0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Dıştaki tağutu reddettik ya içerdekiler?!....  (Okunma Sayısı 430 defa)
hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« : 26 Temmuz 2009, 16:19:02 »


Allah (cc), hayat Kitabımız Kur’an’da ; 
"Andolsun ki, biz her kavme "Allah'a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının" diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir" (en-Nahl, 16/36).
"Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak ister" (en-Nisa, 4/60)
 buyurmakta...Ve Tağutlar reddedilmedikçe İmanın kabul olunmayacağını açık bir biçimde ifade etmektedir…

Tağut’u kitaplar şu şeklide ifade eder : Allah'ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur. Tağut, Allah (c.c)'a karşı isyan etmekle beraber O'nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî bir lider ya da bir kral olabilir. Bu sebepten ötürü bir insanın hakiki mü'min olabilmesi için tağutu reddetmesi gerekmektedir…"(Y.Kerimoğlu) Buraya kadar olan izahlar dışta tağut olanlara yöneliktir…


Biz Tevhid’e inanmışlar dışımızdaki tağutları fark ettiğimiz an reddettik. Fakat içteki tağutları fark etmek zamanımızı aldı. Kuru söyleme mahkum ettiğimiz Tevhid’i söylemlerimiz, muhatablarımızda yankı bulmadı, zira bu söylemler tenekeden çıkan ses gibi çınlıyordu. Muhataplarımız, yüreğimizin sesini bulamadığı mesajlarımızdan etkilenmiyor, etkilenemiyordu…

 Gece yarılarına kadar yaptığımız sigaralı, pastalı ve kuru yemişli sohbetlerimizde cihadın envai çeşidinin sohbetlerini yaptık, sonra yorgun düştüğümüz gecenin teheccüdü bir yana, sabah namazını vaktinde eda edememenin fetvasını “Uyumak mazerettir” ictihadında bulmanın vicdani rahatlığıyla (ünlem) işimize koyulabildik…

Dünya sevgisi hataların başıydı, biz son model mobilyalarımız içerisinde, infak dersleri işledik…

”Eşyanın aslı ibahadır” fıkhı kuralından hareketle (ünlem)... "Fedakarlık esastır" diyordu dava dersleri… Örnek bulduk sahabe hayatından, siyerden...

 İmanımız imtihandan geçerken yasaklarla karşılaştığımızda ellerimiz diploma uğruna başlarımıza giderken, Zeynebi direnişi okuduk, Hubeybce duruşu...

 Sümeyyece can verişi!...

Allah’ın yüklediği misyon hep ertelenenler listesinin başında yer aldı.

 “Ahh bir emekli olsam, şu okulum bir bitse” gibi benzeri ifadelerle ertelenen sorumluluklarımızı, cahiliye toplumunda yaşıyor olmanın ağırlığıyla yerine getirme yürekliliğini gösteremedik ünlem (mi ?).

 İslam hakim değildi ünlem

 Hiç olmazsa namaz kılanlardanız diye avunduk (mu ?).

Oysa kıldığımız namazın bize kıyam emri olduğunu, Namazımızın bir kıyam olduğunu unuttuk ünlem(mu ?).

Bir yılda dört mevsim vardı. Malumunuz kış soğuk geçerdi, Şubat rüzgarlarıyla savrulduk her birimiz bir yere. Savrulurken, sabrın canlı şahitleri olan iman erlerini yad ettik!...Onlar gibi olamazdık ünlem

Onlar başkaydı, onlar sahabeydi ünlem

Ya biz ? Biz neydik ? Bu çağın sahabesi olduğumuzu unutmuş, unutturulmuştuk ünlem...

Oysa biz aynı Allah’a iman ediyorduk, aynı kitaptı elimizdeki ünlem Aynı ahirete doğru yolcuyduk ünlem

Sebebi ise bir takım oluşumlara terk ettiğimiz nefis mucahedesinden nefsimizin yoksun oluşuydu…

 Oysa ancak tezkiye eden kurtulacaktı...

“Arınmış olan, Rabbinin adını anıp namaz kılan, saadete erişecektir. Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Halbuki âhiret daha iyi ve daha bâkîdir." (A'la suresi.14.17)
Tağut, dışta olduğu gibi içte de olabilirdi. Dışarıdakiler ilahlaştırılabildiği gibi nefisler de ilahlaştırılabilirdi
“Ey Muhammed ünlem Heva ve hevesini kendine İlâh edineni gördün mü ? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan:43)
Bu bağlamda düşünmeden edemiyoruz : Dışarıdakileri reddettik, ya içerdekiler ?...
Nefsimizin tahakkümünden haberimiz var mıydı ? Yoksa nefsi hesaba çekme bir takım akımların işi miydi ? Kur’an‘da bahsedilen tevazu, hoşgörü, af gibi enfes ahlaki ilkeleri kimlere terk etmiştik ?
Ya da Tevhid ;

-Uluhiyette

-Rububiyette

-Ubudiyette…

-Muamelatta

olmalı değil miydi ? ahlakımızın Hakimi kimdi ? ...


Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #1 : 26 Temmuz 2009, 16:22:38 »

işte burda da kendimizi tenkid ederiz.esnekliği fetva olarak gördüğümüz için.
Moderatöre Bildir   Logged

hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« Yanıtla #2 : 26 Temmuz 2009, 16:31:19 »

esnekliği fetva olarak gördüğümüz için.
yanlış anlamış olabilirim biraz daha açmanızı istirham edeyim
Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #3 : 26 Temmuz 2009, 16:34:11 »

nefisin bizlere; birşey olmazları olağan hale getirmesi gibi.
Moderatöre Bildir   Logged

hamne
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 726



« Yanıtla #4 : 26 Temmuz 2009, 16:48:17 »

işte burda da kendimizi tenkid ederiz.esnekliği fetva olarak gördüğümüz için.
eyvAllah...ohalde belkide en yüce zirveye taşıyan erdem bu....dürbünü önce kendimize çevirmek....
Moderatöre Bildir   Logged

''Ne mutlu Hanne gibi adayanlara ünlem
Ne mutlu Meryem gibi adananlara ünlem
Ne mutlu Zekeriya (a.s) gibi bahçıvanlara ünlem
Ne mutlu Yahya ve İsa (a.s) gibi (manevi kurban) kurbanlara ünlem''
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #5 : 26 Temmuz 2009, 16:51:46 »

şimdi şöyle kardeş.nefis kendi yanlışını her zaman doğru görür.ancak sizler benim hatamı hakkaniyet içinde bildirmeniz sizede menfaat banada.ama mumin kardeşinin ayıbını öreterek makul sınırlarda.
Moderatöre Bildir   Logged

vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #6 : 26 Temmuz 2009, 18:07:24 »

şimdi şöyle kardeş.nefis kendi yanlışını her zaman doğru görür.ancak sizler benim hatamı hakkaniyet içinde bildirmeniz sizede menfaat banada.ama mumin kardeşinin ayıbını öreterek makul sınırlarda.
islam toplumunda; helal ve harama riayet, Allah resulunun metodu ve ictihat imamlarının fetvaları esas alınır. bunun dışına çıkmak müslüman için helaka yolculuk olmuştur.
nefis 'her zaman' yalnışını doğru olarak görmez. yalnış olan şey yalnıştır. biz buna 'norm' diyoruz. örnek: hırsızlık, yada haksızlık gibi.
yalnışı düzeltmeye çalışmak farklı şey, hatayı örtmek farklı şeydir. islam toplumun ekseriyesini ilgilendiren yalnışı örtmek doğru olmaz. ancak kendi nefsinin hatası ile kendini gunaha mahkum etmek farklı şeylerdir. mümin işte bu noktada kardeşinin ayıbını örtmesi efdal olanıdır. örnek nefsi hareketler ve arzular. kişinin rabbi ile olan munasebetleri ile ilgilidir. toplumun bilmesine gerek yoktur. burda örtü çekip gizlemek rabbin rızasına uygundur...

veselam.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
seriyye
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1307


Allaha teslim olan eşyayı teslim alır.


« Yanıtla #7 : 26 Temmuz 2009, 19:01:16 »

vuslat kardeş,nefis yaratılışta ENE ENE--ENTE ENTE diyecek cüreti bulmuştur,malumunuz.kul bunaldığı anlarda özellikle nefis herkese düşman,maddi veya manevi alanlarda.çünkü vesveseye müsait zemin oluşmuş demektir.yani nefsi hafife almak üzerinde düşünülmesi gereken konudur.hırsızlık mesela ilkin ya zaruretten,yada teşvikle yapılır.şimdi ee zaten süreç olarak çok kaygan bir zemin var hayatımızda.
       veya namazı kaçırdı,bişey olmaz demesi,veya infakta banamı kaldı demesi veya kısaca heyşey de beni mi bulur demesi bile inceden esnekliğe kılıf olacaktır.veya malum hocanın çıkıp islamla alay eden bir gazetecinin yayınına çıkması ve arada bir siz başka tv den farklı,dürüst gibi iltifat etmesini acaba neyle açıklayacağız.nefis burda hangi rolu üstlenmiş acaba!
Moderatöre Bildir   Logged

vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #8 : 26 Temmuz 2009, 19:09:04 »

''...neyle açıklayacağız.nefis burda hangi rolu üstlenmiş acaba!'' sorunuza karşılık
cevabım nettir:
-basiretsizlik ve korkaklık
-şöhret ve dünya malına meyl
-övülmeyi sevmek, eleştirilmekten korkmak
-nefsini kardeşinin nefsine tercih etmek
-...ve küfre rıza.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Kıyam
"iktidar;her yerdedir, DİRENİŞ'te...!
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #9 : 31 Temmuz 2009, 16:42:34 »

kısacası nefsin ilahlaşması ve tam bir iman etmememiz desek?ünlem!
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Tağutu Reddetmek Tevhid Ve Akaid « 1 2 3 » MERXAS 20 876 Son Mesaj 03 Haziran 2010, 09:38:29
Gönderen: hamza01
Tağutu İnkar Ve Allah (c.c)'a İman Kelime ve Kavramlar hamza01 0 90 Son Mesaj 13 Ağustos 2011, 18:15:10
Gönderen: hamza01
tağutu red etmek tevhidin gereğidir Kitap-kaset ve Dergi hamza01 0 102 Son Mesaj 07 Ocak 2012, 13:04:57
Gönderen: hamza01