortamda “Benden duymus olmayin ama” veya “Söylesem belki giybet olur”, “Hani kimseyi yipratma amacim yok gerçi” der, günahini mesrulastirir ve boguluncaya kadar ona dalar. Aliskanlik, çevreden ikaz edici bir tepki almayinca, aksine baskalarinin ilgisini çekince dedikoducu artik bu kendisinden menkul mesrulastirma ihtiyacini bile duymaz, dogrudan konusmaya baslar. Farkinda olmadan insanlarin etlerini yiyen bir giybet, yalan, iftira makinesine dönüsür.
Dedikodu Yapmak Da Dinlemek De Haram
Birbirimize iyiligi emretmek ve birbirimizi kötülükten alikoymakla mükellefiz. Dedikodu yapmamiz haram oldugu gibi, dedikoduyu keyifle dinlememiz de haramdir. Yanimizda dedikodu yapani uyarmak, onu bu ruhî hastaliktan uzaklastirmak durumundayiz. Bunu yapamiyorsak en azindan meclisinden kalkmaliyiz. Psikoloji üzerine çalisanlar, dedikodunun dedikoducu için bir sermaye oldugunu söylerler. Dedikoducu, dedikodu verir, karsiliginda ilgi alir. Onu dinlememek, bu sermayenin is görmedigini ona anlatmak anlamina gelir, bu da dedikoducunun hatasini anlamasina ve kendisine faydali konusma alanlari bulmasina vesile olur.
Dedikodu, Aile Yikar
Kari-koca iliskisi, hayatin en mahrem alanidir. Kari-koca hayati, geçen sayimizda anlattigimiz üzere, baskalarinin üzerinde en az konusacaklari ve en çok itinayla yaklasacaklari bir meseledir.
Ailenin kendine özgü bir manevi sahasi vardir. Aile bir kaledir. Aile, fertlerin sir tutma zirhiyla çevrelenmis bir siginaktir.
Dedikodu, bu manevi alani disariya saçar; zirhi deler ve kaleyi manen isgale ugratir. Eslerin kendileriyle ilgili hususlari disariya aktarmaya, kadinin koca veya kocanin kadinin arkasinda konusmaya hakki yoktur. Kari-koca olmak, insana birbirini rencide etme hakki vermez. Kadin, kocasinin islah olmasina ya da kocasindan hakkini almasina vesile olacak kisiler disinda baskasinin yaninda kocasindan söz edemez. Hele bunu, bir tür eglence hâline getiremez. Ayni durum koca için de geçerlidir. “Kendisinden söz ettigim kisi karimdir; kim bana ne karisir” tutumu, Islamî bir tutum degildir.
Ancak bundan daha büyük problem, kari-kocanin disarida duyduklari her seyi, süzgeçten geçirmeden “Kendi aramizda” veya “Bizim özel alanimiz” diyerek birbirlerine aktarmalari; bunu,
-Birbiriyle konusma(iletisim kurma) ihtiyacini giderme
-Sikinti giderme ve
-Baskalarinin kusurlari üzerinde eglenme araci haline getirmeleridir.
Haramda iyilik yoktur. Kari-koca arasindaki bu dedikodu meclisi, baslangiçta birbirini tanimaya ve aradaki muhabbetin artmasina vesile oluyor görünse de bu haram etkinlik, sonradan felakete dönüsebiliyor:
Dedikodu,
-Disariyi kapida durmasi gerekirken içeriye alir; eslerin dikkatini birbirleri üzerinden baskalarinin üzerine tasir.
-Yanlis kiyaslamalara yol açarak eslerin birbirlerinden beklentilerinin artmasina, bu beklenti karsilanmayinca da aile içi tartismalarin yasanmasina neden olur.
-Aileyi faydali konusmalardan, ilmî sohbetlerden uzaklastirir.
-Ailenin farkinda olmadan çevresindekilerin sirlarini arastirmasina, dolayisiyla dostlari arasinda bir tedirginlige yol açmasina neden olur.
-Aileyi dostlarina karsi gizli bir mahcubiyet içine sokar. Bu da dostlarla karsilasma durumunda birbirinin yüzüne bakamamaya neden olur. Aileyi çevresi içinde yalnizlastirir.
Rabbim, bizleri haram etkinliklerinden hayir bekleyenlerden eylemesin.
Devam edecek… 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #5 : 07 Haziran 2011, 13:02:05 »

Aile Kurumunu Yikan Hususlar–3
Bencillik
Aile, paylasma üzerine kurulmus bir kurumdur. Inancin paylasildigi kurum, sevincin paylasildigi kurum, derdin paylasildigi kurum, dostlugun paylasildigi kurum, malin mülkün paylasildigi kurum…
Esler, ayni inanç üzerinde olurlarsa mesut olurlar. Esler, sevinçte ortak olurlarsa mesut olurlar. Dertler, ailenin bütün fertlerini birlikte harekete geçirirse aile mesut olur. Dostluklarin nimetleri de zorluklari da ailede yanki bulursa aile mesut olur. Varlik, fertleri asip ailenin varligina dönüsürse fertler mesut olur.
Oysa bencillik, kisinin kisilere, esyaya ve olaylara sadece kendi çikar penceresinden bakmasi; kendisiyle baskalari arasina duvarlar örüp kendi mahallinden disariya her tür iyiligin tasmasini engellemesidir.
Bencilin veren eli, bencilin güldüren yüzü, bencilin ilim dagitan dili, bencilin sevindiren sözü, bencilin misafir doyuran konagi yoktur.
Benciller, tür türdür:
1. Mal Bencili: Iki türlüdür; biri modern zamanin hastalarindan çöp depolayan yaslilar gibidir. Sadece biriktirir; ona zevk veren, heybesinin dolu olmasidir. Kesesinin bosalmasini felaket olarak görür. Kendi sahsi için bile harcamaz. O, malin hizmetkâridir, kölesidir; ne kendisine hayri vardir ne de baskasina.
“Kadinlara, ogullara, kantar kantar yigilmis altin ve gümüse, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu sehvet insanlara süslü ve çekici kilindi. Bunlar dünya hayatinin metaidir. Asil varilacak güzel yer Allah katinda olandir.” (Âl-i Imran: 14)
“Her nefs, ölümü tadicidir ve lâkin amellerinizin karsiligi kiyamet günü ödenir. O vakit kim atesten uzaklastirilir ve cennete sokulursa o takdirde o kurtulmustur. Ve dünya hayati, aldatici metadan baska bir sey degildir.” (Al-i Imran: 185)
Bu ayetlerdeki yüce mesaji unutan bu tür kisilik bozuklugu içindeki insanlarin, bir benligi, enaniyeti ve kisiligi dahi yoktur. O, malin kuludur; mal-mülk için her hizmeti yapar, her yolu mesru bulur; yorulur, el açar, yalvarir, aglar, kir içinde kalir, sagligi bozulur ama neticede biriktirmisse çektigini unutur. Topladigi mala bir bakis, onun için her seye bedeldir.
Ona hakaret edebilirsiniz, onu haksiz yere çalistirabilirsiniz yeter ki onun malini azaltmayin ve ondan mal istemeyin.
Bunun hâlleri Mü’min olmanin bütün gerekliliklerine aykiridir. Suur ehli Mü’minler bu hastaliktan beridir.
Diger mal bencili ise nefsine düskündür; sadece kendi hizmetkâridir, mali kendisi için toplar, ondan zevklendikçe mutlu olur, çok harcar ama baskasini asla istifade ettirmez; yer yedirmez, giyer giydirmez.
Bu nefsanî hastalik ne yazik ki çok yaygindir. Bunun ilk asamasi, ilk basamagi kisinin önce kendisini görmesi; doyunca, artinca baskasina vermesidir. Bu hastalik daha bu asamada iken üzerine varilmaz ve tedavi edilmezse asama asama gelisir ve kisinin “sadece kendisini görmesi; doysa ve artsa bile baskasina vermemesi” hâline dönüsür ki bu bencilligin son asamasidir.
Mü’min veya mü’mine herkes, kendisini bu noktada test etmek durumundadir: Ben, mal mülk noktasinda bencil miyim? Bencilsem ne kadar bencilim, bencilligin hangi asamasindayim?
Kuskusuz ki zekât veren ve Rabbimizin Kur’an-i Kerim’de emrettigi sadakalari sahiplerine ulastiran “benciller” sinifindan degildir.
Ancak geçmise ait bir toplumsal hastalik var ki o da bir tür aile içi bencilliktir: Kisinin disariya karsi “infak” görevini genellikle yerine getirirken aile içinde kendi nefsini kayirmasi. Bir babanin güzel giyinirken haniminin ve çocuklarinin giyimine harcama yapmakta eli siki davranmasi, disarida yeme konusunda savurgan iken eve getirmede asiri tutumlu olmasi bu bencilliktendir. Bunun temelinde “sevgisizlik” vardir denir, dogrudur ancak hep o degildir; kisinin kendisini asiri sevmesi ve farkinda olmadan harcama hakkini sadece kendisine ait bulmasi da bunun nedenleri arasindadir. (Farkinda olmadan diyoruz çünkü ona bunu sordugunuzda belki “Öyle sey mi olur? Kazanan hep ben olsam bile ben ailemi geçindirmekten mesulüm, onlarin da kazancim da hakki vardir” diyecektir.) Bu noktada çogu zaman bilinçle amel arasinda bir uyumsuzluk vardir ve kisinin kendi havasina kapilip inandigina aykiri bir duruma düsmesi söz konusudur. Allah’in izniyle nasihat bu durumda olanlara fayda verir, onlari düsündürür ve durdurur.
2. Sevinç ve tat bencili: O, “Farzlardan sonra en kiymetli amel, bir mümini sevindirmektir. (Taberani)” , “Allahu Teâlâ, bir Müslüman’in sikintisini giderip, onu sevindireni, kiyamette en sikintili anlarda sikintilardan kurtarir” (Buhari) hadislerinden habersizdir.
Sevincini baskalariyla paylasmaktan kaçinir. Güzel bir haber aldiginda bunu ailesinden saklar, ailesinin kendisi gibi sevinmesini gerekli görmez.
Konu aile gibi küçük bir alandaki bir kurum olunca meselenin en küçük noktalarina dikkat etmek durumundayiz.
Bir babanin çocuklarini sikintiya sokma ugruna sadece keyif olsun diye sigara içmesi, parasini gezip tozmak için harcamasi bir bencillik türüdür.
Bir annenin evin esya düzenini sadece kendi dilegine göre kurmasi, mutfak programini sadece kendi istegine göre ayarlamasi veya yemegin güzel taraflarini kendisine ayirmasi da bencillik isaretidir ve çogu zaman aile içi fitnenin baslangiç noktalarindandir.
Bir çocugun sofrada kardeslerinin elini itmesi, onlarin önündeki güzel lokmayi kapmasi, evde saklanan sekerleri gizlice alip tek basina yemesi de bencillik isaretidir.
Yukaridaki gerek babaya, gerek anneye, gerek çocuga ait durumlardan herhangi biri bizde varsa bu olumsuz hâli ciddiye almali, nefsimize hâkim olup kendimizi bu hastaliktan kurtarmanin yolunu bulmaliyiz.
Ancak bizden baskasinda varsa onu tedavi etmeye çalismali; o hâlin devam etmesi durumunda meseleyi abartmamaliyiz. Çünkü baskasindaki böyle bir hâli abartmak da bir tür bencilliktir. Neden bana harcamiyor, neden elindekini bana vermiyor, neden beni düsünmüyor… Ben… Bana… Ben… Bana… Kisinin bu kadar “ben”ini öne çikarmasi ve bunun için hem kendisinin hem de çocuklarinin huzurunu kaçirmasi da bencilliktir. Bu durumda bencillikten yakinirken bencil oluruz, bencilligin zararindan korunmak isterken bizzat bu zararin sebepleri arasinda yer aliriz.
3. Ilim bencili: O, “Heves edilecek iki kimse vardir: Biri, Allahu Teâlânin verdigi ilimle amel edip baskasina da ögreten, ikincisi de, Allahu Teâlânin verdigi serveti hayra sarf edendir. (Buhari)” hadis-i serifini unutmustur.
Onun durumu mal bencilinin durumu gibidir. Iki tür ilim bencili vardir:
Biri, bilginin kölesidir. Bilgi toplamak için her yola basvurur ancak bilgiyi paylasmaktan zevk almaz; sadece biriktirir, biriktirdikçe kibirlenir, kendisine olan düskünlügü artar ve insanlari daha çok küçümser. Bilgiler, onda mal bencilinin ambarindaki yiyecekler gibi çürür ve etrafa kötü koku yayar.
Digeri, bilgiyi hep kendi çikari için kullanir; onunla insanlari sömürür, onlari kendisine köle yapmaya çalisir. Böyleleri için bilgi, insanliga hizmet için degil, sadece kendi çikari için vardir. Bilgi, bunlarin elinde bir araç ya da sahibinin emriyle her kötülügü isleyebilecek duygusuz bir parali asker gibidir.
Her iki tür de ailede sorunlara yol açar. Kocanin bilgisini esiyle paylasmaktan çekinmesi, onu ilminden yararlandirmaktan kaçinmasi gittikçe kocayla kadin arasindaki bagin kopmasina, aralarindaki iletisimin sona ermesine neden olur. Bu farklilasmanin anlasilmasiyla aile fitneyle yüz yüze gelir.


4. Yönetim(idare) bencili: O, “…Onlarin isleri aralarinda sura iledir…” (Sura: 38) ayet-i kerimesini unutmustur.
Bütün idari isleri kendisinde toplar. Islerinde aile bireylerine danismaz ve yönetimi aile bireyleri ile paylasmaz.
Hâlbuki bir kocanin eve bir esya alacagini önceden duyurmasi, onunla ilgili evde bir fikir alisverisi ortami olusturmasi hiç de zor degildir ya da bir kadinin pazar alis-verisi listesini arada bir de olsa kocasina veya çocuklarina “Bir isteginiz var mi?” diye sorarak hazirlamasi herkesin kendisini evin islerine ve harcamalarina ortak görmesi açisindan ne kadar da güzel bir tutumdur.
Bunun gibi içeriyi havalandirmak isterken “Cami açabilir miyim?” diye sormak, uyumaya gitmek için “Ben uyuyorum, var mi bir isteginiz?” diye hazir olanlara seslenmek, dergiyi okuduktan sonra “Dergiyi komsuya veriyorum, okumadiginiz bir yer kaldi mi?” diye haber vermek… Bunlarin her birinde hayati bencilligin sinirlarinin disina çikarma, beni asip bizi düsünme açisindan incelikler vardir.
5. Söz sirasi bencili: O, "Insanoglunun her sözü aleyhinedir; ancak iyiligi emretmek, kötülükten alikoymak yahut Allahu Tealâyi zikretmek müstesnadir.” (Tirmizî) hadis-i serifini duymamistir. Onun, Yunus Emre’nin “Sözünü bilen kisinin, yüzünü ag ede bir söz/ Sözü pisirip diyenin, isini sag ede bir söz” dizelerindeki hakikatten de haberi yoktur.
Bunun için bulundugu ortamda esinin veya çocuklarinin konusmasina asla müsaade etmez. Sadece kendisi konusur. Hâlbuki sadece kendisinin degil, bütün aile efradinin kendisini anlatmaya ve dolayisiyla kendisini dinleyecek birine ihtiyaci vardir. Onlar da kendisine bir sey söyleyecek ya da içlerindeki sikintiyi duyurmak isteyecektir…
Bencilligin daha nice türü vardir: Sofrayi kaldirmakta üsenmedeki bencillik; bir anne gece boyunca çocugunu uyutmak için ugrasirken deliksiz bir uykuya yatip bir kez olsun ona yardimci olmamadaki bencillik, eve yorgun argin gelen kocayi güler yüzle karsilamamadaki bencillik…
Ama bencilliklerin en agiri en zararlisi hatayi asla beninde görmemedeki bencilliktir. Hiçbirimiz kusursuz degiliz. Eger hiçbir konuda bencil degiliz, diyorsak belki nasihat etmede, bencillerimizin bencilligini tedavi etmede benciliz.
Aile bir paylasim yurdudur, ama ayni zamanda bir özveri, hosgörü ve affetme yurdudur. Fedakârlikta bencil olmak, hatayi görmemekte bencil olmak, affetmede bencil olmak paylasmada bencil olmaktan farkli degildir. Bunun için çogu zaman aileye zarar verenler, bildik benciller degil, bencillerin bencilligini abartan gizli bencillerdir.
Paylasmayi bilirsek, paylasmayi bilmeyeni bir yandan lisan-i hâl ile tedavi ederken öte yandan onun hatalarini abartmaktan kaçinip yükünün bir kismini biz çekersek ailenin diregi saglam olur, ailede huzur ve saadet olur…
Dünya ve ahirette saadet olmak dilegiyle Allah’a emanet olunuz…
 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #6 : 07 Haziran 2011, 13:05:32 »


 AILEYI YIKAN HUSUSLAR–4 (Yalancilik)

“Kahrolsun o yalancilar’’ (Zariyat: 10)
“Abdullah b. Amir anlatiyor: Bir gün, Resûlullâh aleyhisselatu vesselam evimizde otururken annem beni çagirdi ve ‘Hele bir gel, sana ne verecegim?’ dedi. Peygamber aleyhisselatu vesselam Anneme: ‘Çocuga ne vereceksin?’diye sordu. ‘Ona bir hurma verecektim’ deyince, Peygamber aleyhisselatu vesselam ‘Dikkat et! Eger ona bir sey vermeyecek olursan, üzerine bir yalan yazilir’ buyurdu.’’ (Ebu Davud, Edep, 88)
Esma (r.anha) anlatiyor: "Bir kadin gelerek: "Ey Allah'in Resulü! Benim bir kumam var. Ona karsi (yalan söyleyerek) kocamin vermedigi seyle karnimi doyurmus göstersem bana bir mahzur getirir mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:
"Verilmeyenle karnini doyurmus gösterip övünen, tipki, iki yalan elbisesini giyen gibidir" cevabini verdi." (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Aile, sevgi ve sadakat üzerine insa olmus bir kurumdur. Sadakatin ziddi en genis ve en derin anlamiyla “yalan”dir. Yalanin oldugu yerde sadakat; sadakatin olmadigi ailede saadet ve huzur yoktur.

“Ümmü Gülsûm dedi ki, Peygamber Aleyhisselâm’in halkin söyleyip durdugu yalanlardan sadece üçüne izin verdigini isittim. Bunlar da,
Savasta (düsmani aldatmak için),
Iki kisinin arasini bulmak maksadiyla,
Kocanin karisina, karinin da kocasina (aile düzenini korumak düsüncesiyle) söyledigi yalandir.”
Bu Hadis-i Serif’te yalanla ilgili ruhsat vardir. Ruhsattan yararlanmak bir haktir. Ne var ki ruhsat, asil gibi görülüp kendi kapsami disina çikarildiginda felakete dönüsür. Kisinin hasta iken oruç yemesi bir ruhsattir ama kisi, hastalik zarureti olmadan da kendisini ruhsatli gibi görüp hep oruç yerse yaptigina karsi azap vardir.
Kari-kocanin arasinin bulunmasi için sadece zaruri oldugu miktarda yalan söylemek hos karsilanabilir ama bir kari-kocanin birbirlerine karsi hep yalan söylemesi kabul edilebilir degildir. Günahlarin yolu, çogu zaman ruhsat ve helalleri suiistimalden geçer. Aile de en çok bu suiistimallerden zarar görür.

Özü Itibariyle yalan iki türlüdür:
1. Olmayani olmus gibi aktarmak
2. Olani olmamis gibi aktarmak
Kisi, yapmadigi bir isi yaptim diyorsa, olmayan bir durumu olmus gibi aktariyorsa uydurmacidir, iftiracidir. Düsünün ki bir kadin, öyle bir durum söz konusu degilken kocasina “Bugün basim agriyor” diyor; olmayan bir seyi olmus gibi söylüyor, uyduruyor, mevcut olmayani sözle mevcut noktasina çikariyor. Olay basit ve zararsiz ama Allah’a karsi dürüstlük noktasinda insanin tüylerini diken diken eden bir hâlin isaretlerini veriyor.
Kisi, olani olmamis gibi anlatiyorsa bu durumda inkârcidir. Sigara içen bir kocanin sigara içmedigini söylemesi gibi… Inkâr, varligi yok saymaktir ve bunun önü kesilmediginde varacagi yer korkunç bir akibettir; Allah muhafaza kisiyi inandigini inkâra kadar götürebilir.
Yalancilik Bir Aliskanliktir
Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyuruyor:
“Kul yalan söyleyip, yalan söyleme niyetini tasimaya devam edince, bir an gelir ki; kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbin tamami simsiyah olur Sonunda o, Allah (cc) katinda ‘yalancilar’ arasina kaydedilir’’(Muvatta, Kelam, 18)

Muhataplari açisindan yalan iki türlüdür:
1. Maddi haksizliga yol açan yalan
2. Maddi haksizliga yol açmayan yalan
Maddi haksizliga yol açmayan yalanda kisinin müfettisi sadece Hz. Allah (cc) ve O’nun melekleridir. Sözün dogrulugu veya yanlisligi, karsidaki kisiye zarar vermez; bu yüzden karsidaki kisi yalan söyleyene “Yalan söylüyorsun!” deme ihtiyaci duymaz. Bu sözü sarf etse bile karsidaki kisinin yakasina yapismaz. Çünkü yalan, ondaki bir hakki almaz veya ona bir sorumluluk yüklemez. Örnegin, bir akraba ziyaretine giden bir kadinin orada yedigi yemeklerin sayisini abartmasi gibi ya da bir geziye giden kisinin o gezide görmedigi kimi güzellik ya da çirkinlikleri anlatmasi gibi. Bu yalanlar, çogu zaman bir hikâye gibidir. Karsi taraf fark etse de aldiris etmez.
Bir haksizliga yol açan yalanda ise sözün müfettisi, ayni zamanda kisilerdir. Yalan, kisileri dogrudan ilgilendirmekte; onlardan bir hakki almakta, onlara sorumluluk ya da suç yüklemektedir veya onlari ilgili olmadiklari baska bir durumun içine sokmaktadir. Bu tür yalan, çogu zaman iftira boyutuna ulasir. Bunun için yalanin ilgili oldugu kisi, kendinde güç bulsa müdahale eder.

Kisiler, genellikle ikinci tür yalan konusunda çekingendirler; kisileri yalana alistiran birinci tür yalandir. Yalanciya verilen en büyük destek, en büyük ödül, en sakincali tesvik ona inanmis gibi davranmaktir.
Kisi, birinci tür yalanlarinin zevkle dinlendigini ya da tepki toplamadigini duydukça yalanlarini artirir, kalbi kararir ve ikinci tür yalana geçerek Hadis-i Serifte belirtilen “Yalancilar” arasinda yer alir.
Aile içinde birinci tür yalandan da sakinmak gerekir; takvanin geregi budur. Düsünün ki bir kadin veya erkek olarak sözünüzün dogrulugunun ya da yalan olusunun tek sahidi Allah’tir ve O’nun melekleridir ve siz O Ilahî gözetimi yok sayarak, madem insanlar bana karsi çikmiyor, ben de diledigimi söyleyeyim, diyorsunuz. Mesele takva cihetinde düsünüldügünde bu çok agir bir durumdur. Hakiki dogruluk, birinci tür yalani da söylememektir. Ikinci tür yalani, Allah’tan korkmasa da insanlardan korkanlar söylemez. Hâlbuki birinci tür yalani sadece Allah’tan korkanlar söylemez. Bu suurda olarak konusmak takvadir.
Birinci tür yalana bulasmamanin tek yolu çok konusmamaktir. Istisnasi olmakla birlikte meshur ifadeyle “Çok mal haramsiz; çok söz yalansiz olmaz.” Baska bir sözde de “Yalanci kim? Her isittigini söyleyen.” denmistir.
Islamî suura sahip ailelerde, tedbirsiz konusmaktan dolayi, genellikle sadece birinci tür yalancilik söz konusudur ve ne yazik ki bu tür yalancilik da
1. Kari-kocanin birbirine saygisinin azalmasina,
2.Kari-kocanin birbirlerini yalancilikla itham edip birbirlerine hakaret etmelerine,
3. Kari-kocanin birbirlerinin hukuku konusundaki sözlerde de birbirlerinden kuskulanarak delil istemelerine dolayisiyla “Bana güvenmiyor musun?” sözüyle baslayan kavgalara sürüklenmelerine yol açar.
Yalanin Nedenleri Farklidir
Yapilan arastirmalara göre, kisiler genellikle su nedenlerle yalan söylerler:
1. Bir kisiyi yaniltmak; ona ait olani ondan almak veya ona ait olani ona vermemek
2. Karsidaki kisinin gözüne girmek ya da onun dikkatini, ilgisini çekmek
3. Karsidaki kisiyi eglendirmek ya da onunla alay etmek
4. Iki kisinin arasini düzeltmek
5. Düsman tehlikesinden korunmak

Bunlardan birincisi, hukuk açisindan en agir yalandir; dördüncü ve besincisine ruhsat verilmistir. Ikincisi ve üçüncüsü ise kisilik bozuklugu açisindan olabildigince tehlikelidir. Özellikle ikincisi bir aliskanlik halini aldiginda manevi bir tedavi görmenin gerekçesi olmalidir.
Karsidaki kisinin gözüne girmek için yalan söyleyen kisi, karsidakini kandirdikça gerçeklerden uzaklasir; nihayetinde karsisindakine yalan sunmayi onun için yeterli görür. Bir kocanin kendisiyle ilgili övgülerde asiri gittigini düsünün. Eger bu övgüler, hanimi tarafindan ödüllendiriliyorsa o koca, tövbe etmezse zamanla ailesi için bir is yapmaktansa satafatli sözler söylemekle yetinebilir ki bu da tahammül sinirlarini astiginda ailede fitne sebebidir. Bu tür kisilikte olanlara “Megolaman” denir. Modern ruh bilimi (Psikiyatri), bu durumu tedavi edilmesi gereken bir hastalik olarak görür.
Kisileri eglendirmek için yalan söyleyenler de Megolamanlar kadar olmasa da zamanla sayginligini yitirir oysa kadinin aradigi saygin bir kocadir; kocanin da aradigi kendisine saygi duyacagi bir kadindir. Bu sayginligin zarar görmesi, ailenin zarar görmesine yol açar.

Yalanciligin yaygin oldugu toplumlarda manevi gelisme bir yana maddi gelisme de olmaz. Maddiyata çok düskün çagdas Batili toplumlar, bu yüzden, pek çok suçu affetseler de yalan söylemeyi affetmezler. Örnegin, bir devlet baskaninin fahis bir fiile bulusmasini hos görürler, o fahis fiili onu azletmek için bir neden görmezler ama o devlet baskaninin bu fiilini kamuoyu önünde inkâr etmesini devlet baskanligindan azil nedeni sayarlar.
“Ashap: ‘Ey Allah(cc)’in Resulü! Mümin korkak olur mu?’diye sordu. ‘Evet, olabilir’ buyurdu. ‘Peki, cimri olur mu?’dediler, yine ‘Evet olabilir’ buyurdu. Sonra, ‘Peki yalanci olur mu?’diye sordular Bu sefer: ‘Hayir olamaz!’buyurdu.’’(Muvatta, Kelam, 19)
Bu Hadis-i Serif’ten çikarilacak çok ders vardir. Malini kaybeden tüccar, sadece malini kaybetmistir; güvenini kaybeden tüccar ise her seyini kaybetmistir.
Yalan sadece sözle olmaz; yalandan gülümsemek, yalandan hastalanmak, yalandan inlemek, yalandan aglamak da yalandir ve çogu zaman bu tür yalanlar, sözlü yalandan daha yipraticidir.
Aile içi güveni korumak için, yalanin her türünden sakinmak, ruhsati aslin yerine geçirmemek ve helalde asiri gitmemek gerekir.
Rabbim, bizleri O’nun hudutlarini hakkiyla koruyanlardan eylesin…
 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« Yanıtla #7 : 07 Haziran 2011, 13:10:07 »


Aileyi Yikan Hususlar–5
Çocuklarin Sorumlulugunu Birbirine Yikmak

“Ailene namazi emret ve sen de ona sabirla devam et!” (Taha: 132)
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakiti insanlar ve taslar olan atesten koruyun.” (Tahrim: 6)

“Çocuklarimiz, bizden bir parçadirlar” sözü bile belki ebeveynle çocuk arasindaki iliskiyi açiklamaz. Zira insan, kendisi açliga dayanir ama çocugunun aç kalmasina tahammül edemez. Insan, eziyete katlanir ama çocugunun eziyet görmesine katlanamaz.
Hz. Ibrahim (as)’in Hz. Ismail (as) ile imtihaninda büyük dersler vardir. Hz. Ibrahim (as), üst anlamda, yani baba hususunda imtihani kazanmis, ona ragmen mü’mince durusunu sürdürmüs; bedenî yönden imtihani kazanmis, atese atilmaya razi olmus, selametle atesten çikinca mü’mince durusunu sürdürmüs, en son evlatla imtihan olmus; ondan evladini kurban etmesi istenmis.
Baba-ogul pek çok kisi birlikte idama mahkûm edildiginde babalarin son istegi, genellikle “Önce beni idam edin ki evladimin acisini görmeyeyim!” olmus. Düsman, çogu zaman, o babaya bin kat daha eziyet etmek için bu istegi karsilamamis ve bu durum tarihe “En büyük zulümlerden…” diye geçmistir.

Hayal, fotograf bile degildir. Hiçbir hayal, gerçegin yerini tutamaz. Hayalle gerçek arasindaki farki anlamak için parmagimizi atese soktugumuzu hayal edelim; sadece biraz sarsiliriz. Ya parmagimizi gerçekten ates yiginina daldirsak…
Bu hakikati hatirladiktan sonra simdi, çocugumuzun atese girdigini hayal edelim; bunun hayali bile zordur. Hakikati anlamak için kendimizi zorlayalim ve çocuklarimizi isimlendirerek kendi kendimize “Ayse, atese atiliyor. Ahmet, atese atiliyor” diyelim. Bir yandan hayal edelim, bir yandan söyleyelim. Kaçimiz, bunu yapabilir. Bir de bunun gerçegini düsünelim…
Yüce Rabbimizin affi sonsuzdur, Peygamberlerin sefaati haktir. Ama hakikat sudur ki Ilahî emirlere itaat hususunda bir neden-sonuç ilgisi vardir. Isyan üzerine ölen, cehennem atesine girer. Çocugumuz, isyan üzerinde büyürse, isyan üzerinde ömür tamamlarsa cehennem atesinde yanar.
*******
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakiti insanlar ve taslar olan atesten koruyun.” (Tahrim 6)
Ayetin tefsiri konusunda neredeyse ittifak vardir:
“Hz. Ali (r.a.) demistir ki: "Kisinin, aile efradini cehennem atesinden korumasi onlari egitmesi ve yetistirmesiyle olur."
Abdullah b. Abbas ise "Kisi Allaha itaat ederek, ona karsi gelmekten kaçinarak ve aile efradina Allah’i anmalarini emrederek kendisini ve ailesini cehennem azabindan korumus olur" demistir.
Mücahid, bu âyetin manasinin: "Siz Allahtan korkun, aile efradiniza da Allahtan korkmalarini emredin. Böylece cehennem azabindan korunmus olursunuz" demek oldugunu söylemistir.
Katade diyor ki: "Kisinin, aile efradini cehennem azabindan korumasi, onlara, Alah’a itaat etmelerini emretmesi ve karsi gelmelerini yasaklamasiyla olur. Kisi, aile efradini Allah’in emirlerine göre sevk ve idare eder ve onlarin, Allahin emirlerini yerine getirmelerine yardimci olur. Onlarda, Allah’a karsi gelen bir durum görürse onlari azarlar ve durumlarini düzeltir. Böylece de onlari azaptan kurtarmis olur.”( Taberi Tefsiri, Hisar Yayinevi: 8/357-358.)

Küfrün bozuk akide, inançsizlik ve ahlaksizlik havasinin sokaklarda hücum vaziyetinde oldugu, evlerimizin kapisini zorladigi, içeri girip çocuklarimizin beynine, kalbine bir virüs gibi girdigi bir çagda yasiyoruz. Mü’min olarak bunun suurundayiz. Önümüzde ise iki yol vardir: Ya çocuklarimizi korumayi birbirimize birakacagiz ya da omuz omuza verip onlari atesten koruyacagiz. (Üçüncü ihtimali, yani tümden ihmali suurlu mü’min için söz konusu bile etmiyoruz; o hâl mü’minden uzaktir.)

Islam’da çocuklarin geçimi babaya aittir. Hayat sartlarimiz dogrultusunda sekil bulan örfte ise, ebeveyn arasinda iç- dis alanlarda bir paylasma söz konusudur: Baba, disarida çalisir; aileye geçimlik saglar; anne de çocugun temizlik, yemek islerine bakar, ayrica onu baba evde yokken gözetler, iç ve dis tehlikelerden korur.
Bu toplumsal bir sözlesme gibidir. Toplumsal sözlesmeler, Allah’in hükümleriyle açikça çelismedikçe ve bireyler arasinda onlara uymamaya dair bir sözlesme yapilmadikça bireyleri baglar.
Bu sözlesmeye çogumuzun itirazi yoktur. Tartismanin basladigi yer, çocugun bütün terbiyesi veya genel egitimidir.
Bundan kim sorumlu? Aslinda yine bir toplumsal sözlesme vardir: Yemek yeme usulü, babasina saygi, elbisesini temiz tutma gibi temel insanî hususlari anne ögretir; ondan ötesini yani köklü bir Islamî egitimi ise baba verir.

Sorun, bugün için bu sözlesmededir. Çünkü günümüz gerçeginde,
1. Sehir mekânlarinin kendine özgü yapisi
2. Çalisma kosullarinin zorlugu
3. Imansizlik-ahlaksizlik tehdidinin büyüklügü
Bizlere bu kadar net bir isbölümü olanagi tanimamaktadir. Bu da ebeveyn arasinda isin basinda “Ben sorumlu degilim-sen sorumlusun”
Olumsuzluk durumunda, “Bana degil, sana çekmis, dayisina degil/amcasina çekmis/ amcasina degil, dayisina çekmis”, “Sen annelik yapmiyorsun-Sen babalik yapmiyorsun”;
Olumlu durumda, “Terbiyesini sadece ben veriyorum, senin baktigin bile yok”, “Benim aileme çekmis, senin ailen ne ki” tartismalarina yol açiyor.
Çocuk, ailenin güzelligi iken bu tartismalarla bir fitne ve kargasa nedeni oluyor. Nimet külfete dönüsüyor. Ailenin zarar görmesine yol açiyor.
Sorunun çözümüne karakter çekim noktasindan baslayalim:

“Sana Çekmis Bana Çekmis” Tartismasi Cahilcedir
19. yüzyilin çogu Yahudi irkçi Batili psikologlari, mutlak karakter çekim yasalarindan söz etmisler; o günlere ait pek çok gerçekçi Bati roman ve hikâyesinde kisilerin karakteri hep ebeveynin ve soyun karakteriyle açiklanmis. Bu, birçok yönden yersizdir:
1. Bu bilgi, “Her çocuk, Islâm fitrati üzerine dogar. Sonra, anne-babasi onu Hiristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Hadis-i Serifine aykiridir.
Bilimsel bilgiler arastirmalar çogaldikça degisiyor. Bugünkü bilgilere göre, çocugun bedensel özelliklerinde oldugu gibi karakterinde de soyun kismen önemi vardir ama karakter asla tek basina ebeveynden biri ya da ikisiyle açiklanamaz. Ikisinin de birkaç ata öncesi bugüne yansiyabilmekte ve bir karisim meydana getirebilmektedir.
Ayrica bu yansima, Yahudi Batililarin irkçi söylemlerinde oldugu gibi kesinlikle çocugun inanç ve amelini tümüyle belirleyecek kadar baskin degildir.
Bedensel benzerlik de karakter benzerligini gerektirmez. “Burnu tipki senin burnun! Huyu da senin huyun!” iddiasi ilmi temelden uzaktir. Sekil anneye, huy anne veya babanin on ata öncesine benzeyebilir.

2. Çocugun inanç ve amelinin dogustan ebeveynden birine ya da ikisine göre mutlak olarak sekillenmesi “cüz’i iradeyi” yok saymak anlamina gelir. Bu da kisileri inanç ve amellerinden sorumlu tutan ilahi adalete aykiridir. (Allah’in Kitabi ve Resulünün hadisiyle çatisan iddialar ileri sürmekten Allah’a siginmaliyiz.)
3. Karakterin kismen etkilenmesi ne annenin ne de babanin elindedir. Bu, aile kurumunu ve akrabalik bagini insa eden Yüce Rabbimizin bir takdiridir; bunda bir kusur aramak cahilliktir ve Yahudilere özgü irkçiligin ilk adimidir. Farkinda olmadan Yahudiler gibi düsünüp konusmaktan, seytanin oyununa gelmekten Allah’a siginalim. Kim seytana uyarsa o, süphesiz hüsrandadir; kendini yikar, ailesini haksiz yere tahrip eder.

Çocuklarimizin Inanç ve Eylemlerinden Sorumluyuz
Allah’in Resulü (S.A. V.) her ne söylemisse dogru söylemistir. Fitrat temizdir; gerisinde ise soyumuzdan gelen degil, amelimiz etkilidir.
Soyla gelen kismi karakterden kasit huydur. Huy da tek basina ne kötü ne de iyidir. Hz. Ömer (ra)’in öfkesi cahiliye için kötü; Islam için hayirli oldu. Açgözlülük gibi huylar bile hayirli amele doymama seklinde yönlendirilebilmektedir. Yani bazi asli huylari biz belirlemeyiz ama onlari Ilahî emirler dogrultusunda yönlendirebiliriz. O halde çocuklarimizin huylarindan yaradilisindan sorumlu degiliz; iyiye yönlendirilmesinden sorumluyuz.

Hepimiz, çocuklarimiz için bir misaliz; bugünkü deyimle bir rol modeliyiz. Çocugumuzun dili bozuksa, bunda kendi sözlerimizde bir pay aramak durumundayiz, eli harama uzaniyorsa bunda kendi amelemizde bir pay aramak durumundayiz. Çocugumuz, küfrediyorsa önce kendi agzimiza bakalim, çocugumuz yanlis bir tutumda bulunuyorsa televizyonda seyrettiklerimizi gözden geçirelim. Orada bulamazsak çocuklarimizi yanlarina gönderdigimiz çocuklara verdigimiz egitim kurumlarina bakalim. Görecegiz ki ya bizim sözümüz çocugumuzu bozmus ya bizim yaptigimiz ya bizim seyrettigimiz ya sessiz kaldigimiz ya ihmal ettigimiz…
Bugün seferberlik günüdür. Hiçbirimiz, birbirimize vazife birakamayiz. Yanimizda biri atese düsse yabanci da olsa ona elimizi uzatmak durumundayiz. Ya bizim çocugumuz… Nasil olur da onu birbirimize birakabiliriz ya da nasil olur da onun yaninda onu atese götürecek davranislarda bulunuruz, sözler söyleriz.

Çocuk egitimi konusunda aile içi itaat, aile içi istisare, aile içi bilgilendirme, aile içi dayanisma hayatî öneme sahiptir. Bu hususlar daha önceki yazilarda açiklandi, hepsini dikkate almak zorundayiz.
Çocuklarimiz ya bizim için ates olacak ya da sadaka-i cariye. Anne-baba olarak birbirimizin açigini doldurmak zorundayiz. Neticede herkese Allah’in huzurunda mükâfat kendi yaptiginin karsiligi vardir. Ancak birbirimizin hakkini da ihmal etmemeliyiz. Riyaset görevini hakkiyla yapan bir babanin bu hakkini ihlal etmek, onun alanina girmek suçtur; annelik görevini hakkiyla yapan bir anneyi ihmalle suçlamak suçtur. Herkes, Rabbinin huzurunda suçlarinin hesabini verecektir. O’nun yüce huzuruna suçlu olarak çikmamak için yorulmak, yorulmak, yorulmak zorundayiz.
Rabbim, evlatlari olmayanlara hayirli evlat nasip eylesin; evlatlarindan uzakta olanlara evlatlarina kavusmayi nasip eylesin; bizi evlatlarimizi kendimiz için sadaka-i cariye yapacagimiz ameller üzerinde tutsun… Amin
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
PEYGAMBER EFENDİMİZİN(SAV) diğer Peygamberlerden üstün olduğu hususlar Hz.Muhammed (S.a.v) kördüğüm 0 162 Son Mesaj 28 Kasım 2008, 16:09:43
Gönderen: kördüğüm
Kur'an okunurken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar(İmam Gazâlî Hz.) Kur'an-ı Kerim Genel MERXAS 0 119 Son Mesaj 30 Haziran 2009, 10:15:03
Gönderen: MERXAS
Aile İçi Etkinlikler Çocuk Dersleri MERXAS 1 230 Son Mesaj 23 Temmuz 2009, 09:33:26
Gönderen: _uMuT_
Kur'ân-ı kerîm okurken dikkat edilecek hususlar? Kur'an-ı Kerim Genel MERXAS 0 211 Son Mesaj 16 Ocak 2010, 10:05:44
Gönderen: MERXAS
Kardeşlik ile ilgili bazı Hususlar İslami Hayat Tarzı vuslat 0 206 Son Mesaj 15 Temmuz 2010, 21:09:19
Gönderen: vuslat
~~ AILE KURUMUNU KORUMAK~~ İslam'da Aile Hayatı MUHACİR 5 217 Son Mesaj 07 Haziran 2011, 13:41:15
Gönderen: MUHACİR
HÜKÜM VE HÜKÜMLE İLGİLİ HUSUSLAR Fıkıh Köşesi « 1 2 3 » ebudüccane 23 154 Son Mesaj 04 Nisan 2012, 10:40:02
Gönderen: ebudüccane