0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: molla Yahya Ferhandi  (Okunma Sayısı 769 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 09 Eylül 2009, 19:39:19 »

SEYDA’NIN SULHA VESİLE OLMASI



Molla Abdussamed’in oğlu Molla Abdulmelik anlatıyor: “Ben feqi olduğum zaman, bir gün Ferhand köylüleriyle beraber Künbété Köyü’ne gitmiştim. Gençtim o zamanlar. Orada yaşlı biri vardı, Molla Emin miydi, kimdi hatırlamıyorum. “Bu kimdir?” diye sordu. “Seyda Molla Yahya’nın torunudur” dediler. Hemen kalkıp beni aldı ve tüm cemaatın önüne geçirdi. Ben öne geçmeye utanıyordum. Beni öne geçiren yaşlı zat kendi hikâyesiyle Molla Yahya arasında geçen bir durumu anlatmaya başladı: ‘Badıka’nın köylerinden birinde Derwéş isminde bir zat vardı. Ortada bir ölüm hadisesi vardı ve Seyda’nın gidip sulhu temin etmesi icab etmekteydi. Seyda, birkaç Ferhand ve Künbét köyünün ileri geleniyle yola çıkarlar. Gidecekleri yere yaklaşırlar. Onlara Derwéş’in koçerliğe gittiğini, sürüsünü alıp yola çıktığını söylerler. Seyda bunu duymazlıktan gelir ve yoluna devam eder. Bir müddet gittikten sonra Ferhand’li bazı köylüler: ‘Seyda nereye gidiyoruz? Duyduğun gibi davanın tarafı olan kişi evde değilmiş, dönelim’ derler. Seyda sesini çıkarmaz ve yoluna devam eder. Bir müddet sonra Cıbşa Ziyaretine varırlar. Seyda orada rabıta yapar. Bir müddet orada da oyalandıktan sonra yoluna devam eder. Yolda köylüler bir kez daha mesele sahibinin hazır olmadığını, gereksiz yere gittiklerini söylerler. Seyda Molla Yahya: “Biz de gider onun minderinde otururuz. Olmaz mı?” der.
 
Bu sırada Derwéş sürüsüyle beraber zozan yollarındadır. Güya sulh istememekte bu yüzden Seyda Molla Yahya ile karşılaşmaktan kaçınmaktadır. Sürüsünden bir koç ayrılır. O da çobanına sürüyü götürmesini kendisinin gidip koçu bulacağını söyler. Koç onu getirip Seyda Molla Yahya ile karşılaştırır. Millet ona Seyda’nın neden geldiğini bilip bilmediğini sorar. Derwéş bildiğini ve Seyda’nın hükmüne razı olduğunu söyler.
 
SEYDA’NIN TEVAZUSU
Dal meyveyle doldukça eğilir misali insanlardan faydalı olanlar da dal misali başlarını eğer, tevazu elbisesiyle süslenirler. Şüphesiz tevazunun kendilerine en fazla yakıştığı kimseler de âlimlerdir. Zira onlar ilmin meyvelerini insanlara sunmaktadırlar. Hazret-i Resul-i Ekrem aleyhisselat u vesselam tevazusu hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Muhakkak Allah Teâlâ, bana, sizin mütevazı olmanızı vahyetti” (Riyazu’s-Salihin)
 
“Her kim Allah için alçakgönüllülük yaparsa, Allah muhakkak onun derecesini yükseltir” (Müslim Bir ve's Sıla, 69; Tirmizî, Birr, 82)
 
Seyda Molla Yahya’nın tevazu sahibi bir zat olduğu kendisini anlatanların zikrettiği meziyetlerindendir. Seyda’nın çok az konuştuğu, kendisine sorulmadıkça sükûneti tercih ettiği ve fıkhi bir meseleye cevap vermesi gerektiğinde hürmeten ve ihtiyaten Selef-i salihin’in eserlerine bakıp öyle cevapladığı ifade edilmektedir. Seyda’nın tevazuuna torunu Sıbgetullah Melikoğlu’nun dilinden birkaç örnek vermek gerekirse;
 
Seyda’nın küçük oğlu Molla Abdullah bir gün Seyda’ya kendisine hadis dersi vermesini ister. Seyda ona der ki: “Sana hadis dersi vereyim de sen de minbere çıkıp insanlara vaaz edesin ve onunla gururlanasın diye mi? Şeriat, fıkıh dersi oku.” der. Bu şekilde kendisine tevazu ve ihlâs dersi vermiştir.
 
Seyda ve Molla Huseyn-i Kıçık birbirlerinin ahbabı olmakla beraber aynı zamanda akrabadırlar. Seyda Molla Yahya tarafı, Molla Huseyn tarafına kız vermiştir. Bu yüzden aralarında dayı-yeğen yakınlığı da bulunurmuş. Seyda, Molla Huseyn-i Kıçık ile yan yana gelince ona “Seyda ben Fatiha okuyacağım, düzgün olup olmadığını tesbit eder misin?” diye sorarmış. Molla Huseyn de “Hayır, ben okuyacağım sen dinle” dermiş.
Yine Molla Yahya’nın oğlu Molla Abdullah’a bir konu hakkında şöyle demiştir: “Biz iki üç kitap okumuşuz diye bizi müçtehid mi zannettin?”
 
MOLLA MUHAMMED ŞERİF HELDAÎ’NİN
MOLLA YAHYA İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ
“Seyda için şunları mübalağasız söylüyorum. Onun zamanında ilim kıtlığı yaşanmaktaydı. Devletin memleket üzerindeki baskıları sınırsızdı. Dersler çok gizli bir şekilde okunmaktaydı. Seyda’nın hasiyeti ve hakkında meşhur olan durum birkaç ay onun medresesinde kalanın ilmi bir feyze kavuştuğuydu.
 
       Seyda Belli köyünde gerek tarikat gerekse de ilim icazesini Şeyh İbrahim-i Bahçe’nin oğlu Şeyh Said-i Belli’den alır. Seyda’nın düğünü yapıldı. Herkes onu karşılamaya gitti. Bizler de o zaman çocuktuk ve gitmiştik. Ardından Seyda Ferhand’e gelip imamlığa başladı. Babası da imamdı. Vefatına kadar da Seyda Ferhand’te kaldı.
 
Bir yandan kıtlık, bir yandan da hükümetin baskısına rağmen Ferhand’ten talebe eksik olmamıştır. Seyda tedrisat yapmış takriben yetmiş senelik süre zarfında hücresinden bir sene dışında fakiler eksik olmamıştır. Bu dönemde Bahçe köyünde idi. O sene Molla Mahmud’un kardeşi Molla Abdurrahman bir meseleden dolayı yakalanmış ve hapiste vefat etmiştir. Seyda’nın da kalbi hüzünle kaplanır. “Ben kendimi Bahçe’den menettiğim gibi hücremden talebe kesildi” demiştir. Devamla der ki: “Sonradan Allah beni ikaz etti. Üstadlarımın bereketlerinin kesildiğini anladım. Hemen Bahçe’ye gitmeye karar verip gittim. Döndükten hemen sonra Fakiler gelmeye başladı. Bundan başka ömründe fakisizlik görmedim.”
 
Seyda Molla Yahya’nın en meşhur mücazı Molla Yasin idi. Başka meşhur olanlar da varmış. Onlardan bir kısmı Muş taraflarında hükümet tarafından katledilmişlerdir.
Seyda Molla Hüseyn anlatırdı: “İlmi vefadarlığı noktasında Seyda Molla Yahya benden öndedir. Hükümet yasaklayana kadar ben şehirde o ise köyde hizmet ederdi. Hükümet yasakladıktan sonra ben artık Farkin’de ders veremez oldum. Ancak Seyda ders vermeyi terk etmedi, devam etti.”
 
Memleketimizde imamların ekseriyeti Seyda Molla Yahya’dan icazelerini almışlardır.
       Molla Yahya Medresesinde sakal bırakılmasını teşvik ederdi. Seyda Molla Yahya gençlerin saçlarıyla ilgilenmelerine de müsaade etmemiştir.
 
       Değerli okuyucularımız! Bu şekilde Şark’ın ilim üstadlarından ve örnek şahsiyetlerinden olan Molla Yahya Ferhandî’nin hayatı ve kişiliğini ele almış olduk. Başka yazılarımızda başka örnek ve önder şahsiyetlerin hayat ve hatıratında buluşabilmek dileğiyle Allah’a emanet olun.
 
Not: Molla Yahya Ferhandi'nin hayat ve şahsiyetinin araştırılmasında epey katkı ve yardımları bulunan Molla Abdulkerim Melikoğluna teşekkür ederiz.

DoğruHaber Gazetesi
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #1 : 09 Eylül 2009, 19:56:47 »

Molla Muhammed Said-i Taxıki İle Molla Yahya Ferhandiyi konuştuk



Evvela kendinizi tanıtır mısınız?
Adım Muhammed Said. Viladetim Silvan’ın bir köyü olan Taxık’te 1926’nın sonlarında olmuştur.
 
Seyda sizinle Molla Yahya’yı konuşmak isteriz.

Seyda Molla Yahya (Qeddesellahu-s sirrehu-l âliye) Azizoğullarının köyü olarak bilinen Ferhand Köyü’nde ömrünü geçirmiştir. Ferhand köyünde ilm-i şerif’in tedrisatına ve tarik-ı Nakşıbendi’nin verilmesine hayatını adamıştır. 92 yaşlarında vefat etmiştir.
 
Ben, çocukken yanına gidip Seyda’nın tarikatına girdim. Onun ömrü, ilim ve tarikat adab ve ameliyle geçmiştir. Yanına gidip talep edenleri tarikata almıştır. Nakşıbendi tarikatı… Yine Seyda Bezvan Köyü’ndeki Kadirileri de ziyarete gitmiştir. Kadiri tarikatından izin alıp almadığını ise bilmiyorum. Belki onlardan da almıştır. Zira kendisi kabil bir zat idi.
 
 
Ben 15–16 yaşlarında iken Seyda Molla Yahya’nın (Rahmetullahi aleyh) yanında okudum. Envar’ı ve şeriat kitaplarını onun yanında okudum. İlk ciltte bulunan Kitab’ül Bey’e kadar Seyda’nın yanında okudum. Şimdi hatırladım; Gülistan’ı da onun yanında okudum. Seyda çok ihtiyarladığından dolayı onun mücazı bulunan Seyda Molla Yasin’in yanına gittim. Molla Yasin bizim köyümüzdeydi.
 
Seyda hangi münasebetle Ferhand’e gittiniz?
Malum olduğu üzere köyümüz Seyda’nın köyüne yakın bulunuyordu. Yanı sıra köylülerimiz özellikle de Risıpi (Aksakallı) dediğimiz köyün yaşlıları Seyda’nın tarikatına bağlıydılar. Bizler de onu sevmekteydik. Çok mahir bir âlimdi. Allah’ın veli kullarındandı. Memleketimizde onu tanıyan herkes vilayeti, veli olduğu konusunda müttefik idiler. İlmi de nafi’ idi. Yanında okuyanlara fayda verirdi. Gerek memleketimizin yarısı gerekse de memleket dışında ondan istifade edilmiştir. Ben de gidip yanında okudum.
 
Şahid olduğunuz ya da duyduğunuz bir kerametini anlatır mısınız?
Bizler Seyda’dan keramet görürdük. Bazen kalbimizde geçenleri konuşurdu. Bundan dolayı keşf u keramet sahibi olduğunu biliyorduk. Şunu anlatabilirim. Yanında Envar’dan “Kitabu’s Salât”ı okumaktaydım. Namaz hakkındadır. “Yusennul xuşu’u fi-s salât” “Namazda huşu, huzur halinde bulunmak sünnettir. Namaz tadil-i erkanla Allah’ı görürcesine kılınmalıdır. Değil ki insan Allah’ı görür, Allah insanı görüyor. İnsan Allah’ı görmekle hangi hale bürünecekse namazda öyle davranmalıdır.” Bundan ötürü Seyda’nın nasihatı hep şuydu: “Evladım huzurla namaz kılın. Kıraatınızın, ef’al ve akvalinizin farkında olun. Ef’al ki rüku ve secdedir. Akval ise tehiyyat ve fatiha gibi okunanlardır ” daima bize bu vasiyette bulunurdu
.
“Yusennul xuşu’u fi-s salât” dersi üzerine söyleyeyim. Babamızdan kalan bir harabeliğimiz vardı. Biz de onu ev yapalım diye düşünüyorduk. Kapısını şuradan, pencerelerini şuradan yaparız diye hesaplar yapardık. Seyda’nın yanında okuduğum zamanlarda daha evi yapmamıştık. Namazda da bazen bu proje kalbimizden geçerdi. Seyda ders verirken “Yusennul xuşu’u fi-s salât” okuyunca dedi ki: “Namazına dikkat et. Evladım, evimi yapacağım da penceresini şuraya, kapısını buraya yapacağım diye kalbinden geçirme.” Bunu açıkça kendisinde gördüm.
 
Yine Seyda’nın oğlu Molla Abdullah’tan duymuştum. Seyda’nın şöyle bir kerametini naklederdi: “Bir keresinde hücresinde yanında oturmaktaydım. Seyda’nın birden “We aleykum selam we rahmetullahi we berekatuhu” dediğini gördüm. Tesbihi elinde, yönü kıbleye doğru oturur bir halde.” Zaten daima öyle bulunurdu. Evde de daima seccadenin üzerinde kıbleye doğru tesbihi elinde olurdu. Allah’ın zikrinden boş kalmazdı. Ya ders, ya zikir ya da Kur’an ile meşgul olurdu. Biri yanına gidip elini öpse, “hoş geldin, nasılsın, iyi misin” der başka bir şey konuşmazdı.
 
Molla Abdullah devamında diyor ki: “Eba, burada kimse yok. Sen kimin selamını aldın.” diye sordum. “Allah dostlarının selamını aldım, evladım” dedi. “Allah’ın dostları kimdi?” diye sordum, cevaben “Allah’ın melekleriydi” dedi.
 
Meleklerin kendisine selam verdiği ve kendisinin de onların selamını aldığı zatlar ancak Ashab-ı Kiram zamanında, tabiin ve selef-i salihin zamanında tek tük bulunmaktaydı. İşte Seyda bu makamlara ulaşmıştı.
Seyda daima huzuru ilahide idi. Dünyanın farkında değildi. Dünyayı umursamazdı.
 
Seydayla ilgili sünnet-i seniyye hassasiyeti ve tevazu gibi vasıflara dair neler söylemek istersiniz?
Seyda’nın tarikatı daima Resulullah’ın sünneti ve Allah’ın şeriatine bağlılık üzerineydi. Şeriatın adablarına uyma noktasında epey ısrarlıydı. Yanında şeriata muhalefet söz konusu olduğunda çok rahatsız olurdu. Dünyevi meselelerden, dünyevi sıkıntılardan rahatsız olmaz ancak uhrevi sıkıntılardan çok rahatsız olurdu.
Seyda gıybetten çok rahatsızdı. Kim Seyda’nın huzurunda gıybette bulunsaydı Seyda hemen müdahale ederdi. Onunla kavga eder, kızardı. “Neden Müslümanların gıybetini yapıyor, etlerini yiyiyorsunuz” derdi. Şeriatın adapları konusunda çok musırrdı.
 
Dünyaya karşı tama’ı yoktu. Onda bulunan kanaati ve tevekkülü hiç kimsede görmedim. Şimdiye kadar da onun gibisini görmedim. Ömrüm seksen iki yaşına varmış tasavvufi yönü, sünnet-i seniyye ve Allah’ın şeriatı noktasındaki hassasiyeti ve Allah’a itaatteki ısrarını kimsede görmedim. Norşin’deki Hazret’i göremedim. Ancak Şeyh Masum ve Şeyh Maşuk kadar sünnet-i seniyye ve Allah’ın şeriatı noktasında hassastılar. Yine de Seyda Molla Yahya’nın takva, sünnet, Allah ve Resulünün emrine imtisal, gıybet ve günahlardan sakınma noktasında hassasiyeti olanı gibisini görmedim.
 
 
Seyda Molla Yasin de Molla Yahya hakkında: “Ben takva, ilimle amel ve ibadete ehemmiyet verme konusunda Seyda Molla Yahya gibisini görmedim” derdi.
 
Seyda’nın hakkı söylemedeki tavrı nasıldı?
Bir keresinde kaymakam, hâkim, savcı ve başkâtip gibi dört-beş memur köye Hacı Hasan Ağa’nın evine giderler ve Seyda’yı ziyaret etmek istediklerini söylerler. Hasan Ağa da onlarla beraber Seyda’nın hücresine giderler. Evinde Seyda’nın odası ayrıydı. Seyda’nın hücresi derlerdi. Otururlar. Hasan Ağa misafirleri Seyda’ya tanıtır. “Şu Kaymakam, bu hâkim, bu başkâtip, bu da savcıdır,” der, hepsini tanıtır.
 
Seyda (Qeddesellahu sirrehu) namaza çok dikkat ederdi. “Namaz kılmayan, akrabam da olsa evime gelmesin” derdi. Seyda o sırada da gelen kaymakam, hâkim, savcı ve diğer misafirlerine diz üstü kıbleye dönük oturur iken dönüp namaz kılıp kılmadıklarını sorar. Çocuklarla konuşur gibi onlarla konuşur. Onlar birbirlerini açığa çıkarırlar, şahitlik ederler. Biri der ki “Seyda, ben namaz kılıyorum; ancak falanlar namaz kılmıyor.” Seyda onlara der ki: “Evladım, size bir şey söyleyeceğim. Size Türkçe tercüme etsinler. Biri bir yolda gitmekte iken insan suretine girmiş şeytan da gelip ona yetişir ve yol arkadaşlığı yapar. Şeytanla beraber yol alırken öğlen olur namaz kılmaz. Güya Müslümandır ama namaz kılmaz. Çeşmelerden, derelerden geçerler abdest almaz. İkindi vakti bu adam yine namaz kılmaz. Şeytan zaten kılmıyor, o da kılmaz. Akşam vaktinde, yatsı vaktinde de bu adam namaz kılmaz. Sabah vakti de adam kalkıp sabah namazını kılmaz. Köyden çıkınca şeytan ona der ki “Birbirimizden ayrılacağız.” Adam onun şeytan olduğunu bilmeksizin “Neden?” diye sorar. Der ki: “Çünkü ben bir kez Âlemlerin rabbine, bir secdelik itaatsizlik ettim, Âdem’e secde emrini kabul etmedim, Allah beni Şeytan kıldı. Ben Şeytan’ım ve seninle beraber yolculuk yaptım. Allah’ın farz kıldığı beş vakit namazda bulunan o kadar secdenin hiçbirini yapmadın. Korkarım ki Allah’tan sana gelecek bir gazap bana da ilişir. Artık seninle kalamam, ayrılacağız.” der. Seyda, misafirlere dönüp “Evladım, işte namaz bu kadar önemlidir. Namaz kılmayan Şeytan’dan da aşağı ve beter olur.” der.
 
“Wela yexafu lewmete laimin” misali Seyda hiç kimseden hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazdı. Ancak Allah’tan korkardı. Seyda Hasan Ağa’ya aynı şekilde söyletir. Hasan Ağa der ki: “Seyda bu kaymakamdır, nasıl diyeyim?” Seyda: “Hayır evladım, Kaymakam olsun, Reis-i Cumhur olsun, kim olursa olsun hepsi Allah’ın kullarıdır ve Allah’a kulluk yapmak zorundadırlar. Allah’a kulluk yapmayanı Yaratıcı dergâhından atar” derdi. Seyda’nın takvası, büyüklüğü bu şekildeydi. Nerede? Kim hâkim ve kaymakama böyle söylemeye cesaret edebilir? “Namaz kılmayan Şeytan’dan daha kötü” cümlesini…
 
Seyda Molla Yahya talebelerinin manevi eğitimiyle nasıl ilgilenirdi?
Seyda tahsil ve cemaatle namaz üzerinde çok dururdu. Sünnet-i müekkedler üzerinde dururdu. Hep ilimdi, mütalaaydı, tahsildi.
 
Seyda’nın yaşadığı zaman ve tavrı nasıldı?
Seyda’nın yaşadığı zaman dehşet zamanıydı. Cuma gününü kaldırıp pazar yaptılar, hatt-ı Kur’an olan Arapça yasaklandı, Latiniye dönüştürüldü, âlimlerin sarık ve külahlarını yasaklayıp şapka getirildi. Camileri kapatıp asker kışlalarına çevirdiler. Arapça ezan yasaklanıp Türkçesi getirildi. Doğru olmayan bir tercümeyle. Amaçları kaldırmaktı ancak yavaş yavaş… İsmet, M. Kemal’den sonra bunları tatbike başladı. İslami şiarların yasaklanması Kemal zamanında tamamıyla olmadı, İsmet bu vazifeyi devraldı.
 
Öncelikle artık Arapça yasak dediler. Memurlar yedi günde Latinceyi öğrenmek zorundaydılar. Kimileri Müslümanlıklarından memuriyeti bıraktılar. Bazıları da üç günde öğrendiler. Sonra Arapça Kur’an ilimlerini ders veren medreseler yasak denildi. Cami kapısında biri “Ya Allah, Ya Fettah, Ya Rezzak, Ya Âlim, elif-be-te-se-cim” okusa bir bekçi bile görse yakalar, götürüp nezarete atardı. Ve Elif-ba’larını da yırtarlardı.
Sonra Arabî ezan yasak dediler. “Tanrııııı uludur, tanrıııı uludur, bilirim bildiririm tanrıdan başka yoktur tapacaaaak!” gayeleri önce bunu ikame edip sonra kökten kaldırmaktı.
 
Ben köyde fakiydim. Caminin önünde Arapça ezan okudum. 13–14 yaşlarındaydım. İkinci Cihan harbi ve kıtlıktan 2 sene önceydi. Üstü kapalı bir tandır vardı arkamda. O zamanlar minare yoktu. Ya damda veya yüksekçe bir yerde ezan okunurdu. Biz de damda Arapça ezan okumaktan korkardık. Caminin kapısında ufak bir yükselti vardı, orada ezan okuyordum. Kadınlar, köyde bir başçavuş ve iki jandarmanın olduğunu görmüşlerdi. Ezanın sesini duydukları için bana doğru geliyorlardı. Bir kadın başını duvarın kenarından çıkarıp “Feki feki feki” diye fısıldayarak beni uyarmaya çalışıyordu. Bir nefes alma gibi ses alıyorum ancak ne olduğunu anlayamıyorum. Ezanımı bitirdim. Kadın korkudan açıkça “Faki asker geldi” diyemiyor. Ezanı Arapça okuduğum için bugünün tabiriyle bana terörist gözüyle bakıyorlardı. Zaten bunlar Müslümanlara teröristtir diye bakıyorlar. Arkama dönüp baktım ki bir başçavuş iki jandarma süngülerini takıp silahlarını bana doğrultmuşlar. Beni yakalayıp açık olan kapıdan camiye aldılar. Camide 10–12 faki de vardı o zaman. Caminin içine girince; “Ooo, burada Arapça talebeleri var, Arapça okuyorlar, Arapça ezan okuyorlar, bunlar terördür, terör…” O zamanlar terör tabirini kullanmazlardı, şimdi kullanıyorlar. Yani bunlar devlete karşı çıkıyor demeye getiriyorlardı. Nadir’in damadı Molla Ali diye bir arkadaş vardı içimizde. O biraz Türkçe biliyordu. Onun vasıtasıyla “Neden Arapça ezan okudun?” diye sordular. Ben de “Ezan vaktiydi, okudum” dedim. “Neden Türkçe ezan okumuyordun?” dediler, “Bilmiyorum” dedim. “Arapça’nın yasak olduğunu bilmiyor musun?” dediler, “Bilmiyordum” dedim. “Haydi, çıkın dışarı” deyip hepimizi dışarı çıkardılar.
 
Köylülerin, o zamanlar fekiler, seydalar ve İslam için yürekleri yanardı. Şimdiki gibi değildi. Köylüler, yaşlılar, risıpiler toplanıp ricada bulundular. “Bu bilmiyor, çocuktur, bizim ezanlarımız Türkçe okunur” diye yalvardılar. “Bunlar Arapça talebeleridir” dediler. Köylüler; “Yok, bunlar namaza gelen köylüler, çocukları ve misafirlerdir” dediler. “Pencerelerinde Arapça kitaplar yakaladım. Sizi şimdi çevireceğim, haddinizi bildireceğim” dedi başçavuş. Bizi önüne aldı. Bizi köyden köye dolaştırıp Silvan’a götürecekler. Köylülerden Nadir ismindeki bir zat (Allah kendisine rahmet eylesin) kalabalıktan ayrılıp başçavuşa yanaştı ve elini cebine koyup bir şeyler yerleştirdi. Dağ başındaki eşkiyalar gibiydiler, rüşvetle kişiyi salarlardı. Elini cebine koyup ondan ricada bulunduktan sonra, başçavuş: “Haydi bu sefer de sizi bırakıyorum. Ama başka zaman Arapça talebelerini besleyip Arapça ezan okuduğunuzu görsem sizi ezer, çeviririm” dedi. Bizi bıraktılar. Nadir’e ne kadar verdiğini sorduk. “10 banknot verdim” dedi. Bununla bir inek alınırdı. İşte memleket böyle bir durumla karşı karşıyaydı.
 
O zamanlar Silvan’dan Ferhand’e kim gelirse gelsin, faki ya da köylü olsun, şayet Seyda Silvan’dan geldiğini biliyorsa “Evladım, neler vardı?” diye dinimize ait yasakların neler olduğunu sorup öğrenmeye çalışırdı. M. Kemal ölüp yerine reis-i cumhur olarak kimin atanacağı bir dönemdi. Mareşal Fevzi Çakmak’ın ismi geçiyordu. Kur’an okuyor, namaz kılıyor diye söyleniyor ancak cumhuriyetin kurucularından olduğu da biliniyordu. M. Kemal’in ölümünden sonra millet ya Fevzi Çakmak ya da İsmet’in reis-i cumhur olmasını bekliyordu. Fevzi Çakmak sağlığını gerekçe göstererek olmadı. İsmet oldu. İsmet Reis-i cumhur olduktan sonra M. Kemal’in de tatbik etmediği münkeratları, İslam dinine karşıtlığı tatbike başladı.
 
Seyda, yanına gelenlerden birine yine sormuştu ‘neler var’ diye. Gelenlerden biri dedi ki: “Seyda çok güzel bir gelişme var. Fevzi Çakmak Kur’an okumakta iken askeri paşalardan biri yanına giderken onu bu hal üzerine görmüş. Paşa “Biz bunu yasakladık, sen okuyorsun” demiş. “Sesin bana gelmiyor, biraz yanaş” demiş. Yanaşıp aynısını söylemiş. Tabancasını çıkarıp ağzına sıkmış, öldürmüş. Seyda Molla Yahya buna sevinmedi. “Ben İslami bir kanun tatbikata sokulmuş diyeceksin sanmıştım” demiş.
 
Seyda son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu anlattıklarımızda ders var, ibret var. İnsan neyin ne olduğunu fark ediyor. Allah bizleri istikamet ve ihlâs sahiplerinden eylesin ve ömrümüzü İslam’a hizmetle değerli ve bereketli kılsın. Âmin.
 

DoğruHaber Gazetesi
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
гüъεyyε
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #2 : 12 Kasım 2010, 14:44:16 »

evet büyük bir alimdi...

kendisi annemin dedesidir...

annem her zaman anlatır ve hüzünleniriz   Cry

anlatırken de  ''ebba'' der ...

( yazının forumda paylaşıldığını bilmiyordum ismini görünce heyecanlandım biraz...)
Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 12 Kasım 2010, 15:38:24 »

Allah ona rahmet etsin, hakikaten meşhur bir alimdi...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
гüъεyyε
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #4 : 24 Kasım 2010, 21:45:41 »

Seyda Molla Yahya Ferhandi



Seyda'nın oğlu Şeyh Abdussamet Ferhandi




şu an Medine'de Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed ( s.a.v ) komşu olma şerefiyle hayatını sürdürüyor...

RABB'İM bizleri de Sevgililer Sevgilisi'ne kavuştur ...


Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Online Online

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #5 : 24 Kasım 2010, 22:11:01 »

Allah onlardan razı olsun Rübeyye kardeşim, onlar ümmete meşale yakmış ve yollarını aydınlatmışlardır vazifelerini tamam edip ahirete yürümüşlerdir,şimdi sıra onların yolunun takipcisi olan bizlerde inş...
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
müslüman Nasil Olmali ? ...::: SÜPERRRR Kacirmayin ..:::: MOLLA A.BAKI Sohbetler/Seslendirme ssils 3 562 Son Mesaj 06 Mayıs 2008, 22:43:32
Gönderen: musa tur
Asrı Saadet - Molla A.Baki Sohbetler/Seslendirme Şehid Rehber 1 294 Son Mesaj 08 Ekim 2008, 12:30:44
Gönderen: harras
Yahya Ayyaş ve Şehadeti Filistin Özel MERXAS 1 137 Son Mesaj 13 Ocak 2009, 14:23:23
Gönderen: _uMuT_
rojev rojewa islamê ye (devir islam devridir) molla mahmut -sohbet- Sohbetler/Seslendirme vuslat 0 261 Son Mesaj 18 Mayıs 2009, 22:10:06
Gönderen: vuslat
Ey Kürt Halkı! (Molla Said Nursî nin seslenişi) Risale-i Nur'dan Damlalar vuslat 1 541 Son Mesaj 06 Eylül 2009, 21:52:39
Gönderen: seriyye
dinimizi ogrenelim (harun yahya) Çocuk Dersleri MERXAS 1 147 Son Mesaj 07 Eylül 2009, 07:22:30
Gönderen: MERXAS
Molla Aliyê Zîla İslam Alimleri ve öncüleri гüъεyyε 0 135 Son Mesaj 12 Ocak 2011, 20:30:33
Gönderen: гüъεyyε