0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: ES-SEMÎ' (C.C.)  (Okunma Sayısı 590 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 30 Eylül 2011, 12:39:03 »

“Hakkıyla işiten”
Kullarına gözler, gönüller, kulaklar bahşeden Allah her şeyi hakkıyla işitir. Hiçbir ses, hiçbir nefes ona gizli kalmaz. Denizin tâ derinliklerindeki bir mahlûkunun ha­cetini işittiği gibi, yüreklerimizin kıpırtılarını da işitir. Dağ, duvar, mesafe, kasa, kese, su, ateş, hiçbir şey onun işitmesine perde olamaz.

Daha evvelce de ifade ettiğimiz gibi Yunus Aleyhisselâm balığın karanlık midesinde ve deryaların dibinde rabbine iltica etti. Allahü Teâlâ da ona hemen imdat eyle­di

Bir de şu var: Allah'ın birisini işitmesi, ötekilerinin se­sini duymasına engel olamaz. Milyarlarca mahlûk aynı anda ona seslenseler, hepsini aynı derecede açık ve hiç ek­siksiz işitir. O'nun işitmesi, bizim gibi kulak ile de değildir. Hiçbir şeye benzemez. Ona gaflet arız olmaz.

Ve Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle:

“O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitir ve görür.”
“O'nun misli, aynısı bir şey bulunması şöyle dursun, Ona benzer bir şey bile yoktur. “Vehüve's-Semîü'I-Basîr”

Ve O, öyle Semî' öyle Basîr'dir. Yani misli olmayan işitici ve görücüdür. İşitilmeye uygun olan şeylerin bazısını değil hepsini işitir, görülenlerin ve varlıkların tamamını görür, hem insanlarda olduğu gibi dış dünyadan duygu organlarının etkilenmesi yolu ile değil, sonradan olma du­rumundan hayal kurma ve vehmetmekten uzak ve ezelî bir idrak ile bilerek işitir ve görür.”

Kulakları gözleri yaratan ve onları mülkünde tutup idare eden, elbette her şeyi kemâliyle bilir, işitir ve görür. Aciz bir karıncanın bile haline vâkıftır. Yürekteki niyetle­ri, kıpırdanışları, kimin ne istediğini hep bilir, kendisine yönelişleri, yapılan niyazları işitir, bütün ihtiyaçları görür ve gözetir.

Her gün beş vakit namazda ve tam kırk defa “Semiallâhü limen hamideh = Allah kendisine hamd edenin hamdini işitir.” diyoruz. Çok kere bunu gafletle tekrar­layıp duruyoruz. Allahü Teâlâ'nın işitmesi bizim işitmemize asla benzemez. Bizim bir şeyi işitmemiz için bir takım sebepler gerek. Yüce Allah'ın işitmesi ise hiçbir şarta, hiçbir kayda tâbi değildir. Bir kimse sesini yükseltse de, gizlese de fark etmez. Rabbi onu işitir ve her halini görür.

Bir lâhza şu âleme nazar kılalım: Kâinatta şu anda mil­yarlarca işitilecek hadiseler vuku bulmaktadır. Milyarlar­ca can zaman ırmağında akıp gitmektedir. Hadiselerin ar­kası hiç kesilmeksizin devam etmektedir. Bu hadiseler bugün de başlamış değil, ezelden ebede kadar an-bean mekiklerden çözülen iplikler gibi akıyor akıyor. İşte bunların zerresini kaçırmadan, hiç biri ötekine mani olmadan hepsini birden kemaliyle işitmek Cenâb-ı Hakk'ın şanındandır ve O Semî'dir. Eğer bir mahlûkunun sesini işitip diğerininkini işitmeyecek olsa, o zaman o Rab olmazdı.

Bütün âlem halkı O'nun kuludur, bütün canlıların rızkını O verir, bütün niyaz edenlerin duasına icabet eden O'dur. Artık O'nu bırakıp fanileri kendilerine ilâh edinen­ler hayatî yorgunluklarını cehennemin ateşten duvarlarına yaslanarak gidereceklerdir. Vah onlara!.. Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #1 : 01 Ekim 2011, 12:48:39 »

Her şeyî işiten, iyî işiten.
"O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, işi­tendir, görendir."

Sözlükte "Sem" işitmek, duymak gibi manalara gelir. Terim olarak "Allah Tealâ'nın işitilecek her şeyi tam olarak işitmesi" demektir. Sübhan, kullarının bütün dua ve niyazlarını işitir. Hiçbir nida onu meş­gul etmez. Birinin duasına icabet etmesi diğerinin dua ve isteğine icabet etmesine mani değildir.

Cenab-ı Hak, zorda kalan kimsenin duasına icabet eder ve kötülüğü kaldırır. İstiğfarda bulunan­ların günahını bağışlar. Sığınma anında tevbeye mu­kabelede bulunur. Özür dilendiğinde özre mukabelede bulunur.

Sübhan Tealâ, göğüslerdeki bütün gizlilikleri bi­lir. Bütün fısıltıları işitir. Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey ona gizli kalmaz.

Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Allah her şeyi işiten, gören, kullarının davetine icabet eden her şeyi gözetendir. "es-Semiu"' işitme manasında icabet etmek demektir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.)

"Ey Allah'ım! İşitilmeyen duadan sana sığınırım" bu­yurmuştur. Yani "icabet edilmeyen duadan sana sı­ğınırım" demektir.

"Es-Semi" bir manası da kabul etmek demektir. Zira rükudan doğrulurken "Allah hamdeden kimseyi işitti" yani Allah hamd eden kimsenin hamdini kabul etti, demektir.

Resulullah (s.a.v.);

"Allah'ım! Dört şeyden sana sığınırım: Faydasız ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten, işitilmeyen (kabul olunmayan) du­adan" derdi.

Kur'an-ı Kerim'de, Allah'ın Semi' ismi 45 defa zikredilmiştir. Bunlar, Es-Semiu'1-alim, ve huve's-Semiu'1-alim, ve huve semiu'd-du'a, ve huve semiu'n-karib şeklinde geçmektedir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:

 "Allah herşeyi işiten ve herşeyi görendir."

Allah Teâlâ Kur'an'da çoğu defa işitme sıfatı ile görme sıfatını birlikte zikreder. Bu iki sıfat işitme ve görmeye konu olan gizli ve aşikar herşeyi içine alır. Es-Semî', işitmesi işitilecek herşeyi kapsamına alan demektir. Allah Teâlâ ulvî ve suflî âlemdeki bütün sesleri gizlisiyle açığıyla hepsini işitir. O'na göre sesler arasında fark yoktur, sanki tek bir ses gibidir. Seslerin hiçbirisini diğerine karıştırmaz. Hiçbir lisan O'na gizli değildir, hepsine âşinâdır. Uzak, yakın, gizli, açık O'na göre müsavidir.

"Sizden sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (O'nun ilminde) eşittir."

"Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Allah işitendir, görendir."

Hz. Aişe (r.a.) bu ayetle ilgili olarak şunları demiştir: İşitmesi bütün sesleri kuşatıcı olan Allah çok yücedir. Rasûlullah'a (s.a.v.) şikayet için gelen bu kadın konuşurken ben yan odada bulunuyordum ve sözlerinden bir kısmını duyamamıştım. Nihayet bu ayet nazil oldu.

Allah Teâlâ'nın işitmesi iki türlüdür:

Birincisi; açık ve gizli, alçak ve yüksek bütün sesleri işitmesidir. O'nun işitmesi bütün bunları tam olarak ihata eder.

İkincisi; dua eden, isteyen ve ibadet eden kimseleri işitip onlara icabet etmesi ve karşılıklarını vermesidir. Şu ayette buna işaret edilir:

"Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."

Namaz kılan bir kişinin rüku'dan doğrulurken söylediği "Allah kendisine hamdedeni işitir" sözünün anlamı "O'na icabet eder" demektir.

Allahu teâlâ işitir. Yüreklerimizdeki sözleri, ellerimizin hafif dokunmasından husule gelen sesleri işitir. Mesafeler O'nun işitmesine perde olamaz. Kâinatın her noktasında işi­tilmek şânından olan her şeyi işitir. Birini işitmesi, ötekileri­ni işitmesine engel olamaz. Her hâdiseyi ayni derece açık ola­rak işitir.

İnsanlardaki işîtme sıfatı, Allahu teâlâ'nın işit­mesine benzemez. Evvelâ insanların işitmesi, görmesi de bir­çok şartlara bağlıdır, işitme cihazı dediğimiz kulaktaki bir ta­kım teşkilât, hava ve havanın ihtizazı gibi ki, bu şartlardan birine arız olacak sakatlık, işitme sıfatını derhal yok eder. Sonra bütün bu şartlar tamam olduğu takdirde de, ancak belli bir mesafe içindeki sesleri, sözleri işitirler. Onun dışındakileri değil. Daha sonra, işitilecek hâdisenin de belli bir ölçüye tâbi olması şarttır. Meselâ, işitme cihazının tahammül edemiyeceği kadar şiddetli gürültüler, kulak zarının patlamasına sebep olur. Allahu teâlâ'nın işitmesi hiçbir şarta, hiçbir kayda tâbi değildir.

Mutlak Kemâl, İzafî Kemâl:

İşitme sıfatı bir sıfat-ı kemâldir. Çünkü bunun zıddı olan sağırlık bir kusur, bir eksikliktir. Fakat bilindiği gibi kemâl, iki türlüdür: Mutlak kemâl, izâfı kemâl. Mutlak kemâl kayıt­sız, hudutsuz, şartsız olmak lâzımdır. Meselâ, işitme sıfatı bir kayıt ile mukayyet, bir hudud ile mahdut, bir şart ile meş­rut bulunursa, o zaman mutlak değil, ancak nisbî ve izafî bir kemâl olur. Kâinatta bir lâhza içinde milyarlarca işitilecek hâdiseler vuku buluyor ve bu hâdiseler ezelden ebede kadar an­bean hiç kesilmeden değişip duruyor, işte bunlardan hiç birini kaçırmadan ve hiç biri ötekine mâni olmadan, hepsini birden aynı zamanda ve aynı vuzuhla işitip duran zât Semidir. Yoksa birini işitip, milyarlarcasından haberi bile olmayan değil. Fa­kat bir sıfât-ı kemâl olan işitme kuvvetinden, insanda velev ki, bir zerre olsun bulunduğu için, yine bir kıymeti vardır. Fa­kat bu kıymet, onun mutlak kemâle bir kılavuz olmasından­dır. Onunla asıl kemâle erilir. Eğer bizde bu kadarcık olsun işitme sıfatı bulunmasaydı, daha doğrusu Allahu teâlâ kendi kemâl sıfatını bize sezdirmek için, bizde bu sıfatın izlerini, nişanlarını yaratmış olmasaydı, Allahu teâlâ'nın Semî' sıfatı­nı anlamak için hiçbir yol bulamazdık da bu sıfât-ı ilâhiyye bize kapalı kalırdı. Bizdeki işitme kuvvetinin kıymeti, bu sıfât-ı ilâhiyyeye tercüman olmasından ve onu bize öğretmiş bulunmasından ötürüdür, işte bizim "Kemâlât" dediğimiz sı­fatların hepsinin de mâhiyeti budur. Onun için Esmâü'l-Hüsnâ'dan herhangi bir ismi (kemâl-i mutlak ma'nâsı mülâha­za olunarak) mahlûka söylemek, hem şirk koşmak, hem yalancılık etmektir. Allah'ın hiçbir isminde hakîkî ma'nâsiyle ben­zeri yoktur, insanlardaki bütün kemâlât hakikî kemâl değildir, mecazdır, yani yoldur. Onunla hakikate geçilir,
Kula Gereken Şey:
Mahlûkâtta görüp te bir kemâl sandığı herhangi bir ma'nâya bağlanıp ta ona kul ve köle olmamalı. Belki ondan derhal Allahu teâlâ'nın nâ'mütenâhî kemâl ve cemâline is­tidlal ederek bütün varlığıyle O'na bağlanmalı ve ancak O'na kulluk etmelidir.Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #2 : 03 Ekim 2011, 09:37:11 »

Her şeyi işiten” manasına gelen “es-Semi”' ismi celili Kur'anı Kerimde 47 defa geçmekte.

Her şeyin ayarlanması akort edilmesi gerektiği gibi en başta dillerimizin akort edilmesi gerekir. Sevdiklerimize, dostlarımıza söyleyeceğimiz kelimeleri en ince gönül eleğinden eleyerek söylemeliyiz. Çünkü dostlarımız o sözleri duymadan es-Semi olan Rabbimiz işitmekte.

“Düşmana söylediklerimizi de işitiyor.”  “Öyle ise Firavunla konuşurken bile kelimelerin en tatlı ve yumuşak olanını seçeceğiz.”

Rabbimiz;

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptığın­dan  sorumludur!” derken, kulak kelimesini öne almış. Kulağımızla insanları dinlerken karşımızdaki kim olursa olsun, onu önemseyelim.

Kulağımızdan giren kelimeler, gönül denizimizi kirletecek kelimeler olmasın. Hakkın kelamı birinci sı­rayı alsın. Kulağında doyumu vardır, ıvır zıvırlarla do­yurursanız Kur’an dinleyemezsiniz.


Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #3 : 04 Ekim 2011, 08:52:58 »

İşitmeye konu olan her şeyi hakkıyla işiten!

Kelâm literatüründe, Allah Teâlâ'mn işitmeye ko­nu teşkil eden her şeyi tam olarak işittiğini belirtmek üzere kullanılan “sem'” terimi, sözlükte “işitmek, duy­mak,  işitme duyusu”  gibi anlamlara gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kelime “sem”' şeklindeki masdar kalıbıyla Allah'ın bir sıfatı olarak geçmez. Ancak “işit­me” vasfı, pek çok âyet ve hadiste “sem”' kökünün çeşitli türevleriyle Allah'a nispet edilmiştir. Semi' keli­mesi, Arapça'da “işitmek mânasına gelen sem' masdarından “mübalağa ve sübût” ifade eden bir sıfat şeklidir/Bu isim Allah Teâlâ'nın işitmeye konu teşkil eden, beşerî anlamdaki işitmenin gereklerine ihtiyaç duyma­dan, her şeyi tam anlamıyla işitmesi demektir. O'na göre gizli, açık, fısıltı, gürültü, içte saklanan, dışa vurulan fark etmez.  Sem' O'nun bütün mesmûâtı tam anlamıyla işitip duymasını ifade eden bir kemâl sıfatıdır.  İlk dönem esmâ-i hüsnâ sarihleri, sem'in “duaları kabul etme” anlamı üzerinde de durmuşlar­dır. Nitekim Zekeriyyâ aleyhisselâm ile Hz. ibrahim'in Kur'ân-ı Kerîm'de nakledilen dualarında da Allah “semî'u'd-du'â” şeklinde nitelenmiştir.

Kur'an'da, ilâhî fiiller için birinci tekil şahıs sigasının nâdir kullanım örneklerinden birini de, Allah Teâlâ bizzat kendisi için “işitirim ve görürüm” (esma'u ve erâ) buyurduğu âyet teşkil etmektedir.  Bir çok âyette Allah dışında tanrı edinilen âciz varlıkların “işitme” kabiliyetinden yoksun oldukları üzerinde du­rulur.

Hz. İbrahim'in ile babası arasında geçen bir ko­nuşmayı nakleden âyet  konu ile ilgili kaynaklar ta­rafından “sem” sıfatının ispatı hususunda önemli bir naklî delil olarak kabul edilir. Zira bu âyette geçen, “İşitmeyen ve görmeyen şeylere niçin tapıyorsun?” soru­suna, muhatabın herhangi bir cevap verememesi, iba­detin ancak “semt” ve “basîr” olan bir mâbûda yapıla­bileceğini, dolayısıyla Allah'ın bu yetkinlik sıfatlarıyla evleviyetle muttasıf bulunduğunu gösterir. Pek çok kelâm bilgini, sem' sıfatıyla ilgili naklî delillerin zen­ginliği sebebiyle, bu sıfatın aklî delillerle ispat edilme­sine gerek dahi duymamıştır. Konuyla ilgili bazı ispat denemelerinin ise ''mutlak kemâl fikri” çerçevesinde yapıldığı görülmektedir.  Alimler, “semt”' ve “basîr olmanın, “hay” (diri) olmakla yakından ilgili bulundu­ğunu, hatta onun zaruri bir sonucu olduğunu kabul etmislerdir. Çünkü hayat sahibi olan bir varlığın cansız nesnelerden farklı olarak, “işitme” ve “görme” nitelikle­rine de sahip olması gerekir. Allah'ın kemâl (yetkinlik) ifade eden bu kavramlardan yoksun olduğunu düşün­mek ise mümkün değildir.

Yaratıkların en mükemmeli olan insanın, varlık­ları işitip duymasının birtakım fizyolojik ve psikolojik şartlar yanında fızîkî ortama da bağlı olarak gerçekleş­tiği bilinmektedir. Öte yandan Allah Teâlâ'nın “es-Semî'“ ismi de: “O'nun işitmeye konu teşkil eden şey­leri bütün özellikleriyle işitip duyan” şeklinde tanım­lanmaktadır. Ancak bu tanımda söz edilen duyumun oluşması için, insanlarda bulunması gereken hiç bir şartın Allah için söz konusu olmayacağı dikkatlerden kaçmamalıdır.

Allah Teâlâ’nın “sem”' sıfatıyla muttasıf bulundu­ğu, “es-Semî”' isminin esmâ-i hüsnâdan biri olarak pek çok âyette geçmesi, aynı ismin bazı hadislerde de  O'na nisbet edilmesiyle sabittir. Allah'ın diğer sı­fatlarında olduğu gibi, O'na “sem”' sıfatım izafe eden âyetlerde de, mutlaka “ispat-tenzîh” dengesine riayet edilmiş; böylece insan zihninin bu ilâhî sıfat konusun­da teşbihe düşmemesi için gereken tedbir alınmıştır. Nitekim Hz. Peygamber de, hadislerinde söz konusu âyetlerde geçen lafızları kullanarak Kur'an'ın izlediği metodu aynen uygulamış, insanların da belirli ölçüde sahip bulunduğu bu gibi sıfatları Allah'a nispet eder­ken, o da dikkatleri özellikle tenzih noktasına çekmiş­tir. Allah'ın işitme ve görme (sem' ve basar) sıfatları­nın kemâli bir âyet-i kerîmede “O ne mükemmel işiten, ne mükemmel görendir”  şeklinde Arapça'daki “tahayyür ve taaccüb” sigasıyla belirtilmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm1 deki kırk beş âyette Allah'ı nitele­yen “semî”' ismi, bu âyetlerde mutlaka bir başka ilâhî isimle birlikte kullanılmıştır. Kur'an'da bu ismin en fazla “alîm” ismiyle terkip oluşturduğu görülmektedir. Pek çok âyette de “hasır” ismiyle kullanılan  bu ismin, sadece bir âyette' “karîb” ismine bitiştiği görülmektedir.

Kendi aralarında tam bir fikir birliği içinde olma­yan Mu'tezile kelâmcılarıyla bazı İslâm filozofları, Cenâb-ı Hakk’ın “semî”' oluşunu, O'nun sem' sıfatına sahip bulunması ve işitmesi şeklinde anlamamışlardır. Bu bilginler, sem'i ilim sıfatının bir başka ifadesi ola­rak değerlendirmekte ve “semî” ismini de “alîm.” şek­linde yorumlamaktadırlar.Prof. Dr. Metin Yurdagür, Ayet Ve Hadislerde Esmâ-i Hüsnâ
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 06 Ekim 2011, 12:20:06 »

Semi': "Gizli aşikâr her şeyi işiten."

Basîr; "Aydınlık karanlık, uzak yakın, büyük küçük her şeyi gören, müşahede eden."

“..Allah'ın âyetleri hakkında münakaşa edenlerin sinelerinde, ancak, yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, Semi'dir, Basîr'dir."

Maddeden münezzeh olan Allah'ın işitmesi, insan idrakinin kavrayabildiği ve hayalinin ulaşabildiği her türlü işitmeden münezzehtir; bunların hiçbirine benzemez.

Biz hava unsuru olmaksızın, içimizdeki bir arzuyu muhatabımı­za işittiremeyiz. Ama, Allah bizim kalbimizden geçen her arzuyu işi­tir. Kalbin arzu duyması, sözlü istemeye benzemediği gibi, kalbin sesini işitmek de havada temessül eden kelimeleri işitmeye benze­mez.

Bu benzemezliğin bir işaretini Cenâb-ı Hak insanın mahiyetine koymuştur. İnsan, uyanıkken muhataplarını görür ve onların ko­nuşmalarını işitir; bu görmeye göz, bu işitmeye de kulak vasıta olmuştur. Ama rüya âleminde yine muhataplarıyla görüşür ve konu­şur, fakat gözleri uykuya dalmış, kulakları bu âlemden ilgisini kes­miştir. Rüya âleminde ne hava unsuru vardır, ne konuşanın ses tel­leri, ne de dinleyenin kulakları.

Bizim havadan faydalanarak ses tellerimizi hareket ettirmemiz ve aklımızdaki bir mânâyı, böylece kelimelere dökmemiz, onu insanla­ra işittirmek içindir.

O konuşmanın ilâhî hikmet ve kudrete bakan bir yanı var kî çok önemlidir:

Ağzımızdan çıkan bir kelime havada bir ilâhî mucize olarak mil­yonlarca kelimeye dönüşür. Hava sayfası bizim konuşmamızla âdeta dolup taşar. Aynı sayfaya, diğer insanların konuşmalarından kuşla­rın cıvıldaşmalarına, gök gürlemesinden suların şırıltılarına kadar nice sesler de yerleşirler. Bu varlıkların kendileri yer yüzünde hoş bir manzara teşkil ettikleri gibi, sesleri de hava sayfasında ayrı bir mu­cize sergilerler. Ve bu sanat eserini, Cenâb-ı Hak meleklerine ve ru­hanilere seyrettirir.

Görmeye gelince: Güneşi güneş ışığını, gözü göz nurunu yaratan ve bir yağ parçasına görme kabiliyeti veren Allah, böylece bir hik­met ve kudret mucizesi sergilemiş oluyor. Yoksa meleklerin gözsüz görmelerinin de şehadetiyle, görme için mutlaka göz lâzım değildir.

İnsanın görmesi cüz’idir. Yani bir anda ancak bir yöne bakabilir ve bir şeyi seyredebilir. Başkalarını görebilmesi için nazarını ilk gör­düğü cisimden çekmesi gerekir.

Allah'ın bütün sıfatları gibi görmesi ve işitmesi de küllidir, mut­laktır ve sonsuzdur. Yani, her şeyi birlikte görür ve işitir.

İnsan, karşısındaki şahsın derisinin altını göremediği gibi, kafa­sında taşıdığı düşünceleri ve kalbinde beslediği arzuları da göremez ve işitemez. Görmesi ışıkla, mesafeyle ve maddî engellerle sınırlıdır, işitmesi de belli frekanslar arasına sıkışıp kalmıştır. Ama bu insan, o kısa ve sınırlı olan görmesini ve işitmesini kıyas unsuru yaparak, Allah'ın Semi' ve Basîr olduğunu bilebilir.

Bu ilâhî isimleri düşünen bir mü'min, bütün eşyayı birlikte gör­menin ve bütün sesleri beraber işitmenin ancak Allah'a mahsus ol­duğunu hatırlar. Ayrıca, yaptığı her işin görüldüğünü ve söylediği her sözün işitildiğini düşünerek bu sermayelerini daha dikkatle har­camaya çalışır.

İnsan, kendisine ihsan edilen bu nimetler sayesinde, hem Rabbinin Semi' ve Basîr olduğunu bilme şerefine erer, hem de renk, şekil ve sesler âlemlerinde tecelli eden ilâhî sanatları hayret ve hayranlık­la tefekkür eder.Prof. Dr. Alaaddin Başar, Esmâ-i Hüsna
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #5 : 07 Ekim 2011, 10:05:34 »

işitmesine son olmayan, pak ve hudud tasavvur edilemeyen. İşit­mediği bir ses olmayan, gönüldeki konuşmaları bile duyan Allah'ü azümüşşandır. Şimdi bu izahattan anlaşılıyor ki Rabbülalemin olan Cenab-ı Allah kimdir? Bütün aczimize ve hiçliğimize rağmen biz kimiz? Bizim bu sonsuz varlığı anlamamız için evvela kendimi­zi bilmemiz işaret ediliyor.

Bir çocuğun aklı, babasının aklını, babasının aklı bir başvekilin duyduğu, öğrendiği, işittiği beynelmilel vakalar karşısındaki ilmini ve aklını ihata edemez. Onun için Efendimiz "Nefsini bilen Rabbi'ni bilir" buyurmuşlar. Nasıl sofra üzerinde duran üzümler Hasan'ın midesine girince Hasan olduysa, biz de aciz vücud kadehimizdeki benlik şarabımızı deryaya döküp derya olalım, şaraplığı­mız kalmasın.

Varlığımızı Allah'ın varlığında yok edersek bize taktıkları bir isimden başka bir şeyimiz kalmaz. Benlik olarak, âlem olarak, be­şer olarak sonu hayrete varmayan bir idrake sahip değiliz. Akıl, rububiyeti anlamaz. Kulluğu anlar. Esasen insan kulluk ve kul olarak yaşamasını tanzim etmesi için yaratılmıştır.

Ruhlar, akın akın bu âleme gelmezden evvel hitab-ı izzete nail olmuşlar, "Ey ruhlar, ey ruh kuşları size kafes olarak birer vücud verdim, benim cemalimi de orada görebilirsiniz, sıfatımı, eserleri­mi hatta kendinizi de" denilmiştir.

"Orada mahdut bir zaman kalacaksınız. Bana ibadette kusur etmeyin, sıkıştınız mı "Aman ya Rabbi!" deyiniz, hemen yetişirim. Esasen sizinle beraberim, ömür boyunca, yaşamak ve zürriyet bı­rakmak için biraz meşgul olmak lâzım fakat ebedî olan hayatı da düşünmelisiniz. Dönüşünüz yine banadır, haydi gidiniz" diye emri müteakip bir gûlgûle koptu arz ve sema bütün tevabi'i ile hizmeti­ne arz edildi, bir dönme, bir hareketdir başladı.

İşte buna tabiat diyen oldu ve o ciheti imara başladı. Buna Cenab-ı Hakk'ın âşık olup da yarattığı mahlukların mukabil aşkı di­yen oldu; buna bizatihi icad ettiği mertebelerin hepsinden cemalini gösteren zat diyen oldu, buna cemalini görmek için bir ayna halk etti diyen oldu.

Cenâb-ı Hak meleklerine, "Bir âdem yaratacağım ki o benim sırrım ben de onun sırrıyım" demişti. Bu defa, o âdemi görebil­mek, hakikatına erebümek, hizmetinde bulunabilmek şerefine eri­şebilmek için bir aşk hareketidir, bir sevinç dönmesidir başladı. Ayna dedim de aklıma geldi.

Çocukluk arkadaşlarından birisi Hazreti Yûsuf Mısır'a sultan olduktan sonra tebrike geliyor. Ta Kenan ilinden kalkıyor, yola di­ziliyor. "Ne hediye alsam" diye de düşünüyor; yiyecek, içecek, al­tın, gümüş gibi her şey onun ülkesinde ve hazinesinde var diye dü­şünüyor. Kendisi fakirmiş, nihayet bir cep aynası alıp yola düşüyor, Mısır'a varıyor. Saraya alınıyor, Yûsuf un huzurunda, "karde­şim Yûsuf! Ben yine eskisi gibi fakirim, seninse sahip olmadığın bir şey yok, güzelliğin ise dillere destan olmuş, kainatta mevcut güzel­lik ve cazibenin dörtte üçüne sahipsin, sana bu aynayı münasip gördüm ve hediye olarak getirdim. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan güzellerin kendi cemalinin güzelliğini görebilmekten başka yapa­cak işleri yoktur. Bunu da her zaman yanında taşıyabilirsin, hedi­yem olsun" deyip bırakıyor.

İşte bu âlemde tüm olarak herşeyin sahibi olan hazreti Allah'da kendisine bir ayna olsun diye insanı yaratmıştır.

Cenab-ı Hakk'a ayna olan insan, insan-ı kâmildir. İnsan-ı kamilin vücud-u şerifleri bir cam gibidir; bir tarafına, beşeriyet ça­muru sürülmüş, diğer tarafında temiz olduğu müddetçe karşısında bulunan her şeyi aksettirebilen bir safiyet iktisap etmesi de bu ça­murla temin edilmiştir.

Böyle garip bir varlığımız vardır, bir tarafımız kesafetlerin en kesifi kara çamuru, diğer tarafı, berrak ve safların en safi olan nuraniyet mertebesidir. Her şeyi bir kanun, bir nizam tahtında yara­tıp milyonlarca sene mütemâdi bir hareket-i bir istihale ve bir inkı­laptan sonra insan ve nihayet kamil insan aynasının karşısına geçip kendi cemâlini seyir eder ki buna tekeyyüf-i Zâti zatı denir. Salta­nat icabıdır. Biliyor musunuz ki âlemde ardı arkası kesilmeyen ce­reyanlar vardır. Oluk gibi, nehir gibi mütemadiyen akarlar.

(1) Tabiatın ve yetişdirdiklerinin insanlara gıda olmak için te­hacümü.
(2) Tohumların rahma doğru tehacümü.
(3) Kadınların vücudlanndan bu dünya âlemine tehacüm.
(4) Bîr müddet yaşadıktan sonra her şeyin yerli yerine yani as­lına tehacümü.

Bu keyfiyetler izaha lüzum olmayacak derecede aşikârdır. Dik­kat nazarımızdan kaçmaz. İşte o büyük Rabbimiz bağırmaları de­ğil, yavaş söylenenleri değil, mânâ âleminden intizar edip de kalbi­mizden geçen şeyleri bile daha zuhura gelmeden işitir.
Nitekim annelerin de karınlarındaki çocuğun hareketlerini işittikleri ve görür gibi oldukları buna ufak bir misal olarak ele alı­nabilir.
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 08 Ekim 2011, 15:15:33 »

Ne kadar gizli olursa olsun, her şeyi duyar... Hatta karanlık bir gecede, insiz bir kaya üzerinde sessizce yürüyen simsiyah karıncanın ayak seslerini bile işitir..

Hamd edicilerin hamdini duyar, mükafatlandırır, dua eden­lerin yalvarışlarından haberi olur, dualarını kabul eder..

Duyar amma bizim gibi kulakla değil, yapar amma bizim gi­bi eli yoktur, konuşur amma bizim gibi dille değil.. O bütün insanlarda olan aza ve hadisatın her şeyinden her çeşidinden münezzeh ve müberradır. Bizim gibi alet ve edevatları münez­zeh kıldığımız zaman anlarız ki, O'nun duyuşu bizimkine ben­zemez, bambaşkadır.. Duyuşu sonsuzdur...

Bu hususu ince düşünmeyen kişi, teşbih gibi, af­fedilmeyecek bir hataya düşebilir.. Onun için çok düşünmelisin ve pek dikkatli olmalısın!..

His (duyma) yönünden, kulun bu sıfattan nasibi vardır lakin kısadır. Çünkü o, bütün duyulan şeyleri idrak edemez (duya­maz) o ancak yakın olan sesleri duyabilir.

Sonra duyu organı her zaman hastalanabilir.. Ses gizli olur­sa duyma kabiliyeti hemen hemen işe yaramaz.

Ses uzakta olursa hiç duyamaz. Ses çok ve son derece tiz ve gürültülü olursa büsbütün duyusunu kaybeder. Yahut ona bir halellik gelir de duyamaz olur..

Bu vasıldan kulun alacağı dini haz iki çeşittir:

1- Allah'ın her şeyi duyduğunu ve Allah'a gizli kapaklı hiç bir şey tasavvur edilemeyeceğini bilir ve ona göre dilini muha­faza eder kötü niyet ve teşebbüslerde bulunmaz...

2- Kendine kulağın yalnız Allah kelamını dinlemek için ve­rildiğini bilir.. Allah'ın kitabını dinler, ondan istifade eder, Allah'a ulaştıracak hidayet yollan bulmak için canla ona sarılır... İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna Şerhi
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #7 : 10 Ekim 2011, 12:19:21 »

Irak değil duyumundan karıncanın ayak sesi,
Duyan sensin her sadâyı, aldığımız her nefesi,
İşitensin ya ilâhî, her şeyi tam anlamıyla;
Semi’ vasfına açıktır hatta gönül vesvesesi
Yârabbi!..
Semî' sensin, herşeyi işitensin,
İçe dönük fısıltı, dışa vurulan sadâ,
Gönülden doğan niyet bir kelâm olmasa da,
Sesimizi duyansın...
Farketmez senin için seslerin niteliği,
İster dudakta yansın,
İster bir feryâd olup, varsın arşa dayansın...
İşitirsin her sesi titreşip çıkmasa da,
Semî'sin, sana döner yarattığın her sadâ...
Duyan sensin herşeyi, anlayıp işitenrin;    .
Uzayda sessizlikte seyreden seyyareyi,
Bulutları sesiyle titreten tayyareyi,
Ovada büklüm büklüm sessiz akan dereyi,
Salarken âvâzeyi yırtılan hançereyi,
Gül dalında dinlenen meltemin nefesini,
Yeraltında inleyen bir yılanın sesini,
Baştan omuza düşen bir saç kılını,
Yaprakta kımıldayan bir bahar tırtılını,
Döne döne iniyorken fısıldayan kar tanesi,
Çatlayan kabuğundan yere düşen nar tanesi,
Sana ulaşır yuvadan yem bekleyen kuşun sesi,
Sana gelir müjde için-şehid eden kurşun sesi...
Sana gelir efil efil uyuyan bebeğin sesi,
Sana uçar vurulup da kanadından,
Bir turnanın yelpe yelpe
Yere düşürdüğü incecik teleğin sesi...
Ulaşır sana Yârabbi, sana açık ellerden,
Yüce katına salınan incecik dileğin sesi.
Sana dalga dalga gelir,
Göklerdeki yıldızların,
Canlıların, cansızların,
Devreden feleğin sesi...
Sadettin Kaplan, Esma-i Hüsnâ'dan Esintiler
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #8 : 13 Aralık 2011, 12:42:40 »

ES- SEMÎ’
 Bu ismi şerif; iyi işiten, gizli veya açık her şeyi işiten anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla bu isim, Allah’ın (cc) her şeyi eksiksiz ve kamil bir şekilde işittiğini, işitmediği hiçbir şeyin bulunmadığını ifade eder. Bunun zıddı olan sağırlık, Allah için mümkün olmayan bir haldir ve düşünülmesi haramdır.

Bazı ayetlerde, ‘duayı kabul eden’ anlamında da kullanılan bu isim, Allah’ın (cc) zatında sabit olan ezeli ve ebedi sem’i (işitme) sıfatından gelen isim olup O’ndan hiçbir zaman ayrılmaz. Kamil ve külli olup, eksiklik ve noksanlık bulundurmaz ve her şeyi kuşatmıştır. Mesela; İbrahim suresinin 39. ayetinin sonundaki “İnne Rabbî lesemi’ud-dua” (Şüphesiz Rabbim duayı hakkıyla işitendir) ve Al-i İmran suresinin 38. ayetinin sonundaki “İnneke semi’ud-dua” (Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin) kısımlarda, ‘duayı hakkıyla işiten’ ifadesi aynı zamanda ‘duayı kabul eden’ anlamına da gelmektedir.

Allah’ın semi’ sıfatı, mahluklardaki işitme sıfatından tamamen ayrıdır. Mahlukların işitmesi, ancak kulak gibi bir organ ile mümkündür. Aynı zamanda mahluklar, belli mesafedeki ve belli frekans aralıklarındaki sesleri işitirler. Çok düşük, çok yüksek, uzak ve gizli sesleri işitemezler. Düşüklük, yükseklik, uzaklık ve gizlilik seslerin işitilmesine birer engel oluşturmakta ve işitilmesini engellemektedir.

Ancak Allah (cc) için böyle şeyler söz konusu değildir. Sesleri işitmek için kulak gibi bir organa ihtiyaç duymadığı gibi, sesleri işitmesine de düşüklük, yükseklik, uzaklık veya gizlilik gibi hiçbir şey engel olmamaktadır. Aynı zamanda, bir şeyi işitmesi, bir başka şeyi işitmesine mani olmaz. Aynı anda her yerdeki bütün sesleri eksiksiz bir şekilde ve hakkıyla işitmektedir.

“Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiç bir şey gizli kalmaz” (Al-i İmran 5)
 
“Hiç kuşkusuz O her şeyi işitir ve kullarına çok yakındır” (Sebe 50)
 
“Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir” (Mücadele 1)
 
Bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: "Nefislerinize karşı merhametli olun. Çünkü sizler, sağır birisine hitab etmiyorsunuz, muhatabınız gaib de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zat'a, Allah'a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zat, her birirıize, bineğinin boynundan daha yakındır" (Buhari-Daavat, Müslim-Zikr, Tirmizi-Daavat, Ebu Davud-Salat)
 
Tüm bunlarla birlikte; Allah’ın (cc) nasıl işittiğini insanlar idrak edemez. Çünkü Allah (cc); zatıyla ve sıfatlarıyla insan idrakinin dışındadır. Burada biz kullara düşen şey; insan her nerede bulunursa bulunsun, yalnız başına veya bir başkasıyla olsun, kalbinin derinliklerinde geçenleri, nefsinin kendisine fısıldadıklarını ve bütün konuştuklarını Allah’ın (cc) hakkıyla, tam ve eksiksiz bir şekilde işittiğine iman etmek ve buna göre hareket etmektir.
M. ALİYÊ XERZÎ
Moderatöre Bildir   Logged

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #9 : 02 Ocak 2012, 09:32:38 »

Semi : Herşeyi layıkıyla duyan
 Cenab--ı Hak buyuruyor:
"Şüphesiz Allah, isitendir, görendir." (Mümin, 20)
"Allah işitendir, görendir." (Nisa, 134)

Cenab-ı Hakkın sübuti sıfatlarından birisi de Semi'dir. Yani işiticidir. O'nun işitmesi kulakla değil, kendine özgü kudretledir. Cenab-ı Hak kainatta insan, hayvan ve bütün varlıkların seslerini bir anda işitir ve değerlendirir.
 
Gizli veya açık söylenen her sözü eşit olarak işitendir. O'nun işitmesi bütün sesleri kuşatmıştır.Varlıkların seslerini asla birbirine karıştırmaz ve şaşırmaz. Birinin sesini işitmek, ötekinin sesini de işitmeye mani olmaz. Talep edenlerin çokluğu, onu şaşırtmaz ve yanıltmaz.
 
Sem (işitmek) ile dört anlam kastedilir: Bunlar:
 
1) Bilmek, idrak etme anlamında işitmek. bu tür işitme seslerle ilgilidir.
 
"Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan (kadın)ın sözünü işitti." (Mücadele, 2)
 
"Andolsun Allah; "Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginleriz" diyenlerin sözlerini işitmiştir." (Ali İmran, 181)
 
2) Anlama, akletme anlamında işitmek. Bu da anlamlarla işitmedir.
 
"Ey iman edenler, "Raina- Bizi güt, bize bak " demeyin, "Unzurna - Bizi gözet" deyin ve dinleyin." (Maide, 41)
 
3) Cevap verme ve istenenleri verme anlamında işitmek.
 
Namazda rükudan kalkarken söylenen "Semi'Allahü limen hamideh" (Allah, kendisine hamd edeni işitti) duası.
 
4) Kabul etme ve uyma anlamında işitmek.
 
"Onlar, yalana kulak verenler..." (Maide 41)
 
Yüce Allah bizlere "işitmeyi", dinlemeyi" ve "uymayı" emretmekte ve müjdenin bunlara ait olduğunu haber vermektedir.
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Görmek isteyene mucize çok.. Resimler ve flashlar MUHAMMEDİ 5 415 Son Mesaj 03 Aralık 2008, 22:16:22
Gönderen: harras
Mucize Gezegen Dünya Belgeseller harras 0 150 Son Mesaj 11 Mayıs 2009, 15:21:33
Gönderen: harras
Karıncadaki Mucize Belgeseller harras 0 147 Son Mesaj 13 Mayıs 2009, 20:18:38
Gönderen: harras
Evlilik;Sanki Mucize..! İslam'da Aile Hayatı ÂmâK-ı HâYâL 2 238 Son Mesaj 12 Temmuz 2009, 14:33:19
Gönderen: ÂmâK-ı HâYâL
seyfullahtan kürtçe ilahi arkadaşları ile söliyoo süper ilahi herkese tavsiye Kürtçe Eserler kahtalı cemo 0 747 Son Mesaj 18 Haziran 2009, 12:20:44
Gönderen: kahtalı cemo
Mucize Tevhid Ve Akaid « 1 2 » MERXAS 16 538 Son Mesaj 16 Ekim 2009, 09:28:57
Gönderen: MERXAS
Limon suyu, Sarımsak Karışımı. Mucize Gibi.. Tıp/ Sağlık/Şifa Âl-i İmran 5 870 Son Mesaj 22 Mayıs 2011, 12:09:39
Gönderen: musa tur