0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Münafık kime denir?  (Okunma Sayısı 134 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 19 Ağustos 2010, 12:10:26 »


Münafık kime denir? Fasıklık ile münafıklık aynı şey midir? Büyük günah işleyen birine münafık mı denir, fasık mı?”

Münafığın tanımı hakkında Kur’ân’da şu açıklamaları buluruz: “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridirler; lâkin anlamazlar. Onlara ‘İnsanlar iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiği vakit ‘Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz?’ derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler. (Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit ‘(Biz de) iman ettik’ derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: ‘Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (mü’minlerle) sadece alay ediyoruz’ derler. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misâlidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.”1
Bu âyetlerin genişçe tefsirini yapan Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre münafıklar:
1-Allah’ı kandırmak gibi imkânsız bir işe kalkıştıkları için ahmaktırlar.
2-Çıkarlarını düşünme çabasıyla kendilerine zarar verdikleri için sefih ve akılsızdırlar.
3-Faydayı zarardan ayırt edemedikleri için cahildirler.
4-Tıynetleri pis, sıhhatlerinin madeni hasta, hayat kaynakları ölmüş rezil kimselerdir.
5-Şifa talebiyle hastalıklarını artırdıkları için aşağılıktırlar; sürünmeye mahkûmdurlar.
6-Elemden başka bir şey vermeyen bir kuvvetli azap ile tehdit edilmişlerdir.
7-İnanmadıkları halde “inandık” dedikleri için, insanlığın en aşağılık sıfatı olarak yalancıdırlar.2
Fasıklık ise Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, haktan yüz çevirmek, haktan ayrılmak, günahta haddini aşmak, dünya hayatı ve mutluluğu için mukaddesât dâhil her şeyi feda etmektir. Fasıklığın kaynağı, akıl, gazap ve şehvet denilen üç kuvveti ifrat veya tefrit içinde kullanmaktır. Yani bu üç kuvveti abartarak kullananlar, fıska düşerler, büyük günah işlemiş olurlar.3 Başka bir ifadeyle, büyük günahı açıktan işleyen, işlediği günahtan sıkılmayan, mahcup olmayan, günahlarıyla övünen ve zulüm yapmaktan lezzet alan kimselere de fâsık denmiştir.4
Çevremizde bulunan ve îmânsız olmayan, îmânda bizi aldatmayan ve açıktan büyük günah işlemeyen Müslümanları, her ne kadar amelsiz ve günahkâr da olsalar münâfık veya fâsık diye nitelememiz, onları dışlamamız, onları kınamamız, onları yargılamamız, onları sınıflandırmamız, onları kodlamamız doğru olmaz. Doğru olan, onlar için duâ etmemizdir. Doğru olan, onlar için de, kendimiz için de Rabb-i Rahîm’den tevfîk ve hidayetini eksik etmemesini dilememizdir. Doğru olan, onların–bilhassa bunlar yakınlarımız ise—bağışlanmaları için Cenab-ı Hakka niyaz etmemizdir.
Unutmayalım; büyük günah işleyen dinden ve imandan çıkmış olmaz. Çünkü insandaki nefis, şeytanı her vakit dinler.5 Öyleyse fâsık, nefsine ve şeytanına aldanmış kişidir; fakat dinsiz ve imansız kişi değildir.
Dinsiz ve imansız, ya kâfirdir, ya münafıktır. İmansızlığını gizlemiyorsa, kâfirdir; gizliyorsa münafıktır. Fakat gizleyen kimsenin gerçek hâlini de biz ancak Allah’a havale ederiz. İnandığını söyleyen kimseyi münafıklıkla itham edemeyiz.
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 28 Ağustos 2011, 14:12:47 »

Münafıklar ve Etkileri
 
 
Münafıklık olayının belirgin olarak Bedir savaşından sonra ortaya çıktığını görmekteyiz. Çünkü Bedir savaşından önce Müslümanlar güçsüz idiler. Bu yüzden kafirler kendilerini açıkça ortaya koyarak Müslümanlara laf atıp açıkca meydan okuyabiliyorlardı.

Bedir savaşına kadar münafık olarak ancak bir kaç bozguncu yahudi göze çarpmaktaydı. Bunlarda İslam safları içinde casusluk ve insanları saptırmayı amaçlıyorlardı.

Allah-u Teâlâ bunları Kur'an'da şöyle vasfediyor:

"Kitap ehlinden bir taife, "inananlara indirilene günün başında inanın, sonunda da inkar edin ki belki dönerler" dedi" (Al-i İmran: 72)
 
 
Medine'de bulunan kafirlerin başı durumundaki Abdullah b. Selül, Bedir savaşından sonra Müslümanların kuvvetini görünce, bu toplum içinde varlığını sürdürebilmek için, kalben kabul etmemesine rağmen zahiren İslam'ı kabul etmiştir. Onunla beraber ona tabi olan birçok kişi de onun gibi zahiren İslam'ı kabul etmişlerdir.

Bundan sonraki her önemli olayda onların bozucu rollerini görmekteyiz. Bu ifsadları duruma göre açıktan durumuna göre gizli cereyan etmekteydi.

Onların ilk açıktan ifsadlarını Abdullah b. Selül'ün şahsında Benu Kaynuka gazvesinde görmekteyiz. Burada Abdullah b. Selül, yahudileri affetmesi için Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in yakasına yapışmıştır.

Abdullah b. Selül' ün Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e karşı bu olaydaki tavrı hakkında Allah-u Teâlâ Maide Suresinde şu ayetlerini indirmiştir:

"Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onlarla dost olursa o da onlardandır. Allah zulmedenleri doğru yola eriştirmez.

Kalblerinde hastalık olanların; "Bize bir fenalık gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de nefislerinde gizlediklerinden dolayı pişman olurlar." (Maide: 51-52)
 
 
Uhud savaşında münafıkların Müslümanlara açıktan ve büyük bir zarar vermekte olduğunu görmekteyiz.

Uhud savaşında ordunun üçte birini oluşturan münafıkların büyük bir bölümü toplu halde savaştan çekilerek Medine'ye dönmüşlerdir. Onların bu şekilde çekilmeleri gerek güç olarak, gerekse moral olarak Müslümanları çökertmişti.

Allah-u Teâlâ bir kısım mü'minlerin olaydan nasıl etkilendiklerini şöyle haber vermektedir:

"Sizden iki taife bozulmak üzere idi. Oysa Allah onların dostu idi. İnananlar yalnız Allah'a güvensin." (Al-i İmran: 122)

Allah-u Teâlâ o günde münafıkların sergiledikleri tavırlar hakkında şu ayetleri indirmiştir:

"İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da münafıklık edenleri de belirtmesi / belirlemesi içindir.

Münafıklık edenlere: "Gelin! Allah yolunda savaşın! Veya hiç olmazsa destek olun!" denildiği zaman: "Eğer savaşmayı iyi bilseydik ardınızdan gelirdik" dediler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan daha iyi bilir.

Onlar oturup kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi." dediler. De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz ölümü kendinizden uzaklaştırın." (Al-i İmran: 166 - 168)

Münafıkların bir kısmı Uhud günü ordudan ayrılmayıp orada bozgunculuklarını sürdürmüşlerdir.

Allah-u Teâlâ onlar hakkında şu ayetleri indirmiştir:

"Kederden sonra bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi. Oysa bir takımınız da kendi dertlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında cahiliyye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınacak mı?" diyorlardı. "Ey Muhammed de ki: "Emrin hepsi Allah'ın'dır." Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da haklarında ölüm yazılı olan kimseler yine de düşüp ölecekleri yere varırlardı. Bu Allah'ın içinizde olanları arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir." (Al-i İmran: 154)

Uhud günü münafıkların hepsi ordudan ayrılmıştı. Bir kısmı da ordunun içinde kalmış ve orada fitne çıkarmışlardı. Bundan dolayı mü'minlerden büyük tepki görmüşler ve Allah-u Teâlâ onların iç yüzünü belirten zikrettiğimiz ayetleri indirmişti.

Böylece Müslümanlar onların özelliklerini daha iyi tanıma fırsatı bulmuştu, onlar ise kendilerini daha çok gizleme yoluna gitmişler, İslam'ı yıkma faaliyetlerini daha gizli sürdürmeye başlamışlardı. Çünkü bu olay onların Müslümanlar katındaki kuvvet ve itibarını çok düşürmüştü.
 
 
Bundan sonraki olaylarda yaptıkları fesatlarının daha sinsice olduğunu görmekteyiz.

Örneğin;

Beni Nadir yahudilerine gizlice haber gönderip onları destekleyeceklerini va'detmişler, onları kesinlikle teslim etmeyeceklerini, şayet Müslümanlar onlarla savaşırlarsa kendilerinin de o yahudilerin saflarında savaşacaklarına söz vermişler, fakat Müslümanlar onları kuşatıp muhasara (kuşatma, ambargo) altına alınca yerlerinden dahi kıpırdayamamışlardı. Çünkü onlar hem güçsüz kalmışlar hem de kalblerini korku sarmıştı.

Allah-u Teâlâ onların içinde bulundukları durumu bize şöyle bildirmiştir:

"Ey Muhammed! Münafıkların kitab ehlinden küfre sapan kardeşlerine: "Eğer siz yurdunuzdan çıkartılırsanız andolsun ki biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinizde asla kimseye uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz" dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahitlik eder.

Onlar çıkarılmış olsalar, andolsun ki onlarla beraber çıkmazlar. Savaşa tutuşmuş olsalar, andolsun ki onlara yardıma koşmazlar. Onlara yardıma gitseler, mutlaka gerisin geri dönerler. Sonra kendilerine yardım edilmez." (Haşr: 11-12)

Allah-u Teâlâ münafıkların Ahzab günündeki (Hendek savaşındaki) bozgunculuklarını da şöyle haber veriyor:

"Münafıklar ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Rasûlü bize sadece boş vaadlerde bulundular" diyorlardı. İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" dedi. İçlerinden bir topluluk da Rasûl'den: "Evlerimiz düşman tehlikesine açıktır" diyerek izin istemişti. Oysa evleri tehlikeye maruz değildi. Sadece kaçmak istiyorlardı.

Yanlarından üzerlerine girilmiş olsa sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip yapmaktan geri kalmazlardı.

Andolsun ki daha önce sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.

Ey Muhammed! De ki: "Eğer ölümden yahud öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki kaçmak size fayda vermeyecektir. Kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.

De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese sizi O'na karşı kim savunabilir? Allah'dan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız.

Allah içinizden sizi alıkoyanları Allah'ın size olan yardımını kıskanarak kardeşlerine: "Bize gelin! Zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir.

Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığıyla sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanları çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır. Bu sebeple Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için kolaydır.

Bunlar düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı kendilerinin çöllerde bedevilerin yanında bulunup sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalardı ancak pek az savaşırlardı." (Ahzab: 13-20)

Nur suresinde ise onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a ve Rasûlüne inanan mü'minler Rasûl ile bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Ey Muhammed! Sen'den izin isteyenler işte onlar Allah ve Rasûlüne inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse içlerinden dilediğine izin ver. Allah'dan onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.

Rasûlün çağırısını kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." (Nur: 62-63)

Ben-i Mustalik gününde ve ifk hadisesinde yine onların İslam toplumu içinde fitne çıkarıp Müslümanları birbirine düşürmek için gayret sarf ettiklerini görüyoruz.
 
 
Münafıklar Müslümanlar için kafirlerden daha tehlikelidirler. Çünkü onlar Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarını açıkca ortaya koymazlar.

Müslümanların yüzüne karşı onlardan görünürler fakat arkalarından onlarla alay ederler ve onlara tuzaklar hazırlarlar. Onlar gizli düşmandırlar. Onların tarih boyunca Müslümanlar arasında fitne çıkarmada çok büyük etkileri olmuştur ve bundan sonra da olacaktır.
 
 
Her yönüyle mükemmel olan bu din, İslam için bu kadar tehlikeli olan bu düşmanları es geçmemiş, onlarla nasıl mücadele edileceğini bize bildirmiştir.

Münafıkların tehlikeleri, onlar Müslümanlar tarafından tanınmadıkları zaman söz konusudur. Müslümanlar onları tanıdıktan sonra artık onların İslam toplumu içinde hiçbir etkileri kalmaz. Alçak ve zelil kişiler olarak mevcudiyetlerini devam ettirirler.

Bunun için Allah-u Teâlâ çıkardıkları her fitnenin ardından ayetleriyle onların niteliklerini ortaya koymuş, onların karekterlerini ve özelliklerini belirtmiş ve onları çeşitli imtihanlara sokarak iman sahiplerinin saflarını onlardan arıtmıştır.
 
 
Münafıklar tarihin her safhasında olduğu gibi bundan sonra da İslam toplumunu tehdit edecektir.

Müslümanlar saflarını bu gibi hastalıklı kişilerden arındırabilmek için fertlerini çok iyi eğitip değişik imtihanlardan geçirmeleri, Allah ve Rasûlünün münafıklara dair beyan ettikleri özellikleri çok iyi bilmeleri ve bu özelliklere sahip fertleri uyarmaları ve onlara karşı uyanık olmaları gerekir.

Münafıklar Müslümanlar tarafından tanınmadıkları zaman tehlikelidirler. Bu yüzden bu özelliklere sahip şahısları uyarıp onları cemaat liderine bildirmek her Müslümanın görevidir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
kime dua edecez ! Dua penceresi bymusab 2 226 Son Mesaj 12 Ağustos 2008, 00:26:55
Gönderen: vuslat
Kime Kızıyon Öyle? Düşünce yazıları/Makaleler züleyha 6 359 Son Mesaj 18 Mayıs 2009, 08:57:57
Gönderen: têkoşîn
Yahudi Alimlerinden Münafık Olanlar Peygamber Efendimizin Hayatı hamza01 0 138 Son Mesaj 28 Ekim 2009, 22:51:11
Gönderen: hamza01
kime ne zaman ne söylenir fıkralar kördüğüm 2 253 Son Mesaj 15 Kasım 2009, 11:33:20
Gönderen: kördüğüm
Hüküm Kimin ve Muhakeme Olmak Kime Tevhid Ve Akaid hamza01 6 564 Son Mesaj 24 Ekim 2010, 20:55:55
Gönderen: onuri
kime ait bilmiyorum ama harika bir eser Kürtçe Eserler sevdimonu 9 1145 Son Mesaj 07 Aralık 2010, 17:36:53
Gönderen: vuslat
Bu Salâ Kime… Öykü - Hikaye ve Kıssalar şura@ 0 106 Son Mesaj 08 Ocak 2011, 23:17:08
Gönderen: şura@