0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Fitne Kalkıncaya Kadar  (Okunma Sayısı 122 defa)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« : 18 Nisan 2011, 13:33:48 »

"Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah ne yaptıklarını görmektedir." (Enfal Suresi, 39)
İşte Allah yolunda cihadın her zaman için geçerli sınırı. "Fitne kalmayıncaya ve dinde tamamen Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın" emri yeryüzünde her zaman var olan pratik cahiliyye karşısında İslam'ın hareket metodunu ortaya koyar.
İslam; kulları, kullara kul olmaktan kurtaran hürriyet buyruğu olup -nefsani duygulara kölelikte bir çeşit kulluktur- Allah'ın alemlerin Rabbi oluşunu gerçekleştirmek için gelmiştir. Bu emrin ilanı her yönüyle beşer otoritesine karşı girişilen bir darbedir. Her ne şekilde olursa olsun insanların otoritesi altındaki düzenleri yerle bir etmek demektir. İşte İslam bu önemli görevini yapabilmek için şunları gerçekleştirmek zorundadır.
Bu dine boyun eğenlerin üzerindeki zulmü kaldırıp insanların sultasından kurtulduklarını bildirmesi ve her çeşidiyle kullara kul olmaktan kurtulup tek bir ilah olan Allah'a kul olduklarını göstermesi lazımdır. Bu ise ancak bu ilahi emre inanan, onu hayatında yaşayan; put ve putçularla cihad eden, bu dine girmek isteyenlerin karşılaştıkları engelleri kuvvet kullanarak yok eden ve tek kumanda altında imanlı kitlenin yetiştirilmesiyle mümkündür. Ki her ne şekilde olursa olsun Allah'ın uluhiyetini gerçekleştirmek için kulların kullara kulluğu prensibine dayanan sistemleri yıkması gerekir. Allah'ın dini hakim olmalıdır sadece. Şunu da bilmek gerekir ki: Bu din soyut inanç ve sembollerden ibaret olmayıp Allah'ın sultasına boyun eğmek demektir.
"Onlarla savaşın ki fitne ortadan kalksın din yalnız Allah'ın dini olsun, (yalnız ona tapılsın) Eğer (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur." (Bakara Suresi, 193)
Her*ne kadar bu ayet indiği zaman Arap yarımadasındaki insanları doğru yoldan ayıran, sapıttıran ve dinin yalnız Allah için olmasına engel olan müşriklerin kuvvetiyle karşılaşıyorsa da ayetin hükmü yol göstermesi bakımından genel ve manası süreklidir. Cihad kıyamete kadar devam edecektir. Her gün insanları hak dinden alıkoyan, İslam cemaati ise bu zalim kuvveti her an yıkmak, devirmek, insanları o kuvvetin baskısından kurtarmak ve Allah'ın kelamını onlardan korkmadan dinleyecekleri, işitecekleri ve Allah yolunu seçip ona yönelecekleri bir şekle getirmekle yükümlüdür. Fitnenin savaştan daha şiddetli olduğu açıklanıp kötülükleri saydıktan sonra fitneye engel olmak konusundaki ilahi kelamın tekrar; meselenin İslam nezdindeki önemini gösterir. Aslında İslam kendine inanan kişilerin yemden doğuşunu açıklayan yüce bir prensibi ortaya koyar. İnsan kıymetinin inancının kıymetiyle ölçüldüğü; insan hayatının terazinin bir tarafını, inandığı inancında terazinin diğer tarafına koyulduğu; fakat inanç kefesinin tercih edildiği bir nizamın doğuşu. Yine bu prensipte insanlığın esas düşmanlarının kim olduğu da ortaya çıkıyor. İnsanların asıl düşmanı inananları dinlerinden döndürmek isteyen ve sadece müslüman oldukları için Müslümanlara zulmedenlerdir. İnsanlığın esas düşmanları; insanlığı iyiliğin en önemli öğelerinden yoksun bırakan ve Allah'ın nizamıyla insanlar arasına engeller kuranlardır, işte İslam cemaatinin fitne kalmayıp, dinde yalnız Allah için oluncaya kadar savaşmaları ve buldukları yerde öldürmeleri gerekenler bunlardır. Kur'an'ın ilk nazil olduğu sıralarda, İslam'ın savaş konusunda emretmiş olduğu bu önemli esasın hükmü her zaman için geçerlidir. Her zaman çeşitli şekillerde inananların hakkında tecavüz edenler bulunmaktadır. Yine aynı şekilde fert ve cemaat halinde veya bütün bir millet olarak tüm Müslümanlar; bu zulüm ve fitnelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Her ne şekilde olursa olsun dininden döndürmek isteyen ve mü'mine zulmeden herkesin üzerine savaş açmak ve öldürmek, İslam'ın koymuş olduğu ve genel prensibi gerçekleştirmek farzdır.
Eğer zalimler zulümlerine son verir, insanlarla Râbbleri arasına girmekten vazgeçerlerse; artık onlara dokunulmaz. Zira cihad zalimlere karşıdır


Seyyid Kutub\Mevdudi Cihad


"Allah, mü'minlerden can ve mallarını, kendilerine verilecek cennet mukabilinde satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda savaşarak hem öldürür, hem de öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da verdiği hak bir va'adtir. Allah'tan daha çok ahdini yerine getiren var mı? öyleyse (ey mü'minler!) yaptığınız bu alışverişinizden dolayı sevinin. Çünkü bu alışveriş, büyük bir kurtuluştur." (Tevbe 111)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1145


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #1 : 28 Ağustos 2011, 14:14:15 »

Fitne Esnasında Mü'minin Tavrı
 
 
Ben-i Mustalik gazvesi esnasında Müslümanlar Müreysi suyunun başına vardılar. Oradaki bir kuyudan bir ensari ile bir muhacir su çekerken su kovaları birbirine karıştı ve kavgaya tutuştular.

Bunun üzerine Ensari, ensarlı Müslümanları, Muhacir ise muhacir Müslümanları yardımına çağırdı.

Bunun üzerine her iki grup da silahlarını çekerek karşı karşıya geldiler.

Fakat bir Müslüman araya girerek onları barıştırdı. Ensari hakkından vazgeçerek kardeşini affetti ve barıştılar.
 
 
Bu olayda ve bu olayın akabinde ortaya çıkan olaylarda alınması gereken önemli dersler vardır:
 
 
1 - Müslümanlar bazen nefislerine uyarak yapmamaları gereken İslam ahlakına aykırı bazı davranışlarda bulunabilirler.
 
Yukarıda bahsettiğimiz ensari ile muhacir arasındaki olay buna örnektir.

Fakat gerçek Müslümanlar olay esnasındaki kızgınlıkları veya olayın sıcaklığı geçince hemen hakka dönüp hata yaptıklarını anlarlar ve İslam'a aykırı olan davranışlarında ısrar etmezler.

Bu olayda da iki Müslüman kızgınlık anında İslam'a yakışmayacak kötü bir tavır sergilerlerken, kızgınlıkları geçince hemen hakka dönmüşler, birbirlerini affedip helalleşmişlerdir.

Toplulukta fitne çıktığı zaman, diğer Müslümanlara düşen, fitneyi çıkaran kişileri desteklemek değil, onların hatalarını onlara belirterek aralarını düzeltmek için gerekli tavrı göstermektir.

Bu olaydaki iki Müslümanı barıştıran Müslümanın tavrı bu hususa güzel bir örnektir.

 

İslam toplumu hata yapmayan meleklerden değil, yanılıp hataya düşebilen insanlardan müteşekkil bir topluluktur. Bu toplum içinde hata yapıp günah işleyen, nefsine uyan fertler de bulunabilir.

Fakat gerçek iman sahibi bir Müslüman hataları üzerinde ısrar etmez.

Toplum içerisinde hataya düşen Müslümanlar ortaya çıktığında; Müslümanların yapmaları gereken bu hataya düşen fertleri uyarıp ıslah olmaları için gerekli hareketleri göstermektir.

Fertler arasında bir fitne baş gösterdiği zaman, Müslümanın nefsani davranmaması, olaya tarafsız bakarak, hangi taraf haklı ise onun yanında yer alması gerekir.

 

Şüphesiz bir toplum içinde hata edip nefsine uyan fertler ne kadar az olursa o toplum o derece kaliteli olur.

Fakat asıl önemli olan fertlerin hiç hata işlememeleri değil, hata işleseler dahi hemen hatalarını anlayıp hatalarından dönmeleridir.

Allah-u Teâlâ bu özelliği mü'minlerin özellikleri arasında zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Onlar bir kötülük işlediklerinde veya nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah'ı anarlar ve günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'dan başka bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmezler." (Al-i İmran: 135)

 

Fakat münafıklar böyle değildir. Onlar meydana çıkan en ufak bir fitneyi, İslam toplumunu ifsat etmek için kullanırlar. Onlar çıkan bir fitneyi söndürmek yerine onu daha da körüklerler.

Onlar toplum içinde ıslah istemezler.

Onlar için Müslümanların fitneye düşüp İslam toplumunun zayıflamasından daha sevimli bir şey yoktur.

Onlar gördükleri her fitneyi Müslüman toplumunu yıkmak için bir malzeme olarak kullanırlar ve onun daha çok yayılması için adeta yangın üzerine benzin dökerler.

İşte bu fırka İslam toplumu için çok büyük bir tehlike arz eder.

 

Bu olayda da İbn-i Selul'ün sönmüş olan bir fitneyi İslam devletine ve Müslümanlara zarar verebilmek için tekrar canlandırıp körükleme gayretlerine şahit olmaktayız.

O halde Müslümanların fitne esnasında bir münafıklık alameti olan fitneyi körüklemeye yönelik her türlü hareketten kaçınmaları ve bu fitneyi ortadan kaldırmaya yönelik her türlü yola başvurmaları gerekir.

Bu şekildeki bir davranış nefse zor gelse bile hakiki iman sahibi bir Müslümanın seçmesi gereken tek yol budur. Müslümana düşen nefsi etkenleri bir tarafa bırakıp hak ne tarafta ise ona tabi olmaktır. Çünkü bir Müslüman ancak bu şekilde Allah-u Teâlâ'nın rızasına nail olabilir.

Allah-u Teâlâ fitne esnasında mü'minlerden istediği tavrı şöyle belirtiyor:

"Eğer mü'minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltiniz. Eğer bir taife haktan ayrılarak diğeri üzerine saldırırsa, saldıran taifeyle Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz ve adil davranınız. Çünkü Allah adil davrananları sever." (Hucurat: 9)
 
 
2 - Bu olayda daha henüz büluğ çağına gelmemiş veya yeni gelmiş bir Müslüman olan Zeyd b. Erkam'ın hareketleri ve takındığı tavır Müslümanlar için önemli bir örnek içerir.
 
İslam toplumu içindeki sinsi münafıklar Müslüman lidere ve Müslümanlara karşı çirkin bir plan hazırlıyor, Müslümanlar aleyhinde konuşmalar yapıyor ve çocuk olduğu için bu genci hiç önemsemiyorlardı. O bu konuşmaların Müslümanlar için ne kadar tehlikeli olduğunu görünce bu konuşmaları sonuna kadar dinledi ve iyice belleyip ezberledi.

Konuşmalar bitince de doğruca Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e gidip duyduklarını haber verdi. Sonuçta onun bu hareketi Müslümanlar için büyük faydalar sağladı ve onların başına gelmesi mümkün olan büyük bir zararı engelledi.

 

Zeyd b. Erkam'ın bu tavrı küçük-büyük, genç-yaşlı her Müslümanın ders alması, örnek edinmesi gereken bir tavırdır.

Müslüman bir ferdin İslam veya Müslümanlar aleyhinde bir söz veya plan işittiğinde bunu en kısa sürede liderine bildirmesi onun imanının gereği olan bir harekettir. Çünkü aksi bir tavır İslam'ın zararını istemek manasına gelir ki bu hiç bir Müslümanda bulunmaması gereken, ancak nifak ve küfür alameti olan bir özelliktir.

Ayrıca Müslüman bir ferdin böyle önemli bir haber duyduğunda bunu yaymaması ve doğruca lidere götürmesi çok önemlidir.

Allah-u Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:

"Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Rasûl'e veya kendilerinden emir sahiplerine götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana şeytana uyardınız." (Nisa: 83)
 
 
3 - Zeyd b. Erkam Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e gelip münafıkların konuştuklarını ihbar ettiğinde, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in bu olay karşısındaki tutumu, bizim için bir çok önemli dersler içermektedir.
 
O zamana kadar yalanına şahit olunmamış Müslüman bir genç gelip Müslüman toplum içinde şüpheli ve sabıkalı olan, fasıklığıyla tanınan ve hiç güvenilmeyen bir kişi hakkında bir bilgi getiriyor. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu bilgiye hemen inanmıyor ve meseleye açıklık getirecek çok önemli sorular soruyor.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:

"Sen belki de bunu ona kızdığın için söylüyorsun" diyor, buna karşılık; "hayır" cevabını alınca; "belki yanlış duymuşsundur" diyor.

O: "hayır" cevabını veriyor.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:

"Belki de sen yanlış anladın" diyor,

Erkam yine; "hayır" diyor.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gelen haberin doğruluğunu etkileyebileceğini düşündüğü her türlü sebebi ortadan kaldırıncaya kadar sorularını sürdürüyor. Olayın naklinde bir hata olmadığını ve yanlış anlaşılmanın olmadığını anlamasına rağmen; hüküm vermede acele etmiyor. Hüküm vermeden önce, biraz önce zikrettiğimiz onca kötü özelliğe sahip olan bu münafığı çağırıp, ona böyle bir şey söyleyip söylemediğini soruyor.

Abdullah b. Ubey b. Selül bu ithamı reddedip böyle bir şey söylemediğine dair yemin ediyor.

 

İşte bu noktada İslam'ın dakik bir prensibiyle karşılaşıyoruz.

İslam dininde hüküm zahire göre verilir. Şayet bir hakime bir ihbar gelirse, hakimin ilk yapacağı bu olayı getiren kimsenin olayı tam ve net olarak nakledip etmediğini araştırmak olmalıdır.

Bu konudan emin olduktan sonra, şayet ihbarı getiren kişinin, kendisinden başka bir şahidi veya delili olmazsa ve suçlanan kişi de o suçu işlemediğini söylerse, suçlanan kişiyi bu suçu işlemediğine dair yemin etmeye çağırır. Şayet suçlanan kişi yemin ederse, suç oluşmadığı için ceza uygulanamaz ve o kişiye suçsuz hükmü verilir.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de böyle yaptı.

Zeyd b. Erkam'ın kendisinden başka bir şahidi olmadığı için Ubey b. Selül'ü yemine çağırdı. O da yemin edince ihbarı yapan genç, yalancı durumuna düştü.

Delillere göre hüküm veren Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem o münafığa suçsuz hükmünü verdi.

İşte İslam'a göre hükmeden bir hakimin hüküm vereceği zaman kullanacağı ölçü budur.

Hakim delillere ve şahitlere bakar ve zahire göre hüküm verir. İslam'ın kaidesi budur. Hakim zahire göre verdiği bu hükümde tam isabet edemeyebilir.

Hakim daha sonra verdiği hükümde hata ettiğini görse de bu, onun daha önce verdiği hükmün hatalı olduğunu göstermez. Çünkü o olayların gaybi tarafını bilemez. Gaybi ve zanni şeylere dayanarak hüküm de veremez.

Bu olayda Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in Erkam'ın aleyhinde hüküm vermesi üzerine Erkam bu ise çok üzüldü ve durumu Allah'a havale etti. O'nun bu konudaki hükmünü beklemeye başladı. Sonunda gaybi bilgileri bütün incelikleriyle bilen Allah-u Teâlâ bu konudaki gerçek hükmünü vahiyle Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e bildirerek o münafığın yalancı, Müslüman gencin ise doğru sözlü olduğunu bildirdi. Allah bu olay hakkında Münafıkun suresinin tamamını indirdi.

"Münafıklar sana gelince: "Senin şüphesiz Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet ederiz" derler. Allah senin, kendisinin Rasûlü olduğunu bilir, bunun yanında Allah münafıkların yalancı olduklarını da bilir. Onlar yeminlerini kalkan edinerek Allah'ın yolundan alıkoyarlar. İşledikleri işler gerçekten ne kötüdür." (Münafıkun: 1-2)

Böylece ayetlerin gelmesiyle asıl hak ortaya çıkmış oldu.
 
 
4 - Abdullah b. Ubey b. Selül'ün suçlu olduğunun ortaya çıkması üzerine, onun Müslüman oğlu Abdullah'ın takındığı tavır bizim için önemli dersler içermektedir.
 
Abdullah babasına çok düşkün bir evlattı. Babasını çok sever, ona daima saygılı davranır ve bir evlat olarak ona karşı en ufak bir haksızlık yapmazdı. Bütün Müslümanlar da buna şahid idiler.

Babasına bu kadar düşkün olmasına rağmen Abdullah onun Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve İslam'a zarar vermeyi düşündüğünü öğrenince tereddüt etmeden Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e gelip, babasının kellesini bizzat kendisi uçurmak için izin istemiştir.

İşte İslam akidesinin fertler üzerindeki etkisi böyledir. Bu akide kalbe girdiği zaman, kalpte bu akideden daha üstün hiç bir şey kalmaz.

Bu akide sahipleri, bu akideye karşı geldiğinde, en sevdikleri kimselerin dahi en şiddetli hasımları olurlar. Onlar bu akideyi seven ve destekleyen kimseleri severler, bu akideye düşman olan ve onu yıkmaya çalışan kimseleri ise asla sevmezler ve bunlar en yakın akrabaları dahi olsa onları ortadan kaldırmakta bir an dahi tereddüt etmezler.

 

Burada değinmeden geçemeyeceğimiz önemli bir husus daha vardır.

Abdullah babasının suçlu olduğunu öğrenince; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip şöyle dedi:

"Ya RasûlAllah! Ben babama çok bağlı bir kişiyim. Şayet babamın öldürülmesi gerekiyorsa onu ben öldüreyim. Çünkü başkası öldürürse bu nefsime ağır gelir de ben de onu öldürürüm ve bir kafire karşılık bir Müslümanı öldürdüğüm için cehenneme girerim."

Abdullah'ın bu sözlerinde önemli bir incelik görüyoruz:

Müslüman fertlerin bazı zaafları olabilir. Bu zaaflardan dolayı diğer Müslümanlara bir zarar gelmemesi için, her Müslümanın varsa, bu gibi zaaflarını lidere bildirmesi gerekir.

Şayet lider zaaflarını bilirse fertlere ona göre davranır ve fertlerin bu zaaflarının tedavisi için çalışır.

Böylece hem fertler ıslah olur hem de diğer Müslümanlar bu zaaftan dolayı zarar görmezler.
 
 
5 - Abdullah b. Ubey'in sözleri Müslümanlar arasında yayılmaya başladı. Bu konuda daha henüz ilahi vahiy gelmemişti.
 
Bazı zayıf karakterli Müslümanlar İbn-i Ubey'in sözlerine kulak verip muhacirler hakkında ileri geri konuşmaya başladılar. Neredeyse Müslümanlar arasında büyük bir fitne çıkacaktı.

Bunun üzerine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hiç adeti olmamasına ve havanın da çok sıcak olmasına rağmen öğle vakti yola çıkma emri verdi. Müslümanları bütün gün yürüttü. Gece olunca yine yürütmeye devam etti ve sabaha kadar yürüdüler.

Ertesi gün yine güneş onları yakıncaya kadar yürüttü.

Sonra Müslümanlar konakladılar. Fakat o kadar yorulmuşlardı ki çok geçmeden yorgunluktan dolayı yerde uykuya daldılar.

Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların dikkatini başka bir yöne çekerek büyük bir fitnenin çıkmasını önledi. Zira olay sıcakken fitne çıkma olasılığı daha büyüktür.

Bu olayda da Müslüman lider için önemli bir hususa işaret vardır.

Böyle bir fitne ortamında Müslüman liderin gerek Müslümanların dikkatini başka bir konuya sevk etmek gerekse daha uygun bir yol bularak fitneyi engellemek için gerekli tedbirleri alması gerekir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
fitne katilden beterdirr..!!! Düşünce yazıları/Makaleler mizgina_islam_ 3 228 Son Mesaj 02 Kasım 2008, 00:09:57
Gönderen: intifada
Fitne Kalkıncaya Kadar Düşünce yazıları/Makaleler seriyye 0 111 Son Mesaj 19 Şubat 2009, 02:41:10
Gönderen: seriyye
Fitne Kalkıncaya Kadar Tevhid Ve Akaid hamza01 1 141 Son Mesaj 21 Eylül 2009, 12:42:10
Gönderen: Bişnev
Kalbin Kadar Özgür Ol ~ Kalbim Kadar Tedirgin Şiir Pınarı züleyha 1 647 Son Mesaj 21 Aralık 2009, 08:29:13
Gönderen: MERXAS
Fitne görüntüleri montaj ve sahtedir Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 158 Son Mesaj 08 Ocak 2010, 07:22:08
Gönderen: musabbinumeyr29
Fitne çıkarmak Fıkıh Köşesi MERXAS 1 203 Son Mesaj 28 Ocak 2010, 13:05:48
Gönderen: kilimce
Fitne Kaynağı Yahudi Hadis-i Şerifler hamza01 0 168 Son Mesaj 15 Şubat 2010, 00:55:03
Gönderen: hamza01