0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA EHL-İ BEYT İMAMLARININ RİVAYETLERİ*  (Okunma Sayısı 140 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« : 06 Ocak 2011, 09:35:45 »

EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA EHL-İ BEYT İMAMLARININ
RİVAYETLERİ*

Dr. Faruk Hamâde
Çev.: Musa ERKAYA, Murat GÖKALP
Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (Arş.Gör.Dr.)

Bütün Müslümanlar, Allah Teâlâ’nın rızasına ulaştıran ilim ve marifetin temel
kaynaklarının, Yüce Kur’ân ile Hz. Peygamber (s.a.v.)‘in sözleri olduğu noktasında
hemfikirdirler. Bu nedenle İslâm dünyasında, her çağın kendi vasıtaları devreye sokularak
koruma, aktarma, açıklama, yorumlama ve neşretme hususunda, diğer ilim ve marifet
kaynaklarından hiç birine verilmeyen önem bu iki kaynağa tahsis edilmiştir.
Hz. Peygamber’in sünneti, asırlar ve nesiller boyu ancak nakil, rivayet ve haber kanallarıyla
taşınmıştır. Nitekim öteden beri: “Haberlerin âfeti, ravilerdir” denilmektedir.
Bu nedenle Hz. Peygamber’den gelen rivayetleri sapasağlam bir şekilde korumak için, ilim
ve irfan sahipleri öncelikle ravilerin isimlerini ve bilgi seviyelerini zaptetmeye, ardından da
onların özel halleri ve sîretlerini araştırmaya gayret sarfetmişlerdir. Böylece iki konuda emin
olmak istemişler ve her ravinin bu iki kritere göre değerini tespit etmeye çalışmışlardır. Bu
kriterlerden ilki adalettir ki, o; dosdoğru, güzel bir yaşantının yanı sıra, vacipleri yerine getirip
haramlardan kaçınmayı ve yüksek bir şahsiyet ve karakter sahibi olmayı ifade eder. İkincisi ise,
nakil konusu olan nassın ve rivayet edilen hadisin, ya ezberleyerek ya yazarak veyahut da her ikisi
ile sağlam bir şekilde korunup anlaşılmasıdır (zabt ve itkân).
Şayet bir ravide bu ikisi (adalet ve zabt) birarada bulunursa, işte bu, tam da istenen ideal
durumdur. Eğer bu iki özellikten biri ârızalı olursa, bu ravinin rivayet ettiği nass nazar-ı itibara
alınmaz ve dini açıdan delil olmaya da elverişli görülmez.
Bazen ravi müttaki ve iyi hâl sahibi olmasına rağmen, naklettiği rivayeti tam olarak hıfz
edememiş olabilir ve buna bağlı olarak da rivayetlerinde karışıklık yapabilir (ihtilât). Dolayısıyla
da ravinin ne iyi hâli ne de verâ ve takva sahibi oluşu, rivayet alanında kendisine herhangi bir
fayda sağlayabilir.
Bazı raviler de sağlam bir zabt ve iyi bir ezber kabiliyetine sahip olabildikleri halde,
maneviyatlarının bozukluğuna ilâveten, gidişatları itibariyle doğru ve dindarlıkları açısından da
salâh sahibi olmayabilirler. İşte bunların da ezbercilikleri (hıfzları) dikkate alınmadığı gibi, hem
ilimlerine hem de rivayet ve nakillerine güvenilmez.
İşte bu ölçüler sahabe (r.a.) hariç, Hz. Peygamber’in sünnetini aktaran bütün raviler
hakkında geçerli bir hükümdür. Sahabe hariçtir; çünkü onlar, Allah Rasulü (s.a.v.)’in risâletinin
taşıyıcılarıdırlar. Hz. Peygamber onları gözünün önünde, derin bir itina ile güzel bir şekilde
yetiştirmiştir. Ehl-i Sünnet hadisçileri, sahabe konusunda şu iki noktayı birbirinden ayırmışlardır:
İlki, onların Hz. Peygamber’den yaptıkları rivayetler, ikincisi ise bu nakillerine dayanarak
yaptıkları içtihatları ve amelleridir.
Sahabenin Hz. Peygamber’den aktardıkları rivayetlerin doğruluğu konusunda şek ve şüphe
yoktur. İçtihadi hükümleri noktasında ise, sahabe de hata edebilir. Yine aynı şekilde Hz.
Peygamber’den yaptıkları rivayetlerin dışındaki söz, fiil ve tasaruflarında doğruyu da
yakalayabilirler. Bu nedenle Ehl-i Sünnet Usûl ve Kelâm alimleri kitaplarında, “Sahabe kavline ve
ameline” özel başlıklarla yer vermişlerdir. Bu konuda Hadis ve Fıkıh Usulü ile Akaid kitaplarında
bir çok konu yer almıştır. Kaldı ki Ehl-i Sünnet de, Allah’tan tebliğde bulunan Peygamberlerin
dışında hiç kimsenin hatadan korunmuşluğunu (masumiyetini) iddia etmiş de değildir.
Bu noktada dikkat çekmemiz gereken bir husus daha vardır ki, o da; hadisi rivayet eden
ravinin adalet sahibi olmasına karşılık, kendisinden rivayette bulunan şeyhi ya da öğrencisi, ravi
ve rivayetin kabulu için gerekli olan söz konusu iki özelliği (adalet ve zabt) kendilerinde
toplamamış olabilirler. Bu durum, o kişinin yine de adalet ve zabt sahibi olduğunu gösterir.
Hocasının ya da talebesinin cerhedilmesi ona herhangi bir zarar vermez. Ne var ki, bu yolla gelen
bir rivayet kabul de edilmez.

Ehl-i Beyt imamları (r.a.), hadis alimleri tarafından adalet ve itkân sahibi olarak kabul
edildiklerinden, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den yaptıkları rivayetlerin alınmasına önem verilmiştir.
İmam Ali, oğulları Hasan ve Hüseyin (r.a.), ta’dîl ve soruşturmaya gerek olmayacak derecede
sahabenin büyüklerindendir. Ancak bunların şahsi kanaatleri ve içtihatları, diğer sahabilerin
kanaat ve içtihatlarıyla aynı hükme tabidir (isabet de hata da söz konusu olabilir).
İmâmiyye Şîası nezdinde özel bir yere sahip Ehl-i Beyt mensubu imamlara ve bunların Hz.
Peygamber’den naklettikleri rivayetlere karşı hadisçilerin tavırlarını araştırmaya çalıştım. Gördüm
ki, Ehl-i Beyt imamlarının rivayetleri İslamî kaynakların tamamına dağılmıştır. Ehl-i Sünnet’in
önde gelen alimlerinin onlardan yaptıkları rivayetler de oldukça yaygındır. Bu nedenle ben de,
Ehl-i Beyt imamlarının Ehl-i Sünnet nezdinde genel kabule mazhar olmuş Kütüb-ü Sitte’deki
rivayetleriyle yetindim. Kütüb-ü Sitte ise malum olduğu üzere hadis kaynaklarının zirvesini
oluşturmaktadır. Dolayısıyla derli toplu bir şekilde, sözü fazlaca uzatmadan araştırmamızı ortaya
koymaya çalışacağız. Burada ravilerin özel durumları ve hayat hikayeleri ile ilgili konu açısından
gerekli olmayan hususlara temas etmeyeceğiz. Çünkü Ehl-i Beyt imamlarının herbirinin hayatları
ve siretleri ile ilgili olarak ciltlerle eser kaleme alınmıştır.
Bu girişin ardından araştırmamıza Hz. Ali (r.a.) ile başlayabiliriz:

1. İmam Ali (r.a.)

Hz. Ali; Hz. Hasan’ın babası, muâhâtta (Medine’de muhacirlerle ensârın kardeş ilan
edildiği olayda) Hz. Peygamber’in kardeşi ve bütün kadınların hanım efendisi olan Hz. Fâtıma
sebebiyle de Hz. Peygamber’in damadıdır. Bakiyy b. Mahled el-Endelüsî (ö.h. 276) Müsned’inde
– ki bu, İslâm dünyasındaki en geniş Müsned’dir - ona ait 586 hadis rivayet etmiştir.1 Ahmed b.
Hanbel (ö.h. 241) ise, bugün elimizde mevcut hâliyle Müsned’inde mükerrer tarîklerle Hz. Ali’ye
nispetle 819 hadis’e yer vermiştir2. Ebu Nuaym el-Isbehânî, farklı tarîklerden gelen 400 küsur
hadisin ona isnat edilmiş olduğunu ifade etmiştir.
Kütüb-ü Sitte sahipleri; Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâî, Tirmizî ve İbn Mâce de onun
322 hadisini tahric etmişlerdir.3 Buhârî ve Müslim 20 hadisinde ittifak, buna mukabil Buhârî 9,
Müslim ise 15 hadisinde infirâd etmişlerdir. Bu hadislerin içerisinde akaid, ahkâm, tefsir, rekâik
vb. hayatın bütün alanlarıyla ilgili anlam ve mesajlar ihtiva edenleri bulunmaktadır.
Bir mukayese imkânı olsun diye şunları kaydetmek yerinde olsa gerek: Hz. Ebû Bekir’e ait
Bakiyy b. Mahled’in Müsned’inde 1424, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde ise 81 hadis5 rivayet
edilmiştir. Ebu Nuaym el-Isbehânî de; onun, farklı tariklerden gelen mürselleriyle beraber Hz.
Peygamber’e isnad ettiği hadis sayısının 100 olduğunu, Kütüb-ü Sitte’de ise 60 hadisinin geçtiğini
kaydeder.6
Ömer b. el-Hattâb (r.a.)’ın, Bakiyy b. Mahled’in Müsned’inde 5377, Ahmed b. Hanbel’in
Müsned’inde ise mükerrer tariklerle 417 hadisine yer verilmiştir.8
Kütüb-ü Sitte’de ise 300 hadisi kayıtlıdır.9
Osman b. Affân’a gelince, Bakiyy b. Mahled’in Müsned’inde 14610, Ahmed b. Hanbel’in
Müsned’inde ise mükerrer tariklerle 162 hadisi11 zikredilmiştir. Kütüb-ü Sitte’de de 124 hadisi
yer almaktadır12.

((1 Bkz. Ekrem el-Umerî, Bakiyyuddin el-Kurtubî, Mukaddimetu Musnedihi, s. 80, I. Baskı, 1410/1981; İbnu’l-
Cevzî, Telkîhu Mefhûmi Ehli’l-Eser fî Uyûni’t-Târîhi ve’s-Siyer, s. 363, Mektebetu Dâri’l-Âdâb, Mısır, t.y.
2 Bkz. Ahmed b. Hanbel, el-Musned, I/164, Daru’l-Fikr, Beyrut 1411/1981
3 Bkz. Mizzî, Ebu’l-Haccâc Yûsuf b. ez-Zekî, Tuhfetu’l-Eşrâf bi-Ma’rifeti’l-Etrâf, Daru’l-Kıyme, Bombay,
1396/1976, VII/346 vd.; Nevevî, Ebû Zekeriyya Muhyiddîn b. Şeref, Tehzibu’l-Esma ve’l-Luğât, et-
Tıbâ’atu’l-Munîriyye, Mısır, t.y., I/344.
4 Bkz. İbnu’l-Cevzî, age, s. 364; Ekrem el-Umerî, age, s. 82.
5 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I/15.
6 Mizzî, age, V/283 vd.
7 İbnu’l-Cevzî, age, s. 363.; Ekrem el-Umerî, age, s. 81.
8 Ahmed b. Hanbel, age, I/41.
9 Mizzî, age, VIII/ 3 vd.
10 Ekrem el- Umerî, age, s. 82; İbnu’l-Cevzî, age, s. 364.
11 Ahmed b. Hanbel, age, I/126.
12 Mizzî, age, VII/242.


Bunlardan ortaya çıkan sonuç şudur ki; Ehl-i Sünnet kaynaklarında Hz. Ali (r.a)’ın
rivayetleri, kendisinden önceki raşid halifelerin rivayetlerinden oldukça fazladır. Bu durum ise;
onun, öncesindeki halifelerden daha sonra vefat etmesine, kendisinden rivayet edenlerin
çokluğuna, çok soru soran tabiin kuşağından ilim taliplerinin değişik bölgelere dağılmasına ve
tebliğ ve rivayeti gerektiren olayların ortaya çıkmasına bağlanabilir. Diğer bir husus da, ilim
taliplerinin, Hz. Ali’den kendilerine ulaşan bilgileri bir emanet olarak telakki edip, bu emaneti
başkalarına iletmiş olmalarıdır.

2. Hz. Hasan (r.a.)

Bilindiği gibi Hz. Peygamber vefat ettiğinde Hz. Hasan henüz küçüktü. Bununla beraber
İbn Abbas, Mahmud b. er-Rebî’ vb. diğer küçük yaştaki sahabiler gibi, Hz. Peygamber’in bir
takım söz ve davranışlarına ise aklı ermekteydi.
Bakiyy b. Mahled Müsned’inde, Hz. Hasan’ın Hz. Peygamber’den rivayet ettiği 1313
Ahmed b. Hanbel ise Müsned’inde 10 hadisine yer vermiştir14. Sünen-i Erba’a’da ise onun 6
hadisi kaydedilmiştir.15
Hz. Aişe gibi bazı sahabilerin yanı sıra tabiinden önemli bir çoğunluk da kendisinden
rivayette bulunmuşlardır. Rivayet ettiği hadislerden birisi: “Ey Rabbim! Hidayet verdiklerinin
arasında bana da hidayet ver, veli edindiklerinin arasında beni de veli edin...” şeklindeki kunut
hadisidir.16 Nitekim Şâfiî ve başkaları gibi, bir çok Ehl-i Sünnet alim ve fakîhinin ameli bu
rivayet üzerinedir.

3. Hz. Hüseyin (r.a.)


Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber vefat ettiğinde küçük yaştaydı. Bununla birlikte onun, Hz.
Peygamber’in bir takım söz ve davranışlarına aklı ermekteydi. Ki, onun rivayet ettiği bu söz ve
davranışlar merfû sünnet ve hadisten sayılmaktadır.
Bakiyy b. Mahled ve Ahmed b. Hanbel Müsned’lerinde onun 8 hadisini rivayet
etmişlerdir.17 Sünen-i Erba’a’da ise, 5 hadisi kaydedilmiştir.18
Burada, Buhârî ve Müslim’in Hz. Peygamberin iki değerli torununun rivayetlerini
Sahih’lerine neden almadıkları, sorusu akla gelebilir. Bunun cevabı şudur: Hadislerin tahrici
meselesi; ulüvv-ü isnadı elde etmeye, Buhârî ve Müslim’in şartlarına göre bu iki toruna ulaşan
tarîkin sahihliği üzerine, yine Buhârî ve Müslim’in Hz. Hasan ve Hüseyin’e ait kitaplarında geçen
bir hadiste teferrüd etmelerine ya da Hz. Hasan ve Hüseyin’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’den
duydukları hadislerin Buhârî ve Müslim’in topladıkları rivayetlerin içinde bulunmasına vb.noktalara yoğunlaşan bir metot işidir.

Buhari ve Müslim Sahih’lerinde; şehid Hz. Hüseyin’in, babası Hz. Ali b. Ebi Talib’den,
onun da Hz. Peygamber’den rivayet ettiği iki hadisi tahric etmişlerdir. Şayet bu iki imam Hz.
Peygamber’in torunları tarîkiyle gelen, kendi şartlarına ve konularına uygun hadis(ler) bulsalardı -
Allah daha iyi bilir ama - mutlaka onu tahric ederlerdi. Nitekim Buhârî Sahih’inde Hz. Hasan’a
ta’likde bulunmuştur, dolayısıyla Hz. Hasan Buhârî’nin ravilerindendir. Bu konuda Buhârî ve
Müslim’i ta’na yeltenenler, ya kötü niyetli ya da cahil kişilerdir. Şayet Buhârî ve Müslim, Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyin’den rivayet etmekten kaçınsalardı, - diğer sahabeden - gerek onların ve
gerekse ehl-i beytlerinin faziletleriyle ilgili rivayetleri almazlardı. Gerçek olan şu ki, Sahihayn’da
ehl-i beytin faziletiyle ilgili bir çok rivayet bulunmaktadır.

4. Hz. Hüseyin’in Oğlu Ali Zeynelâbidîn

Hicrî 94 yılı civarında Medine’de vefat etmiştir19. Babası ve amcasının yanı sıra, Abdullah
İbn Abbas, Abdullah İbn Ömer vb. bir gurub sahabeden ve kendi akranından olan tâbiînden hadis
dinlemiştir.
Kendisinden de tâbiînden bir cemaat rivayette bulunmuştur ki, bunlar arasında; Ebû Seleme
b. Abdurrahman ve Tâvus gibi akranları da vardır. Ehl-i Sünnet cerh ve ta’dîl alimleri, onun her
konuda büyüklüğü hususunda görüş birliğine sahiptirler.
Yahya b. Saîd el-Ensârî: “O, Medine’de gördüğüm en değerli Haşimî’dir” derken; Zührî de:
“Ben en çok Ali b. Hüseyin ile otururdum. Ondan daha fakih birini görmedim. Ne var ki o, az
hadis rivayet etmiştir” der.
İbn Sa’d da: “Sikâ, güvenilir, çok hadisi olan, yüce şahsiyetli ve verâ sahibi bir kimseydi.”
şeklinde onu tavsif eder.
Onun hadisleri gerçekten çok olup, Sahih’lere, Sünen ve Müsned’ler ile başka kaynaklara
yayılmıştır. Hadislerinin tahrici konusunda Buhârî ve Müslim ile bunlar dışındaki diğer alimler
ittifak etmişlerdir.
Hadisçiler, onun babası yoluyla dedesinden yaptığı rivayetleri esahhu’l-esanîd (en sahîh
isnadlar) olarak kabul ederler. Hatta el-Musannefu’l-Kebîr’in sahibi Hafız Ebû Bekr b. Ebî Şeybe
(ö.h. 235) nazarında (bu tarîk) mutlak olarak en sahîh isnaddır. Çünkü o şöyle demiştir: “Bütün
isnadların en sahîhi: Zührî’nin Ali b. Hüseyin’den, onun babası Hüseyinden, onun da dedesi Ali b.
Ebî Tâlib’ten yapmış olduğu rivayetlerdir”20. Buhârî Sahih’inde Kitâbu’n-Nikâh’bölümünün
“dörtten fazla kadınla evlenmenin yasaklığı bâbı”nda21 ondan ahkâm ile ilgili kimi açıklamalar
nakletmiştir.
19 Bu imamın hayatı hakkında kaynaklarda fazlasıyla bilgi bulunmaktadır.
13 İbnu’l-Cevzî, age, s. 369.
14 Ahmed b. Hanbel, age, I/425. (Eserde, mükerrer tarikli 12 hadis yer almaktadır.)
15 Bkz. Mizzî, age, III/62.
16 Bu hadisin metni ve tahrici hakkında bkz. (Tahkikini yapmış olduğum) Nesâî, Fezâilu’l-Kur’ân 126.
17 İbnu’l -Cevzî, age, s. 370.; Ekrem el-Umerî, age, s. 98.
18 Mizzî, age, III/65 vd.

 Meselâ bkz. Tabakâtu İbn Sa’d,
V/211.; Târîhu’l-Buhârî, VI/266.; İbn Ebî Hâtim, el-Cerhu ve’t-Ta’dîl, I/3/178.; Vefeyâtu’l-A’yân, III/266.;
Mizzî, Tenhzîbu’l-Kemâl, XX/382.; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, IV/386 vs.
20 Mizzî, el-Kemâl fî Tehzîbi Esmâi’r-Ricâl, XX/388.; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, IV/319.
21 Buhârî, IX/139.))

Yine Buhârî ondan Ehl-i beyte ilişkin bir takım hadisler rivayet etmiştir. Örneğin, dedesi
Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)’den rivayet ettiği bir hadiste, Hz. Pygamber (s.a.v.), onu ve kızı
Fâtıma’yı gece uyandırarak: “Namaz kılmıyor musunuz?...” buyurmuştur22.
Misver b. Mahreme’den gelen bir rivayeti de şöyledir: Hz. Ali, Hz. Fâtıma’nın üzerine Ebû
Cehl’in kızına dünürcü olmuş, bunu Hz. Peygamber haber alınca; “Fâtıma bendendir....” hadisini
buyurmuştur.23

5. Muhammed b. Ali, el-Bâkır


Sahih görüşe göre hicrî 114 tarihinde vefat etmiştir. 118’de vefat ettiği de
söylenmektedir24. Büyük tâbiîlerden olup, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ömer, Cabir b. Abdullah
vb. sahabilerden rivayette bulunmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’den mürsel olarak rivayette
bulunmasının yanı sıra, büyük dedesi Ali b. Ebî Tâlib ve dedeleri Hasan ve Hüseyin’den de hadis
naklinde bulunmuştur25. Ayrıca babası Zeynelâbidîn’den ve bir gurup tâbiînden de rivayetleri
mevcuttur.
Kendisinden de tâbiînin önde gelenlerinden büyük bir gurup rivayet etmiş ve “el-Bâkır”
lâkabıyla şöhret bulmuştur. Zehebî’nin dediğine göre; bu kelime, “bakara’l-ilme” deyiminden
alınmıştır ki; ilmi yarıp onun aslını ve sırlarını bildi, anlamını ifade etmektedir. Ya da ilimde
genişlemek anlamındaki “et-tebakkur” kelimesinden müştaktır. Nitekim onun hakkında şair şöyle
der:
Ey Allah’tan hakkıyla sakınanların engin ilimlisi
Ve (ey) dağlar üzerinde telbiye getirenlerin en hayırlısı
Onun hakkında İbn Sa’d: “Çok hadis rivayetinde bulunmuş sikâ bir kimsedir.” derken, el-
Icli de Sikât isimli eserinde onu: “Medineli tabiinden olup sikâdır” şeklinde tavsif etmiştir.
İbnü’l-Berkî ise: “Faziletli bir fakihti” demiştir.
İmam Nesâî onu, Medineli tâbiî fakîhler arasında zikretmiştir.
Zehebî de: “O, ilimle ameli, şerefle efendiliği, güvenilirlikle olgunluğu kendisinde toplayan,
hilâfete layık kişilerden biriydi”26 demiştir.
Hadis imamları, Ebû Cafer Muhammed b. Ali’nin rivayetlerine ittifakla eserlerinde yer
vermişlerdir. Kütüb-ü Sitte musannifleri, kitaplarında onun hadislerini tahriç etmişlerdir. Onun
Kütüb-ü Sitte’de sadece Cabir b. Abdullah’tan rivayet ettiği; akaid, taharet, salât, hac, kazâ,
ahkâm, zühd ve rekâik gibi değişik bâblarda 50 kadar hadisi vardır. Zehebî şöyle demiştir: “O,
22 Buhârî, et-Teheccud, Bâbu Tahrîdi’n-Nebiyy (s.a.v.), alâ Salati’l-Leyli ve’n-Nevâfil min Ğayri Îcâbin, III/10.

((23 Buhârî, Kitâbu Farzi’l-Humus ve Kitâbu’s-Salât, Salâtu’l-Cumu’ati ve’l-Menâkıb; Muslim, Sahih, el-Fezâil;
aynı tarikle Ebû Dâvud, Nesâî ve İbn Mâce de tahriçte bulunmuşlardır.
24 Hâl tercümesi ile ilgili bilgi çoktur. Bkz. İbn Sad, Tabakât, V/320.; Buhârî, Tarih, I/1/183.; Mizzî, Tehzîbu’l-
Kemâl, XXVI/136.; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, IV/401. vs.
25 Bkz. Salâhuddîn el-Alâî, Câmii’t-Tahsîl fî Ahkâmi’l-Merâsîl, s. 327. no. 700.
26 Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, IV/402.))



Gene, babası ve oğlu Cafer gibi Hz. Peygamber’den hadis rivayet etmiş olmakla birlikte, bunların her
birinin rivayet etmiş olduğu hadisler büyük bir cüz dahi teşkil etmez. Ne var ki, kendilerinden pek
çok içtihad ve fetva sâdır olmuştur.”
Ben derim ki; bunların herbiri kanalıyla gelen merfû hadislerden teşekkül etmiş bir hadis
cüz’ü; zamanları, tabakaları ve akranlarına nisbetle daha fazladır. el-Bâkır’ın Buhârî ve
Müslim’de geçen hadislerinden biri, Buhârî’nin Kitâbu’l- Meğâzî bölümünün “Gazvetu Hayber”
bâbında tahriç ettiği şu hadistir: “Bize Süleyman b. Harb nakletti. Dediki; bize Hammâd b. Zeyd,
Amr İbn Dînâr’dan, o Muhammed b. Ali’den, o da Cabir b. Abdullah’tan (r.a.) rivayet etti:; “Hz.
Peygamber (s.a.v.) Hayber günü eşeklerin etini yemeyi yasakladı, atların etine ise ruhsat verdi.”
Buhârî, Kitâbu’z-Zebâih kısmında aynısını tahric etti. Benzer şekilde Müslim de rivayeti
Zebâih’de tahric etmiştir. Yine, Tirmizî Sünen’inde, Ebû Dâvud Sünen’inin “Kitâbu’l-Et’ime” ve
Nesâî de Sünen’inin “Kitâbu’s-Sayd” bölümünde tahric etmişlerdir.

6. Cafer b. Muhammed b. Ali, es-Sâdık

Hicrî 148’de vefat etmiştir.27 Annesi Ümmü Ferve bt. el-Kâsım b. Muhammed b. Ebî Bekir
es-Sıddîk’tır. Büyük annesi Esma bt. Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Sıddîk’tır. Bu nedenle o şöyle
derdi: “Ebu Bekir es-Sıddîk benim iki yönden atamdır.” (Bu ifadeyle annesinin, hem ana
tarafından hem de baba tarafından Hz. Ebû Bekir’e dayandığını anlatmak istemiştir. Çev.)
Hicrî 80 senesinde doğdu. Enes b. Malik ve Sehl b. Sa’d es-Sâ’idî gibi sahabileri görmüştür.
Babası el-Bâkır’dan, Hz. Ali (r.a.)’ın kâtibi olan Ubeydullah b. Ebî Râfi’den, Urve b. ez-
Zübeyr’den, Atâ’ b.Ebî Rebâh’tan, annesi tarafından dedesi olan Kâsım b. Muhammed b. Ebî
Bekir’den, Zührî’den, Muhammed b. el-Münkedir ve başkalarından rivayette bulunmuştur.
Kendisinden; Mâlik b. Enes, Süfyan es-Sevrî, İbn Uyeyne, Şu’be b. el-Haccâc, Ebû Hanîfe,
İbn İshak, oğlu Musa (Kâzım) gibi muhaddis ve bilginlerden büyük bir çoğunluk rivayet etmiştir.
Mus’ab ez-Zübeyrî’nin anlattığına göre Mâlik b. Enes şöyle demiştir: “Cafer b.
Muhammed’in yanına bir zaman gidip geldim. Her gittiğimde onu şu üç hal üzere gördüm: “Ya
namaz kılıyor ya oruçlu ya da Kur’ân okuyordu.” Ebû Hâtim er-Râzî: “Cafer b. Muhammed
sikâdır, onun gibiler soruşturma konusu olmaz” demiştir. İbn Adiyy el-Kâmil’de:“Yahya b.
Maîn’in de dediği gibi, Cafer sikâ insanlardandır”28 derken, es-Sâcî de: “O, sadûk ve me’mûn bir
kişiydi. Sikâdan rivayet ettiği hadisinde, güvenilirdir.”29 demiştir.
İbn Hibbân’ın onun hakkındaki kanaatleri ise şu ifadelerinde açıktır: “O; ilim, fıkıh ve
fazilet açısından Ehl-i Beyt’in ileri gelenlerindendi. Ondan kendi evladları dışındakilerin
27 Hâl tercümesi, başta cerh ve tadil kitapları olmak üzere değişik konularla ilgili kitapların çoğunda geniş bir şekilde yer almaktadır.

 ((((Özellikle bkz. İbn Abdi’l-Berr, et-Temhîd, II/66.; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, V/74.;
Zehebî, Siyeru A’lami’n-Nubelâ, VI/255.; İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-A’yân, I/327.; İbn Hacer el-Askalânî,
Tehzîbu’t-Tehzîb, II/103.
28 İbn Adiyy, el-Kâmil fî Duafâi’r-Ricâl, II/134.
29 İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, II/104.))))


yaptıkları rivayetler hüccet teşkil eder. Çünkü evladının ondan yaptığı rivayetlerde kabul
edilemeyecek bir çok noktalar (menâkîr) bulunmaktadır. İmamlarımıza, sözü edilen bu
kanaatlerinden dolayı ta’n edenlerin asıl kendileri bu görüşleri sebebiyle eleştirilmeye
müstehaktırlar. Onun; İbn Cüreyc, Sevrî, Mâlik, Şu’be, İbn Uyeyne, Vehb b. Halid ve başkaları
gibi sikâ raviler yoluyla gelen hadisleri i’tibar kasdıyla alınır. Ben onun, sikâ ravilerin hadislerine
muhalif düşmeyen sahîh hadislerini gördüm. Ve yine, evladının kendisinden yaptığı rivayetlerin
içinde öyle şeyler gördüm ki, bunlar ne onun hadîsine ne de babasının ve dedesinin hadisîne aittir.
Dolayısıyla da başkasının elinin işlediği cinayet sebebiyle onu itham etmek imkânsızdır.”30
İbn Abdilberr, et-Temhîd’de şöyle demiştir: “O; sikâ, me’mûn, akıl ve hikmet sahibi, verâ
ve faziletiyle mümeyyiz bir kimseydi.” Zehebî de el-Mîzân’da: “O; büyük alimlerden biri olup,
dosdoğru bir şahsiyete sahip ve herkes tarafından değeri takdir olunmuş bir kimsedir”31 demiştir.
Yine Zehebî, Siyeru A’lami’n-Nubelâ adlı eserinde ona dair düşüncelerini şu ifadeleriyle dile
getirir: “İmam es-Sâdık; Hâşimoğullarının şeyhi (önde gelen büyüğü, lideri) olup; Abdullah’ın
babası, Kureyş’in Hâşimoğulları kolundan, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Hz. Ali (r.a.)’ın soyundan,
Medineli bir büyük alimdir.”
Hafız İbn Hacer el-Askalânî Takrîbu’t-Tehzîb’te: “O, sadûk, fakîh ve imam bir şahsiyettir”
der.
Malik Muvatta’da, Buhari el-Edebu’l-Mufred’de, Müslim Sahih’de, Sünen ve Müsned
sahipleri ve başkaları onun hadislerini tahric etmişlerdir. O, babasının dışındakilerden çok rivayet
etmemiştir. Sözlerinin çoğu hikmet içeriklidir.
Cafer b. Muhammed’in; babası, onun da Cabir b. Abdullah tarîkiyle rivayet ettiği
hadislerinden biri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Veda Haccı’nın anlatıldığı uzunca bir rivayettir ki,
Müslim Sahih’inde bunu tahric etmiştir. Buna göre Cafer b. Muhammed şöyle nakilde
bulunmuştur: Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve İshak b. İbrahim birlikte Hâtim’den rivayet ettiler.
Ebu Bekir dedi ki; bize Hâtim b. İsmail el-Medenî, Cafer b. Muhammed’den, o da babasından
rivayet edip şöyle nakletti: “Cabir b. Abdullah’ın yanına girdik. Herkese kim olduklarını sordu.
Sıra bana gelince, ben; “Muhammed b. Ali b. Hüseyin’im” dedim. Elini başıma koydu,
üzerimdeki giysimin önce üst düğmesini sonra da alt düğmesini de çözdü, ardından elini bağrıma
koydu. Ben o zaman genç bir delikanlıydım. Dedi ki: “Merhaba kardeşimin oğlu” dilediğini sor.
Ben sordum o da cevap verdi. Gözleri görmüyordu. Hz. Peygamber (s.av.)’in haccını bana anlat
dedim…” (hadîs)32 .
İbn Adiyy, bu hadisi Cafer’den, yirmiden fazla hadis imamının tahdis etmiş olduğunu
söylemiştir.33

(((30 İbn Hibbân, es-Sikat, VI/131.
31 Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl fî Nakdi’r-Ricâl, I/414.
32 Muslim, es-Sahîh, II/886, no. 1218.
33 İbn Adiyy, el-Kâmil, II/133.)))

Bana göre bu hadis, Hz. Peygamberin haccını en derli toplu şekilde anlatan rivayet olup,
Ehl-i Sünnet alimleri (haccın yapılış şekli konusunda) bu rivayeti esas almışlardır.
Müslim aynı şekilde Sahih’inde Atâ’ b. Ebî Rebâh’tan mü’minlerin annesi Âişe (r.a.)
tarîkiyle rivayet etmiştir. Bu rivayete göre Hz. Âişe şöyle der: “Gün, rüzgârlı ve bulutlu
olduğunda, bu Hz. Peygamber (s.a.v.)’ın yüzüne de yansır ve sıkıntıyla yerinde duramazdı. Tâ ki
yağmur yağınca, işte bu durum onu sevindirir ve üzerinden sıkıntılı hâli de kalkardı. Hz. Âişe dedi
ki; bu durumu kendisine sordum da, bana: “Bunun, ümmetime musallat olacak bir azab
olmasından korktum.” Yağmur gördüğünde ise, ona “rahmet” derdi.”34
Mâlik Muvatta’da 9 hadisini tahric etmiş olup, bunların 5’i yine Veda Haccı ile ilgili uzun
hadisinden bölümleri ihtiva etmektedir. Bu rivayetlerin biri dedesi Ali b. Ebî Tâlib’den, geride
kalan dördü ise başkaları kanalıyla gelmiştir.
Bu dört hadisten birisi babasından rivayet ettiği hadistir ki, o da şöyledir: Ömer b. el-Hattâb
Mecûsîlerden söz ederek, “onlar hakkında ne yapaçağımı bilmiyorum” demiş. Bunun üzerine
Abdurrahman b. Avf şöyle karşılık vermiştir: “Şehadet ederim ki ben, Allah Rasûlü’nün: “Onlara
ehl-i kitap muamelesi yapın” dediğini duydum.”
İkincisi, onun babasından rivayet ettiği şu hadistir: “Hz. Peygamber (s.a.v.) bir şahid ve
yeminle hüküm verdi.”
Üçüncüsü de yine babası tarikiyle naklettiği: “Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gömlek içinde
yıkanmıştır.” hadisidir.
Sonuncusuna gelince, bu da aynı şekilde babası kanalıyla gelmiş olup: “Hz. Peygamber
(s.a.v) Cuma’da iki hutbe okudu ve bu ikisinin arasında oturdu.” hadisidir.
Ebû Ömer b. Abdilberr şöyle dedi: “Bu dört hadis munkatı’ olup, Mâlik’in rivayeti
dışındaki vecihlerle gelenler muttasıldır.”35
Ona ait Tirmizî’nin rivayet ettiği hadislerden biri de şöyledir: “O, Nasr b. Abdurrahman el-
Kûfî vasıtasıyla Zeyd İbn el-Hasan yani el-Enmâtî’den; o, Cafer b. Muhammed’den; o
babasından, o da Cabir b. Abdullah’tan rivayet edip şöyle dedi: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’i Veda
Haccı’nda, Arefe günü Arafat’ta Kusva adlı devesinin üzerinde hutbe irad ederken gördüm. Onun
şöyle dediğini duydum: “Ey insanlar! Şüphesiz ben size iki şey bıraktım, bunlara sarıldığınız
müddetçe asla sapmazsınız. (Bunlar) Allah’ın Kitâbı ve ehl-i beytim; itretim’dir”. Tirmizî: Bu
hadisin, “bu vecihle hasen ğarîb” olduğunu beyan etmiştir.”36
Bu imama aklın kabul etmeyeceği uydurma şeyler nispet edilmiştir. Halbuki o, tüm
bunlardan berîdir. Onun atalarından rivayet ettiği söylenen nüshalar, cifr vb. bilgiler bu
kabildendir. Muhtemelen Buhârî’nin Sahih’inde ondan bir şey rivayet etmemesinin sebebi de bu
olsa gerektir. Yahya b. Saîd şöyle derdi: “Onun hıfzı hususunda gönlüm doğrusu pek mutmain
değil.” Benzer ifadeleri İbn Uyeyne de söylemiştir. Buhârî, şartına uygun bir tarîk bulamaması
sebebiyle Sahih’inde değil de, daha önce geçtiği üzere el-Edebu’l- Mufred’de onun hadisini tahric
etmiştir. Allah daha iyi bilir. İmam en-Nevevî’nin de ifade ettği gibi, Ehli Sünnet ve’l-Cemaat
imamları onun imamlığı, liderliği ve saygın bir kişiliğe sahip oluşu konusunda görüş birliğine
sahiptirler.37


(((34 Muslim, es-Sahih, II/616, no. 899.
35 İbn Abdilberr, et-Temhîd, II/67.
36 Tirmizî, el-Câmi’, Kitâbu’l-Menâkıb, Menâkıb-u Ehli’l-Beyt, XIII/199-200.)))

7. Musa b. Cafer, el-Kâzım


Hicrî 183 senesinde vefat etmiş olup, künyesi Ebu’l-Hasan el-Medenî’dir.38 Babası Cafer
es-Sâdık’tan, Abdullah b. Dînâr’dan ve Abdulmelik b. Kudâme el-Cumahî’den rivayette
bulunmuştur. Kendisinden de çocukları İbrahim, İsmail, Hüseyin ve Ali Rızâ ile kardeşi
Muhammed b. Cafer ve başkaları rivayette bulunmuştur. Ebû Hâtim er-Râzî onun hakkında: “Sikâ
sadûk ve müslümanların imamlarından bir imamdır” demiştir39.
Hatîb el-Bağdâdî, nesep bilgini Yahya b. el-Hasan b. Cafer’den rivayetle şöyle demiştir:
“Musa b. Cafer çok ibadet ettiği için “salih kul” olarak çağrılırdı.”40 Zehebî de Mîzânu’l-İ’tidâl
adlı eserinde şöyle demiştir: “Musa, hikmet sahibi kimselerin en iyilerinden ve takva sahibi
kullardandı”41.
Yine Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ’sında onunla ilgili olarak: “O; lider imam, Hz. Ali
(r.a.) soyundan seyyid Ebu’l- Hasan’dır.”42 ifadelerine yer verir.
Abbasî halifesi el-Mehdî onu Medine’den Bağdat’a getirtti, sonra oraya tekrar gönderdi.
Daha sonra yine Bağdat’a geldi ve Harun er-Reşîd’in zamanında burada ikamet etti. Harun er-
Reşîd onu vefat edinceye kadar Bağdat’ta hapishanede tuttu. Bağdat’taki eş-Şûnîziyye
kabristanlığına defnedildi. Daha sonra Bağdat’ta Kâzımiyye diye meşhur büyük bir türbe yapıldı.
Bu türbe halen ayaktadır.
Onun hadis rivayetine gelince; uzlette bir hayat sürdüğü ve rivayet çağına ermeden vefat
ettiği için gerçekten rivayeti azdır.
Kütüb-ü Sitte imamlarından sadece Tirmizî ve İbn Mâce onun hadisini tahriç etmiştir. İbn
Mâce Sünen’in de şu senedle rivayeti kaydetmiştir: “Bize Sehl b. Ebî Sehl ve Muhammed b.
İsmail birlikte tahdîs ettiler ve dediler ki: Bize Abdusselam b. Salih, o Ebu’s-Salt el-Herevî, o Ali
b. Musa er-Rızâ’dan, o babasından, o Cafer b. Muhammed’den, o babasından, o Ali b. el-
Hüseyin’den, o babasından, o da Ali b. Ebî Tâlib’ten haber verdi dedi ki: “Allah Rasûlü şöyle
buyurdu: “İman kalple marifet, dille ikrar ve rükünlerle ameldir”. Ebu’s-Salt şöyle demiştir: “Bu isnad deliye okunsaydı onu iyileştirirdi.”43
Ben de derim ki: Hadis münekkidleri, Ebu’s-Salt el-Herevî’nin zayıflığı konusunda görüş
birliğine sahiptirler. Hatta bazıları daha da ileri giderek onu yalancılıkla (kizb) itham etmişlerdir.
Bu konuda İbn Adiyy şöyle demiştir: “O yalanla itham edilmiştir. Onun hakkında İbn Maîn’den
başkası hüsn-ü şehâdette bulunmamıştır.”44
Diğer rivayet Tirmizî’dedir. Tirmizî bu rivayeti aşağıdaki sened ile kaydetmiştir: Bize Nasr
b. Ali el-Cehzamî tahdîs etti. O, Ali b. Cafer İbn Muhammed b. Ali’den; o, Musa b. Cafer b.
Muhammed’den; o, babası Cafer b. Muhammed’den; o, babası Muhammed b. Ali’den; o, babası
Ali b. Hüseyin’den; o, babasından, o dedesi Ali b. Ebî Tâlib’ten nakletti: “Hz. Peygamber (s.a.v.)
Hasan ve Hüseyin’in ellerinden tutup şöyle buyurdu: “Kim beni, şu ikisini ve bunların ebeveynini
severse, cennette benimle beraberdir”. Tirmizî şöyle dedi: “Bu hadis, hasen ğariptir ve biz bunu
sadece Cafer b. Muhammed kanalıyla tanıyoruz.”45
Bu imama nispet edilen rivayetlerden biri - ki o bundan beridir - Zehebî’nin kaydettiğine
göre şudur: Müsnedü’ş-Şihâb’ta cidden problemli bir isnadla Sehl b. İbrahim’in Musa b.
Cafer’den, onun babasından, onun da dedesinden muttasıl olarak zikrettiğine göre, Hz. Peygamber
(s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yemekten önce elleri yıkamak fakirliği, yemekten sonra yıkamak ise
üzüntüyü giderir ve göze de sıhhat verir.”
Musa’nın ataları tarîkiyle merfû olarak aktardığı rivayetlerden biri de şöyledir: “Çamurun
derinliklerine kök salan ve her yerde yenebilen hurma ne güzel bir maldır.”46
8. Ali b. Musa b. Cafer, Ebu’l Hasan er-Rızâ
Hicrî 203 senesinde vefat etmiştir.47 Babası Musa b. Cafer’den, amcalarından ve başka
Hicazlılardan rivayette bulunmuştur. Büyük bir çoğunluk kendisinden rivayet etmiştir. Daha önce
kendisinden söz edilen Ebu’s-Salt Abdusselâm b. Salih el-Herevî bunlardandır. Aynı şekilde
nesep bilgini Ahmed b. el-Hubâb b. Hamza el-Himyerî de onlardandır. Denildiğine göre; Ahmed
b. Hanbel, Adem b. Ebî İyâs - ki ondan yaşça daha büyüktür -, Muhammed b. Râfi’, Nasr b. Ali
el-Cehzamî ve başkaları da ondan rivayette bulunmuştur.
Yirmi küsur yaşlarında bir genç iken, henüz Mâlik’in hayatta olduğu dönemde Mescid-i
Nebevî’de fetva verdiği söylenmektedir. el-Me’mûn onu Horasan’a çağırmış, aşırı derecede izzet
u ikramda bulunmuş ve kendisine veliahd edinmiştir. Bunun üzerine Mansuroğulları arasında
büyük bir kargaşa çıkmıştır. Nitekim kısa bir süre sonra da 49 yaşındayken vefat etmiştir. Tus’taki
kabri, hâlen ziyarete açıktır. Günümüzde büyük bir şehir olan bu yer, Meşhed diye
adlandırılmıştır.
İbn Hibbân’a göre o, hem Ehl-i beytin hem de Hâşimîlerin ileri gelen saygın
şahsiyetlerinden birisidir. Kendisinden evladı, taraftarları ve özellikle de Ebu’s-Salt dışındakilerin
yaptığı rivayetlere itibar etmek gerekir. Zira Ebu’s-Salt tarîkiyle aktarılan rivayetler bâtıldır. Tabiî
ki bunun günahı Ebu’s-Salt’a, evladlarına ve şîasına aittir. Çünkü Ali b. Musa b. Cafer yalana
tevessül etmeyecek kadar dürüsttür.48
İmam Zehebî onun hakkında şöyle demiştir: “İmam seyyid Ebu’l-Hasan; din, ilim ve
efendilik konusunda belli bir yere sahip olup, hilafete layık bir kimsedir.”
İbn Hibbân el-Mecrûhîn adlı eserinde şöyle der: “Babasından, insanı hayrete düşüren
rivayetlerde bulunmuştur. Kendisinden de Ebu’s-Salt ve başkaları rivayette bulunmuştur. Vehm
ve hata ile de ma’lûl gibiydi.”49 Zehebî, İbn Hibbân’ın bu görüşüne şöyle diyerek karşı çıkmıştır:
“Burada önemli olan kendisine isnad edilenin sübûtudur. Yoksa, bir adama yalan isnad edilebilir
ve ortalıkta dolaşan bir takım nüshalar kendisine nispet edilebilir. Nitekim dedesi Cafer es-Sâdık’a
da yalan haberler isnad olunmuştur. Bu bağlamda ondan rivayette bulunanlardan biri de kizb ile
itham olunan Ebu’s-Salt el-Herevî’dir. Kadı Ali b. Mehdî, Ebû Ahmed Âmir b. Süleyman et-Tâî
ve Dâvud b. Süleyman el-Kazvînî’nin ondan naklettikleri birer nüshaları vardır. Ki Ebû Ahmed
et-Tâî’nin nüshası hacmen daha büyüktür.”50
İbnü’s-Sem’ânî şöyle demiştir: “Onun rivayetlerindeki problem, ravilerinden
kaynaklanmaktadır. Çünkü ondan sadece metrûk raviler rivayette bulunmuştur. Ali b. Musa b.
Cafer’in rivayetlerinin yer aldığı meşhur Sahife’nin ravisi olan er-Radıyy - ilim ve fazilet sahibi,
asil bir nesebe mensup olmakla birlikte - ta’na maruz kalmıştır.”51
Sözü geçen imamın, Kütüb-ü Sitte’den sadece İbn Mâce’de “iman kalpte marifettir..” hadisi
geçmektedir. Bu hadis ve bununla ilgili bilgi, babasının tercümesi kısmında daha önce geçmişti.
Bu imama isnad edilen hususlardan birini de - ki o bundan berîdir - İbn Hibbân’ın, Musa b.
Cafer’den, onun da Ali b. Ebî Tâlib’ten nakille kaydettiği şu rivayet teşkil eder. Buna göre Hz.
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Cumartesi bizim, Pazar şîamız (taraftarımız)ın, Pazartesi
Ümeyye oğullarının, Salı onların şîasının, Çarşamba Abbas oğullarının, Perşembe onların şîasının,
Cuma ise bütün insanlarındır ve bu günde sefer yoktur.”
Yine Hz. Peygamber’e isnad ile rivayet ettiğine göre, o (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Semâya
yolculuk yaptığımda terim yere düştü ve ondan gül bitti. Kim benim kokumu koklamak isterse
gülü koklasın”
Onun isnadında yer aldığı birkaç rivayeti şu şekilde kaydedebiliriz:


“Menekşe ile yağlanın. Zira o, yazın serinlik kışın ise sıcaklık verir”
“Kim narı kabuğuyla beraber tamamen yerse, Allah onun kalbini kırk gün nurlandırır.”
“Nûra denilen taşı kullandıktan sonra sürülen kına, cüzzam ve alaca hastalıklarına karşı
koruyucu özelliğe sahiptir.”
“Hz. Peygamber (s.a.v.) aksırdığı zaman, Ali ona: “Allah senin yâdını yükseltsin” dedi. Ali
aksırdığı zaman ise Hz. Peygamber (s.a.v.) ona: “Allah da senin makamını yüceltsin” dedi.”
“Kim bir farîzayı edâ ederse, Allah nezdinde onun kabul olunmuş bir duası vardır.”52
Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: “Ebu’s-Salt’ın naklettiği bu ve benzeri rivayetler, müstakil
nüshalarda yer almıştır.” Nebâtî, Zeylü’l-Kâmil’de şöyle demiştir: “Günlerle ilgili hadis münker,
gül ile ilgili olanı ise daha münkerdir. Menekşe ile ilgili hadis münker, narla ilgili olanı ise daha
münkerdir. Kına ile ilgili hadisin durumu ise daha da felakettir. Bunları rivayet edenlerin
terkedilmesi ve uyarılması gerekir.
Zehebî de: “Bunlar, sapkınların uydurdukları bir takım bâtıl sözlerdir.”demektedir53


(((37 Nevevî, Tehzîbu’l- Esmâ ve’l-Luğât, el-Kısmu’l-Evvel, 149-150.
38 Hayatı hakkında bilgi için bkz. İbn Ebî Hâtim, el-Cerhu ve’t-Ta’dîl, VIII/139.; el-Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu
Bağdâd, XIII/ 27.; Vefeyâtu’l-A’yân, V/308.
39 İbn Ebî Hâtim, el-Cerhu ve’t-Ta’dîl, VIII/139.
40 el-Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII/ 27.
41 Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, IV/302.
42 Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, VI/270.

43 İbn Mâce, es-Sunen, no. 65.
44 Bkz. İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-Tehzîb, VI/319 vd.
45 Tirmizî, el-Câmi’, Kitâbu’l-Menâkıb, Menâkıbu Ehli’l-Beyt, XIII/176.
46 Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, IV/202.
47 Hayatı hakkında bkz. İbn Hibbân el-Bustî, es-Sikât, VIII/456.; Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl, XXI/148.; Taberî, et-
Târîh, VIII/554.; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, IX/390.; İbn Hallikân, III/269.; İbn Hacer, Tehzîbu’t-
Tehzîb, VII/387. vs.

48 İbn Hibbân el-Bustî, es-Sikât, VIII/456.
49 İbn Hibbân el-Bustî, el-Mecrûhîn mine’l-Muhaddisîn, II/106.
50 Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, III/158.
51 İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu’t-Tehzîb, VII/389.)))


9. Muhammed b. Ali b. Musa, Ebû Cafer


Lâkabı el-Cevâd olup hicrî 220 tarihinde vefat etmiştir.54 Medine’de doğmuş, daha sonra
babasıyla Bağdat’a taşınmıştır. Babası Tus ya da civarında Me’mûn’nun maiyyetinde iken vefat
edince, Me’mûn onun bakım ve eğitimini üstlenmiş, sonrasında ise kızı Ümmü’l-Fadl ile
evlendirmiştir. Ebû Cafer daha sonra Medine’ye geri dönmüştür. Bir müddet sonra da Bağdat’ta -
beraberinde eşi Ümmü’l-Fadl da olduğu halde - el-Mu’tasım’ın huzuruna elçi olarak çıktı. Ve bu
şehirde vefat edip, dedesi Musa Kâzım’ın yanına defnedildi. Eşi ise amcası el-Mu’tasım’ın
sarayına taşınıp aile fertlerinin arasına katıldı.”
Selefleri gibi kadr-u kıymeti yüce, fesâhat ve belâğat itibariyle de mâhir bir şahsiyetti.
Doğum tarihi hicrî 195 senesi olduğundan, ancak 25 sene üç ay on iki gün gibi kısa bir ömür
sürdü.
Geç zamanda dünyaya gelmesi ve gençliğinin henüz başlarında vefat etmesi sebebiyle
Kütüb-ü Sitte’de ona ait bir rivayet bulunmamaktadır. Bununla birlikte diğer kaynaklarda babası
vasıtasıyla yaptığı hadis rivayetleri bulunmaktadır. Ehl-i Sünnetin onun ta’dîl ve tevsîki ile ilgili
tutumuna gelince; onlar kendisini ancak hayırla yâd etmişlerdir. Ebû Cafer, yaşadığı hayat ve
erken vefatı nedeniyle hadis rivayetiyle meşgul olamamıştır.
Hatîb el-Bağdâdî,55 şöyle demiştir: “Babasından, senedinde Ali b. Ebî Tâlib’in yer aldığı şu
hadisi nakletmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.v.) beni Yemen’e göndermişti. Bana vasiyyet ederek
şöyle buyurdu: Ey Ali! İstihare yapanın kaybı olmaz, istişare edenin ise pişmanlığı. Ey Ali!
Yolculuğa gece çık! Çünkü yeryüzü, gündüz olmadığı şekilde geceleyin dürülür (yani yol kısalır).
Ey Ali! Allah’ın ismini anarak yola erken çık. Zira Allah, ümmetimin yola erken revân olanlarına
bereket ihsan eder.”
Ben derim ki; bu rivayetin senedinde bulunan Muhammed b. Abdullah eş-Şeybânî,
yalancılık ve hadis uydurmakla itham edilmiştir.56
Yukarıdaki hadiste geçen metinler, başka sahabilerden gelen hadislerde de yer almıştır.
Metinde “Ya Ali!” diye başlayan cümlelerin ilki metrûk (tâlif), ikinci ve üçüncüsü ise sahîh’dir.

10. Ali b. Muhammed el-Cevâd b. Ali er-Rızâ

Künyesi Ebu’l-Hasan olup, el-Hâdî ve el-Askerî lâkaplarıyla da anılır.57 Hicrî 214’te
Medine’de doğmuş olup, 254 tarihinde de vefat etmiştir. Takrîben 40 yaşlarında iken el-
Mütevekkil’e gammazlandı. el-Mütevekkil, onu Bağdat’a getirtip, Sâmerrâ’ya yerleştirdi. Bu
şehre “Ordu Şehri” deniyordu ve dolayısıyla da buraya nispet edildi. 20 sene dokuz ay burada
ikamet eden Ebu’l-Hasan; âbid, zâhid ve fakîh bir kişiliğe sahipti.
Sâmerrâ’da bulunduğu sırada, evinde silah ve bir takım kitaplar bulundurduğu ve
taraftarlarını barındırdığı gerekçesiyle Halife el-Mütevekkil’e ispiyonda bulundular. Halife de,
Türklerden ve başkalarından oluşan bir askeri birliği, geceleyin hiç beklenmedik bir anda onun
evine baskın yapmaları maksadıyla gönderdi. Ne var ki evinde tek başına bulundu. Kendinden
geçmiş vaziyette, üzerinde yün bir kaftan vardı. Evinde herhangi bir sergi yoktu, sadece ve sadece
kum ve toprak vardı. Başında yünden bir örtü, Rabbine yönelmiş, müjde ve azâb âyetlerini
okuyordu. İşte o böylesi bir halde bulundu ve gece yarısı el-Mütevekkil’e götürüldü. el-
Mütevekkil elindeki kâseden içki içerken, el-Hâdî karşısında belirdi. Hakkında söylenenlerin hiç
birisi evinde bulunmayıp, suçlanmasını gerektiren bir durumun da olmamasından dolayı el-
Mütevekkil ona ta’zimde bulunup yanına oturttu. Halife elindeki kâseyi ona verdi. Bunun üzerine
el-Hâdî: “Ey Mü’minlerin Emîri! Benim etime ve kanıma içki karışmamıştır, beni bundan
affediniz” dedi. el-Mütevekkil de bu sefer: “(Madem öyle, o halde) hoşuma gidecek bir şiir
söyle!” dedi. O da bu isteğe: “Ben fazla şiir bilmem” şeklinde karşılık verdi. Halife ise ısrarla:
“Mutlaka söylemelisin” deyince, el-Hâdî de şu şiiri söyledi:
Dağların zirvelerinde gecelediler
Bu zirvelerle yetinmediler, kendilerini korusunlar diye güçlü adamlar tuttular.
İzzetli bir şekilde kaldıkları yerlerden indirildiler
Ve kuyulara emanet edildiler, ne kötü bir duruma düştüler!
Onlar gömüldükten sonra,bir feryatçı uzaktan onlara bağırdı:
Tahtlar, taçlar ve ipekli kumaşlar nerde?ünlem
Nerde sevinçli yüzler?ünlem
Ki o yüzlerin üzerine perde ve tüller çekilmişti.
Kabirleri açıldı, üzerlerinde kurtlar bulunan bu yüzler onların morallerini bozdu.
Ne kadar uzun zaman yiyip içmişlerdi de,
Bu uzun süre beslenmeden sonra, şu anda yenilir hâle düşmüşlerdi.
Kendilerini korusun diye ne kadar uzun süre saraylar inşa ettiler de,
Bu saraylardan ve ehillerinden ayrılıp geçip gittiler.
Ne kadar da uzun zaman mal biriktirdiler ve depoladılar
Ve o malları düşmanlarına bırakıp göçtüler.
Yerleri âtıl hâle gelmiş çöle dönüştü.
Ve o yerlerin sakinleri kabirlere girdiler.
Oradakiler, el-Hâdî’nin söylediği bu şiirin muhtevasını dikkate alarak kendisine acıdılar ve
Halife’nin ona bir şey yapabileceğini düşündüler. el-Mütevekkil uzun uzun, sakalı ıslanıncaya
kadar ağladı; orada bulunanlar da ağladı. Sonra şarabın kaldırılmasını emretti ve : “Ey Ebu’l-
Hasan! Borcun var mı?” diye sordu. O da cevaben: “Evet, 4000 dinar borcum var.” dedi. Bunun
üzerine Halife, adı geçen miktarın ona verilmesini emretti ve kendisini izzet-ü ikram ile evine
gönderdi.
el-Hâdî’nin hadis rivayetine gelince, adaleti ve güvenilirliği kesin olmasına rağmen Kütüb-ü
Sitte’de onun hadisi yer almamıştır. Buna sebeb olarak ise; Kütüb-ü Sitte musanniflerinin onun
akranları, hatta bazılarının yaşça ondan daha büyük olması gösterilebilir. Mes’ûdî Murûcu’z-
Zeheb isimli eserinde, onun şu isnad ile gelen bir hadisini zikreder: “Cürcân şehrinin Bi’ru Ebî
Anân diye bilinen mahallesinde bulunan Muhammed b. Ferec bana, Ebu Diâme vasıtasıyla
tahdîste bulundu ve dedi ki: “Muhammed b. Ali b. Musa’yı öldüğü hastalıkta ziyarete gitmiştim.
Ayrılmak istediğimde bana dedi ki: “Ey Ebû Diâme! Bana hakkın geçti, sana sevineceğin bir
hadis söyleyeyeyim mi?” Ben de ona: “Ey Allah Resûlü’nun oğlu! Buna ne çok ihtiyacım var”
dedim. O da şu isnad ile gelen rivayeti zikretti: Bana Ebû Muhammed b. Ali; o, Ebû Ali b.
Musa’dan; o, Ebû Musa b. Cafer’den; o, Ebû Cafer b. Muhammed’den; o, Ebû Muhammed b.
Ali’den; o, Ebû Ali b. el-Huseyn’den; o, Ebu’l-Huseyn b. Ali’den; o, Ebû Ali b. Ebî Tâlib’ten
tahdîsle Hz. Peygamber’in (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Hz. Peygamber: “Ey Ali! Yaz!
diye buyurdu. Ben de: “Ne yazayım!” dedim. Buyurdu ki: “Yaz! Bismillahirrahmanirrahim. İman,
kalplerin ta’zim ettiği, amellerin tasdik ettiği şeydir. İslâm ise, dillerde dolaşan ve kendisiyle
nikâhlanmanın helâl olduğu şeydir.” Ebû Diâme dedi ki: “Ey Allah Resûlü’nun oğlu! VAllahi,
hadis mi yoksa hadisin isnadı mı daha güzel bilemiyorum? Ve yine dedi ki: “Bu, Ali b. Ebî
Tâlib’in bizzat kendi el yazısıyla yazdığı, küçüklerimizin büyüklerimizden miras olarak aldığı bir
sayfadır.”
Bana göre; bu rivayetin uydurma olduğu açıktır. Zira Mes’ûdî’nin durumu bellidir. Ebû

Diâme İsmail b. Ali’nin ise kim olduğu bilinmemektedir.
Hatîb el-Bağdâdî Târîhu Bağdâd’ında der ki: “Bana Muhammed b. Ahmed b. Rızk; o,
Muhammed b. el-Hasan b. Ziyâd el-Mukri’ en-Nakkâş’tan; o, Kazvîn’in kıraat alimi el-Huseyn b.
Hammâd’dan; o, el-Huseyn b. Muhammed el-Enbârî’den; o, Muhammed b. Yahya el-Muâzî’den
nakletti ve dedi ki: “Yahya b. Eksem, bir gurup fakîhin de hazır bulunduğu Vâsık’ın meclisinde
şöyle bir soru yöneltti: “Hacc yaptığı zaman Adem’in başını kim tıraş etti?” Orada bulunanlardan
kimse cevap veremedi. Bunun üzerine Vâsık: “Size bu bilgiyi verecek birini getirteceğim” dedi ve
hemen Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa’ya bir elçi gönderip huzuruna getirtti. Ve ona: “Ey
Ebu’l-Hasan! Adem’in başını kim tıraş etti?” diye sordu. Ali b. Musa da: “Ey Mü’minlerin Emîri!
Bu sorudan beni muaf tutsan.” diyerek affını talep edince, Vâsık: “Hayır, yemin ederim ki buna
cevap vereceksin.” diye ısrar etti. Bunun üzerine Ebu’l-Hasan: “Madem ki bundan
kaçınamayacağım” diyerek dedesinden, o babasından, o da dedesinden rivayetle Rasulullah (s.a
v.)’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Cebrail (a.s)’ın cennetten bir yakut taşı parçası ile inmesi
emredildi. O da inip bu taş parçasıyla Adem’in başını tıraş etti de Adem’in saçları döküldü. Ve bu
taş parçasının ışığının ulaştığı yerler de harem sınırları oldu.”
Bana göre, yukarıdaki rivayetin uydurma olduğu her hâlinden bellidir. Rivayette başka
hiçbir ârıza olmasa dahi, sadece ravisi Muhammed b. Hasan’ın bulunması (bunun uydurma
sayılması için) yeterdi. Çünkü o, hadis uydurmakla itham edilmiştir. el-Burkânî demiştir ki:
“Muhammed b. Hasan’ın hadislerinin tamamı münkerdir.” ed-Dârekutnî ve başkaları ise bunu
büsbütün zayıf görmüşlerdir..60

11. el-Hasan b. Ali, Ebû Muhammed el-Askerî

el-Askerî, bazı meşhur rivayetlere göre hicrî 231 senesinde doğmuş olup, bir ordu şehri olan
“Sürre Men Raâ” (Sâmerrrâ)’da hicrî 260 senesinde 29 yaşındayken vefat etmiştir.61 Olgunluk
çağına varmadan genç yaşta vefat ettiği için, gördüğüm kadarıyla kaynaklarda herhangi bir
rivayeti bulunmamaktadır. İmamlar ondan övgüyle sözetmiş ve kendisini tezkiyede
bulunmuşlardır.
12. Muhammed b. el-Hasan b. Ali, Ebu’l-Kâsım

Bu imam, Şîa’nın; el-Muntazır, el-Kâim, el-Mehdî, el-Hucce, el-Gâib ve Sâhibu’s-Serdâb
olarak iddia ettiği imamdır. Şîa, âhir zamanda onun ortaya çıkmasını beklemektedir. İbn Hallikân,
Vefeyâtu’l-A’yân isimli eserinde onun hicrî 256 senesi Şaban ayında doğduğunu doğrulamaktadır.
Serdâba girdiğinde, sene hicri 260 olup henüz 4 yaşındaydı. Bu esnada onun 5 veya 17 yaşında
olduğu da söylenmiştir.62

Bazı tarihçiler, Hasan b. Ali el-Askerî’nin çocuğunun olmadığı görüşünü savunmuşlardır.
Sözü edilen imamın gerek doğumu gerekse yetişmesi, bir çok soru işareti ve şüpheyi
barındırmaktadır.
Sonuç
1. Ehl-i Sünnet hadisçileri, kitaplarının bütün bâblarında Ehl-i beyt’in Hz. Peygamber
(s.a.v.)’ e merfû’an isnad ettikleri hadisleri tahriç etmişlerdir.
2. Cerh ve ta’dîl alimleri, Ehl-i beyt imamlarının adaletleri konusunda görüş birliğine
varmakla beraber, onların masum olduklarını iddia etmemişlerdir.
3. Hadis alimleri, Ehl-i beyt imamlarından rivayet edenlerden kimin âdil olup olmadığını,
bütün raviler için koydukları kriterleri dikkate alarak tespit etmişlerdir. Ehl-i beytten gelen
bilginin tenkîde maruz kalması, onlardan nakleden ravilerden kaynaklanmaktadır. Bu cümleden
olarak genellikle onlara yapmadıkları ve söylemedikleri şeyler nispet edilmiştir.
4. Hadisçilerin metodu, kuşatıcı ve genel olup; Hz. Peygamber’in mesajlarını kıyamete
kadar her türlü şaibeden uzak ve insanlara bir huccet olacak şekilde korumak üzere bütün insanlar
için uygalanabilir.
5. Ehl-i Sünnet alimleri, hem Ehl-i beytin Rasûlullah’tan rivayet ettikleri hadisleri, hem de
Hz. Peygamber’den vârid olan Ehl-i beyti sevme, onların fazileti ve menkıbeleri ile onlara
gösterilmesi gereken saygıya dair rivayetleri aktarmışlardır. Genel olarak (tüm) Ehl-i Sünnet
kitaplarına, özel olarak da bu konuya dair yazılmış olan eserlere bakan bir kimse; bu eserlerde,
hem iman, ihlâs ve nezâhete, hem de hakkı teslim eden, vehim ve saçmalıklara prim vermeyen
sağlam ve açık bir metodun varlığına şahid olur.
6. Ehl-i beyt’e buğz eden yahut Sahih, Sünen ve Müsnedlerde sabit olan faziletlerini inkâr
eden kişi Ehl-i Sünnet’ten sayılmaz. Zira onları sevmek iman, buğz ise nifak alâmetidir. Allah
Rasûlü’nün onlara verdiği kıymet ve değeri, Ehl-i Sünnet de aynen vermiştir.
7. Ehl-i beytin sahîh tarîklerle sabit olan merfû hadisleri icmâ ile makbuldur. Onların
içtihatları ise, başkalarının içtihatları gibidir. Ehl-i Sünnet bu içtihatlardan bir kısmını almış bir
kısmını ise terketmiştir. Allah onlardan razı olsun!
Allah bizi sevdiği ve razı olduğu işlere muvaffak kılsın. Peygamberi ile onun Ehl-i beytini
ve yüce sahabesini sevenlerden eylesin.ünlem Velhamdu lillahi Rabbil Alemîn  
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İsrail askerlerine Beyt Lahiya’da ağır darbe Filistin Özel bymusab 2 150 Son Mesaj 04 Ocak 2009, 18:30:52
Gönderen: cebelinur
Beyt Laheya'da Şehadet Eylemi: 12 İsrail Askeri Öldürüldü Filistin Özel vuslat 3 171 Son Mesaj 13 Ocak 2009, 21:07:17
Gönderen: VuSLaTaSeVDaLı
Fârisî iki beyt tercemesi: Güzel ve ibretli Sözler cebelinur 0 459 Son Mesaj 22 Ocak 2009, 20:27:39
Gönderen: cebelinur
Ehl-i Beyt bahçesinden güller Ehl-i Beyt « 1 2 3 » kevir 23 945 Son Mesaj 13 Mart 2010, 23:47:55
Gönderen: têkoşîn
EHL-İ SÜNNET İMAMLARININ ASHAB HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ Sahabeler'in Hayatından Tablolar EBU_HUZEYFA 0 171 Son Mesaj 17 Eylül 2009, 00:31:31
Gönderen: EBU_HUZEYFA
Ehl-i Beyt (aile okulu) İslam'da Aile Hayatı Le_Nasbirenne 2 197 Son Mesaj 28 Nisan 2010, 17:54:55
Gönderen: Le_Nasbirenne
Çizgilerin Diliyle Ehli Beyt çocuk Video ve Klipleri KeRvAnCaN 4 447 Son Mesaj 05 Eylül 2010, 10:11:30
Gönderen: KeRvAnCaN