0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Bakara /153-- Sabır ve Namaz  (Okunma Sayısı 338 defa)
hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« : 19 Ağustos 2009, 22:50:41 »

Ey müminler, sabırla ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenler ile beraberdir
(bakara 153)

Sabır, Kur'an-ı Kerim'de sık sık tekrarlanır. Çünkü yüce Allah çeşitli içgüdüler ve ket vurucu psikolojik faktörler arasında doğru yolda yürüyebilmenin ve binbir türlü çatışmalar ve engeller arasında yeryüzünde insanları Allah'a çağırma görevini yürütmenin ne kadar büyük bir gayret gerektirdiğini herkesten iyi bilir. Bu gayret insandan, sinir sağlamlığı, olağanüstü bir soğukkanlılık, güç kaynaklarının sürekli seferberliği, sızma ve kaçış noktaları karşısında kesintisiz bir uyanıklık ister.
 Bütün bunlar karşısında mutlaka sabırlı olmak gerekiyor.

İbadetlere devam etmek için sabır... Günahlardan uzak durmak için sabır... Allah'a ulaştıran yolu kesmek isteyenlere karşı girişilecek cihadı devam ettirmek için sabır... Türlü türlü düşman tuzaklarına, komplolarına karşı sabır... Zaferin ve başarının gecikmesi Karşısında sabır... Aşılması gereken mesafenin uzunluğuna sabır... Bâtılın yayılıp güçlenmesi karşısında sabır. Dostun, destekçinin azlığına sabır... Gidilecek yolun uzun ve dikenli oluşuna sabır... Vicdanların kaypaklığına sabır... Kalplerin şaşkınlığına, sapmalarına karşı sabır... İnatçılığın baskısına sabır... Dönekliğin, kalleşliğin acılığına karşı sabır...

Eğer hedefe ulaşma süresi uzar ve sıkıntıların baskısı yoğunlaşırsa, ortada azık ve yardımcı güç bulunmadığı takdirde sabır, zayıflar veya tükenebilir. Bundan dolayı, yüce Allah burada namaz ile sabrı yanyana getiriyor. Çünkü namaz, kurumaz bir kaynak ve bitmez bir azıktır. O, güç kaynaklarını yenileyen ve kalbe enerji yükleyen bir azıktır. Onun sayesinde sabır ipi uzar ve kopmaz bir sağlamlık kazanır. Sonra da sabra hoşnutluk, şevk, gönül huzuru, güven duygusu ve azim ekler.

Ölümlü, zayıf ve gücü sınırlı olan insanın en büyük güç kaynağı ile, yani yüce Allah ile ilişki kurması, karşılaştığı zorluklar sınırlı gücünün kapasitesini aşınca O'ndan yardım istemesi mutlaka gereklidir. Ne zaman? Gizli açık bütün şer güçler ile karşı karşıya kalınca.. İçgüdü ve ihtirasların engellemesi ile arzuların kışkırtması arasında doğru yolda ilerlemenin üzerine bindirdiği sıkıntı ağır bir baskıya dönüşünce... Amansız azgınlıklara ve fesad girişimlerine karşı verdiği mücadelenin baskısı altında ezilmeye yüz tuttukça... Sınırlı ömrüne göre aşacağı yolun ve ulaşacağı hedefin uzakta olduğunu anladıktan sonra akşam vaktinin eşiğinde olmasına rağmen henüz hiçbir yere varamadığını, ömür güneşinin batmaya yüz tutmasına rağmen henüz beklediği şeylerden hiçbirini elde edemediğini tespit edince... Kötülüğün yayılıp güçlendiğini, buna karşılık iyiliğin gitgide zayıfladığını, ufukta hiçbir aydınlık kırıntısı ve yolda hiçbir işaret olmadığını görünce...

İşte böylesine zor durumlarda namazın değeri ortaya çıkar. Namaz; ölümlü insan ile sürekli ve kalıcı güç olan yüce Allah arasındaki doğrudan ilişkidir... Namaz; tek başına kalmış, garip bir damlacığın hiç kurumayan gür bir su kaynağı ile belirlenmiş bir buluşma vaktidir... Namaz; küçük yeryüzü realitesinin sınırlarını aşarak büyük evrensel realitenin uçsuz-bucaksız alanına yükselmektir... Namaz; yakıcı çöl sıcağında serin bir meltem, bir ilkbahar yağmuru taneciği, bir ağaç gölgesidir... Namaz; yorgun ve kırık kalplere yönelik şefkatli bir el okşayışıdır... Böyle olduğu içindir ki, Peygamberimiz sıkıntılı anlarında müezzini Hz. Bilâl'e; "Ey Bilâl, bize onun (namaz) aracılığı ile nefes aldır." buyururdu. Nitekim Peygamberimiz zor bir işle karşılaşınca yüce Allah'la daha çok buluşabilmek için her zamankinden daha çok namaz kılardı.

İslâm, bir ibadet sistemidir. İbadetlerde pek çok sırlar saklıdır. İbadetin sırlarından biri; onun yolazığı, ruhun enerji kaynağı ve kalbin cilâsı oluşudur. Ne zaman ağır bir yükümlülük ile karşı karşıya gelsek namaz, bu yükümlülüğü tatlılıkla, neşe ile ve kolaylıkla karşılamamızı sağlayan bir kalp anahtarıdır. Nitekim yüce Allah Peygamberimizi (salât ve selâm üzerine olsun) bildiğimiz sıkıntılı ve ağır görevine seçince kendisine şöyle buyurmuştu:

"Ey örtüsüne bürünen MUHAMMED! Gece yarısında, istersen bundan biraz sonra, istersen biraz önce bir süre için kalk ve ağır ağır Kur'an oku. Gerçekten biz sana taşıması zor, ağır bir söz vahyedeceğiz."( Müzemmil Suresi, 1-4)

Görüldüğü gibi Peygamberimizin bu ağır söze, zor yükümlülüğe ve son derece önemli rolünü üstlenmeye hazırlanması, gece yarısı kalkıp ağır ve ahenkli biçimde Kur'an okumakla gerçekleşmişti. Namaz; kalbi genişleten, Allah ile aradaki ilişkiyi güçlendiren, insanın önündeki işi kolaylaştıran, yoluna ışık saçan, gönüllere sabır, teselli, huzur ve güven bağışlayan bir ibadettir.

İşte bundan dolayı, burada yüce Allah büyük sıkıntıların eşiğinde olan Müslümanları sabırlı olmaya ve namaz kılmaya yöneltiyor.

Bu yönlendirmenin hemen arkasından da onun sonucu geliyor:

"Hiç şüphesiz, Allah sabredenler ile beraberdir."

"Allah sabredenler ile beraberdir; onları destekler, kendilerine direnme gücü verir, güçlerini arttırır, onlara yoldaş olur, koyuldukları yolda kendilerini yalnız bırakmaz, onları sınırlı enerjileri ve yetersiz güçleri ile başbaşa bırakmaz'. Aksine, azıkları bitince kendilerine takviye azık gönderir, yolları uzayınca azimlerini yeniler. Yüce Allah, bu ayetin başında onlara; "Ey müminler!" şeklindeki sevimli hitapla seslenmekte ve bu sevimli hitabı, "Hiç şüphesiz Allah, sabredenler ile birliktedir." biçimindeki hoş ve yüreklendirici bir müjde ile sona erdirmektedir.

Sabırla ilgili çok sayıda hadis vardır. Biz burada Müslüman cemaati ağır sorumluluğunu yüklenmeye ve rolünü üstlenmeye hazırlama amacı güden Kur'an ayetleriyle yakın bir paralellik gösteren birkaç tanesini hatırlatmak istiyoruz:

Ebu Abdullah Habbab b. Eret (Allah ondan razı olsun) diyor ki: "Peygamberimiz bir gün cübbesini yastık yapıp başının altına koymuş olarak Kâbe'nin gölgesinde uzanmışken, bizler durumumuzdan şikayet ederek kendisine `Bizim için zafer dilesene, bizim için dua etsene' dedik. O da bize dönerek;

`Sizden önceki ümmetlerden adamın biri yakalanır, yerde kazılan kuyuya konur; daha sonra bir testere getirilerek başına yerleştirilir ve başı biçilerek ikiye ayrılır; etlerinin, kemiklerinin derinliklerine işleyecek şekilde vücudu demir taraklarla taranır; fakat bütün bu eziyetler adamı dininden vazgeçirmeye yetmezdi. `

VAllahi, yüce Allah bu hareketi (İslâm'ı) öylesine hedefine ulaştıracaktır ki, San'a'dan yola çıkan bir atlı, Allah'tan ve sürüsüne kurt düşmesinden başka hiçbir şeyden korkmaksızın Hadramut'a ulaşabilecektir.
Fakat sizler acele ediyorsunuz: dedi."  (Buhari, Ebu Davud, Nesei)

Bu arada Abdullah b. Mesud (Allah ondan razı olsun) diyor ki: "Şu anda Peygamberimizi, daha önceki bir peygamberin (salât üzerlerine olsun) başına gelenleri anlatırken görür gibiyim. Kavmi onu dövdü, yüzünü kanattılar. O ise yüzünden akan kanı silerken; `Allah'ım, kavmimi affeyle. Çünkü onlar bilmiyorlar.' diyordu." (Buhari, Müslim)

Öteyandan Yahya b. Vessab'ın yaşlı bir sahabiye dayanarak bildirdiğine göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"Halkın arasına girip onların verecekleri sıkıntılara katlanan Müslüman, halktan uzak kalarak onlardan kaynaklanan sıkıntılara katlanmaya yanaşmayan Müslümandan daha hayırlıdır." (Tirmizi)

Medine'de oluşan İslâm cemaatinin, ilâhi düzeni yeryüzüne egemen kılmak, yüce Allah'ın takdirinde payına düşen rolü gerçekleştirmek ve İslâm sancağını devralarak onu uzun ve meşakkatli yolları boyunca yükseklerde dalgalandırmak amacı ile zorluklarla dolu bir cihad sürecinin eşiğinde bulunduğu şu aşamada, işte bu anda Kur'an-ı Kerim, bu ümmeti manevi yönden mücadeleye hazırlamaya, bu cihad süreci sırasında meydana gelmesi kaçınılmaz olan iniş-çıkışlar, kayıplar ve acılar konusunda doğru düşünmesini sağlamaya, bu uzun mücadele süreci boyunca değer yargılarını isabetli biçimde ölçmesine yarayacak kriterleri eline vermeye girişiyor.


Fizilâl-il-Kur'an ==>> Şehid Seyyid Kutub
Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3574



WWW
« Yanıtla #1 : 28 Kasım 2010, 00:01:49 »

Bu ayetlerin genel içeriği ve üslubu, Müslüman in­sanın, hayatını etkisi altına alarak onu bir kuşku ve sar­sıntı dairesinde sarsıp sallayan çeşitli engeller, sorunlar ve facialara karşı koyan gerçeğe ilişkin derin manaların hareketi içersindeki derinliklerinde gizli olan imani biri­kimine yönelten, Kur'an'î bir yaklaşıma işaret etmektedir. Bu gerçeğe sahip olan Müslüman insan, bütün bunların karşısında, Allah'ın koymuş olduğu ilahi sünnetler (ka­nunlar) temeli üzerine kurulu olan hayatın hikayesini, bi­len kapsamlı ve kapasiteli bir iman duruşuyla durur. Bu hikayenin başından sonuna tamamı zorluk ya da tama­mı kolaylık değildir. Aksine bu hikaye kolaylık yolunda zorluklar, zorlukların sonunda ve sonucunda kolaylıklar­dan ibarettir. İşte insan Allah'a giden bu yolda bazı zor­luklarla karşılaştığında veya hedeflere ulaşmak yolunda­ki yükümlülükler ve bunların getirdiği sıkıntılar kendisi­ne ağır geldiğinde, bu yoldaki iradesini destekleyip güç­lendirmesi ve ona bağlılık ve sarsılmazlık ruhunu vere­bilmesi için, sarsılmaz bir konuma ve bağlı bir şahsiyete ulaşabilmesi için sabırla Allah'tan yardım istemesi ka­çınılmaz bîr zorunluluktur. Yine aynı bağlamda, namaz ile Allah'tan yardım istemesi de aynı kaçınılmazlıkla zo­runludur. Çünkü namaz, kalbe hikmeti insanın hayatini yine kendisi için maslahat (fayda-yarar) ve hikmet te­meli üzerinde yükselten ve rahmeti insanın ruhunu hoş­nutluk, lütuf ve sıcak bir ilişki ile sarıp sarmalayan, (her şeye gücü yeten) Kadîr, Hakim ve Rahim olan Allah'a yönelik pencereleri açar. Böylece insanın başına gelecek imtihanlar, insanın kaldırmaya gücü yetmeyeceği bir dü­zeyde ağır gelmez. Aksine insan başındaki imtihanla be­raber namaz ile alabildiğine bir uzay genişliği içersinde tecrübeleri ve ümit ufukları ile yaşar. Sahip olduğu güç, bütün güçlükleri sarsacak ve bütün karşı güçleri kahre­decek bir düzeye gelir ve hayatı, bütün içersindekilerle kavrar. İnsan, bütün bu güçlüklerin içinden, ruhunun so­runlar ve güçlükler ile daralmadığı, engeller ve karşı sal­dırılar karşısında yenilmediği ve güçlükler karşısında za­yıf düşmediği bir uzay genişliğine çıkar. İradeyi hayat ile; hareketi kuvvet ve iman ile dolduran patlama dere­cesinde canlı bir ümit içersinde olur.

Böylece sabır gibi ruhi değerler, namaz gibi ibadet amelleri faal güçlere dönüşür. İnsan üzerine, düşman kuvvetleri saldırdığında, kendi dışındaki güçlerden yar­dım aldığı gibi, zayıf noktalarını güçlendirmede bu faal güçlerden yardım alır. Sabır ve namaz, bazı kimselerin zannettiği gibi bir zayıflık ve gerilik unsuru değildir. İn­sanı dondurup geriletmez. Yine bazılarının düşündüğü gi­bi, sabır insanı hareketten alıkoyan, onu yaşanan gerçek­lerin gereğini yapmak noktasında donduran bir şey değil­dir. Yine bazılarının düşündüğü gibi namaz yumuşak baş­lı sofuca bir yokluğun içersine gömmez. İnsana yaşanan gerçekler içersindeki hareketi noktasındaki rolünü ve so­rumluluğunu unutturmaz. Duyarlığını köreltip hayat yo­lundaki atılımlarını zayıflatmaz.

Bütün bu anlamları ayetteki hitaptan, bütün kapasi­teleri insanın emrine veren imanın canlı İçeriğinden, in­san hayatı için güç oluşturmak yolunda ahlaki değerlerin ve pratik ilahi ilkelerin canlı tabiatına dikkat çekmek üze­re Allah'tan sabır ve namaz ile yardım istenmesine yö­nelik açık ilahi çağrıdan ilham alıyoruz. Fakat insanlar­dan birçoğu, inandıkları değerlerde ve yapıp ettikleri amellerde bulunan gizli, ruhi güçlerden gafil olabilmekte­dirler. Böylecede hayat, çevrelerinden güçle dağılıp yit-tiğinde onu bir zeka kıvraklığı ile toparlayabilecekleri halde, zayıflık hallerine teslim olabilmektedirler.

Allahu Teala'nm ayeti kerimeyi «Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.» sözü ile bitirmesi, Allah'ın sabredenleri engeller, karşı saldırılar, kötü haller ve zor­lu durumlarda tek başlarına bırakmayacağını, aksine on­lara kendi ruhundan «iyi ruhu» kendi gücünden «büyük kuvveti» rahmetinden de lütuf, hoşnutluk, sevgi ve sela­meti (esenliği) bağışlamak üzere hep onlarla beraber ola­cağını tekid etmek içindir.Muhammed Hüseyin Fadlullah, Min Vahyi’l Kur’an
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3574



WWW
« Yanıtla #2 : 22 Aralık 2010, 23:07:41 »

Bu âyeti kerime, Cenâb-ı Hakkın bir çok nimetlerine nail olan müslümanların bir hikmet gereği olarak bazı hos olmayan hallere maruz kalabileceklerini, bu takdirde sabır ile ve namaz ile yardım isteğinde bulunup mükâfata ereceklerini gösteriyor. Evet... Buyruluyor ki: (Ey İman edenler!) günahlardan kaçınmak, bazı belalara, musibetlere tahammül edebilmek, cihada, ibâdet ve itaata devamda bulunabilmek gibi hususlarda (sabır ile ve namaz ile) Allah Teâlâ'dan (yardım isteyiniz.) Ümitsizlik ve kedere kapılmayınız. (Şüphe yok ki. Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir.) Yani onların sabrını bilir, kendilerine imdat eder, mükâfatlar ihsan buyurur.

Sabır: Acıya katlanmak, insan tabiatına uygun olmayan hallere karsı telâş göstermeyip sarsılmadan tahammül etmek demektir. Akıl ve şeriata aykırı şeylerden kaçınarak nefsi tutmak ta sabırdır. Sabreden zafer bulur. Nitekim söyle denilmiştir:Evet...        Sabır acıdır, müşküldür, fakat meyvesi pek tatlıdır. Bir çok eziyetler sabır ve sebat, hakka dua ve niyaz sayesinde ortadan kalkar. İste, namazda insanın  ruhuna, azmine kuvvet veren en yüce dua ve niyazı kapsayan bir ibâdet olduğundan buna güzelce devam edilmesi de insanın maddî ve manevî kederlerini, üzüntülerin! gidermeğe en mükemmel bir vesiledir.Ömer Nasuhi Bilmen
Moderatöre Bildir   Logged

Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2244


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #3 : 22 Aralık 2010, 23:34:09 »

Bu ayeti kerime de müslümanlara sabırla ve namazla yardımmaşmaları emredilmektedir. Taberi bu iki şeyle neye karşı yardımlaşılacağı konusunda  şunları söylemiştir-Allah  Tealanın gönderdiği kitaplarda emirlerine uyulup yasaklarından kaçınılmasına dair kullarından aldığı ahdi yerine getirme hususunda bu iki şeyle yardımlaşmasının emredildiği beyan edilmektedir.

Sabrın asıl anlamı nefsi sevdiği şeylerden alıkoymak ve heva ve hevesinden el çektirmektir. Bu bakımdan felaketler karşısında kendisini frenleyene SABREDEN  denilmiş. Ramazan ayına da yeme ve içmeye karşı sabredildiğinden dolayı SABIR ayı denilmiştir. Bir kısım alimler buradaki SABIR kelimesinden maksadın oruç tutmak olduğunu ve bu Ayet-i kerimenin -Oruç tutarak namaz kılarak sabredin- demek istediğini söylemişlersede Taberi Allah  Tealanın bu ayeti kerimede insanları Allhın emir ve yasaklarından nefislerine ağır gelenlere karşı sabretmelerini istediğini söylemiştir.

Burada Allahtan yardım dilerken yapılacak şeylerden özellikle namaz zikredilmektedir. Çünkü onda. Allahın kitabını okuma dünya zevklerini terketme ahireti ve orada Allahın insanlar için hazırlamış olduğu şeyleri hatırlatma vardır.
Resulullah s.a.v. herhangi bir sıkıntı ile karşılaştığında hemen namaz kılmaya başlardı. Abdurrahman diyor ki- Abdullah b. Abbas bir yolculuk yaparken kendisine kardeşi Kussemin ölüm heberi ulşatı. Abdullah b. Abbas -Şüphesiz biz Allah  içiniz ve mutlaka ona döneceğiz.- dedikten sonra yolun kenarına çekildi devesini çöktürdü iki rekat namaz kıldı ve namazı uzattı. Bitirdikten sonra kalkıp bineğine doğru yürüdü ve -Sabırla ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz ki namaz Allaha boyun eğenlerden başkasına ağır gelir. âyetini okudu.


Ebul Aliye diyor ki-Allahın razı olacağı şeyleri başarmak için sabır ve namazla yardımlasın ve bilin ki bu ikisi de Allaha itaattendir.

İbn-i Cüreyc diyor ki -Sabırla ve namazla yardımlasın. Çünkü bunlar AllahINın rahmetine kavuşturan iki yardımdır.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Sabır ve Sabır Kahramanları (flash) Resimler ve flashlar Muhammed Ensar 0 206 Son Mesaj 20 Haziran 2008, 21:38:49
Gönderen: Muhammed Ensar
bakara 153 Resimler ve flashlar by_selam 2 276 Son Mesaj 09 Ağustos 2008, 09:00:17
Gönderen: _uMuT_
Rabbim Sabır ver Sabır ( Filistin Resimleri ) Resimler ve flashlar şüheda-21 2 416 Son Mesaj 31 Ağustos 2008, 15:22:06
Gönderen: MUHAMMEDİ
BAKARA/216 Resimler ve flashlar isimsiz12 2 393 Son Mesaj 28 Mart 2009, 22:00:34
Gönderen: isimsiz12
Bakara-62 Tefsir Dersleri Qum_Feenzır 2 290 Son Mesaj 16 Ekim 2010, 14:22:45
Gönderen: siyahi