0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: El-MUIZZ / EL-MÜZİLL (CC.)  (Okunma Sayısı 547 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 17 Eylül 2011, 13:50:09 »

El-MUIZZ  (CC.)

“Dilediğini dilediği şekilde aziz kılan, izzet veren.”

Cihanı bir hikmet üzere yaratan Allah, yine hikmeti icabı dilediğine izzet ve şeref verir. Dilediği kulunun başını göklere değdirir, dilediğini de bundan mahrum eder.
İzzetin zıddı zillettir ki, alçaklık manasınadır. İzzet, ulaşılması zor olan bir mertebedir. İzzet, kibirden ayrı bir şeydir. Ebu Hafs es-Sühreverdi demiştir ki:
“İzzet, kibrin dışında bir şeydir. Çünkü izzet, insanın kendi nefsinin hakikatini tanıması ve onu acele kısmetler için hakarete düşürmeyip kerim ve kıymetli tutmasıdır. Nitekim kibir insanın kendini bilmemesi ve onu kendi mevkiinin üstünde tutmasıdır. İzzetin zıddı zillet kibrin zıddı da alçak gönüllülüktür.”
İnsanı izzete, şerefe, şana ulaştıracak da Allah Teâlâ'dır, zillete düşürecek, hor ve hakîr kılacak da yine O'dur. Bunlar hep, Hâlik-ı Kerim Hazretlerinin mahlûkatı üzerindeki tasarrufları cümlesindendir.
Nihayetsiz kudret sahibi olan Allah, izzete, şerefe lâyık olan kullarını da bilir, zillete lâyık olanları da... İstediği kuluna izzet verir, onun şanını artırır, o kul da in­sanlar arasında vekar sahibi olur. Yüzünü kara edecek hiçbir işde ve harekette bulunmaz. Daima rabbinin em­rinde, resulünün yolunda ömür nefeslerinin incilerini toplar. O'nun dünyası da, ahireti de bir çiçek bayramı ha­line gelir.

 EL-MÜZİLL (CC.)
 
“Dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir eden.”

Allahü Teâlâ dilediğini aziz ve şerefli kıldığı gibi, zelil ve hakir de edebilir. Allah'ın hor ve hakir ettiğini kimse aziz kılamaz, İzzet ve şerefe ulaştırdığını da bütün âlem bir araya gelse zelîl edemez.
Aziz ve celil olan Allah, öyle bir kudrete mâliktir ki, onun vurduğu damgayı insanın yüzünden silmek imkânı ve ihtimâli yoktur. İzzet, Allah'ın kullarına verdiği bir şeref, bir irfan olduğu gibi, zillet de bir perişanlık ve mahrumiyettir.
Gönülleri dünya hırsı ile yanıp tutuşan, bütün dünya­yı yutuversem diye boğuşan ve insanlık şerefini ayaklar altına alan niceleri vardır ki, bunlar zillet bataklığından kendilerini kurtaramazlar. Elleri bir hayıra uzanmaz, kim­senin yarasına merhem sürmezler, bir yetimin gözyaşını dindirmezler. Bunların bütün gayesi ve şiarı, dünyadır. Dünya gelirine sahip olmak için de her pisliğe dalıverirler. Böylece izzet ve şeref elden gider. Mahşerde de yüzleri kara olur.
Can gözüne marifet sürmesi çekilen bir müslüman dünyanın fani ve geçici nimetleri, makam ve mevkileri için ona buna boyun eğip zillet göstermez, o sadece rabbinin huzurunda eğilir. Rabbi de onu aziz kılar.
Hatırımda kaldığına göre şöyle bir hadise vardır. Muhiddin Arabî Hazretleri naklederler:
“Bağdat'ta bir camide namaz kılmıştım. Namazdan sonra müezzin:
“Ey Müslümanlar, dedi, siz nasıl insanlarsınız? Burada bir garip adam öldü, üç gündür cenazesi duruyor. Kimse sahip çıkıp da adamın cenazesini kal­dırmadı. Haydi biraraya gelin de şu garibi kabre götüre­lim.”
Bunun üzerine üç-beş kişi toplandı, ben de aralarına karıştım ve o zavallı adamın bütün hacetlerini görüp kab­re götürdük. Cenaze kabre indirildiğinde avucuma bir tutam toprak aldım, toprak elimde ona sokuldum, toprağa okuyup üfleyip adamın yüzüne gözüne saçtım ve:
“Ey garip adam, dedim, hor ve hakir oldun, zillete uğradın. Bende okunmuş 70 bin kelime-i tevhid vardı. Onu senin ruhuna bağışlıyor, sana hibe ediyorum. Haydi Allah'ın rahmeti üzerine olsun!”
Adam gözlerini açıp bana sert sert baktı da dedi ki:
“Vah sana! O'nunla olan hiç zillete düşer mi? Fakat bu konuştuğumuz söz ikimiz arasında kalsın!”
Anladım ki, o garip bildiğimiz adam bir Allah dostu­dur...”
İnsanlardan öyleleri vardır ki, görünüşte belki hor ha­kirdir, ama Allah indinde aziz ve şereflidir. Allah ile olan zillete düşmez. Yüzünü rabbinin dergâhına tutan hiçbir saadetten mahrum kalmaz. Çünkü her türlü izzet ancak Allah Teâlâ'nındır ve Allah'ın emrindedir.
Dünya ve ahirette izzet ve şeref isteyenler ona dönsün. Ve zalimlerin zilletle nasıl yere geçtiğini görsün de zalimlere meyletmesin...
Zenginler fakir, kaviler zayıf, pehlivanlar yenik, diriler ölü düşebilirler.
Asırlar geçti bitmez: Kavga, nefret, didişmek,
Tek çare biliyorum, Allah aşkında pişmek!.. Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 20 Eylül 2011, 09:47:08 »

EL-MUİZ
 
Yücelten, izzet ve şeref veren, izzet veren, ağırlayan.

 EL-MUZİL
 
Alçaltan, zillet veren, zillete düşüren, hor ve hakîr eden.

Yine bu iki sıfatı daha iyi anlayabilmek için bir­birine zıt bu iki ismi birlikte inceleyeceğiz.

"De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğin­den geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Ger­çekten sen her şeye kadirsin."

Muizz; sözlükte değerli ve şerefli olmak, güçlü, yenilmez, şeref ve güç manasına gelen "izzet ve izz" kökünden gelmiştir.

Muzill, izzetin zıddı olup zillet ve alçaklık olan zillet kökünden gelmekte olup zillet veren demektir.

Allah Tealâ, itaat edenlere itaatları karşılığı izzet ve şeref verir. Dostlarını koruyarak onları yüceltir. Sonra onları rahmeti ile mağfiret eder. Sonra onları hürmet evine nakleder ve onlara zatını ve cemalini göstererek ödüllendirir.

Allah (c.c.) dilediğini mal sahibi ve izzet sahibi kılar. Günah işleyerek asi olan günahkârları da zelil eder. Cenab-ı Hak, düşmanlarını kendisini tanımak­tan mahrum bırakmakla, onları haramlarıyla başbaşa bırakarak, sonra da onları dar-ı ukbaya o şekilde naklederek, onları rahmetinden terk ederek ve lanetiyle mukabelede bulunarak zelil eder.

Allah Tealâ'nın hor ve hakir ettiğini, kimse şe­refli ve aziz kılamaz. İzzet ve şerefe ulaştırdığını da bütün insanlar bir araya gelse zelil edemez.

Kim Allah'a itaat eder ve günahlardan kaçınırsa Allah onu yüceltir. İtaati devam ettiği müddetçe bu şeref onunla devam eder. Günaha daldığında ise Al­lah onu hor, hakir ve zelil kılar. O halde bir insan Al­lah'ın verdiği şerefle nasıl asi olabilir? Hayır bu mümkün değildir. Allah bundan dolayıdır ki izzeti taata bağlamıştır. İzzet, taat, nür ve perdenin kaldırıl­masıdır.

Hak Tealâ, zilleti masiyyete bağlamıştır. Zillet, masiyyet zulüm, Cenab-ı Hak'la kişi arasına perde indirmedir.

İzzetin zıddı zillettir, izzet kelimesinde şeref ve haysiyet, zillet kelimesinde alçaklık mâ'nâsı vardır. Bunlar hep, Allahu teâlâ'nın mahlûkâtı üzerindeki tasarrufları cümlesindendir. Allah istediği kuluna izzet verir, o kul haysiyet ve vekar sahi­bi olur. Yalancılığa, samimiyetsizliğe tenezzül etmez. Evet o da bir insandır. Yemek, içmek, hayâtın her türlü zevklerinden faydalanmak ister, fakat onları hep doğru ve meşru yollardan temin etmeğe çalışır. Çünkü Allah, insanların arzu ettikleri zevklerin hepsi için kendi rızâsı ve müsâadesi içinde yollar göstermiştir. Kul, o yollardan başka türlüsüne, ölür de yine gitmez, çünkü izzet-i nefsi buna mânidir.

İzzet, kibirden başkadır, bunları biribirine karıştırmamalı. İzzet, bir insanın kendi haysiyetini tanıması ve onu fâni ni'metler için Allah'ın razı olmıyacağı yollara saparak hakare­te düşürmeyip kıymetli tutmasıdır. Kibir ise, insanın kendi­sini bilmemesi ve onu hakikî mevkiinin üstünde tutmasıdır. İzzet, Allah'ın verdiği bir şeref, bir irfandır. Fakat kibir bir maskaralık olduğundan, Müslümanlar için haramdır. Kibir, maskaralıktır diyoruz. Evet, çünkü azıcık fikir sahibi olan bir insan; yerin, göğün büyüklüğünü düşününce, üzerinde barındığımız koca dünyânın âlem içinde bir zerreden fazla olmadı­ğını anlar. Halbuki insan da o arzın üzerinde bir zerre kalıyor. Şu halde yere, göğe karşı bile büyüklenmek haddi değilken, onları yaratan Hâlık'a karşı kibir taslamağa kalkması, ne büyük cehalet ve ne hazin bir maskaralıktır!

İnsanlar içinde itibarsız, haysiyetsiz, zillet içinde yaşa­yanlar da vardır. Bunların gönülleri dünya hırsı ile yanıp tu­tuşmaktadır. Cimrilikleri yüzünden kendilerinden hayır gel­mez. Bunların şiarı, dünya menfaati için nefsini alçaltmak, yârın Hak'kın huzurunda yüzlerini kara çıkaracak çirkinlikle­re tenezzül etmektir. Hele iki günlük azığı bulunan bir Müslümanın dilenmesi, şunum yok, bunum yok diye önüne geleni rahatsız etmesi, zilletin en bariz örneklerindendir ve haram­dır. Hakikî bir Müslüman fâni ni'metlere düşkünlük yüzünden Allah'tan başkasına zillet göstermez ve tapınmaz.
Kula Gereken Şey:
Zillet ve hakaretten kurtulmak, şerefli, haysiyetli ve kuv­vetli olmak istiyen bir kul bilmelidir ki, her türlü izzet ancak. Allah'ındır ve Allah'ın emrindedir. Bunun için izzet isteyen­ler, şuna buna taparak kendilerini zelil etmemeli, hepsini ge­çip Allah'a yükselmeli ve ancak Ondan istemelidir.

Bilindiği gibi her inkılâpta mühim değişiklikler olur. Bu arada birçok insanlar yukarıdan aşağıya düşer. Aşağıda görü­len birçok insanlar da yüksek mevki'lere çıkar. En büyük in­kılâp ise âhiret inkılâbıdır. Bu gün fakir ve zelil gibi görülen­leri Allah yarın kuvvetlendirip büyük büyük izzetlere erdirir. Zengin ve kavi sanılanları da zelil ve perişan eder. Mes'ul ol­mayız zannedenleri mes'ul eder. Uykudakileri uyandırır, ölüleri diriltir, Resulüne vâdettiklerini yerine getirir. O her şeye kadirdir.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 21 Eylül 2011, 09:27:25 »

EL-MUİZZU  EL-MÜZİLLÜ
 
Kur'an-ı Kerim Ali İmran suresi 26 da;
“Deki: Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü di­lediğine verirsin, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Sen her şeye Kadirsin” ayetinde, dilediğini zelil edenin Allah olduğunu haber verir.
“İzzet Allah'a, Rasulüne ve Mü’minlere aittir” ayetinden anladığımıza göre Müslüman bir insanın zelil olması mümkün değildir.
Müslüman, dünyanın en fakir insanı olsa bile o ha­liyle izzetini korur. Müslüman en zengin olsa yine ma­lıyla da, haliyle de izzetini korur.
Rabbin sofrasının bitmeyeceğini bildiği için tama' kâr olmaz. İnsanları yücelten kanaattir. Alçaltan ise tama'dır.
Şahin kuşu, yücelerde uçarken, bıldırcın ve keklik etiyle havada beslenirken, yeryüzündeki bir arpaya ta­ma' edince, tuzağa tutulur, kanatları yolunur.
Kafir, dünyada malıyla yükselse, haliyle yükselmez. Ahirette ise her haliyle alçaltilır ve cehenneme atılır.
Başkasının servetine el uzatan, iki dünyada da hor­lanır. Başkasının namusuyla oynayanlar da horlanır.
Haram servetten, haram şehvetten ve haram şöh­retten uzaklaşanlar iki dünyalarında da izzet bulur. Dolu kovayı yükseltirler, boş kovayı kuyunun dibine atarlar. Gönül imanla, akıl ilimle dolu olursa yükselti­liriz. Yoksa Cehennemin dibine atıhveririz. Allah koru­sun. Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi

Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 22 Eylül 2011, 10:02:16 »

EL- MU’İZ
 
Yücelten, izzet ve şeref veren!

Arapça'da “değerli ve şerefli olmak; güçlü ve yenil­mez olmak; güç, şiddet, şeref ve üstünlük” gibi anlam­ları bulunan “izz” veya “izzet” kökünden gelen bu isim, meşhur esmâ-i hüsnâ hadisinde yer alan “müzdevice”, yani mutlaka karşıt anlamlı bir başka isimle birlikte dengelenmiş isimler grubundandır.  Kur'an'daki bir âyette “Asıl üstünlük (izzet) Allah'ın Peygamberinin ve mü'minlerindir” buyrularak, Allah'a tabi olmak şartıyla izzetin kullara da nispet edilebileceğine işaret edilmiştir.'  Bir başka ayette de: “De ki: Mülkün ger­çek sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verir­sin, dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dile­diğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten Sen her şeye kâdirsin.”  buyrulmak suretiyle “el-Muiz” ve “el-Müzii” isimlerinin açıklaması  Halimi, bu isme “nimet ve ihsan se­beplerini kolaylaştıran” anlamını vermektedir.

EL-MÜZİL   

Alçaltan, zillete düşüren!

İzzetin zıddı “zillet”tir. İzzet kelimesinden “şan, şeref ve haysiyet”, zillet te ise “alçaklık” anlamı vardır. Toplumda itibarsız, haysiyetsiz ve zillet içinde yaşayan pek çok insan vardır. Bu tiplerin gönülleri dünya men­faat ve hırsı ile dopdoludur. Bu gibiler geçici menfaat­ler karşısında alçalmayı, fânî nimetleri elde edebilmek için ebedî hayatta yüzlerim karartacak çirkinliklere te­nezzül etmeyi kendilerine prensip edinmişlerdir. Bilin­diği üzere her inkılâbın sonunda önemli değişiklikler meydana gelir. En mühim inkilâb ise âhirette gerçekle­şecektir. Allah bu dünyada fakir ve zelil gibi görünen­leri, dünyadaki sâlih amelleri sebebiyle ebedî hayatta büyük izzetlere erdirecektir. Kendini zengin ve güçlü sanan ve çevrelerinde öyle zannedilenler ise, kötü amelleri sebebiyle zelil ve perişan olacaklardır.  İlk dönem esmâ-i hüsnâ sarihleri bu ismin açıklanması sı­rasında, İslâm ülkesinde yaşamak istediği halde Müs­lümanlığı kabul etmeyen gayri müslimlere mâlî mükel­lefiyet getiren “cizye” âyetinde    yer alan “ve hüm sâğırûn” (küçülüp boyun eğerek) ibaresini, Allah'ın di­nine tabi olmayanların dünyada da “zelil” olacağının bir delili olarak kabul etmektedir.  Gerçekten de Al­lah, ulûhiyyet ve rubûbiyyetini inkâr ederek birtakım âciz varlıkları tanrı edinenlere, “dünya hayatında da zillete uğrayacaklarını” bildirmektedir.Prof. Dr. Metin Yurdagür, Ayet Ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 23 Eylül 2011, 10:47:03 »

Muizz: "Dilediğine izzet ve kuvvet veren, ilimde yükselten."

Müzill: "Dilediğini zelil kılıp rahmetinden uzaklaştıran. Hor ve hakir kılan.

"...Bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağı kılıcıdır."

İzzet denilince aklımıza hemen gelen mânâ üstünlük ve galibiyet­tir. Mü'minler azizdir, kâfirler zelil. Âlimler azizdir, cahiller zelil.

İzzet en büyük bir hayırdır. Bütün hayırlar elinde olan Allah, iz­zetin de yegâne sahibidir. Kullar O'nun aziz etmesiyle bu şereften nasiplenirler.

Kâmil insanlar, arza halife kılınmalarından, Cennete namzet ol­malarına kadar bütün izzet tecellilerinin Allah'tan olduğunu bilerek, O'nun kudret ve azameti, rahmet ve ihsanı karşısında secdeye ka­panırlar.

Secde, nefsin zilleti en ileri seviyede tattığı, buna karşılık ruh ve kalbin izzet ve şeref kazandığı en üstün bir makamdır. Kulun Rabbine en yakın olduğu haldir; Allah'a yakınlık ise en büyük bir izzet­tir.

Allah, nefsine esir ve şeytana köle olmayı büyüklük sayanları, Müzill ismiyle alçaltır, hakir eder.

Bir kul, Allah'ın aziz kıldıklarına tazim etmekle izzete kavuşur; zelil kıldıklarından uzak kalmakla da zilletten kurtulur.

Nur Külliyatından bir cümle:

"İzzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ın meşietine ve iradesine bağlıdır."

Bu konuda, vaktiyle kaleme aldığım bir yazıdan bir bölümü arz ediyorum:

İzzet tacı da zillet gömleği de Allah'ın hazinesinde... Bunları mahlukatına sırayla giydirir...

Önceki günün azizleri, dün zelil oldular. Bugünkü azizler de zil­leti tatmak için yarını bekliyorlar...

Etrafımız, bu iki ayrı tecellinin misalleriyle kaynaşmada...

Bir meyve ağacı yazın yaprak, çiçek açar, meyvelerle bezenir; sey­rine doyum olmaz. Kış geldi mi her şeyini soyunur, kuru bir iskelet kalır. Başına karlar yağar, gölgesinde kimsecikler oturmaz.

Bu izzet ve zillet safhalarından geçen, sadece meyve ağaçları de­ğildir. Güneş de doğarken azizdir, batarken zelil... Bahar, gelirken azizdir, giderken zelil... İnsan, yürürken azizdir, uyurken zelil...

Çocukluk, gençlik derken, olgunlukta bir izzet tecellisi görülüyor. Onu takip eden ihtiyarlık, zillet ve perişanlık yüklü... Derken, ölüm... Zilletin doruk noktası ve imanla göçenler için izzetin ilk ba­samağı... Önünü göremeyen ihtiyar, ölünce Cenneti seyre başlıyor. Bu izzeti bir yeni zillet takip ediyor: Sûr' dan korkma ve mahşera çık­ma safhası...

İnsan, dünyada ne kadar izzet taslamışsa, orada o kadar zillet çe­kecek... Başını burada ne kadar dikmişse orada o kadar fazla eğecek. Ne kadar harcamışsa, o kadar hesap verecek. Ve sonunda bü­tün azizler bir yana, bütün zeliller bir yana ayrılacak. Mü'minler, Al­lah'ın 'azizler diyarı' olarak terbiye ettiği Cennete doğru yol alırken, münkir ve müşrikler, zeliller diyarına, Cehenneme düşecekler... 'İz­zet ve zilletin ancak Allah'tan olduğu' hakikati bütün haşmetiyle gö­rünecek.

Öyle ise, üzerimizde izzetin tecelli ettiği dönemleri çok iyi değer­lendirmek mecburiyetindeyiz. Aziz iken Hakk'ın dergahında zelil olalım ki, zelil olduğumuzda O'nun lütfuyla yine izzete kavuşalım.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 24 Eylül 2011, 16:04:24 »

EL - MUİZ

Kelime manası izzet veren, ağırlayan, lütuf ve ikramı ile gönülleri şad edendir.

Şeref Allahla beraber olmaktır. Varlık bu dünyada görüle­bilen bir anlık zaman süreci. İnsanın imkanları düşünüldü­ğünde karşısına çıkan fırsatların bilmecelerle dolu olduğu görülür. Kainatın büyüklüğü hesap edildiğinde dünyanın bü­yüklüğü bir toplu iğnenin başı kadar bile kalmıyor insan tutupta kendini kibir içinde herşeyin sahibi olarak görürse ne kötü bir durum. Allah'ın şerefli kılmasının yolu şeriatden ge­çer onun emir ve nehiylerine uymakla insan ikramlara ulaşır. İslâm dininin beş temel esası ele alındığında insanın bunlar­la kazanacağı ne çok şey vardır. Oruç ibadetini düşündü­ğümüzde karşımıza ne çok hikmetler çıkıyor. Varlık ve ruh ikisi bir arada hayatı oluşturuyor bedenin gıdaya ihtiyacı var ama bu gıdalanma zaman içinde insanın her vaktini işgal edecek bir duruma gelebiliyor. Dünya hayatının sunduğu im­kanlardan ötelere yol bulmak şart. Tan yeri ağarmaya başla­dığı andan güneş batıncaya kadar yeme, içme, cinsel arzu­lardan bedeni alıkoyma göründüğü gibi kolay değildir. Bu orucun görünen yanı bir de vücudun alışkanlık sonucu yaptı­ğı işlere bir son verme durumu karşımıza çıkıyor ki işte bu an oruçla insanın buluştuğu nokta oluyor.

Kuran-ı Kerimde

"Kim şeref istiyorsa bilsin ki şeref tama­men Allah'ındır. Güzel söz O'na çıkar iyi amel onu yükseltir. Kötü şeyleri kuranlara gelince, onlar için çetin bir azab var­dır. Ve onların tuzağı bozulacaktır."

"Onlar mü'minleri bırakıp kafirleri dost tutuyorlar. Onlar yanında şe­ref mi arıyorlar? Bütün şeref, tamamen Allah'a aittir."

 "Onların sözü seni üzmesin. Üstünlük tamamen Al­lah'ındır. İşiten ve bilen O'dur."  şeklinde izzetle il­gili ayetleri buluyoruz.


EL - MÜZİL
 
Kelime manası zillete düşüren, hor ve hakir edendir. Yü­ce Allah şerefli yolu Kuran ve Peygamberin getirdiği şeriat olarak gösterip insanları bunlara uymadıkları zaman başları­na neler gelebileceğini belirtiyor.

İslâm prensibleri kötülük yollarını daha baştan kapatıp in­sanı hor ve hakir duruma düşmekten alıkor. Yalan mevzunu ele alalım. Yalan insanı alçaltır, şahsiyetini zedeler. Yalan­dan kaçınmalı kendince doğruluğuna Allah'ı, peygamberi şa­hit tutabilmeli. Şu ayetlere bakalım.

"Allah'a karşı yalan söyleyenlerin, kıyamet günü yüzleri­nin simsiyah olduğunu görürsün."

"Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan asla olma, yoksa kaybedenlerden olursun."

"Kendilerinin doğru söylediklerini canları çıkarcasına iddia ettikleri halde, Allah elbette onların yalancı olduklarını bilir

"İyilikten başka bir şey düşünmediklerine yemin ederlerse de, Allah onların yalancı olduklarına şahadet eder."

"Allah münafıkların yalan söyleyeceklerini kesin olarak bilir."

Kendini tanımak zorunda olan insandır. Huy ve karakteri ile sonsuz yaşamın arzularını içinde geliştiren insanın kendi kendisiyle uğraşması dünya hayatının bir gerekliliği. Bazen insan kendi mükemmel yaratılışını özlemiyor değil. Bir an gö­rünüp daha sonra gayb alemine dönmek ve bunu da sadece bilgilerle yapmak zorunda olmak yaşamın cilvesi olsa gerek. Lailahe illAllah Muhammedün Resulüllah.

Zilletten kurtulmanın ilk basamağında nefsin makamını tanımak bulunur. İnsan nefsinin çeşitli günahları işlemeğe uygun olduğunu biliyoruz. Günahlardan kurtulmanın başlan­gıcında la mabude illAllah (Allahtan başka ibadet edilecek yoktur) un manası bütün ibadetlerde düşünülmeli günlük la ilahe illAllah zikrine devamla bu makamın sırları ortaya çıka­rılmalıdır. Olgunluğun başlangıcına ilk adım buradan atılır horluktan şerefe bu makamdan geçilir. Kolay kıl Rabbim.Ali Büyükçapar, İsm-i Azam
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 26 Eylül 2011, 12:06:48 »

EL'MUİZ EL'MUZİLL
 
Mülkü, dilediğine veren, dilediğinden alan şüphesiz O'dur! Gerçek mülk, ihtiyaç zilletinden kurtulmakta şehveti kırmakta, cehaleti bertaraf etmektedir...

Herkimin kalbinden perdeyi kaldırıp Cemalini müşahede et­tirirse kanaat nimetine sark ederek mahlukatından kimseye muh­taç bırakmazsa), kuvvet ve tey'id bahşederek nefsine onu ezdirmezse, işte onu aziz kılmış ve daha dünyada iken ona mülkü vermiş olur. Ahirette de hiç şüphe yok ki onu kendisine şu ebedi: "Ey itmi'nana ermiş ruh, dön Rabbine, sen ondan razı, o senden razı olarak"  hitapla yaklaştıracaktır...

Kimi de sözlerini halkın ellerindekine diktirmiş ve onu aşırı bir hırsa bürütmüş, azla kanaat etmez bir hale sokmuş ise onu zelil kılmıştır... (O'na kim karışabilir?) İşte bu O'nun işidir. İstedi­ğini aziz, dilediğini zelil kılar.

Bu zelil kişi şu ilahi hitaba maruz kalan kişidir. "Fakat kendini­zi, kendiniz yaktınız (hep müminlerin felaketini) gözettiniz, (İs­lam dini hakkında) şüphe ettiniz. Sizi kuruntular aldattı. Sizi o çok aldatan (şeytan veya dünya), Allah'a karşı bile aldattı. Niha­yet (işte) Allahın emri gelip çattı."

Bu ne büyük zillettir yarab!..

Gerek dili ile ve gerekse eli ile aziz olma yolunu tutan kişi­nin bu vasıftan haz ve nasibi olmalıdır elbet...İmam gazali
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: