0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Cevşen, Kur’ân’ın hakîkî bir münâcâtıdır  (Okunma Sayısı 753 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 20 Ağustos 2009, 09:12:08 »

Cevşen, Kur’ân’ın hakîkî bir münâcâtıdır
Hem meselâ, Kur’ân’ın hakiki ve tam bir nevî münâcâtı ve Kur’ân’dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşenü’l-Kebir namındaki münâcât-ı Peygamberîde (asm) yüz defa “Sübhâneke yâ lâilâhe illâ ente’l-emânü’l-emânü hallisnâ ve ecirnâ ve neccinâ mine’n-nâr” (Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdat etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et, kurtar ve bize necat ver) cümlesinin tekrarında, tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatın rububiyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli bir vazifesi ve şekâvet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev-i insanın en dehşetli meselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle, binler defa tekrar edilse yine azdır.
Şuâlar, s. 221
ramzan ayında cevsen okumalarımızıda cogaltalım inşaAllah slm ve dua ile....
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2255


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #1 : 07 Ağustos 2010, 07:32:52 »

Üstadın Risalelerin de,Cevşen hakkında başka malümatlarda var onlardab bir kaçı şöyle.

"Münâfık düşmanlarımın maddî ve manevî zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibend beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar...". (R.N.Külliyatı, II,1738 -Emirdağ Lâhikası I)

"Kardeşlerim, merak etmeyiniz, Cevşen ve Evrâd-ı Bahâiye bu defa dahi o dehşetli zehrin tehlikesine galebe etti. Tehlike devresi geçti, fakat hastalık devam ediyor". (R.N.Külliyatı, II,1736 - Emirdağ Lâhikası I)

Kur'an’dan ve münâcât-ı nebeviye olan Cevşen-ül-Kebîr’den aldığım bu dersimi, bir ibadet-i tefekküriye olarak, Rabb-ı Rahîmimin dergâhına arzetmekte kusur etmişsem; kusurumun affı için Kur'an’ı ve Cevşen-ül-Kebîr’i şefaatçi ederek rahmetinden niyaz ediyorum. (Şuâlar, 48, Üçüncü Şua/Münâcat; Lem'alar, 445, Münâcat; Âsâ-yı Mûsa, 187, Sekizinci Hüccet-i îmaniye Münâcât)

(...) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül-Kebîr namındaki münâcat-ı âzamında mârifetullahda gayet yüksek ve gayet câmi’ derecede mârifetini göstererek böyle demiştir; biz de, hayâlen o zamana gidip Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dediğine "Âmin" diyerek, (Lem'alar, 415, Otuzuncu Lem'a/Hâtime.)

Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle Kur'an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede "Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku" diye Cebrail vahy getiren "Cevşen-ül-Kebîr" münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler (Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Küllî Şehadetler)

Aziz sıddık kardeşlerim! Evvelâ Cevşen’in teksiri gayet büyük bir sevaptır. Ruh-u canımla sizleri tebrik ederim. Fakat sizin tercüme ettiğiniz sevabına dair olan parçanın aynını yazmayınız. Çünkü böyle sevaplar hakkındaki rivayetler müteşabih nev'indendir, hakiki mahiyetleri bilinmez. Dinsizler veya mu’teriz feylesoflar ya mübalâğadır derler veyahut, neuzubillah hurafedir diye tevehhüme düşerler. (...) (Hizbu Envâr el-Hakāik en-Nûriyye, 39-41, "Said Nursî" imzalı yazı. Yazı, Osmanlıca harfleri ile yazılmıştır.)
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2255


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #2 : 07 Ağustos 2010, 07:36:26 »

Diyanet dahi uydurma lduğunu söylüyor.

Diyanet Ansiklopedisinin Cevşen maddesinde özetle diyor ki:  (s.462-464)

Farsça asıllı olduğu kabul edilen cevşen kelimesi sözlükte,"zırh, savaş elbisesi" anlamına gelmektedir. Terim olarak Şii kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sağır denilen iki duanın ortak adıdır.

Cevşen-i Kebir: Anlatıldığına göre Asr-i saadette cereyan eden savaşların birinde (bir rivayette Uhud’da) muharebenin kızıştığı ve üzerindeki zırhın kendisini fazlasıyla sıktığı bir sırada, Hz.Peygamber ellerini açarak Allah’a dua etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve, "Ya Resulullah, Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır" demiştir.

Olayla ilgili Şii kaynaklarına göre Allah Cevşen-i Kebiri dünyayı yaratmadan 50 bin yıl önce arşa yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse, dünyada her türlü beladan, afet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi Allah ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir.

Cevşen-i Kebir ile Allah’a münacatta bulunan kimseye, Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir. Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez. Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez. Cebrail, Hz. Peygamberden duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kişilere tâlim etmesini istemiştir.

Kefenlere de yazılmış, Cevşen-i Kebir özellikle Şii dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmıştır.

Cevşenin Şii dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivâyet edilmiş olmasının yanında, faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur. Dua, Şia bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır.

Cevşen-i Kebir Türkiye’deki bazı Sünni müslümanlar arasında da ilgiyle karşılanmıştır. Duayı, A. Z. Gümüşhanevi, tarikatla ilgili Mecmuatül-ahzab adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır.

Ayrıca Şii kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır.

Cevşen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazımdan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen, yaklaşık 15 sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir.

Zira bu metin, bilinen bir olayı, bir kıssayı veya tarihi bir vakayı anlatan, hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak, her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle raptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamberden alınıp rivayet edilmesi imkansız denecek kadar güçtür.

Duanın Sünni hadis mecmualarında yer almaması, ayrıca Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki Kütüb-i erbeada da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir.



Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 07 Ağustos 2010, 08:39:46 »

Me va kardeşim ravi zincirine baktığımız zaman ; Şii kaynaklarında Ehl-i Beyt tarikiyle,  Musa el-Kazım-Cafer es-Sadık-Muhammed el-Bakır-Zeynelabidin-Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarikiyle Hz. Peygamber'e isnat edilir. Bu rivayetten daha sağlam rivayet mi olur?

cevşen-ül kebire neden sahih değil deniliyor?, neden uydurma olduğu hususunda ısrar ediliyor?
-acaba Cevşen’in metninde Kur’an’a zıt birşey var mıdır?
Hayır, bilâkis, Bediüzzaman’ın ifadesiyle Cevşen’in Kur’an’a zıt olması bir yana, o bizzat Kur’an’dan alınmış bir duâdır. "Yani, bin bir esmâ-i ilâhiyeye sarîhan ve işâreten bakan ve bir cihette Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcat olan ve marifetullahta terakkî eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkinde bulunan...(bir duadır) Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1996, I,872 (3.Şua, son paragraf); I,973 (11.Şua, Onuncu Mesele); I,1128 (15.Şua, Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci küllî şehadetler);


kaldı ki, şia kaynaklarında olup ehli sünnet kaynaklarında olmayan binlerce hadis var. aynı şekilde ehli sünnete olup şia kaynakalrında olmayan rivayetler gibi,
  Tarihi bilgiler bize gösteriyor ki; Hz. Ali veya ondan sonraki dönemler içinde çıkan Sünnî-Şiî ihtilâfı sadece Cevşen değil, sayılamayacak kadar çok sahih hadislerin gerek Sünnî, gerekse Şiî kaynaklarında yer almamasına neden olmuştur. Sünnî ve Şiî dünyasının hadîs usûl kitapları, hadîsi kabul (ahz-ı hadîs) şartları açısından incelense ve elde edilen bilgiler ışığında hadîs kitapları mukâyese edilse, karşımızda Cevşen örneğinde olduğu gibi birçok sahih hadîsin çıkacağı muhakkaktır. Fakat ne yazık ki, Şünnî-Şiî ihtilâfı ve mezhep taassubu bu tür bilgilerin sadece Sünnî veya sadece Şiîler’in malı olmasını sağlamıştır.
 

 şia mezhebi inancına göre diyorsunuz ki ; Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir. Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez. Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez.
Ben de diyorum ki bu ifadeler tamamen yalan ve uydurma sözlerden ibarettir. şiada öyle bir inanış olduğunu sanmıyorum ve araştırmalarım neticesinde öyle bir uygulama yoktur.

ve son olarak üstad Bediuzzaman bu duayı doğruladıysa biz de tasdik edip 'amena' diyoruz.

selam ve dua ile.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2255


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #4 : 07 Ağustos 2010, 13:17:00 »

"Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku" diye Cebrail vahy getiren "Cevşen-ül-Kebîr" münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler (Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Küllî Şehadetler)


Hocam ;üstad'a hürmeten fazla irdelemesek bile şurayı söylemeden geçemeyecez sanırım Smiley.."Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku" diye Cebrail Uhud harbi sırasında Hz muhammed (s.a.v) e öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail Aleyhisselam gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır. Cevşen'in indiriliş sebebi ,hocam sizde bilrisiniz,Peygamber'imiz (s.a.v) Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerindehaber-i mutevatire göre iki zırh birden vardı.Nasıl oluyorda cevşen gibi bir zırh gönderildiği halde ve çıkarması söylendiği halde çıkartmıyor ve üstelik aldığı yaralarıda bilirsiniz.. Smiley 

Bir hadisin zayıf yada uydurma olması için ravi zinciri'nin kesintisiz olmasının ve bu ravilerin sika şartlarına uymasının dışında başka meselelerde vardır...Bu konuda UYDURMA HADİS konusunda geçmektedir. Ayrıca  'üstad söylüyorsa doğrudur'' demek yanlış olur...Zira Risalelerde de bir çok hasen hadis'in olduğunu biliyoruz...ve risalelari bir şeyi isbat için delil olarak getiremeyiz...Zira delil olma şartlarıda bellidir...





cevşen-ül kebire neden sahih değil deniliyor?, neden uydurma olduğu hususunda ısrar ediliyor?
-acaba Cevşen’in metninde Kur’an’a zıt birşey var mıdır?



Cevşen olayının abartılması üstad o nu övmüştür diye,,adeta vahyin üzerine çıkartılmış ve piyasada bir cevşen ticareti oluşmuş görünümü vardır.
 Sıradan bir dua gibi değerlendirilse ve ihtiyatlı yaklaşılsa neyse,ama halkımızın çoğunun boynunda var bu muska ve onun kendisini koruyacağından o kadar eminlerki,ona sığındıkları kadar Allaha sığınıp yalvarmıyorlar.
  Bunlar sanki “ De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Fûrkan, 77).."ayetini "cevşeniniz olmasaydı,helak olurdunuz"a çevirmişler,işte tehlikeli olan bu..
  Yani cevşen konusu da "cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir"kuralına yenilmiştir maalesef..
  selem dua ve hürmet bizden...


Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #5 : 07 Ağustos 2010, 13:29:18 »

dediklerinizde haklısınız boyna asılıp taşınmasına bende karşıyım fakat cevremde kimse cevseni kur-anın uzerine cıkarmamıştır gorursek elbette uyarmakta bizim vazifemizdir şuda varki cevsen Allahın isimleri dua ederkende ihtiyaca binaen isimlerile dua etmek en guzeli cahili bir davranışla cevsenden istemek zaten şirk olacaktır ....
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #6 : 07 Ağustos 2010, 16:47:15 »

Sevgili Me va kardeşim biz avam halkın ne düşündüğünü, nasıl hareket ettiğini konuşmuyoruz değil mi?  mevzumuz Birileri cevşeni kuran-ı kerimin üzerine çıkartmış- çıkartmamış mevzusuda değil.
şeyh salih'tir, alimdir halk tarafından sevilir bir gün vefat eder. halk onun kabrini ziyaret kılar, adına kurbanlar keser, dua'ya onu ortak kılar vs. şimdi bu durumda biz alimimi suçlayacağız, yoksa o hareketlerde bulunan avamı mı? şeyh ölmezseydi kabri ziyaretgah olmazdı mı diyecez! meselemiz buna döndü!...
 Cevşen olayının abartılması üstad o nu övmüştür diye, adeta vahyin üzerine çıkartılmış diyorsunuz, bunu kim yapmış. Kime atfen bu ifadeleri kullandınız doğrusu anlamadım.
-Ben daha öyle birini görmedim, gördüm diyen varsa buyrun örneğini getirsin.

...ve biz cevşenin sahih olup olmadığı üzerine konuştuk ve üstad Bediuzaman da cevşen-ul kebiri ümmete şiddetle tavsiye ettiğini söyledik.
Elbet'te islam'ın 32 farzlarından biri değil, dileyen alır dileyen almaz. Dileyen okur dileyen okumaz, dileyen inanır dileyen inanmaz...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2255


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #7 : 07 Ağustos 2010, 18:29:37 »

Cevşeni  abartmak için söylenen ''ZIRHINI ÇIKAR BUNU OKU'' tarzındaki ifadeler  kuranın açık  serahatine ,yada  genel olarak Kur'anın dünya görüşüne ve ruhuna aykırı,sakıncalı değil mi? Zırhını çıkar ve bunu oku şeklindeki mevzu bir hadisi PEYGAMBERE İSNAT EDEN ve dolayısı ile Allah'a isnat edilen ve değerinide bu vesile ile kazanan,diğer dualardan öne çıkartılan bir dua şekli var elimizde...bu duruma mahal veren ise üstadın risalelerde bunu zikretmesi...

Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle Kur'an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede "Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku" diye Cebrail vahy getiren "Cevşen-ül-Kebîr" münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler (Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Üçüncü Medrese-i Yûsufiye’nin Tek Bir Dersinin Üçüncü Kısmı/Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Küllî Şehadetler)

üstadın bu sözlerini okuyunca aklımıza şunlar geliyor, Cebrail yalnızca Allah'ın vahyini getirmek ile görevlidir ki kurana göre yalnızca iki kere peygambere görünmüştür. bu cevşen nasıl bir vahiydir ki kuranda yoktur..yoksa kuran dışı vahyi mi var? Allah kuranda TEVHİD TEVHİD diye ayetleri iletirken ve herşeye gücü yeten bir yaratıcı iken nasıl olurda cevşen peygambere şefaat unsuru yada koruyucu olarak gelebilir.
 haşa Allah acizmidir ki cevşensiz peygamberini korumasın... varlıkları putlaştırmak vede onları olduklarından üstün göstermenin bir ölçüsü sınırı yoktur. eğer bu mevzu bir hadise göre yapılıyorsa durum dahada vahimdir Bu tip uygulamalardansa herşeyden Allaha sığınmak daha hayırlıdır.

Hocam bu konuyu hiç sevmedim,bitirsek olur mu acaba:) ?
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #8 : 07 Ağustos 2010, 19:20:38 »

Hocam bu konuyu hiç sevmedim,bitirsek olur mu acaba:) ?
olur.
son cevap hakkımızı kullanalım, sonrasında siz yazmasanız da olur Smiley

   cevşen-ul Kebir: RESUL-İ EKREM’İN (A.S.M.) küçük torunu Hz. Hüseyin’in (r.a.) oğlu, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın (r.a.) torunu olan; hayatını Rabbine hakkıyla kul olma esası üzere kurmasına mukabil ümmet tarafından ‘es-Seccâd,’ yani çok secde eden lakâbıyla anılan, ‘âbidlerin süsü’ İmam Zeynelâbidîn’den rivayet edilmiştir.
Cevşenü’l-Kebîr adlı, baştan sonra binbir ismiyle Rabbimize niyaz edilen, eşsiz bir tefekkür ve tezekkür manzumesi olan kudsî münacat'tır.

   Cebrail’in "Zırhı çıkar, bunu al" sözündeki asıl murad nedir?
Cevşenü’l-Kebîr’i okurken, insan, bu muradın ipuçlarını, idrakinin elverdiği ölçüde kavramaya çalışır.
    zırh giydiğimiz için ölmüyor değiliz. Zırhı giyerek yaptığımız duaya mukabil, Rabbimiz bizi muhafaza buyurduğu için oklardan ve mızraklardan azadeyiz.

Cebrail aleyhisselâm, Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) Cevşen’in makamını, önemini ve muhtevasını belirten o sözü söylerken, aslında tüm ümmete bu mesajı iletmiştir. Bu söz, “Cevşen’i hakkıyla okuyun; ve, hadsiz tehlikeler, hastalıklar ve felâketler karşısında merciinizin yalnız ve yalnız Rabb-ı Rahîm ve Kadîr-i Hakîm olduğunu derkedin,” demektedir.

Böylece, “sebepleri merci tanımaktan; merci bildiğiniz o sebeplerin acizliği ve yetersizliği karşısında aklen, kalben ve ruhen kahrolmaktan kurtulun,” demektedir. “İhtiyaçlarınıza karşı meded, düşmanlarımıza karşı dayanak noktası olarak O size yeter; Cevşen işte bunu belletir,” mesajını vermektedir.
Diye anlıyorum. En iyisini Kasiri Mutlak olan Allah bilir.

vesselam.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2255


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #9 : 08 Ağustos 2010, 09:19:20 »

Konunun bazı yerlerine açıklık getirmeden önce itiraf etmeliyimki; bu konuyu araştırırken özellikle netten daha önce hiç karşılaşmadığım bir curcuna ile karşılaştım. itirazlara reddiyeler,rediyelere tekrar cevaplar,cevaplara tekrardan reddiyeler,reddiyelere cevaplar devam etmiş gitmiş, velhasıl her iki durumdada tenkitler aklidir ve nakli ve usul açısından pek az bir bilgi vardır elimizde. Smiley


cevşen-ul Kebir: RESUL-İ EKREM’İN (A.S.M.) küçük torunu Hz. Hüseyin’in (r.a.) oğlu, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın (r.a.) torunu olan; hayatını Rabbine hakkıyla kul olma esası üzere kurmasına mukabil ümmet tarafından ‘es-Seccâd,’ yani çok secde eden lakâbıyla anılan, ‘âbidlerin süsü’ İmam Zeynelâbidîn’den rivayet edilmiştir.

      Birinci olarak; buna göre dikkatimi çeken bir hususta şudur.Yukarda rivayet silsilesi SİKA'DIR ,bu kadar sika bir silsile ile rivayet edilen, önemli bir duânın sünnî hadis mecmualarında yer almaması, (bu konu anlaşılabilir, sunni kaynaklarda olmaması sahih değildir anlamına gelmez)ancak Şia hadis külliyâtının ana kaynağı durumundaki “Kütüb-i Erbea”da da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması düşündürücüdür.AllahÜ Ağlem...

      İkincisi, hadis usul açısından incelenmek istendiğinde,Cevşen ile ilgili rivâyetlerin, hadîs usûlünde kabul edilen rivayet usulleri ve özellikle hadîsin kabulünü gerektiren mütevâtir, sahih, hasen kategorileri içerisinde olmaması, Cevşen'in sıhhati hakkında epeyce ipucu vermiştir. Şia'nın  ise “Kütüb-i Erbea”da  bulunmaması nedeniyle, usul açısından incelemeye gerek görmemiştir.
     Yazılacak daha  çok şey var. Ancak konu  diğer sitelerde olduğu gibi buradada,cevaba cevap,cevaba,red ,kısır döngüsü devam eder gider..Son olarak; İslam bilgi kaynaklarına göre, eğer bir konuda bu kaynaklara bianaen zahir bir bilgi/hüküm varsa , zahire göre hüküm verilir ve amel edilir. Zahir bilgi varken izaha meyal tevile gidilmez. bilgi kaynaklarına uyduğu halde kendisinden hüküm çıkartımış bir mevzuda ,halen tevile gidiliyorsa teville elde edilen ilim, bilgi kaynaklarından değildir, dolayısıyle ilim değildir.

Selam Dua ve Hürmetler ...
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: