0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: FIKIH DERSLERİ (ÖNEMLİ BİLGİLER)  (Okunma Sayısı 1774 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 04 Mayıs 2010, 09:51:07 »

FIKIH BİLGİLERİ

1.DERS

Din nedir?

Din, insanları saadet-i ebediyyeye, sonsuz saadete, huzura götürmek için Allahü teala tarafından gösterilen yol demektir.

Allahü teala, Adem aleyhisselam ile devam eden, Peygamberler vasıtası ile, insanlara doğru yolu göstermek için bir din göndermiştir. Bu Peygamberlere "Resul" denir.

Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Resullere tabi' olan, kendilerine yeni bir din gönderilmeyen bu Peygamberlere de, "Nebi" denir.

Bütün Peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmeği istemişlerdir. Fakat, kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri başka başka olduğundan, islamlıkları, müslümanlıkları da ayrıdır.

İman nedir?

İman, lügatte, bir şey'e tereddütsüz inanmak ve kesin olarak, içten ve yürekten bağlanmak demektir.
Dinî mânâsı ise, Allah'ın varlığına, birliğine, tereddütsüz inanmak ve Hz. Muhammed'in (asm) peygamber olduğunu ve bize bildirdiği şeylerin hepsinin hak ve doğru bulunduğunu, hiçbir şübhe duymadan kabûl ve tasdik etmektir.


İman Kaç Kısma Ayrılır?

İman iki kısma ayrılır:
1. İcmalî îman,
2. Tafsilî îman.

İcmâli İman Ne Demektir?
 
Peygamberimizin Allah'tan alıp haber verdiği şeylerin hepsine birden, topluca inanmak demektir.
Bir kimse, mânâsını bilerek ve kabûl ederek:
لا اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّه
"Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlüllah" dese icmalî olarak îman etmiş olur.
Bu cümleye Kelime-i Tevhid denir. Mânâsı şudur:
Lâ ilâhe illâllah: Allah'dan başka hiçbir ilâh ve hakikî ma'bud yoktur.
Muhammedün resûlüllah: Muhammed (asm), Allah'ın Resûlü ve Peygamberidir.

Tafsilî İman Neye Denir?
Peygamberimizin Allah'tan haber verdiği şeylerin herbirini delilleriyle bilip inanmaktır. Diğer bir ifadeyle, dinin zaruriyatını bütün tafsilât ve teferruâtıyla öğrenip tasdik etmek demektir.

ilerleyen dersimiz'de  Âmentü Nedir, Âmentü'de Yer Alan İman Esasları Nelerdir? konularının üzerinde duracağız inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
HabiR
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Mayıs 2010, 14:13:20 »

taklidi iman ve kamil iman, icmali iman ve tafsili imanla aynı şey mi oluyor.

rabbim bize tafsili imanı nasıp etsin inşAllah.
Moderatöre Bildir   Logged
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #2 : 04 Mayıs 2010, 16:02:17 »

Taklidi iman, ile takriri iman, icmali iman ve tafsili imanla benzer kavramlardır. Kamil iman ise, elde edilen, sahip olunan imanın bir sonucudur.
ŞÖYLE Kİ;

Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir.
İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:
1- Taklidî îman,
2- Tahkikî îman...
Taklidî îman: Ana - babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes'ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şübhe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:
Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes'eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir.
Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır.
Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:
1- İlme'l-yakîn mertebesi: İmânî mes'eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.
2-Ayne'l-yakîn mertebesi : İmanî mes'eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır. Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey'i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika'nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi... İşte îmanın ayne'l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat'iyetinde inanma hâlidir.
3- Hakka'l-yakîn mertebesi : İmanî mes'eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir. İmanın bu üç mertebesini îzah bakımından şöyle bir misal verilmektedir: Bir yerden duman yükseldiğini uzaktan görmekle insan bilir ki, o yerde ateş yanmaktadır. Dumanı görmek suretiyle ateşin varlığını bilmek, ilme'l-yakîn inanmaktır. Sonra, duman çıkan yere gidip ateşi gözümüzle gördüğümüzü farzetsek, bu da ateşin varlığına ayne'l-yakîn inanmaktır. Bir de ateşin bizzat yakınına gidip sıcaklığını hissetmek, elimizi aleve doğru tutup yakıcılığını duymak suretiyle ateşin varlığını bilmek vardır ki, buna da hakka'l-yakîn inanma denilir.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #3 : 04 Mayıs 2010, 16:40:54 »

İman Nasıl Bir Şeydir?

İman, kalbi ve vicdanı ilgilendiren bir haldir. İman esaslarına kalbden inanıp bağlanan bir kimse, mü'min, yani, îmanlı sayılır. İmanda asıl olan, kalbin tasdikıdır.
 
peki İmanı Dil ile Söylemek de Lâzım mıdır?

Dil ile söylemek imanın şartı değildir. İnsan dil ile imanını itiraf etmese bile, kalben inandıktan sonra mü'min sayılır. Ancak îmanını dili ile söylemeyen bir kimsenin kalbindeki îmanını biz nasıl bileceğiz?
Bu sebeble, dil ile söylemek, kişinin îmanı hakkında hüküm verebilmek ve öldüğünde kendisine Müslüman muamelesi yapabilmek için gereklidir. Bunun içindir ki îmanın rüknü, "kalb ile tasdik, dil ile ikrardır" denilmiştir.
 
Burada îmanını dili ile söylemek aslî rükün değil, kişinin îmanı hakkında hüküm verebilmek için gereken şarttır. Cemaatle namaz kılmak, dinî bir vecibeyi yerine getirmek de, îmanını dil ile ikrar gibidir, hattâ ondan daha kuvvetli bir alâmettir. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Sık sık camiye gittiğini gördüğünüz kimsenin îmanına şehadet ediniz. Çünkü Allah Teâlâ, Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe îman edip namaz kılan ve zekât veren kimseler îmâr eder' (et-Tevbe, 18) buyurmaktadır."
Dil ile ikrâr, îmanın temel şartı olmadığı için, bir zorlama durumunda veya buna benzer bir mâzeret karşısında kalben değil, sadece dil ile inancını inkâr etmek, îmana aykırı söz söylemek dînen câiz olur. Böyle bir duruma mecbur kalan kimse îmandan çıkmaz, kalben tasdikini koruduğu için de mü'min sayılır.
Nitekim Asr-ı Saâdette Ashabdan Ammâr bin Yâsir, mâruz kaldığı ağır baskı ve işkencelere tahammül edemiyerek imanını diliyle inkâr etmiş, böylece uğratıldığı işkencelerden kurtulmuştur.
Resûlüllah Efendimiz, onun bu hareketini tasvib etmiş; kalb îman ile dolu iken, zor karşısında inkârın, bu îmana zarar vermiyeceğini belirtmiştir.

Amel ve İbâdetin, İman ile Alâkası Nedir?
 
Amel, insanın inandığı şeyleri yaşaması, dînin emrettiklerini yerine getirmesi, yasakladığı şeylerden de kaçınması demektir. Amelin îman ile yakından alâkası vardır. İnsan önce bir şey'i benimser, doğruluğuna inanır, sonra da o inandığı şey'i yaparak yaşar. Bununla beraber amel, îmanın bir parçası değildir. Yani, insan dînin emirlerini yerine getirmese ve ibâdetini yapmasa dahi, îmandan çıkmış olmaz, inancını inkâr etmiş sayılmaz. Sadece günahkâr olmuş olur.
Ne var ki, amel ve ibâdet, kalbdeki îmanı kuvvetlendirir, te'sirini artırır, insanı kemâle ve olgunluğa ulaştırır. İnsanın inancının gereğini yapmaması ise, imanın insan davranışları üzerindeki müsbet te'sirinin zamanla kaybolup zayıflamasına yol açar. İnsan davranışları üzerinde îmanın te'sirleri zayıfladıkça menfî duygular, kötü huylar, zararlı arzûlar, günahlar, insanın his dünyasını kaplar. Bâzan bu hâl, onu küfre, yani, îmanını kaybetmeye bile götürür.
Çünkü işlenen herbir kötülük ve günah, dînin emirlerine zıd her bir amel ve hareket, kalbe işleyip îman nûrunu lekeler ve siyahlandırır.
Peygamber Efendimiz bu duruma, şu ifadeleriyle işaret buyurmuşlardır:
"Bir günah işliyen kimsenin kalbinde, siyah bir leke hâsıl olur."
Günahlar tekrarlandıkça kalbdeki siyahlık artar, îmanın nûru gitgide zayıflamaya yüz tutar. Bu hâl, kalbin bütünüyle kararıp katılaşmasına, îman nûrunun tamamen sönüp kaybolmasına kadar devam eder. Bunun içindir ki, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var" denilmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #4 : 04 Mayıs 2010, 18:48:31 »

Âmentü Nedir, Âmentü'de Yer Alan İman Esasları Nelerdir?

Cenab-ı Hak, bir insanın, önce iman etmesini istiyor. Tabii ki, bu imanın da şartlarına uygun olması lazım. Doğru, düzgün bir i'tikada sahip olduktan sonra, dinin yasak ettiği şeylerden kaçınıp, dinin emrettiği şeyleri yapmak lazımdır. Her müslümanın öncelikle imanın altı şartını bilmesi ve kalben inanması gerekir. Bir müslüman, bu altı şarta inanıp manalarını bilse gerçek imanı elde etmiş olur.

Âmentü, her Müslümanın inanması, kabûl edip tasdik etmesi farz olan îman esaslarından ibarettir.
Âmentü'de yer alan îman esasları 6'dır ve şunlardır:

1. Allah'a inanmak,
2. Meleklerine inanmak,
3. Kitablarına inanmak,
4. Peygamberlerine inanmak,
5. Âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye inanmak,
6. Kadere, hayır ve şerrin Allah'ın ilminde olduğuna inanmak.
Âmentü'nün ifadesi şöyledir:
اَمَنْتُ بِاللّهِ وَمَلئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ اْلاخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللّهِ تَعَالى وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لا إلهَ اِلاّ اللّهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî vel-yevmil-âhiri ve bil-kaderi hayrihî ve şerrihî minAllahi teâlâ vel-ba'sü ba'del-mevt hakkun eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.
Mânâsı ise şöyledir:
Âmentü billâhi: Ben Allah'ın varlığına, (bir)liğine, eşi ve benzeri olmadığına, bütün yüceliklere sahip ve her türlü noksanlardan münezzeh olduğuna inandım.
Ve melâiketihî: Allah'ın meleklerine de inandım.
Ve kütübihî: Allah'ın Kitablarına da inandım.
Ve rusülihî: Allah'ın Peygamberlerine de inandım.
Ve'l-yevmil-âhiri: Âhiret gününe de inandım.
Ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minAllahi teâlâ: Kadere de, bize iyilik ve kötülük, hayır ve şer olarak görünen her şey'in Allah'ın Takdirinde (ilminde), kanunu ve yaratmasıyla olduğuna da inandım.
Ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti: Öldükten sonra dirilmeye (ve dirileceğime) de bütün kalbimle inandım. Hepsi hak ve gerçektir.
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû: Ben şehâdet ederim ki, Allah'dan başka hiçbir ilâh ve hakikî ma'bud yoktur ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed, Allah'ın kulu ve peygamberidir.
Bu son cümleye Kelime-i Şehadet, yani, şehadet cümlesi denir.

Devam edecek...
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #5 : 05 Mayıs 2010, 09:38:12 »

 Dersimizde imanın şartlarında yer alan konu başlıklarını tek tek açıklayalım...

Amentu da yer alan imanın şartlarından Allaha iman konusu en önemlilerindendir.
1.Allaha iman:
Amentü billâhi demek Allah ü teâlânın varlığına ve birliğine inandım îmân ettim demektir. Allah ü teâlâ vardır ve birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. Mekândan münezzehtir ya'nî bir yerde değildir.
Bununla birlikte Allah c.c zati ve subuti sıfatlarını bilmemiz ve iman etmemiz gerekecek...

Sıfat-ı zatiyye, sıfat-ı sübutiyye
 
Sıfat-ı zatiyye şunlardır:
1- Kıdem, Allahü tealanın evveli yoktur.
2- Beka, Allahü tealanın sonu yoktur.
3- Kıyam bi-nefsihi, Allahü teala, kimseye muhtaç değildir.
4- Muhalefetün lil-havadis, Allahü teala kimseye benzemez.
5- Vahdaniyyet, Allahü teala birdir ortağı, benzeri yoktur.
6- Vücud, yani var olmasıdır.

Sıfat-ı sübutiyye şunlardır:
1- Hayat, Allahü teala diridir.
2- Ilm, Allahü teala herşeyi bilir.
3- Sem', Allahü teala işitir.
4- Basar, Allahü teala görür.
5- Irade, Allahü teala dileyicidir. Yalnız O'nun dilediği olur.
6- Kudret, Allahü teala herşeye gücü yeter.
7- Kelam, Allahü teala söyleyicidir.
8- Tekvin, Allahü teala halıktır, yaratıcıdır. Her şeyi yaratan, yoktan var eden O'dur. O'ndan başka yaratıcı yoktur.
Cenab-ı Haktan başkası için (yarattı) demek küfür olur. Ya'ni mecaz ma'nada da olsa bu kelime kullanılamaz. Insan birşey yaratamaz. Bugün maalesef bu kelime çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #6 : 05 Mayıs 2010, 19:21:25 »

2.Meleklere iman:
ikinci şart meleklere imandır. "Ve melaiketihi" dir. Ya'ni, ben Allahü tealanın meleklerine inandım, iman ettim, demektir.
Allahü teala melekleri nurdan yaratmıştır. Cisimdirler. Yemezler ve içmezler. Gökten yere inerler ve yerden göğe çıkarlar. Bir halden bir hale, ya'ni her şekle girerler. Göz açıp yumacak kadar, ya'ni çok az bir zaman içinde bile Allahü tealaya asi olmazlar ve insanlar gibi günah işlemezler. Meleklerin en üstünleri, Cebrail, Mikail, Israfil, Azrail "aleyhimüsselam" dır.
Meleklerde, erkeklik, dişilik olmaz. Piyasada birçok yerde kanatlı kadına benzer resimler var. Böyle resimler, hıristiyan hurafeleridir. Hıristiyanlar, melekleri haşa Allahın kızları olarak bilirler, böyle inanırlar. Bu şekilde inanmak, böyle resimlere hürmet edip, yukarı asmak çok tehlikelidir. Bu resimler, ele geçtiğinde hemen yırtıp atılmalıdır.

3.kitaplara iman:
Amentüdeki, "Ve kütübihi" ifadesi, Allahü tealanın kitaplarına inandım, iman ettim, demektir.
Kur'an-ı kerimde bildirilen, yüzdört kitaptır. Yüzü küçük kitaptır. Bunlara (suhuf) denir. Ve dördü büyük kitaptır. Bunlardan Tevrat, Musa aleyhisselama, Zebur, Davüd aleyhisselama, Incil, İsa aleyhisselama, Kur'an-ı kerim, Muhammed aleyhisselama gönderilmiştir.
Kitapların hepsini, Cebrail "aleyhisselam" getirmiştir. En son, Kur'an-ı kerim nazil olmuştur. Kur'an-ı kerim gönderilince, diğer kitaplar neshedilmiş, ya'ni yürürlükten kaldırılmıştır. Kur'an-ı kerimin gelmesi az az, ayet ayet olmuş ve yirmiüç senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar bakidir. Ya'ni geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve tebdil ile tahriften ya'ni insanların değiştirmelerinden mahfuzdur. Korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan dinden çıkar.

4.Peygamberlere iman:
Amentüdeki "Ve rusulihi" kelimesi, "Allahü tealanın Peygamberlerine iman ettim", demektir.
Peygamberlerin ilki Adem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallAllahü aleyhi ve sellemdir. Bu ikisinin arasında, çok peygamber gelmiş ve geçmiştir. Peygamberlerin sayısı kesin belli değil. Kitaplarda, 124 binden fazla peygamber geldiği bildiriliyor.
Peygamberleri diğer insanlardan ayıran sadece onlara mahsus özellikler vardır. Peygamberler hakkında bilmemiz lazım olan sıfatlar ya'ni peygamberlere mahsus olan özellikler yedidir: Sıdk, Emanet, Tebliğ, Ismet, Fetanet, Adalet, Emnü'l-azl.
Bunların kısaca ma'naları da şöyledir:
 
1- Sıdk: Bütün peygamberler, sözlerinde sadıktır. Ya'ni doğrudur.
2- Emanet: Peygamberler emanete asla hıyanet etmezler.
3- Tebliğ: Peygamberler, Allahü tealanın emir ve yasaklarının hepsini ümmetlerine bildirirler.
4- Ismet: Peygamberlerin hepsi, büyük ve küçük, bütün günahlardan uzaktırlar. Peygamberlikleri bildirilmeden önce de, bildirildikten sonra da hiç günah işlemezler. Insanlardan, ma'sum, günahsız olan, yalnız peygamberlerdir.
5- Fetanet: Bütün Peygamberler, diğer insanlardan daha akıllıdırlar.
6- Adalet: Peygamberler adildirler. Kimseye haksızlık yapmazlar.
7- Emnü'l-azl: Peygamberlik görevinden alınmazlar.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #7 : 06 Mayıs 2010, 13:30:10 »

5.Kıyamet gününe iman
Amentünün, Ya'ni imanın beşinci şartı, kıyamet gününe inanmaktır.
Amentüdeki, "Vel-yevmil ahiri" ifadesi, "Ben, kıyamet gününe inandım, iman ettim" demektir. Kıyamet günü, kabirden kalkınca başlar, insanlar Cennete ve Cehenneme gidinceye kadar devam eder.
Cennet ve Cehennem ve mizan, ya'ni sevabların ve günahların tartıldığı terazi ve Sırat köprüsü, haşr ya'ni toplanmak ve neşr ya'ni Cennete ve Cehenneme dağılmak, hep kıyamet gününde olacaktır.
Kabir azabı vardır. Kabirde münker ve nekir adındaki iki melek sual soracaktır.
Kabir sualleri çok önemlidir. Bunları herkesin bilmesi, çocuklarına da öğretmesi lazımdır. Kabirde şu sualler sorulacaktır:
Rabbin kim? Dinin hangi dindir? Kimin ümmetindensin? Kitabın nedir? Kıblen neresidir?
Müslümanlar bu suallere şöyle cevap verirler:
Rabbim Allah, Dinim islam dinidir. Muhammed aleyhisselamın ümmetindenim. Kitabım, Kur'an-ı kerimdir. Kıblem, Ka'be-i şeriftir.
İmanı olan cevap verecek, imanı olmıyan cevap veremiyecektir. Doğru cevap verenlerin kabri genişliyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir.
Bu suallere cevap veremiyenler, kabirde azab görecek, bağırmasını, insandan ve cinden başka her mahluk işitecektir. Cehennemden bir pencere açılacak, sabah akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azablar çekecektir.
 
6.hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmak
Amentüdeki, "Ve bil-kaderi hayrihi ve şerrihi minAllahi teala" demek, "Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, olmuş ve olacak şeylerin cümlesi, Allahü tealanın takdiriyle, ya'ni ezelde bilmesi ve dilemesi ve vakitleri gelince yaratması ile ve levh-i mahfuza yazmasıyla olduğuna inandım, iman ettim. Kalbimde, asla şek ve şüphe yoktur." demektir.
Bu, kaza kadere inanmak demektir.
Kaza, kader, ya'ni alın yazısı, bir insanın doğumundan, ölümüne kadar, başına gelecek, işlerdir. Kaza da, bu işlerin başa gelmesidir.

Amentünün sonundaki, Kelime-i şehadetin kısaca ma'nası da şöyle:
"Eşhedü en la ilahe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh" demek, "Ben şehadet ederim ki, Allahü tealadan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam O'nun kulu ve resulüdür" demektir.
Peygamber efendimiz, imanın esaslarını bu şekilde ifade buyurmuştur. Bir kimsenin müslüman olabilmesi için, bu altı esasa inanması, şüphe etmemesi şarttır.
Biz gaibe iman ettik... Bizim imanımız gaibedir, zahire, görünüşe değildir. Zira biz, Allahü tealayı, gözümüzle göremedik. Fakat görmüş gibi inandık, iman ettik. Gaibi ancak Allahü teala bilir ve dilediklerini dilediklerine bildirir. Gaib demek, duyu organları ile veya hesap, tecrübe ile anlaşılmıyan demektir.
Haramı haram, helalı helal bilip, i'tikad etmeli, inanmalıdır.
Allahü tealanın azabından emin olmayıp, daima korkmalı ve her ne kadar günahkar olsa da, Allahü tealanın rahmetinden ümit kesmemelidir. Aksi takdirde imandan çıkılır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #8 : 08 Mayıs 2010, 19:24:56 »

Tasdik ve İnkâr Bakımından İnsanlar Kaça Ayrılır?

Üçe ayrılır:
1 - Mü'minler,
2 - Kâfirler,
3 - Münâfıklar.
- İslâm dîninin inanılması farz olan temel hükümlerine tereddütsüz inanıp tasdik eden kimseye mü'min denir.
-Âmentü'de yer alan îmanî esaslardan veya Allah'ın uyulmasını farz kıldığı emir ve yasaklarından herhangi birine inanmayan kimseye kâfir denir.
- Dışa karşı inanmış görünüp de kalbinden inkâr eden kimseye münâfık denir.
İmanın Mahiyeti Nedir?
İmân, mâhiyet itibariyle, Allah'ın insanlara en büyük lütuf ve ihsanıdır. Allah onu dilediği kullarına nasib eder. Ne var ki bu nasiplenmede, kulun hiçbir rolünün olmadığı da söylenemez.
Bil'akis, insan önce kendi tercih ve iradesini kullanarak, îman ve hidâyete istekli olacaktır. Bu talep ve istek üzerine Cenâb-ı Hak da ona îman ve hidâyet nasip edecektir. Bu sebeble İslâm büyükleri îmanı, "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, o kulun cüz'î irade ve ihtiyarını sarfetmesinden sonra koymuş olduğu bir nûrdur" diye tarif etmişlerdir.
 
Günümüzde Taklidî İman Kâfi midir?
Yukarıda belirttiğimiz gibi bu zamanda taklidî îman pek çok vesvese ve şübhelerle karşılaşmakta ve o şübheler karşısında sarsılıp yıkılmaya mâruz bulunmaktadır. Taklidî îmanın eskiden yeterli olduğu halde, günümüzde yetersiz kalış sebebini, Ali Fuad Başgil, şu şekilde îzah etmektedir:
"İnsanlar her devirde din ve mâneviyat kuvvetine muhtaç olmuşlardır. Fakat bu ihtiyaç, zamanımızda bir zaruret hâlini almıştır. Eskiden atalarımız gayet basit bir din bilgisi ve görenek hâlinde "taklidî" bir îman ile rahatça yaşıyorlardı. Çünkü onlara bütün içtimaî muhît (çevre) mâneviyat telkin ediyordu. Bugün durum tamamıyle değişmiştir. Din duygusu zayıflamış, eski dinî hürmet terbiyesi yerini, küstahca bir saygısızlık almıştır. Bugün aile daralmış ve bağları gevşemiştir. Aile yükü sırf karı-kocanın omuzlarına çökmüş, ana-babalar iktisadî ihtiyaçlar karşısında çocuklarının dinî terbiyesine yetişemez olmuşlardır. Öbür taraftan mektep ve üniversiteler âdeta din aleyhtarı propaganda ocakları hâlini almıştır. İnatçı münkirlerin tezyif ve temerrüdleriyle bir kat daha bulanıklaşan böyle bir hava içinde, bugün artık basit bir din bilgisi kâfi gelmez olmuştur.

İnsanlar Bu Dünyaya Ne Halde Gelirler?
Bütün insanlar, bu dünyaya İslâm fıtratı üzere, yani, Müslüman doğarak gelirler. Sonradan büyüyünce herbiri ya kendi akıl ve iradesini iyiye kullanarak İslâm fıtratı üzere yaşamaya devam eder, Müslümanca bir hayat sürerler...
 Veya menfî çevrelerin te'sirinde kalarak, bu temiz fıtratlarını değiştirir, İslâm'ın dışında bir hayat sürmeye başlarlar. Bu hususa Peygamberimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şu şekilde işaret buyurmuşlardır:
 "Her doğan, İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra onu, anası - babası (yakın çevresi) Yahudî, Hıristiyan ve Mecusî yapar."
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« Yanıtla #9 : 09 Mayıs 2010, 19:59:48 »

Otuziki farz

Her müslümanın, otuziki farzı bilmesi lazımdır. Otuziki farz şunlardır:
İmanın şartı 6,
İslamın şartı 5,
Namazın farzı 12,
Abdestin farzı 4,
Guslün farzı 3,
Teyemmümün farzı 2.
Imanın altı şartını bundan önceki yazımızda geniş olarak bildirmiştik.
Islamın beş şartı ise,
Kelime-i şehadet,
namaz kılmak,
zekat vermek,
oruç tutmak ve
hacca gitmektir.
Zekat ve Hac gibi bazı ibadet bilgilerini belli maddi şartlara sahip olduktan sonra öğrenmek farz olur ise de iman ve namaz bilgilerini herkesin mutlaka öğrenmesi lazımdır.
Namazın oniki şartından biri, hadesten taharettir. Yani cünüp olanın gusül abdesti alması, namaz abdesti olmıyanın namaz kılmak için, namaz abdesti almasıdır. Namazın doğru olması, abdestin ve guslün doğru olmasına bağlıdır. Cünüp olan herkesin gusletmesi farzdır. Namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zaman kalınca, gusül abdesti alması farz olur.
Bu müddet, öğleyi kılmamış kimse için, ikindi vaktine kadar yani gusledip öğleyi kılabileceği vakte kadardır. Öğleyi kılmış kimse için ise, ikindinin sonuna kadardır.
Fakat en güzeli vakit geçirmeden hemen gusletmektir. Bildirilen bu müddetler, herhangi bir mani, engel olduğu zaman içindir. Namaz kılmıyan kimse vaktin sonuna kadar mutlaka gusletmesi lazımdır.
Guslü geciktirmeden almak çok sevaptır. Resulullah efendimiz buyuruyor ki:
(Gusül abdesti almağa kalkan bir kimseye, üzerindeki kıllar adedince yani pekçok sevab verilir. O kadar günahı affedilir. Cennetteki derecesi yükselir. Guslü için ona verilecek sevab, dünyada bulunan herşeyden daha hayırlı olur. Allahü teala, meleklere," Bu kuluma bakınız! Üşenmeden kalkıp, benim emrimi düşünerek, cenabetlikten guslediyor. Şahid olunuz ki, bu kulumun günahlarını af ve magfiret eyledim." buyurur.)
Başka bir hadis-i şerifte de,
(Kirlenince, çabuk gusül abdesti alın! Çünkü kiramen katibin melekleri, cünüp gezen kimseden incinir) buyuruldu.
Islam alimlerinin büyüklerinden Imam-ı Gazali hazretleri, "Tanıdığım vefat etmiş bir kimseyi, rü'yamda gördüm. Bana dedi ki, bir miktar, cünüp kaldım. Şimdi üzerime ateşten gömlek giydirdiler. Hala ateş içindeyim." dediğini nakleder. Tabii ki buradaki miktar, biraz önce bahsettiğimiz müddeti aşan miktardır.
Cünüp gezmek çok büyük günahtır. Bunun için ne yapıp yapıp en kısa zamanda gusletmelidir. Hele hele günlerce cünüp olarak gezmek bir müslümanın yapacağı iş değildir. Dedelerimizden, babalarımızdan, buz tutmuş nehirin buzunu kırıp gusül abdesti aldıklarını çok işittik.
Hadis-i şerifte, (Resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez.) buyuruldu.
Cünüplüktün gusletmek sadece namazla ilgili değildir. Yani namaz kılmayanın da gusletmesi şarttır. Melekler, zamanında gusül almayana la'net eder. Yani cünüp gezmek büyük bir günah, namaz kılmamak da başka büyük bir günahtır. Namaz kılmıyan guslederse, hiç olmazsa büyük günahların birinden kurtulmuş olur.
Herhangi bir özürle gusledememiş ise veya gusül abdesti almanın farz olduğuna inanıyor, tenbellikle almıyor ise dinden çıkmaz. Büyük günah işlemiş olur. Ancak, gusletmenin lüzumuna inanmıyan, gusletmediği için hiç üzülmiyen, gusletmek aklına bile gelmiyen kim olursa olsun, dinden çıkar, kafir olur.
Sünnete uygun gusletmek
Guslün farzı üçtür:
1- Ağzın içini iyice yıkamak.
2- Burnu yıkamak.
3- Bedenin her yerini yıkamaktır.
Her ibadeti Peygamber efendimizin bildirdiği şekil ile yani sünnet üzere yapmak lazımdır.
Sünnet üzere gusül abdesti almak için, önce, temiz olsa da iki eli ve avret yerini yıkamalıdır. Sonra bedeninde necaset varsa buraları yıkamalı, bilahare tam bir abdest almalı, yüzü yıkarken Allah rızası için gusle niyyet etmelidir. Sonra bütün bedene üç def'a su dökmelidir. Önce üç def'a başa, sonra sağ omuza, sonra sol omuza dökmeli, her döküşte, o taraf tamamen ıslanmalıdır.
Gusül abdesti almak çok kolaydır: Şöyle ki, duşun altına girip, ağzına, burnuna su verip bütün vücudunu baştan ayağa yıkayan, ıslatan gusletmiş olur. Mesela yazın, denize dalıp, çıkarken de ağzına burnuna su alan gusletmiş olur. Bu kadar kolaydır.
 
Cünüp iken, tırnak kesmek, saç-sakal tıraşı olmak ve başka kılları kesmek mekruhtur. Kadınlık hali buna dahil değildir. Yani kadın bu halde iken, saç, tırnak kesebilir.
Deriye yapışmış, hamur, mum, sakız, yağlı boya gibi şeyler altına su geçirmediği için, gusle manidir. Bunun için bilhassa kadınlar arasında çok yaygın olan, tırnaklara sürülen oje de gusle manidir. Çünkü, tırnak üzerinde bir tabaka teşekkül ediyor. Altına su geçirmiyor. Tırnakların üzerini yıkamak farzdır.
Saç boyaları genelde kına gibidir. Kına altına su geçirdiği için saç üzerinde yağlı boya gibi tabaka teşekkül ettirmediği için gusle mani değildir. Altına su geçirmiyorsa tabii ki o zaman mani olur.
Dişlerin arasında ve diş çukurunda bulunan yemek artıklarının altına su geçmezse, altı yıkanmazsa gusül abdesti geçerli olmaz.
Ağzın içini yıkamak, iğne ucu kadar ıslanmamış yer bırakmamak farz olduğu için, buna mani olan herşey guslü geçersiz kılar. Her halükarda, ağzın içi mutlaka yıkanacak, her tarafına su değecektir.
Küpe deliğinde, küpe yoksa ve delik açıksa kulağı ıslatırken, delik ıslanırsa yetişir. Islanmazsa, deliği parmakla ıslatmalıdır. Bütün bunlarda ıslandığını çok zannetmek yetişir.
Gusül abdestinden sonra, vücutta altına su geçirmiyen bir yer mesela, yağlı boyalı bir yer görülse veya ağzını veya başka yerini yıkamağı unutan hemen boyayı slatması kafidir. Namaz kılsa, sonra hatırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar kılar.
Vücudun herhangi bir yerine dövme yaptırmak haramdır. Yaptırmamalıdır. Yaptırılmış ise deriyi kazımak gerekmez. Dövme, derinin üst yüzeyinin ıslanmasına mani değildir. Bunun için de gusle zarar vermez.
Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israf olup, haramdır. Peygamber efendimiz, yaklaşık 875 gr. su ile abdest alır, 4.2 litre su ile guslederdi.
Guslederken, kirden de temizlenmek istenirse o zaman, önce gusledilir. Bundan sonra da, kirden temizlenmek için yıkanılır. Veya, önce kirden temizlenir, banyodan çıkacağı vakit, gusül abdesti alır. Bu takdirde kirden temizlenene kadar gereken su harcanabilir.
Gusülden önce, idrar çıkararak, idrar yolunda kalmış olan meni parçasını çıkarmak, sonra gusletmek lazımdır. Idrardan sonra gelen parçalar guslü gerektirmez. Eğer idrara çıkılmamış ise tekrar gusletmek gerekir.
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] 2 3 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İMAMI RABBANİMDEN HAYAT DERSLERİ İslam Alimleri ve öncüleri vuslat 1 220 Son Mesaj 20 Ocak 2008, 23:48:27
Gönderen: diyar2
S.A ÇOK öNEMLİ BİR KONU YARDIMCI OLABİLİRMİSİNİZ??? Kürtçe Eserler kafkasların şamili 5 656 Son Mesaj 21 Temmuz 2009, 22:56:00
Gönderen: kafkasların şamili
DÎNİN TEMELİ FIKIH İLMİDİR! Fıkıh Köşesi MERXAS 0 150 Son Mesaj 22 Ocak 2010, 15:37:58
Gönderen: MERXAS
ALİ KÜÇÜK HOCA TEFSİR DERSLERİ (48 SURE) Sohbetler/Seslendirme KeRvAnCaN 6 2019 Son Mesaj 27 Eylül 2010, 09:17:48
Gönderen: KeRvAnCaN
öNEMLİ Serbest Bölüm Âl-i İmran 6 329 Son Mesaj 17 Eylül 2010, 15:02:07
Gönderen: vuslat
KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Serbest Bölüm ensar-muhacir 3 111 Son Mesaj 23 Aralık 2011, 18:11:20
Gönderen: MUHACİR
FIKIH ÖĞRENİMİ Fıkıh Köşesi ebudüccane 1 40 Son Mesaj 04 Nisan 2012, 14:15:16
Gönderen: ebudüccane