0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: DÜNYA LEZZETLERİ İÇİN DEĞER Mİ?  (Okunma Sayısı 245 defa)
Bişnev
"Nalîna agirî..."
kadim üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 205


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« : 16 Temmuz 2009, 12:57:03 »

Karar verdim ey nefsim; bugün seninle lezzetlerin tadını kaçıracağız…

İman ettiğin akideye göre, bir gün, ölüm meleği gelip bardağı doldurduğunu sana bildirecektir. Ecel terlerinin döküleceği o sırada, keyfiyeti de daha iyi anlayacaksın. Bu arada, dünyanın kaç bucak olduğunu da sana göstereceklerdir. İnşaAllah çok geç olmaz da, o ana hazırlıklı olacaksın. Senin bilmen gereken en hayati mesele şudur ki; ölümü, amellerine göre göreceksin. Bunun tarifine, hiç kimse muttali olamayacak ve ancak ölümü tadan bilebilecektir.

Öldün, diyelim. Sonra şansın varsa, guslünü alacaklar. Cenaze namazı ve cenaze işleri derken, dostların ancak kabir çukuruna kadar sana tahammül göstereceklerdir. Bu durum da, nasıl bir çevreden olduğunla alakalı olacaktır. Mü’minlerden bir cemaat ile dostluğun olmuşsa, onlar sana hak ettiğinden de fazla vefa göstereceklerdir. Cenaze namazında, edecekleri dualarla bile kurtulabileceğin umulur. Hatta bu, o kadar kuvvetli bir ihtimaldir ki, salih kimselerin hazır bulunduğu cenazelere, büyüklerimiz imrenmişlerdir. Böyle bir şansı yakalayabilmenin de yolu, dünyadan geçecektir.

Bil ki, kabrin karanlığında, amellerinle baş başa kalacaksın. Kat kat karanlıklar içinde olacaksın. Sağın–solun, önün–arkan, altın ve üstün toprak olacak ve toprak, kemiklerini birbirlerine geçirecek kadar sıkacak seni. Sen öyle şaşkınlık, acı ve feryad içindeyken Allah–u Teâlâ, sana Münker ve Nekir adlı meleklerini gönderecektir.

Bu meleklerin şeklini ne benden sor, ne de onlarla karşılaşmayı dile! Gözleri gök gibidir, saçları simsiyah olup yerlerde sürünmektedir. Esasında kapkaradırlar. Ellerinde de birer balyoz vardır. Gök gürültüsü, çıkaracakları seslerin yanında ninni denilecek kadar korkunç olacaktır. Sanki kulağının zarı, onların ağızlarına yapışmıştır. Ellerine ve pençelerine bakmaya, yüreğin dayanamayacaktır. Karnın sırtına yapışmış, gözlerin dışarı fırlamış olarak çıkaracakları seslerin şaşkınlığı içinde olacaksın. Seslerin, nereden geldiğini kestiremezsin ki, sırtını sağlam tarafa tutabilmek için imkânın olsun.

Seslerin her taraftan geldiğini düşün. Kalbin, gözlerin ve başın adeta küre gibi her tarafı yokluyor… Her defasında, yine ümitsizce şaşkınlık başlıyor. Ölmüyorsun ki, kurtulasın… Yok olmuyorsun ki, rahat edesin. Bir menfez arayıp durursun, isterse bir iğne deliği kadar olsun. Oradan, yeniden yeryüzüne çıkabilmek istersin… Heyhat ki, buna hakkın olmayacaktır.
Bu haller, daha seslerden ve nefeslerinden çıkacak gürültü sonunda düşeceğin vaziyettir. Bir de gözlerin onları görecek. Ama ne görüş!.. Bilebildiğin ve hayal edebildiğin en korkunç bir ejderha elini sana uzatsa, tereddüt göstermeden, ejderhanın eline tutunacaksın. Ama o gün, buna da imkân olmayacaktır. Çünkü zavallı ejderhaların da işleri başlarından aşkın olacaktır. Çevrendeki ölüler, sus–pus olacaklar… O korkunç tecrübeyi onlara tekrar hatırlattığın için sana öfke duyacaklardır.
Nihayet hiç bitmeyecekmiş gibi olan korkunç bekleyiş sona erecektir. Artık onlarla başbaşasın. Kapkaranlık bir ortamda, gök gibi gözlerinden yüreğini delip geçen ışıklar; uzun, kapkara saçlar, balyozlar ve yürüyüşlerinin çıkaracağı korkunç hışırtılar… Sadece sana birkaç soru soracaklardır. Cevapları verebilirsen, ne ala… Ama eğer cevaplayamazsan… Evet, eğer bilemezsen… İşte o zaman vay haline!..

Ağla, ey nefsim, ağla! Bunları bilmediğin için ağla! Bugün ağla ki, onlar gözyaşı karşısında eriyip gidecekler, sevecen bir hal alıvereceklerdir.

Yine de bilmemen halinde, neler olacağını konuşmaya devam edelim. Dilim buna nasıl elverir, bilmiyorum; ama kendimi buna mecbur hissediyorum.

Sana; “Men Rebbuke?” yani “Rabbin kimdir?” diye soracaklar. İstersen, bu soruya şimdi cevap ver! Rabbini tanıyor musun? Bugün dilin bana, istediğini söyleyebilir. Ama o gün, sen kendin ne isen, onu söyleyeceksin. İnsanın kendi aleyhinde, üstelik o korkunç neticeyi ve vaziyeti göre göre şahidlik etmesi, ne kötüdür! Bu durumda hemen şimdi Rabbini tanımaya başlamalısın. Daha doğrusu, tanımaktan kast edilen gaye ne ise, onları yapmaya çalışmalısın. Tanımak demek, tanıma ile ilgili hakların tamamına riayet etmek demektir. Herhalde ne demek istediğimi de anlıyorsun. Aksi halde, kabirde o meleklere şöyle cevap vereceksin: “İnsanlar öyle birinden bahsediyorlardı, başka bir şey bilmiyorum.” Keşke, hayatın boyunca, Cudi Dağına taş taşısaydın da, kendini böyle bir cevaba taşımasaydın. Artık kim onların öfkelerine engel olabilecek?ünlem Balyozlarıyla seni dövmeye başlayacaklar.

Sonra; “Men nebiyyuke” yani “Peygamberin kim?” diye tekrar soracaklar. Tabi sen, Rabbini bilmedikten sonra bu soruyu cevaplasan ne fark edecek ki?ünlem Yine aynı azap… Zaten böyle biri isen peygamberin kim olduğunu da bilmezsin.

Sonra; dininin ne olduğunu, imamını ve benzeri hayati soruları sormaya devam edeceklerdir. Tekrar azap, tekrar azap…
Onların daha gelirken saldıkları korkuyu bir yana bırak… Bu suallerin cevaplarını bilmedikçe, şiddetleri milyonlarca kat artacak, öfkeleri milyonlarca kat artacak, artacak ve artacaktır. Allah–u Teâlâ, onlara belli bir süre tayin etmemiş olsa, emin ol ki, bu azabı hiç durmadan sürdürecekler. Çünkü merhamet duygusu onlara verilmemiştir. Bu nedenle tamamen haşin ve sert varlıklardırlar.

Münker ve Nekir, kolluk ifadeni alıp gittikten sonra, bu kez sertlikte onları aratmayan azap memurları geleceklerdir. Tabi sen daha ilk sorguda azabı hak ettiğin için, bunlardan da kurtuluşun olmayacaktır. Eğer doğru–dürüst ilk sorguyu atlatmış olsaydın, hiç olmazsa bunlara karşı ileri sürebileceğin malzemelerin olacaktı. Zaten böyle bir şey olsaydı, Münker ve Nekir o yaptıklarını sana reva görmeyeceklerdi.

Azap etmeye istekli ve hevesli bu merhameti alınmış memurlar, her taraftan üzerine abanacaklardır. İşte bu sırada, namazın, orucun, zekâtın, haccın, tilavetin, zikrin, sadakan ve infakların; onları eda ederkenki samimiyet ve ihlâsına göre şekillenecek ve vücud bulacaklar ve o azap memurlarını da senden uzak tutacaklardır. Tabi işler yolunda gittiğinde öyle olacak. Aksi halde bu ibadetleri terk etmişliğin, azap melekleri için yardım–yataklık yapıp seni bağlayacaklardır. O halde işleri yoluna koymalısın. Biliyorsun, işler dünyada başlar, dünyada biter, dünyada yoluna koyulur.

Allah–u Teâlâ sana merhamet etmezse, artık kim o memurları tutabilecek? İhlâslı insanlara öyle dadanırlarken, hiç seni affedecekler mi? Seni nasıl affetsinler? Sen dünyada hayatını yemeye, içmeye ve havaya borçlu değil misin? İşte bu meleklerin yaşaması da, kâfir ve günahkârlara işkence etmeye bağlıdır. Bunun için onlardan yana ümidini kes!

Daha sana kabrin sıkıştırmasından bahsetmedim. Ruhun, Allah’a arz edilecek, ama çıkardığın kötü kokuyla birlikte, ilahi dergâhtan tard edileceksin. Kabirde iken, cehennemdeki yerin, naklen yayın aracı gibi sana gösterilecektir. Hani o bakmaya dayanamadığın televizyon var ya, aynen onun gibi bir şey. Hatta üç boyutlu olanı gibi… Çünkü cehennemdeki yerini görmekle beraber, hissedeceksin. Ne korkunç bir sürpriz değil mi? Seyrederken namazları geçirdiğin o kutuya, şimdi hangi duygularla bakmak zorunda kalacaksın.

Çıyanları, akrepleri, fareleri bugün uzun uzadıya konuşmayacağım. En zarif, en narin ve en hassas yerlerinden başlayarak seni yiyip bitirecekleri zaman halin ne olacak? O, harama bakmaktan usanmayan gözlerinden yemeye başlayacaklar. Sonra da, kemiği olmayan diline dadanacaklar. Kaderin cilvesi değil mi? Orada da sorunlara, kaynağından gidilecek.

O güzelim yüzün, bedeninle birlikte çürüyüp bakılamaz hale gelecek. Yazıklar olsun sana ki, bir kelebek kadar bile olamayacaksın. Öldüğü halde kelebek, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmez. Ya sen!.. Bir hafta cesedine güneş değse, kokunla bir memleketi helak edeceksin. Neyse devam edelim.
Böylece berzah âleminde, Sur’un üfürülüşünü bekleyeceksin. Sonunda o gün de gelip çatacaktır. Kabirden çıkmadan önce, eski haline getirileceksin. Hayal et bakalım… Milyarlarca insan ile birlikte, çekirge sürüleri gibi, çağrı yerine hareket edeceksin. Başını dikmiş ve dehşet içinde olacaksın. Allah’ın takdir ettiği alana gelip derecene göre belirlenmiş yerde konaklayacaksın. Bilmiyorum, fark edecek misin acaba? Dağlar silinmiş, nehirler kurumuş, vadiler doldurulmuş olacak. Herkes hazır kıta yerinde dikilmiş olacak. Yıldızlar da dökülüp gitmiş, güneş ise dünyaya yaklaştırılmış olacak. Ateş ender ateş altında, hesabını vermeyi beklerken, itaatsizliğinin ve günahlarının mahcubiyeti altında, sıranı gözetleyeceksin. Şansın varsa, ‘keşke toprak olsaydım’ diyenlerden olmayacaksın. Çünkü bu hasret, kâfirler için olacaktır. Ama toprak olma lüksü, kâfirlere ihsan edilmeyecektir. ‘Keşke’leri, şiddetli bir hasret ile yüreklerini yakıp kavuracaktır.

Sen öyle ter nehri içinde bekleyedur! Sonunda kaç milyar yıl geçecek ve sıra sana da gelecektir. ‘Vah başıma’ der gibi, utana–sıkıla sanık kürsüsüne çıkarılacaksın. Terazin kurulacak, ama senin gözün, sağ kefede olacak. Orada pek bir şey göremeyeceksin, olsa da birkaç çelimsiz şeycik olacaktır. Sol tarafa, korka korka bakışlarını kaydırdığında, dünyadan silinen bütün dağların günah olup sol kefeye konmuş olduğunu sanacaksın. Zillet, meskenet ve ümitsizlik damgası alnına vurulacak. Tutukluk yapan diline hükmedemeden, haşin bir el perçeminden tutacak ve cehenneme fırlatılacaksın. Buraya kadar anlattıklarım sadece cehennem için birkaç idmandan ibaret idi. İdmanı böyle olanların, akıbetlerinin vay haline!.. İbret almayıp bugünden o güne hazırlanmayanların vay haline!..
Şimdi artık cehennemin içindesin. Her taraftan öldürücü hamleler altında bulunacaksın. Heyhat ki, o ölüm sadece bir defaydı. Onu da hiç istemezdin. O halde şimdi neden istiyorsun? Ateş derini yaktıkça, yeni derilerle değiştirilecektir. Bu böyle an be an sürüp gidecektir. Allah–u Teâlâ, “Zerre kadar iman etmiş olanları da cehennemden çıkarın!” diye bir af çıkardığında ve eğer bu şartlı affa karşılık imanın bir zerreye yetecekse, bundan sonra çıkacağın umulacak.

Bilmem kaç milyar vakit böyle geçtikten sonra, Silopi’nin kömür ocaklarının ham maddesi olmaya yetecek kadar kömürleşmiş bedenin, hayat suyuna atılacak. Tekrar eski haline geleceksin. Artık pırıl pırılsın. Ateşten çıkma ümidini yitirdiğin halde, kurtulmuş olacaksın. Seni alıp cennete bırakacaklar. Müşfik bir el, şefkatle seni makamına bırakacak. Kalbin heyecandan yerinden söküldü, sökülecek. “Bu kötü bir şaka değildir” umuduyla, cennette yerleşeceğin zaman, sana şöyle seslenecekler: “Selam olsun sana! Artık mahzun olmayacaksın. Ebediyen kalmak üzere gir cennete!”

Bütün bu olanlara rağmen Allah–u Teâlâ, sana çok büyük makamlar verecektir. Gözün gördüğünden daha geniş mülklerin olacaktır. Köşklerin ve daha önce ne el, ne de göz değmiş, inci tanesi gibi hurilerin olacaktır. Artık derin bir nefes alabileceksin.
Ama şunu da unutma ki, eğer Allah’a itaat üzere can veren kulun mükâfatını görseydin, senin yerin gözünde cehennem kesilecekti. Üstelik salih kullar, senin çektiğin o azap ve sıkıntıları da çekmeyeceklerdir. O halde, neden bu kadar kendini riske atıyorsun? Sen daha küçük bir çakmak ateşine parmağını bırakıp iki saniye dayanamazken, bu tehlikeli süreci nasıl arkana atmışsın, akıl–sır erdiremiyorum.

Oldukça kısa tuttuğum bu hususiyetleri ve önünde duran konakları göz önünde bulundurarak kalbini ve fiillerini safileştir. Bir de baktın, Allah–u Teala, sana rahmet nazarını çeviriverdi, belli mi olur?ünlem Yeter ki sen azmet!

Muhammed Aksa (inzar Dergisi 40. Sayı)
 
 
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 16 Temmuz 2009, 14:33:19 »

Allah razı olsun...
Değmez
Moderatöre Bildir   Logged

vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 16 Temmuz 2009, 15:20:08 »

karar anı yakındır...an meselesi.


Allah razı olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #3 : 16 Temmuz 2009, 15:21:39 »

Allah razı olsun ellerin salihlerin gittiği cennet güllerine kabir azabı ve cehennem azabı görmeden değsin inş. defalarca okunması ve üzerinde tefekkür edilmesi gerekn bi yazı.
   “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.” (Tirmizi, )
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
Bişnev
"Nalîna agirî..."
kadim üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 205


"Dilimden düğümü çöz"


WWW
« Yanıtla #4 : 16 Temmuz 2009, 15:52:25 »

Ecmain,amin inş
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: