0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: AllahIN KELAM SIFATI  (Okunma Sayısı 264 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2244


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 10 Nisan 2011, 11:32:15 »

Allah'ın Kelâm Sıfatı
Allah-u teala, kendisinin ezelî sıfatı olan ,harfler ve sesler türünden herhangi bir şeyle ortaya çıkmayan kelâm sıfatıyla konuşucudur.(yani, Allahu teala'nın kelamı insnaların kelamı gibi harfler ve seslerden meydana gelmez. çünkü harfler ve sesler, bazısının ortaya çıkması diğerinin son bulmasına bağlı olan a'raz hâdislerdir. zira birinci harfin telaffuzu bitmeden ikinci harfi telaffuz etmeye başlamanın imkansız olduğu açıktır.) bu kelam sıfatı da susmaya (yani konuşmaya gücü yetmekle birlikte konuşmamak, konuşmayı terketmek) ve âfete (yani, konuşmaya yarayan alet ve organların konuşmaya güç yetirememesidir. bu dilsizlerde olduğu gibi ya yaratılış itibarıyla ya da bebeklerde olduğu gibi konuşmaya güç yetirebilme sınırına ulaşmama itibarıyla olur) zıt olan bir sıfattır. Allahu teala bu kelam sıfatıyla konuşur., emreder, yasaklar ve haber verir.

kelam Allahın bir sıfatıdır, o'nun zatıyle kaimdir.zira bir şeyi türetmeye esas ve asıl olan kök bir şey olmadan türetilen bir şeyin var olması zaruri olarak imkansızdır. örneğin:ilim olmadan alim,kelam olmadan mütekellem olamaz..ehl-i sünnetin bu görüşünde mutezileye red vardır. çünkü mutezile,Allahın başkasıyle kaim olan bir kelam ile konuştuğunu ileri sürer.

kelam:Allah tealanın zatı ile ezeli bir sıfatıdır. Allah onunla haber verir,emreder yasaklar..peygamberine vahyettiği tevrat,incil, ve kur'an gibi kitaplar,kelam sıfatının mahsulüdür.

Allah tealanın  kelam sıfatının mevcut olduğuna dair deliller ise;kitap ve sünnette yer alan sabiT ,kati naslardır. o naslardan biri şu ayeti kerime mealidir.

____''ve Allah musa ile de konuşmuştu.''

Allahü tealanın şu ayetide aynı konuda delildir.'' ve eğer ortak koşanlardan biri eman dileyip yanına gelmek isterse onu yanına al ki Allah'ın sözünü işitsin  sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır....''

sahih hadiste sabit olan rasülAllah'ın(s.a.v)
 miraç gecesinde rabbine hitap ettiği,o sırada kendisine  beş vakit namazın farz olduğuna dair rivayetler,bu meseleye açıklık kazandırır..

kelam sıfatının anlmanı tahkik etmeye gelince.arap lisanında kelamın  iki anlama geldiğini görürüz..

birincisi:zaten var olan manayı ifade eden lafızlardır..mesela<<bu fasih bir kelamdır.bu açık bir kelamdır.>> gibi

ikincisi:ifade edilmesi gereken manayı açıklamak için bazı lafızları kullanmaktır..ahtal'ın şu sözü burada söylenilebilir.''kelam kişinin gönlündedir,dil ancak gönüldeki ifadenin delili kılınmıştır.''

hz ömer (r.a):içimden bir söz geçirdim şeklinde ifade edilen vecizesi, konuya ayrı bir delil sayılır..yani kendi içimden bir söz hazırladım tasarladım . insan çoğu zaman arkadaşına: içimde bir söz var sana hatırlatmak istiyorum gibi ifadeler kullanır.

Bunu bildikten sonra Allah'ın kelam sıfatını icmai ümmet ile sabit olur..nebilerden a.s ..gelen mütevatir nakiller Allahın konuşur olduğunu ortaya koymaktadır..kelam sıfatı olmadan konuşmanın imkansız olduğunu bildİğimize göre, mesele kalmaz , bu hususta icmada  ihtilaf yoktur.(taftazani)

mutezile ise
Allahın kelam sıfatı hakkında gerçekleşen bı icmaı Allah'ın levh-i mahfuz ve  cibril gibi kelam sıfatının dışındaki mahluklarda yarattığı harfler ve sesler olarak yorumlamışlardır..bunun hadis -SONRADAN OLUŞMUŞ-olduğunu ,kadim olmadığı bilinen bir şeydir.. onlara göre kelam sıfatı olarak,Allahın bu sesler ve harflerin  ötesinde başka bir şeyi yoktur.

müslümanların cumhuru olan ehl-i sünnet vel cemeat derki: mutezilenin ortaya attığı bu görüşü inkar etmiyoruz. aksine bizde öyle diyoruz..onu lafzi kelam olarak adlandırıyoruz..hepimiz toplu halde onun , sonradan yaratıldığı hususunda ittifak ediyor ve Allahın zatıyle kaim olan bir şey olmadığını biliyoruz. çünkü sonradan meydana getirilen bir şeyin, Allahın zatı ile kaim olması düşünülemez...fakat biz onun ötesinde ;var olan nefsiyle kaim olan bir sıfatı kabul ediyoruzki ondan, lafızlarla söz edilir ve bu,irade ve ilim hakikatlerinden başka bir şeydir. sözünü ettiğğimiz sıfat, başka varlıklara haber verme,emir ve yasaklarını bildirme hususunda onlara hitap etmeye yarayan bir sıfattırki lafızlar onu gösterir ve Allahın zatıyle kaim olan kadim bir sıfatıdır., o sıfatla insanlarda olduğu gibi bazı manaların doğması,hatırına bazı şeylerin gelmesinin imkansız olması zaruridir. Allah tealaya kelam sıfatının isnat edilmesinin amacıda  budur. müslümanların icmaen kabul ettiği kelam sıfatı,ancak bu şekilde yorumlanırsa isabetli olur.

işte burada mutezile cumhurdan ayrılmıştır.
zira onlar Allahü tealaya bu anlamda kelam yada kelam-ı nefsi diye adlandırılan kadim bir sıfat nisbet etmemişlerdir.

onlar şöyle demişler;kelamı nefsi adını verdiğiniz ibarelerin medlulü hakikat nazarında ,eğer o medlül haber ise ilim sıfatına, emir yada yasak ise bu durumdada irade sıfatına racı olur( onların  irade ve emretmeyi aynı anlama aldıklarınıda biliyoruz) ibarelerin kendileri ise,ittifakta kabul ettiğimiz gibi sonradan Allah tarafından yaratılmış lafızlardır.. yani onlar Allahın sıfatı değil yaratıklarından bir mahluktur. kelam sıfatı ise yanlız bundan ibarettir...

verdiğimiz şeyler üzerine düşünüldüğünde ehl-i sünnet vel cemeat ile mutezile arasında ki ihtilaf noktasını kavramak mümkündür.temel ayrılık şuradan kaynaklanıyor.kur'an lafızlarında insanlara yönelik emir, yasak ve haber verme eyleminin  kendisinden oluştuğu bir anlam vardırki bu anlam kadimdir..peki bu anlamın adı nedir.?

mutezile
:eğer bu manada haber oluşuyorsa,o ilimdir, eğer ondan  emir yada yasak çıkıyorsa o zamanda iradedir.

cumhur
:bu anlamın adı kelamı nefsidir. o, ilim ve irade sıfatlarından başka ve aynı Allahın zatıyle kaim ve ezeli bir sıfattır.

lafız olan kelama gelince:onun mahluk olduğunda ve Allah tealanın zatıyle kaim  bir sıfat olmadığında her iki gurupta ittifak etmektedir. ahmed ibni hambel  ve bazı izleyicileri bunun istisnasını teşkil ederler..onlar bu harflerin ve seslerin de Allahın zatı ile kaim,kadim sıfatlar olduğuna,kelam sıfatıyle ifade edilmek istenilenin bunların ta kendisi olduğuna kanaat getirmişlerdir.
(imam ahmed hambel er -reddu ala'z-zenadıka adlı risalesinde bunu açık olarak belirtmiştir.uzun olan bu risale ibn-i teymiyenin mecmuatu resailil ,kübra içinde basılmıştır.)



Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2244


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 10 Nisan 2011, 11:35:13 »

iki grubun üzerinde ittifak ettiği ve ayrıldığı noktaları tanıdıktan sonra,bu konuda meydana gelen münakaşa ve cedelleşmelere girmeyeceğiz ,zira biz bu meselenin  çok daha kolay olduğuna inanıyoruz. her ne kadar cumhurun dediği gibi ibarelerin medlülü nün kelam-ı nefsi diye adlandırıldığına ve bu sıfatın ilim ve irade  sıfatlarından başka başka bir sıfat olduğuna inansak bile.

ancak mutezile,Allah teala için bu mananın sabit olduğunda her halükarda ehl-i sünnet ile birlik içindedir. onun Allah tealanın zatıyle kaim kadim bir sıfat olduğunu,ona bizim gibi kelam adı vermesede kabul eder.

bu meselede yankılanan korkunç tarihi ihtilaf sayhalarının büyük çoğunluğun  asıl kaynağı ,ahmed ibn hambel (r.a) ilecehmiyye ve mutezile gibi diğer fırkalar arasında meydana gelmiştir.

bu meseleyi işlerken mutezilenin görüşüne hiç değinmeden ve aralarındaki ihtilaftan hiç söz etmeden ,ehl-i sünnet vel cemeatın kitap sünnet ve aklı selimden  çıkardığı kesin kanaata değinmekle yetinebilirdik ve bunun bize yeteceğini biliyoruz. ehli sünnetin görüşüyle yetinebilirdik diyoruz fakat bunu yapmıyoruz.zira (oryantalizm)ve misyonerlik hileleri bu meseleye o derece batıl ve hayret verici bir biçimde yüklenmiştirki hangi şekilde olursa olsunmüslümanlardan bir cemeatin veya grubun zihnini bulandırmaya yol açmasını sağlamayı hedef almışlardır.

kuran etrafında meydana gelen ayrılıklar ,o'nun mahluk bir kelem olduğu yada mahluk olmadığı tartışması,ancak ve yanlız olarak (misyonerlik ve oryantalizm  girişimlerine göre) müslüman halk ile kilise arasındaki  cedelleşmeden başka bir şey değildir. bu mücadelenin temeli ve hareket noktası  şu ayeti kerimede geçen <<kelimetullah>> kavramından kaynaklanmıştır:
''meryem oğlu isa mesih sadece Allahın elçisi o'nun meryeme attığı kelimesi ve o'ndan bir ruhtur.''   hiristiyanlar müslümanlara itiraz ederek diyorlar ki,mesih kimdir?

___o,Allahın kelimesidir.bu kelime mahluk mudur değilmidir.? eğer mahluk değilse mesih Allahın ta kendisi olur;eğer mahluk olursa, o zamanda doğmadan kelime ve ruh sahibi olamaz. kur'anın mahluk ya da sahih sayılması etrafında meydana getirilen  tartışma ve sürtüşmenin asıl nedeninin ,mesih olayı etrafında meydana gelen mücadeleden kaynaklanmış olması gerekir..

bu büyük iddianın delilini nakletmem,senet venakil kaynağını bildirmem beklenmemelidir. oryantalislerin ve misyonerlerin özellikle bu tür konulardaki ilimleri en ufak bir delile dayanmaktan çok ve bilimsel araştırma yöntemlerinin  herhangi birine boyun eymekten çok yücedir...ancak tevessüm ve sezgi yöntemi bunun dışında tutulmalıdır.

işte bu kadarcık bir gayret tarihsel bir vakıayı tastik etmeye yeterli bir delil ve onun üzerinde pek çok prensip ve hakikatlerin kurulmasına  tam bir ortam oluşturmaya kafidir. bende diyorumki:ben kuzey yönünde kesifleşmiş kapkara bulutlar görüyorum .şimdi orada korkunç yağmurların yağıyor olm<sı gerekir. ondan büyük bir tufan meydana gelecek  ve pek çok insanı memleketleriyle birlikte helak edecektir...

kilise adamlarının ,tüm alimlerine karşı bu zayıf muhakeme ve  sözlerle ihticac etmesine  gelince bu mümkündür. fakat biz bunu bilimsel açıdan,bize kadar sahih bir senetle nakledilen ve kesin inanmamızı temin eden  bir delile dayanmadığı müdeetce tastik etmeyiz.


(böyle diyoruz ,zira kilise adamlarının, dün olduğu gibi bugünde müslümanlarla hz isa'nın kıdemini,bu kelimeye dayanarak  isbata çalıştıklarını cidale girdiklerini biliyoruz .<<yuhanna ed -dımaşki >> den gelen habere göre o müslümaların itikadını   bozmak için  bazı hiristiyanlara  telkinde bulunmuş ve ve müslümanlarla mücadeleye devam etmiştir..yuhanna derki:eğer araplar ''mesih hakkında ne diyorsun ? diye sorarlarsa deki :''o Allahın kelimesidir....vs gibifakat müslümanlar arasında hiç kimse bu cidale cevap veremediğinden  kur'an-ın mahlık olduğunu  ve Allahın zatından kelam sıfatını kaldırdıklarını iddia edememiştir..mutezile ,yanlız  sadece bunun  hak olduğuna inandığından,herşeyden sarfi nazar ederek görüşlerini açıklamıştır.eğer mutezile müslümanların cumhuru tarafından ileri sürülen görüşün hak olduğunu bilseydi,bütün kjilise adamları onlara saldırmaya kalkıştığı bir anda bile ,o hakikate inanmakta ve bağlanmakta en ufak bir tereddüt göstermezdi.)
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2244


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 10 Nisan 2011, 11:43:57 »

İslam alimlerinin bu sözler karşısında hayrete düşmüş olmaları,şaşırmış olma iddiaları ,ellerinde tutunacak dalları  bulunmadığından bu  hayretlerini gizlemek için  yapmış oldukları çalışmalar onları zorunlu olarak ''halk-ul kur'an '' meselesinde tartışmaya itmiştir  şeklindeki ifadeler gelince ,tümüyle yalandır.. mutlak olarak ,tarihin böyle bir şeyde ,en ufak bir  ip ucu verdiği söylenemez. aklında bunu tastik etmesi hiç bir halde mümkün değildir.

tarihin herhangi bir devresinde müslüman alimlere  yöneltilen bu türden zayıf bir istidlalin  karşısında  buna cevap verecek almmi yoktur? islam alimleri bu soruya karşılık :Allahın kelimesi <<kün>>kavli şerifidir..eğer bu <<kün (ol)>> sözünün anlamı kadim olsa bile  bu,onunla alakalı olan  müteaâllakının  da kadim olmasını gerektirmez . bütün akıl sahipleri  ve arap filoğlarının tümü hz.isa 'nın (a.s)<<kün>> sözcüğünün  kendisi değil ,onun muta3allakı olduğunda  söz birliğine varmışlardır.

cenabi Allah hz isa'dan kelimenin kendisiyle haber vermekle, aralarındaki bağlılığın ne dereceye vardığını  açık bir şekilde izah etmek  ve insanın zihnini hz isa'nın yaratılışı hususunda uyararak,onun yanlızca Allahın  iradesiyle<<kün>> sözcüğünde musahhaslaşarak  yaratıldığını dikkat çekmiştir.

eğer iradenin muteallakı kendisi gibi kadim olsaydı ,bütün kainatın  da kadim olması gerekirdi . çünkü  kainatta Allah'ın iradesi sonucu  olarak ve <<kün>>  sözcüğünün tesiriyle meydana gelmiştir..ayeti kerimede yüce rabbimiz  şöyle buyurur:<<o'nun işi, bir şeyin olmasını istedimi ona sadece <<ol>> demektir,hemen oluverir.>>   nasılki Allah herbir şeyi yaratırken  ona <<ol>> demişse ,meryemin oğlu isa'da (a.s) ol demiş , o da yaratılmıştır .her şey yaratılışında Allahın kadim olan hitabına bağlı bulunduğu halde,hadis olduğu gibi meryem'in oğlu isa da (a.s),yaratılışında hadistir. her ne kadar Allahın kadim olan hitabı  o2nunla ilgisi olsa bile ,bu hiç bir şey değiştirmez...

Allah'ın kendisi ile bütün kainatı yarattığı  ve yine onunla bütün gökleri  ve yeri ortadan kaldıracağı kelimenin  kur'an-ı kerim de  defalarca tekrar edildiğini gördüğü halde ,cahiller içinde  hangi bilgisiz ,bunun Allah teala tarafından ortaya konulan ,kaza ve kadim olan  kesin hükmü olduğunu bilmez ? ünlem en cahil insanlar bunu bildiklerine göre , meşhur alimlerin bunlardan habersiz olmaları  yada  gözlerinden kaçmış  olmaları  ona dikkatleri çekilmemiş olmaları  ne dereceye kadar doğrunolabilir..(ramazan el buti islam akaidi)

Allahın diğer sıfatları ezeli olduğu gibi kelam sıfatıda ezelidir.zira bu sıfat Allahın kendi zatıyle  kaimdir  ve hadis olan şeylerinde  Allahın zatıyle kaim olması  zorunlu olarak imkansızdır. taftazani.

Allah tealanın kelamı insanların kelamı gibi harfler ve sesler ,bazısının ortaya çıkması  diğerinin son bulmasına  bağlı olan a'raz hadislerdir. zira birinci harfin telaffuzu  bitmeden ikinci harfi telaffuz etmeye başlamanın imkansız olduğu açıktır..

ehl-i sünnet meshebinin  bu görüşü  hanâbele ve kerâmiye fırkalarına  karşı bir reddiye mesabesindedir. çünkü bu iki fırka , Allahü tealanın  kelamının  harflerle ve seslerle meydana gelen  bir araz olduğunu ,bununla beraber kadim olduğunu ileri sürer..raftazani.

süküt:konuşmaya gücü yetmekle birlikte  konuşmamak ve konuşmayı terketmek.

afet:konuşmaya yarayan afet ve organların  konuşmaya güç yetirememesidir.. buda dilsizlerde olduğu gibi ya yaratılış itibarı ile  ya da bebeklerde olduğu gibi konuşmaya güç yetirebilme sınırına ulaşmama itibariyle olur..taftazani.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
AllahIN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN Vuslat Sevdalılar (tanişma) « 1 2 » GÜLSEVDALISI 12 548 Son Mesaj 13 Ocak 2008, 23:01:30
Gönderen: mehmet2008
RESUL E XUDA (AllahIN RESULU) Türkçe Eserler sevdimonu 3 318 Son Mesaj 14 Nisan 2009, 16:48:17
Gönderen: ÂmâK-ı HâYâL
Selam Kelam Vuslat Sevdalılar (tanişma) mizgin_turabi 6 351 Son Mesaj 01 Ekim 2010, 16:15:27
Gönderen: ahmetmeydani
Mevlana Ebu'l Kelam Azad İslam Alimleri ve öncüleri Mahya 1 242 Son Mesaj 10 Temmuz 2010, 11:59:32
Gönderen: MERXAS
önce selam sonra kelam... Vuslat Sevdalılar (tanişma) TURAB 8 303 Son Mesaj 18 Ocak 2011, 11:56:41
Gönderen: Mahya
yanlızlık yurdunda tükendi kelam Dinle/indir Türkçe Eserler vuslat 2 540 Son Mesaj 05 Mart 2011, 17:17:19
Gönderen: cebelinur
AllahIN TEKVİN SIFATI Tevhid Ve Akaid Âl-i İmran 4 750 Son Mesaj 12 Nisan 2011, 12:11:15
Gönderen: têkoşîn