0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Filistin Ümmetin Davasıdır  (Okunma Sayısı 105 defa)
kuranehli
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1469


"Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar"


« : 08 Ocak 2009, 11:13:42 »

Filistin Ümmetin Davasıdır
Hamd, Alemlerin tek sahibi olan Allah’a, Salat-u Selam, kurtuluş rehberi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, Ehl-i Beytine, seçkin yarenlerine ve İslam’a gönül vermiş tüm gönül dostlarının üzerine olsun.

Yaratan Cenab-ı Allah (c.c.), saadet yolunu insanlığa göstermek üzere göndermiş olduğu Server-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) vasıtasıyla, kıyamete dek varolacak bir nur ile bizleri sürura davet etmekte ve şefkatini üzerimizde hissettirmektedir. Bu nur ve sürura erebilmek için, bizzat bu yolun rehberi olan Hz. Peygamberin hayatıyla, bizlere apaçık şekilde ne gibi bedeller ödemek gerektiğini gözler önüne sermektedir. Bu bedeller sayesindedir ki, izzet ve saadet Müslümanlara pay olmuş, inanan gönüllere huzur dolmuştur. Ancak şu da bir gerçektir ki, bedel ödemekten kaçınma, çok daha ağır bedeller ödemeyi, zillet ve esaret altında yaşamaya mahkum olmayı beraberinde getirmektedir.

İşte bu sebeple, iki ayrı bedelin netice itibariyle mahiyetini idrak etmiş nice yiğitler, dünyanın dört bir yanında zillete karşı, izzetli bir mücadele örneği göstermekte ve bedel ödemekten çekinmemektedirler. Allah’a layıkıyla vasıl olmanın gereği de budur zaten. Yüce Mevla, murad ettiğini de bu imanlı gönüllerle, bu Rabbanilerle gerçekleştirmektedir. Bazen de gafletle perdelenmiş kalplerin uyanması ve izzetin inananlara nasip olması için şefkat tokatları zuhur etmekte, uyanışa vesile olmaktadır. Tabi buna layık olanlar için…

İnsanlığı bu uyanışla şahlandıran kuvvet ve cesareti veren de yine Allah u Teala’nın bizler için tek yol olarak seçtiği İslam davasının etkileyici gücüdür. İslam, bir hayat nizamıdır ve zilleti de kesinlikle kabul etmemektedir. Zaten bundan dolayıdır ki, tarih boyunca sömürü düzenleri emperyalist emellerle vahşet sergilerken en büyük tehdit olarak İslam’ı görürler.

Çünkü İslam, adalet, huzur ve saadetin teminatıdır. Bu da insanlığı köleleştirmek, bilinçsiz insan yığını oluşturmak ve dünya düzenini tekellerine almak isteyen sömürgeciler için en büyük engeldir. Bu sömürge ruhunu taşıyan ve bir zulüm şebekesi olan Siyonist İsrail de bunun en büyük örneklerinden biridir. Genelde, Siyonizm düşüncesini taşımayan tüm insanları (hatta bazı yahudileri bile), özelde ise, bizzat zulmün mağdurları olan mazlum Filistin halkını kendileri için birer köle gibi görmektedirler. Dolayısıyla siyonizm ile mücadele, sadece Filistin halkı için değil, ümmet için bir sorumluluktur. Evet, Filistin davası, Kudüs davası, ümmetin davasıdır. Bu mekân, bizzat Allah u Teala tarafından İsra Suresi’nde şöyle tanımlanmaktadır:

‘Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.’ (İsra: 1)

Resul-i Zişan’ın Miraç mekânıdır bu mekân. Burası peygamberler diyarı olup, mücadele ortamı olmuştur tarih boyunca. Gaye; bir toprak parçasını elde etmek gibi basitleştirilmemelidir. Bu, İslam’ın kutsal bir beldesinin, Müslümanların ilk kıblelerinin, Rabb’ulalemine isyankar bir topluluğun kirli ayakları altında oluşuna karşı verilen izzetli bir direniş ve iman sahibi olmanın gereğiyle sahiplenilmesi gereken bir davadır.

Bazı değerler vardır ki, tavize tahammül edilmesi ve kaybedilmesi çok ağır sonuçlar doğurur. Bu değerler uğruna verilen mücadele ile hayat anlam ve kudsiyet kazanır. Zillet altında yaşamaya alışanlar bu izzetli direnişi anlamakta aciz kalırlar. Bu yolda direnenlerin bitmek bilmeyen mücadele aşklarını bilemezler. Ancak Filistin’e adanmış kahramanların, bedenen yanlarında olmasalar da, onların bu aşklarını gayet iyi anlayan yarenleri de vardır.

Bir Çeçen mücahidinin, Kudüs aşkını ‘Bedenimiz burada ama gönlümüz Kudüs’te’ sözleri ile ikrar edişi, yine dünyanın bir başka bölgesinde Irak’ta zulme direnen bir yiğidin kardeşleriyle birlikte verdiği mücadeleyi, Filistin davasının zeminine oturtması, bu davanın ümmetin yüreğinde bulunduğunu / bulunması gerektiğini gösteren örneklerdir.

Evet; Filistin davası ümmetin davasıdır. Ve ümmet bu davayı tanımak, anlamak ve sahip çıkmak zorundadır. Şehid Ayetullah Murtaza Mutahhari’nin şu ifadesi her şeyi çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Şöyle diyor Şehid; ‘Eğer Hz. Hüseyin bugün yaşasaydı ve aramızda olsaydı, vereceği mücadele Filisin davası için olacaktı.’

Bu konuda başka bir yazarın şu ifadesi de Filistin davasının tüm boyutlarını net bir şekilde gözler önüne sermektedir;

‘Filistin meselesi geniş bir platformda ve çok boyutlu bir şekilde incelendiğinde, bu meselenin günümüzde yaşanan pek çok meseleyle doğrudan veya dolaylı bir bağlantısının olduğu görülür… Filistin cihadı, çağımız Müslümanlarının başlıca davalarındandır. Mescid-i Aksa toprakları Filistin’in tam manasıyla istiklali sağlanmadan, Ümmeti Muhammed’in dünya üzerinde hiçbir önemli etkinliği olmayacaktır. İşte bu gerçek karşısında ‘ben Müslümanım’ diyen herkesin, Filistin cihadına malıyla, canıyla, eliyle, diliyle ve kalbiyle iştirak etmesi lazımdır.’ (M.Ahmet VAROL, Filistin Davasının İslami Temelleri)

İşte, Filistinin bağrına bir çıban gibi çöken Siyonist İsrail’in 14 Mayıs 1948 yılında kuruluşundan bu yana yarım asırdan fazla zaman geçmiş, nice vahşetler yaşanmış ve halen de yaşanmaktadır. Ümmetin bu davayı tanıyıp buna bigane kalmaması, Siyonist İsrail’in sinsi emellerini engelleme yolunda bir umut ışığı doğuracak ve hem Filistin hem de tüm ümmet üzerinde rahmete vesile olacaktır inşAllah.

Ancak, ne yazık ki Siyonist terörün tüm zulümlerine rağmen direniş felsefesinin sekteye uğratılmasının planlandığı; teslimiyetçi bir mecraya taşınmasının hedeflendiği bir süreçte bu felsefenin İslami dinamizmle bütünleşme yoluna girip daha da güçlendiği bir zamanda Siyonistlerden çok, Siyonistleşenlerin paniğe kapılması ümmet adına elbette ki utanç verici bir tavır olmuştur. Ümmetin sadık temsilcilerinin yüreklerinin derinliklerinde barındırdığı Özgür Kudüs hayali, ne yazık ki, ümmetin imkânlarıyla beslenen hainlerin ihanet çabalarıyla akamete uğratılmak istenmektedir. Direniş ekolünün İslami temellere kaymasından sonra panikleyen ihanet şebekeleri, ihanet rejimleri, Kudüs işgalcilerinin safında Filistin evlatlarının bağrına kurşun saplama yarışına girişmişlerdir.

Özellikle Filistin davasının İslami ve de direniş odaklı bir dava olduğunun seçim sürecinde Filistin halkınca tescili anlamına gelen Hamas tercihi, sadece basit bir iktidar değişikliği tercihiyle izah edilemeyecek kadar anlamlıdır. Kimileri bu tercihin anlamından gafil olsa da, uluslararası emperyalizm, Siyonist rejim, dışarı ve içerideki işbirlikçiler bundan gafil olmadıklarını her fırsatta ortaya koymaktadırlar.

Hamas tercihi, Siyonist rejim için tehlikeli olduğu kadar sahte kahramanlıklarla adlarını duyuranlar için de bir o kadar tehlikeliydi. Bundan dolayıdır ki basit, yapmacık bir tiyatro sahnesine indirgedikleri Filistin davası etrafındaki sahte mücadeleyi bırakıp asli unsurlarına ve de asli görevlerine çekildiler.

Ocak–2006 seçimleriyle ortaya konan Hamas tercihi, olayların seyrini değiştirdiği kadar, safların netleşmesini de sağladı. Dünün sahte düşmanları aslında nasıl da dost ahbap ilişkisi güttüklerini ortaya koydu. Filistin üzerinde vesayet kurma peşinde olan despot rejimlerin, aslında Filistin düşmanlarının finansörlük/sponsorluk ilişkilerini hangi boyutlara vardırdığını gözler önüne sermiştir.

Hamas tercihi, elbette sıradan bir tercih değildir. Elde kalan bir avuç Filistin toprağının da Siyonistlere peşkeş çekilmek istendiği bir süreçte işgalci rejimin Gazze ve Batı Şeria’dan çekilmeye mecbur bırakılması, ideolojik temelleri, Filistin meselesine yaklaşım tarzı ve halka yaklaşım biçimleri, bu tercihin belirlenmesinde etkili olmuştur.

Siyonist rejim, gelecek için endişelenirken, dost sayılan kimi bölge rejimleri de Hamas tecrübesinin tahtları için tehlike arz edeceği vehmine kapıldılar. Bu ortak korku, bölge rejimleri ile Siyonist rejim arasındaki safları güçlendirirken içeride son kullanım tarihi geçmiş El-Fetih de bu koalisyonun tüm planlarını kendisi için yegâne kurtuluş reçetesi olarak görme yoluna gitti.

El-Fetih’ten belirli aralıklarla gelen haince kışkırtmalar zaman zaman geniş çaplı saldırılara dönüştü. Ancak en son geçtiğimiz şubat ayının başlarında Arabistan’da varılan anlaşma gereği ortak hükümet kurma çalışmalarıyla beraber iç çatışmaların da bir seçenek olmaktan çıkarılması üzerinde mutabakata vardılar. Hal böyleyken iç çatışmalar hiçbir zaman gerçek anlamda durmadı. Çünkü iç çatışmaya ayarlananlar, Filistin’in kendi iç dinamiklerinden kaynaklı reflekslerle hareket etmemekteydiler.

En son 9 Mayıs’ta tekrar alevlenen iç çatışmalar, Siyonist rejimin Gazze’ye müdahalesiyle ayrı bir boyut kazandı. İç çatışmaya endeksli bu satılmış güruh, fitne senaryosunun yaygınlaştırılması için her yolu mubah görecek kadar ahlaksız bir yöntem benimsemiş durumdadır. Son çatışmaların çıkış noktası olarak lanse edilen ancak Hamas’ın kesin bir dille yalanlamasına rağmen öldürülen kendi komutanları Ebu Cerad için Hamas’ı suçlayıp intikam naraları atmaları, fitne ateşine karşı olan kendi taraftarlarını tasfiye etme yoluna girdiklerinin ispatıdır. Bunun dışında Siyonist rejimin arananlar listesinin başında olan Hamaslı komutanları özellikle basın yoluyla teşhir edip ardından suikastlara girişmeleri, adam kaçırmalar, kaçırdıklarını işkencelerle şehid etmeleri, Hamaslı siyasi liderlere saldırı girişimleri, eğitim kurumlarını hedef almaları, camilerin basılıp içerisindekilerin silahlarla taranması gibi eylem biçimleri, bu grubun hangi noktada olduğunu açıklamaya yetmektedir. Üstelik iç çatışma için bahane arayan bu grubun, elindeki modern silahlarla, zırhlı araçlarla Gazze’de cirit atarken, Muşir El-Mısri’nin de dikkat çektiği gibi Siyonist ordunun saldırıları sırasında ortalıkta görünmemeleri anlamlı değil midir? Sadece bu son saldırılarda elli civarında kişi hayatını kaybetmiş, yüz elliye yakın kişi de yaralanmıştır.

Siyonist rejim uçaklarının her gün nokta atışlarıyla onlarca kişiyi şehid etmesi, Filistin davası üzerinde vesayet iddiasında bulunanlardan çıt çıkmaması, hatta bu vahşi saldırıların, Siyonist rejimin kendini savunma hakkına indirgenmesi…

Siyonist hedeflere fırlatılan Kassam roketleri için istihbarat başkanı vasıtasıyla Hamas’ı tehdit eden Mısır yönetiminden hiçbir tepkinin gelmemesi…

Hem winograt raporuyla zor günler yaşayan Olmert’in yardımına koşarak diyet borcunu ödemek için olmadık bir zamanda gündeme tekrar taşıdıkları sözde Arap Barış Planı ile en zor dönemlerinden birini yaşayan Siyonist rejime taze bir soluk aldırmak gibi ulvi (ünlem) Bir görev varken Filistinliler umurlarında mı..?

Hatta Siyonist rejimin içine düştüğü acziyetin bir ifadesi olarak, tekrar uygulamaya koyduğu Filistinli liderlere suikast planları ve bu amaçla Halid Meş’al ile İsmail Heniye’nin isimlerinin özellikle zikredilmesi, belki de en fazla söz konusu ihanet odaklarını sevindirmiştir.

Ancak hem Siyonist rejim, hem de ihanet odakları şunu iyi bilmelidirler ki, geçen her süre, onların aleyhine işlemektedir. Siyonist rejimle beraber Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’da duraksama dönemine girmiş bulunması, bağımlı rejimlerin paniklemesinin en önemli sebebidir. Katliamlarla, suikastlerle, ihanetlerle, insanlık dışı her türlü yöntemlerle milletler sindirilebilseydi, sindirilmiş ilk millet herhalde Filistinliler olurdu.

Ancak tüm imkânsızlıklara ve etrafını saran ihanet çemberine rağmen İsmail Heniye’nin şu anlamlı sözü, Filistinlilerin geleceğine dair önemli bir bakış açısı sunacak niteliktedir:

“Biz Hamas’a lider olmak için, bakan olmak için, başbakan olmak için değil, şehid olmak için girdik. Ya Zafer Ya Şehadet.”

Filistin direnişinin tarihi seyrini, mücadelesini ve fedakârlıklarını öğrenmenin, bizlere direniş bilinci konusunda yol gösterici işaret taşları taşıdığını daima hatırda tutmak temennisiyle,

Allah’a emanet olunuz.



 
Ahmet Yasin ÇINAR İnzar Dergisi YIL: 3 SAYI: 9 (Haziran 2007)
Moderatöre Bildir   Logged

¥üяєğiм∂є вiя  нicrαn yαrαsı vαя...ünlem
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Yusuf KARADAVİ--Ümmetin Uyanışının Nasıllığı ve Engelleri Aşmak İslam Alimleri ve öncüleri vuslat 2 327 Son Mesaj 08 Ağustos 2007, 09:42:51
Gönderen: serhatt
ümmetin olmayı beceremedim.. :( Hz.Muhammed (S.a.v) __elizan__ 7 457 Son Mesaj 16 Eylül 2007, 16:01:33
Gönderen: mizgina_islam_
Yaralı Filistinim Ümmetin Kalp Atışı Düşünce yazıları/Makaleler Şehid Rehber 2 310 Son Mesaj 15 Mart 2008, 20:48:38
Gönderen: Şehid Rehber
Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum! Filistin Özel __YaZ_yAğMuRu__ 2 149 Son Mesaj 18 Ocak 2009, 12:03:39
Gönderen: __YaZ_yAğMuRu__
Ümmetin Bunalımı Düşünce yazıları/Makaleler deniz_ 0 123 Son Mesaj 08 Kasım 2009, 13:00:54
Gönderen: deniz_
Ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum! Dua penceresi HabiR 4 245 Son Mesaj 09 Şubat 2010, 19:13:39
Gönderen: cürmümile
Ümmetin Yetimleri: Mazlum Halepçe'de Kürtler Resimler ve flashlar vuslat 2 886 Son Mesaj 20 Aralık 2010, 14:15:04
Gönderen: yas gülü