0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: aynı dönemde 2 peygamber  (Okunma Sayısı 397 defa)
cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2146

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« : 16 Ekim 2009, 19:37:18 »

geçenlerde "bir ailede ve aynı dönemde 2 veya daha çok peygamberin gönderilme hikmeti nedir?" diye bir soru soruldu.
ama doyurucu bir cevap alnamadı.
(mesela hz. yakup sağ iken hz yusuf da peygamberdir. hz.musa ile harun gibi..)

sizce hikmeti nedir??
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
Bişnev
"Nalîna agirî..."
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 196


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #1 : 02 Kasım 2009, 12:02:44 »

Hz Yakup Kenan diyarındaydı. Hz Yusuf'a ise peygamberlik Mısırda verildi. Bu genelde böyle olmuştur.
Moderatöre Bildir   Logged

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Online Online

Mesaj Sayısı: 1873


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #2 : 02 Kasım 2009, 12:32:52 »

peki ya hz. musa ve harun?
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #3 : 02 Kasım 2009, 12:44:11 »

HZ. MUSA’NIN KENDİSİNE YARDIMCI OLARAK HZ. HARUN’U İSTEMESİ

Hz. Musa’nın Allah’tan vahiy aldığı sırada vermiş olduğu cevaplar, onun samimiyetine dair örneklerle doludur. Hz. Musa, korktuğunu, çekindiğini, kendisine tam güvenemediğini Allah’a çok samimi bir şekilde söylemiş ve O’ndan yardım dilemiştir. Örneğin Mısır kavminden birisini öldürdüğünü, onların da karşılık olarak kendisini öldürmelerinden endişe ettiğini söylemiştir. Hz. Musa’nın bir diğer korkusu da kendisini iyi ifade edemeyeceğini düşünmesidir. Akıcı konuşamadığını düşünmüş ve Firavun’a iyi hitap edemeyeceği için endişelenmiştir. Bunun için, konuşması daha akıcı olan kardeşi Hz. Harun’un kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir:

Dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.”“Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” (Kasas Suresi, 33-34)
“Kardeşim Harun’u, Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim.” (Taha Suresi, 30-34)

Hz. Musa’nın Hz. Harun’u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer neden de, yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Allah’ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa, eğer iki kişi olurlarsa Allah’ı daha çok anacaklarını düşünmüştür. Gerçekten de inananların beraber olmaları, birbirlerini manen desteklemeleri, gafletten korumaları açısından çok önemlidir ve bu nedenle Kuran’da inananların beraber olmaları pek çok ayetle öğütlenmektedir. Hz. Musa ile ilgili bu kıssadan müminlerin kendilerine çıkarmaları gereken derslerden biri de budur.

Allah, Hz. Musa’nın isteklerini kabul etmiştir. Ona hem tebliğde hem de kuvvet bakımından destek olması için Hz. Harun’u yardımcı olarak verdiğini bildirmiştir:

(Allah) Dedi ki: “Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir ‘güç ve yetki’ vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız.” (Kasas Suresi, 35)

Aynı olay, başka ayetlerde de şöyle anlatılır:

Dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç.”“Bana işimi kolaylaştır.”“Dilimden düğümü çöz;”“Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.”“Ailemden bana bir yardımcı kıl.” (Taha Suresi, 25-29)
“Şüphesiz sen bizi görüyorsun.”(Allah) Dedi ki: “Ey Musa istediğin sana verilmiştir. (Taha Suresi, 35-36)

Hz. Musa’nın isteklerine baktığımızda, tüm kişisel zaaflarını ve isteklerini Allah’a çok samimi bir üslupla açıkladığını, bunlar için Allah’a dua edip yardım istediğini görüyoruz. Hz. Musa’nın duasındaki bu samimiyet, tüm insanlara da örnektir. İnsan Allah’a, tüm samimiyeti içinde, aczini ve fakrini bilerek ve Allah’ın her şeyi kuşattığının farkında olarak dua etmelidir. Allah her şeyi bildiğine, insanın yaşadığı her olaya şahit olduğuna, insanın aklından geçen her şeyden haberdar olduğuna göre, insanın Rabbinden bir şeyi gizlemesine, örtmeye çalışmasına hiç gerek yoktur.

Kısacası her insan, Allah’a, dünyada hiç bir insana karşı olmadığı kadar samimi ve içten bir şekilde yönelmelidir.


Kaynak:Harun Yahya
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Online Online

Mesaj Sayısı: 1873


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #4 : 02 Kasım 2009, 13:06:36 »

değerli bilgiler için Allah razı olsun
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #5 : 02 Kasım 2009, 13:11:25 »

Cümlemizden efendim
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2146

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« Yanıtla #6 : 02 Kasım 2009, 20:31:10 »

Allah razı olsun bu güzel cevaplar için. birazda hikmetleri hakkında bilgilendirme yaparsanız. verdiğimiz sadece örneklerdir..
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #7 : 06 Kasım 2009, 15:33:53 »

evet işte o sır dolu dua ve hikmetleri....


Musa Aleyhisselam, “Rabbim! Göğsümü genişlet! İşimi kolaylaştır! Dilimdeki düğümü çöz ki, sözümü kavrasınlar!” dedikten sonra, şu talebini dile getiriyor: “Bana ehlimden birini, kardeşim Hârun’u yardımcı kıl!” Ve ekliyor: “Onunla kuvvetimi arttır! Ve onu işime ortak et!” Bunu niye istediğini ise, peşisıra bildiriyor: “Tâ ki, Sana çokça tesbih edelim. Ve Seni çokça zikredelim.” Taha Süresi 25. Ayet

Hz. Musa’nın her biri çok hikmetler taşıyan muazzam duasının bu veçhesi, dalâletin bir cemaat halinde hücum ettiği, bir firavuna bedel binlerce firavuncuğun beraberce iman esaslarını hedef bellediği bir vasatta yaşayan bizler için kesinlikle öğretici ve kesinlikle yol gösterici dersler barındırıyor.

Hakikat yolunun yolcusu olmak, başlıbaşına, zor bir iştir. Çünkü, nefis bu yola revan olmaz. Hakikat yolunda yola devam etmek, durmaksızın, nefis ve şeytanı, heva ve hevesi, korku ve tamahı aşabilmeyi gerektirir. Bu yolu daha da zor kılan, başkalarıyla birlikte yola koyulmaktır.

Beraberce yaşamak, bir işi beraberce götürmek, bir hizmeti beraberce üstlenmek, bir amaç için birlikte hareket etmek, sayısız tecrübeyle sabit olduğu üzere, gerçekten zordur. Çünkü, Hâlik-ı Zülcelâl, ehadiyet sırrıyla, her bir insanı ayrı bir mizaç üzere yaratmıştır. Hiçbir insanı karakter, ruh, temayül, kabiliyet ve terbiye itibarıyla yekdiğerinin tıpatıp aynısı yapmamıştır. Farklılık ise, hem bir imkân, hem bir imtihandır.

Farklılık bir imkândır. Şöyle ki, insan Hâlik-ı Zülcelâl’i bütün isimleriyle tanıyabilir bir istidatta yaratılmıştır. Fakat bu istidadı tek başına fiiliyata taşıması çok zor, hatta imkânsızdır. İşte burada, insanın Rabbini tanıyıp sevecek ‘en güzel kıvam’da yaratılmışlığının bir veçhesi olarak, sair insanlarla fikrini, zikrini, aşkını, şevkini paylaşabilme kabiliyeti devreye girer.

Her biri Cenab-ı Hakkı kendi istidatlarının geliştiği çizgi mucibince ayrı açılardan tanıyan insanlar, kendi marifetullah sepetlerinde birikeni gerçek bir uhuvvet sırrıyla ortak bir sofraya dökebildiklerinde, hepsi de on akılla düşünmüş, yirmi gözle görmüş, yirmi kulakla işitmiş gibi bir seviyeye erişirler.

Uhuvvet sırrıyla, her biri, kendi şahsî müktesebatını kat kat aşan marifet makamlarına ulaşırlar. Rablerinin esmasına dair tefekkür ve tezekkürü çoğaltmış olurlar. Her birinin Rablerine müteveccih marifet ve muhabbeti, bu şekilde, muazzam derecede ziyadeleşir. Ve, meselâ celâl ve cemal gibi iki ana çizgiden birinde yahut diğerinde inkişaf edip de diğer çizgide geri kalanlar, bu beraberlik içinde birbirini dengeler ve beraberce celâl-cemal dengesine erişirler.

Farklılık, işte bu sebeple, müthiş bir imkândır. Celâl timsali Musa (a.s.), cemal timsali kardeşi Hârun’u (a.s.) risâlet vazifesinde yanında yardımcı bularak, beraberce, bir ubudiyet miracına erişecektir. Tesbih ve zikri çoğaltmış olacaktır.

Farklılık, aynı zamanda, bir imtihandır. Çünkü, ihtilaf ve hatta çatışma potansiyeli taşır. Meselâ, iki ayrı insan aynı anda ve aynı işte iki ayrı şıkkı tercih ediyorsa, ortada bir ihtilaf konusu var demektir; ki, iş uzatıldığında, bu ihtilaftan çatışma da çıkabilir.

Hele, nefislerin kendini mükemmel, başkalarını kusurlu görme gibi bir zaafla mâlul olduğu hesaba katılırsa, bu çatışma riski daha da fazlalaşır. Bu bakımdan, beraberlikler, bir ihtilaf ve çatışma unsuru taşıyagelir. Bu ihtilaf ve çatışmadan uzak düşüp iki ayrı insan olarak beraberce hareket edebilmek için ise, çok özel ve çok ince sıfatlarla donanmış olabilmek gerekir—sözgelimi, feragat, sabır, îsar, tahammül, teennî, yumuşak huyluluk, sükûnet, hikmet, adalet, müsamaha gibi...

Lâkin bu duyguları donanıp onlara hakkını vererek yaşamak insana çok zor geldiği için, kendi başına hizmet görmek, münferit hareket etmek, inzivaya çekilmek daha cazip gözükür. Ne var ki, dalâletin dehşetli hücumuna karşı, ne kadar sağlam ve güçlü de olsalar, şahısların tek başlarına dayanıp direnerek akıntıyı tersine çevirmeleri zordur.

Velhasıl, küfrün cemaat sûretinde hücumuna karşı, mü’minin de cemaat sûretinde dayanıp direnmesi icap etmektedir; tâ ki, eğilmesin, yıkılmasın, ezilmesin. Bunun için ise, o mü’minler cemaatini teşkil eden fertler arasında uhuvvetin te’sisi gerekir.

İşte, mü’min kardeşini rakip değil, yardımcı olarak görebiliyorsa; onun işine ortak olması ile kendi ‘kuvvetinin artacağı’nı biliyorsa; ve şu dünyada varediliş amacı olarak Rabbini ‘çokça tesbih’ ve ‘çokça zikr’ edebilme sırrının böylesi bir uhuvvetle gelen bir beraberlik ve cemaat ortamında tahakkuk edeceğinin farkındaysa, inziva ve tek başınalık yerine beraberlik ve uhuvveti tercih eder insan.

Diğer bir deyişle, uhuvvetin te’sisi için, üzerindeki imanî vazifeye kardeşini bir ‘yardımcı’ olarak ortak edebilmek için; insanın öncelikle üzerindeki vazifeyi halisen livechillah gerçekleştirme azmi ve gayreti içinde olması icab etmektedir.

Bu ise, nefsin bu arada devreye girmesi kesinlikle muhtemel rekabet, kıskançlık, haset, üstünlük meyli, baş olma arzusu, önde gözükme tutkusu, neticeyi tek başına sahiplenme talebi gibi menfi saiklerinden arınabilmiş olmayı gerektirir. Demek ki, risalet vazifesini aldığında yaptığı dua ile kardeşi Harun’u kendisine yardımcı kılmasını Rabb-ı Rahîm’den istemesiyle, Musa Aleyhisselam nefsini nasıl ve ne derece aşabildiğini de belgelemektedir.

Bir başka açıdan bakarsak, Musa Aleyhisselamın tavrında gördüğümüz üzere, üzerimizdeki imanî vazifenin ifasını gerçekten en aslî dert ve endişe edinmişsek; gerçekten hayatımızı Rabbimizi olabildiğince ‘tesbih ve zikr’ ederek yaşamayı hedeflemişsek; kendini ‘en yüksek rab’ ilan eden firavunlaşmış nefisler ve firavunlaşmış kollektif nefs-i emmarenin bu küfrî iddiasını lâyık olduğu derecede alçaltıp Allah’ın ismini ve şanını lâyık olduğu şekilde yüceltmeyi vazife bilmişsek, uhuvvetin hayatımızın esası ve zenbereği haline gelmesi gerekiyor.

Tek başına, münzeviyâne fütuhatlar ummak yerine, mü’min kardeşlerimizle aynı yolda beraberce yürümeyi becermemiz gerekiyor. Bu da, onların şahsımızdan ayrı ve farklı insanlar olduklarını peşinen bilerek, farklılığı bir yalnızlaşma ve kopma konusu kılmayacak bir nefis terbiyesi ve hikmeti kuşanmamız icap ediyor.

Özetle, mü’min olmak gibi bir nimete erişen ve omuzuna iman hizmeti gibi bir vazife bilvesile yüklenen insanlar olarak, her birimizin birer Musa olup Hârun’larımızı aramamız, Hârun’unu arayan Musa kardeşlerimiz için ise Hârun-misal bir yardımcı ve kardeş olabilmemiz icab ediyor.

Tâ ki, firavunların sözde büyük, gerçekte kof iddiaları sönsün. Tâ ki, yeryüzü O’nun çokça tesbih ve çokça zikr olunduğu bir büyük mescide dönsün.

Kaynak: Metin Karabaşoğlu
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: