0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Bir Diktatörün Sonu  (Okunma Sayısı 360 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2254


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 06 Şubat 2011, 19:55:16 »

Abdulhalim KANDİL




Mısır 25 Ocak 2011’den öncesine bir daha dönmeyecek. Özgün modeliyle Mısır halkının devrimi ivme kazanmaya diktatörlük, bağımlılık ve yolsuzluk rejimi de geri saymaya başladı. Belki de bu sene Mübarek, ailesi ve rejimi başkanlık sarayında olamayacaklar.

Ocak 2011 intifadası Ocak 1977 intifadasından bu yana gelmiş geçmiş en geniş ve büyük halk hareketidir. Bu, Mısırlı orta tabaka gençlerinin başlattığı seçkin bir intifadadır. Bunun çağrısını facebook gençleri yapmış ve aralarında “Kifaye”, “Ulusal Değişim Cemiyeti”, “Adalet ve Hürriyet Gençleri” ve “6 Nisan Gençleri” hareketlerinin de olduğu önemi değişim hareketleri çağrıya katılmış ve İhvan bir süre tereddüt etmiştir.

İhvan’ın siyaset ve gençlik kolları katılıncaya kadar -görünen o ki herkes Tunus’un kahraman devriminin bereketinden esinlenmiş- hareketlilik çoşkun ve güçlüydü ve büyük şehirlerde özellikle de Kahire, İskenderiye, Mansura, al-Mahalla, Dimyat, Baltim, İsmailiye, Suveyş ve sonrasında da Mübarek’in doğduğu yer olan Menoufia vilayetinin kazası olan Shebin el-Kom’da 100 binden fazla Mısırlının katılımıyla gerçekleşti. Hareketlilik, belirli bir organizasyonun öncülüğü olmaksızın kendiliğinden gelişti ama cesur Mısır gençliğinin girişimleri mucizeye benzer bir şey meydana getirdi.

Özgürlük Meydanı -Kahire’nin en büyük meydanlarından biri- yeniden sahnenin merkezi oldu. 30 binden fazla gösterici bu meydanda toplanıp gösteri yaptı. Böyle mükemmel bir sahne 2003 Mart ayından bu yana tekrarlanmamıştı. O vakit Bağdat’a ilk güdümlü nükleer füzenin düşmesiyle öfkeli kalabalık meşhur meydana akın etmişti. Bu iki tarih arasındaki olaylar Mısır’ın endişesini artırıyordu. Kifaye hareketi ve onun kardeşleri olgusu ortaya çıktı ve siyasi protestolar artış gösterdi. Bunları toplumsal gösteriler izledi ve iki protesto 6 Nisan 2008 intifadasında buluştu. Mahalla el-Kübra intifadası daha güçlü bir halk hareketinin işaretlerini taşıyordu ve verdiği vaatler yeni halk ayaklanmasında gerçekleşti. Bu ayaklanmada siyasi, toplumsal ve ulusal istekler bir aradaydı. Atılan sloganlar bir açıdan “değişim, özgürlük ve toplumsal adalet” bir açıdan da “adalet, özgürlük ve insani onur” gibi bütünleyici sloganlardı ama temel bütünleyici slogan Kifaye hareketinin ifade ettiği çekici ve ilham verici slogandı: “Çözüm Mübarek’in devrilmesidir.” Göstericiler arasında bunu doğrudan ifade yolları da çeşitliydi. Ön plana çıkan slogan Kifaye’nin “Hüsnü Mübarek düşsün!” sloganıydı. Gençler de buna nihai bir görüntü kazandırdılar: “Halk rejimin düşmesini istiyor.”

Yeni Mısır ayaklanması tamamen barışçı görünmekle birlikte korkudan donakalan rejim başlangıçta şekli tutarlılık göstermeye çalıştı. Ayaklanma sabahı milyonluk güvenlik kuvvetleri toleranslı davrandı ama akşam aşırı şiddet kullandı. Ayaklanmanın genişliğinin farkına vardıktan sonra doğrudan baskıya, -bu satırların yazıldığı esnada- yaklaşık bin göstericiyi tutuklamaya ve rastgele coplar, elektrikli sopalar, su hortumları, gaz bombaları ve göz yaşartıcı bombalar kullanmaya yeltendi. Sonra plastik mermi kullandı ve göstericileri ayırmak için İskenderiye ve Mansura’da olduğu gibi havaya ateş açtı ve burada gerçek mermi kullandı. 1973 savaşında İsraillilere direnen ve yeni halk ayaklanmasına kadar küllerin altında ateşten bir kor saklayan şehir kahraman Süveyş’te de göstericilere saldırdı. Süveyş sokakları gösterilerle çalkalandı, güvenlik kuvvetleri göstericilerle çatışmaya girdi, 7 masum kişi şehit oldu ve Mübarek’in içişleri bakanının korkusu arttı. Rejim Süveyş’te sokağa çıkma ve tüm Mısır’da gösteri yapma yasağı ilan etti. Ama büyük öfke görüntüleri büyük şehirlerde canlılığını korudu. Ana caddeler ile dar sokaklarda gerilla savaşına benzer çatışmalar oldu, vur-kaç savaşları yapıldı. Bu çatışmalar İskenderiye şehrinde güvenlik güçlerinin kalbine korku salacak noktaya ulaştı ve güvenlik güçleri ne teslim oluruz ne de geri çekiliriz ilkesiyle hareket eden, tehlikeyle mücadelede üstün kararlılık ve yiğitlik gösteren genç göstericilerin cesaret ve yığılmasından korkarak kaçtılar. Mısır rejimi kaçışı olmayan bir çıkmaza girdi. Göstericilere tanınan tolerans kıvılcımın daha da tutuşmasına, sıkı güvenlik ise skandalın daha da yaygınlaşmasına neden oluyor. Diktatör rejimin duvarındaki çatlaklar giderek büyüyor, borsa çöküyor, yetkililerin ve üst düzey maliyecilerin kaçtığına dair haberler yayılıyor, ılımlı muhalefet -Vefd Partisi modelindekiler- kendisini derin yara almış olarak görüyor ve köhnemiş rejimin gemisinden atlayarak kaçıyor. Ayaklanmanın başlamasından iki gün önce “alternatif parlamento”dan çıkan açıklamanın taslağını sunduğumu söylersem bir sırrı açıklamış olmam. Bu açıklamadaki temel istek “Diktatör rejimin barışçı bir şekilde sona erdirilmesi, Mübarek ya da oğlunun başkanlığa aday olmasının engellenmesi, tarafsız bir başkanlık ve ulusal koalisyon hükümetiyle geçici yönetimde alan açılmasıydı.” Taslak tamamen Kifaye’ye ait bir taslaktı. Bazıları bunu kabul etmekte tereddüt etti. Ama büyük ayaklanma tereddüt unsurlarını ve etkenlerini tamamen yok etti. Ve bu taslağın aynısı Ulusal Değişim Cemiyeti’nin daha sonra yaptığı bir açıklamada hafifletilmiş bir şekilde yer aldı. Vefd Partisi’nin yaptığı açıklamada ulusal kurtuluş hükümetine çağrı yapıldı. Bu da Kifaye’nin Mübarek, ailesi ve rejiminin barışçı bir şekilde hükmünün sona erdirilmesinin herkes tarafından istendiği ve bunun ümmetin gençlerinin ayaklanmasından ve Mısır filinin meşruiyeti olmayan mevcut rejimi ezme uyarısında bulunarak harekete geçmesinden önce radikallikle vasıflanan belirli bir gruba ait olmadığı anlamına geliyor.

Bazıları ayaklanmanın geçici olduğunu ve Mısır’ın yeniden eski sakinliğine döneceğini iddia edebilir. Bu kişiler köhne sistemin uşakları ve tellallarıdır. Onlar rejime bağlı onlarca gezete ve televizyon kanalında kendi saçmalıklarını tekrarlayıp duruyorlar. Aslında bunlar İblis’in temennileridir. Mısır asla eskisi gibi olmayacak. Dünyada en büyük güvenlik sistemine sahip -belki Çin hariç- olan rejime karşı olan uzun savaşın son turu başladı ve devam ediyor. En güçlü güvenlik sistemine sahip olmasına rağmen bu rejim demokratik, ekonomik ya da ulusal bir reform gerçekleştiremiyor. Mesela sahte yasama konseylerinin feshedilmesini başkanlık koltuğu için yapılan seçimlerin adil ya da yarı adil olmasını sağlayamıyor. Bunun nedeni açık. Rejimin toplumsal temelleri tamamen çöktü, adil seçimlerin yapılması demek rejimin intihar etmesi demek olur. Rejim ise hiçbir ekonomik ve toplumsal reform gerçekleştirmeyi düşünmeye fırsat bulamıyor Fiyatların düşürülmesiya da teşvik fonlarının artıtılması kararını çıkarma fırsatı bulamıyor. Kırılgan ve yağmalanmış ekonomisinden geriye kalanları parçalamaya cesaret edemiyor. Bütçesinin çökmesi tamamen acziyetin ifadesidir. Rejim İsrail’le olan ilişkilerini gözden geçiremiyor çünkü bunu yapması kendini darağacına götürmesi demektir. En nihayetinde o bir Camp David ve Amerikan siyasetine bağlılık rejimidir.

Sonuç olarak: Mübarek siyasi olarak öfkeyi dindirebilecek imkâna sahip değildir. Onun sahip olduğu demir yumruk ise şuan korku sözcüğünü tamamen unutan, rejimin kalbine korku salan göstericilerin yılmaz gücüyle kırılmaktadır. Bu durum Mısırlıları şu anda iki durum arasında bırakıyor. Onbinlerce kişi ön saflarda hareket ediyor, yarın bunlar yüzbinlerce olacaklar. Milyonlarca kişi ise olacak olanları bekliyor ve gözlüyor, belki de “Öfke Cuması”ndan sonra yakın zamanda sokaklara dökülecekler. Mübarek’in ise şuan elinde tek bir seçenek var: Onun ve ailesinin iktidar koltuğundan gönüllü olarak istifa etmesi ya da Zeynelabidin Bin Ali’nin sonundan daha kötü bir sona gitmesi.

Tek kelimeyle, Mısırlı diktatörün sonu belki yarın belki yarından da yakın.


Al Quds al Arabi Gazetesi yazarı Abdulhalim Kandil'in analizi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.



   

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #1 : 06 Şubat 2011, 21:08:36 »

Darısı diğer diktatörlerin başına.. Rabbim mısırdaki halk isyanını Hakkın hükmü ile taçlandırsın.

---------------------------------------------------------
                                         Mısır'da bir müslüman olmak

Bastırılmışlık nedir, sindirilmişlik nedir bilir misiniz? Her biri otuzar yıl süren firavunların iktidarlarında yaşamak nedir bilir misiniz?

Bunu birazcık olsun anlayabilmek için gelin en sonlardan başlayalım.

Sizin bitişiğinizde Filistin olacak, orada Müslüman kardeşleriniz baskı, zulüm ve ambargo altında inim inim inleyecek, başınızdaki firavunun zulüm ve şiddetinden dolayı siz bu kardeşleriniz için hiç bir şey yapamayacaksınız.

Sonra dünyanın dört bir yanından gelen insani amaçlı yardımlar sizin ülkenizin sınır kapılarından geçmek istediğinde ülkenizin görevlileri tarafından engellenecek, hatta yardım götüren bu insanlar alçakça saldırıya uğrayacak ve bütün bunlara siz de şahitlik edeceksiniz.

Ardından aynı şekilde Mavi Marmara olayı yaşanacak, devletinizin kahreden suskunluğuna, ihanetine şahitlik edip duracaksınız, elinizden hiçbir şey gelmeden seyredeceksiniz.

Anlıyorsunuz değil mi Mısır’da bir Müslüman olmayı?

Sizin ülkenizin yöneticilerinin en kutsal görevi, hatta var olma sebebi Siyonist İsrail devletinin güvenliğini sağlamak olacak, İslam dünyasının orta yerinde emperyalist ABD adına jandarmalık olacak… Bütün bunlar ülkenizin siyasetinin asla değişmeyen kırmızı çizgileri olacak.

Ve siz böyle bir ülkenin insanı olacaksınız.

Anlıyorsunuz değil mi Mısır’da bir Müslüman olmanın ne anlama geldiğini?

Biraz daha gerilere gidelim. Sizin ülkenizin bir kısım toprakları israil tarafından işgal edilmiş olsun.

Her şeyden daha önemlisi, sizin ülkeniz Osmanlı sonrası hem Fransızlar tarafından, hem İngilizler tarafından işgal edilsin ve yıllarca emperyalist kafirlerin işgali altında yaşasın.

Ve sizsin devletinizin biricik görevi İslam’la savaşmak, Müslümanlara kan ağlatmak olsun.

Ve sizin ülkenizin mahpushaneleri Müslümanlarla dolu, dindar insanlarla dolu olsun.

Sizin ülkeniz Seyyid Kutub’un ülkesi olsun

Sizin ülkeniz Hasan el Benna’nın ülkesi olsun

Sizin ülkeniz Abdülkadir Udeh’in ülkesi olsun

Sizin ülkeniz Zeyneb Gazalilerin, Halid İslambulilerin ülkesi olsun…

Ve siz böyle bir ülkenin insanısınız.

Sindirimliliğinizi, içten içe nasıl kahrolduğunuzu şöyle bir düşünün…

Dünyada hangi ülke insanının izzetine bu şekilde darbe vurulmuş, hangi ülke halkının onuru bu kadar incitilmiş, yaralanmış olabilir?

İşte bugün Tahrir Meydanı’nda verilen mücadelenin kökeninde bunlar yatmaktadır.

Her ne kadar birileri buna yoksulluğu ve yolsuzluğu eklese de, Mısır halkını ayağa kaldıran gerçek dinamizm, bizim şu söylediklerimizdir.

Yoksulluk ve yolsuzluk, zaten firavunluğun olmazsa olmaz bir neticesidir.

Bütün bunları göz önüne aldığımızda Mısır devriminin geç bile kaldığını söyleyebiliriz ve söyledik de.

Fakat Rabbimizin de bir bildiği varmış demek ki.

Rabbimiz orta doğudaki diktatör ve firavunların hesabını bu şekilde toptan kesiverecekmiş demek ki.

Göreceksiniz, Mısır’da gerçekleşecek bir İslam devrimi, hiçbir yerdekine bezemeyecektir. Sadece bölgedeki Arap despotlarının sonunu getirmekle kalmayacak, Allah’ın izniyle Siyonizm’e, ABD ve Batı emperyalizmine de büyük bir darbe indirecektir.

Elbette bunun için ödenecek bir bedel olacaktır. Rabbimizden dileğimiz şudur k, fazla can zayiatı olmasın.

Mehmet Göktaş.
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 06 Şubat 2011, 21:31:06 »

...ve inşAllah ezilmiş halkın sesini boğmaya çalışan her firavun eninde sonunda bir musa'ya yenilecektir.

Bu anlamda mısır'daki kıyam, başkaldırı yada zalime isyan (adına ne derseniz deyin), zülmün doruk noktaya geldiğinin bir sonucudur. Mısır firavunu ve onun emri altındaki muhafızları halka yıllardır kan kusturmaktadırlar. öyleki en küçük muhalefeti şiddetli bir şekilde cezalandırmış ve zindanlarda tuttukları gariban ve mazlum halka olmadık işkencelere maruz bırakmışlardır.
Mısır halkının imtihanı açlık yada sefalet ile değildi. O halkın en temel ihtiyacı olan özgürlüklerinin gasp edilmesi idi. Bugün yaşananlar muhakkak ki esaret altına alınmış, hakları gaspedilmiş bir halkın başkaldırısıdır.
Bundan yaklaşık 2 yıl önce Mısırlı bir tercümandan ile bir hasbihalimiz olmuştu. Konu gazze ve Mısır'ın ülkeye giren yardımları engellemesi idi. Bu kişi Mısır yönetimi ve polisi hakkında şunları söylemişti : 'O halk öylesine polis ve sistemin derin güçlerinden çekti ki, sırtlarını kaldıracak mecalleri kalmadı artık. Karakollara düşen bir vatandaşı olmadık hakaretler, zindana giren biri olmadık işkencelere maruz kalıyor. öyle ki sistem korku imparatorluğu kurarak halkı psikolojik olarak yıldırmış durumda, Allah'ın bir yardımı olmazsa bu sistem daha çok varlığını sürdürecek...'
Aynen böyle demişti.
İnanın ben bu başkaldırıyı Alla'ın bir bir lütfü olarak görüyorum. özelde mısır halkı için bir nimet, genelde de bölgedeki diğer mazlum halklar için, diktatörleri devirmede bir ilham kaynağı olacaktır.

Tabii en önemlisi bölgede ve sınır komşusu olan bir israil gerçeği vardır ki, bu hepimizi yakından ilgilendirir. Çünkü özgür bir mısır demek, özgür bir gazze demektir. özgür bir gazze demek özgür bir kudus demektir. Özgür bir kudus demek özgür bir filistin demektir. özgür bir filistin demek özgür bir ümmet demektir.

ve inşAllah israil ve ABD, Mısır'ın özgürlük çağrısı ile çöküşe geçmiştir. Onur sahibi her insan gibi biz de bu başkaldırıyı destekliyoruz ve kıyam erlerine selamlarımızı gönderiyoruz.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 06 Şubat 2011, 22:17:51 »

    Mısır Devrimi / Seyyid Ali HAMANEİ
 
Bimillahirrahmanirrahim.

Dünyanın dört bir yanındaki İslam ümmetinin evlatlarına selam olsun. Bugün İslam dünyasında büyük ve geleceği değiştirebilecek olaylar oluyor. Bu olaylar bu bölgedeki kibirlenme denklemini İslam’ın ve halkların lehine değiştirebilir, onur ve izzeti Arap ve İslam halklarına geri verebilir, Batı ve Amerika’nın köklü halkların üzerine onlarca yıldır indirdiği zulüm, zelil kılma ve aşağılanma tozunu silebilir.

Bu mucizevî olay Tunus halkıyla başladı ve zirvesine şanlı Mısır halkıyla ulaştı.

İslam ve Batı dünyası nefesini tuttu. Her birinin kendine göre sebepleri var. Herkes büyük Mısır’da, son yüzyılın üstün şahsiyetlerinin, Muhammed Abduh, Seyyid Cemal, Saad Zağlul, Ahmet Şevki, Abdunnasır, Hasan el-Benna’nın Mısır’ında, 1967 ve 1973 Mısır’ında olacakları bekliyor.

Herkes Mısırlıların kararlılık bayrağının ne kadar yükseleceğini gözlüyor. Bu bayrak -Allah göstermesin- aşağıya inecek olursa bundan sonra karanlık bir döneme girilecek ama zirvede dalgalanırsa göklere erişecek.

Tunus halkı Amerika’nın uşağı, dine düşmanlığını açıkça ilan eden hain liderini kovmayı başardı. Ama bunun istenen bir sonuç olduğunun zannedilmesi hata olur.

İşbirlikçi rejim baştakilerin gitmesiyle düşmez. Baştaki sembolik kişilerin yerine diğerleri gelirse hiçbir şey değişmez aksine bu insanların önüne koyulan bir tuzaktır.

İran’daki büyük İslam devriminde defalarca halkımızı böyle bir tuzağa düşürmeye çalıştılar. Ama halk bilinçli davrandı ve büyük lider düşmanların tuzağının farkında olduğu için bunu sonuçsuz bıraktı ve yoluna devam etti.

Mısır ise benzersiz bir model çünkü İslam dünyasında benzeri olmayan bir ülke. Mısır İslam dünyasında Avrupa kültürüyle ilk tanışan ve yine bu kültür saldırısının ve ona karşı koymanın tehlikelerini ilk fark eden ülkedir.

Mısır II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsız bir devlet kurmuş, Süveyş kanalının millileştirilmesinde ulusal çıkarlarını savunmuş, bütün gücüyle Filistin tarafının yanında yer almış ve İslam dünyasında Filistinlilerin sığınağı olarak bilinen ilk ülkedir.

Seyyid Cemal Mısırlı değildi ama Müslüman Mısır halkının dışında büyük derdini anlayacak kimse bulamadı. Mısır halkı siyasi ve dini mücadele alanlarında liyakatini kanıtladı ve şerefli konumunu tarihe yazdı.

Muhammed Abduh ve öğrencileri, Saad Zağlul ve ona tabi olanlar sıradan kişiler değillerdi. Onlar cesur, üstün ve Mısır’ın onlar ve onlar gibilerle haklı olarak övündüğü bilinçli kişilerdi.

Kültürel, dini ve siyasi bu derinliğiyle Mısır Arap dünyasında liderlik makamına oturdu. Mısır’daki mevcut rejimin işlediği en büyük suç bu ülkeyi bu yüce konumdan Amerika’nın bölge düzeyindeki siyasi oyununda bir kukla konumuna düşürmesi oldu.

Bugün Mısır halkında gördüğümüz bu patlama, işbirlikçi diktatörün halkına karşı işlediği bu ihanete verilen en güzel cevaptır. Bugün meydanlar Mısır halkının intifadasıyla ilgili binbir çeşit yorumla çalkalanıyor. Bu alanda herkes kendi kabını dolduruyor ama Mısır halkını tanıyan herkes Mısır’ın bugün onurunu ve izzetini müdafaa ettiğini çok net anlıyor.

Mısır onurunu iki paralık eden ihanetlere uğradı. İzzetin zirvesinde olan bir halkı onun düşmanlarının gururunu okşamak ve büyüklük taslamak için zelil ettiler. Mısır’ın Filistin davasına karşı olan tavrı, Mısır’ın konumu için önemli bir model teşkil ediyor. Filistin onlarca yıldır bölge sorunları içinde ilk sırada yer alıyor. Bu bölgenin sorunları ve araçları, hiçbir ülkenin kendisini Filistin davasıdan bağımsız olarak düşünemeyeceği bir şekilde birbirine bağlı ve iç içedir.

Sadece iki yön vardır. Ya Filistin’e ve onun haklı davasına destek verilir ya da karşı cephede yer alınır. Bölge halkları ise başlangıçtan itibaren tavırlarını bu taraftan yana koydular. Herhangi bir rejim Filistin davasına destek vermeye yönelince halkının ve Müslüman-Arap halkların sevgisini kazanır.

Mısır 60’larda ve 70’lerin başlarında bunu denedi ama karşı safta yer aldığında halk buna karşı çıktı. Mısır’da devlet ile halk arasında Camp David Anlaşması’ndan sonra derin bir uçurum oluştu.

Mısır halkı 1967 ve 1973’te Filistin’e yardım etmek için değerli ve kıymetli olan herşeyi feda etti ama liderlerinin Mısır’ın Siyonist düşmanın vefalı bir müttefiki olacak kadar Amerika’ya itaat ettiğini ve onun işbirlikçisi olduğunu kendi gözleriyle gördü.

Amerika’nın Mısır liderlerine hükmetmesi bu halkın, Filistin’e yardım için harcadığı bütün çabaları boşa çıkardı, Mısır rejimini Filistin’in amansız düşmanı Siyonistlerin ise en büyük hamisi haline getirdi. Mısır’ın ortağı Suriye ise uğradığı yoğun Amerikan baskısına rağmen 67 ve 73 savaşlarında bağımsız konumunu korudu.

İşbirlikçi Mısır rejimi tarihte ilk defa Mısır halkının, hükümetini İsrail’in Gazze’ye karşı açtığı savaşta İsrail safında yer alırken ve sadece yardımlarla değil düşman cephesini desteklemede aktif olarak çalışırken görmesine sebep oldu.

Tarih Hüsnü Mübarek’in, 22 gün boyunca devam eden kesintisiz bombardıman altında kadınların, erkeklerin ve çocukların öldüğü Gazze savaşında ve savaş öncesi ve sonrasında Gazze’ye uygulanan ambargoda İsrail ile Amerika’nın yanında yer aldığını unutmayacak.

Mısır halkı o günlerde ne zorluklar yaşadı. Televizyon kanalları Filistinli kardeşlerine yardım edebilmek için imkân bulamadıklarından ötürü ağlayan Mısırlıların duygularını bize aktardı.

Bu halk bundan daha fazlasını kaldıramaz, artık canına tak dedi. Kahire ve diğer Mısır şehirlerinde gördüklerimiz, hain, işbirlikçi ve İslam düşmanı bu rejimin tavrı karşısında senelerdir özgür Mısırlı kadın ve erkelerin kalbinde biriken düğümün ve kutsal öfkenin patlamasıdır.

Müslüman Mısır halkının uyanışı, İslami ve özgürlükçü bir harekettir. Ben İran halkı ve İran devrim hükümeti adına Mısır ve Tunus halkını selamlıyor ve Allah’tan sizlere zafer bahşsetmesini niyaz ediyorum. İntifadanızla övünüyor ve gurur duyuyorum.

Mısırlı ve Tunuslu kardeşler! Şüphesiz ki halkların dirilişi coğrafi, tarihi, siyasi, kültürel şartlarına bağlıdır. Mısır, Tunus ve başka bir ülkede 30 sene önce İran’da olan büyük İslam devrimi benzeri birşeyin olmasını bekleyemeyiz. Ama ortak noktalar da yok değildir. Her bir halkın deneyimleri diğer halklar için faydalı olabilir.

İçinde bulunduğumuz koşulda faydalı olabileceğini düşündüğümüz tecrübeler şunlardır:

İlk olarak: Halkların dirilişi aslında iki irade yani halkın iradesiyle onun düşmanlarının iradesi arasında süren bir savaştır. Hangi taraf daha güçlü ve kararlı ise, zorluklara daha çok tahammül edebiliyorsa sonuçta kazanan o olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin” derler.

Âlemlerin rabbi resulüne şöyle sesleniyor: “İşte onun için sen davet et, emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma.”

Düşman güç kullanarak ve aldatmacayla sizin iradenizi zayıflatmaya çalışıyor. İradenizin zayıflamasına karşı dikkatli olun.

İkinci olarak: Düşman hedeflerinizi gerçekleştiremeyeceğinize dair içinize umutsuzluk düşürüyor. Ama ilahi vaat şöyle diyor: “Biz ise o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları mukaddes topraklara varis kılmak istiyorduk.” Allah’ın vaadine tam olarak güvenin zira o şöyle buyuruyor: “Allah ona yardım edenlere yardım edecektir. O güçlüdür, azizdir.”

Üçüncü olarak: Düşman tam teşekküllü güvenlik güçlerini üzerinize salıyor ki insanlar arasında korku ve kaos oluşsun. Onlardan korkmayın, sizler bu paralı uşaklardan daha güçlüsünüz. Sizler şuan Allah’ın ayetinde buyurduğu duruma benzer bir aşamadasınız: “Sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüze galip gelirler.” Sizler Allah’a tevekkül edip kaosun, terörün ve saçmalalıkların üstesinden gelmek isteyen gençlere güvenebilirsiniz.

Dördüncü olarak: Halkların diktatörler ve işbirlikçi liderlerle mücadelede sahip oldukları önemli silah birlik ve kaynaşmadır. Düşman binbir yol deneyerek sizin aranızı ayırmaya çalışıyor. Bunun için ayrılık noktalarını bulup çıkarıyor, sapkın sloganları gündem ediyor ve hain başkana alternatif olsun diye güvenilir olmayan isimleri ortaya atıyor. Din ve ülkeyi düşmanın işbirlikçilerinin şerrinden koruma merkezinde kaynaşmanızı koruyun. “Topluca Allah’ın ipine tutunun ve ayrılmayın.”

Beşinci olarak: Amerika ve Batı’nın oynadığı role ve sizin dirilişinizde uyguladıkları siyasi manevralara güvenmeyin. Bunlar günler önce bu düzenbaz rejimi destekliyorlardı şimdi ise onu korumaktan ümitlerini kestikten sonra “halkların hakkı” senfonisini çalmaya başladılar. Bunlar bununla işbirlikçileri diğerleriyle değiştirmeye, kendi işbirlikçilerini size dayatmak için bazı yüzlere ışık tutmaya çalışıyorlar. Bu halkların duygularıyla oynamaktır. Bunu kabul etmeyin, bağımsız, halkçı, Müslüman bir rejimin istikrarından daha azına razı olmayın.

Altıncı olarak: İçinde bulunulan durum din âlimleri ve mücadele tarihleriyle Ezher ulemasından net bir şekilde destek bekliyor. Halk, devrimine camiler ve Cuma namazlarından başladığı ve Allah-u Ekber sloganını atmaya başladığı vakit, ulemanın daha net bir tavır alması beklenir ve bu yerinde bir beklentidir.

Yedinci olarak: İsrail’le en az iki savaşa girme madalyonunu göğsünde taşıyan Mısır ordusu, bugün büyük tarihi bir imtihanla karşı karşıya. Düşman onu kitlelere baskı uygulamaya sevk etmek istiyor. Bu olursa -Allah göstermesin- bu ordu için onulmaz biri yara açar. Mısır ordusu önünde titreyenin Mısır halkı değil İsrail ordusu olması gerekir. Mısır halkının evlatlarından oluşan Mısır ordusu inaşAllah kitlelere katılacaktır. O zaman bu tatlı tecrübe Mısır’da bir kez daha tekrar edecek.

Sekizinci olarak: Mısır halkının iradesine karşı 30 yıldır işbirlikçi liderleri destekleyen Amerika şuan Mısır meselesinde nasihatçi ya da arabulucu konumunda olamaz.

Bu konuda Amerika’nın atacağı her adıma ve vereceği nasihate şüphe gözüyle bakın ve güvenmeyin.

Kardeşler! Mısır halkının uyanışının siyaset ve yönetici seçkinler topluluğu tarafından koordineli ve istişareli bir şekilde yönetildiğini çok net bir şekilde anlayabiliriz. Allah’tan onlara yardım etmesini niyaz ediyoruz. Burada zikrettiklerimiz bizim tecrübelerimizdir. Ben de din kardeşiniz olarak ve dini yükümlülükten hareket ederek size bu tecrübeleri sundum.

Ey Mısırlılar! Düşmanın medya boruları 30 sene önce “İran müdahale etmek istiyor, Mısır’da şiiliğin yayılmasını, velayet-i fakihliği Mısır’a ihraç etmeyi istiyor” dediği gibi şimdi de sesini yükseltecek. 30 senedir bu yalanlarla kulaklarımız doldu. Bunun amacı halkların arasına nifak sokmaktır bazı işbirlikçiler de bunları tekrarlamaktadır. “Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısılarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.”

Bu bağlar bizi, İslam’ın bize yüklediği sorumluluğu eda etmekten asla alıkoyamaz. Sözlerimi böylece noktalıyor ve hem kendim hem de sizler için Allah’tan bağışlanma diliyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin 4 Şubat 2010 tarihli Cuma hutbesi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #4 : 06 Şubat 2011, 22:20:32 »

   Diktatörler Gider Halk Kalır! / Muhammed BEDİİ
 
Hamd âlemlerin rabbi Allah’a, salât ve selam doğru yolu gösteren hidayetçi Muhammed (s.a.v.)’e, onun ailesine, ashabına ve kıyamet gününe kadar ona tabi olanlara olsun.

Vatanlarımızda şu günlerde ümmetin evlatlarının attığı sloganlar Allah’ın şu ayetinin gerçekliğini kulaklara çalıyor: “Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur, görsünler! Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından da daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir.” (Gafir: 82) Bu ayet ümmetimizin başındaki diktatörlüğün içinde bulunduğu gerçekliği ortaya çıkarıyor ve İran şahı ondan sonra da Çavuşesku ve benzeri diktatörler için bir portre çiziyor. Bu iki lider de halkları ayaklandığında yaptıkları zulüm, kazandıkları güç, otorite ve servet onlara fayda sağlamamıştı.

Bugün İhvan, halkın tamamıyla birlikte ülkemizdeki yöneticilere şunu söylüyor: Saddam Hüseyin’in öldürülmesinde, Bin Ali’nin gece yarısı, acı çeken insanların inleyişleri altında kaçışında, Tunus halkının kendisini esir edenlere karşı kükreyişinde, tek bir vatana dayatılan parçalanmışlıkta, son olarak da İsrail’le müzakere rezaletinde, Filistin ve onun sınırlarında nöbet bekleyen halkın haklarında ihmalkâr davranılmasında hatta düşman için açıkça casusluk yapılması, direnişçilerin teslim edilmesi ve temiz ruhların öldürülmesinde dersler ve ibretler yok muydu?

Bütün bu derslere ve ibretlere rağmen liderler ellerini uluslararası Siyonist-Amerikan rejiminin üstüne koyuyor, halklarından ayrılmak için çaba sarf ediyor ve koltuklarında kalmak için onlardan başkasına müracaat ediyorlar.

Bu ibret ve dersler halkların hasta olabileceğini ama ölmeyeceğini, haklarının ellerinden alınabileceğini ama yitmeyeceğini, halkların zulüm ve diktatör rejimlerin mahkemeleri tarafından esir edilemeyeceğini, sabah ziyaretlerinin ve zalim kanunların onları korkutamayacağını, zorbaların ölçülerini ve onların tapınak bekçilerinin çıkarlarını anlatan yasalarının halkın özgürlüğünün karşısında duramayacağını gösteriyor. Bu Allah’ın vaadidir ve o vaadinden dönmez. Zorba diktasını kurduğunda kendi sözünün üstünde söz olmadığını zanneder ama yanılır.

Zulüm ve köleliğin reddedilmesi durumu:

“Firavun Mısır toprağında gerçekten azmış halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.” (Kasas: 4) Hasan el-Benna şöyle diyor: “Bu ayeti okuduğunda batılın gücünde nasıl ileriye gittiğini ve onunla övündüğünü, zalimliğiyle içinin huzur bulduğunu ama onu gözetleyen hakkın gözlerinden gafil olduğunu görürsün.” O vakit rabden gelen emir mazlumların ruhlarında yapacağını yapar ve onlar da özgürlükleri için ayaklanırlar. “Biz ise o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları varis kılmak istiyorduk. Ve o yerde onları hâkim kılmak, Firavun ile Haman’a ve ordularına, onlardan gelecek diye korktukları şeyi göstermek istiyorduk.” (Kasas: 5-6)

Bu, Allah’ın mazlumlara yardımı kabul eden, zayıf bırakılmışların elinden tutan iradesidir. Bir de bakarsın ki batıl temelden çökmüştür, hak yapısı güçlü ve temelleri sağlam bir şekilde dirilmiş ve hak ehli de galip gelmiştir. Bu, iman eden ümmete ümitsizliğe düşmesi için mazaret bırakmayan bir müjdedir. “Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerinde ki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti.” (Nahl: 26)

Günler devletler gibidir. Zulüm devleti ne kadar uzun sürsede hak devleti kıyamet saatine kadar baki kalacaktır. Allah kullarını gönderip orada özgürlük ruhunu diriltecektir. Tıpkı Musa (a.s.)’ın Firavun’un karşısına geçip halkına özgürlüğünü ve onurunu geri vermesini istediğinde yaptığı gibi. “O nimet diye başıma kaktığın ise İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.” (Şuara: 22) Aynı alaycı soru bugünün diktatörlerine sorulmaktadır: “Ey Allah’ın kulları üzerinde hükümdarlık eden zorbalar! Her bir reformcu için zikredebileceğiniz ve sizin soyunuzdan olan diriliş çağrıcısı için halkları köleleştirmekten, ümmeti küçük düşürmekten, insanları istismar etmekten ve size muhalif olanları kaos çağrısı yapmakla suçlamaktan başka yaptığınız bir iyilik var mı?

Daha önceden hazırlanmış suçlamalarla ve kaos sopasını göstererek insanları korkutanlar! Sorun kendinize kaosu çıkaran ve zulmüyle onu körükleyen kimdir diye?

1-Kaosu, halkların servetlerinin yağmalanma çağının özelliği haline getiren, vatanın bütün kapasitesini yok eden ve halka tek başına kemer sıkmayı dayatan kişi üretmektedir.

2-Halkların ve vatanın zenginliklerini düşmana satan ve Allah’ın gözetmelerini istediği insanları bir dilim ekmek ve gaz için birbirlerine düşürendir kaosu üreten.

3-Halkın iradesi üzerinde hile yapan, halkın gerçeklerini görmezden gelip, gözetleyip hesaba çekeceği yerde alkış tutan, tezahüratta bulunan ve münafıklık edendir kaos üreten.

4-Halka ve topraklara varis olmak için kanunlar çıkaran, milletleri irade, servet ve kararın millileştirilmiş mülkiyeti haline getirendir kaos üreten.

5-Vatanlarımızın bölünmesi komplolarına aldırış etmeyen ve fitne hançerlerinin halkı bölmesine izin verendir kaos üreten.

6- Halkının enerjisini ve kapasitesini tüketen, beyin göçüne sebep olan, rızık peşinde koşanları hüzün gemisinde boğan, körpe delikanlıları göç teknelerine gömen, kendi zebanilerinin eliyle hapishanelerinde masum insanları işlemedikleri suçlardan ötürü öldürendir kaos üreten.

Bu ve bunun benzeri suçlardan sonra zorbalar, kaos suçlamasını reformistlere yöneltiyor. Bunlar bu halleriyle eski Firavun diktatörlüğünün hakkın çığlıklarıyla temeli sarsıldığı vakit oluşan sahneyi canlandırıyorlar. “Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi. Esasen bunlar sayıları az bölük pörçük bir cemaattir. Böyle iken kesin bizi öfkelendirmişlerdir. Biz ise elbette uyanık bir cematiz.” (Şuara: 53-56 ) “Çünkü ben onun dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” (Gafir: 26) Bu kadim bir tuzaktır ama Allah’ın ayetleri daha kadimdir. “Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?” (Fil: 2)

Özgürlük ve onur yolunda:

Ümmetin çağrıda bulunduğu şey sadece açlığı dindirecek bir lokma ekmek, fahiş fiyat artışına karşı ücretlerin artması, yolsuzluk ve fakirlik bilmeyecek bir iş değildir. Halkın çağrısı kapsamlı bir reform, yolsuzluğa meydan okumak, bu yolsuzluğu yapanları yargılamaktır. Halk artık uykusundan uyandı, üzerindeki yumuşak huyluluk ve teslimiyet elbisesini kaldırdı. İçerideki ve dışarıdaki gerçeklik, rızkın önüne geçip onuru, egemenliği, birliği, özgürlüğü hatta inancı, değerleri ve güzel ahlakı tehdit etmeye başladı.

Dünyada rızık elde etmeyi yaşama amacı haline getiren ümmet yenilmiş ve zayıf düşmüştür. Gelmiş geçmiş en büyük önder Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: Diğer milletler, tıpkı sofraya yemek için üşüşen insanlar gibi sizin üzerinize üşüşecekler". Bunun üzerine sahabiler şaşkınlıkla sorarlar: “Ya resulAllah, o gün sayımız çok mu az olacak?” Efendimiz: " Bilakis, o gün sayınız çok olacak. Fakat siz -çokluğunuz - bir akıntıya taşınan çerçöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu silecek, sizin kalbinize zayıflık (vehn) hâkim olacak." der. Sahabiler; “Vehn nedir ya resulAllah” diye sorduklarında, "Dünya sevgisi ve ölümden nefret etmektir.” der. Ümmetin görevi nefislerinin ve kalplerinin zayıflığına, efendilerinin yüce ahlaktan, mertlik, gurur ve yücegönüllülükten yoksun olmasına karşı harekete geçmesidir. Sayıları çok olsa ve zenginlikleri artmış olsa bile bunu yapmalıdırlar.

Arap ve İslam ümmeti! Diriliş ve reform istiyorsanız bunun için yapmanız gereken hazırlıklar şunlardır:

1-Zayıflığın sızamayacağı ve Batı’nın zorbalığı ve diktasının alçaltamayacağı güçlü bir irade.

2-İhanet ve istikrarsızlığın bulaşamayacağı bir kararlılıkla fikri meşrebler, siyasi eğilimler ve örgüt çevreleri farklı olsa bile reform iradesi üzerinde ilerlemek. Zira vatanın özgürlüğü ve istikrarı farz-ı ayndır, vaciptir.

3-Tamah, cimrilik, ikiyüzlülük ya da gösteriş tutkusunun engel olmadığı değerli bir fedakârlık.

4-İlkenin ne olduğunun bilinmesi, ona iman edilmesi ve değerlendirilmesi hataya düşmekten, yürüyüş esnasında tökezlemekten ya da yoldan sapmaktan, onun üzerinde pazarlığa gitmekten ya da meselenin özünden sapmaktan korur. Meselenin özü de zulmün ve diktatörlüğün reddedilmesidir.

Ümmetimizin uyanışının üzerine kurulacağı temeller bunlardır. Böylece halk hareketi bir gençlik hareketi olur, uzun yıllardan bu yana mahrum edildiği hayat damarlarında atmaya başlar. Ümmet bütün engelleme çağrılarına karşı durabilir, bunu yapanların motorunu durdurur. Çünkü yol ne kadar uzun görünürse görünsün yürürlükte olan Allah’ın sünnetidir. Ümmetimizin sinelerine kadar çökmüş olan diktanın ortadan kaldırılması zor olmakla birlikte tarih büyüklenme kalelerinin her birinin gerçek malikin iradesine bağlı olan halkın değişim iradesi karşısında düştüğünü yazar. “Ehl-i kitaptan inkâr edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran odur.” (Haşr: 2) O zamanın resmi söylemi bunun imkânsız olduğunu gösterse bile hak sahiplerine Allah’ın yardımı gelmiş ve sonuç şöyle olmuştur: “Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını alt üst ettik. Bak tuzaklarının akıbeti nice oldu. Onları da kavimlerini de toptan helak ettik.” (Neml: 50-51)

Ümmetimiz insan gücü ve kapasitesine sahip. Gücüyle bu kapasitesini idare etmek onun hakkıdır. Ancak bu, diktatörlük ve vatanı kahredecek tiranlık olmadan, kendi vatanında ona verilen yetkiyle ve düşmana karşı ulusal güvenliğini koruyarak gerçekleşir. Bu Allah’a zor değildir: “Sana ne zamanmış o diyecekler. De ki: Yakın olsa gerek.” (İsra: 51) Kahredici güç ne olursa olsun halklar baki kalacak ve tiranlar her ne kadar zulüm ve terörizm araçlarına sahip olsalar da zail olacaklar. “O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir. Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz ama insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 4-6)

İhvan-ı Müslimin Genel Mürşidi Muhammed Bedii'nin 27 Ocak 2011 tarihinde kaleme aldığı haftalık risalesi, Gülşen Topçu tarafından israhaber için tercüme edildi.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
harras
Mücadeleci::.
Üstad Üye
***
Online Online

Mesaj Sayısı: 1904


Bir Seher Daha Ya Rab Bir Vuslat Daha Ya Rab...


WWW
« Yanıtla #5 : 07 Şubat 2011, 20:37:18 »

tunusta bir ısık yakıldı inşAllah bu ışık ortadoğuyu aydınlatır

zalimlerin tahtları sallanmaya baslamıs inşAllah yıkılması uzak değil
 
duamız sizlerle...
Moderatöre Bildir   Logged

<a href="http://cagritv.com.tr/bannerler/ctv-468x60.swf" target="_blank">http://cagritv.com.tr/bannerler/ctv-468x60.swf</a>
“Güzel ahlak, senin Allah'dan başka bir maksadının olmamasıdır.” (Ebu Said El-Harras)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2254


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #6 : 07 Şubat 2011, 20:47:33 »

Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.(26/227).

Mısırda başlayan şanlı direnişe ümmet olarak dualarımızla destek olmak,Allah-u Tealadan kardeşlerimize zafer nasip etmesini niyaz etmek üzerimize bir borçtur.Zalimlerin zulmüne canlarını orataya koyarak direnen şanlı direnişin mücahitlerine Rabbimiz görünmez ordularıyle yardım edecektir inşaAllah.

Çünkü onlar,zamane Firavunlar;Mübarekler,Bin Aliler,Krallar,Esatlar,Hanedanlar, birer zalimdirler.Asırlar önce yaşayan zalimlerin günümüz versiyonlarıdır.Zalimler,geçmişte,günümüzde vede gelecekte asla payidar olamayacaklar,nasıl bir inkılapla sarsılacaklarını tarihin her safhasında görmüşler,göreceklerdir de.

Bizler sonuna kadar direnen kardeşlerimizin yanındayız ve her daim dualarımızdalar.Şimdilik fiziki olarak elimizden bişey gelmiyor,ama bilsinler ki,bizler yani müslümanlar her zaman bu direnişin yanında olacaklar,bu oluşuda kendilerine birer görev olarak görecekler.

Kardeşlerimiz ; Direnişiniz kutlu ve mübarek olsun,Allah için savaşanlar,iki güzelden birine ya zafere yada şehadete kavuşacaklardır.Allah yar ve yardımcınız olsun.

Yeryüzünde ne kadar Zalim,Tağut,sahte İlah varsa,hepsinin kökünü  kurutuncaya kadar direnişe ve mücadeleye devam edeceğiz.İnşaALAH..

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2254


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #7 : 07 Şubat 2011, 21:00:21 »




...





Mısırlı kardeşlerimizin şanlı direnişi mübarek olsun.Zamane Firavunlarına bayrak açıp canı uğruna direnenlere SELAM OLSUN "O zülmedenler nasıl bir inkılapla sarsılacaklarını yakında görecekler."(Şuara-227)
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
yas gülü
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 358


ASRA ANDOLSUN İNSAN ZİYAN VE HÜSRANDADIR..


« Yanıtla #8 : 19 Şubat 2011, 19:31:40 »

KAFİRLER İSTEMESEDE Allah NURUNU TAMAMLAYACAKTIR... NE FARK EDERKİ MISIR TUNUS ÜRDÜN BAŞINDAKİ TAGUTA KULLUK EDİYORSA ZULÜM HERYERDE ZULÜMDÜR.. ÖNEMLİ OLAN BU ZULME DUR DİYEBİLMEKTİRRRR.... KARDEŞLERİMİZİN DAVASI BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN DAVASIDIRR ....
Moderatöre Bildir   Logged

HAYAT İMAN VE CİHAT ALNIMIZIN YAZISIII...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: