0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 13 14 [15] 16 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Çeçenistan'da Asrın Direnişi  (Okunma Sayısı 4990 defa)
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #140 : 18 Nisan 2011, 23:50:24 »

                              YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

  …Alarahman’ın kaldığı evin sahibi Selman’a doğru geliyordu. Etraflarına bakınarak müsait bir yerde bir araya geldiler.
  Selman:--Selamun aleykum Süleyman!
  Süleyman:--Vealeykum selam ve rahmetullah!
  Selman:--Misafirlerinden ne haber var?
  Süleyman:--Ben de onun için gelecektim sana, Bir mücahid kardeşimiz şehid oldu.
  Selman:--Alarahman mı?
  Süleyman:--Hayır diğeri, Abdullah!
  Selman:--İnna lillahi ve inna ileyhi raciun! Musa da şehid oldu.
  Süleyman:--Allah (cc) şehadetini kabul etsin. Alarahman haber bekliyor, ne yapacağı konusunda.
  Selman:--Alarahman’a selam söyle ve bu konuda kendisine haber getireceğimi ilet. Sanırım bu gece gidecekler.
  Süleyman:--Anladım!
  Selman:--Ben gidiyorum. Daha fazla burada bulunmamız dikkat çekebilir. Kardeşlerimizin hayatını tehlikeye atmayalım. Zaten iki şehidimiz var. Bu arada ben diğer kardeşlerimizden haber almaya çalışacağım.  İnşAllah onlarda herhangi bir şey yoktur.
  Süleyman:--Allah’a emanet olasın. Selam söyle kardeşlerimize.
  Selman:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Sen de selam söyle.
  Selman, Süleyman’ın yanından ayrılıp, diğer mücahidlerin bulunduğu evlere giderek onlar hakkında bilgi aldıktan sonra, evine doğru yürümeye başladı. Bu bilgileri bir an önce Cesim’e ulaştırmalıydı. Eve gelen Selman, sığınağa girdi.
  Selman:--Selamun aleykum!
  Cesim:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Ne haberler getirdin Selman!
  Selman:--Pek iyi haberler getiremedim.
  Cesim:--Neymiş iyi olmayan haberler?
  Selman:--Evvela, Alarahman’ın yanındaki kardeşimiz Abdullah da şehadet şerbetini içmiş.
  Cesim:--Allah (cc) şehadetini kabul etsin ve şefaatine nail eylesin.
  Selman:--Diğer yandan iki kardeşimiz hafif şekilde yaralı, ama merak edilecek bir şey yok. İkisini de sıyırmış kurşun.
  Cesim:--Bu sevindirici bir haber. Demek ki getirdiğin haberlerin hepsi de kötü değilmiş. Başka neler var?
  Selman:--Sanırım en kötüsü de bu. Ruslar hummalı bir çalışma içerisinde. Mir Hüseyin’in söylediğine göre, Karargâhımıza saldıracaklar. Ben, haber vermemiz gerektiğini söyledim ama Mir

Hüseyin, mücahidlerin durumdan haberdar olduklarını söyledi.
 Cesim:--Sanırım Meryem İslam haberi götürmüş. Rusların gelecekleri varsa görecekleri de var. Biz her zaman onları karşılamaya hazırız.
  Selman:--Başka bir haberim daha var. Bu haberimin ise iyi olduğunu düşünüyorum.
  Cesim:--Doğrusu ben de merak ettim şimdi. Bu haber ne peki?
  Selman:--Ruslar gece devriyelerini kaldırmışlar. Bugün gündüz bile Caharkale’de Rus askeri yok.
  Cesim:--Evet bu çok güzel bir haber. Öyleyse bizim bu gece buradan gitmemiz gerekiyor. Selman kardeşim, bizim için son bir defa bir şey daha yap.
  Selman:--Emrindeyim Cesim kardeşim. Ne demek son bir defa. Bizim görevimiz size yardımcı olmak. Bunun için varız ve buradayız.
  Cesim:--Allah (cc) razı olsun Selman kardeşim. Diğer kardeşlerimize ve Mir Hüseyin’e haber ver. Yatsı namazından sonra Caharkale’nin batısından şehri terkedeceğiz. Şehidlerimizi de şehrin dışında gömeriz inşaAllah. Alarahman’a söyle sedye gibi bir şey hazırlayıp Abdullah’ı  getirsin. Bu arada sen de sedye benzeri bir şey hazırlarsan iyi olur. Musa kardeşimi rahatsız etmeden taşıyabileyim.
  Selman:--Merak etme. Dışarıda iki tane uzun değnek var. Onun üzerine bir bez serip sedye yaparım. Ben hemen gidip diğer kardeşlerimize durumu haber vereyim. Hadi Allah’a emanet olasın.
  Selman hiç vakit kaybetmeden dışarı çıktı. Tek tek evleri dolaşıp Cesim’in mesajını onlara iletti. En son da Mir Hüseyin’e durumu bildirdi ve eve döndü. Durumu Cesim’e bildirdi. İkisi de kaldıkları yerden Kur’an okumaya devam ettiler.
  Akşam namazı vakti olmuştu. İftar yaptıktan sonra akşam namazını kılmışlardı. Yatsıya yakın bir zamanda Selman:
  --Cesim kardeşim ben çıkıp etrafa bir göz atayım. Ruslar devriye çıkarmayacaklarını söylemişler ama bundan emin olmalıyız.
  Cesim:--İyi olur. Ama dikkatli ol. Olur ki seni görürlerse evde hasta olduğunu ve ilaç aramaya gittiğini söylersin.
  Selman:--Merak etme! Endişen olmasın gerekeni yaparım.
 Selman dışarı çıktı etrafına bakına bakına sokaklarda dolaşmaya başladı. Sokaklarda tek bir tane Rus askeri yoktu. Bir süre daha dolaştıktan sonra eve döndü.
  Cesim:--Durum nasıl?
  Selman:--Durum iyi! Bir tek Rus askeri bile yok.
  Cesim:--Bu iyi haber. Namazdan sonra hemen çıkalım o zaman.
  Selman:--Evet iyi olur. Rusların işi belli olmaz.
  Cesim:--Endişelenme, bu korku onlara yeter. Epeyce bir süre devriye çıkaramazlar.
  Selman:--Namaz vakti geldi. Namazımızı kılıp yola çıkalım.
  Yatsı namazının ardından, Musa’yı sığınaktan çıkarıp sedyeye
koydular ve dışarısını gözetledikten sonra, herhangi bir tehlikeli durumun olmadığını görünce dışarı çıktılar. Seri adımlarla Caharkale sokaklarından geçip şehri terk ettiler. Şehrin, takriben iki kilometre dışına çıkmışlardı.
  Cesim:--Burası iyi. Burada bekleyelim. Bu arada sen bekleme istersen.
  Selman:--Seni bu durumda bırakıp ta gidemem.
  Cesim:--Allah (cc) razı olsun. Bu yaptığınız fedakârlığı nasıl ödeyeceğiz bilmem.
  Selman:--Ne fedakârlığı. Asıl biz sizin hakkınızı nasıl ödeyeceğiz? Cephede olan sizsiniz. Sürekli olarak ölümle burun buruna olan yine siz.
  Cesim ve Selman arasındaki konuşma bu minval üzere devam ederken birden…


                        YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #141 : 22 Nisan 2011, 17:12:28 »


                            YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM
 
…bazı karaltıların kendilerine doğru gelmekte olduğunu gördüler. Her ihtimale karşı bir tepeciğin arkasına saklanıp tetikte beklemeye başladılar. Bir süre sonra, gelenlerin mücahidler olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Cesim ve Selman yola çıktılar ve gelenlere işaret verdiler.
  Mir Hüseyin:--Selamun aleykum, sizi beklettik biraz ama dikkatli olmak zorundaydık. Hem şehid cenazesi de vardı yanımızda.
  Cesim:--Estağfurullah! Elbette ki dikkatli olacaktınız. Zaten biz de biraz önce geldik.
  Mir Hüseyin:--Şehidleri müsait bir yere defnedelim. Daha fazla bekletmeyelim onları. Hem siz de bir an önce gitseniz iyi olur. Karargâhtakilerin size ihtiyaçları olabilir.
  Cesim:--Haklısın Mir Hüseyin. Bir an önce kabirleri kazmaya başlasak iyi olur. Bu arada kazma, kürek getirmeniz de isabet oldu.
  Mir Hüseyin:--Telaştan son anda hatırlayabildik. Hadi kazmaya başlayalım.
  Takriben bir saat sonra her iki şehidi defnettiler.Mücahidler hem onlarla ve hem de Selman ve Mir Hüseyin’le vedalaşıp karanlıkta kayboldular. Dağın batı cihetinden tırmanacaklardı. Diğer yönden gittikleri takdirde Ruslarla karşılaşma riski vardı. Gece karanlıktı ay yoktu ama yıldızlar sanki bir başka parlıyorlardı bu gece. Yıldızların ışığı altında yürümeye devam ettiler. Dağın eteğine geldiklerinde Cesim:
  --Bu gece burada dinlenelim. Kardeşlerimiz de gergin bir bekleyiş olabilir. Yanlışlıkla bizi Rus sanıp vurmasınlar.
  Alarahman:--Haklısın! Bizim dinlenmemiz daha uygun olur, ama benim başka bir fikrim var.
  Cesim:--Nedir?
  Alarahman:--Rusların yarın sabah karargâha saldırmaları kesin gibi. Ben diyorum ki dağın, her zaman gidip geldiğimiz tarafına gidip oraya yakın bir yerde pusu kuralım. Ruslar saldırıya geçerlerse arkadan onları vuralım.
  Cesim:--Evet, bak bunu çok iyi düşünmüşsün. Hem kardeşlerimizin intikamını almış ve hem de Ruslara zaiyat verdirmiş oluruz. Hadi gidelim hemen, orada dinleniriz.
  Alarahman:--Evet, gidip orada dinlenelim.
  Hemen doğuya doğru yürümeye başladılar. Epeyce gittikten sonra, karargâha giden yola yakın bir yerde çok uygun bir yer bulup pusuya yattılar.
  Cesim:--Kardeşlerim, birimiz nöbet tutalım diğerlerimiz dinlenelim. Sabaha dinç çıkmalıyız. İlk nöbeti ben tutuyorum. Siz yatın.
  Alarahman:--İlk nöbeti ben tutmak istiyorum.
  Cesim:--Hayır sen de uyumaya çalış. İkinci nöbet senin.
  Alarahman:--Peki, Allah (cc) kolaylık versin.
  Diğer mücahidler yere uzandılar, epeyce yorgun olduklarından kısa bir süre sonra uykuya daldılar. Sahur vaktine kadar nöbeti Cesim tuttu, sahur vaktinde onları uyandırdı.
  Alarahman:--Ne oldu, sıra bana mı geldi?
  Cesim:--Sahur vaktidir, sahurumuzu yiyelim. Sonra da nöbeti sen tutarsın.
  İtirazın faydası yoktu artık. Yanlarında bulunan yiyeceklerle sahuru yediler. Teheccüd namazı kıldıktan sonra, Alarahman nöbetçi olarak kaldı diğerleri bir süre uyuduktan sonra, sabah namazı vakti girdiğinden uyandılar namazın ardından Cesim uykusuz olduğu için yattı diğerleri ise etrafı gözetlemeye başladılar. Güneşin doğmasına yakın, motor sesleri duyulmaya başladı. Sesleri Cesim de duymuş uykudan fırlamıştı.
  Cesim:--Geldiler mi?
  Alarahman:--Evet, gerçi şu an biraz uzaktalar ama altlarında araçlar var buraya gelmeleri çok sürmez.
  Cesim:--Çok dikkatli olun, bizi fark etmemeleri lazım. Sakın hissi davranmaya kalkışmayın.
  Mücahidler merak etmemesini söylediler. Bir süre sonra Ruslar onların olduğu yerin tam hizasından geçmeye başladılar. Onları takriben bir kilometre geçtikten sonra araçlardan indiler. Bundan sonrasını yaya olarak gideceklerdi. Araçların dağa tırmanması imkansızdı.
  En geride duran büyük bir araç Cesim’in dikkatini çekmişti. Bu cephane yüklü bir araçtı. Askerler bu araçtan cephane almaya başladılar. Araçta her türlü cephane vardı. Cephaneyi alan askerler orada iki nöbetçi bırakıp dağa tırmanmaya başladılar. Cesim’in aklına müthiş bir fikir geldi. Gidip araçtan roketatar alacak ve daha sonra uygun bir zamanda aracı havaya uçuracaktı. Şimdi yapılacak
ilk iş gidip araçtan roketatarları almaktı.
  Cesim:--Beni dinleyin, aklıma müthiş bir fikir geldi. Gidip araçtan biraz silah ve mühimmat alalım ve uygun bir zamanda da aracı havaya uçuralım. Bana bir gönüllü lazım.
  Alarahman:--Bu görev ikimize düşer. İkimiz gidelim.
  Cesim:--Evet haklısın! Hadi o zaman!
  Diğer mücahidler hernekadar itiraz etmeye kalkıştılarsa da itirazları kabul görmedi.
  Cesim:--Biz gidiyoruz. Şayet bir aksilik çıkarsa siz hemen burayı terk edip karargâha gidin.
  Mücahidler:--Peki!
  Cesim:--Hadi Alarahman, dikkatli ol. Sessiz olmalıyız. Bu iş çok önemli.
  Alarahman:--Hiç endişen olmasın! İnşAllah bu görevi başarıyla yerine getireceğiz merak etme.
  Cesim:--İnşaAllah!
  Cesim ve Alarahman bir gölge gibi süzüldüler. Sessizce araca yaklaşıp nöbetçileri etkisiz hâle getireceklerdi. Bunu da sessizce yapmaları gerekiyordu. Aksi takdirde tüm planları suya düşecekti. Rus askerlerinden biri aracın ön tarafında diğeri arka tarafında nöbet tutuyordu. Arazi engebeli ve ağaçlıklı olduğundan bu mücahidlerin işini çok kolaylaştırıyordu. Onlarla araç arasında küçük bir tepe kalmıştı. Rus askerlerinin diğer tarafa bakmalarını beklemeye başladılar. Bir süre sonra askerler yan yana gelip sohbet etmeye başladılar. Bu en müsait zamandı. Hemen tepenin ardından sessizce fırlayıp araca doğru koşmaya başladılar. Tam aracın yanına yaklaşmışlardı ki…

                      YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #142 : 13 Mayıs 2011, 21:41:05 »

                          YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

  …askerler onları gördüler. Ateş etmeden onları etkisiz hale getirmeliydiler. Şimşek gibi fırladılar. Ruslar ne olduğunu anlayamadan kendilerini altta buldular. Cesim birini Alarahman da diğerini bertaraf etti. Vakit kaybetmeden cesetleri geriye çekip bir yere sakladıktan sonra, etrafı gözetleyip araca yaklaştılar. Cesim aracın içine girip iki tane roketatar ve birkaç tane de roket mermisi alıp Alarahman’a verdi. Ayrıva iki tane de kannas suikast silahı ve bolca mermisin aldıktan sonra aracı terk etti. Yine geldikleri gibi hızla pusuya yattıkları yere gittiler.
  Pusu yerine varınca Cesim:
  --Kardeşlerim burası Ruslara çok yakın, daha uzak bir yere gidelim. Roketatar menzili dahilinde, daha uygun bir yer olsun.
  Alarahman:--Haklısın, burası çok yakın. Hadi gidelim o zaman, vakit kaybetmeden.
  Hemen toparlandılar ve geriye çekildiler. Menzil dahilinde uygun
bir yer bulup beklemeye başladılar.
  Alarahman:--Ne zaman saldıracağız Cesim?
  Cesim:--Öyle bir anda saldırmalıyız ki, hem aracı havaya uçuralım ve hem de epeyce Rus askerini bertaraf edebilelim. Şimdi saldırmanın fazla bir faydası yok.
  Alarahman:--Evet haklısın! En uygun zamanı bekleyelim.

                                Bu Esnada Çeçen Karargâhında

  Kuzey yönünde, Emrullah ve Abdulaziz nöbet tutuyorlardı. Rusların geldiği yer sık ağaçlarla ka plı olduğu için, herhangibir şey fark edemediler. Mus’ab ve diğer mücahidler de kalkmış, aralarında sohbet ediyorlardı
Birden iki el silah sesi ve ardından AllahU EKBER diye tekbir sesi duyuldu.Tüm mücahidler hep beraber yerlerinden fırlayarak neler olduğuna bakmaya gittiler.Nöbet yerine vardıklarında Emrullah ve Abdulaziz’in kanlar içerisinde yerde tattıklarını gördüler. Mücahidler bir an afalladılar. Ne olduğunu anlamaya çalılşırlarken tepeden aşağıya bakan Musab, Rusların gelmekte olduğunu gördü ve:--Ruslar geliyor herkes siper e girsin talimatı üzerine, tüm mücahidler silahlarını alarak siperlere koştular.
  Mus’ab:--Çok dikkatli olun ve emrimi bekleyin. İki kardeşimiz suikast silahı ile şehid edildi. Ruslar menzile
 Girdikten sonra ateş edeceğiz. Doktor sen de hazır ol ve kendini koru. Sana çok iş düşebilir. Kadınlar, siz de dikkatli olun.
  Dr. Levent:--Başüstüne komutanım. Merak etmeyin.
  Bir süre sonra Ruslar atış menziline girdiler.
  Mus’ab:--Ateş serbest!
  Musab'ın talimatı üzerine, mücahidler AllahU EKBER nidasıyla Rusların üzerine mermi yağdırmaya başladılar.Hiç beklemedikleri bu ateş karşısında neye uğradıklarını şaşıran Ruslar perişan bir halde geriye kaçmaya başladılar.İlk ateşle beraber yukarı çıkan Rusların epeycesi telef edilmiş,geriye kalanlarsa geldikleri istikamette aşağı doğru kaçmaya başlamışlardı. İlk hücum başarıyla atlatılmıştı. Müslümanlardan iki şehid vardı.
  Mus’ab:--Dürbünle aşağıyı gözetlemeye başlamıştı. Ruslar bu sefer çok kalabalıktı. Muhakkak yine saldıracaklardı. Aşağıya bakan Mus’ab cephane aracını gördü. Ah dedi ah! Keşke ona ulaşabilseydik.
  Dr. Levent:--Komutanım Ruslar kaçtılar. Bundan sonra neler olabilir.
  Mus’ab:--Çok kalabalık gelmişler. Toparlanıp yeniden hücuma geçeceklerdir. Muhakkak bir önlem almalıyız. Ama ne? Biraz düşünen Mus’ab: Buldum! diye haykırdı.
  Dr. Levent:--Ne buldunuz komutanım?
  Mus’ab:--Bu sefer Rusları biraz daha geride karşılayacağız. Hemen harekete geçin bu alana patlayıcılar döşeyeceğiz.
  Dr. Levent:--Efendimiz’in Hendek Gazvesin’de, Medine’nin etrafına hendek kazdırması gibi bir şey.
  Mus’ab:--Evet aynen öyle!
  Mücahidler, derhal bulundukları yere patlayıcıları döşemeye başladılar.
Mus’ab, hem yapılanları kontrol ediyor hem de aşağıyı dürbünle gözetlemeye devam ediyordu. Birden Mus’ab’ın gözüne bir şey çarptı. Bu müthiş bir şeydi…

                     YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #143 : 14 Mayıs 2011, 10:37:09 »

YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM


  …Cesim ve Alarahman, ellerinde birer roket atar, cephane aracına nişan almışlar, uygun zamanı bekliyorlardı.
  Mus’ab:--Aslanlarım benim! Allah (cc) size hiçbir sıkıntı göstermesin.
  Mus’ab geri çekildi ve:
  --Kardeşlerim! size iyi bir haberim var. Cesim ve ekibi ellerinde roket atarlar Rus aracına nişan almış bekliyorlar. Biz burada gerekeni yapınca, geriye kaçan Rusların epeyce bir kısmını da onlar telef edecekler inşaAllah.
  Dr. Levent:--Komutanım size hayranım doğrusu. Buradaki tüm mücahidleri çok iyi yetiştirmişsiniz. Doğrusu Cesim ve ekibinin böyle bir şeyi düşünmeleri takdire şayan.
  Mus’ab:--Estağfurullah! Bu onların kendi kabiliyetleri. B uradaki tüm mücahidlerin maşAllahı var. Hepsi birbirinden zeki. Allah (cc) onların yokluğunu vermesin.
  Dr. Levent:--Amin, komutanım amin!
  Bu esnada Ahmet geldi ve:
  --Komutanım, patlayıcıları yerleştirdik. Emirlerinizi bekliyoruz.
  Mus’ab:--Ellerinize sağlık. Allah (cc) sizlerden razı olsun. Çok dikkatli olmalıyız. Ruslar helikopter kullanacaklardır. Burada iki nöbetçi kalsın, diğerleri geri çekilsinler.
  Mus’ab’ın bu talimatı üzerine, iki mücahid derhal nöbet yerine gittiler. Mus’ab onlara bir müddet ateş açtıktan sonra geri çekilmeleri talimatı verdi. Bu da kurulan tuzağın bir parçasıydı.
  Tüm mücahidler, geri çekilmiş, bu arada açılan ilk ateş esnasında şehid olan, Abdulaziz ve Emrullah’ın naaşları da buraya taşınmış, bu konuda Mus’ab’ın vereceği talimat beklenmekteydi. Mus’ab geldiğinde durum kendisine bildirildi.
  Mus’ab:--Derhal bu kardeşlerimizi defnedelim. Onları daha fazla bekletmeyelim. Sanırım daha vaktimiz var.
  Mücahidler, bu emirle birlikte derhal iki mezar kazıp bu mücahidleri defnettiler.
  Şehidlerden her ikisi de 22-23 yaşlarındaydı. İkisi de iri cüsseli ve
329
sakallıydı. Sakal onlara heybet veriyordu. Bu da düşmanların yüreğine korku salıyordu.
  Abdulaziz savaştan önce, bilgisayar işleri ile uğraşıyordu. Emrullah ise üniversitede okuyordu. Savaş başlayınca her ikisi de cepheye koşmuştu.
  Şehidler defnedildikten sonra Mus’ab’ın dudaklarından: “Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenler (çaba sarf edenler) eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri (çaba sarf edenleri) oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri (çaba sarf edenleri) oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95), ayeti dökülmüştü.
  Şehidlerin defnedilmesi mücahidleri duygulandırmıştı. Kimisi sessiz sessiz ağlıyor kimisi ise kur’an okuyordu. Mücahidlerin bu durumu, sahabelerin durumuna benziyordu. Onlarda tıpkı sahabeler gibi, kardeşini kendi nefsine tercih ediyordu. Zaten başarılı olmalarının nedenlerinin en önemlilerinden birisi buydu. Defin işi bittikten sonra herkes sipere çekilip beklemeye başlamıştı. Bir süre sonra helikopter sesi gelmeye başladı.
  Mus’ab:--Dikkatli olun, mümkün olduğu kadar görünmemeye çalışın. Roketatarlarla helikopterleri vurmaya çalışın.
  Roketatarların birisini Ahmet kullanıyordu. Bir süre sonra helikopterler ağaçları bombalamaya başladı. Tam üzerlerinden geçerken Ahmet nişan aldı ve roketatarı ateşledi. Helikopter isabet almıştı. Dumanlar çıkararak alçalmaya başlayan helikopter dağın arka kısmına düşüp infilak etti. Mücahidler hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar.
  --Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
  Bu arada, nöbet tutan iki mücahid bir süre ateş ettikten sonra geri çekilmeye başladılar. Onlar geri çekilirken, ikinci helikopter onları gördü. Helikopterdeki makinelı tüfeği kullanan Rus askeri onlara doğru nişan aldı ve…

                   YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #144 : 15 Mayıs 2011, 15:22:45 »

                            YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM
 
…tetiğe bastı. Mücahidler Allah-U EKBER diyerek yere düştü. Mücahidler iki şehid daha kazanmışlardı. Helikopter mücahidlerin üzerinde dönüp duruyordu. İki mücahidin daha şehid olması üzerine, roketatarı kullanan Ahmet ortaya fırladı ve helikoptere nişan aldı. Ahmet’in açık alana çıktığını gören Rus askeri de Ahmet’e nişan aldı. İkisi bir an göz göze geldiler. Ahmet tetiğe daha erken bastı ve yana doğru sıçradı, sıçradığı esnada da kolunda bir sıcaklık hissetti. Rus askeri de tetiğe basmış ancak
birkaç saniye geç kalmıştı. Tam bu esnada şiddetli bir patlama sesi duyuldu. Helikopter isabet almış büyük bir gürültü ile patlamıştı. Helikopterin parçaları dağınık bir alana savrulmuş, içindeki Ruslar da paramparça olmuşlardı.
  Diğer yandan dağa tırmanan Ruslar da yukarı çıkmış temkinli adımlarla patlayıcıların döşendiği alana girmeye başlamışlardı. Ahmet roketatarı alarak geriye doğru kaçmıştı. Ahmet’in yardımına Dr. Levent koşmuştu.
  Dr. Levent:--Geçmiş olsun Ahmet! Şu yarana bir bakayım.
  Ahmet:--Allah (cc) razı olsun. Pek önemli bir şey değil. Şehadet teğet geçti maalesef.
  Dr. Levent:--İnşaAllah o da olacak. Ama henüz erken. Daha yapacak çok işimiz var. Hım! Kurşun sadece sıyırmış. Bu güzel. Bir süre silah kullanma ve diğer işleri öbür elinle yaparsın.
  Dr. Levent, Ahmet’in yarasını sardı. Komutan Mus’ab mücahidlere talimat veriyordu:
  --Kardeşlerim, dikkatli olun. Ben talimat verinceye kadar kimse ateş etmesin.
  Patlayıcıları harekete geçirecek olan mücahid de görevinin başındaydı ve komutanın vereceği emri bekliyordu. Rusların ekseriyeti patlayıcıların olduğu alana girmişti. Biraz daha yürümeleri halinde, alandan çıkma ihtimalleri vardı. Komutan Mus’ab, mücahide baktı ve:
  --Şimdi!
  Mücahid düzeneği harekete geçirdi. Ard arda patlama sesleri duyuldu. Rus askerlerinin cesetleri havada gezmeye başlamıştı.
  Mus’ab:--Ateş! Hiç biri buradan sağ çıkmamalı. Esir almak da yok.
  Mücahidler bu talimat üzerine Rusları yaylım ateşine tutmuşlardı. En gerideki Ruslar şoka girmişlerdi, gördükleri manzara karşısında. Neden sonra kendilerine gelir gibi oldular ve kargaşa başladı. Gerisin geriye kaçmaya başladılar. Birkaç Rus askeri bu kaçma esnasında dağdan aşağıya yuvarlanıp parçalandılar.   
  Mücahidler, gizlendikleri yerden çıkıp Rus ölülerini kontrol etmeye başladılar. Sağ kalan olmamıştı. Çatışma esnasında beş mücahid de çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Yaralananların içinde Özlemgül de vardı. Meryem İslam ve diğer mücahideler Dr. Levent’e yardım etmeye koştular. Diğer mücahidler de Mus’ab ile birlikte Rusları takibe başladı. Yamacın başına geldiklerinde Mus’ab:
  --Tamam! Buraya kadar. Şimdi Rusları seyretmeye başlayalım. Biraz sonra bir patlama da aşağıda yaşanacak inşAllah. Ruslar buraya geldiklerine bin pişman olacak. Bazıları ise pişman olmaya fırsat bile bulamayacaklar.
  O esnada aşağıda mücahidler beklemekteydi.
  Alarahman:--Neler oluyor acaba yukarıda?
  Cesim:--Ne olacak, bizimkiler Ruslara misafirperverliklerini gösteriyorlar. Hiç merak etmeyin. Ruslar geldiklerine pişman
olacakalar. Tabi bizim de onları layık oldukları şekilde uğurlamamız lazım. Dikkatli olun, yüzümüzü kara çıkarmayalım.
  Alarahman:--O konuda endişen olmasın. Onları öyle bir uğurlayacağız ki tadı damaklarında kalacak.
  Mücahidler aralarında sohbet ederken, Rusların aşağıya doğru hızla kaçtıklarını gördüler.
  Cesim:--Evet kardeşlerim! Ben size dememiş miydim, bakın nasıl da memnun dönüyorlar. Dikkatli olun, biz de görevimizi tam yapalım.
  Alarahman:--Evet çok memnun dönüyorlar. Hatta memnuniyetlerinden uçuyorlar.
  Mücahidler gülüşmeye başladılar. Ruslar hızla aşağıya doğru kaçıyorlardı. Birkaç Rus araçların olduğu yere varmıştı bile.
  Cesim:--Alarahman nişan ala ama doğru zamanı bekle. İkimiz birlikte ateş edeceğiz. Uğurlama muhteşem olmalı.
  Alarahman:--Merak etme, tabi ki uğurlama muhteşem olacak.
  Araçların yanına gelen Ruslar, araçların arkasına saklanarak soluklanmaya başlıyor ve diğerlerinin gelmesini bekliyorlardı. Korkuları yüzlerinden okunuyordu. Buraya geldiklerine, onları buraya gönderene lanet ettikleri her hallerinden belli oluyordu. Bir süre sonra diğre Ruslar da araçların yanına varmıştı ki…

                      YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #145 : 10 Haziran 2011, 09:23:23 »

YÜZ YİRMİ ALTINCI BÖLÜM


  Cesim:--Ateş!
  Cesim ve Alarahman birlikte roketatarları ateşlediler. Cephane yüklü araç büyük bir gürültü ile infilak etti. Rus askerleri sağa sola savruldular. Maksat hasıl olmuştu.
  Cesim:--Tamam kardeşlerim! Haydi hemen gidiyoruz. Burada daha fazla beklemenin gereği yok. Bir an önce karargaha gidelim. Yukarıda neler oldu onu öğrenmeliyiz. Şehidlerimizin intikamını aldık.
  Ekip hemen yola çıktı. Ruslara gelince, hemen hemen ayakta kalan Rus yoktu. Kimisi ölmüş kimisi yaralanmıştı. Diğerlerinin ise korkudan ayakta duracak mecalleri kalmamıştı.
  Bu arada Mus’ab ve diğer mücahidler olayı yukarıdan seyrediyorlardı. Patlamanın ardından hep birlikte tekbir getirmişlerdi.
  Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
  Doğrusu bu patlama çok iyi olmuştu. Rusların beli kırılmıştı. Şimdi vakit kaybetmeden Moskova’dan gelecek cephane yüklü araçların yolunu kesmek gerekiyordu.
  Cesim ve diğer mücahidler de karargâha varmışlardı.
332
  Cesim:--Selamun aleykum! Şenliği kaçırdık mı?
  Mus’ab:--Vealeykum selam ve rahmetullah! Ne kaçırması, şenliğe noktayı siz koydunuz. Allah (cc) sizlerden razı olsun. Bunu çok iyi düşünmüşsünüz.
  Cesim:--Bizi siz yetiştirdiniz komutanım. Bu arada, burada son durum ne komutanım?
  Mus’ab:--Dötr tane şehidimiz var, beş tane de yaralımız var, ama endişe edecek bir şey yok.
  Cesim:--Alllah (cc) şehidlerimize rahmet etsin ve onları bize şefaatçi kılsın.
  Mus’ab:--Şimdi daha önemli bir işimiz var.
  Cesim:--Nedir komutanım?
  Mus’ab:--Hani daha önce Metyem islam’ın bize getirdiği bir haber vardı ya.
  Cesim:--Şu gelecek olan cephane mi?
  Mus’ab:--Evet o cephane. Malumunuz bizim cephanemiz azaldı. Diğer yandan bu cephane Rusların eline geçerse, bu onları güçlendirir ve moral verir. Bu nedenle, cephaneyi ele geçirmemiz lazım.
  Cesim:--Ben göreve hazırım komutanım.
  Mus’ab:--Hayır Cesim! Senin ekibin yorgun. Başka kardeşlerimiz gitsin.
  Cesim:--Komutanım buradakiler de en az bizim kadar yorgun. Hem çatışmadan daha yeni çıktınız.
  Mus’ab:--Allah (cc) senden razı olsun Cesim. Ama diğer kardeşlerimizin de sevaba ihtiyacı var. Bu nedenle sıra onlarda.
  Dr. Levent:--Bu sefer sıra bende komutanım.
  Mus’ab:--Sana ne kadar ihtiyacımızın olduğunu gördün Doktor. Sen bize başka konularda lazımsın.
  Ahmet:--Ben hazırım komutanım.
  Ali:--Ben de hazırım komutanım. Ne de olsa eski bir Rus askeriyim.
  Mus’ab:--Allah (cc) hepinizden razı olsun. Bu işi için Ahmet kardeşimi tim komutanı olarak görevlendiriyorum. Ali, sen de komutan yardımcısısın. Gönüllülerden sekiz kişi daha seçin. Bu arada aracı ya da araçları sürecek birileri de lazım.
  Ahmet:--Ben araç sürebilirim.
  Ali:--Ben de sürebilirim komutanım.
  Mus’ab:--Tamam o halde! Kendinize sekiz tane gönüllü seçin. Yalnız gönüllüler keskin nişancılardan olsun. Cephane yüklü araçların isabet almaması lazım. O cephane bize lazım, ona zarar gelmemeli.
  Ahmet:--Hiç merak etme komutanım. İnşAllah o cephaneyi salimen buraya ulaştıracağız.
  Mus’ab:--Size güveniyorum kardeşlerim. Dikkatli olmayı da unutmayın. Cephaneden çok size ihtiyacımız var, bunu unutmayın.
  Ahmet:--Unutmayız komutanım. Ne zaman yola çıkıyoruz?
333
  Mus’ab:--Ne kadar erken giderseniz o kadar iyi olur. Çünkü cephanenin ne zaman geleceğini tam olarak bilemiyoruz. Cephaneyi kaçırmayalım.
  Ahmet:--Haklısınız komutanım! Ne kadar erken gidersek o kadar iyi olur. Şu halde biz hemen yola çıkalım.
  Mus’ab:--Evet! Hemen hazırlığınızı yapın.
  Ahmet ve Ali, sekiz mücahidi seçtiler ve ardından vakit kaybetmeden hazırlıklarını yapmaya başladılar. Yanlarına birkaç gün yetecek yiyecek, silah ve mühimmat ile uyku tulumlarını aldılar. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, komutana hazır olduklarını söylediler.
  Mus’ab ve diğer mücahidler dualarla onları yolcu ettiler. Onlar gözden kayboluncaya kadar da arkalarından baktılar.
  Dr. Levent:--Komutanım ben de böyle görevlere gitmek istiyorum. Suçluluk duymaya başladım.
  Mus’ab:--Sen, yaptığın işin ehemmiyetinin farkında değil misin?
Senden önce sağlık problemlerini biz tabiri caizse kaba kuvvetle yapmaya çalışıyorduk. Senin buraya gelmen, Allah’ın (cc) bize büyük bir lutfu. Sakın böyle düşünme. Senin görevin başka. Ve daha önemli.
  Dr. Levent:--İçimi rahatlattınız komutanım. Nerdeyse aşağılık kompleksine kapılacaktım.
  Mus’ab:--Hayır, sakın böyle düşünme. Çünkü senin yaptığın görev çok çok önemli.

  Bu arada kafile yoluna devam ediyordu. Dağın batı tarafından inişe geçmişlerdi. Tam sarp bir yere gelmişlerdi ki birden…

                      YÜZ YİRMİ ALTINCI BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #146 : 11 Temmuz 2011, 21:28:58 »

YÜZ YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM

  …bir mücahidin ayağı kaydı. Ali çevik bir hareketle mücahidin elinden tuttu ve aşağıya düşmesini engelledi.
  Ahmet:--Allah (cc) razı olsun, Ali. Doğrusu bu kadar çevik olduğunu bilmiyordum.
  Ali:--Ecmain. Biz bugünler için varız. Bu arada komnado eğitimi gördüm. Şunu unutma ki bir zamanlar bir Rus subayıydım.
  Ahmet:--Evet biliyorum. Sana ve senin gibi kardeşlerime hidayet veren Allah’a (cc) hamdolsun.
  Ali:--Elhamdulillah!
  Ahmet:--Kardeşlerim, çok dikkatli olun. Oraya sağ salim gidip o silah ve cephaneyi getirmemiz lazım, biiznillah.
  Ali:--İnşaAllah sağ salim getiririz. İçimde bu yönde bir his var.
  Ahmet:--İnşaAllah!
  Mücahidler dikkatli bir şekilde inmeye devam ettiler.
334

                                                     Rus Karargâhında

  Çeçen karargâhına yapılan baskının fiyasko ile sonuçlanması, Rus komutanı çılgına çevirmişti. Şimdi bunun hesabını Moskova’ya nasıl verecekti. Derisini yüzmezlerse iyiydi.
  Komutan:--Kahrolası beceriksizler. Onların en az iki katıydınız. Üstelik helikopterler de vardı. Nasıl oldu da mağlup oldunuz?
  Teğmen Alexi:--Komutanım nasıl oldu biz de anlayamadık? Aslında her şey gayet iyi gidiyordu. Helikopterler yukarıdan bombalıyorlardı. Biz de aşağıdan dağa tırmanıyorduk. Sanırım bizim saldıracağımızdan haberdardılar.
  Komutan:--Ne haberedar mıydılar?
  Teğmen Alexi:--Evet komutanım! Nöbetçileri haklamıştık. Tam tepeye varmak üzereydik ki, birden çok şiddetli bir ateşle karşılaştık. Açılan ateş sonucu bir çok arkadaşımız öldü veya yaralandı. Askerler paniğe kapılmışlardı, hızla geri çekilirken bazı askerler de dağdan aşağıya yuvarlanıp öldü. Aşağıda toparlanıp yeniden hücuma geçtik. Kıyamet de o zaman koptu.
  Komutan:--Neler oldu?
  Teğmen Alexi:--Önce helikopterlerden birisini düşürdüler. Biz yukarı çıkana kadar ikinci helikopteri de düşürdüler. Asıl kıyamet yukarı çıktığımızda koptu. Meğerse yere patlayıcı döşemişler. Patlayıcıların döşendiği alana vardığımızda şiddetli patlamalar ard arda duyuldu. Geride kalanlar canlarını zor kurtardılar. Ama bizi bekleyen bir tehlike daha vardı.
  Komutan:--Ne tehlikesi? Bana bak sen bir avuç asiden mi bahsediyorsun, yoksa süper bir güçten mi ahmak adam?
  Teğmen Alexsi:--Doğrusu ne olduğunu ben de anlayamadım. Savaş esnasında sanki süper bir güçle çatışıyorduk. Sanırım bunların gizli güçleri var.
  Komutan:--Ne gizli gücü ahmak herif, sonra ne oldu onu anlat?
  Teğmen Alexi:--Tam cephane yüklü aracın yanına varmıştık ki, şiddetli patlamalar duyduk. Cephane yüklü araç infilak etti. Geriye kalan askerlerin bir çoğu da orada öldü. Meğerse aşağıda pusuda bekleyenler varmış. Biz bir avuç asker canımızı zor kurtardık.
  Komutan:--Keşke siz de orada geberseydiniz. Hiç biriniz beş para etmezsiniz. Sizin gibi bin tane adamım olacağına, keşke asilerden on tane adamım olsaydı. Bakalım yukarıdakilere bunu nasıl anlatacağım. Defol şimdi karşımdan, seni gebertmeden!
  Teğmen Alexi, hemen çıktı komutanın odasından. Ölmediğine için için seviniyordu ama gene de korkusu geçmiş değildi. Bu komutanın ne yapacağı belli olmazdı.
  Komutan Moskova’yı aradı ve durumu onlara bildirdi. Yukarıdan duyduğu hakaretler yenilir yutulur cinsten değildi. Ne ahmaklığını bırakmışlar, ne hainliğini ne de alçaklığını. Derhal Moskova’ya gelmesini emretmişlerdi. Anlaşılan onun sonu da önceki

 komutanların sonu gibi olacaktı. Tasını tarağını toplayıpi askeri bir uçakla Moskova’nın yolunu tuttu.
  Bu arada Rusların başına gelenler kısa sürede Caharkale’de duyulmuş, başta Mir Hüseyin ve Selman olmak üzere, tüm Müslümanlar bayram yapıyordu. Mir Hüseyin kısa bir araştırma yapınca, Rus Komutanının görevden alındığını öğrenmişti. Bunu karargâha iletmeliydi. Selman’la görüşüp durumu ona anlattı ve karargâha gideceğini belirterek Caharkale’den ayrıldı.

  Ahmet’in komutasındaki mücahidler dağdan sağ salim aşağıya inmeyi başarmışlardı. Daha yürüyecek epeyce yolları vardı. Bir an önce yola varmalıydılar. Konvoyun ne zaman geleceği belli değildi. Konvoyu kaçırmaları tüm planları alt üst edebilirdi. Epeyce bir yürüyüşten sonra yola varmışlardı ki…

                      YÜZ YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #147 : 12 Temmuz 2011, 20:36:06 »

YÜZ YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM


  …bir araç sesi duyuldu. Ahmet:
  --Herkes saklansın!
  Tüm mücahidler ağaçların arkasına saklanıp sesin geldiği yöne doğru bakmaya başladılar. Ahmet’le Ali dürbünlerle yolu kontrol ediyorlardı. Bir süre sonra, bir askeri jeep göründü.
  Ali:--Ne yapacağız?
  Ahmet:--Hiç bir şey! Bu aldatmaca olabilir.
  Ali:--Evet, böyle yemleri gönderirler, genellikle.
  Ahmet:--Bu tek başına bir araç da olabilir, yem de. En iyisi beklemek.
  Ali:--Şayet yemse bir süre sonra geri döner. Yolu kolaçan ediyor. Herhangi bir saldırı olursa, diğerleri gelmeyecek.
  Ahmet:--Akıllıca bir taktik, ama biz onlardan daha akıllıyız.
  Onlar kendi aralarında konuşurlarken, araç hızla yanlarından geçti ve gözden kayboldu. Ali aracın gittiği yönü, Ahmet ise geldiği yönü gözetlemeye başladı. Bir süre sonra, jeep geri döndü. Yolun güvenli olduğuna kanaat getirmiş olacaklardı anlaşılan.
  Ahmet:--Dikkatli olun! Sanırım bir süre sonra konvoy görünür. İki gruba ayrılalım. Ali sen dört kişi ile yolun karşısına geç, çapraz ateşe tutalım. Bu arada sen onları daha iyi tanırsın. Hangi araçlarda cephane olduğunu bilirsin.
  Ali:--Evet, genellikle cephane yüklü araçlar arada olur. On ve arkadaki araçlarda askerler olur. Yine de işeretleşelim. Ben hangi araçlarda askerlerin olduğunu işaret ederim. İlk araç bizim, sondaki de sizin olsun.
  Ahmet:--Tamam, siz hemen karşıya geçin. Dikkatli olun. Bu cephane bizim için çok önemli.

  Ali ve dört mücahid seri adımlarla yolun karşısına geçtiler. Yola en yakın ve en uygun bir yerde, belirli aralıklarla pusuya yattılar. Hepsi de çok heyecanlıydı. Çünkü kendileri için çok önemli olan epeyce yüklü miktarda bir cephaneyi ele geçirmek üzereydiler. Bu cephane iki yönlü önemliydi. Birincisi mücahidlerin, epeyce bir süre ihtiyaçlarını karşılayacak, diğer yandan da Rusların da silahsız kalmasına yol açacaktı. Bu cephaneyi ele geçrince Rus karargâhına saldırıda bulunacaklar, bu saldırı da Rusların kayıplarının artmasına neden olacaktı. Mücahidler bu düşüncelere dalmışlardı ki, uzaktan motor sesleri gelmeye başladı. Bu sefer gürültü fazlaydı. Anlaşılan konvoy geliyordu. Ahmet ve Ali gözgöze gelip işaretleştiler.
  Motor gürültüleri artmaya başladı. Derken uzaktan araçlar görünmeye başladı. En önde keşif gezisi için daha önce gelen jeep vardı. Araçlar ağır ağır mücahidlere doğru yaklaşmaya başladı. Heyecan son haddine varmıştı. Bu tarafta Ahmet, yolun karşısında ise Ali mücahidlere, heyecanlanmamalarını ve kendileri talimat vermeden en ufak bir harekette bulunmamalarını istedi. Çünkü zamanından önce yapılacak bir hareket operasyonu başırısız kılabilirdi. Mücahidler çatışmalar konusunda deneyimliydiler ama bu tür operasyonlar fazla yapılmıyordu. Çünkü Ruslar mühimmat sevkiyatını daha çok uçaklarla yapıyordu. Ve fakat bazen de kara yoluyla sevkiyat yapmak zorunda kalıyorlardı. Bugüne kadar gönderilen araçların büyük çoğunluğu yerlerine vardığı için bu tür sevkiyatlardan endişe duymuyorlardı. Ama bu seferki sevkiyat zamanlama açısından çok önemliydi. Çünkü mücahidlerin şiddetle silah ve mühimmata ihtiyacı vardı. Diğer yandan Ruslar daha dün büyük bir yenilgi tatmışlardı. Ruslara baskın yapmanın tam zamanıydı. Rus karargâhında, hem komutan yoktu hem de asker sayısı oldukça azalmıştı.
  Araçlar mücahidlere doğru giderek yaklaşıyordu. Mücahidlere bir kilometre kala…

                   YÜZ YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #148 : 13 Temmuz 2011, 07:44:05 »

                                         YÜZ YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM


  …öndeki jeep birden durdu. Ne olmuştu, yoksa bir şeyden mi şüphelenmişlerdi? Mücahidler heyecandan nefeslerini tutmuşlardı. Çok geçmeden neden durdukları anlaşıldı. Jeepin tekerleklerinden birinde problem vardı. Hemen tekerleği değiştirmeye başladılar. Mücahidler rahat bir nefes aldı. Aslında tekerleği değiştirmeye gerek de yoktu, nasıl olsa biraz sonra tüm tekerlekler delik deşik olacaktı. Ama Ruslar bunu bilmiyorlardı tabii ki. Bir süre sonra tekerlek takılmış, araçlar tekrar harekete geçmişti.
  Ali, yanındaki mücahidlere:
337
  --Jeep sizin, arkadaki araç benim. Sakın ola ki jeepi kaçırmayın.
  Mücahidler, Ali’ye merak etmemesini, kuş olsa ellerinden kurtulamayacağını belirttiler.
  Ali ve Ahmet son defa göz göze gelip işaretleştiler. Bu arada araçlar iyice yaklaştılar. Kamyonlar büyük bir homurtu ile ağır ağır ilerliyorlardı. Jeep, mücahidlerin olduğu yeri geçmişti ki, mücahidler jeeptekileri yaylım ateşine tuttular. Aynı anda Ali öndeki, Ahmet ise en arkadaki araca nişan alıp roketatarı ateşlediler. Jeeptekilerden kurtulan olmamıştı. Roket atılan araçlarda ise ard arda müthiş iki patlama meydana geldi. Araçtan yaralı olarak kurtulmaya çalşıan Ruslar ise açılan yaylım ateşten nasiplerini alıp cehennemi boyladılar. Cephane yüklü diğer iki araç da patlama esnasında oldukları yerde durdular. Araçları süren ve şoför mahallinde bulunan Ruslar donakaldılar. Mücahidler yerlerinden fırlayıp onları da bertaraf etmeyi başardılar. Çok temiz bir iş çıkarmışlardı. Mücahidlerden şehid ve yaralı yoktu. Bu da ayrıca sevinilecek bir durumdu.
  Ahmet:--Allah (cc) sizden razı olsun! Çok güzel bir operasyon oldu.
  Ali:--Evet! Doğrusunu isterseniz bu kadar kolay olacağına ihtimal vermiyordum.
  Ahmet:--Bu bizim hünerimiz değil, Allah’ın (cc) yardımıdır.
  Ali:--Kesinlikle haklısın. Şayet bu operasyonu yapanlar Ruslar olsaydı, bu kadar kolay netice alamazlardı. Bana hidayet veren Rabbime hamdolsun.
  Ahmet:--Elhamdulillah! Hadi bakalım! Her an her şey olabilir. Bu patlama sesleri Caharkale’den de duyulmuştur. Gerçi Rusların buraya geleceğine ihtimal vermiyorum ama gene de her türlü ihtimali düşünmek durumundayız. Bir an önce bu ana yolda çıkalım. Gerekirse ileride bir yerde dinlenebiliriz.
  Ali:--Evet evet! Heme burayı terk edelim. Ben arkadaki aracı alıyorum. Siz önden gidin. Bu arada yolu iyi bilenler öne otursunlar.
  Ahmet:--Tamam ben önden gidiyorum. Hemen şu ilerideki yoldan sağa dönüyoruz. Dağın arkasındaki yoldan gideceğiz. Dağın arkasına kadar araç yolu var. Oraya kadar gidebilirsek cephaneyi başka şekilde karargâha naklederiz inşAllah.
  Ali:--Hadi Bismillah!
Ahmet ve iki mücahid öndeki aracın şoför mahalline, diğer iki mücahid arkaya bindiler. Ali ve diğer mücahidler de arkadaki araca aynı şekilde bindiler. Şükürler olsun ki araçlarda herhangibir hasar yoktu. Araçlar ağır ağır yol almaya başladılar. Ahmet’in belirttiği yere gelince sağa döndüler. Bu yol ana yoldan çok daha bozuktu. Yer yer çukurlarla dolu olan bir yoldu. Bu yolda hızları daha da düşmüştü. Çok dikkatli gitmek zorundaydılar. Çünkü arkada ne tür silah ve mühimmat olduğunu bile bilmiyorlardı. Pekâla hassas mühimmat da olabilirdi. Şu an tek düşündükleri şey bir an önce
ana yoldan uzaklaşmaktı. Bir süre sonra ana yoldan uzaklaşıp ormanlık alanda gözden kayboldular. Artık herhangibir tehlike kalmamıştı. Şimdi daha da rahattılar. Mücahidlerin karargâhının bulunduğu dağa yaklaşmışlardı ki birden arkadaki araçtan bir patlama sesi geldi. Ahmet hemen frene bastı, araç durdu. Araçtan inip arkaya gittiğinde…

            YÜZ YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
Moderatöre Bildir   Logged
ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #149 : 03 Mart 2012, 21:57:02 »

YÜZ OTUZUNCU BÖLÜM
 

  ..arkadaki aracın sol arka tekerleklerinin patladığını gördü. Çatışma esnasında tekerlekler isabet almıştı. Buraya kadar aracın gelmesi, Allah’ın (cc) bir lütfuydu.
  Ahmet:--Geçmiş olsun! Herhangibir olumsuzluk var mı?
  Ali:--Hayır yok biz iyiyiz de bu kamyon burdan öteye böyle gitmez. İşin kötüsü yedek lastik almayı unutmuş Ruslar.
  Ahmet:--Niye başarısız oldukları anlaşılıyor. Her işlerini yarım yapar bunlar. Yarım yapılan işi adamı yarı yolda bırakır.
  Ali:--Ne yapacağız şimdi?
  Ahmet:--Sen öndeki araca bin. O araçtaki silahları götürüp boşaltın ve tekrar buraya gelin.
  Ali:--Ben kalmak istiyorum. Siz gidin.
  Ahmet:--Bu ekibin sorumlusu benim. Dolayısıyla burada beklemek benim görevim.
  Ali:--Şayet senin yerinde bir Rus Subayı olsaydı, kesinlikle böyle şahsiyetli bir tavır sergilemez, hatta onun aracında böyle bir durum vuku bulsaydı onu bize bırakır, kendisi diğer araçla giderdi. Yine Allah’a (cc) hamdediyorum ki bana hidayeti nasib etti.
  Ahmet:--Daha fazla beklemeyin. Karargâhtakiler de sanırım bizi izliyorlardır. Onları merakta bırakmayalım.
  Ali:--Benimle bir mücahid gelirse yeterli. Diğer kardeşlerimiz burada kalsın. Burada daha faydalı olurlar kanaatindeyim.
  Ahmet:--Peki öyle olsun. Yanına bir kişi al ve siz gidin.
  Ali:--Anlaşıldı! Allah’a (cc) emanet olun.
  Ahmet:--Uğurlar olsun. Selam söyleyin bizden.
  Ali:--Allah (cc) razı olsun. Vealeykum selam ve rahmetullah.
  Ali yanına bir mücahidi alarak araca bindi ve aracı çalıştırarak hareket etti. Bir süre sonra da ormanlık alanda gözden kayboldu.
  Bu arada karargâhtaki nöbetçi iki aracın gelmekte olduğunu görünce, durumu Komutan’a bildirdi. Komutan nöbet mahalline gelerek dürbünle gelemket olan araçları gözetlemeye başladı.
  Mus’ab:--Aslanlarım benim. Görevi alınlarının akıyla yerine getirmişler anlaşılan. İnşaAllah kayıpsız bir şekilde dönüyorlardır.     
  İki aracın gelmekte olduğunu haber alan diğer mücahidler de nöbet mahalline gelmişlerdi.
  Dr. Levent:--Komutanım gelenler bizimkiler mi?
  Mus’ab:--Evet! Gerçi tam seçilmiyorlar ama onların dışında bu yolu kullanan kimse yok. Ruslar buraya gelecek kadar ahmak değil.  Durun bakalım, sanırım bir şeyler oldu.
  Dr. Levent:--Hayrıdır komutanım, neler oluyor?
  Mus’ab:--Araçlar aniden durdu. Araçtakiler aşağıya indi.
  Dr. Levent:--İnşaAllah kötü bir şeyler yoktur.
  Mus’ab:--Duruma bakılırsa arkadaki aracın lastiği patladı sanırım.
  Bir süre sonra öndeki araç hareket edince, Mus’ab:
  --Evet, tahmin ettiğim gibi. Öndeki araç hareket etti buraya geliyor. Diğeri beklemeye devam ediyor. Hadi bakalım, birkaç kişi aşağıya inip gelen kardeşlerimizi karşılayın.
  Dr. Levent:--Komutanım, ben de gitmek istiyorum.
  Mus’ab:--Gelen araçtan silah ve mühimmat indirilecek Doktor. İstiyorsan gidebilirsin.
  Dr. Levent:--Ben de biraz iş yapmak istiyorum.
  Mus’ab:--Tamam ama dikkatli ol. Silahlar ağır, sakatlanmanı istemiyorum.
  Dr. Levent:--Merak etmeyin komutanım, dikat ederim. Bu arada kaderde ne varsa o olur.
  Mus’ab:--Elbette ki kaderde ne varsa o olur. Ama cüz’i iradeyi de sonuna kadar kullanmak lazım.
  Dr. Levent:--Haklısınız komutanım. İnşAllah sağ salim döneriz.
  Dr. Levent ve yirmi mücahid aşağıya inmeye başladı. Onlar aşağıya indiklerinde Ali’nin kullandığı araç ta gelmişti.
  Ali aracı kenara çekip durdurdu ve aşağıya indi.
  Ali:--Selamun aleykum!
  Mücahidler:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Hoş geldiniz!
  Ali:--Hoş bulduk!
  Dr. Levent:--Ali kardeşim, durumunuz nedir?
  Ali:--Allah’a (cc) hamdolsun ki hepimiz hayattayız. Silahları da kayıpsız olarak getirdik. Ama diğer aracın arka tekerlekleri patladığından orada bırakmak zorunda kaldık. Bu aracı boşaltıp geri gitmem lazım. Vakit geçirmeden boşaltma işlemini yapmamız lazım. Hava kararmadan diğer araçtaki silahları getirmeliyiz.
  Dr. Levent:--Haklısın! Hadi bakalım kardeşlerim, iş başına.
  Aracın arka kapağını açtıklarında gözlerine inanamadılar. Aracın içinde…


                     YÜZ OTUZUNCU BÖLÜMÜN SONU     
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: 1 ... 13 14 [15] 16 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Lübnan Direnişi Gazze katliyamı için meydanlara indi... Dünyadan Haberler vuslat 0 398 Son Mesaj 27 Aralık 2008, 23:50:00
Gönderen: vuslat
Gazze direnişi bitmedi yeni başlıyor ... Filistin Özel vuslat 4 185 Son Mesaj 29 Ocak 2009, 15:18:22
Gönderen: Vuslata_Ozlem
Filistin Direnişi, İsrail'le Kapışmaya Hazır... Filistin Özel __YaZ_yAğMuRu__ 5 297 Son Mesaj 21 Mayıs 2009, 17:11:47
Gönderen: __YaZ_yAğMuRu__
İki asrın Şahidi Bediüzzaman Said-i Nursi Risale-i Nur'dan Damlalar vuslat 7 277 Son Mesaj 27 Eylül 2009, 19:55:40
Gönderen: vuslat
Yaşı Küçük Direnişi Büyük Ece Nur Çağrı Fm’de Yurttan haberler musabbinumeyr29 0 242 Son Mesaj 21 Ocak 2010, 17:14:58
Gönderen: musabbinumeyr29
Modern Asrın Kadını ve Müslüman Kadının Özellikleri İslamda Kadın ve Tesettür гüъεyyε 1 208 Son Mesaj 28 Kasım 2010, 18:59:05
Gönderen: гüъεyyε
Son Asrın İmamı, Tabibi, Müceddidi Bediüzzaman İslam Alimleri ve öncüleri MERXAS 1 240 Son Mesaj 23 Mart 2011, 16:47:25
Gönderen: bymusab