0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 [4] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Asr Süresi  (Okunma Sayısı 2877 defa)
Bişnev
"Nalîna agirî..."
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 196


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #30 : 25 Ekim 2009, 12:45:38 »

1)Îman et.
2)Sâlih ameller yap.
3)Hak ve sabır üzere tavsiyeleş (sözün ve hareketlerin hak ve sabır üzere olsun, başkalarını da bu istikamete çek).


Demek ki hüsrandan kurtulmanın vazgeçilmez reçetesi; bu üç maddenin, elbette uygulanması sanıldığınca kolay değil. Ancak, âyetin sırrı, bu üç maddeyi birbirini açıcı olarak sunmasındadır.
a)Yani îman edersen, o îman seni Sâlih amellere, ahlâka ve vicdana götürür. Ahlâk ve vicdan da seni hak ve sabır söyleşisine ulaştırır. Şimdi îman ile ilâhî nîmete ulaşan bir insanın hüsrandan nasıl kurtulacağını inceleyelim.

Çağımızın modern bilimleri, özellikle tıp psikolojisi ve psikiyatri, insan için en büyük tehlikenin korku ve endişe duygusu olduğunu tebşir etmiştir. Gerek streslerin, gerekse bu bunalımlardan doğan psikosomatik dediğimiz çeşitli hastalıkların özünde bu iki duygu yatmaktadır.
İnsanlar inançsız oldukları takdirde, bu iki duygu, yani korku ve endişe onlarda bilinç altında onarılmaz bir panik yaratır. Geleceğin her ânından endişe ve korku içinde oldukları gibi, yaşarken de devamlı baskı altındadırlar. Her olay onlarda tamiri imkânsız bir gedik açar.
Günlük hayatın olağan tezatları, inançsızlığın içinde olanlara öylesine tahripler yapar ki; tüm hayatı kendine zehir eder. İnanmadığı kaderle beyhûde gülünç bir mücadeleye girer ve iç dünyasını kemirir durur.
Yapılan incelemeler, Hipotalamus (alt beyinde bir bölge) ve onun kanalı ile hormonlar sisteminde, bazı duyguların olumsuz; bazı duyguların olumlu etkiler yaptığını kesinlikle doğrulamıştır.
Kin, ihtiras, kıskançlık gibi duyguların hormonları kısıp, hayatı zorlaştırdığını; sevgi, hoşgörü, özellikle başkalarına yardım duygularının hormonları bollaştırdığını artık biyolojik olay olarak tanıyoruz.
Korku ve endişenin ise, hormon sistemini alt üst ettiğin bütün bilim çevreleri bir yasa gibi kabul etmektedir. Bu neticeler, beyindeki hipotalamusun, hipofiz salgı bezinin damarlarına yaptığı biyolojik etkilerden doğmaktadır.
İnanç, korku ve endişeyi tümüyle yenen ilâhî bir hayat iksiridir. Onun sonucu olan sevgi ve hoşgörü tüm streslerimizi, hüsranı yenen ilâhî birer ilâçtır. Asr Sûresi tüm insan biyolojisinde canlanmış ve inkâra kırmızı kart göstermiştir.

b)Sâlih ameller; yani ahlâklı ve güzel hayat biçiminin hüsrandan kurtaran etkisine gelince:
Sâlih ameller, Kur’an’da sık geçen bir tanımdır. Ahlâk – ı Muhammedî’nin
tümü demek olan, bu güzel ve seçkin hayat biçimi; îmanın bir tarz uygulamasıdır. İbadet, haramdan kaçma, insanları sevme ve onlara îman ve doğruyu öğretme, özellikle infak, Allah’ı anış, Sâlih amellerin ana maddelerindendir. Yine Sâlih ameller, bir bakıma Kur’an emirlerine uyma biçimidir. Bu açıdan ilim öğrenme ve yayma, nefs terbiyesi, vatanını koruma, bu uğurda canını verme bile “Sâlih ameller” kavramı içine girer.

Demek ki; hüsrandan kurtulmanın ikinci maddesi Allah’ın tarif ettiği gibi yaşamaktır. Zaten ahlâk ve vicdan yolunu seçmenin hüsranı yok edeceğini fark etmemek mümkün değil.
Sabır ve tavsiyesi de bir anlamda Sâlih amellerdendir. Âyette bu iki noktanın özellikle vurgulanması, insanların hüsranda kalması ile sabır ve hak tavsiyesi arasında çok önemli ilgiler olduğunu bildiriyor.

Haluk Nurbaki-Namaz Sûreleri Yorumu Kitabının Asr Sûresi bölümünden alınmıştır.
Moderatöre Bildir   Logged

hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« Yanıtla #31 : 25 Ekim 2009, 21:42:50 »

Hayatın pin kodu yanlış girildiğinde bütün arayış ve beklentiler bloke edilir. Hayatın pin kodu= ruhsal aydınlanma, hidayet yani imandır. Gerisi kargaşa, kaos ve ömür boyu bulunduğu noktada debelenmekten ibarettir. Nitekim Kur`an çıkış yolunu apaçık göstermektedir:
Andolsun Asra ki, insan mutlak bir ziyandadır. Ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hep hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiyeleşenler başka.
Ziyan çok yönlü kayıp ve hüsran demektir. Stres, bunalım ve perişanlık inanmayan, inansa da eyleme dökmeyen insanların üzerine sağanak gibi yağar.
İnsanı bu kabustan kurtaracak reçete bellidir: İnanç, güzel eylem, doğruluğu ve sabrı tavsiye etmek. Bu dört vasfın yan yana gelmesi öylesine sıradan bir şey değildir.
İnanç ruhun serinleticisidir.
Salih amel kendini kendinde denetleme, iç tutarlık ve yön hakimiyetidir.
Hakkı tavsiye hakkın ve hakikatin, doğrunun ve iyinin başka nefislerde de hayat bulmasını sağlamak. Böylelikle dinin huzur dolu ikliminin bütün insanlığı kuşatmasına yardımcı olmak.
Ortak havayı soluyarak cennet fragmanını dünyada seyredebilme şansını yakalamaktır.
Sabrı tavsiye Sabır, dünya sıkıntısını ahiret muştusuyla dindirip gidermektir. Nasıl olsa dünyada her neşe gibi her sıkıntıda gelip geçicidir, öyleyse sıkıntının sabırla savuşturmanın yolunu aramak en akıllıca bir çözümdür. Sabırsızlık, bir konuda acele davranmanın sonucudur. Sabırsız insanlar başlarına gelen durumun başını, ortasını ve sonunu hiç düşünmez, ilk akıllarına gelen şeye odaklanarak telaşa kapılıp jet önlemler almak isterler. Bunu başaramayınca da kısa sürede şirazelerini yitirip muvazenelerini dağıtırlar. Oysa sabır bize acı ve sıkıntının katlanılabilir olduğunu öğrettiği gibi, olayların bizim kurguladığımız sebep-sonuç ilişkisinden çok daha farklı bir şekilde gelişebileceğini öğretir....

Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
Karia
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 69



« Yanıtla #32 : 25 Ekim 2009, 23:19:31 »

Asr Sûresi, asrı günlük zaman dilimi içinde kabûl ettiğimiz takdirde (Asr ikinci mânada ikindi vaktidir): Âhir zamanda hüsranın artacağı sırrını ilân eder.
Asr Sûresi’nin her şer ve sıkıntı hâlinde sık sık okunması gerekir. Böylece sabır ve hakka mânen yaklaşmış oluruz.
Bu sûre, hak tavsiyesiyle Âdiyat Sûresi’ne, Hüsranda kalanların tanımı yanıyla da Hüzeme Sûresi’ne irtibatlıdır.
Asr Sûresi, özellikle çağımızda insanı üç âyette anlatan muhteşem bir Kur’an mûcizesidir. Ve insanların perişanlıktan kurtulmasını sağlayacak hârika bir Kur’an reçetesidir.
Milyonları bulan eczanelerde bulunmayan, ancak insanoğlunun en büyük derdinin ilâcı Asr Sûresi’dir.
Ah insanoğlu bu gerçeği bilseydi, uzaya bile Asr Sûresi’ni asardı.
HALUK NURBAKİ
Moderatöre Bildir   Logged

derdimin dermanı derdimmiş meğer
Bişnev
"Nalîna agirî..."
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 196


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #33 : 28 Ekim 2009, 23:10:58 »

c)Hak ve sabır tavsiyesi:

Bilindiği gibi sabır, kadere îmanın vazgeçilmez bir sonuç belgesidir. Hak tavsiyesi, ahlâkın vazgeçilmez infâkıdır.
Hak tavsiyesi 5 önemli maddede yapılır.

1)Her işte sırat – ı müstakîm’i bulma, bunu hem kendine hem başkasına tavsiye etme.
2)Hakkın ortaya çıkması, hakkın korunması için her türlü fedakârlığı yapmak. Alaylar karşısında pasif kalmadan, dâima aktif hareket ederek; çevrede hakkın, doğrunun yaşamasını sağlamak.
3)Herkese dâima gerçekleri anlatmak, hakkı öğretmek, hatta öldükten sonra bile onun sözleri hak tavsiyesi olarak kalmalıdır. Bu madde, özellikle bir olay olmadan önce dahi, dâima hakkın anlatılmasını dâim kılmaktadır.
4)Hakka riâyetin zor olduğunu, nefsin ağrına gittiğini bilerek, hak içinde sabrın sırrını da beraber anlatma.
5)“Men sabere zafera” hadîsini anlatarak, zaferin sabırla mümkün olacağını, hakkın böyle korunacağını anlatma.
Sabrın inceliklerine ve formülüne gelince:
1)Îmandan gelen güven, sabrın temelidir. Sâlih amel, kesinlikle sabırla birlikte yaşamaktadır.
2)Sabır, ancak Hak içindir. Küfre ve yanlışlığa sabr olmaz. Nefs, meskeneti nedeniyle küfre sabreder; bu ise küfre götürür. Onun için âyette önce hak, sonra sabır tavsiye edilmiştir.
3)Sabır gerektiği zaman mutlaka Allah’tan istenmelidir. Sabır tavsiye ettiğimiz kardeşlerimize de bu hikmeti anlatmalıyız.
4)Sırat – ı müstakîm’e girebilmek ancak sabırla mümkündür.
Moderatöre Bildir   Logged

kilimce
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 36


« Yanıtla #34 : 29 Ekim 2009, 10:47:46 »

Eyy insanlar! Size örnek olarak , sizden önceki ümmetleri, sizden önce yaşayan çagları ibret vesilesi olarak gösteriyorumm.. Sizden önceki çagda yaşayanlara dönüp bir bakın..İyi işler yapanlara , benim dinim üzerinde kendilerini muhafaza etmegayretinde olanlara nimetlerimi görüyor musunuz ?... Onlara vediğim, dünyada verdiğim güzellikleri görüyor musunuz..

Eyy insanlar ÇAĞA YEMİN OLSUN!.. Hani.. Sizden önce yaşayan bir Ahsabı_ Meşeme vardı.. Hani meşum olanlar vardı.. Hani Kötülüğün sahipleri olanlar vardı..Hani vakia süresinde geçiyor Ve ashâbülme’emeti mâ aeshâbülmeş’emeh şeklinde bir ayet var..Hani kötülüğün sahibi olanlar, hani Nefsen şeytana kendilerini satmışlar. Bunlar kâfirler... Şeytana ulaşmış olanlar...Şeytanla dost olduklarının çoğu kez farkında bile olmayanlarvar ya.. Görüyormusunuz çağa dönüp baktıgınızda ?? İşte siz sakınn ama sakınn onlara benzemeyin.. diyor sanki.. Rabbimiz... Kör olmayın, görün farkında olun diyor..Bana hep yemin edilen ayetler sanki o yemini kulum yeminime dikkat et,sakın kör olma.. seni uyarıyorum, ben yemin ederek sana bir ikazveriyorum, seni hatalardan korumak istiyorum diyormuş gibi hissederim..

İnsanlık hüsranda.. İnsanlık ziyanda.. demiş rabbim...Sanki bu yeminin ardından bizlerin ne kadar kör oldugunu gözümüzün önünü sermiş..Görenlere.. körlere ne ki!..

’’Sahabiler bir arada olduklarında, sohbet veyatoplantılarının sonunda heeepp ASR süresini okuyarak dağılırlarmış, bizde öyle yapalım,sohbetimiz sonunda ASR süresini okuyarak evlerimize dagılalım’’ ....

... Okurlar ve dağılırlar.. Haydaaa ünlem... Görünüşte, ortada yanlış bir şey yok.. değil mi? Asr süresini okudular ve dagıldılar.. Sahabiler gibi..

Şimdiiii duralım bakalım burada ve bir soru sorayım size : SİZCE SAHABİLERİN ASR SÜRESİNİ OKUYUP DAGILMAKTAN ANLADIGI NEYDİ ? ONLAR BİZİM GİBİ DÜŞÜNÜP, OKUYUP MU DAĞILIYORLARDI ACABA?...

Moderatöre Bildir   Logged
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #35 : 03 Kasım 2009, 21:10:26 »


Bir insanlık toplumunda hakkın; nazariyyede kalan mücerred açıklamalarla başarıya kavuşması, batılın da iptal olması mümkün değildir. "Hak bu, batıl da şu" gibi nazariyyede kalan bir inançla da bu iş gerçekleşmez.

Batılın iktidarı yıkılıp hakkın iktidarı kurulmadıkça; hakkın zafere kavuşup insanların hayatına girmesine, batılın da iptal olup insanlık hayatından çıkmasına imkan yoktur.

Bu işin gerçekleşmesi; hak ordusunun galip gelip zafer kazanmasına, batıl ordusunun da yenilgiye uğrayıp dağılmasına bağlıdır.

Bu din, bilgi ve tartışmaya yarayan mücerred bir nazariye veya mücerred bozuk bir itikat değil, pratiği olan bir hareket metodudur.

"(Allah bunu) hakkı zafere kavuşturmak ve batılı da yok etmek için (takdir etmiştir)" (el-Enfal: 8 )

Bu, yüce, Allah'ın bir işaretidir. Davetçilerin bu büyük hakikati anlaması içindir. Bu hak ki, ifadesini Yüce Allah'ın ilahlık, egemenlik, tedbir ve takdir konusunda birlenmesinde bulmaktadır. Yüce Allah'ın, semasıyla, dünyasıyla, eşyasıyla ve canlılarıyla tüm kainatın mabudu olması konusundaki takdiriyle...

Ortağı olmayan takdiriyle...

Her şey bu biricik ilahlığın ve bu biricik egemenliğin mahkumudur. Bu takdirin hiçbir ortağı yoktur. Ona soru soracak kimse de yoktur.

Şu sahte batıla gelince...

Yeryüzünü tümüyle kaplayan, soylu ve köklü hakkın üzerini perdeleyen ve yeryüzünde Allah'ın kullarının hayatında dilediğince tasarruf eden, yaşamın ve canlıların hakkında keyfice hareket eden sahte ve boysuz batıla gelince...

İşte hakkın amacı, insanlığı bu batıldan kurtarmaktır.

Bundan dolayı hak, ilahlık ve hakimiyet hakkını gasbeden tağutları uzaklaştırıp yeryüzüne bir tek Allah'ın ilahlık ve hakimiyetini yerleştirmekle insanın özgürlüğünü ilan ediyor.

Bu özelliği taşıyan İslam'ın kuvvet ve hareket sahibi olması zorunludur. Başlangıç yapıp vurması zorunludur. Çünkü İslâm, ilanihaye gizlenip kalamaz. Onu alamet türü ibadetlerden ve bireylerarası ahlakî davranışlardan ibaret sayan kimselerin gönlünde mücerred bir inanç olarak kalamaz.

Bir kere İslam, yeni bir hayat görüşünü, yeni bir sistemi ve yeni bir toplumu ortaya koymak için harekete atılmak zorundadır. Hayatın içinde var olmak zorundadır. Yolunu tıkayan maddi engelleri yıkmak zorundadır. İslâm'ın öncelikle müslümanların hayatında, daha sonra da insanlığın hayatında uygulanmasını önleyen güçleri yıkmak zorundadır. Çünkü İslâm, insanlığın pratik hayatında uygulanmak için Allah katından gelmiştir.

İslâm, ruhun derinliklerinde kök salan bir akidedir.

Bu akide, mutlak tevhid ile şirkin arasında bir furkandır; ayırıcıdır. Ruh ve şuurda, ahlak ve davranışta, ibadet ve ubudiyyette olanca dallarıyla kök salmış mutlak tevhid ile Allah'tan başka kişilerin, zevk ve ölçülerin, yönetimlerin, gelenek ve göreneklerin uşaklığını gönüllere koyan şirkin tüm biçimleri arasında bir fark...

Öyleyse zafer akidenin olmalıdır. Akidenin sahibleri, batılla savaşmak ve bu savaşın içine girmek zorundadırlar. Görünürdeki maddi güçlerin düzeyine gelmek için beklemeden cihad etmek zorundadırlar...

Çünkü müminlerin, terazi kefesini ağırlaştıracak başka bir güçleri vardır. Sonra bu akide, dille söylenen bir lakırdıdan ibaret değildir. O, gerçekleşen bir pratiktir. Açıklamanın, pratikteki halidir.

"Büyük bir grubu Allah'ın izniyle yenen nice küçük topluluk vardır." (el-Bakara: 249)

İşte Bedir olayı...

Hak ve batılın ayrıldığı gün...

Hakkın yerini bulup, batılın iptal olduğu gün...

Bu furkanın zaruretini, bugün iyice anlıyoruz. İslâmî kavramların kendilerine müslüman adını takan kimselerin gönlünde bir karmaşaya dönüştüğü günümüzde de bu furkan olmalıdır, öyle ki bugün bu karmaşa, insanları bu dine davet eden bazı kimselerin kavramlarına bile bulaşmıştır.

Hak, hiç şüphesiz Kudret'in elindeki ağır bir silahtır. Batılı bombalayıp beynini parçalayan bir silah...

Yani batılı, bir anda yok edip ortadan kaldıran bir silah...

"Hakkı, kuvvetle batılın üzerine atarız ki o, batılı beyninden vurur. Batıl da hemen yok olup gider." (el-Enbiya: 18)

Bu, Allah'ın bilinen kanunudur. Hak, bu kainatın tabiatında kök salmıştır. Varlığın oluşumunda kök salmıştır. Batılın ise bu kainatın yapısında yeri yoktur. Geçicidir, hiçbir kök salmışlığı da yoktur. Allah'ın kudret elinin kapıp yok ettiği bir şeyin yaşaması mümkün değildir.

Bazı insanlar, zaman zaman hayat gerçeğinin Alim ve Habîr Allah'ın bildirdiği bu hakikata aykırı olduğu zannına kapılmaktadırlar, özellikle de batılın galipmiş gibi şişine durduğu hakkın da mağlupmuş gibi uzakta kaldığı dönemlerde...

Oysa ki bu, zamanın sadece bir dönemidir. Allah, bu dönemi dilediği miktarda, sınama ve deneme için uzun tutabilir. Ama sonunda ortada kalan, gene ezelî kanundur. Gökleri ve yeri ayakta tutan kanun...

İtikat ve davaları da ayakta tutan kanun...

Allah'a iman etmiş kimseler, ilahî va'din doğruluğunda en ufak bir kuşkuya kapılmazlar.

Varlığın yapısında ve nizamında kök salmış hakkın soyluluğunda ve batılın beynini parçalayıp onu yok eden hakkın zaferinde en ufak bir kuşkuya yer vermezler.

Eğer Allah, belirli bir dönemde batılın zaferiyle onları deneyecekse, bilirler ki o, sadece bir sınamadır. Bilirler ki o, sadece bir denemedir. Hissederler ki Rableri tarafından eğitilmektedirler. Zayıflık ve kusurları yüzünden eğitilmektedirler. Çünkü Allah bu yolla onları, zafer kazanmış bir hakkı karşılamaya hazırlamaktadır. Kudretinin tecellisi için onları hazırlamaktadır. Bu yüzden de onları bu tür denemelerden geçirmektedir. Kusurlarını gidermek ve zaaf noktalarını kapatmak için...

Deneme sürelerini, iyileşmeye doğru koşuştukları nisbette kısa tutan Yüce Allah, sonunda onların eliyle dilediğini gerçekleştirmektedir. Sonuç ise bellidir:

"Hakkı, kuvvetle batılın üzerine atarız ki o, batılı beyninden vurur. Batıl da hemen yok olup gider."

Allah, elbette ki dilediğini yapar.

Seyyid Kutub -- Davet Yolu
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
ikra_nur
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16


« Yanıtla #36 : 17 Kasım 2009, 22:50:38 »

esselam alykum. tefsir derslerine katkısı olan tüm kardeslerden Allah razı olsun. çoğu müslüman kardesleriimiz tarafından ihmal  edilir tefsir. oysa Rabb imizin bize ne dediği tefsirde iyice anlasılır hale gelir. insAllah daha duyarlı oluruz. asr suresi Gönlü Hakk dan ve sabırdan yana olanlar için güzel müjdeler vermekte.kalbim daraldığında daima tekrarladığım surelerden biri. insAllah ayette bize öğütlendiği gibi her daim hakkı  ve sabrı tavsiye edenlerden  ve bunu kendimizede uyguyanlardan oluruz..Allah razı olsun
Moderatöre Bildir   Logged
ÂmâK-ı HâYâL
. . . Lâ €dri . . .
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 986


/ Kâlb-i Hâmuş /


« Yanıtla #37 : 14 Ocak 2010, 17:47:41 »

''Şayet Kur'an'da başka bir şey nazil olmasaydı, şu pek kısa sûre bile insanlara yeterdi. Bu sûre Kur'an'ın bütün ilimlerini kucaklıyor."

Mehmet Akif Ersoy'un deyişiyle :

Halikın nâ-mütenâhî adı var en başı Hak / Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak

Hani ashâb-ı kiram ayrılalım derlerken / Mutlaka sûre-i ve'1-asr'ı okumuş bu neden?

Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felah / Başta imân-ı hakîkî geliyor sonra salâh

Sonra hak sonra sebat: İşte kuzum insanlık / Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık. (Safahat, İstanbul 1944, s. 419)

Ashab-ı Kiram'dan iki kişinin karşılaştıkları zaman biri diğerine Asr sûresini okumadan ve ardından selâm vermeden ayrılmadıkları rivayet edilir.
Moderatöre Bildir   Logged

Özlemek, AşK'ın Manası.. Özlenilmek, Makamıdır
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5332


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #38 : 18 Kasım 2010, 22:21:25 »

Andolsun zamana!

Asr Suresi'ne kısaca bir göz atılacak olursa şu gerçek kolayca anlaşılacaktır:

    İnsan yaşadığı her gün ömrünün arttığını sanır; oysa tam tersine, her geçen gün, insanın ömrü ve sermayesi biraz daha azalır. "Büyükbaba"lar gerçekte "küçükbabalar"dır, "küçücük bebekler" ise yaşayacakları hayat itibariyle en büyük sermayeye sahiptirler. Evet andolsun "zaman"a ki, insanoğlu her an tıpkı bir avuç kartopu gibi eriyip suya dönüşmektedir:

"Andolsun zamana, insanoğlu zarardadır."

   O hâlde kaybettiğimiz bu ömür karşısında, ondan daha değerli bir şey kazanmamız gerekir. Mal, mülk, mevki ve makamın ömürden daha iyi olmadığı ortadadır. Ömrümüzden daha değerli olan şey "iman ve sâlih amel"dir. Yüce Allah "ancak, iman eden ve sâlih amelde bulunanlar müstesna." buyurmaktadır.

    İman ve sâlih amel ise bütün topluma yayılmadığı sürece, istenilen sonucu vermez. Binaenaleyh, diğerlerini de inanmaya ve sâlih amel işlemeye çağırmalıyız. Tabi ki bunun birtakım zorlukları olacaktır, iyiliğe davet ve kötülükten alıkoyma, bazı tatsız tepkiler doğuracaktır; ancak var gücümüzle mücadele etmeli ve bu konuda asla yılmamalı ve ayet-i kerimede açıklanan ".ve sabrı tavsiye edenler." grubunda yer almalıyız.

                               

 

   Sözün kısası, varlık âlemi biz insanlar için yaratılmıştır; ömrümüzden geçen her gün karşılığında olumlu bir şeyler alamıyorsak, bu zarara uğrayıp kaybediyoruz demektir. Elde edilecek en güzel şey ise inanç, sâlih amel, hakka ve sabra çağrıdır. Hakka çağrı, iyiliğe çağrıdan ibarettir, bu ise hak düşünce, hak söz, hak kanun, hak lider ve hak devlet sistemini kapsar. Başka bir ifadeyle her gün iyileri ve olumlu şeyleri yaygınlaştırmaya, kötülükleri ve olumsuzlukları önlemeye çalışmalıyız.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: 1 2 3 [4] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
fatiha süresi (mükemel bir ses) Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları vuslat 2 410 Son Mesaj 27 Ekim 2007, 03:10:04
Gönderen: HÜSEYİN
Ali İmran süresi 186 tefsiri Kur'an-ı Kerim Genel kuranehli 1 243 Son Mesaj 17 Nisan 2008, 11:10:01
Gönderen: Şehid Rehber
Mücadele süresi 11 Kur'an-ı Kerim Genel kuranehli 2 202 Son Mesaj 15 Ekim 2008, 19:09:57
Gönderen: MuSLiM
Rahman Süresi (video-ses) Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları vuslat 1 395 Son Mesaj 23 Temmuz 2008, 16:43:48
Gönderen: dua dilencisi
Tin Süresi Kur'an-ı Kerim Genel kuranehli 2 305 Son Mesaj 26 Mart 2009, 15:17:17
Gönderen: arzu..
Küsmenin Âzamî Süresi Kur'an-ı Kerim Genel ÂmâK-ı HâYâL 2 172 Son Mesaj 16 Nisan 2009, 13:12:40
Gönderen: ÂmâK-ı HâYâL
Kadir Süresi Kur'an-ı Kerim video ve ses Dosyaları harras 0 166 Son Mesaj 15 Eylül 2009, 16:41:04
Gönderen: harras