0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Allah'A ULAŞMAYI DİLEMEK.....  (Okunma Sayısı 697 defa)
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« : 18 Ocak 2009, 19:15:53 »

İslâm’dan kopan kavramların bir tanesinden olan, Allah’a yönelmekten; bir başka ifadeyle, Allah’a ulaşmayı dilemekten (ruhunu hayatta iken Allah’a ulaştırmayı dilemekten) bahsetmek istiyoruz.
Hepinizin bildiği gibi, dînler yoktur. Bir tek dîn vardır. Hz. Âdem’den Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e kadar gelen tek bir dîn vardır. Hristiyanlık diye, Yahudilik diye ve İslâm diye ayrı ayrı dînler olmamıştır.
İslâm, Hz. İbrâhîm’in “hanif” dîninin adıdır. Hanif ise, İslâm anlamına gelmektedir, Allah’a teslim olmak anlamına gelmektedir. Hz. İsa’nın zamanında yaşanan dîn de Hz. Musa’nın zamanında yaşanan dîn de yine Hz. İbrâhîm’in hanif dînidir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Allahû Tealâ diyor ki: “Sana verdiğimiz şeriatla Hz. İsa’ya verdiğimiz şeriat, Hz. Musa’ya verdiğimiz şeriat, Hz. İbrâhîm’e verdiğimiz şeriat, Hz. Nuh’a verdiğimiz şeriat birbirinden farklı şeriatlar değildir. Hepsi aynı şeriattır.”
Şeriattan neyi kastettiğini de Allahû Tealâ açıklığa kavuşturuyor:
1. özellik, dîni ayakta tutmak,
2. özellik, dînde fırkalara ayrılmamak. Yani “Tek bir fırka oluşturacaksınız.” diyor Allahû Tealâ. İşte konumuz da bu tek fırkanın oluşturulması.
Hz. İbrâhîm, Hz. Musa’dan da Hz. İsa’dan da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den de daha önce yaşamış olan bir peygamberdir. Allahû Tealâ Hz. Nuh’a verdiği şeriatı önce Hz.İbrâhîm’e vermiştir. Hz. İbrâhîm’e verdiği şeriatı da daha sonra bu üç peygambere vermiştir. Hepsi aynı şeriatı yaşamışlardır. Allahû Tealâ bu beş peygambere, “ulûl’azm peygamberler” diyor.
Bu peygamberlerin yaşadığı dizayna biraz daha yakından bakarsak, Hz. İbrâhîm’in hanif dînini görürüz. Allah’a teslim dînini görürüz. Bu dînin esasları şunlardır:
1- Vahdet. Tek Allah’a inanmak, Allah’ın tekliği (Vahdet-i Vücut da tek vücut demektir).
2- Tevhid. Tek olan Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek bir fırka.
3- Teslim. Ruhu, vechi (fizik vücudu), nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.
İşte kâinatın dîni bunlardan ibarettir. Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek dînin temelidir. Bütün bu teslimlerin başlayabilmesi ise bir taleple %100 ilişkilidir. Dînin olmazsa olmaz şartı; mevcut olmazsa insanları mutlak cehenneme götürecek
olan şartı: Allah’a yönelmek, Allah’a münîb olmak veya âmenû olmak, Allah’a ulaşmayı dileyen bir inanan kişi olmaktır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir mü’min olmaktır.
Âmenû kelimesi, hem Allah’a ulaşmayı dilemeyen inananlar için kullanılmaktadır hem de Allah’a ulaşmayı dileyenler için kullanılmaktadır. Bunu âyet-i kerimelere baktığımız zaman hemen görmek mümkündür. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Moderatöre Bildir   Logged
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #1 : 18 Ocak 2009, 19:16:59 »

Anlıyoruz ki buradaki “takva sahibi olmak” Allah’a inanmanın ötesinde bir olaydır. Çünkü Allahû Tealâ bu âyet-i kerimede, âmenû olanlara, inanan birisine seslenmektedir. Eğer o kişi takva sahibi değilse, gideceği yer cehennemdir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

-50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.


Takva sahibi olmayan kişilerin cennete girmesi mümkün değildir. Acaba kimler takva sahibi olamazlar? Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesinde, Allahû Tealâ kesin olarak bunun cevabını veriyor:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


Kişi Allah’a yönelmedikçe takva sahibi olamaz. Bu 1. takvadır. Takva sahibi olabilmek için Allah’a yönelmek (Allah’a ulaşmayı dilemek) gerekir. Allahû Tealâ böyle olduğunu söylüyor. Zaten, sadece takva sahiplerinin gideceği yer cennettir. Allahû Tealâ âyet-i kerimenin devamında: “Böyle yap ki, namaz kıl ve müşriklerden olma.” diyor. Yani, kişi takva sahibi olmazsa, o müşriklerdendir. Müşriklerin gideceği yer muhakkak ki cehennemdir. Rum Suresinin 32. âyet-i kerimesinde şöyle devam ediyor:
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Moderatöre Bildir   Logged
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #2 : 18 Ocak 2009, 19:19:44 »

Allah’a ulaşmayı dilemek” kavramı, son derece önemli bir kavramdır. Kişiyi cehennemden cennete alır ve kişiyi takva sahibi yapar. Rum-31’de, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin şirkten kurtulduklarını ve şirke düşmediklerini görüyoruz. Şirkte değillerse; Allah’a ulaşmayı dileyerek şirkten kurtulmuşlarsa, onların gidecekleri yer cennettir. Yetmez, Allahû Tealâ onları Kendisine ulaştıracağına dair de kesin bir söz vermiştir.
Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek; cenneti seçmek veya cehennemi dilemek mânâsına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de Enfal-29’da geçen âmenû olan kişi, takva sahibi değildir. Kurtuluşa ulaşabilmesi, takva sahibi olması şartına bağlıdır.
Takva sahibi olmayan bir kişi şirktedir. Takva sahibi olmayan kişi küfürdedir. Kişi Allah’a inansa da küfürden kurtulamamıştır. Allah’a inanmak, hiç kimse için bir kurtuluş değildir. Ama hurafelerin devreye girdiği bir standart görüyoruz. Bu hurafe: “Kalbinde zerre kadar inanç olan bir kişi, cehennemde cezasını çektikten sonra cennete girer.” Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in böyle bir hadîsi olduğu söylenmektedir. Oysa böyle bir hadîsin olduğu doğru değildir. Böyle bir hadîs mevzû bir hadistir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) açık bir şekilde buyurmaktadır ki: “Benim hadîslerim tartışılacaktır. Kur’ân’a bakın. Hiçbir hadîsim Kur’ân’a aykırı olamaz.”Kur’ân’a baktığımız zaman, 29 âyet-i kerimede, cennete girenin orada devamlı kalacağı ya da cehenneme girenin orada devamlı kalacağı, ebediyyen kalacağı ifade ediliyor. Allahû Tealâ ister “ebedî” kelimesini kullansın, ister “orada devamlı kalacaklardır” desin; ikisi de “oradan bir yere ayrılmamak” demektir. Bunun başka bir ifadesi var mıdır?
Bu insanlarda bir hastalık vardır. Asırlardan beri birtakım yanlış şeyler gerçekleşmiştir. Kur’ân-ı Kerim’i bilmeyen insanlar, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerini Kur’ân hükümlerinden önde tutmaya başlamışlardır. Bu durum Kur’ân’dan haberdar olmadıkları içindir. Hadîsin doğru olduğuna inanmışlardır ve hiç Kur’ân’la karşılaştırmamışlardır.
10 asırdan bu yana geçen zamanda, Kur’ân tamamen saf dışı kalmıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) devrinde sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den Kur’ân’ı öğreniyorlardı. Kur’ân’ın hem lafzını hem de bu lafzın altında yatan Kur’ân’ın 7 ruhunu öğreniyorlardı. Ve şimdi en az 10 asırdan bu tarafa dîn öğretimi, Kur’ân öğretiminin tamamen dışında kalmıştır. İnsanları korkutmuşlar ve şöyle demişlerdir: “Siz Kur’ân’ı anlamaya çalışmayın, çarpılırsınız ha! Kur’ân’ı öğrenmek, öyle kolay değildir. Siz Kur’ân-ı Kerim’i boş verin. Büyükleriniz ne yazmışsa onu öğrenin. Size o kadarı yeter.” Tıpkı şimdi orta yolu izleyenler gibi… “Ne fazlasına git, ne eksik yap; ama sen orta yolda git.” Orta yoldan gitmek isteyen insanlar “Ne yapmam lâzım?” diye sorduklarında, onlara şöyle cevap veriyorlar: “Namaz kıl, oruç tut, zekât ver, hacca git, kelime-i şahadet getir (bunların hepsi de gerçekten farzdır). Ve böylece İslâm’ın 5 şartını uygula, doğru cennete gidersin.”Biz de diyoruz ki: Kimse İslâm’ın 5 şartıyla cennete gidemez! Allahû Tealâ Zariyat Suresinin 56. âyet-i kerimesinde insanları niçin yarattığını söylüyor-51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri, Bana kul olsunlar diye yarattım.


Allah’a kul olmak, Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimseye nasip olmaz. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler, Allah’a kul olabilirler.
“Âmenû olmak” ifadesine geri dönersek; Kur’ân-ı Kerim’de tam 7 tane âmenû kademesi görürüz:

Allah’a ulaşmayı dilemek 1. kademe âmenû olanlar için,
Mürşide ulaşıp tâbî olmak, 2. kademe âmenû olanlar için,
Ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek, 3. kademe âmenû olanlar için,
Fizik vücudu teslim etmek, 4. kademe âmenû olanlar için,
Nefsi teslim etmek, 5. kademe âmenû olanlar için,
Muhlis olmak, 6. kademe âmenû olanlar için,
İradeyi Allah’a teslim etmek, 7. kademe âmenû olanlar için geçerlidir.
Her biri âmenû kelimesiyle ifade edilmektedir.
Sadece cehenneme giden âmenû olanlarla, cennete giden âmenû olanları ayırt ettiğimizde gördük ki; Enfal-29’daki kişi cennete giden âmenû olan kişi değildir. Çünkü takva sahibi değildir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

-10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi?
-10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

-10/YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.


İşte âmenû olanlardan takva sahibi olanlar buradadır. Buradaki takva ilk takvadır çünkü Allahû Tealâ: “Onlara korku yoktur.” diyor. Eğer korku olsaydı, o zaman onların gideceği yer cehennem olacaktı. Cehennem korkusuna sahip olacaktı. O zaman, o âmenû olan kişi cennete girebilen birisi olmayacaktı. Burada Allahû Tealâ açıkça: “Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” diyor.
İki nevi insan vardır. Allah’a ulaşmayı dilemenin dışında, Allah’a inanan ve inanmayanlar. İnanmayanlar mutlaka cehenneme gideceklerdir. Ama inananların da Allah’a ulaşmayı dilemeyen kesimi; Allah’a inanmasına rağmen hatta ibadetlerini yapmalarına rağmen, gene ne yazık ki cehenneme gideceklerdir.
İşte burada Allah’a ulaşmayı dilemenin Allah’ın indinde ne kadar büyük bir kavram olduğunu sizlere anlatmak için, elimizden ne kadar önemli bir şeyin kopmakta olduğunu anlatmak için bunu söylüyoruz: Kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse ne olur?
1- O kişinin gideceği yer cehennemdir.
2- O kişi Allah’ın âyetlerinden gâfildir.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

-10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

-10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


O kişi ne yaparsa yapsın, hiçbir şey ifade etmez. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin cehennemden kurtulması mümkün değildir. O kişi, hangi tür diplomanın sahibi olursa olsun Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yeter mi? Hayır, yetmez. Burada sadece iki özellikten bahsettik. Şimdi Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin diğer özelliklerinden de bahsedelim:
3- Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi takva sahibi değildir.
4- Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi şirktedir.
Bu özellikler de cehenneme gitmenin işaretleridir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

-30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

-30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla




Moderatöre Bildir   Logged
vuslatı canan
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


« Yanıtla #3 : 22 Ocak 2009, 12:35:19 »

Slm kardeşim...Kuran ışığında bir değerlendirme olmuş okuduğum ve anladığım kadarıyla...Ben siteye yeni kayd oldum... Açıkcası faydalı paylaşımlar olacağına inanıyorum... Allahın izniyle...Takıldığım nokta şu...Zamanımızda yaklaşık 23 tane Kuranı kerim meali var... Ancak karşılaştırdığımızda özellikle müteşabih(manası kapalı,gizli) ayetlerde biri diğerine uymuyor...Hatta farklılıklar çoğu yerlerde tezatlar halinde...B u durum nasıl izah edeilebilir?ünlem İzahı var mıdır acaba?ünlem Allah razı olsun...
Moderatöre Bildir   Logged
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #4 : 22 Ocak 2009, 13:28:36 »

 :dsهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ ۖ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ ۗ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ ۗ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ

Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbi olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkur edebilir).


--------------------------------------------------------------------------------

1. huve ellezî : O ki
2. enzele : indirdi
3. aleyke : sana
4. el kitâbe : kitap
5. min-hu : ondan
6. âyâtun : âyetler
7. muhkemâtun : muhkem, hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan, kesin hükmedilmiş olan
8. hunne : onlar
9. ummu el kitâbi : bütün semavî kitapları ihtiva eden ana kitap
10. ve uharu : ve diğerleri
11. muteşâbihâtun : tevile tâbî, yoruma açık
12. fe emmâ ellezîne : fakat onlar
13. fî kulûbi-him : onların kalplerinde vardır
14. zeygun : eğrilik, bâtıla meyil
15. fe : bu sebeble
16. yettebiûne : tâbî olurlar
17. mâ teşâbehe : muteşâbih olanlara, yorum gerektirenlere
18. min-hu : ondan
19. ibtigâe : amaç edindi, istedi
20. el fitneti : fitne
21. ve ibtigâe : ve amaç edindi, istedi
22. te'vîli-hi : onun tevilini, açıklamasını, yorumunu
23. ve mâ ya'lemu : ve bilmez
24. te'vîle-hu : onun tevilini, açıklamasını, yorumunu
25. illâ allâhu : Allah'tan başka
26. ve er râsihûne : rûsuh sahipleri
27. fî el ilmi : ilimde
28. yekûlûne : derler
29. âmennâ bihi : biz ona inandık, ona îmân ettik
30. kullun : hepsi
31. min indi rabbi-nâ : Rabbimiz'in katından
32. ve mâ yezzekkeru : ve tezekkür edemezler anlamını çıkartamazlar
33. illâ ulû el elbâbi : ancak, sadece lübblerin, sırların sahipleri

inş.....
Moderatöre Bildir   Logged
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #5 : 22 Ocak 2009, 13:38:51 »

Takıldığım nokta şu...Zamanımızda yaklaşık 23 tane Kuranı kerim meali var... Ancak karşılaştırdığımızda özellikle müteşabih(manası kapalı,gizli) ayetlerde biri diğerine uymuyor...
Kur'an'daki ayetlerin bir kısmı anlamı açık, hüküm ihtiva eden ayetler olmakla beraber, bazı ayetler ise yoruma açık ayetlerdir. (Al-i İmran, 7. ayet) Bu yüzden bir mütercimin iyi derecede Arapça bilgisinin yanında iyi derecede ilmihal bilgisine sahip olması gerekir.
kardeşim bu sorunuzun tam cevabını zaten kuranı kerimde bulabilirsiniz...

Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbi olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkur edebilir). AL-İ İMRAN-7
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslatı canan
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


« Yanıtla #6 : 22 Ocak 2009, 14:20:45 »

"Bu yüzden bir mütercimin iyi derecede Arapça bilgisinin yanında iyi derecede ilmihal bilgisine sahip olması gerekir."
Kardeşim ayette; 'ilimde derinleşmiş olan rusuh sahipleri tezekkür edemez ancak daimi zikrin, lüblerin, sırların sahipleri olan ulul elbab tezekkür edebilir' diye buyrulmuş...Söylediklerinize bakılırsa arapça ve ilmihal bilgisi mütercimlerin en belirgin özelliği... Ancak bir müfessir için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?Kuranın tefsiri söz konusu olduğunda kimleri baz almalıyız inşAllah... Bu ayeti kerime ışığında değerlendirdiğimizde nasıl bir sonuç çıkar?  Allah razı olsun...
Moderatöre Bildir   Logged
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #7 : 22 Ocak 2009, 14:30:16 »

slm kardeşlerim..ünlemşimdi ulul elbab kimdir yine ayet işığında bakalım inş...خَلَقْتَ هَٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.


--------------------------------------------------------------------------------

1. ellezîne : onlar
2. yezkurûne allâhe : Allah'ı zikrederler
3. kıyâmen : ayakta iken
4. ve kuûden : ve oturur iken
5. ve alâ cunûbi-him : ve yanları üzere iken, yatarken
6. ve yetefekkerûne : ve tefekkür ederler, düşünürler
7. fî halkı es semâvâti : göklerin yaratılışı hakkında
8. ve el ardı : ve arz, yeryüzü, yerler, yer
9. rabbe-nâ : Rabbimiz
10. mâ halakte hâzâ : Sen bunu yaratmadın
11. bâtılân : batıl olarak, faydasız, boşuna
12. subhâne-ke : Sen Subhan'sın (Seni tesbih ve tenzih ederiz)
13. fe kı-nâ : o zaman, artık bizi koru
14. azâbe en nârı : ateşin azabı

Moderatöre Bildir   Logged
vuslatı canan
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


« Yanıtla #8 : 22 Ocak 2009, 14:44:55 »

Kardeşim  Allah razı olsun... Ancak yazdığınız ayette verilen özelliklerin ulul elbaba ait oluşuna dair açık bir ifade göremedim..Ayrıca hangi ayet olduğunu belirtirseniz ve açıklarsanız sevinirim...
Moderatöre Bildir   Logged
ya mehdi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 20


« Yanıtla #9 : 22 Ocak 2009, 14:53:44 »

Allah sizdende razı olsun.bağışlayın unutmuşum.alim imran 190 ve 191 inş..şإِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ

İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.


--------------------------------------------------------------------------------

1. inne : muhakkak
2. fî halkı : yaratılışında vardır
3. es semâvâti : semâlar, gökler
4. ve el ardı : ve arz, yeryüzü
5. ve ıhtilâfi el leyli : ve gecenin ihtilaflı, karşılıklı, ardarda olması
6. ve en nehâri : ve gündüz
7. le âyâtin : elbette deliller
8. li ulî el elbâbı : lübb'lerin, sırların sahipleri için (ALİ İMRAN 190)



--------------------------------------------------------------------------------
imdi 190 ayete ulul elbabın kim olduğı buyruluyor inş..
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Şerlerden Allah'a Sığınma Kur'an-ı Kerim Genel Sudamlasi 2 287 Son Mesaj 05 Haziran 2008, 04:55:44
Gönderen: zillet_bizden_uzaktir
Pesnê Xwedê (Allah'a Övgü) Helbest u Marşên Kurdî têkoşîn 4 270 Son Mesaj 03 Mayıs 2009, 14:57:14
Gönderen: têkoşîn
Şeytandan Kurtuluş, Allah'a Sığınmakla Sağlanır Tevhid Ve Akaid MERXAS 0 90 Son Mesaj 03 Haziran 2009, 08:37:01
Gönderen: MERXAS
Allah'a İhlas ile Bağlanmak Tevhid Ve Akaid MERXAS 1 147 Son Mesaj 15 Eylül 2009, 16:11:46
Gönderen: hamza01
{..Allah'a Teslim O£...} Şiir Pınarı HÜR 1 201 Son Mesaj 14 Ağustos 2009, 20:30:17
Gönderen: HÂ-MÎM
İhlasla Allah'a İbadet Tevhid Ve Akaid MERXAS 0 108 Son Mesaj 19 Kasım 2009, 08:49:19
Gönderen: MERXAS
Yalnızca Allah'a kulluk İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 114 Son Mesaj 05 Aralık 2009, 09:11:37
Gönderen: MERXAS