0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Çocuklarımıza Peygamberimizi Nasıl Anlatacağız?  (Okunma Sayısı 126 defa)
MUHACİR
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 359


Güzel akıbet, Takva sahiblerinindir.(TAHA -132)


« : 03 Haziran 2011, 01:08:46 »

Çocuklarımıza PeygamberimAnlatacağız?

Bir çocuk yetiştirmek bir kişilik, bir şahsiyet inşa etmektir. Bu bir tür mimaridir. Bu inşa, bu mimari, kimliğimize göre şekillenir.
Rabbimize şükürler olsun ki kimliğimizi biliyoruz. Biz Müslümanız. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’ nın ümmetindeniz.
Çocuk eğitiminde hedef çok önemli. Hedefimiz, Hz. Muhammed Mustafa’nın yolu üzerinde olan bir nesil yetiştirmektir.
Burada modelimiz, örnek nesildir, Resullulah’ın pâk ehli ve güzide sahabelerdir.
Hedef, sahabe nesli gibi bir nesil yetiştirmekizi Nasıl , imanımızı kendimizden sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Hedef, inancımızı, kendimizden sonra sahipsiz bırakmamaktır.
Hedef, kendimizden öncekilerden aldığımız büyük emaneti selametle gelecek nesillere aktarmaktır.
Meşhur bir söz vardır: “Hedefe varmayı niyet belirler.” Niyette aranan ilk şart da samimiyettir, ihlastır.
İnsan, niyetinde samimiyse Allah’ın izniyle hedefine ulaşır. Kendi kendimize soralım: Biz, çocuklarımızı sahabelere benzetmekte, çocuklarımızın yaşadıklarını sahabelerin yaşadıklarına ortak etme niyetinde samimi miyiz? Onların çektiği sıkıntılara, hissettikleri acılara razı mıyız?
Şimdi bir daha soralım, hedef belli, model belli, niyet samimiyse bu hedefi gerçekleştirmek, bu yüksek insan modeline ulaşmak, bu samimiyeti kanıtlamak için ne yapacağız?
Çocuklarımıza Resulullah’ı tanıtacağız, çocuklarımızı Resulullah’la tanıştıracağız. Onları, Haşir gününde Resullulah’ın bayrağı altında toplanacakları bir kimliğe kavuşturacağız. Ancak şunu biliyoruz ki Haşr gününde o bayrak altında toplanmak, bu dünyada Resullullah’ın bayrağı altında toplanmayı göze almakla mümkündür.
O halde, biz bu dünyada Resulullah’ın bayrağı altında toplanacak bir çocuk yetiştireceğiz. Hz. Ömer Efendimizin Müslüman olduğu gün Kabe’ye gidip tekbir almayı göze alan bir çocuk… İmanı uğruna Habeşistan’lara sürülmeye razı olan bir çocuk…
Bedir’de çok daha kalabalık ve çok daha donanımlı bir orduyla karşılaşmayı göze alan bir çocuk…
Uhud’da Resulullah’la birlikte Hz. Hamza, Hz. Musab Efendilerimiz üzerinde ağlayan bir çocuk…
Hendek soğuğunda nöbet tutan bir çocuk…
Tebuk sıcağında çölde yürümeye razı olan bir çocuk…
Huneyn gününde “Lebbeyke ya Resullullah” diyerek Hz. Abbas’ın çağrısına uyan bir çocuk…
Hz. Ebu Bekir Efendimizin irtidatla savaşına gönül rızasıyla katılan bir çocuk…
Bu noktada bir zaman problemi konuyor önümüze. “Bunca güçlü bir kişiliği yetiştirmeye başlamak için çocukluk erken bir yaş değil mi?” deniyor.
Hayır, tam zamanı… Çocuklarımızı 12 yaşına kadar Kur’an-ı Kerim eğitiminden alıkoyanlar, dostumuz değiller, çocuklarımızın dostu değiller… İnsan eğitimi insanın doğduğu gün başlar ve en kalıcı eğitim 0-6 yaş arasında verilir.
Bu ilk yaş döneminde insan hayatı bir tarla gibidir. Bu tarlaya ne ekerseniz gelecekte karşınıza o çıkar. Çocukluğu boş bırakırsanız, gençlik ve sonrası da boş kalır. Bugün bütün dünya, ana sınıf eğitimini önemsiyor. Ana sınıf eğitimini zorunlu hale getirenlerin çocuklarımızı neredeyse gençlik günlerine kadar Kur’an eğitiminden, siyer eğitiminden yoksun bırakmaya çalışmaları, onların İslam düşmanlığının, Resulullah düşmanlığının bir üründür. Bu düşmanlığa ortak olmayalım, onların ateşine odun taşımayalım.
Çevremizdekilerden duyarız: “Ben, dün yaptıklarımı unutuyorum. Ama 6-7 yaşımda yaşadıklarım bir bir aklımda.” İnanın bu, bir tesadüf değil. Bu, Rabbimizin bizi böyle yaratmasının bir neticesidir.
Belki düşüncelerimiz değil, ama kişilik özelliklerimiz o bazılarımızın iftihar ettiği, bazılarımızın en zayıf anımda beni yakalayıp hataya düşürüyor dediği davranış tarzımızın temelleri daha o çağlarda atılıyor. Bugün biz, çocuklarımızın ömür boyu üzerinde olacakları davranış tarzını belirleyeceğiz, sorumluluğumuz büyük, yükümüz ağır.
Çocuklarımız için bu çok önemli dönemi ya boş bırakacağız, onları sokağa bırakacağız, inançlarımıza düşman olanların kirli emellerine terk edeceğiz, öz evladımızı kendi elimizle ateşe atacağız. Ya da bu dönemi Kur’an’la, siyerle doldurarak evlatlarımızı Resulullah’ın yolunda yetiştireceğiz, Resulullah’ın yolunda olanlara katacağız.
Önümüzde çifte yol var ya böyle gideceğiz ya öyle… Ya istikamet üzerine olacağız ya sapacağız…
Siyer eğitiminin yaş dönemini belirledikten sonra “Nasıl öğreteceğiz?” diye soruyoruz. Bu noktada bilmemiz gereken ilk şey, öğrettiklerimizin bir hikâye değil. Resulullah’ın hayatı olduğudur. Bizim ona dair öğreteceğimiz her şey işlevsel olmalı, hani duydukları her ayet sahabelerin hayatını değiştiriyordu ya bizim de Resulullah’a dair öğreteceğimiz her şey çocuğumuzun hayatına bir şey katmalı, çocuklarımızı değiştirmeli.
Siyer eğitimi konusunda iki tehlike var: Biri siyeri hiç öğretmemek, yeni nesilleri Resulullah’la tanıştırmamak, ikincisi haşa Resulullah’ı efsaneleştirmek… Onu bir melek kimliğine büründürüp içimizden çıkarmak… Rabbim, isteseydi Hz. Cebrail (as)’i aramıza indirebilirdi. Bu da bir yoldu; ama Rabbimiz böyle dilememiş. Bizim için içimizden bir Peygamber seçmiş.
Rabbimizin bizim gibi bir beşer olarak gönderdiği bir Peygamberi bizim kendi aramızdan çıkarmamız olur mu? Hani bazen öyle bir Peygamberden söz edilir ki çok sevilen, çok sayılan ama yolundan gidilemeyen bir insan… O, Rabbimizin bize gönderdiği Peygamber değildir. Bizim Peygamberimiz, her peygamber gibi mucize sahibi olsa da Mekke’nin Kureyş kabilesinden Muhammed bin Abdullah’tır, bizim gibi yer, bizim gibi içer. Bizim gibi sevinir, bizim gibi üzülür, hem acı çeker hem sıhhati hisseder.
O bir insanüstü varlık değildir, insanın ta kendisidir. Biz, görülmeyen bir varlığın değil, hanımları, çocukları, dostları olan bir Peygamberin izinden gidiyoruz. Onu çocuğumuza da böyle tanıtacağız. Rabbimiz, yüce kitabımızda,
“Andolsun ki, sizin için Allah'ın Resûl'ünde güzel bir örnek vardır.(Ahzab 21)” diye buyuruyor. Biz, Resulullah’ı örnek almak üzere tanıyoruz, O’nu örnek alsınlar diye çocuklarımıza tanıtacağız. Siyeri anlatırken bunu asla göz ardı etmeyeceğiz. Aksi halde Allah muhafaza Resulullah’ı bilen ama O’nun yolundan gitmeyen bir nesil yetiştirmiş olacağız.
Resulullah’ı anlatırken bilmemiz gereken ikinci esas, bütünlüktür. Resulullah’ın hayatının öncesinin(evvel) hayatı, hayatının kendisi (ortası) ve hayatının sonrası (ahir)hayatı. Bu üç hayat asla birbirinden ayrı düşünülemez. Bunlardan birinin eksik bırakılması bizi yanlışa düşürür.
Resulullah’ın hayatının öncesi hayatı, Peygamber kıssalarıdır. Rabbimizin dini bir bütündür ve bu bütün dinin adı İslam’dır. Bizim için Hz. Adem’den Hz. İsa(as)’a bütün Peygamberlerin hayatı bir hayat rehberidir, bir kaynaktır. O kıssalarda ortak tevhit mücadelesi vardır.
O halde biz çocuğumuza Peygamber kıssalarını öğreteceğiz ve inanın bu zor değil. Bir eğitim uzmanı arkadaşıma “Çocuğunuza siyeri nasıl anlatıyorsunuz” diye sormuştum.
Bana “Çocukların hikâyelere en meraklı olduğu an uyku öncesidir. Uyku bir tür hayal alemidir ve çocuk o aleme hayal edeceği bir alemle gitmek ister. Ben de bunun fırsat biliyorum ve her gün ona anlayacağı kadar basitleştirmiş bir şekilde bir Peygamber kıssası anlattım. Bundan büyük bir zevk aldı. Şimdi o dakikalarda siyer anlatıyorum. Sonra sahabe hayatlarını anlatacağım” demişti.
Bunu biz de yapabiliriz?
Kıssaları anlattık. Ondan sonra kendi hayatını anlatacağız. O’nun Peygamber kardeşlerinin icra ettiklerinden, kendi icra ettiklerine geçeceğiz.
Resulullah’ın kendi hayatını da çocuklarımıza bir bütünlük içinde öğreteceğiz. Resulullah’ın en önemli özelliği O’nun birbirine aykırı görünen, asla bir araya gelmez denen insanî halleri bir arada yaşamasıdır.
O hem düzen ve intizamı kurmak üzere gelmiş hem de Mekke’deki batıl düzeni bozmuş. Liderler, iyi bir koca ve iyi bir aile reisi olamaz, derler. O, hem iyi bir koca iyi bir baba hem de düşmanlarının bile takdir edeceği kadar büyük ve en büyük liderdir.
O insanı sever, kendi bedenine ve dostlarının sıhhatine çok önem verir, bedenine kasıtlı olarak acı çektirmeyi haram sayar. Ama kendi bedeninin de dostlarının bedeninin de İslam uğruna en büyük acıları çekmesinde bir sakınca bulmaz. Rabbinin yolu acı çekmeyi gerektirdiğinde acıdan asla kaçmaz.
O insanın kendi hayatına zarar vermesini yasaklar. Ama söz konusu İslam olunca tehlike deyip hizmetten, mücadeleden uzak durmayı zelillik kabul eder.
Tüccar, iyi bir asker, halkı memnun eden bir devlet reisi olamaz, deniyor. O, hem iyi bir tüccar hem iyi bir asker hem de halkını memnun eden bir devlet reisidir.
O, kimsenin ayağına bir dikenin batmasını istemeyen bir insanseverdir; ama aynı zamanda hain (Beni Kurayza) Yahudilerinin akil baliğ erkeklerinin toplu halde katledilmesi hükmüne razı olmuştur.
Resulullah’ı Son Peygamber yapan bu özellikleri ihmal eder, onu tek yönlü anlatırsak bilelim ki bizim anlattığımız, Hz. Muhammed Mustafa (salavat) değildir, başka biridir, Resulullah’ı öğretiyoruz diyerek kendimizi ve çocuğumuzu aldatırız.
Kiminin anlattığı Peygamber sadece savaşan, eli hep kılıçlı biridir. O, bizim Peygamberimiz değildir.
Kimisi Peygamberimiz diye Hz. Musa (as)’nın sade öfke yanını kimisi de Peygamberimiz diye Hz. İsa (as)’ın sadece merhamet yanını anlatır.
Kiminin anlattığı Peygamber hiç savaşmaz, sürekli ibadet eder. O, Peygamberimiz değildir; kiminin anlattığı Peygamber daima kin kusar, onda sevginin zerresi yoktur. O, Peygamberimiz değildir. Kiminin anlattığı Peygamber hep sever, onda buğzun zerresi yoktur. O da Peygamberimiz değildir. Bizim Peygamberimizde bunların hepsi bir arada vardır. O’nu Son Peygamber yapan, O’nu Eşref-i Mahlukat yapan, O’nu her şeyin kendi yüzü suyu hürmetine yaratılacağı kadar yüce yapan bunların hepsinin onda bir arada olmasıdır.
Lütfen çocuğumuzu bu mükemmel buluşmadan; bu zıt yönlerin mükemmel uyumunu öğrenmekten yoksun bırakmayalım.
Resulullah’ın hayatından sonraki hayatı, O’nun Ehlibeyt’inin, güzide sahabelerinin ve O’nun varisleri olan öncü alimlerimizin yaşadıklarıdır. Biz, onları da öğrenmezsek ve çocuğumuza öğretmezsek Resulullah’ı eksik öğretmiş oluruz. Resulullah’ı eksik öğretmek adaletsizliktir, haksızlıktır, parçalamadır, acımasızlıktır.
Resullah’tan sonra bir Peygamber gelmeyecek. O’nun varisleri alimlerdir, yani onun hayatı onların amellerinde kendini göstermektedir. Onları görmek, onları tanımak insana Resullah’ı hatırlatır. Onları tanımak ve tanıtmak durumundayız.
Resulullah’ı anlatmada dikkate almamız gereken üçüncü esas, güncelliktir. Biz, sahabe nesli gibi bir nesil yetiştirmek istiyoruz. Ama bu sahabe nesli 1400 yıl öncesinin yaşam koşullarında olmayacak. Bu sahabe nesli bilgisayar kullanacak, uçağa binecek, uçak kullanacak.
Çocuğumuza Resulullah’ı anlatırken bunu her an akılda tutacağız. Bu çağı yaşamayacak, bu çağın insanına seslenmeyecek bir insan yetiştirmekten kaçınacağız. Şunu bileceğiz ki takva bu halktan kaçmak değil, bu halkın içinde kalıp kendini günahlardan muhafaza etmek ve bu halkı da muhafaza etmeye çalışmaktır.
Resulullahı anlatmada bilmemiz gereken beşinci esas, çocuk eğitiminde sevginin bilgiden daha üstün olduğudur. Çocuğumuz, Resulullah’ı bilgiyle tanıyacak ancak O’na sevgiyle bağlanacak.
Bilgi geçicidir, unutulur, bilgi değişkendir yanıltır, bilgi nankördür akla gelmez, ihmal eder.
Oysa sevgi (muhabbet) kalıcıdır, tektir, vefalıdır.
Der ki Ali Ulvi Kurucu,
“Ruhum sana âşık, sana hayrandır efendim
Bir ben değil âlem sana kurbandır efendim”
Çocuğumuz bunu diyebilmeli, Resulullah yolunda feda olmayı göze almalı.
Hz. Ömer Efendimiz, Şam civarına gelir. Hz. Bilal(ra) ile karşılaşır. Ey Bilal bize Resulullah zamanı gibi ezan oku der. Hz. Bilal (ra) okur ezanı ve sahabeler hüngür hüngür ağlar.
İşte Resulullah sevgisi, sahabeler gibi Resulullah için ağlayabilmektir.
Çocuğumuz Resulullah için ağlayabilmeli. O’nu O’nun üzerine ağlayacak kadar sevmeli, işte bir durumda o sevgi kalpte taht kurmuş olur ve bir daha hiçbir güç onu çocuklarımızın kalbinden sökemez. 
 
Moderatöre Bildir   Logged

Bu DevirDe GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLup YANMAKTIR Bu DevirDe MÜSLÜMAN GENÇ OLmak, AteşLer İçinde OLupta YANMAMAKTIR...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Peygamberimizi Bir Yıl Boyunca Güldüren Olay Film ve Belgeseller Muhammed Ensar 6 587 Son Mesaj 03 Nisan 2011, 00:06:12
Gönderen: alina
Çocuklarımıza ahireti nasıl anlatabiliriz? Çocuk Eğitimi vuslat 1 409 Son Mesaj 18 Eylül 2007, 12:18:36
Gönderen: sümeyra
peygamberimizi tanıyalım nedersiniz? Resimler ve flashlar Xerip 2 301 Son Mesaj 01 Temmuz 2008, 00:24:03
Gönderen: Xerip
geceleri nasıl..? Şiir Pınarı muhammed-i dava 4 291 Son Mesaj 05 Eylül 2008, 19:47:10
Gönderen: muhammed-i dava
Peygamberimizi sevmek Hz.Muhammed (S.a.v) arab 0 138 Son Mesaj 22 Eylül 2009, 13:30:42
Gönderen: arab
Kuranı Kerim Nerede, Nasıl Toplandı? Nasıl Korundu? Kur'an-ı Kerim Genel « 1 2 ... 6 7 » MERXAS 61 4292 Son Mesaj 02 Eylül 2010, 22:16:42
Gönderen: Qum_Feenzır
Peygamberimizi ihtiyarlatan mesele Düşünce yazıları/Makaleler kudus 3 289 Son Mesaj 15 Mayıs 2010, 23:01:49
Gönderen: Le_Nasbirenne