0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: evlenmek yada evlenmemek  (Okunma Sayısı 246 defa)
fecredoğru
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« : 07 Ocak 2008, 16:42:06 »

 Mehmed Alagaş ın Aynalar ve İnsanlar kitabından bir alıntı sizlerle paylaşmak istiyorum umarım faydalı olur..


Evlenmek Ya Da Evlenmemek!.
 

Gündem ve gündem bilinci konusunda oldukça gü­zel şeyler söylenmiş ve gündemin önemine dikkat çekil­miştir. Yazılan ve yazılacak olan şeylerin, müslümanların acil sorunları olması gerektiği kabul ettiğim gerçeklerden­dir. Bu gerçekleri kabul ettiğim için, birçok müslümanın en acil meselelerinden biri olan evliliğe değinmek istiyorum.

Evlilik meselesini acil servise almam karşısında bekar kardeşlerimiz başlarını öne eğerek “Yok be abi, bu konu o kadar önemli değil” diyeceklerdir!. Çünkü bizler, yani evli olan müslümanlar da, bekarlık günlerimizde evlilikten söz açıldığı zaman. sanki önemli değilmiş gibi, sanki bizi ilgilendirmiyorrnuş gibi, sanki gündemimizde yokmuş gibi, sanki basit ve önemsiz bir meseleymiş gibi, sanki bunu hiç dert etmiyormuşuk gibi başımızı öne eğiyor ve “Bu mesele pek önemli değil” diyorduk!.

Oysa “Önemli değil” dediğimiz bu mesele, iç dünya­mızın en önemli gündemlerinden biriydi. Bahçeli bir ev veya yolda yürüyen bir çift müslüman görünce hatırlamak bir yana, vitrinlerde eşarp veya bir çift kadın ayakkabısı görünce hatırladığımız ve uzun uzun düşündüğümüz bir meseleydi bu..

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele” özdeyişi gibi “Evlenmek ya da evlenmemek, işte bütün mesele” özdeyişi de iç dünyalarımıza girmekte ve sık sık tekrarlan­maktaydı. Tabi ki evlenmek düşüncesi kabule şayan bir düşünce olup, evlenmemek düşüncesini ağırlıklı heybetiyle ezmekteydi.

Hem neden evlenmeyecektik ki?

Efendimiz (s.a.v.) bizleri evliliğe teşvik ederken, aynı teşviği nefislerimizde de hissediyorduk. O halde nefsi bir engelle karşılaşmayan bu sünneti ihya etmeli ve hemen evlenmeliydik!.

Evlenmeliydik, evlenmeliydik amma kiminle evlenecektik?..

İşte mesele bu noktaya geldiği zaman hangi toplum­da yaşadığımızı unutuyor, içinde bulunduğumuz toplumsal gerçeklere gözlerimizi kapatıyor ve bakışlanmızı saadet as­rına yönelterek başlıyorduk konuşmaya.

Efendim, benim evleneceğim kızda şu şu şu vasıflar mutlaka bulunmalıdır. Sonra iç dünyası şöyle şöyle, dış dünyası ve görünüşü ise böyle böyle olmalıdır. Efendim daha sonracıma aile görüşü şu şekilde, dünya görüşü bu şekilde olması gerekmektedir. Ayrıcana şunlan şunlan bil­meli, bunları bunlan ise mutlaka yapmalıdır...

Cennet hanımlarını tarif eder gibi tarifimizi yaptık­tan, nadide siparişimizi verdikten ve bu siparişimizi yakın dostlanmıza usul usul fısıldadıktan sonra başlıyorduk bekle­meye.

Aman ya Rabbil!. Ne uzun bekleyişti bu!..

Bekliyorduk..

Bekliyorduk..

Bekliyorduk... Fakat sonuç yok!.

Gerçi bazı adaylar bulunuyordu, bulunuyordu amma, hiç üşenmeden uzun uzun anlattığımız vasıflar bunlarda yoktu ki!

Hani güvercin hikayesi vardır. Güvercin kaya gölgesi­ni, burçak tarlasını ve su kenannı çok severmiş. Bu üçü­nün bir arada bulunduğu yeri bütün ömrü boyunca arama­sına rağmen bir türlü bulamamış. Kaya gölgesini ve burçak tarlasını bulduğu yerde su yokken, suyu ve kaya gölgesini bulduğu yerde de burçak tarlası yokmuş!.

İşte bizim durumumuz da, bu güvercinin durumu gi­biydi!. Aradığımız vasıflann birarada bulunduğu. bir nam­zetle bir türlü karşılaşamıyorduk. Netice olarak su kenarından veya burçak tarlasından vazgeçebilen kardeşlerimiz, evlenebilen kardeşlerimiz olmuştu. Nadide siparişlerinden ve isteklerinden taviz vermeyen kardeşlerimiz ise, bekarlı­ğın bunaltıcı sıcaklığı altında hala kanat çırpmakta ve bir seraptan diğer bir seraba doğru arayışlarını sürdürmekte­dirler.

Küçük yaşta evlenen kardeşlerimiz, tabi ki büyüklere özgü, büyük problemlerle karşılaşmıyorlardı. Çünkü bu yaşlarda karşılaşılan eş adaylan sıcak bir hüsnüzanla değer­lendirilmekte ve karşısındakinin ne olduğunu/ne olmadığı­nı hiç anlamayan delikanlıdan coşku dolu bir ses çıkmakta­dır.

“Aldım gitti...”

Evet!. Bazı istisnalar olsa da, çoğumuz böyle evlen­dik.

“Aldım gitti” diyerek aldık, aldık ama aldıktan sonra gitmedi!.

Fakat ne yapılabilir ki?

Şimdi de çocuklarımızın başlannı okşuyarak “Katlan­dım gitti” diyoruz. Kaça katlandığımız veya kaça katlanıldığı ise kişilere ve karşılaşılan müennes imtihana göre değiş­mektedir.

Tabi ki bu söylediklerimiz, erkeklerin boyutundan söylenen sözlerdir. İyimser olduklan ve aradıkları bazı vasıflardan vazgeçtikleri için evde kalmayan kızlanmız ve bacılanmiz ise, “Vardım gitti” dedikten sonra gerçeğin maske tutmaz çehresiyle karşılaşmakta ve çocuklannı öpüp koklayarak onlar da “Katlandım gitti” demektedirler. Çün­kü onlann da evlenecekleri erkekten ve evlilikten güzel beklentileri bulunmaktadır. Erkekler birer Fatma veya Fat­ma gibileri veya Fatma gibi gibileri ararken: onlar da birer Ali veya Ali gibileri veya Ali gibi gibileri aramaktadırlar.

Tabi ki boş arayışlardır bunlar!.

Çünkü Fatma gibiyi arayanlar, nasıl ki Ali gibi değil­lerse, Ali gibiyi arayanlar da Fatma gibi değillerdir. Gerçi nikahtan önceki konuşmalarda Ali ve Fatma gibi gözüken­ler çok olsa da, söz ve konuşmalardaki bu güzel hava ni­kahla birlikte dağılmakta ve yerini acı hakikatlere bırakmaktadır.

“Nikahta keramet vardır” derler!. Bu güzel söze karşı çıkmıyorum, çıkmıyorum ancak, kimler arasındaki nikahta güzel kerametler olduğunu gerçekten çok merak ediyorum!.

Çünkü gördüğüm ve gözlediğim birçok nikahta kera­met değil, nedamet tecelli ediyor. Fakat yine de bekar kardeşlerimizin renkli umudlanm zedelememek için “Ni­kahta nedamet vardır” demiyorum.. Gelelim sadede..

İçinde bulunduğumuz toplumu ve konuyla ilgili söyle­diklerimizi dikkate alarak evlenecek olan kızlarımıza ve erkeklerimize, gerçekten evlenmek istiyorlarsa aradıkları va­sıflardan indirim yapmalannı teklif ediyorum. Tevhid akidesine vakıf ve bunu gücü nisbetince yaşamaya çalışan bir adayla karşılaştıkları zaman, bu toplumda kolay buluna­mayan nadir ve nadide bir adayla karşılaştıklarını bilsinler. Varsın burçak tarlası olmasın, ne çıkar!.

Aynca ve önemle belirtmek istediğim diğer husus birbirlerine karşı dürüst olmalarıdır. Evlilikten sonra zaten ortaya çıkacak olan gerçekleri, evlilikten önce açık yürekli­likle birbirlerine iletirlerse, evlilikleri şüphesiz ki hüsran ol­mayacaktır.

Kendilerine evlenme teklifinde bulunan açık yürekli müslümanı tanıdıktan sonra kendi durumunu dikkate ala­rak ve şayet o müslüman; layık değilse “Ben sana layık değilim” diyebilen adaylar, görmeye hasret çektiğimiz adaylardır.

Fakat ne gariptir ki büyük çoğunluk kendilerini iyile­re, daha iyilere, çok daha iyilere layık görmektedirler!.

Ne diyorsunuz, öyle değil mi?

Evlenme yaşını geride bırakan ve henüz evleneme­yen birçok kardeşimiz, dudaklara uzanmayan bir fısıltı ile “Evet öyle” diyeceklerdir.

Gerçi evlenmenin belli bir yaşı yoktur. Yaşın önemi evlilikte değil, evliliğe karar verme noktacında kendisini göstermektedir. Mesela yirmi yaşından küçük kardeşlerimi­zin, evlenecekleri adaylara iki gözlerini de açık tutarak bakmalannın bi? sakıncası yoktur. Çünkü iki gözleri açık olsa da karşı tarafın eksikliklerini fazla göremeyecekler ve gördüklerini de sımsicak bir iyimserlik ile hayra yorumlaya­caklardır. Yaş yirmiden otuza doğru uzandıkça kişi olgun­laşmakta, insanları yakından tanımakta ve dikkati daha fazla artmaktadır. Bu dönemlerde gerçekten evlenmek is­teyenlerin, mutlaka bir gözlerini kapamaları ve görülen bazı şeyleri gözardı etmeleri gerekecektir.

Yaş otuzu aşmışsa ve evlenme niyeti hala sürüyorsa, evlenebilmek için iki gözün de kapatılma zamanı gelmiştir artık!.

Günümüz şartlannda evliliğin önündeki en büyük en­gellerden birisi, müslümanlara da sirayet etmiş olan ihtiyaç ve tüketim kültürüdür. Bir ev için zaruri olan ihtiyaçlara elbetteki bir şey demiyoruz. Fakat evin en güzel ve en geniş olan odasının koltuk takımı, vitrin, yemek takımı gibi şey­lerle doldurularak ev halkının kullanımına kapatılması, fay­dalarından çok zararlan olan bu eşyaların bir toz beziyle ve özenle silinmesi; evlerinin bir bölümünü puthane yapan ve buradaki ağaç oyma putlann hergün tozunu alan cahiliye dönemi kadınlannın yaptıklan saçmalığı çağrıştırmakta­dır!.

Nasıl bir İslam ve nasıl bir İslami yaşam anlayışıdır ki, oturmak için koltuk takımına, yemek için yemek odası takımına, yatmak için yatak odası takımına ihtiyaç duyulmakta­dır!. Bunlan ihtiyaç kabul eden bir bacıyı almak ve onun böylesi ihtiyaçlarını karşılayarak ona bakmak, hiç şüphesiz ki asr-ı saadet dönemindeki dört kadını yakın akrabasıyla birlikte alıp-bakmaktan çok daha zordur.

Özellikle doğu bölgelerinde kendisini gösteren başlık parası ise, öncelikle müslümanların çözümlemesi gereken bir meseledir. Bazı müslüman babalar başlık parasını ger­çekten yadırgamakta fakat yine de “Şuna bak! Kızını be­davaya vermiş..” gibi batıl bir sözle karşılaşmaktan sakın­maktadırlar!.

Bedavaya vermek ne demek? Hiç şüphesiz ki müslümanlar ktzlanna ve diğer evlat­larına Allah'ın nzası için bakarlar, Allah'ın rızası için yetiş­tirirler ve yine Allah'ın rızası için evlendirirler, O halde kı­zını Allah'ın nzası için evlendiren, Allah'ın nzası için bir müslümana veren baba, bu kızını bedavaya veya ucuza mı vermiş olur?

Allah'ın rızasından daha büyük bir bedel veya bu yüce rızadan daha büyük bir karşılık var mıdır ki, bu kutlu alış verişte zarar edilmiş olsun?

Ayrıca talep ettikleri başlık bedelini, kendilerine o evladı veren, onu yaratan, sayısız nimetlerle onu yaşatan Allah'a ödemişler de, Ödedikleri bu bedeli mi talep ediyorlar?

Hemeyse bu sözü fazla uzatmayalım. Çevreyi ve ge­lenekleri dikkate alan babalardan, Allah'ı ve Allah'ın rızası­nı dikkate almalarını istirham edelim..

Evlenmekle ilgili olarak ikinci veya üçüncü evlilik meselesi ise, bir evliliğin üstesinden gelemeyen erkeklerin gündemine girebilecek bir mesele değildir. Çünkü asr-ı sa­adetten örnek alarak ikinci evliliği gerçekleştiren birçok kardeşimiz, diğer müslümanlara örnek değil, ne yazık ki ibret olmuşlardır. Asr-ı saadet döneminden örnek ve bu müslümanlardan ibret aldıktan sonra ikinci evliliğe karar verebilmek, tabi ki çok zor bir hadisedir. Kaldı ki bir veya iki gözü kapatarak bu konuda karar verebilmek, cesaretle değil cehaletle ilgili bir yaklaşımdır.

Fakat yine de yiğidin hakkını yiğide vermek istiyor ve bir evli müslümanlar adına ayağa kalkarak, birden fazla ev­lenen ve bu evliliklerini rahmetli bir şekilde sürdürerek na­dide örnekler olan kardeşlerimizi ayakta selamlıyoruz.

Evet., haddimizi bilerek oturalım artık!..

Ve önemli meselemizi kısa da olsa bir sonuca bağla­yalım. Şimdiye kadar yazdıklarımızdan anlaşılacağı gibi evlenmek ya da evlenmemek meselesine genel yaklaşımımız ve kardeşlerimize neyi önerdiğimiz bellidir.

Evlenin arkadaşlar!.

Evlenin kardeşler!.

Uyum sağlayabileceğiniz birisiyle karşılaşırsanız, ya­şarken mutlu; uyum sağlayamayacağınız birisiyle karşılaşır­sanız, düşünürken filozof olabilirsiniz!. Görüyorsunuz her iki olasılıkta da bazı hayırlar var!

Veya var gibi!..

Moderatöre Bildir   Logged

..
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Gayrı müslim ile evlenmek İslam'da Aile Hayatı kuranehli 0 185 Son Mesaj 13 Ekim 2008, 15:14:44
Gönderen: kuranehli
Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız..? Evlilik kader midir..? İslam'da Aile Hayatı mariye 2 187 Son Mesaj 24 Mart 2009, 23:17:45
Gönderen: mariye
ya hayır, konuş yada sus. İslami Hayat Tarzı _uMuT_ 4 295 Son Mesaj 21 Ekim 2009, 16:08:24
Gönderen: têkoşîn
Evlenmek İsteyen Genç Sahabeler'in Hayatından Tablolar HabiR 2 275 Son Mesaj 03 Kasım 2009, 17:56:08
Gönderen: yas gülü
C yada D sürücüsüne Tıklayınca birlikte aç yazısı çıkıyor? Pc Soru/Cevap ve Faydalı Bilgiler vuslat 5 457 Son Mesaj 06 Kasım 2009, 08:58:51
Gönderen: hasan
Sahabeden Evlenmek Üzere Olan Bir Genç ! Sahabeler'in Hayatından Tablolar MERXAS 0 228 Son Mesaj 14 Ocak 2010, 11:03:21
Gönderen: MERXAS
Aslan Yada Ceylan Öykü - Hikaye ve Kıssalar cebelinur 2 137 Son Mesaj 02 Ağustos 2011, 12:38:10
Gönderen: cebelinur