0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EL-BASÎR (C.C.)  (Okunma Sayısı 566 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 10 Ekim 2011, 12:15:57 »

“Kemaliyle gören.”

Cenâb-ı Hak her şeyi kemâliyle işittiği gibi, yine her şeyi en iyi görendir. O görür. O'ndan bir şeyi gizlemenin imkânı yoktur. Kimin, nerde, ne yaptığım veya ne yapa­cağını görüp durmaktadır.

Ne karanlık, ne gizli bölmeler, ne mağaralar, ne kat kat perdeler, hiçbir şey O'nun görmesine mâni olamaz. Bizim gözle göremediğimiz, gözle görülmesine imkân olmayan en küçük zerrecikleri görür, ucu bucağı olmayan kâinatın herhangi bir yerinde, bir noktasında zuhur eden hiçbir hadise düşünülemez ki, Allahu Teâlâ onu görmüş ve işitmiş olmasın. İnsan yüzbin perdenin arkasına gizlense yine O'nun nazarından kurtulamaz. Bir et parçasına görme, işitme, tatma, lezzet alma hassaları veren Yaratıcı elbet her şeyi kemâliyle görendir.

İnsanın vücuduna Cenâb-ı Hak öyle aletler koymuştur ki, bedeninin herhangi bir yerine bir diken veya iğne batsa, yahut bir sinek soksa hemen onu bilirsin. Peki sana bunları ikram eden Zât-ı Akdes, âlemde cereyan eden ha­diseleri görmez mi? Şüphesiz ki görür. Yerlerde göklerde bu kadar harikalar icad eden Allah Teâlâ, daha nice şeylere kadirdir...
Asr-ı saadette yaşanan şu hadise bize güzel bir misal olacaktır:
Bir gün, bir köle Peygamberler Peygamberinin müba­rek huzuruna geldi. Bir hata, bir günah işlemişti. Ondan kurtulmak, arınmak istiyordu:
“Ey Allah'ın Resulü, dedi, vakit tamam, tevbe edece­ğim. Allahü Teâlâ benim tevbemi kabul eder mi?”
İki cihanın saadet güneşi ve Allah'ın Resulü (Aleyhis-salâtü Vesselam), ona derhal şu mealdeki âyeti okudu:
“O'dur kî kullarından tevbeyi kabul buyurur.”
Ve ilave ettiler: “Sen tevbe ettikten sonra iyice bil ki, bağışlandın, İlâhî mağfirete mazhar oldun demektir.”
O temiz, saf köle, derhal Nebiyy-i Muhteremin huzu­runda can-u gönülden tevbe edip dışarı çıktı ve yola koyuldu. Kuşlar gibi uçarak giderken aklına bir şey geliver­di ve yüreği tutuştu:

“Acaba, dedi, ben bu günahı işlerken rabbim beni gördü mü?”

Ve o lâhza izi üzere Rahmet Nebinin yüksek huzuruna can attı ve ondan sordu:
“Ey herkesin imdadına yetişen Allah Elçisi, ey doğru yolun rehberi! Ben o günahı işlerken rabbim beni gördü mü, benim halime vâkıf oldu mu?”

Bu, her tarafından iman ve ihlâs tüten köleye karşı varlığın nuru dediler ki:

“Sus, ne söylüyorsun sen? Bilmez misin ki, Yüce Allah'tan bir zerre bile gizli kalmaz, o her şeyi kemâliyle görür ve şöyle buyurur:
“Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, kalblerin gizlediğini de.”
O pâk ve temiz yaradılışlı köle, Resûlüllah (s.a.v)'dan bunları duyunca, kanlı yüreğinden bir ah çekti ki, can da ten de hayrete düştü. Ve Rabbi Keriminden o türlü haya etti ki artık ben ne diyeyim? Ne­biler nebisinin şerefli önünde topraklara döşendi ve he­men ruhunu teslim ediverdi.
İman ve ihlâs insana ne saadetler kazandırır. Yerlere, göklere, Arş-ı A'zama hükmeden, işitenleri, görenleri yaratan ve onlar üzerinde istediği gibi tasarruf eden; hiçbir şeyde dengi ve benzeri olmayan Allahü Teâlâ, işitir ve görür.
O halde bize düşen nedir?
Biz başıboş değiliz. Bizi bir gören, bir işiten var ve her halimize, her lâhza nazar ediliyor. O zaman: “Rabbim beni işitiyor, beni görüyor, her lâhza benimle, ben nasıl ona is­yan  ederim?” demeliyiz  ve  rahmetinin  gölgesine sığınmalıyız. Çünkü başka kurtuluş yolu yoktur.
Hediyendir, göz, kulak, hediyendir ten bize,
Cennetini nasib et, ey Rabbimiz, sen bize!..
Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 11 Ekim 2011, 15:27:12 »

Her şeyi hakkıyla iyi gören.
"Gözler O'nu göremez; halbuki O, gökleri gö­rür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.' konu olan herşeyi görmesi demektir.
Sübhan, gözlerdeki karineleri, sadırdaki en gizli şeyleri anlar ve görür. O, bütün gizli işleribilir.
Eğer biz Allah'ın basir ve her şeyi gördüğünü bi­liyor ve anlıyorsak; o zaman her ne kadar onu gör­mesek de onu görüyormuşçasına O'na kulluk edip ibadet yapmamız gerekir.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bir kimsede Allah'ın haramlardan alıkoyan Allah korkusu yoksa, Allah o kimsenin işlediği bir şeye önem vermez."
Bunun manası "Eğer Allah'a isyan etmek isti­yorsa, onun görmediği yerde asi ol" demektir ki bu ise mümkün değildir. Çünkü ondan hali olunabilecek hiç bir yer ve zaman yoktur. Bunun için Allah'ın iş­lemiş olduğumuz her şeyi gördüğünü bilmemiz takva ve günahtan azade olmak için kâfidir.
"El-Basîr" ism-i şerifi Allah'ın kitabında 41 kere geçmektedir. Bunlar:
"O her şeyi işiten ve görendir", "O her şeyden haberdar ve her şeyi görendir", "O kul­larını hakkıyla görür", "O işlediklerinizi görür", "O işle­diklerinizi görür" şeklindedir.
"Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizlilikleri­ni bilir. Allah yaptıklarınızı görendir."

Görmeye konu teşkil eden herşeyi hakkıyla gören demektir. Allah Teâlâ, göklerdeki ve yeryüzünün bütün bölgelerindeki herşeyi, hatta en gizli olanlarını dahi görür. O'nun görme alanının dışında kalan hiçbir şey düşünülemez. Karanlık bir gecede, sert  bir kayanın üzerindeki siyah bir karıncanın yürüyüşünü, onun iç ve dış   bütün organlarını, aldığı besinin incecik organları içinde nasıl ilerlediğini görür. Ağaçların dalları ve damarlarından suyun geçişini ve bütün çeşitleriyle irili ve ufaklı bitkileri görür. Karıncaların, arıların, sineklerin  hatta  ondan daha  küçük  hayvanların damarlarını dahi görür. Büyüklüğünde, sıfatlarının kapsamının genişliğinde,  azamet ve lutfunda, görülen ve görülmeyen herşeyden haberdar oluşunda akılları hayretlere düşüren Allah Teâlâ,  her türlü eksiklikten ve  kusurdan münezzehtir. O, gözlerin hain  bakışını, göz kapaklarının açılıp kapanışını ve   organların hareket edişini görür.
"O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da görüyor."
"Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir."
"Allah herşeyi müşahede eder."
Yani O'nun ilmi, görmesi ve işitmesi bütün kainatı kuşatmıştır.
Allahu teâlâ görür. Herkesin gizli, açık yapağını ve yapa­cağını görüp durmaktadır. Karardıklar O'nun görmesine engel olamaz. Kat kat karanlığa boğulmuş katran maddelerini ve su­yu teşkil eden zerreleri görür, namütenahi avalimin herhangi bir noktasında hiç bir hâdise yoktur ki, Allah onu görmüş ve işitmiş olmasın.

Allahu teâlâ, insanları da görür ve işitir yaratmıştır. Gör­me ve işitme cihazlarının yaradılışındaki esrar nedir? Üzerinde bu kadar incelemeler yapıldığı halde indikçe derinleşen ve bir türlü sonu gelmeyen bu kadar ince san'at kudretini, gözü olan­lara gösterip dururken, kendisinin görmemesi ve işitmemesi mümkün müdür? O, işitenleri, görenleri de yaratan ve onlar üzerinde istediği gibi tasarruf eden ve hiç benzeri bulunmayan tam ve kadîm bir Semi’ ve Basîr'dir.
Biz Kullara Yaraşan:
Vaziyetimizi bilmeliyiz; ağzımızdan çıkanı da kulağımız işitmelidir. Tâ ki, Allah'ın sevmediği bir söz kaçırmayalım ve Allah'ın sevmediği çirkin vaziyetlere düşmiyelim ve şayet bu yüzden günâha girersek, derhal Allah'ın afv ve mağfiretine iltica etmeliyiz.
Allah Her Lâhza Bîzimle Berâberdîr:
Allah'ın her hareketimizi gördüğünü ve her sözümüzü işit­tiğini mülâhaza etmek ve bu mülâhazayı mümkün olduğu ka­dar muhafazaya çalışmak insanı adam eder. Söz temsili: insan çok saygı gösterdiği büyük bir zâtın huzurunda bulunurken, tavırlarında, hareketlerinde ve konuşmalarında edep ve terbiye dışına çıkamaz. Başkaları tarafından teşvik edilse de çıkamaz, zorlansa da çıkamaz. Halbuki Allahu teâlâ büyükler büyüğü­dür ve her lâhza bizimle beraberdir. O'nun göremiyeceği, işitemiyeceği bir şey de yoktur. Şu halde Allah'a isyana çağıran­lara nasıl uyulur?
Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 12 Ekim 2011, 08:36:11 »

“Her şeyi gören” anlamına gelen “el-Basîr” ismi şerifi Kur'an-ı Kerim'de 47 defa zikredilmiştir.

“....Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı en iyi gören­dir.”  Ayetiyle yaptıklarımızın görüldüğüne dik­kat çekiliyor. Her şeyi gördüğü haber veriliyor.

Her şeyi gören, yarattıklarına göz verebilir. İnsan kendi gözünün görme gücü zayıflayıp giderken, çaresiz çalıyor. Göz doktorlarımız göz yapamıyor. Gözlük yapıyor. Rabbimiz başımıza iki göz vermiş bir de gönül gözü vermiş.

Başımızdaki iki gözün pasını, katarağını silmek için göz doktorları yarattığı gibi, gönül gözümüzü cila­lamak için kitaplar, Peygamberler ve salih kullar göndermiş.

Rabbimizin bizi her zaman ve her yerde gördüğünü bildiğimizden, kapalı kapılar ardında dümen çevirmek, haram yemek, zina etmek, ihanet etmek, yalan söyle­mek, zimmet, irtikap gibi suçları isteyemeyiz.

Günümüzde Allah'a imanı olmayanlar “Filan devlet şu anda beni görüyor, söylediğimi işitiyor, siyasi gele­ceğimi yok etmemesi için onun adıyla konuşmaya baş­layayım, onu öveyim” diyor.

İşte Basîr olan Allah'a imanın bize verdiği izzet ve şeref bu dünyada başlıyor. Biz kul'a kul olmuyoruz.Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 17 Ekim 2011, 09:16:24 »

Görmeye konu teşkil eden her şeyi hakkıyla gören.

Kelâm ilminde, Allah Teâlâ'nın görmeye konu olan her şeyi tam olarak idrak ettiğini belirtmek için kullanılan “basar” terimi, sözlükte “görmek, bilmek,  sezmek; görme duyusu ve göz” gibi anlamlara gelmek­tedir. Kur'ân-ı Kerîm'de, “sem” de olduğu gibi, bu keli­me de “basar” şeklindeki masdar kalıbıyla Allah'ın bir sıfatı olarak geçmez. Ancak “görme sıfatı”nın, çeşitli âyet ve hadislerde “basar” masdarı yanında “nazar” ve “rü'yet” gibi görme ile ilişkili diğer kelimelerin tü­revleriyle de Allah'a nisbet edildiği görülmektedir. “Basar” kökü bir âyet-i kerimede de “taaccüb fiili” ola­rak kullanılmış ve: “O ne mükemmel görendir!” buyrulmuştu. Ayrıca bazı âyetlerde Allah'a “ayn” ve “a yün” de (göz ve gözler) izafe edilmiştir.' Bu zen­gin kullanım tarzı ile O'nun büyük küçük, hareket eden ve etmeyen her şeyi, her durumda görmekte oldu­ğu gerçeği vurgulanmak istenmiştir.

Allah Teâlâ'nın “basar” sıfatıyla muttasıf bulun­duğu, “el-Basîr” isminin esmâ-i hüsnâdan biri olarak pek çok âyette  geçmesi, aynı ismin bazı hadislerde de O'na nisbet edilmesiyle sabittir. Allah'ın diğer sı­fatlarında olduğu gibi, O'na “basar” sıfatım izafe eden âyetlerde de, mutlaka “ispat-tenzîh” dengesine riayet edilmiş; böylece insan zihninin ilâhî sıfatlar konusun­da teşbihe düşmemesi için tedbir alınmıştır. Nitekim Hz. Peygamber de, hadislerinde söz konusu âyetlerde geçen lafızları kullanarak Kur’an’ın izlediği metodu ay­nen uygulamış, insanların da belirli ölçüde sahip bu­lunduğu basar vb. sıfatları Allah'a nispet ederken, o da dikkatleri özellikle tenzih noktasına çekmiştir.  Meşhur “Cibril hadisi”nde yer alan “ihsan” tarifi, bu konuyla ilgili pek çok hadise örnek olabilecek nitelikte­dir: “İhsân, Senin Allah'ı görüyormuş gibi O'na kulluk etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görür”

Hz. İbrahim'in ile babası arasında geçen bir ko­nuşmayı nakleden âyet,'konu ile ilgili kaynaklar ta­rafından “basar” sıfatının ispatı hususunda önemli bir nakli delil olarak kabul edilir. Zira bu âyette geçen, “İşitmeyen ve görmeyen şeylere niçin tapıyorsun?” soru­suna, muhatabın herhangi bir cevap verememesi, iba­detin ancak “semi”' ve “basîr” olan bir mâbûda yapıla­bileceğini, dolayısıyla Allah'ın bu yetkinlik sıfatlarıyla evleviyetle muttasıf bulunduğunu gösterir. Pek çok kelâm bilgini, basarla ilgili naklî delillerin zenginliği sebebiyle, bu sıfatın aklî delillerle ispat edilmesine ge­rek dahi duymamıştır. Konuyla ilgili bazı ispat dene­melerinin ise “mutlak kemâl fikri” çerçevesinde yapıl­dığı görülmektedir . Alimler, “semt”' ve “basîr” ol­manın, “hay” (diri) olmakla yakından ilgili bulundu­ğunu, hatta onun zaruri bir sonucu olduğunu kabul et­mişlerdir. Çünkü hayat sahibi olan bir varlığın cansız nesnelerden farklı olarak, “işitme” ve “görme” özelliklerine de sahip olması gerekir. Allah'ın kemâl (yetkinlik; ifade eden bu kavramlardan yoksun olduğunu düşün­mek ise mümkün değildir.

Yaratıkların en mükemmeli olan insanın, varlık­ları görüp algılayabilmesinin birtakım fizyolojik ve psi­kolojik şartlar yanında fizikî ortama da bağlı olarak gerçekleştiği bilinmektedir. Öte yandan Allah Teâlâ’nın “el-Basîr” ismi de: “görmeye konu teşkil eden şeyleri bütün özellikleriyle idrak edip gören” şek­linde tanımlanmaktadır. Ancak bu tanımda söz edilen idrakin oluşması için, insanlarda bulunması gereken hiç bir şart Allah için söz konusu olmadığı dikkatler­den kaçmamalıdır.

Cenâb-ı Hakk’ın ilim sıfatını teyid edici bir nitelik taşıyan “el-Basîr” ismi, Allah hakkında kullanıldığı âyetlerin bir kısmında, “işiten” anlamındaki “Semî'” , diğer bir kısmında da “haberdar olan” an­lamındaki “habir” gibi, doğrudan ilimle bağlantılı olan isimlerle birlikte kullanılmıştır.' Bazı âyetlerde meful almadan, mutlak mânada “görme sıfatına konu teşkil eden her şeyi hakkıyla gören” tarzında çok geniş kapsamlı bir nitelik olarak kullanılan bu isme, vârid olduğu âyetlerin çoğunda “kullarım gören, onların yap­tıklarından ve günahlarından haberdar olan” şeklinde mef uller alarak kullanılmıştır.

Konunun ayrıntılarında kendi aralarında tam bir fikir birliği içinde olmayan Mu'tezile kelâmcılarıyla ba­zı İslâm filozofları, Cenâb-ı Hakk’ın “basîr” oluşunu, onun basar sıfatına sahip bulunması ve görmesi şek­linde anlamamışlardır. Bu bilginler, basarı ilim sıfatı­nın bir başka ifadesi olarak değerlendirmekte ve “basîr” ismini de “alîm” şeklinde yorumlamaktadırlar. Ancak İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu, “sem”' ve “basar” gibi sıfatların “ilim” sıfatıyla olan bağlantısını teyid etmekle beraber, bunların da müsta­kil birer sıfat olduğunu kabul etmektedirler. Bu âlimlere göre, işitme ve görmeye konu teşkil eden şey­leri bilmekle, onları bizzat işitip görerek bilmek arasın­da önemli farklar bulunmaktadır.Prof. Dr. Metin Yurdagür
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 19 Ekim 2011, 14:58:28 »

Eşyanın hakikatlerini ve gizliliklerini bilen.
Batınî haberler kendisinden saklanamayan.

"Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."

Alîm ismiyle Habîr isminin mânâları birbirine çok yakındır. Şu var ki, Alîm ismi daha umumîdir.
Habîr denilince, haberdar olan, ilminden bir şey saklanamayan mânâsı hatıra gelir. Yani Alîm ismi, 'gîzli-aşikâr her şeyi bilen' mânâsını ifade ederken, Habîr ismi biraz daha hususiyet arz eder ve bize göre gizli olan şeylerin O Habîr için aşikâr olduğunu ders verir. Hiçbir hadise ve hatıranın, hiçbir düşünce ve -niyetin Allah'tan giz­lenemeyeceğini ifade eder.

Allah'ın Habîr olduğunu bilen bir mü'min, O'nun razı olmayaca­ğı her türlü söz, fiil ve halden uzak kalmaya çalışır. Kendi iç âlemin­de olup bitenlerden hiçbirinin, Latîf ve Habîr olan Allah'tan gizli ka­lamayacağını düşünür. Kalbini yanlış inançlardan, aklını bâtıl dü­şüncelerden, hayalini faydasız meşguliyetlerden korumaya gayret eder.

İmam Gazâlî Hazretleri insanın, 'kendi ruh dünyasında cereyan eden ve başkalarının bilemediği şeyleri vicdanen bilmesi’ cihetiyle, bu isme mazhar olduğunu söyler. Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 20 Ekim 2011, 13:26:52 »

Kelime ilim, yumuşaklık, gevşeklik, bolluk manalarına ge­lir. Kuranın genel kullanımında ise her şeyin özünden, bilin­meyen taraflarından haberdar biçiminde kullanılır.

Varlık, ruh, beden, ilim daha peşi sıra sıralayacağımız ke­limelerin hakikati nedir dahası hakikatin özünde ne vardır? Sorular uzar gider, sorudan sorundan uzak bir hayatı düşün­mek hayal. Kuran-ı Kerimde Habir ismi Hakim, Basir, Latif, Alim isimleri ile beraber kullanılarak İnsanlara ibadete layık olan Allah'ın neleri nasıl bildiğinin yolları da gösterilmiştir. Varlıkta bilinmeyen tarafların olması ve bununda insana hissettirilmesi Tanrı'nın bir cilvesi olsa gerek. Her şeyde bir bi­linmeyen var, bilinmeyenin bile kendince bilinemez tarafları çok. Allah-u Azimşan Peygamberleriyle insanın bilemeyeceği diğer boyutla ilgili haberleri vermek suretiyle merak uyandır­mış bizleri cennetin nimetlerinden haberdar ederek hal diliyle

"Ey kullarım sırlar hazinesini talep edin, varlık aynasını parlatında cemalullahı seyredin." diyor.

Ayinedir bu alem her şey Hakk ile kaim

Mir'atı Muhammed'den Allah görünür daim. Allah'ın bollu­ğu için şahit mi arıyorsunuz. Kendinize, çevrenize, başınızı kaldırın da gökyüzüne bakın. Varlık cezbesinden sarhoş olan alemlerin seslerine kulak verin.  Ali Büyükçapar, İsm-i Azam
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 26 Ekim 2011, 12:25:31 »

Görmesine son olmayan bir had ve hudud tasavvur edilmeyen.

Görmediği şey olmayan hazreti Allah'dır. İnsanların görmesi ise varlıklarla kaimdir, ölümle beraber bütün sıfatlarımız, hareketleri­miz, kabiliyetlerimiz sona erer. Ruh olarak, göz nuru olarak, ebedi­yete intikal ederiz.

Birgün bir şeyh efendi tekkesindeki horozların on tanesini on adet dervişine verir. "Şunları hiçbir kimsenin bulunmadığı, göre­meyeceği bir yerde kesip getirin, temizleyin, akşama soframızda çeşitli yemek bulunsun" demiş. Dokuz derviş kestikleri horozlann tüylerini yolmakla ve akşam yemeğinin zevkiyle meşgul iken bir derviş elindeki horozu kesmeden getirmiş. Sıkıla sıkıla, "Efendim Cenab-ı Allah'ın görmediği yer yok, en tenha yerlere gittim, sanki her yer göz olmuştu, "işte senin kestiğini görüyorum" der gibi idi demiş. Horozu bir kenarda kesmesine müsaade edilmiş ama imti­handa da muvaffak olmuş.
O öyle tek bir varlıktır ki büyük olan kainatı kaplamıştır ama 'gözle görünmeyen bu en küçük varlıkta bile tasarrufu müşahede edilebilir.
Karanlıkta bizim gözlerimiz görmez, demek görmeye yardım eden gözümüzün nurundan başka bir de güneşin nuru lâzım ki görmek keyfiyeti tamam olsun.

Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #7 : 31 Ekim 2011, 15:06:20 »

Her şeyi gören, yerin altındakileri de, üslündekileri de hüla­sa bütün kainatı gören O'dur!

O'nun gözleri, bizim gözler gibi değildir. Yaratmış olduğu insan ve hayvan ve sair eşyanın' gözleri gibi olmakları münezzeh ve müberradır. İş böyle olunca O'nun görme sıfatı en mükem­meldir. Noksan sıfattan tamamen beri ve azadedir.

Kulun bu vasıftan hazzı meydanda... Lakin (yukarıda arz et­tiğimiz gibi) kulun görmesi zayıftır.. Çünkü uzağı görememekle­dir. Hatta çok yakınında ve içinde olan çöpü de, gözünü dön­dürüp göremez. Kul ancak yakında görünen ve aydınlıkta olan şeyleri görebilir. Karanlıkta: olanları da göremez..

Kulun bundan istifade edebileceği dini fayda iki şeyden ibarettir:

1- Onun gözlerini Allah yaratmıştır, Allahın ayetlerini; melekûttaki akılları durduracak garaip ve acayiplerini, gökteki çeşitli ayetlerini görmesi için.. Tabii bunlara bakışları ders ve ibret almak için olmalıdır..
İsa Aleyhisselâm'a sordular:
Mahlukat arasında senin gibisi var mıdır?
Kainat bakışı ibret, sükutu tefekkür, sözü de zikir olan kişi benim gibidir. Cevabını aldılar.
2 - Şunu iyi bilmelidir ki, onu Allah görmekte ve yaptıklarını bilmektedir.
Yaptığı kötülükleri Allah'tan başkasından gizleyip de Allah'­tan gizlememek Allah'ın murakabesini hiçe saymaktır. Cenab-ı Hakkın bu sıfatını bilmek ve ona göre hareket etmek, imansn verimli semerelerinden biridir..
Allah'ın; kendisini murakabe ettiğini bildiği ve gördüğü hal­de, bile bile masiyete yaklaşan kimsenin cesaretine diyecek söz yok doğrusu!
Allahın, kendini (yaptıklarını) görmediğini zannederse küfre girmiş  olur...İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #8 : 04 Kasım 2011, 12:53:45 »

Görmemiz için âlemi, bizlere göz verensin sen,
Görülmeyen ücralarda, her zerreye erensin sen,
Uzak değil nazarından, yarattığın hiçbir nesne;
Basîr olan vasfın ile, ne mükemmel görensin sen...
Yârabbi!..
Seni görmeye muktedir değil iken verdiğin göz,
Yarattığın her nesneyi elbette görensin sen...
Görürsün göklerin sonsuzluğuna
Yaydığın cümle zerrâtı,
Görürsün toprakta haşır-neşir
Lûtfunla kımıldayan haşerâtı...
Büyüteçlerle görülmeyen nice canlı,
Senin himmetinle yaşar etli ve kanlı...
Yaratan sensin kürreyi,
Yaratan sensin zerreyi,
Bu sınırsız kudretini âciz akıl nasıl çeksin?
Yarattığın her varlığı elbet göreceksin...
Gören sensin kanat kanat görünmeden uçanları,
Gören sensin rahmetinden yudum yudum içenleri,
Gören sensin gönlümüzden geçenleri...
Güneş doğar, aydınlanır yeryüzü,
Güneş batar, karanlıklar karalar ak gündüzü,
Sen ki karanlıklarda herşeyi aşikâre
İlâhî kudretinle görensin...
Sen ki görelim diye bize aydınlık verensin,
Sen ki ağarsın diye geceyi güne serensin,
Sen ki bizim görmemizi murad ettiklerini,
Göz verip de bizlere gösterensin...
Sensin Basîr olan Yârab,
Bizleri her lâhza görensin.
Görürsün gariplerin aczini,
Lutfunla muktedir olanların iktidarını...
Lutfeyle Yâ İlâhî,
Bizi imân ile hasret.
Alma kulların elinden verdiğin medarını,
Bizler ki istemeyiz dünya iktidarını,
Sen ki hep gördün bizleri, göstermedin cemâlini;
Kabul edip dergâhına, göster bize dîdârını...
Sadettin Kaplan, Esma-i Hüsnâ'dan Esintiler
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #9 : 13 Aralık 2011, 12:39:32 »

EL-BASÎR
 Bu ismi şerif; iyi gören, gizli veya açık her şeyi gören anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla bu isim, Allah’ın (cc) her şeyi eksiksiz ve kamil bir şekilde gördüğünü, görmediği hiçbir şeyin olmadığını ifade eder. Bunun zıddı olan körlük, Allah için mümkün olmayan ve düşünülmesi haram olan noksan sıfatlardandır.

El-Basîr, Allah’ın (cc) zatında sabit olan ezeli ve ebedi Basar (Görme) sıfatından gelen isim olup O’ndan hiçbir zaman ayrılmaz. Hiçbir noksanlık ve eksiklik barındırmaz. Kamil ve külli olup her şeyi kuşatmıştır.

Allah (cc); el-Basîr ismi şerifiyle gizli veya açık, uzak veya yakın, karanlık veya aydınlık, hiç fark etmeksizin her şeyi kamil bir şekilde görmektedir.

İnsanlar, bir cismi görmek için ışığa ihtiyaç duyarlar. Işık olmadan bir cismi görmeleri mümkün değildir. Aynı zamanda göz gibi bir organ olmadan göremezler. Görmeleri sınırlıdır, mor ötesi ışınları, mikroskobik, gizli yada uzak cisimleri ve bir engel ardındaki şeyleri göremezler.

Allah (cc) ise böyle değildir. Görmek için göz gibi bir organa ihtiyaç duymadığı gibi cisimleri görmek için de ışık gibi bir vasıtaya ihtiyaç duymaz. Aynı şekilde zaman, mekan, küçüklük-büyüklük, uzaklık-yakınlık, gizlilik-açıklık ve benzeri hiçbir şey Allah’ın görmesine engel teşkil etmemektedir. Bir şeyi görmesi bir başka şeyi görmesine engel olmaz. Kainatın her noktasındaki her hadiseyi aynı anda, eksiksiz ve hakkıyla görmektedir.

“Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür” (En’am 103)
 
“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Ve Allah, her ne yaparsanız görür” (Hucurat 18)
 
“Allah kullarını çok iyi görmektedir” (Al-i İmran 20)
 
“Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızı eksiksiz görür” (Bakara 110)
 
Bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İhsan, Allah’a, sanki O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen Allah’ı görmüyorsan da, şüphesiz O seni görür” (Müslim-İman, Nesai-İman, Ebu Davud-Sünnet, Tirmizi-İman)
 
Bunlarla birlikte, Allah’ın görmesi insanların, hayvanların ve diğer canlıların görmelerinden farklıdır. Ancak Allah’ın nasıl gördüğünü ve görmesindeki mahiyeti insanların kavraması mümkün değildir. Çünkü insanın akıl, ilim ve kabiliyet gücü sınırlı olup buna imkan vermemektedir. Burada biz kullara düşen şey; insan her nerede bulunursa bulunsun, yalnız başına veya bir başkasıyla olsun, her ne yapıyorsa, Allah’ın (cc) hakkıyla, tam ve eksiksiz bir şekilde gördüğüne iman etmek ve buna göre hareket etmektir.
M. ALİYÊ XERZÎ
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ilk fedai teşkilatını kurmuş olan Ebu Basir Sahabeler'in Hayatından Tablolar Hannâne 0 225 Son Mesaj 27 Mayıs 2009, 13:04:41
Gönderen: Hannâne