0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Allah'TAN BAŞKASININ KANUNLARINA BAŞVURMAK  (Okunma Sayısı 243 defa)
huseyinali
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


« : 06 Eylül 2011, 16:41:01 »

Allah-u teala şöyle buyuruyor:
 
"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil, sadece O'na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf: 40)
 
 
Bu ayeti kerime gösteriyor ki ister bir şahsın, isterse bir zümrenin olsun, Allah'tan başkasının hükmünü kabul eden kimse kimin hükmünü kabul ediyorsa ona ibadet ediyor demektir.
 
 
Allah-u teala şöyle buyuruyor:
 
"Ey Muhammed! Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâguta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister." (Nisa: 60)
 
 
Bu ayeti kerime ile Allah-u teala, insanlara apaçık bildirdiği kendi kanunlarından başka adı ve zamanı ne olursa olsun tüm diğer beşeri kanunlara muhakeme olmayı kabul edenlerin şirke girdiklerini beyan ediyor ve böylelerini hayretle karşılıyor. Çünkü bu tür kimseler hem iman ettiklerini iddia ediyorlar hem de Allah'ın kanunlarından başka kanunlara muhakeme olmak istiyorlar!... Ki, bu davranışları onların imanlarında yalancı olduklarını ve iman iddialarının sadece ağızlarında geveledikleri boş laflardan ibaret olduğunu, yüzlerine vururcasına apaçık gösteriyor. Çünkü, Kur'an-ı Kerim'de beyan edilen Allah'ın mükemmel kanunlarının dışında herhangi bir kanun veya ilye muhakeme olmak veya gerçek zorlama olmaksızın -kalbi imanı tasdik etse bile- bunu istemek, ayette bahsedildiği gibi tâguta muhakeme olmak demektir.
 
 
İmam Şa'bi, bu ayetin nuzül sebebi hakkında şöyle diyor:
 
"Bir münafık ile bir yahudi kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Yahudi, müslüman görünen münafığa Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in rüşvet kabul etmeyeceğini bildiğinden dolayı, Rasulullah'a muhakeme olmayı teklif etti. Münafık ise, yahudilerin rüşvet aldığını düşünerek yahudilere muhakeme olmak istedi. Nihayet Cüheynelilerden bir kahine muhakeme olmaya karar verdiler.

Bunun üzerine Allah-u teala:

"Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun?" (Nisa: 60) ayetini indirdi."
 
 
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında başka bir rivayet ise şöyledir:
 
"Birbirinden davacı iki kişiden birisi:

"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in huzurunda muhakeme olalım" dedi. Öbürü ise:

"Yahudi Ka'b b. el-Eşref'in huzurunda muhakeme olalım" dedi.

Sonra Ömer radiyAllahu anh'e muhakeme olmaya gittiler ve ona meseleyi anlattılar. Ömer radiyAllahu anh Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in huzurunda muhakeme olmayı istemeyene:

"Doğru mu?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince Ömer radiyAllahu anh boynunu vurarak adamı öldürdü. Bu olay üzerine Allah-u teala (Nisa: 60) ayeti kerimesini indirdi."
 
 
Allah-u teala şöyle buyuruyor:
 
"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse bil ki Allah bir kısım haramları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların birçoğu fasıktırlar. Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar. Yakinen (seksiz, şüphesiz) inanan bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır." (Maide: 49-50)
 
 
Müfessir İbn-i Kesir bu ayeti kerimeyi şöyle açıklıyor:

"Bütün hayırları kapsayan, bütün kötülükleri yasaklayan, uydurma heves ve arzulara meyilden alıkoyan, Allah'ın hükmünün dışına çıkanları Allah-u teala reddediyor.

Kulların kendi elleriyle koydukları ve Allah'ın şeriatine dayanmayan bütün kanunların boş ve geçersiz olduğunu bildiriyor.

Mesela tatarların Cengiz Han diye bilinen krallarından alınma krallık buyrukları vardır ki bununla hüküm verirler. Nitekim bu yasayı onlara kral koymuştur. Ve bu kanunların ismi Ye'saktır. Bu kanunlar, yahudilik, hristiyanlık ve İslam dininden alıntılar yapılarak, bir de buna kralın fikirleri katılarak hazırlanmıştır. Ondan sonra gelenler bunu izlenen bir hüküm haline getirmiştir ki onlar Allah'ın kitabından ve Rasulullah'ın sünnetinden önce bu hükümlere uyarlar. Böyle davrananlar kafirdirler. Küçük büyük bütün meselelerde Allah ve rasulünün hükmüne dönünceye kadar onlarla savaşılır." (İbn-i Kesir Tefsiri)
Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 07 Eylül 2011, 19:05:27 »

Hüküm Kimin ve Muhakeme Olmak Kime?
 
 
İslam'a göre yeryüzünde ve gökte hakimiyet sultası yalnız Allah-u Teâlâ'ya aittir. O'ndan başka hiçbir kimseye hakimiyet konusunda herhangi bir pay yoktur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hiç yaratan yaratmayana denk olur mu? İbret almaz mısınız?" (Nahl: 17)

İnsanları yaratan, yarattığı insanların maslahatını herkesten daha iyi bilir ve onları idare etmek için koyduğu kanunlar da en faydalı olan kanunlardır. Yaratıcının yarattıkları üzerine koyduğu kanunlar, hiçbir şey yaratmayan, bilakis kendisi yaratılmış olanın koyduğu kanunlara denk olur mu? Şüphesiz denk değildir.  Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da yaratmaları birbirine mi benzettiler?" (Ra'd:16)

Acaba Allah gibi yaratıcılar mı buldular da,yalnız yaratıcının hakkı olan ibadet edilme ve hüküm koyma yetkisini  onlara veriyorlar? Oysa bu yetkiler yalnız yaratıcıya aittir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammed! De ki; Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize." (Ahkaf: 4)

Allah dışında  veya Allah ile beraber ibadet edip hükmüne tabi olduğunuz şeyler yeryüzünde herhangi bir şey yarattılar mı ki bu hakkı kazansınlar? Oysa bu hak yalnız yaratana aittir.

"Bilmez misin ki; yer ve göklerin mülkü Allah'ındır?"  (Bakara:107)

"Yerin ve göklerin mülkü Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür." (Hadid: 5)

Göklerin ve yerlerin sahibi Allah olduğuna ve bu konuda hiç bir ortağı olmadığına göre yerlerde ve göklerde  kanun koyma hakkı da yalnız O'na aittir.

"Mülkte O'na ortak yoktur." (Furkan: 2)

Yüce yaratıcının mülkte nasıl ki ortağı bulunmuyorsa aynı şekilde o mülkte kanun koyma hususunda da ortağı olmaması gerekir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"O Allah ki; O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Dünyada ve ahirette hamd O'nadır. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz." (Kasas:70)

"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir." (Yusuf: 40)

Bu ayetlerde hükmün yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olduğu ve bu konuda hiç kimsenin pay sahibi olmadığı şüphe ve te'vile mahal bırakmaksızın bizlere apaçık bir şekilde bildirilmektedir.

"Evvelde ve ahirde emir Allah'ındır." (Rum: 4)

Bu ayet, her zaman, geçmişte ve gelecekte, kıyamete kadar ve kıyametten sonra, dünyada ve ahirette hüküm verme yetkisinin yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olduğunu göstermektedir.

Bütün alimler "hükmün yalnız Allah'a ait olduğu" konusunda hiçbir surette ihtilaf etmemişlerdir.
 
 
Prof. Ali Hasbullah şöyle diyor:
 
"Allah'ın kulları üzerinde hüküm sahibi olduğu, onlara emir ve yasaklar şeklinde ölçüler koyduğu müslümanlar arasında tartışmasız kabul edilmiştir. Kullara itaat düşer. İtaate karşılık sevap, itaatsizliğe karşılık da ceza vardır."  (Usul el Teşri el İslami-İslamda Teşriin Esasları s:379)
 
 
Şu da bir gerçektir ki; hüküm ve yasamanın yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olması tevhidin bir gereğidir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hüküm koymada Allah'a ortaklık yoktur." (Kehf: 26)
 
 
Şeyh  Muhammed Emin Şankıtiy bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:
 
"Allah hüküm ve yasama konusunda hiçbir ortak kabul etmez. Hüküm yalnız O'na aittir. Hüküm vermede başkasının hiçbir yetkisi yoktur. Helal (serbest) Allah'ın helal kıldığı, haram (yasak) da Allah'ın haram kıldığıdır. Geçerli olan din Allah'ın indirdiği dindir. Geçerli olan hüküm de Allah'ın koyduğu hükümdür.

Allah'ın bu ayetindeki hüküm kavramı Allah'ın emrettiği her şeyi kapsar. Teşri (kanun koyma) da buna dahildir. Bu manayı te'kid eden başka  ayetler de vardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. O'ndan başkasına değil yalnız kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmez." (Yusuf:40)

"Hüküm yalnız Allah'a aittir. O'na güvendim. Güvenenler de O'na güvensin." (Yusuf: 67)

"İhtilafa düştüğünüz her şeyin hükmünü Allah'tan alın.." (Şura: 10)

"Yalnız Allah'ın hükmüne çağrıldığınız zaman kabul etmiyorsunuz. Fakat (bununla birlikte, şirk unsuru olan) başka hükümler söz konusu olunca kabul ediyorsunuz. Oysa, hüküm yalnız her şeye gücü yeten Allah'a aittir." (Mü'min: 12)

"Dünyada ve ahirette hamd Allah'adır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz." (Kasas: 70)

"Allah'dan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur. O'na döndürüleceksiniz." (Kasas: 88)

"(Hak onlara apaçık geldikten sonra) Onlar cahiliyyenin hükmünü (Allah'ın hükmünden başka bir hüküm) mü istiyorlar? İnanmış bir topluluk için Allah'dan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide: 50)

"Size apaçık (her şeyi açıklayan) kitabı indiren Allah'ın hükmünden başka bir hüküm kabul eder miyim?" (En'am: 114)

İşte bunlara benzer ayetler çoktur." (Edvaul Beyan Tefsiri c:1,  s:292)

(Muhammed Emin ibni Muhammed El-Muhtar eş-Şankıtiy: Moritanya’ya ait Tinya beldesinde h. 1325 senesinde doğmuştur.)
 
 
İşte! Tevhid devleti bu esaslara dayanır. İslam, ferd olsun, zümre olsun hiçbir beşeri güce yasama hakkı tanıyarak insanları kendilerine kul ettirmelerine izin vermez. Bu hak yalnız yaratıcıları olan Allah-u Teâlâ'ya aittir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O'na ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din de budur. Fakat insanların çoğu bilmez." (Yusuf: 40)

Allah-u Teâlâ bu ayeti kerimede bize hüküm vermenin yalnız kendisine ait olduğunu, yalnızca kendisinin hükmüne itaat edilmesi gerektiğini ve hükümlerine itaatin de bir ibadet olduğunu bu nedenle kedisinden başkasının hükmüne itaat etmenin de şirk olduğunu bildiriyor. Ayetin devamında ise bunun yani yalnız Allah'ın hükümlerine itaatin ibadet olduğunu insanların çoğunun bilmediğini belirtiyor. Fakat Allah katında geçerli olan ve sağlam olan dinin ancak hükmün tamamen Allah-u Teâlâ'ya tanındığında mümkün olacağını "dosdoğru din budur" sözüyle ifade ediyor.

Hüküm ancak gerçek ilahlık sıfatına sahip olan varlığa aittir. Çünkü bu hak Allah-u Teâlâ'dan başkasına verildiğinde o kişiye ibadet edilmiş olunur. Halbuki Allah yalnız kendisine ibadet edilmesini emrediyor.

"Yalnız O'na ibadet etmenizi emretti."

Allah'ın hakkı olan hüküm verme yetkisi ister Allah'la beraber başka birine, isterse sadece Allah'ın dışındaki birine verilsin bu hak kime tanınırsa O'na ilahlık sıfatı verilmiş olur. Velev ki ona "sen ilahımızsın" denmese bile. Çünkü bu hak ona verildiğinde ona ibadet edilmiş olunur. İnsanların çoğu Allah-u Teâlâ'dan başka bir varlığa namaz kılındığında onun için oruç tutulduğunda veya onun için haccedildiğinde ona ibadet edilmiş olunacağını kabul ediyorlar. Fakat bunlar gibi bir ibadet  olan hüküm verme yetkisinin Allah-u Teâlâ'dan başkasına verilmesinin ona ibadet olduğunu anlayamıyorlar.

Allah-u Teâlâ işte bu ayette bu gerçeğe işaret ediyor:

"İnsanların çoğu bilmezler."

Yani insanların çoğu hüküm verme yetkisini tanıdığı kişi ya da kişilere ibadet ettiklerini bilmiyorlar. Fakat Allah-u Teâlâ onların dosdoğru din üzerinde olmadıklarını bildiriyor. Dosdoğru din ise ancak bütün hüküm verme yetkisinin yalnız Allah-u Teâlâ'ya verilmesiyle sağlanabilir. İşte ayette geçen "dosdoğru din"in manası budur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Diyorlar ki; hüküm verme işinde bize bir pay var mıdır? De ki; emrin ve hükmün tamamı yalnız Allah'a aittir." (Al-i İmran:   154)

"Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye: Bu haram, bu helaldir demeyin. Zira, Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise şüphesiz saadete erişemezler." (Nahl: 116)

"Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir." (Maide: 44)

Bu ayetlerden apaçık anlaşılıyor ki; hüküm vermek yalnız Allah-u Teâlâ'ya aittir. Helal ve haram koyma işi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem dahil, Allah-u Teâlâ'dan başka hiçbir kimseye ait olamaz.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem yalnız kendisine vahyedileni bildirmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Deki: "Ben ancak bana vahyedileni bildiriyorum." (Yunus: 15)

Allah'ın rasulü Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem bize Allah'ın emirlerini getirdiği için kendisine itaat ediyoruz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Biz rasullerden her birini yalnız Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik." (Nisa:64)

"Allah'ın kendisine kitabı, hükmü, nübüvveti verdiği insanlara; Allah'ı bırakıp bana kulluk edin demek yaraşmaz. Fakat, kitabı öğrettiğinize ve okuduğunuza göre Rabbe kul olun demek yaraşır." (Al-i İmran:79)
 
 
Bu ayetler bize İslam devletinin önemli üç özelliğini belirtmektedir:
 
Birincisi:

İslam devletinde hakimiyet (yasama ve emir) sultası ne bir ferdin, ne bir ailenin, ne bir zümrenin, ne bir partinin, ne de herhangi bir sınıfındır. Egemenlik yalnız Allah'ındır.

Bu devlette herkes raiye (emir alıcı)dır. Onlara sadece Allah'ın emir ve yasaklarına tabi olmak düşer.

İkincisi:

Teşri (kanun koyma) hakkı yalnız Allah-u Teâlâ'ya aittir. Müslümanlar yasama hakkına sahip değildirler ve (buna kalkışmak şirk olduğu için) Allah'ın herhangi bir hükmünü de hiçbir şekilde değiştiremezler.

Üçüncüsü:

İslam devleti ancak Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in getirdiği ilkeler üzerine kurulur. Bu ilkeler şüphesiz ilahidir. Zaman ve yaşayış ne kadar değişirse değişsin bu sınırlar değiştirilemez.

İslam devletinde idarecilere ancak İslam'ın ilkelerine bağlı  kaldıkları müddetçe itaat edilir. Hükümet İslam ilkelerine bağlı kaldığı müddetçe meşrudur.

Allah'ın fert fert kullarının işine karıştığı herkesçe kabul edilen, üzerinde ittifak edilen bir noktadır. Peki öyleyse fert fert insanların oluşturdukları devletin işine neden karışmasın? Bu diğerinden daha önemlidir.

Allah ferdin maslahatını, iyiliğini ve ona şer olanı biliyor da cemaatin maslahatını, iyiliğini ve ona şer olanı bilmiyor mu?

Bir ferdin işine önem veriyor da, topluluk halindeki fertlerin işine önem vermiyor mu?
 
 
Şu iyice bilinmelidir ki;
 
Hakimiyet sultasını Allah-u Teâlâ'ya bırakmak Allah-u Teâlâ'ya iman etmenin esaslarındandır. Allah-u Teâlâ'ya iman etmek demek sadece Allah'ın varlığına iman etmek demek değildir.

Allah'ın varlığına iman, herkes tarafından tartışmasız kabul edilen açık bir şeydir. Bunda bir ihtilaf yoktur.

Taş, toprak, ay, güneş, düşman, kendi vücut organlarımız gibi varlıkların varlığına iman ediyoruz. Bunların varlığında herhangi bir şüphemiz yoktur. Fakat Allah'ın bizlerden istediği ve geçerli olan iman bu şekilde bir iman değildir.

Kur'an'ı Kerim, müşriklerin Allah'ın varlığına iman ettiklerini söylüyor. Demek ki müşrikler Allah'ın varlığına iman etmeyen kimseler değillerdi. Fakat Allah-u Teâlâ onların bu imanını kabul etmemektedir. Çünkü Allah'ın istediği iman bu çeşit bir iman değildir.

Onlar hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Onlara sizi kim yarattı diye sorarsanız, muhakkak ki Allah derler." (Zuhruf: 87)

"Onlara; yer ve gökleri kim yarattı diye sorarsan, muhakkak ki; Allah derler." (Zümer: 38)

"Onlara; göklerden yağmuru yağdırıp yeri ölümünden sonra onunla dirilten kimdir diye sorarsan, muhakkak ki; "Allah" derler. Deki hamd Allah'a mahsustur. Fakat çoğu akıllarını kullanmıyorlar." (Ankebut: 63)

Hatta Kur'an'ı Kerim müşriklerin sıkıntı ve şiddet anlarında duada şirkten uzaklaştıklarını bildiriyor.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Gemiye binip tehlikeye maruz kaldıkları zaman (şirk koşmadan ve) dini  yalnız Allah'a has kılarak, O'na dua ederler. Ama Allah onları karaya, selamete çıkarınca yine (nankörlük ederek) şirk koşmaya başlarlar." (Ankebut: 65)

İşte müşriklerin imanı böyledir. Allah-u Teâlâ bu imanı kabul etmeyip geçersiz saymıştır. Allah'ın bizlerden istediği  geçerli  olan Allah-u Teâlâ'ya iman ise şöyledir:

Allah vardır. Kemal sıfatlara ve güzel isimlere sahiptir. Yarattıklarının hiç birine benzemez. Hiçbir şey O'nun dengi  ve benzeri değildir. Bütün ibadetler yalnız O'na yapılır. Alemlerde, yerde ve gökte yalnız O teşri  (yasama) hakkına sahiptir.

Buna göre kim kendinde teşride bulunma  (kanun koyma) hakkını görürse, o Allah-u Teâlâ'ya şirk koşmuştur ve küfre girmiştir.  Heva ve hevesini ilah edinmiştir. Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne inandığını iddia etse bile...

Kafir oluşunun sebebi; Allah'ın, evet yalnız ve yalnız Allah'ın olan kanun ve nizam koyma yetkisinde kendisini selahiyetli saymasıdır.

Firavn kavmine;

"Size benden başka  ilah tanımıyorum." (Kasas: 38)  derken kendisinin kainatı yarattığını söylemek istemiyordu. Veya  güneş, ay, rüzgar, Nil'in taşması, varlık ve hadiseleri kendisinin yaratıp üzerlerinde tasarrufu bulunduğunu iddia etmiyordu. Ve insanların da ona tapması bu manada değildi.

O ilahlık iddiasında bulunurken, yalnız kendisine itaat edilmesini istiyordu. İşte Firavn'un ilahlık taslaması bu noktadadır.               

Çünkü tüm Mısırlılar biliyorlardı ki; Firavn'un kainatta, güneş, ay, rüzgar gibi unsurların üzerinde hiçbir hakimiyeti söz konusu değildi. O da diğer insanlar gibi  doğmuş ve onlar gibi büyümüştü. İşte bütün bunları o günkü Mısır halkı da biliyordu.

Fakat Firavn'un ilahlık taslaması; yasama ve kanun koyma konusundaydı. Halkının yalnız kendi emirlerine itaat etmesini istiyordu. Halkı da bu hakkı ona tanıyarak emirlerine itaat etmekle onu ilah edinip ona ibadet etmiş  oldu.

İşte böyle, kim insanlar için kanun koymaya yeltenirse, Firavn gibi ilahlık taslamış olur. Ve kim de böyle kişilere itaat ederse, onu ilah edinmiş ve ona ibadet etmiş olur. Bu itaat isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa farketmez. Ancak gerçek zorlama müstesna...

Gerçek zorlama söz konusu olduğunda, kişi ancak  kalbi imanla dolu olarak itaat ederse küfre girmez.

(Gerçek zorlamadan kasıt; canın ölüm tehlikesine veya vücut organlarından birinin telef olma tehlikesine maruz kalması veya sakat bırakacak derecede şiddetli işkence ya da müslümanların kendisinden faydalandığı zengin bir müslümanın bütün mallarının elinden alınması halinde müslümanların zarar görmesi korkusudur.)
 
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlanan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip,  kalbini küfre açanlara Allah katından bir gazab vardır. Büyük azab da onlar içindir. Bunun sebebi; dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah'ın kafirleri doğru yola sevketmemesindendir." (Nahl:106)
 
 
Bu ayetten anlaşılıyor ki; geçerli zorlama hariç küfür sözü veya küfür ameli işleyen kişi, bu küfür sözü veya ameli isteyerek veya istemeyerek, hoşlanarak veya hoşlanmayarak işlesin farketmez, kafir olur. Yani bu kişi küfür söz söylediği veya küfür ameli işlediği zaman kalbinde bunu tasdik ediyor mu, etmiyor mu diye araştırılmaz. Çünkü bu durumda kalbin bu sözü veya bu ameli tasdik edip etmemesi önemli değildir. Şaka ile bile olsa küfür sözü söyleyen veya küfür ameli işleyen kişi  bütün alimlerin ittifakıyla kafirdir.  Kalbin durumu ayette geçtiği gibi ancak kişi gerçek zorlama altında olduğu zaman önemlidir. Gerçek zorlama altında kişi küfür söz söyler veya küfür amel işlerse, bu kişinin müslüman kalabilmesi için söylediği veya işlediği küfre kalbinden buğzedip kalbinin imanla dolu olması gerekir. Fakat gerçek zorlama altında bile olsa şayet  kişinin söylediği küfür söz veya işlediği küfür ameli kalbi reddetmiyorsa Allah katında bu kişinin hükmü kafirdir.

Bu ayetin inmesine sebeb olan olay Ammar b. Yasir radiyAllahu anh'in hadisesidir:

Müşrikler bir gün Ammar'ı, annesini ve babasını yakaladılar. İşkence ederek onları küfre girmeleri için zorladılar. Fakat küfre girmemekte direnince Ammar'ın gözleri önünde annesini ve babasını öldürdüler. Ammar'a; "Muhammed'e sövmedikçe, Lat ve Uzza'nın Muhammed'in dininden daha üstün olduğunu söylemedikçe seni bırakmayız" dediler. Ammar radiyAllahu anh'a işkence yaptılar ve sonunda ona istedikleri küfür sözünü söylettiler.

Bu olaydan sonra Ammar radiyAllahu anh Rasulullah'ın yanına geldi. Ağlıyordu. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem onun gözyaşlarını eliyle silerken;

"Sana ne oldu? Arkanda ne haber var?" diye sordu. Ammar:

 "Şer var ya RasulAllah! Sana sövmedikçe, Lat ve Uzza'nın senin dininden daha hayırlı olduğunu söylemedikçe beni serbest bırakmadılar." dedi.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Sana bunlar söylettirildiği zaman kalbini nasıl buldun. Söylediğin sözlerden kalbin ferah mıydı, değil miydi?" dedi.

Ammar:

"Hayır! Ferah değildi.  Kalbimi Allah-u Teâlâ'ya ve rasulüne imanın ferahlığı ve rahatlığı içinde, dinime bağlılığımı da demirden daha sağlam buldum" dedi. Rasulullah:

"Öyleyse sana bir vebal yoktur. Eğer onlar seni yine tutar ve bunu sana tekrarlatmak isterlerse o söylediklerini sen de tekrarlayarak kurtul" buyurdu. (İbni Kesir, Taberi)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
İHTİD@
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 52



« Yanıtla #2 : 07 Eylül 2011, 21:31:21 »

Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.

De ki: Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? Zümer,64

Hayatımızın ve yaşantımızın biricik temeli ve her türlü yaşam biçimini içine alıp kapsayan ve hepsine tek bir kaymaktan bütün meseleye ışık tutan ve kendisinden gelenlerin içinde şek ve şüphe bulunulmayan Tevhid kadar sade ve anlaşılır bir kavram kesinlikle olmadığını düşünüyorum ki böyle olduğu da kesindir.

Ne yazık ki geçmişten bu yuna insanlarımız nefsinin kurbanı olarak başka fikirlerin kölesi durumuna düştüğünden bu yana anlaşılması zor, karışık, içi boş ve hiç bir etkisi kalmayan bir tevhid anlayışını, cahil olmayı arzulayan ve cahilce yaşamayı kendine dustur edinen insanlarımızın hayat nizamlarını kapsayacak şekilde sunan gerek bilinçli ve bilinçsiz din adamlarımız sayesinde,temiz ve pak ve etkisi 1400 sene öncesine yani tarihin derin kuyularına hapsedilen bir gelenek bir örf yada anlatılması durumunda sadece manevi haz veren bir hikayeye dönüştü Tevhid.

İnsanlarımız, bir avuç insanın 13 yıllık en ağır ve zalimkarane söz ve fiilerine uğrayarak bir akide eğitiminden geçtikten sonra yeryüzüne olan hakimiyetlerini unutarak,işin sadece furu meselelerine eğilerek fıkhın ameli boyutlarında boğularak islamın hayat ve özgürlük bahşeden en önemli kavramı olan akideden uzak kalınca böylece her türlü görüşe, fikre ve ideolojiye karşı sönük, pasif ve cahil kaldı.Bu durum onların farkında olmadan onları köleleştirdi.İslam her iyi niyeti kabul etmez ve her görüşede saygı duymaz. İslamın temelini oluşturan Tevhid, Küfür, Şirk,Rab,İlah vs. en önemli kavramların içleri boşaltıldı ve gerçek anlamlarının en dar kapsamı içine alındı.

İnsanlarımıza Tevhid’den söz edince karşınızda küstahça  ‘’ben zaten biliyorum bunları’’ der oysa onlar Rahman tarafından yalanlanmıştır ‘’onlar bilmiyorlar bilselerdi yapmazlardı’’. Yada bir çokları cehalet duvarının arkasına saklanıp ‘’valla bilmiyoruz, öğrenmedik,öğretmediler, Allah bilmeden yapılan günahı bağışlar’’deyip yine ‘’yüz çevirenlerden’’ olarak öğrenmek için arkasına bile bakmaz ve cehaletin o karanlık dehlizlerinde kaybolur.

Aslında söylenecek söz bitmez ama ömür bir gün kökünden kuruyup solar gider. Ne nefsin arzularına uyup ‘’yüz çevirenlerden’’  olalım ne dede Cehalet kılıcının gölgesinin altına sığınıp ‘’yüz çevirenlerden’’ olalım.

‘’Allah’ın kabul edeceği tevbe’’, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların sonra ‘’hemencecik’’ tevbe edenlerinkidir. Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Nisa,17

Bu güzel konunuz için teşekkür ediyorum. Allah c.c razı olsun

Selam ve Dua ile.
Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #3 : 15 Eylül 2011, 19:38:55 »

Şayet kul, özel veya genel olsun, hayatın her yönünde Allah’u tealanın şeriatına muhakeme oluyorsa o kul, sadece Allah’u tealaya kul olmuştur. Eğer Allah’u tealanın şeriatından başka bir şeriate, bu şeriat ne olursa olsun, hayatın en basit meselelerinde olsa bile muhakeme olursa, şeriatine muhakeme olduğu kimseye ibadet etmiş ve ona kul olmuş olur.

Çünkü hüküm verme, teşri (kanun yapma) ve ölçü koyma hakkı uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Her kim bu özelliklerin, gerek Allah’u teala ile beraber ve gerekse yalnızca kendisinde olduğunu iddia ederse işte o kimse ilahlık taslamış ve kendisini Allah’u teala’ya denk kılmıştır. Her kimde bu kimsenin iddiasını kabul eder ve ona muhakeme olursa, işte o kimse kabul etse de, etmese de, bilse de bilmese de ona ibadet etmiş olur.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Allah Düşünce yazıları/Makaleler meryem21 0 216 Son Mesaj 24 Ocak 2008, 12:29:28
Gönderen: meryem21
Allah, the lord of the worlds(alemlerin rabbi Allah)ayetler.com sunar Film ve Belgeseller MUHAMMEDİ 0 346 Son Mesaj 18 Eylül 2008, 19:14:36
Gönderen: MUHAMMEDİ
Lübnan Müzikleri****Allah Allah Dinle/İndir Arapça Eserler byleoger 0 2287 Son Mesaj 03 Şubat 2009, 15:48:35
Gönderen: byleoger
Allah İçin Sevmek Allah İçin Buğz Etmek Düşünce yazıları/Makaleler seriyye 0 129 Son Mesaj 07 Nisan 2009, 23:56:47
Gönderen: seriyye
CİHAD, Allah İÇIN Allah YOLUNDA MÜCADELE VE SABIRDIR Hadis-i Şerifler hamza01 0 223 Son Mesaj 03 Haziran 2010, 09:28:47
Gönderen: hamza01
(Esma ul Hüsna) Ya Rahman Ya Allah Ya Rahim Ya Allah) / video Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları vuslat 4 1357 Son Mesaj 22 Mart 2011, 17:22:45
Gönderen: hamza01
EL-VEHHÂB (C.C.) Esmâ-ül-Hüsnâ têkoşîn 9 571 Son Mesaj 25 Haziran 2011, 10:45:36
Gönderen: têkoşîn