0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EL-HABİR (C.C.)  (Okunma Sayısı 407 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 29 Aralık 2011, 10:03:54 »

Eşyanın hakikatlerini ve gizliliklerini bilen."

"Batınî haberler kendisinden saklanamayan."

"Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." [Haşr: 59/18.]

Alîm ismiyle Habîr isminin mânâları birbirine çok yakındır. Şu var ki, Alîm ismi daha umumîdir.

Habîr denilince, haberdar olan, ilminden bir şey saklanamayan mânâsı hatıra gelir. Yani Alîm ismi, 'gîzli-aşikâr her şeyi bilen' mânâsını ifade ederken, Habîr ismi biraz daha hususiyet arz eder ve bize göre gizli olan şeylerin O Habîr için aşikâr olduğunu ders verir. Hiçbir hadise ve hatıranın, hiçbir düşünce ve -niyetin Allah'tan

giz­lenemeyeceğini ifade eder.

Allah'ın Habîr olduğunu bilen bir mü'min, O'nun razı olmayaca­ğı her türlü söz, fiil ve halden uzak kalmaya çalışır. Kendi iç âlemin­de olup bitenlerden hiçbirinin, Latîf ve Habîr olan Allah'tan gizli ka­lamayacağını düşünür. Kalbini yanlış inançlardan, aklını bâtıl dü­şüncelerden, hayalini faydasız meşguliyetlerden korumaya gayret eder.

İmam Gazâlî Hazretleri insanın, 'kendi ruh dünyasında cereyan eden ve başkalarının bilemediği şeyleri vicdanen bilmesi’ cihetiyle, bu isme mazhar olduğunu söyler.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2011, 14:49:04 »

Her şeyîn iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan. 

"El-Habir", "hibre" mastarından gelmiş olup "her şeyin iç yüzünü bilen, yakinen tanıyan" demektir. Hiçbir şey ondan gizlenemez. Görünen ve görünme­yen alemde hiçbir şey ondan habersiz hareket ede­mez. Zerre bile onun bilgisinin dışında hareket ede­mez. "Habir", "her şeyin saklı ve gizli olan yönlerini bilen ve künhüne vakıf olan" demektir.

Allah'ın "Habîr" ismi Kitab-ı Mübin'de 45 defa zikredilmiştir. Bunlar:

"O, hikmet sahibi ve her şey­den haberdardır", "O, her şeyden haberdar ve gören­dir", "O, her şeyin inceliklerini bilen ve her şeyden haberdardır", "O, her şeyi bilen ve haberdar olandır", O, işlemiş olduklarınızdan haberdardır", "O, yaptığı­nız şeylerden haberdardır", "O, yaptıklarınızdan ha­berdardır", "O, yaptıklarından haberdardır."

"O, latiftir. (Bilgisi her şeyin içine geçen, herşeyi) haber alandır."


Allahu teâlâ Habîr'dir, en küçük bir mikrobun gece karan­lıklarında gidip geldiği, girip çıktığı yerlerden, hava boşlu­ğunda uçuşan, kaynaşan zerrelerin harekâtından haberdar oldu­ğu gibi, mülkünün her tarafında meleklerin varamadığı, insan fikrinin ulaşamadığı en gizli noktalarda olan biten şeylerden haberdardır. Meselâ diyelim ki, şu memlekette her lâhza, ferdî, ailevî, içtimaî, ahlâkî, siyasî, cinaî ne işler oluyor. Şüphe yok ki, bunların her birine âît binlerce hâdise zuhur edip duruyor. Bunlardan her birinin başlangıcını, sûret-i vuku­unu, sonucunu, bütün teferruatiyle iç yüzünü bildiği gibi, arzda, karada, denizde, semâda, ecramda, berzahta, ecsamda, ervahta, velhâsıl bütün ekvanda akıp durmakta olan işleri, hâdiseleri, apaçık bilir. En gizli, en duyulmaz sanılan şeylerden, gönüllerin hiç kimseye açılamıyan esrar ve temâyülünden, iyi veya kötü, sahiplerinin neler düşündüğünü, neler yapmak istediğini, ne düzenler kurduğunu, ne kararlar verdi­ğini bilir; bunların hiç birinden gaflet etmez, hiç birini hü­kümsüz, cezasız bırakmaz ve hiç kimse yakasını kurtaramaz.
Kula Gereken Şey:
Allahu teâlâ Habîr'dir. O'na karşı yalandan, hilekârlıktan, terbiyesizlikten sakınmalı. Gizli yaparız da cezasız kalırız sanmamalı. Hacetlerden doğrudan doğruya haberdar olmaz di­ye kendisine dilekler sunmak için vasıtalar aramamalı. O'nun razı olmıyacağı şeylerden son derece çekingen davranmalı­dır. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 31 Aralık 2011, 10:00:31 »

“Her şeyden haberdar olan” anlamına gelen “el-Habir” ismi şerifi Kur'an-ı Kerim'de 45 defa geçmekte­dir.

“Ey iman edenler, Allah'dan sakının. Herkes yarına ne sakladığına bir baksın, Allah'dan sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır”

Yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı, kazandıklarımızı, kaybettiklerimizi, dostlarımızı, düşmanlarımızı, toprağın derinliklerinde çatlayan her daneyi ve çekirdeği, açan her çiçeği, yağan her damlayı bilen, gören, işiten ve haberdar olan Rabbe iman ediyoruz.

Karanlık gecede, kara taşın üzerinde, kara karıncanın hareketini gören, ayak sesini işiten, karıncanın içinden geçenlerden haberdar olan Allah'a iman eden kullarından bir kısmı da; dünyanın neresinde dostlar var, düşmanlar var, dostların maddi manevi gücü, düşmanların gücü nedir? Kim nerede ne yapıyor, ne üretiyor, dünyanın neresine, ne kadar yağmur yağar, nerede hangi tür çiçek açar? Haberdar olmalıdır. Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 02 Ocak 2012, 09:10:38 »

“Kemaliyle gören.”
Cenâb-ı Hak her şeyi kemâliyle işittiği gibi, yine her şeyi en iyi görendir. O görür. O'ndan bir şeyi gizlemenin imkânı yoktur. Kimin, nerde, ne yaptığım veya ne yapa­cağını görüp durmaktadır.
Ne karanlık, ne gizli bölmeler, ne mağaralar, ne kat kat perdeler, hiçbir şey O'nun görmesine mâni olamaz. Bizim gözle göremediğimiz, gözle görülmesine imkân olmayan en küçük zerrecikleri görür, ucu bucağı olmayan kâinatın herhangi bir yerinde, bir noktasında zuhur eden hiçbir hadise düşünülemez ki, Allahu Teâlâ onu görmüş ve işitmiş olmasın. İnsan yüzbin perdenin arkasına gizlense yine O'nun nazarından kurtulamaz. Bir et parçasına görme, işitme, tatma, lezzet alma hassaları veren Yaratıcı elbet her şeyi kemâliyle görendir.
İnsanın vücuduna Cenâb-ı Hak öyle aletler koymuştur ki, bedeninin herhangi bir yerine bir diken veya iğne batsa, yahut bir sinek soksa hemen onu bilirsin. Peki sana bunları ikram eden Zât-ı Akdes, âlemde cereyan eden ha­diseleri görmez mi? Şüphesiz ki görür. Yerlerde göklerde bu kadar harikalar icad eden Allah Teâlâ, daha nice şeylere kadirdir...
Asr-ı saadette yaşanan şu hadise bize güzel bir misal olacaktır:
Bir gün, bir köle Peygamberler Peygamberinin müba­rek huzuruna geldi. Bir hata, bir günah işlemişti. Ondan kurtulmak, arınmak istiyordu:
“Ey Allah'ın Resulü, dedi, vakit tamam, tevbe edece­ğim. Allahü Teâlâ benim tevbemi kabul eder mi?”
İki cihanın saadet güneşi ve Allah'ın Resulü (Aleyhis-salâtü Vesselam), ona derhal şu mealdeki âyeti okudu:

“O'dur kî kullarından tevbeyi kabul buyurur.” [Şûra: 42/25.]

Ve ilave ettiler: “Sen tevbe ettikten sonra iyice bil ki, bağışlandın, İlâhî mağfirete mazhar oldun demektir.”
O temiz, saf köle, derhal Nebiyy-i Muhteremin huzu­runda can-u gönülden tevbe edip dışarı çıktı ve yola koyuldu. Kuşlar gibi uçarak giderken aklına bir şey geliver­di ve yüreği tutuştu:
“Acaba, dedi, ben bu günahı işlerken rabbim beni gördü mü?”
Ve o lâhza izi üzere Rahmet Nebinin yüksek huzuruna can attı ve ondan sordu:
“Ey herkesin imdadına yetişen Allah Elçisi, ey doğru yolun rehberi! Ben o günahı işlerken rabbim beni gördü mü, benim halime vâkıf oldu mu?”
Bu, her tarafından iman ve ihlâs tüten köleye karşı varlığın nuru dediler ki:
“Sus, ne söylüyorsun sen? Bilmez misin ki, Yüce Allah'tan bir zerre bile gizli kalmaz, o her şeyi kemâliyle görür ve şöyle buyurur:

“Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, kalblerin gizlediğini de.” [Mü’min: 40/19.]

O pâk ve temiz yaradılışlı köle, Resûlüllah (s.a.v)'dan bunları duyunca, kanlı yüreğinden bir ah çekti ki, can da ten de hayrete düştü. Ve Rabbi Keriminden o türlü haya etti ki artık ben ne diyeyim? Ne­biler nebisinin şerefli önünde topraklara döşendi ve he­men ruhunu teslim ediverdi.

İman ve ihlâs insana ne saadetler kazandırır. Yerlere, göklere, Arş-ı A'zama hükmeden, işitenleri, görenleri yaratan ve onlar üzerinde istediği gibi tasarruf eden; hiçbir şeyde dengi ve benzeri olmayan Allahü Teâlâ, işitir ve görür.

O halde bize düşen nedir?
Biz başıboş değiliz. Bizi bir gören, bir işiten var ve her halimize, her lâhza nazar ediliyor. O zaman: “Rabbim beni işitiyor, beni görüyor, her lâhza benimle, ben nasıl ona is­yan  ederim?” demeliyiz  ve  rahmetinin  gölgesine sığınmalıyız. Çünkü başka kurtuluş yolu yoktur.

Hediyendir, göz, kulak, hediyendir ten bize,
Cennetini nasib et, ey Rabbimiz, sen bize!.. Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi,
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 03 Ocak 2012, 09:15:57 »

Her şeyin içyüzünden haberdar olan!

Kur'ân-ı Kerîm'de fiil olarak hiç geçmeyen “hbr” kökü, sadece bir kaç âyette “hubr”, “haber” ve “ahbâr” şeklinde kullanılmıştır. Bunlarda da “Allah'ın ilminin (hubr) ihatası  “O'nun münafıkların gerçek niyetlerini (ahbâr) müminlere bildirdiği”  “mü'minlerin cihad gibi bazı güç yükümlülükler karşısındaki tutumlarının (ahbâr) ortaya konacağı” “Arzın (yerkü­re), kullar tarafından üzerinde işlenen bütün amelleri (ahbâr) âhirette açıklayacağı” vurgulanmıştır. Kur'an'da Hz. Musa'nın ailesine getireceği “haber” de bu kökle ifade edilmiştir.

Bu kökün “bir şeyin saklı ve gizli olan yönlerini bilme ve künhüne vâkıf olma” şeklindeki anlamı üze­rinde duran esmâ-i hüsnâ sarihleri, Kur'an'da çok sık kullanılan “el-habir” ismini: “her şeyi hiç bir gizli yönü kalmayacak şekilde bilen”; “mülkünde olup biten her şeyden haberdar olan” şeklinde açıklamışlardır.  Ba­zı âyetlerde kıyamet gününde “kalplerde gizlenen her şeyin ortaya çıkarılacağının” vurgulanmış olması “el-habir” ismine yukarıda verilen anlamı teyid etmek­tedir. Halîmi, bu isminle ilgili açıklamalarında, insan­ların herhangi bir konuda doğru veya yanlış olması muhtemel bazı yollarla (haber/ihbâr) bilgilendirilmesinin, Allah'ın “her şeyden bizatihi haberdâr (habir) oluşu” ile karıştırılmamasına dikkat çeker.

Kur'an'da daha çok tek başına vârid olduğu gözle­nen “habir” ismi esmâ-i hüsnâdan “hakim” , “basîr”  “alîm”  “latîf” gibi doğrudan ilimle alâkalı isimlerle de terkip oluşturmaktadır.Prof. Dr. Metin Yurdagür, Ayet Ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 04 Ocak 2012, 12:17:21 »

Kelime ilim, yumuşaklık, gevşeklik, bolluk manalarına ge­lir. Kuranın genel kullanımında ise her şeyin özünden, bilin­meyen taraflarından haberdar biçiminde kullanılır.

Varlık, ruh, beden, ilim daha peşi sıra sıralayacağımız ke­limelerin hakikati nedir dahası hakikatin özünde ne vardır? Sorular uzar gider, sorudan sorundan uzak bir hayatı düşün­mek hayal. Kuran-ı Kerimde Habir ismi Hakim, Basir, Latif, Alim isimleri ile beraber kullanılarak İnsanlara ibadete layık olan Allah'ın neleri nasıl bildiğinin yolları da gösterilmiştir. Varlıkta bilinmeyen tarafların olması ve bununda insana hissettirilmesi Tanrı'nın bir cilvesi olsa gerek. Her şeyde bir bi­linmeyen var, bilinmeyenin bile kendince bilinemez tarafları çok. Allah-u Azimşan Peygamberleriyle insanın bilemeyeceği diğer boyutla ilgili haberleri vermek suretiyle merak uyandır­mış bizleri cennetin nimetlerinden haberdar ederek hal diliyle
"Ey kullarım sırlar hazinesini talep edin, varlık aynasını parlatında cemalullahı seyredin." diyor.
Ayinedir bu alem her şey Hakk ile kaim
Mir'atı Muhammed'den Allah görünür daim. Allah'ın bollu­ğu için şahit mi arıyorsunuz. Kendinize, çevrenize, başınızı kaldırın da gökyüzüne bakın
Ali Büyükçapar, İsm-i Azam (Esma-ül Hüsna)
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 05 Ocak 2012, 10:16:42 »

Habir : Herşeyden haberdar olan
Cenab-ı Hak Buyuruyor:
"Allah bilendir, hikmet sahibidir." (Enfal,71)
"O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır". (Enam, 18)
"Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır." (Mülk, 14 )
"Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Haşr Suresi, 18)
 
Yerde ve gökte daha bilmediğimiz birçok alemlerde ne kadar varlıklar varsa onların bütün hareketlerinden Hz.Allah haberdardır. O'nun haberi olmadık hiçbir şey mevcut değildir.
Herşeyi O yaratmıştır. Yaratan yarattığını bilmez mi? Bir duygu duyan, bir şey düşünen, bir niyet eden, bir söz söyleyen, kasıtlı olarak bir iş yapan, onu yaparken ne kadar gizlemek istese kendinden gizleyemez, vicdanında onu o anda duyabilir. O halde onu ve bütün göğüslerin hakikatini, bütün mahlukatı yaratan yaratıcı daha önce ve daha mükemmel şekilde bilir. O göğüsler, o nefisler, o düşünceler, o kuvvetler, o fiiller ve o duygular bilgiyle, hep Allah'ın yaratmasıyladır. O yaratmayınca kimsenin ne eli oynar ne dili, ne hissi yürür ne fikri, ne vicdanı kalır ne kendisi. Bakarsın bir an içinde el çolak olmuş, dil tutulmuştur. Fikir durmuş, akıl boğulmuştur. Gönül kendinden geçmiş, ben böyle yaparım diyen nefis yerle bir olmuştur. Yaratıcının yeni bir yaratma ile imdadı yetişmezse hiçbir yaratık onu kendine getiremez ve o yaratmayı işletemez. Çünkü bir zerre, bir şuur, bir şey yaratmanın dayandığı teferruatı bilemez. O, bütün sebepler silsilesini kuşatan olgun bir ilim ve kudretin eseridir. Yaratıkların, yaratıcıdan bir şey gizlemesine imkân yoktur. Bir yaratık kendinde sonradan meydana gelen bilgiyi ve onun mânâsını ondan önce onu ve onda o bilgiyi bütün hakikatiyle yaratan yaratıcının ilmine borçludur. Mahlûkta herhangi bir hadise meydana gelir de onu, yaratan Allah bilmez olur mu? O, latif ve habirdir..
Allah'ın bu ismi, O'na imanı olan kullarının yalandan, hilekarlıktan ve edeb dışı hallerden sakındırır.
O'na karşı gizliliğin mümkün olmadığını hatırlatır. Ayrıca da onu; bizzat dua ve ibadet etmek yerine, ihtiyaçlarından doğrudan doğruya haberi olmaz zannıyla kendisine dileklerini sunmak için vasıta ve aracılara başvurmak gibi cahilane davranışlara meyletmekten de alıkoyar.
O, kullarının bütün ihtiyaç ve hallerine, şüphesiz tamamen, her an ve vasıtasız olarak vakıftır.
 
Tenbih: Kul, bildiklerine aldanıp büyüklenmemeli ve şeytanın oyununa gelmemelidir. Daima güzel ahlakla donanmalı, araştırmalı ve ilmin artırmaya çalışmalıdır. Bütün amellerinde, sözlerinde ve gizli hallerinde Mevla'sından haya ederek O'na isyan etmekten kaçınmalıdır. Allah'ın sıfatlarını, hükümlerini, helal ve haramını öğrenmeli, kendisini O'na yaklaştıracak ve mertebesini yükseltecek şeylerle uğraşmalıdır.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #7 : 07 Ocak 2012, 10:59:30 »

O, öyle bir varlıktır ki, en gizli haberler bile, O'nun malûmu olur. Yerlerde, göklerde olup bitenlerden haberdardır.

Hareket eden veya hareketsiz duran (giden, gelen) her şeyden O'nun haberi vardır. Bu itibarla Allah'ın bu ismi aynı Alim (ziyadesiyle bilen) manasında olmuş olur, Ancak şu farkla: İlim, gizli ve batini şeylere izafe edildiğinde o ilme Hibre (Haberdar olma), sahibine de Habir (Tam manasıyla haberdar) denilir..
Tenbih:
Kulun bundan hazzı şu olabilir: Kul kendi âleminde cereyan edenleri bilmelidir.
Kulun kendi dünyası hiç şüphe yok ki, kalbi ile bedenidir.

Kalpte çöreklenen gizli şeyler de; kin, hiyanet, dış, dünyaya karşı aşırı temayül, kötüyü gizlemek, iyiyi de sırf gösteriş için izhar etmek gibi köksüz hislerdir.. İşte kendini bilen ve kendi iç dünyasından haberdar olan, kişi, iç aleminde cereyan edenler­den haberdar olur ve ona göre kollarını sıvar da olanca gücü ile o hislerle mücadele eder. Sırtlarını yere getirinceye kadar bu mücadeleyi elden bırakmaz.

Bu suretle o kul, bu isme layık olur.İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna Şerhi,
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #8 : 11 Ocak 2012, 12:27:47 »

Yarattığın cümle zerrât öz sırrını eder ihbar,
Elbet sana aşikârdır bilinmeyen cümle esrar,
Senden gizli değil yârab, içimizdeki emeller;
Mâhiyetinden efâlin yalnız sensin tek haberdâr
Yârabbi!..
Var idin ezelden, varsın, hep var olacaksın,
Eşin benzerin yoktur, teksin Yâ İlâhî, birsin,
Yarattığın âlemlerden,
Seni yazan kalemlerden.
Çektiğimiz elemlerden haberdârsın...
Mazlumlara hep medarsın,
Bilirsin nerde, kimlere zulmedilir,
Haberin vardır karınca yuvasından
Ta bilmediğimiz âlemlere uzanan çizgide
İsmin nice zikredilir...
Sayısı bilinmez yarattıklarının,
Akıl ermez hükmettiğin âlemlere.
Bunca varlığı yaratan sensin,
Birsin Yâ İlâhî, birsin...
İçimizden geçenleri bilirsin,
Haberdâr olursun herşeyin seyrinden,
Habîr'sin...
Senden gizleyecek sanır sırrını zavallı kullar,
Oysa sen, zerre zerre her nesneyi bilensin.
Zerreler kürre gibi aşikârdır hep sana,
Sinmiştir cümle varlık o Yüce varlığına,
Nasıl ki damlacıklar gizlenirse ummana...
Ummanın yüceliği damlanın içindedir,
Saklandım sanan damla, ummanın içindedir...
Gören sensin herşeyi, ırak olup gözlerden,
Sana sığınıyoruz galat olan sözlerden...
Seni vasfeylemek Yârab, verdiğin akla sığar mı?
Kudretini anlatmaya kulunun kudreti var mı?..
Bir vasfını düşünmek bile âciz akla bârdır,
Senin kudretin İlâhî, senin kudretin kadardır...
Haberdârsın ne ki varsa gökten yere,
Çünkü sensin hükmeyleyen yarattığın âlemlere.
Habîr'sin, ilk haber sana gelir,
Herşeyin başında ve sonunda sen varsın,
Herşeyden haberdârsın...
Sadettin Kaplan, Esma-i Hüsnâ'dan Esintiler
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: