1- PEYGAMBER (S.A.A)’İN KUR’AN’A VERDİĞİ
ÖNEM
Emir-ul Müminin Hz. Ali (a.s) Resulullah (s.a.a)’tan söyle nakleder: “Okuduğu Kur’an’ı
hıfzeden kimseyi Allah cennete götürür. Ve ona, atesin farz olduğu on yerde ailesine sefaat
etme izni verilir.”[6]
Bu konuda bir çok hadis naklolunmustur. İsteyenler ilgili hadis kitaplarına basvurabilirler.[7]
Ubade b.Samit’ten söyle naklolunuyor: “Birisi (Medine’ye) hicret ettiğinde, Peygamber (s.a.a)
Kur’an öğretmemiz için onu biz sahabelerden birine teslim ederdi. Resulullah (s.a.a)’in
mescidinde devamlı Kur’an tilavet olunduğu için çok gürültü olurdu. Bu yüzden birbirlerini
sasırtmamaları için Resulullah (s.a.a) Kur’an’ı yavas sesle okumalarını buyurdu.”[8]
Baska bir hadiste ise söyle buyurulmaktadır: “Birisi Medine’ye hicret ettiği zaman Kur’an
öğrenmesi için Peygamber onu birinin yanına verirdi. Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur’an
hafızları çoğalmıstı. Hatta o dönemde onlardan 70 tanesi Bi’ri Maune’de (İslam düsmanları
tarafından) öldürülmüstü”.[9]
Abdulkays’ın gönderdiği elçiler Peygamber (s.a.a)’in yanına geldiği zaman Resulullah (s.a.a)
Kur’an okumaları ve namazı öğrenmeleri için onların herbirinin bir müslümanın yanında
kalmasını emretti. Aradan bir Cuma (bir hafta) geçtikten sonra Peygamber (s.a.a) onları
(imtihan etmek için) çağırdı; daha çok öğrenmeleri gerektiğini görünce onları baskalarına teslim
etti. Aradan bir Cuma geçtikten sonra hepsi Kur’an kârisi ve namaz meselelerine vakıf
olmuslardı.[10]
Yine tarih kitaplarında Resulullah (s.a.a)’in, Muaz ve Ebu Musa’yı Yemenlilere Kur’an
öğretmeleri için gönderdiği yazılmaktadır.[11]
Bir yerde de söyle nakl olunmustur: “Hicretten önce Resulullah (s.a.a) bu is için Mus’ab b.
Umeyr’i Medine’ye göndermisti. Mekke’nin fethinden sonra ise Muaz’ı Mekke’ye gönderdi”.[12]
Bazıları İbn-i Mektum ve Mus’ab b. Umeyr’in Medine’ye gelip Kur’an öğretmeye
koyulduklarını nakletmislerdir.[13]
Bunlardan baska Resulullah (s.a.a)’in sağlığında bir grup “Kâri”nin de meshur olduklarını ve
hatta halk onları kârı sıfatıyla çağırdığını görmekteyiz Resulullah (s.a.a)’in döneminde birisi Ebu
Derda’ya söyle demisti: Ey Kariler! Ne oluyor sizlere; neden bizden daha korkaksınız, bir sey
istendiğinde bizden daha cimrisiniz ve bir sey yediğinizde lokmalarınız bizimkinden daha
büyüktür?

”[14]
Görüldüğü gibi Bi’ri Maune öldürülenlere “Kariler” lakabı Peygamber-i Ekrem (s.a.a)in
zamanında verilmisti.[15]
Resulullah (s.a.a)’den nakl olunan bir hadiste söyle geçiyor: “Bu ümmetin münafıklarının
çoğusu Kari’lerdendir.”[16] Bunun sebebi, diğerlerine göre karilerin daha gururlu, kibirli ve
riyalârı olmaları olabilir.
Baska bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.a)in söyle buyurduğu nakledilmistir: “Derin hüzün
kuyusundan Allah’a sığının.” Derin hüzün kuyusunun ne olduğu sorulduğunda Resulullah
(s.a.a); “Cehennemin dibinde olan bir vadidir; cehennem(in kendisi) her gün 400 defa ondan
Allah’a sığınır. Allah bu vadiyi riyakâr kariler için hazırlamıstır.”[17] dedi.
Yine: Nakle göre müslümanlardan kim daha çok Kur’an’ı öğrenip veya toplayan veya
diğerlerinden daha çok okuyan kimsenin onlar için namaz kılıp, emirlik edeceği Resulullah
(s.a.a) tarafından kararlastırılmıstı.”[18]
Kur’an’a önem vermek Peygamber (s.a.a)in dönemine mahsus değildi. Resulullah (s.a.a)in
irtihalinden sonra da Kur’an’a çok önem veriliyordu.
Ebu Ubeyde söyle diyor: Halk her sabah İbn-i Mes’ud’un evine gelir, o da onlardan yerlerine
oturmalarını isterdi. Sonra Kur’an okuyanların arasında dolasır ve “Falanca hangi suredesin”
diye sorar, o da cevap verirdi.[19]
Emir-ul Mu’minin Ali (a.s) da Kur’an öğretiyordu. Ebu Abdurrahman Selemi (ki Asım Kur’an’ı
ondan öğrenmistir) söyle diyor: “ Ben Kur’an’ın hepsini Ali b. Ebi Talib’in huzurunda
okudum.”[20]
Asım b. Küleyb diyor ki: “Ali (a.s) Kufe mescidinde iken bazılarının sesini isitti. Onların kim
olduğunu sorduğunda; “Kur’an okuyup, onu öğrenenlerdir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine
Hz. Ali (a.s) söyle buyurdu: “Onlar Resulullah (s.a.a)in en çok sevdiği insanlardandır”.[21]
Hz. Ali (a.s) Kur’an okuyanlara (beyt-ul maldan) ikiser bin dinar ayırırdı.[22]
Ve bir baska nakle göre Hz. Ali (a.s)dan söyle buyurmustur: Müslüman olarak doğup, Kur’an
okuyan herkese beyt-ul maldan yılda 200 dinar ayrılacaktır. İsteyen onu bu dünyada alır,
isteyen de ahirette.”[23]
Ebu Musa Es’ari, Ömer b. Hattab’ın zamanında Kur’an’ı toplayan Basra karilerini
çağırdığında 300 kisi onun yanına geldiler.[24]
İbn-i Zenceveyh söyle diyor: Ömer b. Hattab. Ebu Musa’dan yanında olan karilerin sayısını
kendisine söylemesini istedi. O da yanında 300’ün üzerinde kâri olduğunu söyledi.[25]
Sıffin savasına yaklasık 30 bin kârinin katıldığı nakledilmistir.[26] Tabii ki bunların dısında
da yine kariler vardı.
Elbette bu gibi istatistiklerde bir tür abartma görülmektedir. Hakemiyeti ileri sürenlerin
mızraklara taktıkları Kur’an sayısının 500 olduğu söylenmistir.
Mınkarî, onların arasındaki Kur’an’ların bu sayıdan daha çok olduğuna inanarak mızraklara
takılan 500 Kur’an’ın büyük Kur’anl’ar olduğunu savunuyor.[27]
Üçüncü halife Osman’ın hilafetinin sonlarında ya da Ali (a.s)ın hilafetinin sonlarında ölen
Ebu Derda her zaman söyle diyordu: “Yanımdaki Kur’an okuyanları saydığımda onların 1600’ün
üzerinde olduğunu gördüm.”[28]
Abdurrahman b. Muhammed b. Es’as kıyam ettiğinde ordusunda öncüler vardı. Bunlara
“Öncü Kari”ler diyorlardı. Kumeyl b. Ziyad, Said b. Cübeyr, Abdurrahman b. Ebi Leyla v.s. de
onlardandır.[29]
Ebu Hilal-i Askeri söyle diyor: “Kari ve fakihlerin çoğusu kölelerdendi. Onların çoğusu İbn-i
Es’as’la birlikte Haccac’ın aleyhine kıyam etmislerdi.”[30]
Bütün bu hadisler müslümanların Kur’an’a, Kur’an’ı ezberlemeye ve okumaya verdikleri
önemi göstermektedirler.
Seyyid Seccadê Huseynî yê Cûdî