0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih,bir ders, bir ihtardır  (Okunma Sayısı 165 defa)
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1469


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« : 16 Mayıs 2008, 09:47:06 »




Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih,
bir ders, bir ihtardır


Birgün yanıma parlak birkaç genç geldiler. Hayat ve gençlik ve hevesat cihetinden(nefsin hoşuna giden gelip geçici şeyler yönünden) gelen tehlikelerden sakınmak için tesirli bir ihtar(hatırlatma) almak isteyen bu gençlere, ben de, eskiden Risale-i Nur’dan medet(yardım) isteyen gençlere dediğim gibi, dedim ki:

Sizdeki gençlik kat’iyen(kesinlikle) gidecek. Eğer siz daire-i meşruada(dinin uygun gördüğü helal daire) kalmazsanız, o gençlik zayi(kaybolup gitme) olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler(acı,keder,üzüntü) getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye(islami terbiye) ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak.

Hayat ise, eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse, hayat, zahirî(görünürde) ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade(çok,fazla) elemler(acılar), hüzünler, kederler verir. Çünkü, insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak, hazır zamanla(içinde bulunulan şimdiki zaman) beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten(yaratılış gereği) alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalâlet(hak yoldan sapma,innançsızlık) ve gaflete(vurdum duymazlık,Allah'ın emir ve yasaklarına ilgisiz davranma) düşmüşse, hazır lezzetine, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler, o cüz’î(az,küçük) lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan(özellikle) gayr-ı meşru(helal olmayan,dine aykırı) ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.

Demek hayvandan yüz derece lezzet-i hayat(hayatın zevk ve lezzeti) noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dаlâletin(doğru ve hak yoldan sapmış kimseler) ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kâinatı, bulunduğu gündür. Bütün geçmiş zaman ve kâinatlar, onun dalâleti(hak yoldan sapması) noktasında mâdumdur(yoktur), ölmüştür; akıl alâkadarlığıyla ona zulmetler, karanlıklar veriyor. Gelecek zamanlar ise, itikadsızlığı(inançsızlığı) cihetiyle(yönü ile) yine mâdumdur(yoktur.). Ve ademle(yoklukla) hasıl(ortaya çıkan) olan ebedî firaklar(ayrılıklar), mütemadiyen(sürekli olarak)onun fikir yoluyla hayatına zulmetler(karanlıklar) veriyorlar. Eğer iman hayata hayat olsa, o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur; zaman-ı hazır(içinde bulunduğumuz zaman) gibi, ruh ve kalbine iman noktasında ulvî(yüce) ve mânevî ezvâkı(zevkleri) ve envâr-ı vücudiyeyi (varlığa ait olan nurlar)veriyor. Bu hakikatin, İhtiyar Risalesinde, Yedinci Ricada izahı var; ona bakmalısınız.

İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle(farzlarla) zinetlendiriniz(süslemndiriniz) ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. Hergün ve her yerde ve her vakit vefiyatların(ölümlerin) gösterdikleri dehşetli hakikat-i mevt(ölüm gerçeği ) ise, size-başka gençlere söylediğim gibi-bir temsil(kıyaslama ile) ile beyan(açıklıyorum) ediyorum.

Meselâ, burada, gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş. Onun yanında bir piyango-fakat pek büyük bir ikramiye biletleri veren-dairesi var. Biz, buradaki on kişi, alâküllihal(her halde), ister istemez, hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi çağıracaklar. Ve çağırma zamanı gizli olmasından, her dakika ya “Gel, idam biletini al, darağacına çık” veyahut “Gel, milyonlar altın kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış. Gel, al” demelerini beklerken, birden kapıya iki adam geldi. Biri yarı çıplak, güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahiren(görünürde) gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek istiyor. Diğer biri de, aldatmaz ve aldanmaz, ciddî bir adam, o kadının arkasından girdi. Dedi ki: “Size bir tılsım(sır), bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsımla(sırlar) o emsalsiz(benzersiz) ikramiye biletini alırsınız. İşte, bu darağacında(idam sehpasında), zaten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar. Ve o büyük ikramiye biletini alanlar çendan(gerçi, her ne kadar) görünmüyorlar ve zahiren(görünüş itibari ile) onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar asılmadıklarını, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için basamak yaptıklarını, milyonlar şahitler var, haber veriyorlar. İşte, pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zatlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki, o darağacına gidenleri aynelyakîn(gözle görerek,kesin bir bilgi edinme ) gözünüzle gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcılar(sır,gizem) aldıklarını hiç şek(tereddüt) ve şüphesiz, gündüz gibi kat’î(kesin) biliniz” dedi.

İşte, bu temsil gibi, zehirli bir bal hükmünde olan gаyr-ı meşru(helal olmayan,dine aykırı) dairedeki gençliğin sеfahetkârâne(yasak zevk ve eğlenceye düşkün olarak,beyinsizce) zevkleri, hazine-i ebediyenin(sonu olmayan hazine) ve saadet-i sermediyenin(sürekli mutluluğun) bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümat kapısı olan kabrin musibetine, aynen zahiren göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel cellâdı başını kesmek için gelebilir.

Eğer o zehirli bal hükmünde olan hevesat-ı gayr-ı meşruayı(dinin izin vermediği istek ve arzular) terk edip, tılsím-ı Kur’ânî(kur'an'ın gayet tesirli,derin hakikatleri) olan iman ve ferâizi(farzlar) elde etmekle ve fevkalâde(olağanüstü) mukadderat-ı beşer(insanın kaderi,başa gelecek olaylar) piyangosundan çıkan saadet-i ebediye(ebedi saadet) hazinesi biletini alacağına, yüz yirmi dört bin enbiya aleyhimüsselâm ile beraber had ve hesaba gelmeyen ehl-i velâyet ve ehl-i hakikat müttefikan(ittifakla,birleşerek) haber veriyorlar ve âsârını(eserlerini) gösteriyorlar.

Elhasıl: Gençlik gidecek. sefahette(zevk,eğlence) gitmişse, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler(acılar) netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle(çoğunlukla) suiistimal(kötüye kullanma) ile, israfat(israflar,savurganlık) ile gelen evhamlı(kuruntulu) hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere(aşağılık ve çirkin işlerin yapıldığı yerler) ve mânevî elemlerden(acılardan) gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahanelerin ekseriyetle(çoğunlukla) lisan-ı hâlinden(hal dilinden), gençlik saikasıyla (sebebiyle)israfat(israfler) ve suiistimalden(kötüye kullanma) gelen hastalıktan еninler(iniltiler), eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, еkseriyetle gençliğin taşkınlık saikasıyla(sebebiyle) gayr-ı meşru(haram daire) dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht(bahtsız) gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen(dolayısyla) oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta(kabir aleminde), ehl-i keşfü’l-kuburun(manen kabirdeki ölülerin halini anlayanlar) müşahedâtıyla(gözlemleriyle) ve bütün ehl-i hakikatin(hakikat ehlinin) tasdikiyle ve şehadetiyle, ekser(daha çok) azaplar, gençlik suiistimalâtının(kötüye kullanmasından) neticesi olduğunu bileceksiniz.

Hem nev-i insanın(insan türünün) ekseriyetini(daha çoğunluğunu) teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette, eksеriyet-i mutlaka(kesin çoğunluk ile) ile esefler(üzüntüler), hasretlerle “Eyvah, gençliğimizi bâd-ı hava(boşu boşuna,faydasız), belki zararlı zayi ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız” diyecekler. Çünkü beş on senelik gençliğin gayr-ı meşru(helal olmayan,dine aykırı) zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta(kabirde) azap ve zarar ve âhirette Cehennem ve sakar(yedi cehennemden birinin ismi) belâsını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde, اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ (şeri bir kaidedir:Zarara kendi rızası ile girene merhamet edilmez)sırrıyla, hiç acınmaya müstehak(layık) olamaz. Çünkü zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Cenâb-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar(cazibeli) fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. Âmin

13.söz

Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Kuran'da Kadına Verilen Önem Kur'an-ı Kerim Genel TuAnA 1 142 Son Mesaj 26 Mayıs 2009, 12:46:37
Gönderen: MERXAS
birkaç ezgi-marş Ezgi ve ilahiler sinbrusk 2 472 Son Mesaj 17 Temmuz 2009, 17:57:50
Gönderen: Ebuducane
Verilen Poza Bakın Resimler ve flashlar arzu.. 2 254 Son Mesaj 20 Temmuz 2009, 07:11:48
Gönderen: _uMuT_
Mustazaf Der İhya Der'e Verilen Cezayı Protesto Edecek Yurttan haberler musabbinumeyr29 1 158 Son Mesaj 16 Ocak 2010, 21:20:04
Gönderen: mizgina_islam_
İnsanlara dert, bela, musibet birkaç bakımdan gelir İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 183 Son Mesaj 09 Haziran 2010, 08:31:33
Gönderen: MERXAS
Helali'den Birkaç Sinezen Farsça Eserler Beytül_Ahzan 0 268 Son Mesaj 06 Kasım 2010, 00:25:54
Gönderen: Beytül_Ahzan
Peygamber'e Verilen Söz Hadis-i Şerifler MERXAS 2 176 Son Mesaj 06 Aralık 2010, 15:39:07
Gönderen: têkoşîn