0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Allah'ın Hudutlarının Dışına Çıkmak yoktur  (Okunma Sayısı 186 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 03 Nisan 2009, 22:11:33 »

ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEK DE YOKTUR, Allah’IN HUDUTLARI DIŞINA ÇIKMAK DA

 
“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten
alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.”1

Biz Müslümanlar; hiçbir konuda, hiçbir meselede ve hiçbir işte gönlümüzün istediği veya sadece maslahatımızın
gereği gibi bir söylem ve davranış içine giremeyiz. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde, herhangi bir iş ve konuda
hissi, nefsi ve duygusal davranma hakkına sahip değiliz ve davranamayız. Bazen bize ağır da gelse, hoşumuza gitmese bile, İslam dairesi içinde tepki göstermekle sorumluyuz
ve bununla yükümlüyüz. Normal faaliyet ve işlerimizde İslamî sorumluluk ve yükümlülüğe nasıl dikkat etmemiz
gerekiyorsa; gördüğümüz ve göreceğimiz zulümler karşısında da, karşılaştığımız, karşılaşacağımız haksızlıklar
karşısında da aynı sorumlulukla hareket etmeliyiz ve davranmalıyız.

Allah’a iman etmek, imanın gereklerini, sorumluluklarını ve yükümlülüklerini yerine getirmek ve bu anlayışa sahip
olmak, büyük bir nimettir. İnsanlara ve cinlere gönderilen, kendisinden sonra kıyamete kadar başka peygamber
gönderilmeyecek olan Hatemü’n–Nebiyyin, Resulü’s–SakaleynAleyhisselatu Vesselam’a ve Ona indirilene iman
etme, Sünnetine tabi olma, emirlerine uyup neyhettiklerinden sakınma, yaptıklarını yaparak sakınmamızı istediği şeylerden de sakınmanın gerektiği anlayışına sahip olmak ve bu anlayış doğrultusunda hareket etmek, ölçüsü olmayan bir nimettir.

Bu nimet ve lütfe sahip çıkmanın sorumluluğu olduğu gibi, bunun beraberinde getirdiği birtakım sıkıntıları da
vardır. Bu nedenle her İslam âlimi, her İslam davetçisi, bir yönüyle de olsa Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’a varis olmak isteyenler, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın sevgisine ve davetine talip olanlar; fiziki baskının yanı sıra, hakaretlere uğrayacağını, iftiralarla ve karalamalarla yıpratılıp etkisizleştirilmek için her türlü olumsuz durumla karşılaşacaklarını peşinen kabul etmelidirler.

Tevhid tarihi, bunun böyle olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla bundan sonra da böyle olacağı bilinmektedir
ve olacağı muhakkaktır. Peki, İslam’ı kendisine dert edinen, Allah rızası ve İslamî yaşamın ihyası için çalışanlar bütün bunlarla karşılaşınca elini–kolunu bağlayıp hiçbir tepki göstermeden duracakmı, yoksa ye’s ve ümitsizliğe kapılıp davasından vazmı geçecek?
-Elbette tepkisiz kalmayacak ve hiçbir şey yapmadan durmayacaklar. Durmaları da mümkün değildir zaten.
Çünkü durmak, vazgeçmek, hatta gevşek davranmak kişiyi sorumluluktan kurtarmadığı gibi, belki vebal altına bile sokabilir. Dolayısıyla yere, zamana ve şahsa göre lazım olan ve gereken ne ise, hikmetli bir şekilde ve İslam dairesi içinde tepki gösterilmelidir.

İşte burası bizim için çok mühimdir:

Gösterilecek tepki, gerek fiili, gerek sözlü, gerekse de yazılı her ne şekilde ve ne vasıta ile olursa olsun, kesinlikle hissi, nefsi ve haddi aşma olmamalıdır. Yapılan saldırılar çok zor ve tahammül edilmeyecek olsa bile, haddi aşma ve İslam dairesinin dışına çıkmaya müsaade yoktur. Uhud Savaşında, Hind ile Vahşi işbirliğiyle Hz. Hamza RadıyAllahu Anhuya yapılanlara çok fazla üzülen Resul-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam’ın, bu tahammül edilemez acıya rağmen şu ayet–i kerimeye muhatap olması, bizim için de bir ölçüdür.“Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.”2
Ceza verilse bile, ancak misliyle ceza verilebilir.

Haddi aşmak, İslam ahlakında yoktur. Gerçek İslamî şahsiyete sahip olan Müslümanlar; öfkelerini, kin ve gazaplarını nefislerinin gösterdiği doğrultuda değil, ancak Allah rızası doğrultusunda kullanırlar. Savaş esnasında yere attığı ve cehenneme göndermek üzere kılıcını boğazına dayadığı esnada mübarek yüzüne tüküren Allah düşmanı müşriki, sırf işin içine Allah rızasından başka nefsin de karışmaması için öldürmekten vazgeçen Hz. Ali radıyAllahu anh örneğinde olduğu gibi…Tahammül sınırlarını aşan ve kabul edilemeyecek derecede ithamlar, karalamalar, jurnallemeler ve ispiyonculuklar kimden gelirse gelsin, çok çirkindir. Ancak Müslüman olarak bilinenlerden gelirse veya bazı şer güçlerin, Müslüman olarak bilinenlerin ağızları ve imkânlarıyla, İslam’ı kendisine referans olarak kabul eden Müslümanlara karşı yapılırsa, çok daha tehlikeli, korkunç ve daha çirkindir. Mürtedler bunu Müslümanlara yapsa, bir yere kadar tahammül edilebilir bir yanı vardır. Zira o şekilde davranmakla, belki de görevlerini yerine getiriyorlar. Müslümanlar, bu durumda olanların cevaplarını, onların anlayacağı dille vermiş ve vermeye devam edecektir. Peki, aynı şeyler bilerek veya bilmeyerek ya da bazı şer ve karanlık güçlerin de yönlendirmesiyle, Müslüman olarak bilinen ve tanınanlardan gelirse, gereken cevaplar verilmeyecek mi? Elbette verilecektir. Allah’ın davası için her şeylerini ortaya koyanlara yapılan saldırılara, ithamlara, ispiyonculuklara, karalamalara ve töhmet altında bırakma girişimlerine göz yumamayız ve sessiz kalamayız. İtidalli ve adalet ölçüleri içinde kendimizi, kardeşlerimizi ve davamızı savunacağız. Bu, İslamî bir sorumluluk ve meşru bir haktır. Şahsi olarak bize taalluk eden bir mesele, bir konu varsa ve bundan dolayı İslam’a ve Müslümanlara bir zarar dokunmayacaksa, kendi payımıza sessiz kalabiliriz. Ama bir cemiyetin, bir cemaatin hakkı ve hukukuna dokunuyorsa;hikmetle, haddi aşmadan, İslam dairesi içinde
ne yapılması ve nasıl yapılması gerekiyorsa yapmakla, bu doğrultuda var olan imkânları kullanmakla mükellefiz.

Rabbimizden temennimiz; şahsımızda İslam’a ve Müslümanlara yapılan saldırılara cevap verip tepki gösterirken,
imanımıza, ahiretimize ve davamıza zarar vermeye sebep olacak şeylerden korusun ve sakındırsın.
Onların yanlış yaptıklarını, yaptıklarının doğru olmadığını, İslamî kimlik ve şahsiyete yakışmadığını, İslam’da
yerinin olmadığını, Müslümanlar arasında hüsn–ü zannın esas olması gerektiğini yazacağız ve anlatacağız.
Bu yanlışın içinde olanların üzerinde etkili olan ve olabilecek çevre ve şahsiyetlere; atılan bu iftiraların, çirkin
ithamların, yapılan karalamaların ve Müslümanlara yakışmayan ispiyonların İslam’da yerinin olmadığını, İslam’a
ve Müslümanlara fayda getirmeyeceğini, bundan ancak İslam düşmanlarının fayda görebileceklerini, bir
zaman fayda görseler bile bundan kendilerinin de muhakkak bir şekilde zarar göreceklerini, en kötüsü de dünya
ve ahiretlerini heba edebileceğini anlatacağız. Bunu yapmamızın bir nedeni; bir kötülüğün, bir yanlışın önünü almak, saldırganları durdurmak niyetiyle olmalıdır.

Kendimizi savunma hakkını kullanırken, saldırganların üzerine ölçüsüz bir şekilde giderek ve çirkin taraflarını
ortaya dökerek başka yönlerden İslam’a ve Müslümanlara zarar vermemeliyiz. Başka Müslümanların aleyhinde
kullanılmak üzere kâfirlerin ve İslam düşmanlarının eline koz olabilecek zaaflarını ortaya dökmek de, doğru olmaz.


Yapılan itham ve saldırılara cevap verirken, İslamî şahsiyetimize yakışmayan sözlerden, kelime ve kavramlardan sakınmak için çok dikkatli ve hassas davranmalıyız. Bir yanlışı düzeltmeye çalışırken, benzer bir yanlışın içine düşmek; İslamî kimliğimize, şahsiyetimize ve duruşumuza yakışmayacaktır. Bu nedenle de zamanın ve şartların hesabını yaparak her şeyin hikmetle ve yerli yerinde olmasına dikkat edeceğiz İnşaAllah.
Bize saldıranların maddi imkânları ve yolları bizimkilerden daha fazla olabilir. Dış görünüşleri yani görünenleri
bizi yıldırmayacak, gevşetmeyecek ve azmimizi kırmayacaktır inşAllah. Zira netice; muttakilerin, Allah’ın
hudutları içinde hareket edenlerin, haddi aşmayanların, adalet ölçüsüne dikkat edenlerin ve Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket edenlerindir. Yani yapılan saldırılar, hiçbir kardeşimizin kalbine sıkıntı getirmesin ve azmini kırmasın. Hiç şüphesiz hileleri ve tuzakları onlara dönecektir. Hilekâr ve düzenbazların yaptıkları, ancak kendilerine zarar verecektir. Şimdi olmazsa bile gelecekte, onlar da ve herkes de böyle olduğunu görecektir.
Şunu herkes çok iyi bilsin ve inansın ki, düşmanlıkta ne kadar ileri de gitseler, ne kadar kötülük etmeyi arzulasalar, onlara karşı bize Allah yeter. Yeter ki, O’nun hudutlarınımuhafaza edelim.

Rabbim, bizi hakka yöneltip onunla adaleti ayakta tutanlardan

eylesin! Âmin!

Allah’a emanet olun!

1 Maide Suresi: 8

2 Nahl Suresi: 126

                                            İNZAR DERGİSİ NİSAN BAŞYAZI
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #1 : 03 Nisan 2009, 22:22:42 »

Kendimizi savunma hakkını kullanırken, saldırganların üzerine ölçüsüz bir şekilde giderek ve çirkin taraflarını
ortaya dökerek başka yönlerden İslam’a ve Müslümanlara zarar vermemeliyiz. Başka Müslümanların aleyhinde
kullanılmak üzere kâfirlerin ve İslam düşmanlarının eline koz olabilecek zaaflarını ortaya dökmek de, doğru olmaz.

Yapılan itham ve saldırılara cevap verirken, İslamî şahsiyetimize yakışmayan sözlerden, kelime ve kavramlardan sakınmak için çok dikkatli ve hassas davranmalıyız. Bir yanlışı düzeltmeye çalışırken, benzer bir yanlışın içine düşmek; İslamî kimliğimize, şahsiyetimize ve duruşumuza yakışmayacaktır. Bu nedenle de zamanın ve şartların hesabını yaparak her şeyin hikmetle ve yerli yerinde olmasına dikkat edeceğiz İnşaAllah
Moderatöre Bildir   Logged

kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1468


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #2 : 06 Nisan 2009, 08:59:40 »

Allah razı olsun abi. Gerçekten de çok güzel bir yazı inzar başyazı özellikle dikkat edilmesi gereken bir yazı. Biz herhalukarda Allah'ın emirleri çerçevesinde hareket etmek zorundayız. Haksızlığa da uğrasak bu bizi adaletsizliğe sevk etmemeli.

Allah islah etsin. diyelim...

Selam ve dua ile
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
ImNotMerciful
Yasanılmayan Yolda Ölunmez kı......
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 105


Suskunluqun bedelı caresızlıqın dıyetıdır...!


« Yanıtla #3 : 06 Nisan 2009, 11:44:25 »

Allah (c.c.) razı olsun.. Emeqınızı zayı etmesın..
Moderatöre Bildir   Logged

Anlayısım Yok ...
       Anlatasımda Yok...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
sen yoksan kimse yoktur Film ve Belgeseller Muhammed Ensar 5 352 Son Mesaj 21 Eylül 2007, 16:03:10
Gönderen: yusha
unutma sen yoksan kimse yoktur! Şiir Pınarı vuslat 2 321 Son Mesaj 31 Temmuz 2007, 02:20:38
Gönderen: HÜSEYİN
Bizde böyle adet yoktur..! fıkralar şüheda-21 5 459 Son Mesaj 13 Ağustos 2008, 09:36:08
Gönderen: _uMuT_
İslam'da Körü Körüne Taklid Yoktur İslami Hayat Tarzı hamza01 0 152 Son Mesaj 15 Ekim 2009, 23:13:31
Gönderen: hamza01
KADINLARDAN NEDEN HİÇ PEYGAMBER YOKTUR? İstek, Öneri ve Şikayetleriniz Yusuf-i Güneri 7 404 Son Mesaj 22 Şubat 2010, 17:50:23
Gönderen: Yusuf-i Güneri
İslam'da Körü Körüne Taklid Yoktur Peygamber Efendimizin Hayatı hamza01 0 169 Son Mesaj 02 Mart 2010, 19:48:28
Gönderen: hamza01
Unutma Sen Yoksan Kimse Yoktur sesli Şiir&Fon Müzikler vuslat 0 254 Son Mesaj 24 Temmuz 2010, 12:34:02
Gönderen: vuslat