0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: DAVETİ TAŞIMADA SEBAT GÖSTERMEK  (Okunma Sayısı 133 defa)
EBU_HUZEYFA
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


« : 13 Eylül 2009, 18:26:25 »

DAVETİ TAŞIMADA SEBAT GÖSTERMEK

Mahmud Abdullatif UVEYDA

 
"Daveti Taşıma" kavramı "davet" ve "taşıma" kelimelerinin bir arada kullanılmasın¬dan meydana gelmektedir. "Taşıma" yada "yük¬lenme" bir eylem, "davet" ise bir başka eylem¬dir. Davet, şer’î hüküm-lerin ve düşüncelerin bütünüdür, İslâm’ın tamamıdır. Taşımak ise teb¬liğ etmek demektir. Yani düşünce-lerin ve şer’î hükümlerin insanlara tebliğ edilmesi demektir. Davetin taşınması, nebilerin, Rasüllerin ve on¬lara tabi olanların yaptıkları bir amel olduğu gibi, davetin taşınması  da çok yüce ve değerli bir amel-dir. Bir başka ifade ile daveti taşımak, farz¬ların en büyüğüdür. Hatta, şer’î farzların tama¬mının ancak kendisiyle tamamlandığı bir farzdır.
Müslüman, farzları yerine getirmekle ve terk etmemekle emrolunmuştur. Müslüman, mutlak ola-rak farzları yerine getirmek zorunda¬dır. Aksi takdirde günahkar olur. Farzları yerine getirmede sebat göstermek de, şüphesiz kesin emredilen görevlerden bir tanesidir ve daveti ta¬şımak da böyledir. Daveti taşıma fiilinin, kendisi farz olduğu gibi bu fiilde sebat göstermek de va¬ciptir. Daveti taşımada sebat gös-termenin vacip olduğunu söylediğimizde bu, sebatın her iki ey¬lemin; taşıma ve davet eylemlerinin bir-likte ye¬rine getirilmesi anlamına geldiğini söylemek istiyoruz. Yani şer’î hükümler ve düşünceler bü¬tünlüğünde bunlara sımsıkı sarılmak ve korun¬masında sebat göstermek vaciptir. Çünkü bunlar haktır ve Allah katından gelmiştir. Bunların dı¬şındakiler batıldır, Allah katından olmadığı gibi davet de İslâm da sayılmaz. Davet taşıyıcısı, şartlar ve durumlar neyi gerektirirse gerektirsin, ne kadar zorluklar bulunursa bulunsun düşün¬celer bütünlüğünü ve şer’î hükümleri tebliğde durmaması lazımdır. Aksi takdirde bu dü-şünceler bütünlüğünün ve şer’î hükümlerin tebliğ edilmesi terk edilmiş, Allah (cc) da kızdırılmış olur. Sebat göstermek, davette gerektiği gibi daveti taşırken de gereklidir. Bunlardan yalnızca birisine karşı sebat göstermesinden dolayı müslümana üs¬tünlük yoktur. Daha doğrusu bunlardan yalnızca birisinde sebat gösteren müslümanda hayır yoktur. Her ikisine karşı sebat göstermeyen müslümana ise yazıklar olsun, çünkü onun akibeti cehennemdir ki o, ne kötü bir sonuçtur.
İslâm’ın ve davetin düşmanları, davette sebat gösterilmesini baltalamak için gösterdikleri uğraşın, çabanın aynısını, taşıma eylemini bal¬talamak için de göstermektedirler. Davette se¬bat göstermeyi balta-lamak isteyenler; buna bir¬takım şeyleri yaftalayarak, küfür fikirlerini ve hükümlerini sokarak çalışmakta ve uğraşmakta¬dırlar. Örneğin küfür nizamı olmasına rağmen İslâm davetine ve İslâm’a, demokrasiyi, "hürri¬yetler" fikrini, küfür hükmü olmasına rağmen "Sosyal Adalet" kavramını sokmaktalar ve böy¬lece de müslümanları; dinlerinde kargaşaya dü¬şürmek, hak ile batıl, Allah katından olanlarla beşer tarafından olanlar arasında ayırım yapamaz hale getirmek istiyorlar. Böylelikle da¬vet taşıyıcılarını, davetlerinde ifsad etmek, müslümanların ve davet taşıyıcılarının dinlerinde ve davetlerinde sebatlarını yok etmek is-tiyorlar. Bu özellik, ta işin başından bu yana İslâm düş¬manlarının yapageldikleri işlerdendir.
"Güçleri yeterse dininizden döndü¬rünceye kadar sizinle savaşa devam eder¬ler…" (Bakara Su-resi: 2/217)
Bu nedenle davet taşıyıcılarının, davetle¬rinde sebat göstermeleri, İslâm’ın ve davetin düşmanları-nın bu türden çabalarını reddetmeleri, boşa çıkartmaları, şer’î hükümlerin ve İslâmi fi¬kirlerin tümüne sımsıkı sarılmaları, bunların dı¬şındakileri kabul etmemeleri ve böylece de İslâmi düşüncelerin ve hü-kümlerin, olduğu gibi, tertemiz kalmasını sağlamaları gerekir. İdeolo¬jide sebat göstermek, akideye sım-sıkı sarılmak, bununla ilgili düşünceleri ve şer’î hükümleri mu¬hafaza etmek, bunların dışındakileri oldu-ğu gibi reddetmek, davetin ve İslâm’ın düşmanlarının çabalarını boşa çıkarır ve tuzaklarını tepelerine indirir.
Daveti taşımada sebat göstermeye ge¬lince: Düşmanlar, davet taşıyıcılarını ve daveti taşımada se-bat göstererek sürekliliği sağlayan¬ları susturmak için; daveti taşıyanları tutukla¬makta, hapishanelere doldurmakta, sopalarla kamçılarla dövmekte, rızıklarını keserek hatta boyunlarını kırarak savaşmakta, her fırsatta ve her yerde savaş ilan etmektedir. Daveti taşı¬makta kim fitneye düşerse, fitneye düşürülmüş olur. Kim de düşmanlarının talebine icabet ede¬rek daveti terk edecek olursa; kaybetmiş, fitne¬cilerin, da-vete ve İslâm’a düşmanlık yapan al¬çakların isteklerini gerçekleştirmiş olur.
Allah Subhanehu, daveti taşımada sebat gösterilmemesine karşı bizleri şiddetle uyar¬makta ve şöy-le buyurmaktadır:
"(Ey Muhammed!) Seni sana vahyet-tiğimizden ayırıp başka bir şeyi bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler. Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki az da olsa onlara meyledecektin. O takdirde sana hayatın da ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın." (İsra Suresi:17/73-75)
Bu ayette, Mekke kafirlerine yönelerek, onların isteklerinin bir kısmına olsun olumlu ce¬vap vere-rek risaletle ile ilgili düşüncelerden ve hükümlerden diğer bir ifade ile davetten birazcık olsun yüz çevi-recek veya fitneye düşecek olsaydı Rasulullah (sav)’ın hem dünya azabının hem de ahiret azabının kat kat artırılacağı yönünde şid¬detli bir uyarı yer almaktadır. Aynı türden bir uyarı bir başka surede şöyle i-fade edilmektedir:
"Eğer (Muhammed) bize karşı ona (Kur’an’a) bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kuvvetle yaka-lardık; sonra onun şah dama¬rını koparırdık. Hiçbiriniz de onu koruya¬mazdınız." (Hakka Suresi: 69/43-47)
Bu ayette de, Allah’ın dininde olmayan bir şeyi bu dine sokanları, Allah’ın söylemediği bir şeyi söylemiş gibi göstererek davetle oynayan¬ları; Allah’ın zelil kılacağına, öldüreceğine ve bu hususta da hiç kimseden yardım alamayacakla¬rına dair şiddetli bir uyarı yer almaktadır. Her iki ayette de yer alan bu denli şiddetli uyarı, davet taşıyıcılarını hedef almaktadır. Davet taşıyıcıları, şartlar ve durumlar ne o-lursa olsun, ne kadar engeller bulunursa bulunsun, İslâm’a ve davete düşman olanların isteklerine icabet ederek on¬lara yönelecek olurlarsa, onlara yağcılık yapar¬larsa; küfür fikirlerinin, hükümlerinin ve işaret¬lerinin sahteliğini, Allah’ın şeriatına muhalefetini ve onların Allah’ın dinine karşı inatlaşmalarını açıkça ortaya koyarak eleştirme farzını terk ederlerse; onların İslâm’a ve müslümanlara karşı hazırlamış olduk-ları planları ve tuzakları keşfetmeyi durdururlarsa; onların yaptıkları fiil¬lere razı olurlar ve kabul eder-lerse; onların zu¬lümlerini ikrar ederler ve onları suçsuz sayar¬larsa; İslâm düşüncelerinin ve hükümleri-nin çağa uygun olmadığı ithamlarına sessiz kalır¬larsa; onların isteklerine icabet ederek falan dü¬şünce veya falan hüküm doğru değildir deyip onların iradelerine boyun eğerlerse; hem davetle ilgili bu düşün-celer ve hükümler bütününü bı¬rakmış, dolayısıyla da Allah’ın öfkesinin muha¬tabı olmuş, hem de fitneye düşmüş olurlar. Tek bir hüküm veya fikirde fitneye düşürülmeleri ile birden fazla hükümde veya fikirde fitneye dü¬şürülmeleri arasında herhangi bir fark yoktur. Zira bunların hepsi, birer fitne ve fitneye düşü¬rücü bir unsur olup, Allah korusun sahibinin dünyada ve ahirette kat kat azaba maruz kal¬masını gerekti-rir.
İşte daveti taşıyan, tutuklanması halinde bu türden fitnelerle karşı karşıya olup düşman¬larından şu şeyleri duyacaktır:
1- İnandığı düşüncelerin ve hükümlerin birtakım şeylerle itham edilmesi, batıl yollarlarla çehresi-nin değiştirilmesi, güvenini sarsmak ve şüpheye düşürmek için yalanlanması, bozukluğu ve hür türlü a-yıbı ortada iken, kendi düşüncele¬rinin ve fikirlerinin övülmesi ve İslâm’ın, bunlara büründürülmesi. Bü-tün bunlar, daveti taşıyanı dininde ve davetinde kargaşaya düşürmek ve davetten uzaklaştırmak için ya-pılacaktır. Öyleyse daveti taşıyan, bu türden fitnelerle karşılaş¬maktan sakınmalı ve kendisini davası uğ-runda feda etmeye hazırla¬malıdır. Daveti taşı¬yan, da¬vette sebat göstermez, akidesine sımsıkı sarılmaz, şer’î hükümlerin ve dü¬şüncelerin te¬mizliğini korumaya özen gös-termez, bunların bir kısmından dahi ol-sa vazgeçmeyi veya olmayan bir şeyi ilave et¬meyi kabul ederse; dünya ve ahiret azabından kat kat hafif olan, düşmanların bildikleri ve kul¬landıkları fiziki ve psikolojik iş¬kencenin her tür¬lüsü karşısında sapar, haktan uzaklaşır ve gü¬naha düşer.
Mekke halkı, Rasulullah (sav)’i bir bütün olarak davetin tamamından veya bir kısmından uzaklaş-tırmaya çalıştıkları gibi, davetini taşıma¬daki sebatlılıktan vazgeçirmeye de çalışmışlar; bu uğurda yapa-bildikleri her türlü çabayı ortaya koymuşlar; mal, mülk, şeref ve makam önerile¬rinde bulunarak O'nunla pazarlıklar yapmışlardı. Bunların tamamı, daveti taşıyanları, ilahlarını kötülemekten, dinlerini ve akılla-rını küçümse¬mekten vazgeçirebilecekleri ümidi ile her zaman ve her yerde, İslâm düşmanlarının kullan-dıkları silahlardandır. Fakat Rasulullah (sav) bunların bu türden isteklerinden şiddetle kaçınmış, daveti taşımada ve Rabbinin dinini insanlara tebliğ et¬mede sahip olduğu ideolojik tavrını korumuştur. Konu ile ilgili olarak İbni Hişam, Siyretinde Mu¬hammed el-Kurazi'den şunları rivayet etmekte¬dir:
"Utbe b. Rabia, Rasulullah (sav)'a yöneldi ve onun yanında oturdu ve şöyle dedi: Ey kar¬deşimin oğlu! Kabilemiz içinde bizim katımızda ne derece şerefli olduğunu, nesep yönüyle hangi mertebede ol-duğunu biliyorsun. Sen kavmine öyle büyük bir iş getirdin ki, onların toplulukla¬rını dağıttın, onları ha-yal kırıklığına uğrattın, ge¬tirdiğinle onların ilahlarını ve dinlerini ayıp¬ladın, atalarını tekfir ettin. Beni iyi dinle! Sana bir takım önerilerim olacak, belki bunların bir kısmını kabul edersin. Rasulullah (sav) bunun üzerine ona:
- Söyle bakalım, ey Eba Velid seni dinliyorum, dedi. Ebu Velid dedi ki:
- Ey kardeşimin oğlu! Eğer sen, getirmiş olduğun şeyle mal elde etmek istiyorsan, bizim en zengi-nimiz oluncaya kadar sana kendi malla¬rımızdan toplayalım. Eğer bununla şeref istiyorsan, bu işte sen herkesten üstün oluncaya kadar seni yüceltelim, eğer başımıza yönetici olmak istiyorsan seni başımıza yönetici yapalım. Eğer bu iş, bizim göremeyip de senin gördüğün bir cinniden kaynaklanıyorsa ve ken-dini de bun¬dan koruyamıyorsan seni iyileştirmek için ge¬rektiği kadar para harcayalım da senin için bir doktor çağıralım. Bazen cinler insanlara üstün geliyor ve bu nedenle de tedavi olmak gerekiyor. Ebu'l Velid konuşmasını henüz bitirmişti ki Rasulullah söze girerek ona: Sözünü bitirdin mi Ebu'l Velid?
- Evet.
- Öyleyse şimdi de beni iyi dinle, dedi ve Fussilet suresini okumaya başladı:
"Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Ha mim. Bu kitap, esirgeyen ve ba¬ğışlayan nez-dinden indirilmiştir. Öyle bir kitaptır ki, bilen bir kavim için ayetleri uzun uzun açıklanmış Arap-ça bir Kur'an'dır. Müj¬deci ve uyarıcı olarak. Ama onların çoğu yüz çevirmiştir. Onların çoğu işitmezler. Ve dediler ki, bizi çağırdığın şeye karşı kalple¬rimiz kapalıdır…"
Bu esnada Ebu'l Velid, elleri arkasında bekliyordu. Rasulullah (sav) okumasını secde ayetine ka-dar sürdürdü ve ardından da secde etti. Sonra da Ebu'l Velid'e dönerek:
- Okuduklarımı işittin. İşte sen ve işte onlar, dedi."
Yine siyrette Rasulullah (sav)’ın şu meş¬hur sözü yer almaktadır: "Allah'a yemin olsun ki, onlar; bu işten vazgeçmem için sağ elime güneşi sol elime de ay’ı verseler, Al¬lah zafere kavuşturuncaya ya da ben bu uğurda helak oluncaya kadar ben bu dava¬dan vazgeçmem."
Taberani'nin Misved b. Mervan yoluyla ri¬vayet ettiği ve İbni Kesir'in de el-Bidaye ve'n Nihayesinde yer verdiği bir başka meşhur ifade de şudur:
"Kureyş ne zannediyor. Allah'a yemin olsun ki, Allah beni muzaffer kılıncaya ya da bu baş bu vücuttan ayrılıncaya kadar gönderildiğim şey uğrunda cihad etmeye devam edeceğim."
İşte daveti taşıyan kimse, davetten vaz¬geçmesi, daveti taşımayı terk etmesi için sürekli olarak bu türden karşı koymalarla, tepkilerle yüz yüze gelecektir. Bazen ona büyük miktarlarda parasal yardımlar, bazen yüksek makam ve mevkiler teklif edilir. Eğer bunda başarılı ola¬mazlarsa ve daveti taşıyan, daveti taşımadaki sebatlılığını sürdürürse, bu defa da vücuduna iş¬kence yapmaya yeltenirler; fiziksel ve psiko-lojik yöntemleri ve teknikleri kullanarak, üzerinde iş¬kencenin her türlüsünü uygularlar; yıllarca ha¬pishanelerde tutarlar. Bu durumda kim zayıf olursa, Allah’ın azabına ve öfkesine aldırmadan onların is-teklerine icabet eder. Kim de sebat ederse, kurtulur ve başarır; Allah katında yüksek derecelere nail olur.
Davette sebat göstermek, yani daveti taşıyanın, taşımakla ve insanları davet et¬mekle yüküm-lü olduğu şer’î hükümlerin ve düşüncelerin tümünde sebat göstermesi, yerine getirilmesi farz olan büyük bir iştir ve bunun için daveti taşıyanın var olan gü¬cünü tamamıyla harcaması gereklidir. Şer’î hükmün veya düşüncelerin dışında tek bir hük¬mün veya düşüncenin bile taşınması kesinlikle caiz değildir. Her ne kadar yöneticilerin istekle¬rine göre hareket eden bir takım alimler ya da fakihler, kafir-ler ve onların uşaklarının koymuş oldukları yöntemlere göre hükümleri inceleyerek müslümanları sahih bir İslâmi anlayıştan ve hak dinlerinden uzaklaştırmak için Şer’î hükümleri veya düşünceleri, İslâm’ın ve davetin düşmanla¬rını sevindirecek olan Allah’ın şeriatından olma¬yan batıl ve bozuk düşünceler ve hükümlerle ilişkilendirseler de böyle davranmak kesinlikle doğru değildir. Zor ya da ağır da olsa, lügatlarında bulunan her türlü pisliği, suçlamayı ve karalamayı atmaya kalkışsalar da zafer, hak üzere sebat göstermekle gerçekleşir. Hele hele türlü iletişim araçları ile insanların akıllarının çe¬lindiği, batılın hak olarak gösterildiği ve fesadın kurtuluş reçetesi olarak sunulduğu günümüzde hakka tabi olmak elbet-te ki en doğru olan hare¬kettir.
Rasulullah (sav) hem davette hem de da¬vetin taşınmasında sebat gösterdiği gibi, saha¬beler de -Allah onların hepsinden razı olsun- se¬bat göstermişlerdir. Bununla ilgili sayılamayacak kadar çok sayıda meşhur örnekler vardır. Bilal'in Mekke'nin kızgın çöllerinde işkence görürken hak üzere sebat gösterme-si, Ammar’ın anne ve baba¬sının gördükleri işkence karşısında sabretmeleri, bu örneklerden yalnızca bir kaçını oluşturmakta¬dır. Günümüzün davet taşıyıcıları da, Rasulullah'ın ashabına muhalefet etmeden da-veti taşımaları, onları hatırlamaları ve onların hayat¬larına dönmeleri, hak üzere sebat göstererek ve Al-lah’ın zaferi gelinceye kadar da buna devam ederek tarihlerini yenilemeleri gerekir.



Moderatöre Bildir   Logged

Eğer Rasulullah’a (s.a.v) yardımdan geri kalırsak analarımız bizi yitirsin!

Şeyh Usame Bin Laden (Hafizahullah) - Avrupaya Mesaj
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
DAVETİ TASIMADA SEBAT GOSTERMEK Tevhid Ve Akaid MERXAS 0 107 Son Mesaj 08 Haziran 2009, 16:31:57
Gönderen: MERXAS
TÜM RESULLERİN ORTAK DAVETİ Tevhid Ve Akaid EBU_HUZEYFA 3 232 Son Mesaj 25 Şubat 2010, 15:55:31
Gönderen: hamza01
Konuşmalarda helale harama titizlik göstermek İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 150 Son Mesaj 16 Haziran 2010, 09:30:42
Gönderen: MERXAS
Allah TAN SABIR VE SEBAT DİLEMEKK Kur'an-ı Kerim Genel yas gülü 0 159 Son Mesaj 19 Şubat 2011, 19:01:19
Gönderen: yas gülü
DAVETİ TAŞIYANIN KONUMU Tevhid Ve Akaid ebudüccane 9 102 Son Mesaj 28 Mart 2012, 14:27:41
Gönderen: ebudüccane
DAVAYI TAŞIMADA İHLASLI OLMAK Tevhid Ve Akaid ebudüccane 8 64 Son Mesaj 04 Nisan 2012, 09:40:47
Gönderen: ebudüccane
DAVETİ TAŞIMADA SEBAT GÖSTERMEK Tevhid Ve Akaid ebudüccane 6 77 Son Mesaj 04 Nisan 2012, 09:52:39
Gönderen: ebudüccane