0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: EL-MUSAVVİR (C.C.)  (Okunma Sayısı 639 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 07 Mart 2011, 11:13:34 »

“Tasvir eden, her varlığa bir şekil, bir suret, bir husu­siyet veren ve her şeyde kemâlinin izlerini gösteren.”

Cihan bağında bir gül yetişmez ki, O'na suret veren Cenâb-ı Hak olmasın. O, öyle bir yaratıcıdır ki bahçelere güller hediye eder. Rahme düşen bir damla sudan fidan boylu bir delikanlı yaratır.

Yer başka, gök başka, güneş başka, ay ve yıldızlar başkadır. Melek başka, insan başka, cin yine bir başkadır. Hayvanat ise türlü türlüdür ki, bunların çeşidini saymaya imkân yoktur. İşte bütün bunları, her birine bir başka hu­susiyet, bir başka suret vererek yaratan Allah Teâlâ'dır...

Alemde milyarlarca insan vardır da, tamamiyle birbi­rinin aynı iki insan yoktur. Yine bunca insanın parmak iz­leri birbirini tutmaz. İki kardeş, bir anadan bir babadan meydana geldiği halde yine bir makinadan çıkma eşya gibi tıpkı öbürünün benzeri değildir. Yine insanların huy­ları, karakterleri de bir olmaz. Cihan toprağından başak toplayan insanların hiç taklit olunamıyacak imzası, mührü parmağının ucundadır. Hiçbir parmak izi diğerini tutmaz. Cenâb-ı Hakk'ın bu ikramı da düşünülmeğe değer. Cinayetleri çözmede parmak izleri en mükemmel delildir.

İşte bunlar, Yüce Allah'ın sonsuz rahmet ve hikmeti­nin bir eseridir. Eğer böyle eşya türlü türlü tasvir edilmeseydi, bir şeyi diğer bir şeyden ayırmak mümkün ol­mazdı. O takdirde insanlar ile hayvanların hususiyetleri bir olurdu ki, âlemde nizam diye bir şey kalmazdı...

Meselâ, bal yapan bir arıdan ipek böceğini ayıramaz­dık. Birer rahmet çeşmesi gibi süt akıtan inekten, kara gözlü ceylanları ayırmak da güç olurdu. Ve âlemde bu se­beple nice facialar yaşanırdı...

Ne yazık ki bazı insanlar bakıyor da göremiyor. Kâi­natta cereyan eden bu muazzam hadiseler bize hep O bü­yük Yaratıcının kudretini ve rahmetini izhar etmektedir.

Bir gör, bir bak ki, senin yere attığın tohumu beslemek, toprağını, bostanını sulamak için O'nun emriyle bulut sakalık yapmaktadır. Bulutlar omuzunda su taşıyarak ge­tirip senin bostanına döküyor. Sen bunu görüyorsun da “Yağmur yağdı” diyorsun...

A adam! Kılıç gibi parlayan şimşek bulutları önüne katıp senin bahçenin üzerine getirmeseydi, sen yağmuru nereden görecek, suyu nereden bulacaktın?

İşte “el-Musavvir” ism-i şerifi Hâlık-ı Zîşanın ya­ratıcılık sıfatını ifade ediyor. Allah'ın bu sıfatının en canlı ve en açık izlerini, nişanlarını kendinde görebilirsin. Çünkü, kaşını, gözünü, elini, ayağını, yüzünü, başını ve saçını sen yapmadın, bütün bunları O kerîm mabudun lütfetti... O'nun kudretiyle ve rahmetiyle kaç boğum bir araya getirilerek kalem tutan eller yaratılmıştır...

Hele bir bak: Tırnağın, sakalın, saçın uzuyor. Bunların Çıkmasına, uzamasına mani olamıyorsun. Zaman zaman kesiyor, başlarını buduyorsun. Bir de burnun uzasaydı, kulağın uzasaydı onları nasıl kesecektin? Kendin, kendi vücuduna bile mâlik değilsin. İşte bunları düşün de rabbine kullukta kusur etme...
Bize dâima şöyle demek düşer:

Ey Rabbim! Senden gayri baş vurmuşsam ben kime,
Bildim ki o da âciz ve muhtaç bir hekime!..
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 12 Mart 2011, 14:13:48 »

Söz yine Tefsirin:
“el-Musavvirü = Musavvir'dir, yaratıkların suretlerini ve hallerini takdir edip, dilediği şekilde icad ederek tasvir eden ancak O'dur. Nitekim bu husus şu âyetlerde ifade edilmektedir:
“Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur.”
“O (Rab) ki seni yarattı, sana düzen verdi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği surette seni terkib etti.”
Rağıb der ki: “Suret, varlığın kendisiyle nakışlanıp diğerlerinden farkedildiği şeydir. Bu da iki kısımdır: Birincisi, hissedilen surettir ki, onu hem sıradan hem seçkin insanlar, hatta hayvanlardan birçoğu da idrak eder. Me­selâ görülen bir hayvanın sureti gibi. Biri de makul olan surettir ki, bunu bütün insanlar değil ancak seçkinler an­lar. Meselâ, insana mahsus olan akıl, düşünce ve eşyanın birbirlerine nazaran hususiyetlerini ifade eden mânâlar gibi ki,

“Sizi yarattık, sonra size biçim verdik.”  şeklindeki âyetlerde iki surete de işaret edilmiştir.”

Yaratmak, yoktan var etmek Allah Teâlâ'ya mahsus­tur. O bir şeyi yaratırken ne örneğe, ne maddeye, ne müddete, ne yardımcıya, ne de hiçbir şeye muhtaç değildir. Âyet-i kerimelerde de ifade edildiği gibi, bir şeyi yapmak murad ettiğinde sadece ona “Ol!” der, o şey de hemen oluverir. İşte Yüce Rabbimiz, şu muazzam kâinatı, yerleri, gökleri, güneşleri, ayları, bir “Kün = Ol!” emriyle, yaratmıştır.

İnsanlardan bazı aklı kıt adamlar vardır ki, kendileri gibi fânilere, âcizlere, iki gün sonra toprak olan adamlara, “şunu yarattı, bunu yarattı!” demek cehaletini gösteriveriyorlar. İnsan, hiçbir şey yaratmaya muktedir değildir. Ancak, yine Allah'ın verdiği akıl, ilim, kuvvet ile bir şey meydana getirebilirler. Meselâ: Mimar Sinan'ın Süleymaniye camisinde olduğu gibi. Ne var ki, bu cami yoktan var edilmemiş, Allah'ın yarattığı maddeler bir araya getirilerek inşâ edilebilmiştir. Fakat bu eserin mey­dana gelmesinde ne kadar insan bir araya gelerek emek vermiş, nefes tüketmiştir. O güzel bir eserdir gerçekten. Süleymaniye'yi görüp hayran olan insanlar, gök kubbeye hiç bakmazlar mı? Orada bir noksan, bir yırtık, bir çirkinlik görmek mümkün mü?

Hele şu ataistlere şaşıyorum. Bu kadar aptallığı may­munlar bile beceremez.

Anan öle a adam! Sen âleme yel ölçmeye mi geldin?

Niceye bir güzellik, gel de şu mehtabı gör.
Ruhun incisi gibi can besleyen âb'ı gör!
Cihanın çemeninde bu cennet, bu safa ne?
Hemen Rabbini zikret, keremi, sevabı gör!..
Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 15 Mart 2011, 15:56:25 »

Varlıklara şekil ve özellik veren Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.

"Sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O dur."

İnsanı çeşitli şekillerde yaratan, bazısını bazı­sından farklı şekiller, hacimler, renkler yaratarak ayırıp birbirlerini tanımalarını sağlayan Cenab-ı Hakk'ı her türlü noksanlıklardan uzak tutarız. Bizi rahim­lerde safha safha şekillendiren Allah, her türlü nok­sanlıklardan münezzehtir.

Kur'ân-ı Kerim'de, kainattaki bu kadar varlığın ve yeryüzündeki milyarlarca insan genellikle "halk, ibda, fatr" gibi kelimelerle ifade edilirken, bu varlıklar birbirine benzemesine rağmen bunlar arasında ince farklılıklar gösteren maddi ve manevi özellikler veril­mesi "tasvir" köküyle ifade edilmiştir."

Bu şekil verme, atomların ve daha önce yaratılan unsurların tamamlanmasıyla meydana gelmiştir. Bu tasvir, insanoğlunun "elest" bezminde Cenab-ı Hak tarafından "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" şek­linde kendi nefislerinin şahit tutulmasıyla tamamlan­mıştır.

Şehadet "fizik" aleminde suretlerin terkibi, Al­lah'ın dilemesiyle ilk yaratılıştaki "ahsen-i takvim" durumu üzere tamamlanmıştır.

İşte bununla ilgili olarak Necm süresindeki şu ayetlerini şöyle bir düşünelim:

"Öldüren de dirilten de O'dur. Şurası muhak­kak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve di­şiden ibaret olan iki çifti O yarattı. Şüphesiz ki tekrar diriltmek de O'na aittir."

Acaba buradaki tekrar diriltmekten maksat ne­dir? Konuyla ilgili olarak Fahreddin Razi, Mefatihu'l-Gayb adlı tefsirinde diyor ki: "Uzun bir tefekkürden sonra bu sorunun cevabı tekrar dirilmekten maksat, insanın ruhunun kendisine üfürülmesi ve yüce olan nefsin karanlık ve kesif olan bedene karışması şek­linde olması muhtemeldir. İşte Allah, ruhun bedene üfürülmesiyle insanı kerim, değerli bir varlık kılmış­tır."

Hadis-i şeriflerde geçtiği üzere rahimlerde tasvir tamamlandığı gibi ruhun üfürülmesiyle de tasvir gerçekleşmiştir. Nitekim Nevevi'nin şerhettiği Sahih-i Müslim'in kader bahsinde rivayet edildi ki Resulullah (s.a.v.):

"Nutfeden kırk iki gece geçtikten sonra Allah, bir melek gönderdi ve nutfeyi şekillendirdi ve onun kula­ğını, gözünü, cildini etlerini ve kemiklerini yarattı, son­ra da melek:

 "Ya Rabbi! Bu erkek mi olsun yoksa dişi mi?" dedi. Allah da dilediği şekilde hüküm verdi. Me­lek de o hüküm üzere onu yazdı." buyurdu.

Yine Resulullah'tan gelen diğer bir sahih hadis­te Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Sizden biri annesinin karnında kırk gün nutfe olarak yaratılıp toplanır. Sonra bir kan pıhtısı olur, sonra bunun gibi bir çiğnem et parçası olur. Sonra ilgi­li melek gönderilir ve ona ruh üfürülür."

Nitekim ayetlerdeki "Sonra biz onu başka bir şekilde yaratırız" ifadesi nutfenin kan pıhtısı olma­sından ve kan pıhtısının et olmasından ve ete kemik giydirilmesinden önce ruhun üfürülmesidir, denildi. Bununla diğer bir yaratılış gerçekleşir yahut ruh üfürülür, diğer yaratma meydana gelir. İnsan böylece diğer canlılardan ayrılır.

Sonra "en-Neşetü'l-uhra"nın ruhun üfürülmesi şeklinde anlaşılması da mümkündür. Ayrıca "en-Nevşetü'l-Uhrâ" haşr için tahsis edilmiştir.

Allahu teâlâ her şeye bir suret, bir hususiyet vermiştir. Her şeyin kendine göre bir şekli, dıştan görünüşü vardır ki, başkalarına benzemez. Meselâ insanlar, tamamiyle birbirinin ayni iki insan yoktur. Bir çok yerleri birbirine benzese bile, mutlaka benzemeyen tarafları da bulunur, insanların yüzlerindeki alâmetler hep birbirinin ayni olduğu halde, tıpkı tıp­kısına iki insan görülmez. Bundan daha garibi, parmak uçla­rındaki çizgilerdir. Bu çizgiler, insanların sayısı kadar deği­şip gidiyor ve hiç biri ötekine uymuyor. Şu halde insanın hiç taklit olunamıyacak imzası bastığı parmaktır.

Bu ism-i şerif hükmünce eşya biribirinden temayüz etmiş, seçilmiştir. Bunlar Allahu teâlâ'nın ne büyük rahmet ve hik­metidir. Eşyayı biribirinden ayıran hususiyetler olmasaydı ve meselâ hayvanlar ve insanlar birbirinden seçilmemiş olsaydı, ne facialar olurdu.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 18 Mart 2011, 09:58:06 »

Yaratmak Kelimesinin Hakikî Ma'nâsı:
 Bu üç ism-i şerif Allahu teâlâ'nın yaratıcılık sıfatını ifade ediyor. Allahu teâlâ bu sıfatının en canlı ve açık izlerini, ni­şanlarını insanlarda yaratmıştır. Allahu teâlâ'nın verdiği kud­ret ve bilgi ile insanlar birçok şeyler icat ediyor, meydana ko­yuyorlar. Ancak ellerindeki bu kudretin hakikî kıymet ve öl­çüsünü tâyin edemediklerinden, onu yaratıcı bir kudret sanı­yorlar. Halbuki bu yaratıcı bir kudret değildir. Bunu izah için, insan kudreti ile yapılmış bir misâl alalım: Diyelim ki şurası boş, pis, ıssız ve korkunç bir arsa idi, üzerine bir fabrika ku­ruldu, şimdi orada yepyeni bir hayat dirildi. Etraf tertemiz.. Fabrikanın içi dışı pırıl pırıl yanıyor. Makinalar harıl, harıl çalışıyor... Diyelim ki, bir un fabrikası. Bir taraftan çuval çu­val buğday giriyor, öbür taraftan çuval çuval un çıkıyor. En son bilgilere göre yapılmıştır. Siyah renkli elbisenizle, fabri­kanın altını üstünü her tarafını gezip dolaştığınız halde üzeri­nizde bir toz zerresi görülmüyor.. Evvelce yokken var olan ve bugün mahsul veren bu fabrika nasıl vücûda gelmiştir, ne gibi safhalar geçirmiştir, ne kadar insan emeği sarfedilmiştir? Şunları kısaca bir düşünsek; evvelâ mühendisler gelmiş, arsa üzerinde kurulacak fabrikanın eb'âdını, temel yerlerini, duvarlarını, kapısını, penceresini, irtifâını, çatısını, bacasını, hulâsa bütün tereffuatını ölçmüşler, biçmişler, hesaplamışlar, krokisini çizmişler, plânını yapmışlar, kâğıt üzerinde gölgesini, alçıdan resmini hazırlamışlar. Sonra malzeme yı­ğılmıştır, îşçiler, ustalar, mimarlar gelmiş.. Hazırlanan plân uyarınca yerleri düzeltilmiş, temelleri açmış, aylarca ve belki de senelerce çalışarak arsa üzerine fabrikanın asıl gövdesini kurmuşlardır. Daha sonra sıvacı gelmiş sıvamış, boyacı gel­miş boyamış, her iş bitmiş.. Fabrika kendine mahsus olarak evvelce hazırlanmış olan şeklini temâmiyle almıştır. Bundan sonra açılış merasimi ve faaliyet..

Demek ki, insanlar bir şey yapmak için her türlü bilgiden sonra, malzemeye, zamana, işçiye, yardımcıya, bir takım âlet ve edevata muhtaçtırlar. Yapacakları herhangi bir şey için, bol malzeme, bol zaman, sonra çeşitli ihtisas sahibi mühen­disler, ustalar, işçiler, işte insanlarda bir şey yapmak kudreti böyle bir takım şartlara bağlıdır. Bu şartlar tamamlanmayınca hiçbir şey yapamazlar. Onun için bu kudrete yaratıcı denmez. Yaratıcı kudret hiçbir kayda, hiçbir şarta tâbi değildir.

Allahu teâlâ bir şeyi yaratırken örneğe, maddeye, müdde­te, yardımcıya, âlet ve edevata muhtaç değildir. O, bir işi yap­mak isteyince sadece ona "Ol!" der. O da hemen oluverir. Baş­ka hiçbir şeye muhtaç olmaz. Yerleri, gökleri her şeyi yalnız bir istemesiyle, sade bir "Ol!" demekle yaratmıştır. Milyon­larca esbabın, asırlarca zamanın yapamadığı muazzam şeyler, Allah'ın bir tek irâdesi ile "Kün!" emri ile oluverir. Kün, ol mânasına emir sîgası bir kelimedir. Onun için (Allah'ın hazî­nesi kâf ile nun arasındadır) derler, işte yaratıcı kudret budur, insanlardaki kudretin bir kıymeti varsa, o da, asıl yaratıcı kudreti izleyip, arayanlara rehberlik yapması, onları hakikî yaratıcı kudret sahibi bulunan Allahu teâlâ'yı bilip öğrenme­ğe sevk etmesidir.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 23 Mart 2011, 16:27:44 »

Yaratmak kelimesinin hakikî ma'nâsını bilmek, yaratıcı kudretin Allahu teâlâ'ya mahsus olduğunu tasdik etmek, bun­ca yaradılmışları görüp dururken yaratıcı kudreti inkâr eden­lerle fikir birliği yapmaktan son derece sakınmaktır. Öyle ya; bir makineyi yapıp işletmek için ilim ve fen kudreti icab ede­ceği ve bu kudrete sahip olduklarından dolayı mucitlere, muh­terilere saygı ve sevgi gösterilmesi bir vazife, hattâ bir mede­niyet borcu olarak kabul edildiği halde, o mucit ve muhterile­rin bizzat kendilerini, zekâlarını, îcat ve ihtira ettikleri şeyle­rin maddelerini yaratan, velhasıl bütün kâinat makinasını ku­rup işleten ve onun her zerresini her an yenileyip duran Allahu teâlâ nasıl inkâr edilir ve buyrukları ne cesaretle hiçe sayılabi­lir? Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 28 Mart 2011, 12:17:31 »

“Suret veren, kılık, kıyafet veren” manasına gelen bu isimde Kur'an'da bir defa geçmektedir”

“Rahimlerde size dilediği gibi şekil veren O'dur.”

“Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı”

İnsanlık ailesi; bir tek kirpik yaratamamıştır. Bir göz veya bir kaş yapamamıştır. Ama Allah'ın yarattığı göz ve kirpik üzerine, binlerce yıldır şiirler söylenmiş yine de hakkı verilememiştir.

Allah'ımızın “Halik” ismiyle yarattığı, “Bari” ismiyle düzelttiği, “Musavvir” ismiyle şekillendirdiği tabiatın ve tabiat üzerinde yaşayanların bir teline ve bir çizgisine zarar vermeyelim.

Bir ressamın, o hareketsiz resmine bir çizik atsanız değeri düşer. Rabbimize ve yarattıklarına saygısız davranırsak, o zaman bizim değerimiz de düşer. Rabbimiz kafirler için; “Onlar yaratılmışların en şerlisidirler” bu­yurur.
Mahmut Toptaş, el- Esmaü’l-Husnâ Şerhi
 
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 30 Mart 2011, 12:45:47 »

Bu isimde eşyaya en güzel şekil vermek ve onları en biçimli tarza sokmak itibariyle O'na mahsustur. Bu, fiil'in vasıflandır. Bu­nun hakikati ancak kainatı tam olarak bilen, sonra ayrı ayrı yaratan Allah'a mahsustur.
Evet kainatın tamamını birçok organdan teşekkül etmiş tek şahıs olarak mütalaa edebiliriz...
Onun azaları ve eczası gökler, yıldızlar, yer, su ve hava­dır...
Bunlar gayet tertipli şekilde yaratılmışlardır. Hem öylesine muhkem bir tarzda ve tertip de ki, bu tertip, azacık bozuluverecek olursa bütün nizam altüst olur.
Üste konması gereken, üste; alta konması icab eden de al­ta konmuştur.
Tıpkı bir bina gibi. Temel taşları alta ve kereste kısmı üste konmuştur.
Bu, tesadüfi değil, bilakis önceden tasarlanıp da öyle ya­pılmıştır.
Bunun aksini düşünüp de taşları üste, ağaç kısmını alta koy­salar, bina yerinde durabilir mi? Duramaz, şeklini kaybeder..
İşte yıldızların yukarda, yer ve suların (deniz ve nehirlerin) aşağıda yaratılmasındaki hikmet ve sebepleri böyle anlamalıyız...
Kainatın yarısına kadar gitsek, nizam ve intizamındaki hik­metleri sayacak olsak bitiremeyiz..
Ayrı ayrı her şeyin hikmetini bilen, El-Musavvir isminin mana­sını daha iyi anlar ve bilir.
Bu tasvir ve tertip, âlemin her parçasında mevcuttur. Hatta karınca ve zerre de bile mevcuttur. Hatta ve hatta karıncanın organlarında bile bu akla durgunluk, kalbe heyecan veren nizam ve intizam mevcuttur.
Canlı varlıklarda en küçük bir organ olarak bilinen gözün yapısını anlatacak olursak bitiremeyiz. Gözün tabakalarını, şekil­lerini, miktarlarını ve onda olan renkleri ve bu renklerde gizli olan yüce hikmetleri bilmeyen, gözü ancak zahiri görüşündeki şekli ile bilmekten öteye bir adım bile atamaz.
Her canlı hayvan ve bitkide hatta onların her parçasında da aynı şeyi söyleyebiliriz...
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #7 : 01 Nisan 2011, 22:27:49 »

Bu isimden kulun nasibi şu olmalıdır. Önce kendi nefsinde bütün âlemin şeklini ve suretini görmelidir. Derin derin düşünüp tafsilâta geçmelidir.

Önce (Eşrafi mahlukat) olan insana bakar, insan vücudunu iyice inceler, vücûtta bulunan cismani organları gözden geçire­rek, nevilerini, adet ve terkibini, yaratılışında ve tertip edilişindeki hikmetleri öğrenir, sonra, onun, idrak, irade gibi manevi nitelikle­rine bir göz atar, düşünür, düşünür...

Bunu takiben, gücü yettiği kadar hayvanat ve nebatatın su­ret ve şekillerini inceler ta hepsinin şekli kalbinde yer edinceye kadar,.. Tabii bütün bunlar, varlıkların cismani olan nevilerin şekil ve suretlerini bilmeye matuf şeylerdir..

Bir de bunun ruhani tertibi vardır ki; bu melekleri ve merte­belerini, yıldızlarda, göklerdeki vazifelerini bilmek demektir...

Ondan sonra beşeri kalplere tasarruf etmeye başlar, onlan doğru yola irşad etmeye koyulur...

Sonra hayvanlara karşı tasarrufa girişir ve onları ihtiyaçlarına doğru sevkeder... İşte bu isimden kulun nasibi bu olmalıdır. Yani vücûdi şekle mutabık ilmi suret kazanmalıdır kul. Çünkü nefsin şeklini bilmek, malumun şekline mutabıktır. Allah'ın suretleri bil­mesi, suretlerin ayanda mevcut olmasına sebeptir. Ayanda 'mevcut olan suretler ise ilmi suretlerin insan kalbine hâsıl olma­sını sağlar... Böylece kul, Allah'ın isimlerinden olan (El-Musavvir) isminden istifade ederek, kendi ruhuna şekillendiricilik vasfını kazandırmış olur. Hatta öylesine ki kendi de bir Musavvir (şekil­lendirici) durumuna gelir. Tabii bu, mecaz yoluyladır.. Çünkü o suret, yani kulun ruhuna gelen suret, gerçekte Allah tarafından halk edilmiştir. Kulun bunda en ufak bir rolü yoktur... Lakin kul, Allah'ın, Rahmet pınarlarından istifade etmeye koşar. "Bir kavim özlerindeki (güzel hal ve ahlâk)ı değiştirip bozuncaya kadar Allah şüphesiz onun (halini) değiştirip bozmaz".

İşte bundan dolayıdır ki Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır:

"Şüphe yok ki, Rabbinizin ömrünüz boyunca nefhaları vardır. Ona koşuşun!".

Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #8 : 03 Nisan 2011, 22:25:11 »

Her varlığa ayrı bir şekil ve özellik veren.

Suret, varlıklarda bulunan ve onları birbirinden ayıran maddî şekiller ile mânevi özelliklerdir. Kur'an'da, evrendeki bunca varlığın ve yeryüzündeki milyarlarca insanın yaratılması genellikle  “halk”, “ibda” ve “fatr” gibi köklerle anlatılırken, söz konusu varlıklara birbiriyle büyük ölçüde benzeşen, ancak dik­katle incelendikleri takdirde ince farklılıklar gösteren çeşitli maddî ve manevî suretler (şekil ve özellik) verilme­si ise “tasvir” köküyle dile getirilmiştir. Arapça'da bu kök “tasvir etmek, şekil, suret ve özellik vermek” an­lamlarına gelmektedir. Bu kökün Kur'an'da geçen fi­il kalıplı kullanımlarında, ilâhî yaratmanın adetâ “ibda”, “halk”, “tesviye”, “tasvir” vb. bir dizi safhadan geçtiğine dikkat çekilmektedir: “Ey insan! Seni yara­tıp (halk) düzgün ve dengeli kılan (adi ve tesviye), daha sonra da seni dilediği bir surette terkîb edip birleştiren (tasvir ve terkîb) ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” “Sizi rahimlerde dilediği gi­bi şekillendiren (yusavvirüküm) O'dur” “Andolsun ki sizi yarattık (halaknâküm), daha sonra da size şekil ve Suret verdik (savvarnâküm)...” “Yeri sizin için bir yerleşim alanı, göğü de bir kubbe gi­bi yaratan, size şekil verip de (savveraküm) şekillerinizi (suveraküm) güzel yapan ve sizleri tertemiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır.” “Allah gökle­ri ve yeri tam bir hikmetle yaratmış, sizlere şekil vermiş (savveraküm), şekillerinizi de (suveraküm) güzel yapmıştır. Biliniz ki dönüş ancak O'nadır”

Bu kökten türeyen “el-Musavvir” ismi sadece bir ayette “varlıkları dilediği özellik, seçti­ği suret ve farklı biçimlerde yaratan” anlamında kullanılmıştır.
Prof. Dr. Metin Yurdagür, Ayet Ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #9 : 05 Nisan 2011, 13:27:53 »

Kelime şekil veren manasınadır. Allah-u Tealaya nisbet edildiğinde tasvir eden, herşeye şekil ve hususiyet veren di­ye anlaşılabilir.

Varlıkları en mükemmel dizayna sahip olarak yaratan O'dur. Güzellik, uyum, intizam örneklerini bütün mahlukata dağıtan Rabbin bu sıfatı ne yüce hikmetlerle dolu. İnsan ken­dini yok iken var kılan Tanrısını bilmeli O'nun işlerinden ders­ler çıkarmalıdır.

İnsan çocukluk dönemini geride bıraktıktan sonra kendisi­ne verilen bilgiler ışığında varlığını aydınlatır. Varlık gençlikte büyük bir sırdır. Yaş ilerleyip insan bilgi ve hikmet sahibi olursa kendine yol bulur. Huylar, karakter, tavır ve mizaç dur­duğu yerde oluşmaz. Kamii insanların örnek yaşayışları ne yazık ki günümüzde efsane formatları içinde verildiğinden yaşayan değerler olarak hayatta yer bulamıyor. Dinden anla­şılan bilgi mi, hikmet mi, hayatın her anına damgasını vuran kültür mü? Değişen sosyal şartlar bugün klasik kitapların çevreleyemeyeceği bir yaşam standardı oluşturmuştur. Dü­nün bir karıncayı bile İncitmeyen insan kimliği gitmiş onun yerine farklı insanlar gelmiştir.

Kendini olumlu örnekler ışığında değiştirmesi gereken in­san bunu nasıl yapacak? Tarih süreci içinde hayatı bize inti­kal eden insanların yanı sıra bizlerin büyükleri olarak yaşa­yan toplum ferdlerinin hayatları önümüzde. Kötü, yanlış ör­nek alınmaz diye bir düşüncemiz varsa bunun doğru olmadı­ğını tecrübelerimize soralım.

Kuran-ı Kerimde

"döl yataklarında size nasıl dilerse, öyle kılık veren O'dur. O'ndan başka hiçbir Tanrı yoktur. O mutlak galibdir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir."  ve "Size suret verip de suretlerinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır."

"O Hâlık, Bari, Musavvir Allahtır." biçiminde geçmektedir.

İnsan güzel iş yapanları nasıl takdir ediyorsa bütün mahlukatı en güzel şekilde yaratan Rabbini tanımaya çalışmalı­dır. İşini güzel yapmak aynı zamanda insanın hayat boyunca vazgeçmeyeceği ilkelerden biri olmalı.

Müslim kitabında yer alan şu hadisi şerifte Ebû Ya'la Şeddad b. Evs (r.a.) Rasüluhhah (s.a.) Efendimizin şöyle bu­yurduğunu rivayet ediyor:

"Allah Teala herşeyde ihsanı, iyi ve güzel yapmayı emret­miştir. O derecedeki öldürürken bile güzel öldürün. Hayvan keserken güzel kesin. Herbiriniz bıçağını iyice bilesin de kes­tiği hayvanı az çok rahatlatsın. Fazla eziyyet vermesin."

Ali Büyükçapar, İsm-i Azam (Esma-ül Hüsna)
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: