0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Dersim Ve Şeyh Said  (Okunma Sayısı 127 defa)
HabiR
Ziyaretçi
« : 15 Aralık 2009, 18:39:46 »

Bu lekeli, kara tarihin açığa çıkmaması için, açığa çıktığı anda da hakkıyla anlaşılmaması için tarihi çarpıtma, tek yanlı gösterme, kendi dışındaki  herkesi vatan haini ve düşman ilan etme; hakikati açığa çıkarmaya çalışanları veya bu mevzuda konuşmaya yeltenenleri de caydırıcı yöntemlerle korkutma taktiğine başvurmuşlardır her zaman. 


 
Öyle ki herhangi bir ahlak kuralı dahi gözetme ihtiyacı hissetmemişlerdir. Karşıdaki düşmana mukavemet göstermek var olan bir gerçek buna kimse pek itiraz edemez, ancak böylesi katliamları suçlulara karşı bir önlem, bir mücadele yöntemi olarak sunmak insanlıktan nasip almamanın bariz bir örneğidir.
 
Suçluları(ünlem) etkisiz hale getirirken  kadınların, çocukların, anne karnındaki bebelerin, yaşlıların, hayvanların, köy ve meskenlerin, barınakların tümü nasibini almış,sivil insanların  üzerine bombalar yağdırılmış, Munzur ve Fırat akan kanlardan kızıla boyanmış, genç kızlar iffetlerini korumak için kendilerini bayırlardan aşağı atmış, Geliyé Zilan’da yakılan ağıtlar, stranlar günümüze dek yankılanmıştır. Bundan daha acı olanı da o katliamları yapanların isimleri adeta o insanların çektiği acılar yetmezmiş gibi yüreklerini daha da kanatmak arzusuyla o beldelere, köylere, mahallelere verilmiştir.
 
Kinlerinde öyle ileri gitmişler ki, ölüm anında tek isteği ve ricası olan insanların talebi reddedilmiş, evlatları onlardan önce asılmıştır. Hatta Şeyh Said, Said-i Nursi/Kürdi, Seyyid Rıza ve daha bir çok insanın mezarlarına dahi tahammül göstermemişlerdir. Zira biliyorlardı ki dirileri başlarına bela olduğu gibi, mezarları da onların hatıralarını canlı tutacak ve başlarına olmadık işler açacaktır. Sadece geçmiştekilerin değil, günümüzdeki uzantılarının da mezarlara,ölülere dahi saygıları yok. Aynı zihniyet aynı şekilde çeşitli versiyonlarla hala devam ediyor.
 
Tüm bu yaşananları sürekli gizlemeye, çeşitli şekillerde tevil etmeye çalıştılar. Bunu ilk izhar eden Onur Öymen oldu. Asıl sorgulanması, tepki gösterilmesi gereken bilinçaltında gizlediklerini  izhar eden Onur Öymen değil, bu olayı yapanlardır. Kim bilir belki de böyle katliamları açıkça dile getirdiği için, devletin karanlıklara gömülmüş sırlarını(ünlem) açığı çıkardığı için Onur Öymen’e kızıyorlardır. 
 
Bu sözler, Onur Öymen’in şahsi bir fikri ve düşüncesi değildir kesinlikle, bir dil sürçmesi de değildir. Taa İttihat ve Terakkiden beri bu zihniyetin temel mantığı budur. Kendisi dışındaki her şeyi ve herkesi toplu halde ayrım yapmaksızın yok etmeyi benimsemiş bir zihniyet. Tek fark içlerindeki kinin açık ve aleni olarak pervasızca dışa vurumudur.Zaten bundan dolayıdır ki parça pörçük olmuş bir milleti/ümmeti bu süreçle un ufak etmeye çalışıyorlar. Araplar, Arnavutlar ve daha bilmem kimler, bize neden yardım etmediler, bizden neden ayrıldılar,Kürtler neden  ayrılmak istiyorlar, diye sormak yerine biz neler yaptık ta bu duruma gelindi onu irdelemeleri lazım. Yazık ki bu zihniyette bunu tefekkür edecek bir akıl ve basiretin olması da hayli zor. Şeyh Said kıyamında 20-25 yaşında Türkçe bilmeyen  bir genci “sorgulamaya bile gerek yok, Türkçe bilmeyen bir adamdan zaten memlekete hayır gelmez” diyenler ile onların bugünkü savunucularından farklı bir davranış beklemek te pek mümkün değil.
 
Bunca şey yaşanmışken sürekli kafamızı kurcalayan, ne sosyolojik, ne psikolojik, ne ekonomik, ne inanç ve ne de siyasi yönden yaptığımız tüm analizlere, sorgulamalara rağmen içinden bir türlü çıkamadığımız, hep merak ettiğimiz bir mevzuyu da bu vesile ile dile getirelim. Belki olur da birileri bunun cevabını verebilir de biz bu sıkıntıdan kurtulmuş oluruz.
 
Alevilerin CHP’ye oy verme meselesi… Kendilerini katleden CHP zihniyetine senelerce koşulsuz destek vermeleri… Bir katliamın baş mimarı olan Mustafa Kemal’in resimlerinin Cemevlerinde Hz. Ali ile birlikte bulunuyor olması…Bir insan celladına ancak bu derece aşık olabilir, bir tür Stockholm sendromu… Sonsuz bir bağlılık, karşılıksız bir aşk…Korkudan ve sistemin şerrinden emin olmak için bir takkiyedir diye düşünüp işin içinden sıyrılmak ister insan ama bunu düşünmek dahi hakaret olur.
 
Kimi partilerin sağcı-milliyetçi, kiminin kendilerine “acaba” ile bakan sünni olmasından dolayı başka partilere destek vermeme nedenlerini bir nebze anlayabiliyor insan. Ama CHP’ye oy vermeleri hiçbir akıl, gerekçe ve mantıkla izah edilemez. Belki, bilindik Alevi kültürünün yok edilip inançsızlaştırma ve sosyalistleştirme neticesinde CHP ile aynı hayat tarzına dönüştürülmesi bir gerekçe olabilir, ancak yine de yeterli bir cevap olamaz. Zira o düşüncede başka partiler de var.
 
Yada daha önce üzerinde durduğumuz çarpıtılmış tarih olabilir bu desteği verme nedenleri arasında. Yani Mustafa Kemal’i, İsmet İnönü’yü  ve CHP’yi temize çıkaran söylemler… Hatta, Kemalizme iman etmesinden midir, yoksa birilerine yaranma kaygısından mıdır bilinmez Öcalan’da bu düşünce de olanların içinde yer alıyor. “Atatürk hastaydı, Dersimde olan biten her şeyden habersizdi, bu olayların kansız bitmesini arzuluyordu, daha Elazığ’a ulaşmadan ondan habersiz hukuka aykırı bir yöntem izlenerek idamlar gerçekleşti.” gibi iddialar kesinlikle doğru değildir.
 
Mustafa Kemal sürecin başından beri her şeyden haberdar, bizzat kendisinin emriyle harekat başlıyor ve sivilleri bombalamaktan başka bir meziyeti olmayan manevi kızı Sabiha Gökçen üstün başarıları(ünlem) sergiliyor, önce Elazığ’a ardından da Dersim’e gidiyor, köprü açılışına katılıyor ve askerlere başarılarından(ünlem) dolayı madalya takıyor… Zaten, “Mustafa Kemal’in yaptıklarını mı sorguluyorsunuz” veya “Atatürk’ün yaptıklarını savunmayayım mı”   diyenlerin sözlerinden de kendisinin olaya ne derece müdahil olduğu ortaya çıkıyor.
 
Mustafa Kemal’in 1936 tarihli Meclisi Açış Konuşmasından Dersim”le ilgili söyledikleri meseleye bakışını anlamak için yeterli gelir kanısındayız; “Dahili işlerimizden en mühim bir safha varsa o’da Dersim meselesidir.Dahilde bulunan işbu yarayı,bu korkunç çıbanı,ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için,hükümete tam ve geniş selahiyetler verilmelidir”.
 
Her zaman yaptıkları gibi tüm işi İnönü’ye veya Fevzi Çakmak’a yığıp öyle sorgulamak isteyenler de var. Öyle olunca daha rahat konuşabiliyorlar,zira işin içinde Mustafa Kemal oldu mu konuşamazlar. Kendisi her türlü hata(ünlem), noksanlık(ünlem) ve günahtan(ünlem) beridir. Asla yanlış yapmaz. Oysa tarih hiç te öyle demiyor.

 Dersimden dem vurup onu gündemde tutarak Şeyh Said Kıyamına değinmemek, çaktırmadan sümen altı etmeye çalışmak,hatta iki olay birlikte zikredildiği için bir nevi hakaret olarak görmek ayrıca bir garabettir. Bu durum aslında İslami kesimin ne derece zavallı durumda olduğunun da açık bir göstergesidir. Oysa Seyit Rıza ile Şeyh Said arasında birinin Sünni-Şafii ötekinin Alevi olması dışında aralarında hiçbir fark yok. İkisi de Kürt, ikisi de var olan sistemi kabullenmeyip başkaldırmış. Üstelik Şeyh Said daha açık hedeflerle yola çıkmış.Ancak Dersim katliamını dillendirip Şeyh Said kıyamında,  Geliyé Zilan katliamında sus-pus olmak İslam’a ve İslami değerlere ne derece uzak ve tahammülsüz olduklarının açık bir göstergesidir. Bugün aleviler genelde solcu-Atatürkçü oldukları için – hem solcu hem Kemalist nasıl olunur ayrıca bir muamma- sahiplenmek kolay oluyor.Hatta bir çok İslamcı diye bilinen yazarların da sadece Dersim katliamına değinmesi ayrıca düşündürücü. Belki de artık Dersim’den bahsetmek serbest, Şeyh Said’den bahsetmek başa bela almak anlamına geldiğinden başlarına bela almak istemiyorlar. Bakarsınız bir dönem sonra bu kıyamı da dillendirmek serbest olur da prim kazanmak için, demokrat görünmek için her köşeden yazıp çizme yarışına girerler.

” Ewladê Kerbelayme, bêxetayme,aybo, zulmo, cinayeto”./ “Evlad-ı Kerbelayız,hatasızız, ayıptır, zulümdur,cinayettir”
sözünü söyleyen Seyyid Rıza aslında kimin özellikle de Alevilerin nerede durması gerektiğini çok açık bir şekilde beyan ediyor. Temennimiz odur ki “Evlad-ı Kerbela” torunları tekrardan özüne döner ve Kerbela yiğitlerinin izinden gider.
 
Tıpkı, uzatılan bir kağıda; “ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur,muhakkak ki ölümüm Allah ve İslam içindir." yazan  ve bize durmamız gereken yeri öğütleyen Şeyh Said gibi….
 
Mehmet Çelik / Hürseda Haber
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
şeyh şamil Güzel ve ibretli Sözler MERXAS 0 314 Son Mesaj 19 Eylül 2007, 15:48:21
Gönderen: MERXAS
ŞEYH SAİD İslam Alimleri ve öncüleri Xerip 4 830 Son Mesaj 21 Ağustos 2008, 01:39:50
Gönderen: MUHAMMEDİ
Şehid Şeyh Said) Güzel ve ibretli Sözler seriyye 4 399 Son Mesaj 01 Şubat 2012, 19:41:47
Gönderen: özgürmüslüman
İsrail, Şeyh Salah'ı Neden Cezalandırdı? Filistin Özel musabbinumeyr29 0 126 Son Mesaj 14 Ocak 2010, 10:14:22
Gönderen: musabbinumeyr29
Fotoğraflarla Şeyh Said Resimler ve flashlar vuslat 6 568 Son Mesaj 27 Aralık 2010, 13:17:04
Gönderen: bymusab
Şeyh Said Resimler ve flashlar cürmümile 1 295 Son Mesaj 10 Şubat 2010, 12:49:43
Gönderen: cürmümile
Şeyh Esad Erbili (1847-1931) İslam Alimleri ve öncüleri vuslat 0 302 Son Mesaj 05 Mart 2010, 22:27:17
Gönderen: vuslat