0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Davetçi Mus’ab  (Okunma Sayısı 535 defa)
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« : 09 Kasım 2009, 16:06:12 »

Davetçi Mus’ab

OKUNMASI GEREKEN BİR YAZI...

 İslam daveti meşaketli bir iştir, davetçinin yapacaklarını sabırla öğrenmesini, öğrendiklerini salih amelle yoğurarak özümsemesini ve sabırla dillendirmesini gerektirir. Davetçi kendini aşan, kendi nefsanî, dünyevi isteklerinden kurtulan, kendini İslam’ı anlatmaya adayan kişidir. Bu adayış, bütün sıkıntıları onun için tatlı bir derde dönüştürür. Bu, öyle bir dert ki ondan asla kurtulmak istemez, çünkü onun hayatını bu dert anlamlı kılmıştır.


Söz dinlemez insanlara ısrarla bir dava anlatmak, salih amelden kaçan insanı inatla salih amele doğru götürmeye çalışmak, kendi iyiliğini istemeyen bir insana adeta yalvararak onu kendi iyiliğini ister hale getirmek için çaba göstermek yüzeysel olarak elbette zordur. Daha da zoru insanın kendi çevresini ışıklandırmak için yanarken, kendini dünyada yakıp etrafı için hayat kaynağı olmaya çalışırken etrafındakilerin dedikodularına konu olması, onlardan hakaret işitmesi ve onlardan eziyet görmesidir.


Söylediğine her yönüyle inanmayan biri etkili olamaz. Gerçek bir davetçi, söylediklerine tam inanan kişidir. Hiçbir engel, onun davasından dönmesine neden olamaz. İnsanların onu dinlememeleri, ona kızmaları onun onlar için bir çaba içinde olmaktan vazgeçmesine neden olamaz.

İşte Mus’ab b. Umeyr(ra) örneği:

Ashab-ı kirâm'ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed'tir. Mekke'nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke'nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuştu: "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim" (İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, 116).
Mus'ab, Mekke'de o günün şartlarına göre zenginlik ve ihtişam içinde yaşarken, Hz. Peygamber(s.a.s)'in insanları İslâm'a davet ettiğini öğrendi. Fazla vakit kaybetmeden Hz. Peygamber'e giderek iman edip müslüman oldu. O sırada Mekkeliler, müslümanlara yoğun bir baskı uyguladığından, Hz. Mus'ab müslüman olduğunu ailesinden gizlemek zorunda kalmıştı. Ama o, Peygamberimizi gizlice ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Ne var ki Osman b. Talha, Mus'ab'ın namaz kıldığını görüp durumu annesi ile akrabalarına bildirmişti. Bunun üzerine akrabaları yakalayıp hapsettiler. Mekke'nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu zor günler başlamıştı.


Hz. Mus’ab(ra), Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar arasındaydı, ne var ki Mekkelilerin toplu olarak Müslüman olduklarına dair bir haber yayılmış ve Hz. Mus’ab(ra)’ın da içinde bulunduğu bir grup sahabi Mekke’ye geri dönmüştü.


Hz. Mus’ab(ra), Mekke’ye döndüğünde annesi ona yeniden eskisi gibi davranmak istemiş, onu yeniden hapsetmek için akrabalarından yardım istemişti. Ama Hz. Mus’ab(ra), bu duruma boyun eğmemiş ve annesine bu konuda yardımcı olacak akrabalarını öldürmekle tehdit etmişti. Akrabaları, ondan çekinmiş ve bir adım geri durmuşlardı.

İki kez Habeşistan’a hicret etti; zira değişmemişti Mekke. Yumuşamamıştı siyah kayalar. Fakat güvende olmak da neydi Habeşistan’da, Mekke’deyken Peygamber. Sonunda dayanamayıp döndü yurduna. Burada sözü bırakalım Hz. Ali’nin dudaklarına: “Rasûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus’ab bin Umeyr geldi. Yamalı bir elbise vardı üzerinde. Bu manzara karşısında gözyaşları hücum etti mübarek gözlerine Rasûlullah’ın ve dilinden şu kelimeler döküldü: ‘Kalbini yüce Allah’ın aydınlattığı şu adama bakın! Anne ve babası en iyi yiyecekleri ve içecekleri sunuyordu ona. O Allah için her şeyi terk etti. Allah ve Rasûlü’nün sevgisidir onu bu hale getiren!’”.

Hz. Mus’ab(ra), Birinci Akabe Biatı’ndan sonra Medineli Müslümanların kendilerine İslam’ı ayrıntılarıyla öğretecek ve Kur’an-ı Kerim’i öğretecek bir öğretmen istemeleri üzerine Peygamberimizin emriyle Medine’ye hicret etti.


Hz. Mus’ab(ra), Medine’ye misafir -davetçi olarak yerleştiğinde Medine oldukça karışıktı. Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki Buas harbi yeni bitmişti. Bu savaşta Yahudilerin tahrikiyle Evs kabilesi Hazreç’in evlerini ateşe vermişti. Savaşta çok sayıda insan öldürülmüştü. Ağıtlar, birbiri aleyhine söylenen kahramanlık şiirleri hala Medine sokaklarını inletiyordu.


Hz. Mus’ab(ra)’ın evine yerleştiği Müslüman Es’ad b. Zürare(ra), Hazreç’tendi. Hz. Mus’ab(ra), ya sadece Hazreç’e ulaşacak ya da Allah’tan yardım dileyip büyük bir ustalıkla iki kabile arasındaki dengeyi sağlayacaktı. Ya bir fitne kaynağı olup Hazreç’i Evs’e karış güçlendirme çabası verecek ya da sulh ehli olup iki kabileyi kardeş olacakları bir çizgide buluşturacaktı. Ya buranın özel şartları var, deyip kendi aklından bir davet yöntemi seçecek ya da Peygamberimizin sünnetinde her ortama uyacak tebliğ dersleri var deyip Hz. Peygamber(s.a.s.) gibi davranacaktı.


Hz. Mus’ab(ra), Peygamber (s.a.s.)’i gibi davrandı. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.), Mekke’de kabile farkı gözetmemişti, Mekkelileri birbirine karşı güçlendirmeye çalışmamıştı, onları kardeşlik çizgisinde buluşturmaya çalışmıştı.

Hz. Mus’ab(ra), Medine’ye geldiğinde Müslümanların sayısı 12’ydi. O, ev sahibi Hz. Es’ad(ra) ile birlikte ev ev dolaştı, insanlara İslam’ı anlattı. Medineliler, ona “Mekkeli Genç, Mekkeli Davetçi” diyorlar, onun dişleri arasından dökülen hak sözlere doğru cesaretle yol alıyorlardı.


Bu arada küfür de boş durmuyordu, Hz. Mus’ab(ra)’ın gençleri yoldan çıkardığına, onları tek tek babalarının dininden döndürdüğüne dair haberler Medine’ye yayılıyordu. Medine’nin ileri gelenleri kızgındı, bu duruma göz yummak istemiyorlardı. Ancak onlar Mekke müşrikleri kadar inatçı değillerdi, İslam’ı dinlemeleri durumunda kalpleri yumuşayacak ve Müslüman olacaklardı.

İnsanın içinde onu kötülüğe götüren bir yapı olduğu gibi onu hayra götüren bir yapı da vardır. İnsan kimi kötülükleri duyduğunda kendine hakim olamayıp o kötülüğe doğru koştuğu gibi kimi iyilikleri duyduğunda da kendini aşıp o iyiliğe doğru koşar. Aramızda beklemediğimiz bir iyilikte bulunup da ona sen bu iyiliği nasıl yaptın dediğimiz ve ondan “Nasıl olduğunu ben de bilmiyorum, bir anda içimden geldi de yaptım.”diyen insanların varlığı bunun en güzel kanıtıdır. Bu durum insanın içinde bir savunma mekanizması geliştirmiş, iyi insan nasıl ki kötülükten etkilenmemek için kötü sözden kaçınıyorsa kötü insan da iyilik yapmamak için iyi sözler dinlemekten kaçınır, bu sözleri dinlersem etkilenirim, en iyisi buradan uzaklaşmaktır, der. Davetçinin bu savunmayı aşıp sözünü karşısındakine bir şekilde dinletmeye çalışması gerekir.


Bir de insanı dışarıdan iyilikten uzaklaştıranlar vardır. İyi veya kötü niyetle kimi insanlar birbirlerini iyi sözlerden uzak tutarlar. Bu sözleri sakın dinleme, sonra etkilenirsin, derler; bir bakıma birbirlerini hakka karşı savunurlar. Cahil insanlara yönelik vaaz ve nasihat çalışmalarında bazılarının birbirlerine “Hocayı çok dinlemeyelim, sonra etkileniriz de sofi oluruz, sakal bile bırakırız” demeleri ve vaaz ortamından uzaklaşmaları bu tür bir savunmadır. Davetçi, bu şer savunmayı aşmak için de çaba göstermek zorundadır.

Hz. Mus’ab(ra), Medine’de bu iki savunmayı da aşmış, sözünü en iyi şekilde insanlara ulaştırmayı başarmıştır. Bütün meşru yolları deneyerek, gerektiğinde öfkesine hakim olarak Medine insanına Mekke’den getirdiği emaneti ulaştırmayı bilmiştir.




Hz. Esad, Hz. Musab ile beraber Züferoğulları bahçesinde bazı müminlere İslamı öğretiyordu. Onların buraya geldiğini duyan kabile reislerinden Useyd b. Hudayr ve Sa'd b. Muaz, durumlarından rahatsız oldular ve onları engellemek istediler. Bunun için Sad, Useyd’e ricada bulundu ve gidip onları engellemelerini, oradan kovmalarını istedi.

Useyd, kargısını alarak Hz.Musab’ın bulunduğu yere kızgın bir şekilde vardı ve ikisinin üzerine yürüdü. Onlara:

“Sizi bize getiren nedir? Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız? Sen şu yabancı, kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını batıl ile bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin? Senin bundan sonra çevremizde bir daha bir şey yaptığını görmeyeyim! Eğer hayatınız size lazımsa, hemen buradan ayrılın!” dedi. Hz.Mus'ab b. Umeyr, ona:

“Biraz oturup, söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı?” dedi. Useyd b. Hudayr:

“Yerinde bir söz söyledin!” dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu. Hz.Musab (ra), ona İslam’ı anlattı ve Kur'ân-ı Kerim okudu. Useyd b. Hudayr, Hz.Mus'ab’ı dinledikten sonra yumuşamaya başladı ve Kur’an-ı Kerim hakında gayri ihtiyari olarak:

“Bu, ne kadar güzel, ne kadar yüce söz! Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız?” dedi. Hz. Mus'ab:

“Gusledip temizlenirsin! Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin! Sonra da namaz kılarsın!” dedi. Useyd, istenileni yaptı ve oracıkta İslam ile şereflendi. Sonra onlara:

“Gerimde bir adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa'd b. Muaz'dır! Ben şimdi onu size gönderirim!” dedi. Mızrağını alıp Sa'd b. Muaz ve kavminin yanına döndü. Onlar, bir araya toplanmış, oturuyorlardı. Useyd b. Hudayr gelirken, Sa'd b. Muaz ona bakınca:

“Allah'a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!” dedi.

Useyd b. Hudayr, toplantı yerine varınca, Sa'd b. Muaz, ona ne yaptığını sorunca, Usayd (ra) ona:

“O iki adamla konuştum. VAllahi, ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiy ve men ettim. Onlar da, ‘Biz senin istediğini yaparız!’ dediler. Bana haber verildiğine göre; Harise oğulları, Es'ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu olduğunu bildik¬leri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş!” dedi. Sa'd b. Muaz, Harise oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı ve:

“VAllahi, sende beni tatmin edecek bir şey göremedim!” dedikten sonra, Es'ad b. Zürâre ile Mus'ab b. Umeyr'e doğru ilerledi. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es'ad b. Zürare'ye:

“Ey Ebu Ümâme! VAllahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın! Siz bizim hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız? Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlerimize, zayıflarımızın inançlarını batıl şeylerle bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin? Sizin bundan sonra çevremizde bir daha bir şey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı. Mus'ab b. Umeyr, ona:

“Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? dedi. Sa'd b. Muaz:

“Yerinde bir söz söyledin!” dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus'ab b. Umeyr ona İslâmı anlattı ve Kuran-ı Kerim okudu. Sa’d b.Muaz, Kur'ân-ı Kerim’i dinleyince:

“Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim bir şeyi dinledim. Siz bu dine girdiğiniz zaman ne yaparsınız?” diye sordu. Hz.Mus'ab:

“Gusleder, temizlenirsin, hak şehadetiyle şehadet getirirsin! Sonra da, iki rekât namaz kılarsın!” dedi. Sa'd b. Muaz istenilenleri yaptı ve oracıkta İslam’a teslim oldu. Sonra mızrağını alıp kavminin toplantı yerine doğru gitti. Sa'd b. Muaz, onlara varıp durdu ve:

“Ey Abduleşhel oğulları! Benim aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz?” diye sordu. Abduleşhel oğulları: “Sen bizim seyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en uğurlumuzsun!” dediler. Bunun üzerine, Sa'd b. Muaz:

“Siz Allah'a ve Resulüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!” dedi. Neticede akşama varmadan kavmi tamamıyla Müslüman oldu.


Sa'd b. Muaz, Müslüman olunca da, Mus'ab b. Umeyr ile Es'ad b. Zürâre'yi kendi evine götürüp İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi. Artık Yesrib şehrinin eşraflarından Sa’d b.Muaz (ra)’ın evi davet merkezi oldu. Çalışmalar buradan koordine edilmeye başlandı. Gayretli ve ihlâslı çalışmaların neticesinde kısa sürede Yesrib’in evlerinin tümüne İslam girdi.


Mus’ab, Namaz kılacakları zaman imamları, ihtilaf ettikleri zaman hakemleri olur. Hz. Peygamber’in izniyle İslâm tarihinin ilk Cuma namazını kıldırır Sa’d bin Hayseme’nin evinde.
Bir yıl sonra Mekke'ye, hac mevsiminde yanında yetmiş kişi ile gelen Mus'ab b. Umeyr, Hz. Peygamber (s.a.s)'e İslâm'ın Medine'deki hızlı yayılışının müjdesini verirken şöyle demişti: "İslâm'ın girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı."

Hz. Peygamber (s.a.s)'in yanında iki ay kadar kalan Mus'ab b. Umeyr, Hicretten on iki gün önce Medine'ye vardı. Hz. Peygamber (s.a.s) onu Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a) ve Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a) ile kardeş ilan etmişti (İbn Sa'd a.g.e., III, 120).
Bedir savaşında muhacirlerin sancağı onun elindeydi. "Rasûlullah'ın bayraktarı" olarak ün yapmıştı. Uhud savaşında da sancak yine onun elindeydi. Savaş esnasında müslümanların gerilediğini gören Mus'ab b. Umeyr, atını sağa sola doğru sürüyor ve yüksek sesle şu ayeti okuyordu: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir" (Alu İmrân, 3/144). Bu ayetin Uhud gününe kadar nazil olmadığı ve o gün giderildiği rivayeti, Hz. Mus'ab'ın Allah katındaki değerini ifade eder (İbn Sa'd, a.g.e., III,120,121). Uhud Gazvesinde İslâm ordusunun sancağını taşıyan Mus'ab b. Umeyr'in önce sağ kolu İbni Kamia tarafından kesildi. Hemen sancağı sol eline alarak savaşa devam etti. Fakat ardından sol eli de kesildi. Bu defa vücuduyla sancağa sımsıkı sarıldı ve yukarıdaki ayeti okumaya devam etti. Sonunda müşriklerin bir mızrak darbesiyle şehid oldu. Sancağı hemen Suveybit b. Sa'd ve Ebû'r-Rûm b. Umeyr adlı sahabiler aldılar.
Hz. Mus'ab şehid olarak yerde yatarken, günün sonlarına doğru, Hz. Peygamber (s.a.s) Mus'ab'ı elinde sancakla gördü ve "İleriye git ey Mus'ab!" diye emretti. Fakat o kişi geri dönerek "Ben Mus'ab değilim" deyince Hz. Peygamber onun Mus'ab kılığında savaşan Allah'ın meleklerinden biri olduğunu anladı (İbn Sa'd, a.g.e., II, 121).


Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye verdi.

Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresi 23. ayetti okudu:

"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:

- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.

Selâm vereceklerdir

Daha sonra yanındakilere dönüp;

- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.

Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.

Habbâb bin Eret der ki:

Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:

- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.

...
Hz.Musab (ra) ilk davet öğretmeni olma şerefine nail olmuştur. Kendisi, gelişi güzel bir tercih değildi. O bu işe ehil olması hasebiyle Sevgili Peygamberimiz tarafından görevlendirilmişti. Kendisi, o kadar güzeldi ki, simaen Peygamber-i Zişan’a benziyordu. Ayrıca ailesinin tüm zenginlik ve ihtişamını bırakıp ilk inananlardan oldu. Daru’l Erkam medresesinin has öğrencilerinden olup teşkilatçı bir kişiliğe sahipti. En önemlisi de güzel ve latif bir ahlakı mevcuttu. İşte tüm bu özellikler, bizlere davetçinin nasıl olması gerektiğini resmediyor. Onun davetçi kişiliğini yukarıdaki örneklerden de gördük. Hz. Peygamberin ilk tayin ettiği davetçi öğretmenin kişiliği ve pratiği tarih boyunca tüm davetçilere örnek olmalıdır.

Davet misyonunu yüklenenler, İslam’ın ahlakıyla davet etmelidirler. Davetçi, herkesten ziyade hikmeti kullanabilmelidir. Çoğu zaman baskı ve hakarete maruz kalabilirler; ama onlar, bunu en güzel şekilde savabilmelidirler. Hatta en muannit saldırganın bile hidayeti için uğraşmalıdır. Bilmelidir ki, hidayet Allah’tandır. O dilerse O’nun eliyle hidayet nasip eder.

Bazen davetçiler fıtraten sert mizaçlı olurlar. Bu dava ahlakı haline gelmemelidir. Onlardaki bu sertlik İslam’ın terbiye ve ahlakıyla kontrol altına alınmalı ve yerinde kullanılmalıdır. Yoksa İslami bir davet misyonuna sahip olduğu halde örfi ahlakın yansıması olarak sert mizacını davaya ve davet işlerine karıştıracak olursa bu kişiliğe sahip kişiler davaya zarar verirler. Bu nedenle kendi ahlaki yapılarını düzeltemeyenler; davet misyonuna soyunmamalıdırlar. Bunun yerine mizacına uygun olarak istihdam edilmelidirler.

Hz.Musab (ra)’ın davetçi olarak seçilmesindeki hassasiyetleri görmek gerekir. Buna göre her davetçi kendini gözden geçirmelidir. Israrla istenilen letafet ve hikmete sahip olmak için uğraşmalıdır.

Toplumun içindeki halk önder ve liderlerinin ne kadar büyük bir tesire sahip olduğunu görüyoruz. Bu nedenle her davetçi, başta kendi aile ve kabilesinin reisi ve söz sahibi olabilmesi için gerekli gayret ve çabayı göstermelidir. Çünkü İslam’ın davetçileri herkesten ziyade buna layıktır ve herkesten daha iyi bunu becerebilirler. Bunun dışında toplumda bu kişiliğe sahip olan şahsiyetlerin de kazanılması için uğraş verilmelidir. Bunların etki ve tesirleriyle davet işleri daha iyi sonuçlar alabilir.


21 Yüzyilda Mus´ab olmak...

Canimiz, malimiz, annemiz, babamiz sana feda olsun ya rasulAllah sözünü caglar ötesinden bu güne tasimak... anadan, yardan, serden gecmek, Mus´ab gibi... satafatli ve lüks bir hayati geride birakmak...adimlamak, yürümek, kosmak sonsuz ummana dogru, Nehir olmak, cosmak, caglamak, aramak ve bulmak... bulmak ve nihayetinde olmak, dosdogru olmak, Mus´ab gibi...

Musab olmak... depresyonlarin, sikintilarin, bosluklarin,manevi huzursuzluklarin kol gezdigi su cagimizda "islam"i kesfetmek, cogumuz icin yeniden müserreflenmek olmayacak ama, yaniden kesfetmek, yeniden aydinlanmak islamin nuruyla, yeniden kalplere huzuru, ferahi, davet etmek, aydinligin kalblerimize süzülmesine izin vermek yeniden, tüm kara lekeleri gözyasiyla yikamak, ve yeniden baslamak hayata. Bütün cilelere, sikintilara, ragmen, direnmek, vacgecmemek, taviz vermemek...


Hâsılı sahabeler, gözlerimizin nuru Sevgili Peygamberimizi kendilerine tüm işleri için örnek edinmeleri sebebiyle güzel işler yaptılar. Bizler de hem O büyük zatı ve hem de o semadaki yıldızlar gibi olan Ashab-ı Kiramı örnek edinirsek inşAllah güzel sonuçlara ulaşırız. Rabbimizden tevfik ve inayet dileriz.

Derleme: Kuranehli
 
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4511


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #1 : 10 Kasım 2009, 09:59:47 »

kalemine sağlık Allah razı olsun

mus'ab ta olan teslimiyet bana hz ibrahim'in teslimiyetini hatırlatır. peygamberimiz s.a.v onu medineye gönderdiğinde mus'ab medinede beni kim karşılayacak, beni tehlikelere karşı koruyacak kollayacak biri var mı? kiminle ben bu davayı anlatacağım. herhangi bir dernek veya bir kuruluş yada himayesine gireceğim biri varmı yokmu die sormadan kabul etti. tevekkeltu alAllah diyerek. adeta bugün kü davetçilere bi ışık oldu. siz davanızı götürün beldelere şehirlere köylere hidayet Allah' tandır. O yardım edecektir.
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #2 : 10 Kasım 2009, 10:03:18 »

Okuyan gözlerine sağlık...

değerli yorumun için teşekkürler abi...

Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
cihanyar
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16


« Yanıtla #3 : 28 Aralık 2009, 22:42:41 »

musab olmak anadan babadan şatafatlı hayattan vazgeçmek
hicret etmek Allah rasulünün duasına mazhar olmak bundan büyük bir sevda varmıdır
rabbim onlara komşu olmayı nasip etsin emeğine sağlık selam ve dua ile
Moderatöre Bildir   Logged
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #4 : 01 Ocak 2010, 08:51:05 »

Allah razı olsun. inş. mus'b gibi davetçilerden oluruz
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
cihanyar
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16


« Yanıtla #5 : 01 Ocak 2010, 16:23:35 »

amin kardeşim amin selam ve dua ile
Moderatöre Bildir   Logged
hicr@n
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 79


Birgün gelir kavuşuruz..Özgürlüğün Gölgesinde!


« Yanıtla #6 : 29 Nisan 2010, 18:42:48 »

O Mus'ab ki, sarışın kumun sıcağında, ayağı değdiği yeri yeşerten bir çöl çiçeğiydi
Güneşin yardımcılarıydı onlar
Öyle ki, dâvam deyip anadan, yardan, serden geçtiler,
Şehadet şerbetini tebessümlerle içtiler
Allah razı olsun, tekrar hatırlamamıza vesile oldunuz...

Selametle...
Moderatöre Bildir   Logged

Beni vurdular ihanet kokan bir şehrin karanlık akşamlarında baba
dünya seninle baktığım yer değil
gurbet yalnız senden uzaklar değil
dünya saç diplerimde çürüyen
gurbet kendimi kendimden savurduğum yermiş baba...
seleme
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 60



« Yanıtla #7 : 08 Mayıs 2010, 18:08:57 »

o islamın mübarek öğretmeni  Allah bizlerede ondaki azmin ondaki cesaretin ondaki mücadelenin birazını bize versin Rabbim cennetinde bizlere onunla olmayı nasip eylesin  Cry Cry Cry
Moderatöre Bildir   Logged

Ey Rahmeti Bol Padişah Cürmüm İle Geldim Sana!
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1437


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« Yanıtla #8 : 11 Mayıs 2010, 08:51:03 »

Allah cümlemizden razı olsun...

amin inş.
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Allah’A İMAN ETMENİN İLK ŞARTI : TAĞUT’UN REDDEDİLMESİ İslami Hayat Tarzı MERXAS 1 187 Son Mesaj 19 Mayıs 2008, 11:26:08
Gönderen: MERXAS
Davetçi Kardeşlerime Mektup Serbest Bölüm Yusufça 0 110 Son Mesaj 18 Ağustos 2009, 12:57:16
Gönderen: Yusufça
HİZBÜ’L-ENVÂRİ’L-HAKAİKU’N-NÛRİYE’DEN Dua penceresi seriyye 1 186 Son Mesaj 02 Eylül 2009, 23:40:12
Gönderen: seriyye
Dinle Ey Davetçi ! İslami Hayat Tarzı kudus 1 172 Son Mesaj 07 Eylül 2009, 21:37:20
Gönderen: seriyye
Kur’an ayında hayatı Kur’an’la nurlandırmak Ramazan-ı Şerif seriyye 1 99 Son Mesaj 09 Eylül 2009, 21:26:30
Gönderen: harras
Venezuela’dan ABD’ye : İran’ı karıştırma Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 135 Son Mesaj 31 Aralık 2009, 07:32:41
Gönderen: musabbinumeyr29
Dinlerarası Diyalog’un Hedefi İslâm’ın Sahih Söylemini Bulandırmaktır İslami Hayat Tarzı Le_Nasbirenne 0 170 Son Mesaj 20 Nisan 2010, 21:30:21
Gönderen: Le_Nasbirenne