0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Diyarbakır'ın Fethi ( Abdurrahman Durmaz / Araştırma )  (Okunma Sayısı 684 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 22 Mayıs 2010, 14:22:16 »

Tarihimizde bir ak sayfa DİYABAKIR’IN FETHİ

Tarihimiz, bize miras kalan bir hazinedir. Biz, o hazineden yararlanmazsak İslam düşmanları onu bizden çalar ve ondaki sermayeyle bize karşı silah alır.. .
--------------------------------------------------------------------------------

İslam ordularının Diyarbakır surları önüne geldikleri gün, tarihin en ak sayfalarından bir sayfadır. Diyarbakır, o sayfayla sahabeler şehri olmuş ve bir iman kalesi hâline gelmiştir.  O sayfa, Mekke’nin fethi kadar temizdir. Ancak, halkımızın bilincine yerleşmiş İslam sevdasını söküp atamayanlar, Müslüman Kürt halkıyla İslam arasında yapay bir kan davası oluşturma gibi sinsice bir plan uygulamaya başlamışlar.

Her tür kanıttan yoksun, doğrudan iftira atmaya yönelik bu girişim ne yazık ki bazı gençlerimizin beyinlerini iğfal etmiş, onları İslam’a düşman hâle getirmiştir.

DİYARBAKIR’IN FETHİ BİR KURTULUŞTUR

Tarihimizde, emellerine hizmet edecek kara lekeler bulamayanlar, “Diyarbakır’ın Fethi, bir işgaldir, binlerce Kürdün öldürüldüğü bir katliamdır, bir esaretin başlangıcıdır, Kürtler zorla Müslüman olmuşlardır” demişler. Bu, hatalı bir bilgi değil, düpedüz yalandır; tarihi anlatmak değil; tarih oluşturmaya çalışmaktır. Çünkü,

1. İslam orduları, Diyarbakır önlerine geldiğinde Diyarbakır Bizans işgali altındadır. Dolayısıyla Diyarbakır’ın fethi bir işgal değil, Bizans işgalinden kurtuluştur. Şehirdeki esir halkın; küfrün karanlığından İslam’ın aydınlığına, zülümden, adalete kavuşmasıdır.

2. Diyarbakır önlerinde büyük bir savaş yaşanmamıştır. Bizans savunması, aşıldıktan sonra şehir halkı teslim olmuş ve kendileriyle Reha(Urfa) şartları üzerine anlaşma yapılmıştır. Tarih, buna şahittir.

Şevket Beysanoğlu, bizzat Diyarbakır Belediyesi tarafından basılan Diyarbakır Tarihi adlı eserinde,  şehrin fethiyle ilgili şu bilgileri iktibas eder:

“Halife Hz. Ömer(ra), bu görevi İyâz b. Ganm’e verdi. İyâz, sekiz bin kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Ordusunda bine yakın sahabe vardı.” “Kuşatma uzun sürdü. Bütün saldırışlar, şehri baştanbaşa kuşatan muhkem ve muhteşem surlar karşısında neticesiz kalıyordu. Araplar, beş ay kadar bu kale duvarları dibinde beklemeye katlandılar. Bu arada İyâz, Hakem b. Hişam’ı bir miktar kuvvetle Meyafarkin’e(Silvan) göndererek orayı fethetti.

Nihayet, Halid b. Velid sur dibine sık sık yaptığı keşiflerden birinde surun doğu(Dicle vadisine bakan) yönünde, şimdiki Adalet dairesinin(eski hükümet konağı) bahçeler cihetindeki sur duvarlarında gördüğü gizli bir su deliğini genişleterek oradan içeri girileceğini tespit etti.”

“Halid b. Velid, bir gece yüz kadar iyi savaşan ve çoğu sahabeden oluşan erleri alarak bu delikten içeri girdi. Bu yere yakın bulunan ve şehrin fethinden sonra Fetih Kapısı(İçkaleden hastanelere çıkan yol üzerindeki kapı) ismini alan kapıyı açarak Arap ordularının şehre girişini sağladılar. Kapıyı açmak için nöbetçilerle yapılan savaşta en az yirmi beş kişinin şehid olduğu anlaşılmaktadır. Bu şehidler, hâlen İçkale Camisi bitişiğindeki meşhedde Süleyman b. Halid(b. Velid) ile birlikte gömüldüler.”

İLK VALİMİZ HZ. SA’SAA(RA)

Diyarbakır’ı feth eden ordunun komutanı Hz. Iyaz b. Ganm(ra) tarafından Diyarbakır’a ilk vali olarak atanmıştır. Ancak fetih esnasında yaralandığından, altı ay sonra vefat etmiş ve kendisi için müstakil bir türbe yapılmıştır.

Ne gariptir ki İslam’ın ilk valisinin türbesi, Cumhuriyet’in ilk belediye başkanlarından Nazım Önen tarafından, yol çalışması bahanesiyle 1926’da yıkılmış ve etrafı parka çevrilmiştir.

Bu yıl, bu hazin durum, daha da aşırıya götürülerek Hz. Sa’aa’nın türbe yeri, Vakıflar Müdürlüğü tarafından kilise kalıntısının yeri diye tescillendi. Şükürler olsun ki şehirde faaliyet gösteren Sahabe-Der’in öncülük ettiği duyarlı Müslümanlar, bunu protesto ettiler de projeyi gizlice yürütmek isteyenler teşhir oldu.

DİYARBAKIR, KENDİ RIZASIYLA MÜSLÜMAN OLDU

“Halkın silahları toplatıldı. Kendilerine iyi muamele edildi. İslam dinine zorlanmadılar. Buna rağmen halkın büyük bir kısmı kendi rızasıyla hak dini kabul eylediler. İlk iş olarak şehrin ortasındaki Mar-Toma(Saint-Thoma) Kilisesinin bir kısmı(sonradan tamamı) camiye(bugünkü Ulu Cami) çevrilerek Müslümanların ibadetlerine ayrıldı.”

“Belâzuri’ye göre İyaz, “Amidi de Ruha(Urfa) şartlarına göre fethetti.” “Belâzuri, Ruha barış şartlarını da şöyle anlatır:

“Iyaz, heykeller ve onun etrafındaki nesneler, kendilerine ait olmak, mevcut kiliselerden başka kilise bina etmemek; düşmanlarına karşı Müslümanlara yardım etmek, bunlardan birine riayet etmedikleri takdirde Müslümanların himayesinden mahrum olmak şartıyla Ruha ahalisiyle uzlaştı.( Fütüh ül-Büldan, c. 1, sf. 238, 277)”

[/bgcolor]DİYARBAKIR, SAHABELER ŞEHRİ OLDU

Bu büyük fethi özetle verecek olursak… Hz. Ömer(Ra)’ın hilafet yılları… Hakla batılı ayıran adil halife, Diyarbakır’ın fethi için Iyaz bin Ganm’i görevlendirmiş. Iyaz, içinde Halid b. Velid’in de bulunduğu İslam ordusuyla şehrin önüne gelmiş. Halid b. Velid, bir su deliğinden şehre girmiş, 25–27 sahabenin şehit olduğu bir çatışmadan sonra Yüce Rabbimiz, 27 Mayıs 637’de Diyarbakır’ı İslam fethiyle şereflendirmiş ve o gün Nebilerin mirası Diyarbakır, sahabelere devrolunmuştur. Diyarbakır, adaletle tanışmış, Diyarbakır surları tekbirlerle, ezanlarla ihya olmuş. Diyarbakır halkı, iman şerefine ermiş, saadetin yolunu bulmuş. Rabbimize hamd olsun…

Şehrin fethi sırasındaki ilk çatışmalarda şehid olup Hz. Süleyman Camii haziresinde medfun olan 27 sahabe şunlardır: “Süleyman b. Hâlid b. Velid (ra),Rıdvan (r.a.),  Mes’ûd (r.a.),  Beşir (r.a.),  Hamza (r.a.),  Amr (r.a.), Şu’be (r.a.),  Sâbit (r.a.),  Zeyd (r.a.),  Zeyd (r.a.),   Halid (r.a.), Halid (r.a.),  Nu’mân (r.a.),  Muhammed (r.a.), Muhammed  (r.a.),  Abdullah (r.a.), Abdullah, Abdullah (r.a.),   Hasan (r.a.), Hasan (r.a.),  Ka’b-i Zişan (r.a.),   Fudayl (r.a.),   Mâlik (r.a.), Fahr (r.a.), Ebu’l-Hamd (r.a.),  Ebu Nasr (r.a.), Muğire. (r.a.).

Kimi kaynaklara göre bu büyük şehidlerden sonra değişik tarihlerde vefat edenlerle birlikte Diyarbakır’da toplam 150 sahabe gömülüdür. Allah, hepsinden razı olsun ve onların yolundan gidenlere selam olsun.

Bizimle İslam Arasında Kan Davası Başlatmak İstiyorlar
Hiçbir kaynağa dayanmadan İslam orduların katliamla suçlayan sosyalistler, tarih uyduruyorlar. Neden mi?

1.Gençlerimizin sosyalistleşmesi dinden nefret etmesiyle mümkündür. Bunu başaramayan sosyalistler, İslam ordularının Kürtleri katlettiğini söyleyerek, Kürtlerle İslam arasında kan davası başlatmak istiyor, Kürt gençlerini dindarlardan uzaklaştırmak ve onlara karşı saldırgan bir kimliğe büründürmeye çalışıyorlar; İslam ordularını Kürt topraklarını işgal eden güç diye tanıtarak, memleketinizden İslam’ı çıkarın çağrısında bulunmuş oluyorlar, zorla Müslümanlaştırıldınız diyerek o hâlde size dayatılan bu dinden ayrılın ve aslınıza dönün çağrısı yapıyorlar. Bu, sinsice hazırlanmış planla akıllarınca bir taşla diledikleri kadar kuş vurmuş oluyorlar.

2. Müslümanlar, kendi tarihlerini bilmiyorlar. Sosyalistler, bundan cesaret alıyor; tarihle ilgili atacakları her iftiranın karşılıksız kalacağını düşünüyor, bu alanda atacakları çamurun mutlaka bir iz bırakacağını hesaplıyorlar. Bu, bir oyundur. Bu oyunu bozmanın yolu, tarihimizi öğrenmek ve öğretmektir.

Kürtlerle Müslümanlar arasında büyük savaşların yaşandığı iddiası, iki yönlü olarak yalandır:

1. Teorik Açıdan

2. Pratik Açıdan

Öncelikle İslam bir dindir. Bir dinin milletlerle savaşı söz konusu olamaz. Bir din, ancak  başka dinlerle savaşır. İslam’ın ortak düşmanı cahiliyedir. Biz, Bedir ve Uhud’un Araplara karşı bir savaş olduğunu iddia edebilir miyiz ki Diyarbakır’ın fethinin Kürtlere karşı savaş olduğunu söyleyelim? Ne Hz. Peygamber, Araplığın temsilcisidir ne de Ebu Cehil ve Ebu Süfyan. Hz. Muhammed Mustafa(sav), İslam Peygamberidir. Adı geçen kişiler ise Mekke’deki cahiliye toplumunun temsilcileri.

İslam, olsa olsa, Kürtleri Allah’ın dininden alıkoyan cahiliyenin Kürtler içindeki damarlarıyla savaşmıştır. Kürtler, cahiliye mevzilerine oturmuş da kendilerini İslam nurundan uzak tutmak için savaşmışlarsa Müslümanların onlara karşı savaşma hakkı vardır. Nitekim İslam orduları, cahiliyenin Arapça konuşan temsilcilerinden binlercesini öldürmüş, Yahudilerden yüzlercesini, Hıristiyan Bizans ve Mecusi İranlılardan on binleri tarihten silmiştir. İslam tarihleri, bunu asla gizlememiş, aksine her savaşta öldürülen düşman askerlerinin sayısını, yaralı ve esirleriyle birlikte bir bir vermiştir.

Kürtlerle ilgili böyle bir kayıt kesinlikle söz konusu değildir. Geniş anlamda bir Kürt cephesi açılmamıştır. Çünkü o dönemde Kürtlerin bağımsız olmak bir yana, özerk bir yapıları bile yoktur. Dolayısıyla Kürtler öldürülmüşlerse Bizans ve Sasani orduları içinde bir Bizans ve Sasani askeri olarak öldürülmüşlerdir. Ki bu noktada da büyük bir kayıt yoktur. Aksine Kürtlerin yaşadığı coğrafyayla ilgili savaşlar, olabildiğince kısa geçilmektedir.

Bu durumda İslam tarihçileri yalan söylemişlerdir, denebilir. Ama yalanın da bir nedeni olmalı. İslam’ın ilk savaşlarındaki cahiliyenin kayıplarının, dahası mürtetlerle savaşlardaki cahiliyenin kayıplarını, İranlıların kayıplarını, Mısır ve Rum’un kayıplarını bir bir veren İslam tarihçileri neden Kürtlerin kayıplarını saklasın? Öteki coğrafyalardaki savaşlar üzerine destansı tarihi sayfalar yazan tarihçilerimiz hangi sebeple Kürtlerle ilgili savaşları geçiştirsin? Diyelim ki Müslüman Arap tarihçiler kasıtlı olarak sakladılar. İbn-i Esir gibi Kürt tarihçiler niye saklasın?

Abdurrahman Durmaz / Araştırma
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
HabiR
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 25 Mayıs 2010, 12:40:01 »

Ben de müslümanların zorla islami kabul ettiklerini duymuştum. daha sonra inzar dergisinde hangi sayı olduğunu hatırlamıyorum bunun doğru olmadığını okumuştum.
Çok faydalı bir paylaşım olmuş. Demek ki 2 gün sonra diyarbakırın kurtuluş yıldönümü he

Ne gariptir ki İslam’ın ilk valisinin türbesi, Cumhuriyet’in ilk belediye başkanlarından Nazım Önen tarafından, yol çalışması bahanesiyle 1926’da yıkılmış ve etrafı parka çevrilmiştir. islamı yok etmek için bu da bir bahaneleri... camileri ahırlara çevirmekle, kuran derslerini yasaklamakla, ezanı tükçeye çevirmekle ne bahaneleri var acaba!!!


 
Moderatöre Bildir   Logged
vuslat
Site Yöneticisi
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 27 Mayıs 2010, 21:56:36 »

DİYARBAKIR’IN FETHİ-ABDULKADİR TURAN

 
Hicret’in üzerinden henüz on yedi yıl geçmişti. Diyarbakır önlerinde Medine’den askerler vardı. Hz. Muhammed Mustafa(sas)’nın askerleri…
Daha on yedi yıl önce gizlice Mekke’den Medine’ye geçen o yüce Peygamberin sahabe ve tabiinleri…
Medine nere…
Diyarbakır nere…
Ama onlar, Rabbimizin “Size ne oluyor da: 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet' diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz? (Nisa 75)” ayet-i kerimesini başları üstüne bir emir kabul etmişlerdi.
Gece gündüz demeden çöl dağ diye engel tanımadan yollara düşmüşler. Yüce Peygamberin o Hendek gününde, düşman Medine’ye girmesin diye şehri sahabeleriyle hendeklerle çevirdiği günde müjdelediği Bizans Fethi, Sasani Fethi müjdesi peşinde koşuyorlardı.
Madem O söylemiş, mutlak doğru söylemiş. Fetih yakındır. Sasani’yi yendiler. Bizans’tan Şam’ı aldılar, Kudüs’ü aldılar, yollarına devam ettiler. Başlarında Hz. Iyaz b. Ganm vardı. Oydu orduların komutanı. Demişti ki ona adil halife Hz. Ömer Faruk(ra) git ve Şam’ın kuzeyinde kalan toprakları fethet.
Madem emreden Allah’ın Resul’ünün halifesiydi emre icabet vardı. Düştü yollara Iyaz. Emrinde Hz. Halid(ra), Hz. Halid’in yanında oğlu, ciğerparesi Hz. Süleyman. Önce Ruha’yı, yani Urfa’yı fethettiler.
Fetih dedik de neydi fetih?
Onu bize Seyyid Kutup üstadımız öğretiyor: Fetih, İslam davetiyle halkların arasındaki engelleri kaldırmaktır, zulüm altındaki insanlarla İslam daveti arasındaki yolları açmaktır. Onların Allah’ın Kelamını hiçbir baskı altında olmadan duymasını sağlamaktır. Ruha’nın fethi böyle olmuştu işte.
Orada İslam’la Urfa halkı arasındaki engel kaldırılmış ve şimdi sıra Amed’deydi, Amid’deydi, Diyarbekir’deydi.
Araplar Amid derlerdi bu şehre. Şehir halkının birkısmı Amed derdi. Sonradan Diyarbekir denmiş ve bu adla meşhur olmuştu. Yürüdü Iyaz’ın ordusu Diyarbekir kalesine doğru. Emrinde komutanlar komutanı Hz. Halid(ra)… Miladi 637’de, bir 639’da, bir Cuma günü kale önüne geldiler.
Diyarbekir, Bizans zulmü altındaydı, Diyarbekir Bizans valilerinin iktidar kavgalarının ateşindeydi. Diyarbekir, surların ardında Kur’an nurundan mahrum zifiri bir karanlıktaydı. Rivayet olunur ki şehri Meryem adlı bir kadın yönetiyordu. Hileyle, katille ele geçirmişti Amed’i, Amid’i, Diyarbekir’i. Gaddardı Bizans, birkısmı ehl-i kitap olmayan Kürtler bir yana Ermenilere, Yahudilere, hatta kendileri gibi Rumlara bile zulmediyorlardı. Hz. Iyaz(ra), Peygamberinin fetih tavsiyesi üzerine çağrıda bulundu melike Meryem’e: “İzzet, Allah’ın, Peygamberinin ve Ona iman edenlerindir.
Sahip olduğun kale büyük değil, seni yenilgiye uğratmaktan kurtaramaz. Süleyman b. Davud’un yaptığı bu kale, bize engel olamaz. Biz Müslümanlar geldiğimiz zaman bu kaleniz sizi kurtaramayacaktır. Fethettiğimiz Ba’lbek ve Antakya da sizin diyarınız gibi Heraklius’a aitti. Allah ve Peygamberin vaat ettiği gibi, bize bütün zorluklar kolaylaştırıldı. Seni uyarıyorum. Bu yazım sana ulaştıktan sonra teslim olursan, selamete kavuşursun, muhalefet edersen pişman olursun. Beldende sana ve halkına dininden ayrılma hususunda zorlama olmayacaktır. Allah buyuruyor ki: ‘Dinde zorlama yoktur’. Eğer kaleyi teslim etmezsen hevesine uyuyorsun demektir. Yakında sayıca az ve zayıf olanların nasıl galip geldiklerini öğreneceksin. S
elam hidayete erenlerin üzerine olsun”. Meryem, kibre kapıldı, papazlarına, danışmanlarına güvendi ve kendimizi savununuz, dedi. Ayrılmadı İslam ordusu Diyarbekir önlerinden, Hz. Iyaz ve emrinde Hz. Halid b. Velid, Hz. Halid’in yanında oğlu, ciğer paresi Hz. Süleyman(ra). Çünkü Urfa fethedilmiş, sıra Amed’deydi, Amid’deydi, Diyarbekir’deydi.
Amed, Amid, Diyarbekir mutlaka fethedilmeliydi. İslam’ın sesini, Kur’an’ın nurunu oradaki mazlumlara ulaştırmak Allah’ın emriydi. Öyle hemen bırakıp gitmek olmazdı. Bu büyük hizmet, büyük emek isterdi, belki ciğerparelerden kurban isterdi. Boş durmadı İslam ordusu, Palu, Hani, Lice, Siverek, Bingöl ve Ergani gibi Bizans zulmündeki kalelere hücumlar düzenledi. Meyyafarkin denen Silvan’ı fetheyleyip Kur’an nuruyla buluşturdu.
Meyyafarkin’nin fethini nasip eyleyen Allah, Amid’in, Amed’in, Diyarbekir’in fethini de mutlaka nasip eyleyecekti. Büyük fetihler, büyük sabır ve büyük emek isterdi. Hem bedenen emek hem zihnen emek… Hem gayret hem dua… Bir gece Allah’ın yardımıyla bir yol bulundu. Surların kapısını açmak mümkün olmadı ama surların altından bir suyolu göründü. Hz.Halid(ra), çağrıda bulundu sekiz bin kişilik İslam ordusuna. “Sizden canlarını Allah ve Resulü’ne feda etmeye hazır yüz adam istiyorum.” Bu çağrıyı duyar da karşılık vermez mi Allah’a ve Resul’üne inananlar. Derhal hazır oldu yüz kişilik öncü birlik ve aralarında Hz. Halid’in oğlu, ciğer paresi Hz. Süleyman(ra). Iyaz(ra), “Tekbir getirilecek zamanı kollayacağız, Allah yardımcın olsun ve zafer ihsan etsin. Allah’ın yardımı ve bereketi üzerine git!” diye emir verdi Hz. Halid’e.
Hz. Halid’in yanında oğlu, ciğer paresi Hz. Süleyman(ra). Gitti Hz. Halid(ra) emrinde yüz mücahit ve aralarında Hz. Halid’in ciğer paresi Hz. Süleyman(ra). Surlar aşıldı ve Amed, Amid, Diyarbekir içlerinden Tekbir sesleri duyuldu. “Allahüekber… Allahüekber…Allahüekber…” Tekbir duyulur duyulmaz Hz. Iyaz’ın askerleri yardıma koştu. Kısa süreli bir çatışma ve ardından teslim olma ilanı “Allahüekber… Allahüekber…Allahüekber…” Amid, Amed, Diyarbekir semaları tekbirlerle inliyordu, salavatlarla tanışıyordu. Bizans’ın karanlığı üzerine İslam’ın güneşi doğuyor, Diyarbekir Kur’an nuruyla apaydınlık oluyor, “Allahüekber… Allahüekber…Allahüekber…” sesleri duyuluyordu. Gün ağarınca anlaşıldı ki beş civarı mücahit şahadet(ra).   şerbetini içmiş ve aralarında Hz. Halid’in ciğer paresi Hz. Süleymanyirmi Fetih, kurban gerektiriyormuş, Hz. Halid(ra), kurbanını verip şehre öyle girmişti. Allah, ondan, onun evlatlarından ve bütün sahabe ve İslam mücahitlerden razı olsun… Bizlere nur getirmek için ta Medine’lerden yola çıktılar.
Bizleri Kur’an-ı Kerim’le tanıştırmak için surlarımızın önünde can verdiler. Kendilerini âlemlerin Rabbinin emri üzerine, bizlere Kelime-i Şehadet getirtmek için feda ettiler. Hz.Iyaz(ra) ve emrinde Hz. Halid(ra), Diyarbekir melike sarayını araştırdılar. Kaçmıştı Meryem. Bütün hilekâr ve zalim kafirler gibi. Kimi rivayetlere göre ta Seyrantepe’ye kadar uzanan bir delikten. Şehir halkı sahabelerle yüz yüzeydi. İlk kez görüyorlardı Allah’ın elçisinin elçilerini, Allah’ın Resulü’nün adil Halifesinin yiğitlerini. Acaba Amed, Amid, Diyarbekir halkına nasıl muamele edilecekti? Nasıl olsun ki? Hz. Hamza efendimizin ciğerlerini dişleyen, parmaklarını ipe dizip boyunlarına asan Mekkeli zalimleri affeden bir dinin mensuplarının mazlum Amed, Amid, Diyarbekir halkına karşı tutumu ne olabilirdi ki? Serbestsiniz dedi Hz. Iyaz. Meşhur rivayete göre Ruha(Urfa) şartları üzerine. Şehrin büyük kilisesinin üçte ikisini fetih işareti olarak camiye çevirdi, bugünkü Ulucami olarak. Diğer, üçte birini onlara bıraktı kilise olarak, ibadetlerini yapsınlar diye. O güne kadar böyle bir şehir elde edişi görmemişti Amed, Amid, Diyarbekir… Rivayet olunur ki M. 330 yılında Sasaniler tarafından neredeyse bütün olarak kılıçtan geçirilmişti şehir halkı.
Daha nice ele geçirilişte sokakların hep kan kanalına döndüğünü gören şehir halkı bu yüce adalet karşısında, bu Kur’an emri, Resul sünneti, Hz. Ömer(ra) uygulaması hâl karşısında şaşırdı ve kendi rızasıyla “Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah” dedi. Amed, Amid, Diyarbekir imana ermişti; Kur’an nuruna kavuşmuştu, felaha, kurtuluşa, İslamî hürriyete ulaşmıştı. Bizans’ın karanlığından kurtulup İslam’ın aydınlığıyla bir ilim merkezi olmanın ilk adımını atmıştı. “Allahüekber… Allahüekber…Allahüekber…” Hz. Iyaz(ra), arkasında vali olarak Hz. Sa’saa(ra)’yı bırakıp başka fetihler yapmak üzere Amed’le, Amid’le, Diyarbekir’le vedalaştı. Hz. Sa’saa(ra), fetih esnasında yara almıştı, birkaç ay sonra Rabbinin rahmetine kavuştu. Mezarı bir İslam mührü olarak kaldı şehrimizde. 1926’ya kadar ziyaret edildi. Ama o yıl Cumhuriyet’in ilk belediye başkanlarından Nazım Önen adlı adam, o mührü silmeye kalkıştı. Bugün de İslam mührünü kalplerimizden silmeye çalışanlar var. Ama şu bilinsin ki bu mühür kök salmış, bedenimizden bir parça olmuş. Bedenden parça koparılınca kan akar. Amed, Amid, Diyarbekir Miladi 27 Mayıs 637, bir rivayet 639’da İslam’ın oldu, hep İslam’ın kalacaktır. ABDULKADİR TURAN -DOĞRUHABER
27/05/2010
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Amed'in fethi (diyarbakırın fethi çağrfm spot seslendirme Sohbetler/Seslendirme vuslat 3 1130 Son Mesaj 25 Mayıs 2009, 21:25:57
Gönderen: harras
kıyamlar durmaz (yesrib yolunda) Türkçe Eserler isimsiz12 3 254 Son Mesaj 27 Mayıs 2009, 09:08:16
Gönderen: __YaZ_yAğMuRu__
Diyarbakır'ın fethi üzerine geç kalmış bir yazı Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 0 221 Son Mesaj 18 Haziran 2009, 13:09:42
Gönderen: vuslat
Kürt Tarihi (Araştırma yazısı) Tarihten Notlar yusha 1 968 Son Mesaj 10 Eylül 2009, 05:26:28
Gönderen: yusha
araştırma-açıklama İstek, Öneri ve Şikayetleriniz seriyye 1 324 Son Mesaj 13 Ocak 2010, 02:18:38
Gönderen: seriyye
Zazalar'ın etnik kimliği üzerine...Araştırma yazısı Zazaki (Zazaca) « 1 2 » vuslat 15 1312 Son Mesaj 16 Temmuz 2011, 11:39:59
Gönderen: Şehid Rehber
Cezaevinde Hayatını Kaybeden Şehid Cahit Durmaz Hakka Uğurlandı Foto / video Yurttan haberler « 1 2 » vuslat 11 1628 Son Mesaj 06 Temmuz 2010, 19:10:52
Gönderen: mizgina_islam_