0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EL-LÂTÎF (C.C.)  (Okunma Sayısı 355 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 19 Aralık 2011, 08:13:27 »

"En ince ve gizli işleri, bütün incelikleriyle bilen ve onlara çok kolay nüfuz eden."
"Kullarına, sezilmez yollardan faydalar ulaştıran."
"Lütufla muamele eden."

“Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, Aziz'dir." [Şûra: 42/19.]

Latîf, kelime manâsıyla, 'katı olmayan, ince, hoş ve yumuşak' mânâsına gelir. Latîf, kelimesinin, hem 'lütuf ve yardım'la, hem de letafetle yani 'kesif ve katı olmamakla ilgisi vardır.

Bir ismi de Nur olan Allah'ın bütün sıfatları latiftir; zâtı da, sıfat­ları da maddeden münezzehtir.

Şu âyet-i kerîme Latîf isminin bu mânâsını bize ders verir:

"Gözler O'nu göremez, O bütün gözleri görür. O Latiftir, Habîr'dir." [En'am: 6/103]

"Allah kullarına latiftir, dilediğini nzıklandırır."[Şura: 42/19.]  âyetinde Latîf, 'son derece lütufkâr olan, kullarına ince ve sezil­mez yollardan ihsanlarda bulunan' mânâsındadir.

"Yaratan bilmez olur mu? O, Latîf'tir, Habîr'dir."[Mülk: 67/14] âyetinde ise Latîf, "en ince şeyleri kolaylıkla bilen" mânâsına gel­mektedir.

Varlık âleminde latîf varlıklar, maddî ve kesif eşyadan kat kat faz­ladır. İnsan ruhu ve ona bağlı ince hissiyatlar buna misal verilebilir. Midenin bir gıdayı hazmetmesiyle, aklin bir mânâyı kavraması ve" anlaması birbirinden ne kadar farklıdır! Akıldaki bu ince faaliyet La­tîf olan Allah'ın büyük bir ihsanıdır.

Yavrusunu kucağına alıp emziren bir annenin, kolları bebeği sar­dığı gibi, latîf şefkati de aynı şekilde yavrusunu her yönden kuşatır. Bu, Allah'ın hem o anneye, hem de yavrusuna büyük bir lütfudur.

Letafet denilince, aklımıza hemen yumuşaklık gelir. Bir insan, başkalarına karşı ne kadar yumuşak davranır ve ne kadar lütufkâr olursa Latîf isminin feyzinden o kadar fazla nasip almış demektir.Prof. Dr. Alaaddin Başar


Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 20 Aralık 2011, 12:39:08 »

Sonsuz lütuf ve kerem sahibi, en ince işlerin bütün inceliklerini bilen.”

Allah (Azze ve Celle) Lâtiftir, en derin, en ince şeyleri hakkıyla bilir. Çünkü o şeyleri yaratan O'dur. Her şeyi yerli yerine koyan da O!..

Biz henüz kendi vücudumuzu çözebilmiş değiliz. Ru­humuz nerede? Ruh nedir, akıl ne? Ağzımıza aldığımız bir lokma midemize indiğinde hangi elekten geçip kan hâline gelmektedir? Yine gözlerimizin esrarını kim çözer? Gözlerimizi göklere veya ufuklara diktiğimizde, bu muaz­zam manzarayı can aynamız nasıl aksettiriyor? Bir de şu var, göz başkasını görür, kendisini göremez. Bütün bun­ları vücuda getiren Allah Teâlâ, pek lütufkârdır. O'nun rahmetinin ve kereminin arkası kesilmez. O, her şeyi en ince teferruatına kadar görür, bilir, fakat O'nu kimse ihata edemez.

“Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.” [En'am: 6/103]

“Gözler kendini anlayamazken, onları anlayan, anla­tan, gören, gösteren, gerçeği bilen ancak O'dur. Burada dış idrak meselesine de dikkat çekilmiştir. Bir canlının kendi dışındaki görülenleri görebilmesi ve anlaşılanları anlaması için, öyle bir şaşırtıcı iş ve öyle bir şerefli durum­dur ki, akıl bunun en derin noktasını anlayamaz. Bütün hakimler ve filozoflar bunu izah etmekten âcizdirler.

Meselâ: Gözümle karşımda bir minare görüyorum, ne gözüm minareye kadar, gitmiş ve ne de minare gelip gözüme girmiştir. Bununla beraber benim gördüğüm, yalnız o minareden yansıyan ışığın içerdiği ve küçücük gözüme bastığı hurda minare resminden ibaret de değildir. Ben, gözümdeki minare resmini değil, uzaktaki büyük minarenin kendisini görüyorum ve gözümü yum­duğum zaman da onu bende değil, olduğu yerde idrak ediyorum. Hatta dikkat edilirse görme aracı kabul edilen ışık bile bana, benim gözüme kavuşması anında ışık olu­yor ve o zaman parlıyor ve görme dediğin olay da o za­man meydana geliyor.

Ve o anda ben, yerindeki minareyi görmüş oluyorum. Bu nasıl olabiliyor? İşte bu dış idrak işinin sır ve mahiyeti akılların, idrak ve kavrayışının dışındadır. Bütün fen ilim­leri, felsefeler, bunu ihata edebilmekten uzak kalmış ve fi­lozoflar bu noktada şaşkınlık veya safsatadan başka bir şey yapamamıştır. Bununla beraber bu, vaki olan bir iştir. Ve benim minareyi gördüğüm bir gerçektir. Allah Teâlâ bunu yapmış ve yapmaktadır. Ve akılların kavrayamadığı bu gerçeğin en derin noktasını ve mahiyetini idrak ve iha­ta eden de ancak O'dur.

Gözler onu idrak ve ihata edemezken, O gözleri idrak ve ihata eder ve aynı gerçek bütün idrak edilen şeylerde böyledir.

“Ve O lütuf sahibi ve her şeyden haberdardır.” Ve lütuf sahibi ve her şeyden haberdar olan ancak O'dur. İdrakin nuru gibi her lütuf O'nundur. Her şeyi bilen, her doğru haberi veren ancak O'dur. Bundan dolayı onu dürbünlerle, teleskoplarla aramaya kalkmamalı, hem de gözler görmüyor diye, gözlerden, gönüllerden uzak, ih­tiyaçlardan, dileklerden, doğru haberdar olmaz sanıp da O'ndan yüz çevirmemeli, eğri yollara sapmamalıdır. O lütuf sahibi ve her şeyden haberdar olan en görmeyen gözleri görür, en gizli, en duyulmaz sanılan şeylerden, gönüllerin hiç kimselere açılamayan sırlarından ve emel­lerinden haberdardır. O, onlara kendilerinden yakındır. O'na ibadet etmek ve işleri ısmarlamak için şart, O'nu görmek değil, O'nun görmesi, lütuf sahibi ve her şeyden haberdar olması ve O'na ihlâs ve tevhid ile zât ve sıfatlarına, fiillerine ve lütuflarına iman edilmesidir.”

Çok söze hacet yok. Yüce Allah öyle bir Lâtiftir ki, her şeyi bir şeye hazine yapmıştır. Her şeyde onun kudret mührü vardır. Herbir zerre O'nun kerem nuruyla hayat bulmuştur. Arılar petek petek bal yapar. Denizlerde incil­er demetlenir. Kuru dallar üstünde kırmızı güller açılır. Rahme düşen bir damla erlik suyundan da fidan boylu bir insan meydana gelir. O tesbih tanesi büyüklüğündeki arılara bu ilhamı veren, ona bu sanatı bağışlayan ancak Allahü Teâlâ'dır. Âlemde O'nu bilmemek ve O'nu sevme­mek kadar betbahtlık düşünülemez. O ki, âdemoğlunu varlıklar içinde en şerefli mahlûk olarak yaratmıştır. Ya­ratılan, her lâhza yaratana muhtaçtır.

Gönül toprağına O'nun muhabbet damlası düşenlere ne mutlu! Hayatı karın tokluğuna taşıyanlara da eyvahlar olsun. Yıldız dolu semanın altında kalbine iğne ucu kadar iman ışığı girmeyen kimseler yarın nedametle başlarına topraklar saçacaklardır.

Hakk'a dönün insanlar, yakın büyük fırtına,

Dünya bunca çılgını bindirir mi sırtına?
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 22 Aralık 2011, 12:23:31 »

“İncelik gösteren, sezilmez yollardan nimetler veren, en ince işlerin içini bilen” manalarına gelen “el-Latif' ismi cemili Kur'an-ı Kerim'de 7 defa geçmektedir.

“O hiç yarattığını bilmez mi? O Latif dir, her şeyden haberdardır.” [Mülk: 67/14.] “Yusuf aleyhisselamın kuyuya atılma, pazarda satılma, hapise tıkılma ve Mısır'a sultan olmaya kadar giden yolu çizen, bilen ve hükmedenin Latif olan Allah olduğunu haber verir.” [Yusuf: 10/100] “Gökyüzünden su indirip, yeryüzünü yeşertenin “Latif” olan Allah olduğunu haber verir Rabbimiz” [Hac: 22/63] “Gökyüzünde, yeryüzünde veya bir kayanın içinde hardal tanesi ağırlığında bir şey olsa, onu dahi bilir ve huzuruna getirir. O Latif olan Allah (c.c.)” [Lokman: 31/16]

Elimize alıp da inceleyemediğimiz aklımızı, ruhu­muzu yaratan, yine görünmeyen gönlümüze, görün­meyen sevgimizi veren Latif olan Allah'dır.

Beynimiz, en gelişmiş bilgisayardan daha mükemmel Çalışır. Bu insan beyni Hz. Ademde de aynı idi. İşte o Latife iman edenler incelik gösterirler. Nazik davranır­lar, yaptıkları iyilikleri onur kırmadan, gönül incitme­den, hissettirmeden yaparlar.
Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 23 Aralık 2011, 09:28:56 »

Yaratılmışların ihtiyaçlarını en ince noktasına kadar bilip karşılayan!

Dil bilginleri  “lutf  ve “letafet” masdarlarının “ihsan” ve “bir konunun incelik ve esrarına vukuf gibi iki temel anlamı üzerinde durmaktadır. Bu köklerle bağlantılı bir sıfat olan “el-Latîf ismi de konuyla ilgili kaynaklarda en zor işleri bile tüm incelikleriyle bilen; nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen bütün işleri kolay­lıkla icra eden; mahlûkâtmm ihtiyaçlarını en ince nok­tasına kadar bilip, bunları tam bir güzellik ve incelikle ulaştırıp onların ihtiyacını karşılayan” şeklinde tanımlanmaktadır.  Îbnü'l-Esîr ise latifi: “bütün fayda ve güzellikleri en ince   noktasına kadar  bilme” ve “mahlûkâtına gerekli olan bütün şeyleri ulaştırma” özelliklerini bir arada taşıyan zât şeklinde açıklar.' İmam Eş'arî, Allah'ın bu vasfının Ebû Alî el-Cübbâî tarafından bazan “mün'im” (kullarına çeşitli nimetler ihsan eden), bazan da “ latifut -tedbir ve'sun'“ (iş ve yönetimi ko­lay kavranamayan) şeklinde yorumladığını kaydetmekte­dir.  Bu isim için “kullarına bilmedikleri cihatten ih­sanlarda bulunan, ummadıkları yerlerden faydaları için sebepler yaratan”  şeklinde bir anlam veren Hattâbî  bu tanımıyla “el-Latîf ismi için önerilen bütün alternatifleri bir tek cümlede ifade etmiş olmak­tadır. Kelimenin kökündeki “maddî incelik ve küçük­lük” anlamına dikkat çeken Fahreddin er-Râzî, maddî özelliklerinden münezzeh bulunan Allah Teâlâ'ya ait bu ismin “duyulara konu teşkil etmeyen yüce varlık” anlamında O'nun “tenzîhî sıfatlar'ı çerçevesinde ele alınabileceğini belirtmektedir.

Bu isim, Kur'ân-ı Kerîm'in yedi âyetinde münhası­ran Allah Teâlâ hakkında kullanılmıştır. Bu âyetlerden beşinde “habir” ismine bitişmiş  ikisinde ise münferid olarak vârid olmuştur “Habir” ismine bitiştiği âyetlerde “bütün inceliklere nüfuz”, tek başına vârid olduğu âyetlerde ise “her türlü ihsan” anlamı ta­şımaktadır. Prof. Dr. Metin Yurdagür
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 24 Aralık 2011, 09:55:16 »

Kelime ince ve gizli yönleri bilen, kanun koyan, zorları ko­laylaştıran manasınadır. Kuran-ı Kerimde geçen ayetler ışı­ğında ise en karışık işlerin bütün teferruatını bilen, oluşu bile anlaşılamayan şeyleri yapan, ince ve farkedilmez yollardan kullarına çeşitli nimetler ulaştıran diye anlaşılırken şu hususa da dikkat çekmek lazım latif; kulların İşledikleri kusur ve gü­nahları onları ebedi olarak mahcubiyette bırakmamak için unutturan demektir.

Etrafımızda binlerce canlı, cansız varlık ile Allah'ın lütfü olarak yaşıyor işlerin inceliklerini öğrenmeye başladığımızda her an hayretimiz biraz daha artıyor, inceliklerin içinde yer alan kanunlar bile gizli, çözüm devamlı yeni sırlara gebe, ne nasıl oluyor bunu bilmek sadece kaba hatlarla olabiliyor. Al­lah bütün incelikleri bilir çünkü bütün bu varlıkları o yarattı. Tanrı'nın yaratmada koymuş olduğu kanunlar ile bütün var­lıklar işlerin akışı içinde kendi yollarına devam ederek varlık­larını sürdürür. Fıtratın sesine kulak verdiğimizde kendi içi­mizde bile bu fısıltının bazen yankılandığını duyduğumuz olur. Allah insanın işlerinde sadece kendinin anlayabildiği in­celikler oluşturmak suretiyle hayat cazibesini canlı, umutlu tutmuştur. Her insan hiç ummadığı zamanlarda Allah'ın yüz­lerce nimeti ile karşılaşmadı mı? Yaratılan ve bir vakit geçi­ren kişi kendini yokluktan varlık alanına çıkartmak lütfunda bulunan Allah-u Tealaya kulluk yapmasında ne yapsın! Zor­luklar kolay ve güzel şeylerin etrafında yer alır. iyilik ve ina­yete ulaşmak arzusu insanı hep çalışma ile karşılaştırırsa o insana mutluluğun kapısı açılmış demektir. Ali Büyükçapar
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 27 Aralık 2011, 13:34:16 »

Yaratılmışların bütün ihtiyaçlarını en ince noktasına kadar bilip sezilmez yollarla karşılayan, en ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran, 

"Rabbim dilediğine karşı lütufkârdır. O, her şeyi bilen, hikmet sahibidir."

Sübhan Tealâ, her şeyin gizli ve aşikar tarafını ve eşyanın inceliklerini, bütün boyutlarıyla derinlik­lerini, en ince yönünü ve letafetini bilir. O sadırlardakini en iyi bilen ve idrak edendir. Çünkü Allah Tealâ her şeyin yaratıcısıdır. Yaratıcı ise yarattığı şeyi en iyi bilir.

"Hiç yaratan bilmez mi? O, ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."

"El-Latif’in bir diğer manası da, "nasıl geldiğini bilmeden kullarına iyilik yapan" demektir. O, hiç um­madıkları yerden onların maslahatlarına uygun se­bepler yaratandır.

Nitekim Cenab-ı Hak:

"Allah kullarına karşı lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır."

"El-Latif” Kur'ân-ı Kerim'de yedi defa zikredilmiş­tir.

Yüce Allah şöyle buyurur: 

"Allah kullarına lütufkardır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, gaaliptir."

"Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, latiftir, herşeyden haberdardır."

el-Latîf de Allah'ın güzel isimlerinden birisidir. O, kuluna karşı, gerek iç dünyasıyla ilgili işlerinde ve gerekse dış dünyasıyla ilgili işlerinde son derece lütufkar ve nezaketli muamelede bulunur. Onu kendi iyiliğine ve hayrına olacak şeylere doğru hissettirmeden sevkeder. Ve O'nun ilminin, cömertliğinin ve rahmetinin eserlerindendir. Bu sebeple "el-Latîf'in iki anlamı vardır

1. O her şeyden haberdardır. O'nun ilmi her türlü gizlilikleri, kapalılıkları, incelikleri, kalplerin gizlediği şeyleri, ğaybî konuları, meselelerin arka planlarını  ve herşeyin en ince ve  gizli yönlerini ihata eder.

2. Kuluna ve iyilik yapmak istediği dostuna karsı son derece lütufkardır. Onu cömertliğiyle kuşatır ve yüksek     mertebelere eriştirir. Kolaylıklarda ona başarı ihsan eder, zorluk ve güçlüklerden de onu uzaklaştırır. Onun hoşuna gitmeyen ve meşakkat veren çeşitli sıkıntılar vermek suretiyle onu imtihan eder. Bu sıkıntılar aslında onun iyiliğine ve hayrınadır ve onu saadete götüren şeylerdir. Nitekim peygamberleri de kendi kavimlerinin   eziyetleriyle ve uğrunda cihad etmekle imtihan etmiştir. Allah Teâlâ'nın Kur'an'da verdiği bilgilere göre Hz. Yusuf (a.s), başına gelen   hadiseler   nasıl   da   yükselmiş   ve Allah'ın  lütuf ve ihsanına  mazhar olmuştur.  Bu olayların    neticesinde Hz.Yusuf için Allah Teâlâ'nın takdir ettiği şey meydana gelmiş, dünya ve ahirette en güzel mertebeye ulaşmıştır. Aynı şekilde Allah Teâlâ veli kullarını da, arzu ettiklerine nail olmaları için hoşlanmadıkları şeylerle imtihan etmektedir.

Allah Teâlâ'nın akıllarının almadığı, düşüncelerin tasavvur edemediği nice lütuf ve keremi vardır. Kul, velayet ve riyaset gibi nice dünyevî arzuya veya kendisine hoş gelen, daha başka şeylere gözünü diker de Allah Teâlâ bunları ona, dinine zarar vereceği için rahmetinden dolayı nasip etmez. Kul da cehaletinden veya Rabbini tanıyamadığından dolayı bundan üzüntü duyar. Halbuki o, bilmediği nice şeylerin kendisi için hazırlandığını ve bu konuda onun hayrının ve iyiliğinin murad edildiğini bilmiş olsaydı Allah'a hamdeder ve bundan dolayı O'na şükrederdi. Şüphesiz ki Allah kullarına karşı pek şefkatli ve merhametli, dostlarına karşı çok lütufkardır. Hadiste geçen bir duada şöyle denilir:

"Ey Allah'ım, benim isteyip de bana nasip ettiğin şeyleri senin sevdiğin şeyleri yapmamda bana güç kaynağı kıl. Benim isteyip de bana vermediğin şeylerin yerine de kendi sevdiğin şeyleri bana nasip et."

Allahu teâlâ Lâtiftir, en ince şeyleri bilir. Nasıl bilmesin ki, onları yaratan O'dur. Nasıl yapıldığı gizli olan en ince şey­leri yapar. Meselâ: Ruh nedir? Akıl nedir? İlîm nedir? Nur ne­dir? Bunların esrarı çözülebilmiş midir? Gözlerin gördüğü manzaraları, memleketleri ve çeşit çeşit eşyayı kafatasımızın içinde zapteden ve senelerce sonra onları seyretmek istediği­mizde, idrâkimizin önüne açılan o filimlerde, kulakların işit­tiği bunca sesleri, sözleri birbirine karıştırmadan muhafaza eden o hazinelerde, akıl ve düşünce sahiplerini düşündürecek o san'at incelikleri nedir?

Su, hava gibi hayâtımız için en ziyâde lâzım olan gıdaları Allahu teâlâ lûtfiyle bol bir surette yaratmasaydı, bunlar da karaborsacıların eline düşseydi hâlimiz nice olurdu? Henüz dünyâya gelmiş bir çocuğun kulağına lâf gitmez, gitse bile ma'nâsını anlamaz. Allah ona, ana memesini ağzına alıp ta emmesini lûtfiyle ilham etmemiş olsaydı, biz nasıl anlata­caktık? Emerken memeyi ağzında sıkıca tutsun diye meme başlarının çocuğun ağzına göre topacık yaratılması bir lütuf değil midir? Velhâsıl Allahu teâlâ öyle bir Lâtiftir ki, her şe­yi bir şeye hazîne yapmıştır. Meselâ, sedef dediğimiz deniz böceğini inciye, arıyı bala, tırtıl böceğini ipeğe hazîne yaptı­ğı gibi, insan oğlunun gönlünü de kendi ma'rifetine hazîne yapmıştır. Eğer bir gönülde bu ma'rifet nuru inkişâf edememişse, sahibinin bal yapmaz arılar gibi sâdece iğnesi vardır, önüne geleni zehirler durur.

Bilenler tasdik eder ki, dünyânın her türlü bahtiyarlığında bir takım elemler, kederler gizlenmiştir, safî değildir. Bunun gibi her türlü ıztırap ve felâketli hâdiselerde de gizli bir takım lûtuflar, teselli kaynakları vardır. İşte bütün bunlar El-Lâtîf ism-i şerifinin tecelliyâtıdır.
Kula Gereken Şey:
 Kalp gözünü açmalı, Allahu teâlâ'nın kederleri sürurla ka­ncık bir halde yaratmış olduğunu görmeli; görmeli de hayâtın hiç eksik olmayan ıztırablı demlerinde başkasının tesellisine muhtaç olmadan kendi kalbinde Hak'kın tesellisini duymalı, kahrında bile lûtfu görünen Allahu teâlâ'yı minnetle anarak ecir ve mükâfat kazanmalı.. Böyle bir kalbe yeis denilen musibet ne kadar uzaktır.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 28 Aralık 2011, 09:48:42 »

Bu isme ancak, maslahat ve menfaatlerin gizli tasarruflarını, herkesin anlayamayacağı inceliklerini bilen ve o menfaatleri yumuşak bir eda ile hak edenlere ulaştıran müstahak olur. Fiilde rıfk (yumuşaklık), ilimde lütuf bulunursa işte lütfün manası tamamlan­mış olur. Gerek mi ve gerekse ilimde bunun keman (Mükemmel olması) ancak Allah için mevzubahis olabilir.
İnceliklere, ince olandan daha ince olan şeylere Allah'ın vukufu bilinen bir şeydir. İzaha lüzum yok... Gizli ve kapalı olan hususlar, O'na göre apaçık meydanda’ olan hususlar gibidir. Arada’ en ufak bir fark yoktur.
Yaptığı işlerdeki rıfkı ve lütfuna gelince, bu da sonsuzdur. Allah'ın efâldeki rıfk ve lütfunu ancak, Allah'ın yaptığı işleri tam manasıyla bilen kişi bilir. Bizde o bilgi nerede?
Cenab-ı Hakk'ın bu isminin (Latif ismi Celil'inin) manasını kul, yukarıda arz ettiğimiz gibi, ancak bilgisi miktarınca anlayabilir..
Bunun izah ve şerhi de hayli vaktimizi alacağı gibi, büyük ciltli kitaplara da sığdıramayız. Onun için bazı mühim yerlerine işaret etmekle yetineceğiz:
Allah'ın lütuflarından birisi de anne karnında çocuğu karan­lıklarda yaratması, onu (bir zarar gelmeden) hıfz etmesi, do­ğuncaya kadar, gıdasını göbeği vasıtasıyla almasını temin etmesi, doğduktan sonra ağzı ile yemesini öğretmesidir. Ona o ilhamı vermeseydi çocuk doğar doğmaz annesinin memesini emmeyi nasıl ve nereden bilecekti?.
Çocuk gecenin zifiri karanlığında doğsa bile yine memenin yerini bulup emer.
Kuluçkadan yeni çıkan civcive yerden taneleri toplama ve yeme kabiliyetini kim ihsan etmiştir!
Belirli bir zamana kadar, rahatça meme emebilmesi için, yavrunun ağzını dişsiz yaratan, sonra rahatça yemek yiyebilmek ve yediğini serbestçe öğütebilmek için inci gibi dişleri ona takan kimdir? (Bunlar hep Allah'ın birer lütfü ve ihsanı değil de nedir?)
Ağızdaki dişlerin taksimatına dikkat ettiniz mi hiç? Bazıları, rahatça öğütebilmek için geniş, kimisi kırmak için azı olarak, kimisi de kesmek için sert ve keskin olarak yaratılmıştır! (Bunlar kimin lütfudur?)
En büyük gayesi konuşmak olan dilin bile, yemekteki fayda­sı akla durgunluk verecek niteliktedir.
Ağzımıza aldığımız tek bir lokmayı inceleyecek olursak, onu ne kadar rahatlıkla aldığımız hemen anlaşılır. Ya onun mey­dana gelmesindeki çalışmalar: O, önce ekilmiş, sonra biçilmiş, daha sonra öğütülmüş, pişirilmiştir..
Bunlar zor şeyler değil mi? Ya yemesi? (İşte bunda bile Al­lah'ın lütfûnu görmek güç değildir!..)
Demek ki, Allah, tedbir ve takdir bakımından Hakim (Her şeyi yerli yerine yaratan mutlak hikmet ve hüküm sahibi olan), onları meydana getirme yönünden Cevat (ziyadesiyle cömert) onları tertip etme bakımından Musavvir (şekillendirici), her şeyi yerli yerine koyması cihetinden Adı (Adil), rıfk ve mülâyemetin en ince cihetlerini terk etmeksizin kullarına lütfûda bulunması bakımından da Latifdir!...
Allah'ın efâlini tam manasıyla bilmeyen insanoğlu, bu isimle­rin manalarını hakkıyla nasıl bilebilir?
Allah'ın kullarına karşı lütûflanndan birisi de; onlara, güç ve takat getirmedikleri herhangi bir vazifeyi tahmil etmemesidir.
Yine Allah'ın lütfü icabıdır: Kısa bir ömür içinde onlara ebe­di saadeti elde etmek imkanına kavuşturmuştur..
Tertemiz ve taptaze süt, çok değerli ve kıymetli cevherler, bal ve ipek gibi insanların faydalandıkları şeyler nereden gelmiş­tir düşündünüz mü?
Ya insanın, tiksinti duyulan bir nutfeden meydana gelişine ne buyurulur? Mebdei bu olan insanoğlunun, ilim, marifetle teçhiz edilmesi, emanetin ona tahmil edilmesi, semavat ve melekûtunun ona gösterilmesindeki sır ve hikmet gerçek manada düşünülüp incelenirse, bütün bunların Allah'ın sayılmayacak kadar çok olan eltaf’ı Sübhanisinin birer parçası olduklarını an­lamakta (doğru söyleyin!) güçlük çekilir mi?
Tenbih:
Bu isimden kul şunu elde edebilir:
Allah yoluna çağırırken, Allah kullarına karşı gayet yumuşak davranır, onlara karşı şiddet tavırları takınmaz, taassup yolunu seçerek onları rencide etmez, hakkı kabul ettirme, doğru olana ikna etme usullerinin en iyisini seçer.
Lütuf usullerinin en iyisi, salih amel, Allah'ın rızasına uygun hareketlerle, tam bir ihlâs içinde Hakk'a koşmaktır. Bu, süslü lâfızlar söylemek ve laf ebeliğini yapmaktan daha iyi ve daha tesirlidir!.. İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #7 : 30 Aralık 2011, 14:52:08 »

Lâtif : Sonsuz lütuf ve kerem sahibi
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
"Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür." (Şûra, 19)
 
Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Kulluğunu bilen, vazifesini doğru yapan kullarına çok lütufkârdır. Onları çeşitli lütuflarla öyle mutlu kılar ki akıllar onu kavramaktan acizdir. Her dilediğini bir şekilde rızıklandırır. Kullarından her birini büyük hikmeti içeren "dilemesi"ne göre bir çeşit lütuf ile seçkin kılar. Ve öyle güçlü, öyle azizdir ki her şeye ve herkese karşı dilediği gibi iradesini uygulamaya, vaadini yerine getirmeye kadir ve hiçbir sebep ve şekilde mağlup edilmez, her yönden galiptir. Onun için dinini doğru tutan kullarını o korkunç "saat" geldiği zaman perişan etmez, kuvvet ve izzetiyle türlü lütuflarından nasiplendirir.
 O'nun lütfu sonsuzdur. Karşılık beklemeden yapılan lütuf Allah'ın lütfudur. O'nun lütfuna erişen kimse hiçbir zaman perişan olmaz. Rabbimizin lütfu bize ana karnında iken başlıyor, can boğazımıza gelinceye kadar sürüyor. Sonra da mezarda, mahşerde, mizanda, sıratta ve cennette devam ediyor.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #8 : 26 Ocak 2012, 11:28:14 »

En ince ve gizli işleri, bütün incelikleriyle bilen
 ve onlara çok kolay nüfuz eden.”
 “Kullarına, sezilmez yollardan faydalar ulaştıran.”
 “Lütufla muamele eden.”

“Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini rızıklandırır.
O, kuvvetlidir, Azîz’dir
.”( Şûrâ Sûresi, 42/19)
 
Latîf, kelime mânâsıyla, ‘katı olmayan, ince, hoş ve yumuşak’ mânâsına gelir. Latîf kelimesinin, hem ‘lütuf ve yardım’la, hem de letafetle yani ‘kesif ve katı olmamak’la ilgisi vardır.

Bir ismi de Nur olan Allah’ın bütün sıfatları latîftir; zâtı da, sıfatları da maddeden münezzehtir.

Şu âyet-i kerîme Latîf isminin bu mânâsını bize ders verir:

Gözler O’nu göremez, O bütün gözleri görür. O Latîf’tir, Habîr’dir.” (En’am sûresi,6/103)

Allah kullarına latiftir, dilediğini rızıklandırır.” (Şura Sûresi, 42/19) âyetinde Latîf, ‘son derece lütufkâr olan, kullarına ince ve sezilmez yollardan ihsanlarda bulunan’ mânâsındadır.

Yaratan bilmez olur mu? O, Latîf’tir, Habîr’dir.”(Mülk Sûresi, 67/14 ) âyetinde ise Latîf, “en ince şeyleri kolaylıkla bilen” mânâsına gelmektedir.

Varlık âleminde latîf varlıklar, maddî ve kesif eşyadan kat kat fazladır. İnsan ruhu ve ona bağlı ince hissiyatlar buna misal verilebilir. Midenin bir gıdayı hazmetmesiyle, aklın bir mânâyı kavraması ve anlaması birbirinden ne kadar farklıdır! Akıldaki bu ince faaliyet Latîf olan Allah’ın büyük bir ihsanıdır.

Yavrusunu kucağına alıp emziren bir annenin kolları bebeği sardığı gibi, latîf şefkati de aynı şekilde yavrusunu her yönden kuşatır. Bu, Allah’ın hem o anneye, hem de yavrusuna büyük bir lütfudur.

Letafet denilince, aklımıza hemen yumuşaklık gelir. Bir insan, başkalarına karşı ne kadar yumuşak davranır ve ne kadar lütufkâr olursa Latîf isminin feyzinden o kadar fazla nasip almış demektir.
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ya latif! Nidalariyla yetişen yardim! Tassavvuf Âl-i İmran 1 133 Son Mesaj 23 Aralık 2011, 14:50:10
Gönderen: cebelinur