0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Dinlerarası Diyalog’un Hedefi İslâm’ın Sahih Söylemini Bulandırmaktır  (Okunma Sayısı 204 defa)
Le_Nasbirenne
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 167


Hayya-alel İman--Hayya-alel Cİhad


« : 20 Nisan 2010, 21:30:21 »

Yenilgi psikolojisi iyi tahlil edilmelidir. Türkiye için çok eskilere dayanmayan, İslam-dışı unsurlar içinse çok eskilere dayandığı söylenen ‘Dinlerarası diyalog’ toplantılarının, adı aydına çıkmış kesimlerce tahlilinin ‘yenilgi psikolojisiyle’ yapılabileceği kanaatindeyim. Yenilgi psikolojisinde ‘yenilen veya yenildiğini varsayan’ın takındığı tutum ‘savunmadır’. İş bu noktadan hareketle Müslüman halklar, özellikle de ‘aydın’ denilen zümre, siyasi veya sosyal hiçbir alanda kayda değer bir başarı gerçekleştirememiş olmanın verdiği eziklikle ‘batının üzerinde’ oturduğu kavram ve oluşumları ‘tekrar okuma’ ve bunlara ‘bizce’ anlamlar yükleyerek sahip olma durumuna düşmüşlerdir. Bu okuma yenilgi psikozuyla ve daha da önemlisi ‘kökü-dışarıda’ bir arayışla yapıldığı için yanlış bir ‘okuma tarzıdır’. Çünkü bu şekilde batı karşısında ‘acizlik’ derinleşmekte, ‘inanç’ daha da etkisizleşmektedir. Bu noktada özü itibariyle hiç de sorunlu olmayan ‘diyalog’ kavramı, tüm masumiyetini yitirip, halk ve aydın zümrenin ‘savunma güdüsü’nden dolayı İslâmi unsurlardan uzaklaşmaya götürmektedir. ‘Dinlerarası Diyalog’ faaliyetlerinin, bir de bu vasatta değerlendirildiğinde işin biraz daha netleşeceği kanaatindeyim. Bu nokta Müslüman halk ve aydınlar için ‘özgüven yitimi’ noktasıdır. Bugüne kadar neyse de bu özgüvensiz tutumun hala sürdürülüyor oluşu Müslümana yakışmamaktadır. Bu özgüvenden yoksun tavır ancak ‘inancın’ verdiği güçle aşılabilir. ‘Dinlerarası Diyalog’ toplantılarıyla Müminin tutunduğu bu dala da göz dikilmektedir. ‘Dinlerarası Diyalog’ toplantılarında ‘inancın’, ‘hoşgörü ve uzlaşma’ söylemleriyle birlikte zikrediliyor olması da manidardır. ‘Kokusuz ve renksiz’, şirke şirk, küfre küfür, zulme zulüm diyemeyen bir zaafiyetle eş-değer kabul edilen bir inanç telakkisi… Müslüman açısından bu çelişkili ve bulanık hal, Müslümana ‘Müslümanca bir üslub nasıl olur’ unutturmuştur. Çünkü bu toplantılarda muhkem bir inanç ‘radikaldir’, ‘tedhişçidir’, ‘hoşgörüsüzdür’. Daha da ileri gidildiğinde ‘11 Eylül mantığı, Talibancı zihniyet’ gibi ithamlara maruz kalmanız işten bile değildir. Bu şekildeki ‘baskı’ ortamlarının kaderi; ‘inanç, ilke ve vahyi tutumlardan’ taviz koparmaktır. Kaldı ki öyle de olmaktadır. Zaten ‘uzlaşma’ bu değil midir? Biraz sen şirkinden vazgeç ben de tevhidimden!…

Bu tutum ilk Müslümanların tutumuyla tezat teşkil etmektedir. Sakalından, misvağına kadar sahabeyi ‘örnek almayı’ hutbelerinde ağlayarak zikredenler peygamber ve ashabın müşriklik ve küfür karşısındaki bu net tutumunu niçin esgeçmektedirler! Peygamber (a.s) ve ilk Müslümanlara baktığımızda ‘inançları’ müşriklerin karşısında tutundukları yegâne daldı. ‘İnanç’ tüm tonlarıyla insanlar arasında yerini alıyor ve şirk de Müslümanların bu net tutumları karşısında ya ‘gardını alıyor’, ya eriyip gidiyor ya da ‘teslim’ olmak durumunda kalıyordu.

Yukarıda söylediğimiz bir tespitten devam edecek olursak… Müslüman halkların büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya olduğu gerçeği çok çeşitli sebeplerle açıklanabilir. Hangi millet için olursa olsun bizce yenilgilerde başat sebep ‘inanç / akide’deki bozulmadır. İnancın bozulmasıyla birlikte medeniyeti ayakta tutan kavramlar bozulup yeni anlamlar kazanacak ve hedeflerde bir daralma yaşanacaktır. İslâm’ın kavram ve değerlerinden uzaklaşma ve hedeflerindeki daralma bugün İslâm âlemi için de geçerlidir. Sünnetullahta toplumsal dönüşümün motor gücü olan ‘nefislerin özündeki değişim’ ilkesi yerini ‘kendini modernize etme’ye bırakmıştır. İşte bu ilke de kaybedilmiş, yeri, basit iktidar hesapları ve akidesi bile farklı olan kirli çarktan kotarılacak nemaya hamledilmiştir. ‘Dinlerarası Diyalog’ ve benzeri projeler, İslâm’ı, her şeyiyle İslâm’dan farklı olan din ve dünya görüşlerine benzetme gayreti içindedirler.

II. Vatikan Genel Konsili'nde bir Hıristiyanlaştırma politikası olarak geliştiği ifade edilen ‘Dinlerarası Diyalog’ ve bu toplantıların öncüleri genelde Müslüman halklar özel de ise ‘aydın’ zümrenin ‘yenilgi’ zaafından beslenmektedir. Çünkü ‘aydın’ kesim şu anda muhalifmiş gibi dursalar da batı parametreleri üzerinden konuştuklarından dolayı, süreci batı kavram ve düşünce tarzını olgunlaştırma yönünde işletmektedirler. Bu bağlamda ‘Demokrasi’, Batının Müslümanların yukarıda bahsettiğimiz zaafından faydalanarak İslâm âleminde kazandığı büyük bir mevzidir. Peki, bu mevzi Müslümanlarca kaybedilmiş midir? Evet, akidevi temeli sağlam bir düşünce metodu geliştirilene kadar kaybedilmiş gözükmektedir. ‘Dinlerarası Diyalog’ adıyla da yürüyen meşum süreç bu ‘yenilgi psikozunu’ daha da derinleştirerek daha nice ‘mevzileri’ hedef almaktadır. Yapılması gereken; batı düşünce tarzından, vahyin o ilk dönemki üslubuna dönmek olmalıdır. Bu toplantılara ‘muzır ses’ niyetiyle çağrılan aydınların ‘muzır çocuk’ rolünden sıyrılıp vahyin seslendirici sıfatıyla orada bulunmaları aslolandır. Aslolan budur diyoruz ama bu muhkem tutum toplantı sahiplerince orada bulunmamanızın gerekçesidir aynı zamanda.

Bana kalırsa ‘Dinlerarası Diyalog’ faaliyetlerine kendini fena kaptırmış olan ‘aydın’ zümre, tüm kuşatıcılığıyla İslam’ın ve bugüne kadarki birikiminin mevcut yenilgi ve krizlerde sadra şifa bir sonuç vermeyeceğine inanmışlardır. Bu, sırtını sağlama almış bir ‘niyet okuma’ olarak da değerlendirilebilir.

Bugün, ‘Ehl-i Kitap’tan çok putperest bir görünüm arzeden ‘batı dünyası’ ve ‘düşünce tarzı’ hazcıdır. Demokrasi gibi, İnsan Hakları gibi, diyalog gibi temel değerler batıda ‘Yunan ve Helen’den bu yana tartışılmaktadır. Zannedildiği gibi, Müslümanlara bu kadar ucuza satma eğiliminde olmadıkları da süreci akl-ı selim ile değerlendirebilen herkesin malumudur. Bu ve benzeri toplantılar sayesinde batılı değerlerin aklanmaya çalışılıp, modernize edildiği ve bir terzi misali ‘bir giyin bakalım, kalıbınıza göre ayarlarız’ tarzı ukalalıklar içerisinde olunduğu, çok uzun boylu değil ‘teşehhüd miktarı’ bakanlarca görülecektir.

Konunun bir diğer boyutu da ‘Diyalog’ konusunu bu konuda sabıkası kabarık olanların dile getirmiş olmalarıdır. İslâm’ın ve Müslümanların bu konuda ne bir zaafı ne de kirli bir sayfası vardır. Müslümanlar bu konuda her zaman ‘müsamahakâr ve tahammülkâr’ olmuşlardır. Bu toplantılara ve buluşmalara katılan zevât Müslümanların bu konudaki temiz sayfalarını Vatikan ve şürekası önüne koymuş mudur acaba? Yoksa 11 Eylül senaryolarında yine Müslümanlara giydirilen ‘eziklik’ deli gömleğini çıkarmak için, ‘İslâm’ın terör dini olmadığı’ gerçeğini günah çıkarma edasında mı ifade etmişlerdir!

Eldeki veriler bizi şu noktaya götürmektedir: Bir takım putperestler, kendilerine vahyedilen dini soktukları hali İslâm için de reva görme eğilimindedirler. Peki, olur mu? Bu mümkün değildir. ‘Tevhit inancının’ dinamikliği görüldüğü, Müslümanların her geçen gün sahih anlayışa biraz daha fazla sarıldıkları hissedildiği için bugün bu meseleler konuşulmaktadır. Müslümanlar gayretleriyle ve hak ettikleri Allah’ın lütfuyla buna geçit vermeyeceklerdir. İslâm’ın sahih anlayışı ‘ne idüğü belirsiz’ hale asla girmeyecektir. BOP gibi ‘İslâm’ın ılımlılaştırılması’ veya ‘Amerikancı veya anti-Amerikancı İslâm’ gibi ucubeliklere aldırmadan din vahiyle aldığı yoluna devam edecektir. Din Allah’ındır ve Din tamamlanmıştır, biz Müslümanlara düşen bunu en sahih şekilde anlamak ve yaşamaktır. O’ndan taviz vermek veya ‘ehl-i şirk’le uzlaştırmaya çalışmak bizim vazifemiz değildir. Çünkü bu din üzerinde kulların tasarrufu sadece ‘yaşamak’tır. İslâm hiçbir kişisel çıkar ve hesaba açık değildir.

Bu tür ‘toplantıların’ içerdekiler açısından değilse de dışarıdakiler açısından görünür hedefi İslâm’ın sahih söylemidir. Burada şunu sormamız ve cevaplamamız gerekmektedir. Vatikan ve şürekâsı böyle bir hedefe mebni çalışmalar yaparken, yerliler ne yapmaktadır? Ne gibi hedefler gütmektedirler ki, bu işe canla başla sarılmaktadırlar? Tebliğ mi, emri bil maruf nehyi anil münker mi? Yoksa İslâm’ı kaf dağının ardındaki anka kuşu vâri beklentilerine mi kurban etmeye çalışmaktadırlar!

‘Dinler’ olarak ifade edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm arasındaki ihtilaf nerededir? Yahudiliği Yahudilik, Hıristiyanlığı Hıristiyanlık İslam’ı ise diğerlerinden ayıran tevhid inancı değil midir?

Diğerleri şirke düşmüş ve İslâmla aralarında ‘…ta ki Allah'ı birleyene kadar, onulmaz bir kin vardır’. (Mümtehine 4)

Asr-ı saadet dönemi bu bağlamda tekrar okunmalı ve okunduğunda ilk dönem Müslümanlarının şirkle tüm ilişkilerini nasıl kestiği, tevhid inancı kökleşene kadar da mümkün mertebe o havayı teneffüs etmekten nasıl kaçınıldığı fark edilecek; Müşriklerle ‘Diyalog’a geçtikleri konuların ‘Kulların zulmünden İslâm’ın Adalet’ine çağırmak olduğu görülecektir. Evet, Müslüman birlikte yaşama müsamahasına zaten sahiptir. Rasulullah’ın da tebliğ ettiği İslâm’da aslolan; ne dediği ve neyi kastettiği belli olmayan ‘birlikte, barış içinde yaşama’ fantezileri üretmek değil, İslâm’ın görünen yüzü olup onları da İslâm’ın adaletine kavuşmalarını sağlamaktır. ‘Hoşgörü’ gibi, ‘Çoğulcu Toplum Projeleri’ gibi, ‘Uzlaşma’ gibi ne taraftan tutsan elinde kalacak sözlere aman vermemelidir.

Bu güç Müslümanlarda mevcuttur. Gayretlerini sahih anlayışı kavramak yönünde kullanan Müslümanlar sayesinde, geliştirilen hiçbir teori tutmayacaktır.


Fatih Bütün
Moderatöre Bildir   Logged

Cihadsız,Savaşsız,Kansız,Sakatsız Allahın Dininin Muzaffer Olacağını Zanneden Kimseler,Bu Dinin Tabiatını İdrak Edemeyen Kimselerdir! Onlar Vehme Kapılmışlardır.Davetçilerin Heybeti,Davetin Şevketi,Müslümanların İzzeti Savaşsız Olamaz!
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
HİZBÜ’L-ENVÂRİ’L-HAKAİKU’N-NÛRİYE’DEN Dua penceresi seriyye 1 247 Son Mesaj 02 Eylül 2009, 23:40:12
Gönderen: seriyye
KUR’AN’DA MÜ’MİN Kuran-ı kerimde mümin hamza01 0 203 Son Mesaj 03 Eylül 2009, 22:29:56
Gönderen: hamza01
KUR’AN’DA MÜ’MİN Kuran-ı kerimde mümin hamza01 0 271 Son Mesaj 03 Eylül 2009, 22:32:00
Gönderen: hamza01
KUR’AN’DA MÜ’MİN Kuran-ı kerimde mümin hamza01 0 343 Son Mesaj 03 Eylül 2009, 22:33:19
Gönderen: hamza01
Kur’an ayında hayatı Kur’an’la nurlandırmak Ramazan-ı Şerif seriyye 1 133 Son Mesaj 09 Eylül 2009, 21:26:30
Gönderen: harras
Venezuela’dan ABD’ye : İran’ı karıştırma Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 162 Son Mesaj 31 Aralık 2009, 07:32:41
Gönderen: musabbinumeyr29
Kur’an’ı Kerim’de Geçen Allah’ın İsimleri Esmâ-ül-Hüsnâ têkoşîn 7 311 Son Mesaj 24 Temmuz 2011, 09:56:01
Gönderen: têkoşîn