0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Allah'ın Varlığı ve Tevhid'in Hakikati (Yusuf El Kardavi)  (Okunma Sayısı 795 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #10 : 20 Ocak 2010, 22:57:07 »

Allah ÎLE İNSAN ARASINDAKİ PERDELER

Biri kalkıp dese ki:
Allah'ın varlığına dair deliller bu kadar açık ve güçlü ise bazı kişiler neden Allah'ı inkâr etmektedir? Bu kişiler Kur'an'ın da ifade ettiği gibi şöyle derler:

"Ancak bu dünya hayatı vardır. Yaşarız ve ölürüz. Bizi ancak zaman öldürür." (Casiye Suresi, 24)
Bu sorunun cevabı şudur: Allah'ı tanımak ve ona inanmak ile bazı insanlar arasında, çok kalın perdeler vardır. Ancak bu perdeler yaratılıştan var olan perdeler değil, insanın sonradan kazandığı perdelerdir. Bu per deleri şöylece sıralamamız mümkündür:

1. HİSSİYATI AŞAMAMAK
İlk perde madde ve çocukların bulunduğu beş duyu dairesini aşıp diğer şeyleri tanıyamamaktır.
Bu insanlar akıl ve düşünce yönünden çocuklara benzerler. Çünkü bunlar şöyle derler: "Eğer müminlerin dediği gibi Allah (cc) var olsaydı bizim onu gözlerimizle görüp, duyularımızla hissetmemiz gerekirdi. Nitekim diğer varlıkların var olduklarını duyularımızla kavrayabiliyoruz. O halde, görmediğimiz bir ilaha nasıl inanırız.

Bu iddiaya cevap olarak deriz ki varlıkların, yalnız beş duyu ile kavranabilmesi doğru değildir. Görülmeyen, hissedilmeyen nice varlık vardır. Tıpkı insanın öğrenme yolu beş duyu ile sınırlanamayacağı gibi, varlıkların bilinmesi de beş duyu ile sınırlanamaz. Zira insan görme ve his yolu ile birşeyler öğrenebildiği gibi akıl, fıtrat, düşünce, basiret ve ilham gibi hislerin dışındaki daha pek çok vasıta ile de ilim elde edilebilir.
Astronomi alimleri dünyadan milyonlarca ışık yılı uzak olan yıldızların varlığını tesbit etmişlerdir. Yalnızca tesbitle de kalmayıp onların büyüklüklerini ve nasıl hareket ettiklerini de öğrenmişlerdir. Bu alimlerin yıldızların varlığını onları görmeden, onlara dokunma dan yalnızca rakamlara dayanarak matematiksel mantıkla kabul etmeleri doğrumudur.
Doğruysa neye daya narak kabul etmektedirler. Bu sorunun cevabı gayet açıktır: Astronomi alimleri bahsedilen yıldızların varlığını basit ama doğru bir mantığa dayanarak kabul etmektedirler. Bu mantık, "Her eserin bir müessiri (yapımcısı) vardır" mantığıdır. Onlar, çok uzakta bulunan yıldızları yalnızca eserleri ile tanımışlardır. Tabiat alimleri de aynı yolu takip etmiyorlar mı? Örneğin onlarda atomu kabul ederken kütle ve güç kanununa dayanarak kabul ederler. Elektronik aletlerinin bu kadar çok gelişmesine rağmen bilim adamları bu güne kadar hala atomu net olarak görebilmiş değillerdir. Onların gördüğü, yalnızca karartıdan ibarettir. İnkarcıların mantığını anlamak gerçekten mümkün değildir. Onlar, Allah'ın dışında her hangi bir varlık söz konusu olduğunda, eserden hareketle müessirin varlığını kabul ederler. Ancak Allah'ın varlığının kabulü söz konusu olunca bahsedilen mantık kurallarını hiç düşünmeden reddederler.
Araştırmacı Doktor Dinevi konu ile ilgili şu mutalada bulunuyor:
"Zeki ve iyi niyetli pekçok insan, idrak edilemeyeceğinden dolayı Allah'ın (cc) varlığına inanılmayacağını sanarlar. Halbuki ilim aşkı ile dolup taşan insanın, Allah'ı tıpkı elektiriği algıladığı gibi algılaması gerekir. Bunun dışındaki düşünceler yanlıştır. Elle tutamadığımız, gözle göremediğimiz halde eserinden dolayı elektriğin varlığını nasıl kabul ediyorsak, Allah (cc)ın varlığını da öylece kabul etmemiz gerekir.


2. GAFLET

Allah'ın (cc) varlığını kabul etmeye engel olan ikinci perde ise gaflet perdesidir. Bu gaflet perdesi bazı insanların düşüncelerini yamuklaştırmış, kalplerini yozlaştırmış, anlayışlarını yok etmiştir. Artık bu tür insanların bütün işi hayvanlar gibi yalnızca midelerini doldurmak, şehevi arzularını tatmin etmek olmuştur. Bunlar cehennem odunlarının kendileridir. Yüce Allah (cc) böyleleri hakkında şöyle buyurur.
"Şüphesiz cehennemi insan ve cinlerle dolduracağız. Onların kalpleri vardır. Fakat anlamazlar. Gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar. Onlar hayvanlar gibidir. Bilakis onlardan daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir. (Araf Suresi, 179)
Elbette hayvandan daha aşağıdırlar. Çünkü onlara akıl ve idrak gibi büyük nimetler verilmemiştir. Görevleri doğrultusunda yaratılan hayvanlarsa bu görevlerinin dışına çıkmazlar. Halbuki yaratılış gayesini unutan yeryüzünün halifesi olduğundan gafil olan insan bayağılaşmakta, hayvandan da aşağı olmaktadır.


3. TAKLİD

Üçüncü perde ise, insan şahsiyetini yok eden ve onu başkasının aklı ile düşünür hale getiren, taklit hastalığıdır. Bu tür insanlar hangi toplumda yaşarlarsa yaşasınlar, nefislerinin yularını toplumun eline vererek zillet içinde köle gibi yaşarlar. Toplum neye inanıyorsa, bunlar da ona inanır. Toplum neyi inkâr ediyorsa, bunlar da onu inkâr ederler. Bazı insanlar da babalarının, atalarının yolunu takib ederler. Bazıları ise liderlerini öğretmenlerini, taklit ederler. Bunların herbiri taklid perdesinin çeşitli yelpazeleridir. Bu perdeler çoğu kez Allah'a iman ile insan arasına girerek onun Allah'a inanmasını engellerler. Bunun içindir ki Kur'an taklitçilerin durumunu tasvir ederek şöyle buyurur:
"Onlara, Allah'ın indirdiğine iman edin dendiğinde; "Biz atalarımızdan gördüğümüze tabi oluruz" derler. Ataları akıl erdirememiş, sapıtmış olsalarda mı (onlara uyacaklar) kâfirlerin misali, köpeklerin ürmeleri gibidir, konuşmalarından ancak bir ses, bir gürültü duyulur. Onlar kör, sağır ve dilsizdirler. Onlar akıl erdiremezler" (Bakara Suresi, 170-171)
Allah (c.c.) mukallidlerle liderlerinin ilişkilerini bize şöyle tasvir etmektedir:

"O zaman liderler kendilerine uyanlardan hızla uzaklaşacaklardır. (Hepsi) o azabı görmüşlerdir. Aralarındaki iplerde parçalanıp kopmuştur. Tabi olanlar "Keşke geriye dönebilseydik de onlar bizden uzaklaştığı gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık" derler" (Bakara Suresi, 165-166)


4. GURUR

Dördüncü perde, perdelerin en kalını olan gurur ve inat perdesidir. Şüphesiz yaratılış, fıtrat, vahiy, tarih delilleri ve bunların dışındaki pekçok delilin adeta haykırması hakikati duymamak için kulaklarını tıkayan gururlu insanlara ulaşamaz. Bunlar yalnızca kulaklarını tıkamakla kalmayıp, hakikat nurlarını görmemek için gözlerini, hidayet ışınlarını algılamamak için Kalplerini, sıkı sıkıya kaparlar. Bunlar anlamak için değil karış tırmak için, ikna olmak için değil galib gelmek için mücadele ederler. Bu insanlar tıpkı Allah'ın vasfettiği gibidirler:
"Bazı insanlar bilgisiz olarak Allah (cc) hakkında mücadele ederler. Onların yanında ne bir hidayet kaynağı ne de aydınlatıcı bir kitap vardır. Onlar, Allah yolundan saptırmak için (gururlarından) eğilip bükülerek Allah hakkında kavga eder dururlar.
Mutaassıb ve inatçı kişilere bin tane delil dahi gösterilse yine de ikna olmazlar. Delili bizzat gözleri ile görseler, elleri ile tutsalar duyuları ile idrak etseler bile yine de gerçeği kabul etmezler. Nitekim Mekkeli müşrikler, Allah Resulünden Peygamberliğini isbat için kendilerine gökten bir mektup getirmesini veya birlikte göğe melekut alemine çıkmayı teklif etmişlerdir. Ancak Kuran onların inatlarından, ve şımarıklıklarından kaynaklanan bu isteklerini reddetmiştir.

"Sana bir kitap göndersek onlarda bunu elleri ile tutsalar dahi yine de "Bu apaçık bir sihirdir" derler." (Enam Suresi, 7)
"Onlara gökten bir kapı açsak onlar da buradan yukarı çıksalar dahi yine de "Gözlerimiz döndürüldü. Belki de biz büyülenenlerdeniz" diyeceklerdir." (El-Hicr Suresi, 14-15)
Ayette de açıkça belirtildiği üzere inatçı kişiler, inkâr ettikleri şeyleri elleri ile de tutsalar gözleri ile de görseler yine de inkâr etmek için bir neden bulurlar. Yüce rabbimiz onlar hakkında ne güzel buyurmaktadır:
"De ki "Göklerde ve yerde neler var bakın" Fakat, bu kadar çok olan ayetler, inzarlar, iman etmeyecek olan topluluğa fayda vermez." (Yunus Suresi, 101)
Yüce rabbimiz kişinin nefsinde ve afakta bulunan delilleri yalnızca akıl ve kalb sahiplerine sunmuştur:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için deliller vardır." (Ali İmran Suresi, 190)
Diğer ayetlerde ise "Onda düşünen, işiten, dinleyen kişiler için deliller vardır" buyrulmaktadır.
Yüce Allah'ın bu şekilde hitap etmesi inatçıların düşünmeyeceklerini, dinlemeyeceklerini, akıl erdirmeye çalışmayacaklarını bildiği içindir.

"Şüphesiz bunda aklı olan, Kalbi bulunan, dinleyen kişiler için ibretler vardır." (Kaf Suresi, 37)
Aklı donuklaşan kalbi taşlaşan inkârında direnen kişilere bin delil dahi sunulsa yine de ikna olmazlar. Halbuki ikna olmaya müsait olan kişiyi yerde ve göklerde ne varsa herşey ikna eder. Yine de hidayet Allah'tandır. O dilediğine hidayet eder.

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5333


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #11 : 20 Şubat 2010, 13:19:35 »

Allah İNANCI İNANÇ ESASLARININ TEMELİDİR

Kendisine ibadet ve itaat edilmeye layık yegane güç ve irade sahibi olan yüce Allah'a iman, bütün dinlerin ruhu olduğu gibi islamın da ruhudur. Kitabullahın ve sünnetinde belirttiği gibi bu inanç bütün islam inancının temelidir.
Kur'an-ı Kerim; imanın temel esaslarından ve onunla ilgili hususlardan bahsederken, Allah'a imanı herşeyin esası kabul eder.
"Resuller ve müminler, Rabbi tarafından kendisi ne indirilene iman ettiler. Onlardan her biri Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler." (Bakara Suresi, 285)
"Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, ki taplara, peygamberlere inananların iyiliğidir." (Bakara Suresi, 177)
"Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kita ba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manası ile sapmıştır." (Nisa Suresi, 136)
Allah Resulü (sav) ise meşhur Cibril hadisinde, bu husustaki soruya cevap olarak şöyle buyurmuştur.

"İman: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygam berlerine, kıyamet gününe, hayrı ve şerri ile kadere inanmaya denir."
Allah'a iman asıldır. Diğer inanç esasları ona tabidir. O halde kişi ilk önce yüce Allah'a (cc) inanır. Da ha sonra meleklerine, peygamberlerine, ahiret gününe kader ve kazaya inanır. Bütün bunlara iman Allah'a inanmanın bir gereğidir. Allah'a iman bunların temeli dir. Peygamberi gönderene inanmadan peygambere iman, hesap görene inanmadan hesap gününe iman el bette düşünülmez.
Allah'a (cc) iman onun varlığına imanı, onun varlığına iman ise onun rabliğine ve yüceliğine imanı gerektirir.
Yine bu inanç kendisine layık olan sıfatlarla sıfat lanıp her türlü eksiklikten uzak olduğunu ortaya ko yan güzel isimlerine ve ulvi sıfatlarına inanmayı gerektirir.

Allah'ın varlığı, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir gerçektir. Bilakis, Fıtratı selimenin şahit olduğu en açık hakikattir. Akıllı kişiler bu hakikati hemen kabul ederler, ilimde derinlik sahipleri ise, nefis lerinde ve dış alemde gördükleri harikalar ve ve Akıllara durgunluk veren düzenden dolayı bunu ilmen desteklerler.
Bu büyük hakikate elbette, bazı kişilerin inkârı yüzünden gölge düşmez. Zira bu kişilerden bir kısmı, Allah inancına ait bilgilerden yoksundur. Diğer bir kıs mının ise fıtratları bozulmuştur. Bazıları da, akli ve ilmi inatları yüzünden Allah'ı inkâr ederler.
Gerçek şu ki, islami söylev, Allah (cc)'ın varlığı hususunda yoğunlaşmaz. Çünkü onun varlığı fıtraten bilinir.
Bilakis islami söylev, insanların saptığı diğer inançlarda yoğunlaşır. Bahsedilen inanç esaslarının en önemlisi, islam akaidinin özü olan TEVHİD INANCı'dır. Islamın gelmesinin yegane sebebi de varlığı fev kinde olan bir tek ilaha imandan başkası değildir. Yaratılan her şey onundur. Dönüş onadır. Herşeyin rabbi o olduğu gibi herşeyi programlayan da odur. ibadete, inkâr edilmemeye, şükre, nankörlük edilmemeye, itaate, isyan edilmemeye yalnızca o layıktır.

Gerek fıtri, gerek akli, gerekse semi (işitmeye dayalı) bütün deliller Allah (cc) birliğini gösterir. İnsan bütün telkin ve etkilerden soyutlanıp, fıtratı ile başbaşa kaldığında, kendisini insanlığın ve kâinatın ötesinde, sıkıntılı ve mutlu anlarında dua ettiği bir zata yönelmiş bulur. Özellikle çaresiz kaldığı, üzüntülü olduğu ve insanların yardım eli uzanmadığı zamanlarda, bütün samimiyeti ile rabbine yönelir. O anda-cehaleti, nefsi arzular ve yanlış inançları sonucu tapındığı- bütün insanları, hayvanları, canlı ve cansız bütün varlıkları devreden çıkarıp doğrudan yüce varlığa yönelir.
Bu gerçeğe işaret eden yüce Allah şöyle buyurur:
"Sizi gemilerde bulunduğunuz ve onlar, içindekileri güzel bir rüzgarla götürdüğü, bununla neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder. Ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlarda, dini yalnız Allah'a halis kılarak, "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar." (Yunus Suresi, 22)
Bu ayet, Allah'ın varlığının delili olduğu gibi vahdaniyetinin de delilidir.

Kaynak:Allah'ın Varlığı ve Tevhid'in Hakikati

SON
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: 1 [2] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Yusuf olmak için Yusuf gibi yürek gerek!.. Düşünce yazıları/Makaleler muhammed-i dava 2 436 Son Mesaj 28 Temmuz 2008, 08:02:35
Gönderen: muhammed-i dava
Kardavi: Boykot, tüm ümmete vaciptir İslami Hayat Tarzı Bişnev 0 119 Son Mesaj 27 Ekim 2009, 16:03:18
Gönderen: Bişnev
Allah'A İMAN BÜTÜN İNANCIN TEMELİDİR(yusuf el-kardavi) Tevhid Ve Akaid MERXAS 1 110 Son Mesaj 19 Kasım 2009, 08:42:45
Gönderen: MERXAS
Kardavi: Şii ve Sünni Müslümanlar Kudüs İçin Birleşmeli! Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 106 Son Mesaj 14 Ocak 2010, 10:15:29
Gönderen: musabbinumeyr29
Allahü teâlânın varlığı nasıl ispat edilebilir? Tevhid Ve Akaid MERXAS 1 116 Son Mesaj 16 Ocak 2010, 09:51:35
Gönderen: MERXAS
Kardavi, Yemen'deki Savaşı Durdurmak İçin Harekete Geçti Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 116 Son Mesaj 22 Ocak 2010, 08:30:57
Gönderen: musabbinumeyr29
YUSUF KUYULARA MAHKÛM, KUYULAR YUSUF’A ZİNDAN Şiir Pınarı MUHACİR 1 384 Son Mesaj 17 Şubat 2011, 09:14:54
Gönderen: yas gülü