0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 16 17 [18] 19 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: HADİS OLARAK UYDURULMUŞ SÖZLER  (Okunma Sayısı 9518 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #170 : 24 Haziran 2011, 14:23:29 »

100. HADİS: 'Türkün zulmü olsun, arabın adaleti ol­masın". [192] İbnü'd-Deyba' diyor ki: Düşük bir sözdür, hadis değildir. Ben de derim ki: Bilakis bu, açık bir inkarcılıktır.

101. HADİS: "Açhk kâfirdir. Onu öldüren Cennet eh-lindendir". Aslı yoktur.

102. HADİS "Cîze, [193] Cennet bahçelerinden bir bah­çedir.   Mısır  Allah'ın  yeryüzündeki  hazineleridir".[194]

Askalanî diyor ki: Bu yalandır, uydurmadır.

103. HADİS: "Bana sizin dünyanızdan (üç şey) kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Namaz gözümün nuru kılındı".[195]

Bu hadisi Nesaî ^ü^ezz'inde, Taberanî Evsafta rivayet etmiştir. Gazzalî ve başkalarının ifadelerinde yer alan (Selâs-Üç) kelimesi hakkında İmam İbn Fûrek zorlama a\ çıklamalar yapsa bile, hadis hafızlarının dedikleri gibi, bu kelimenin aslı yoktur. Doğrusunu bilen Allah'dır.[196]

104. HADİS: "Ümmetimden hilâlleyenler ne güzel­dir!.." [197] Saganî: Bunun uydurma olduğu açıktır, demiş ve bunu abdest alırken parmaklarını hilâllemek veya yemekten sonra  dişleri temizlemekle  açıklamıştır.[198]

 (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Saganî'nin bu hadis hakkındaki uydurma olduğu iddiası kabul edilemez.)[199]

105. HADİS:  "Kediyi sevmek imandandır". [200]  Uy­durmadır. Bu hükmü Sagani ifade etmiştir.

106. HADİS:
"Vatanı sevmek imandandır". [201] Hadis hafızlarına göre bunun aslı yoktur.

107. HADÎS: "Sevgili, sevgilisine azab etmez". [202] Se-havî: Bu sözü merfû (Allah Resûlü'nün hadisi) olarak bilmiyorum, demiştir.

108. HADİS; "Hacûn ve Bakî iki uçlarından alınır ve Cennette saçılır". [203] Bu iki yer, Mekke ve Medine'nin mezarlıklarıdır. Bu hadisin aslı bilinmemektedir.

109. HADİS: "Mescidde konuşma, hayvanın otu ye­diği gibi, [204] haseneleri yiyip bitirir". [205] Bulunamamış­tır. Muhtasar 'da böyledir.[206]

110.  HADİS:  "Söz,  hiç   ara  vermeksizin peş   peşe söylenmez". Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

111. HADİS: "Ebrarın (salih kulların) güzel amelleri, Mukarreblere (Allah'a çok yakm kullara) göre günah sayılır". [207] Ebu Said el-Harraz'm sözüdür.[208]

112. HADİS: "Güzellik, rahmete vesiledir". [209] Tabi­înden Ebu Hazim'in sözüdür.[210]

113. HADİS: "Nafilelerinizi güzelce eda edin ki, farz-larınızdaki [211] eksiklikler bunlarla tamamlansın". [212] Bu lafızla aslı yoktur.[213]

114. HADİS: "Bir âlimin meclisinde bulunmak bin rekat namazdan daha faziletlidir..." [214] ihya'da. Ebu Zerr hadisi olarak bu şekilde zikredilmiştir. Irakî: "İbnüTCevzî, bu hadisi Mevzuat (Uydurma Hadisler) Kitabında Hz. Ömer hadisi olarak zikretmiştir. [215] Bu­nu Ebu Zerr tarikiyle bulamadım, demiştir.

115. HADİs: "Benim bir kişi için verdiğim hüküm, bir cemaat hakkında verdiğim hüküm gibidir". [216] Aslı yoktur. Bunu Irakî ve başkaları ifade etmiştir.[217]

116.  HADİS:   "(el-Hamdülillah)    Rahman'm   ridâ-sıdır". [218] Aslı bulunamamıştır.

117. HADİS: "Kızarmaya başlayınca bilirsin". [219] Ha­dis değildir.[220]

118. HADİS: "Çoluk-çocuğu olmayan bir toplumun eli boş kalır." [221] Mekhul'ün sözüdür.[222]

119. HADİS: "Yiyecek depolayan, gazaba uğrar." [223] Hadis değildir.[224]

120. HADİS: "Yahudilere muhalefet edin, sarıkları kuyruksuz bırakmayın. Zira sarıkların kuyruksuz ol­ması Yahudilerin kıyafetidir." [225] Süyûtî'nin zikrettiği" ne göre, aslı yoktur.

121. HADİS: "Dininizin yarısını Humeyra'dan [226] a-lın." [227] Bunun aslı bilinmemektedir.[228]

122. HADİS: "Benim hasmım, benim hükmümü ve­recek olandır." [229] Büyüklerden birine ait sözdür, hadis değildir.

123. HADİS: "Önemli kişi -yani meşhur- olmamak bir nimettir, halbuki hiç kimse böyle bir şeyi iste­mez." [230]  Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

124. HADİS:
"Allah'ın kulu için seçtiği şey, kulun kendi nefsi için seçtiği şeyden daha hayırlıdır." [231] Ha­dis değildir.

125. HADİS: "Karga ve benzerlerini görünce! (Ha­yırdır, hayırdır) denilmesi. [232] Hadis değildir.

126. HADİS: "Hayır, kıyamete kadar bende ve be­nim ümmetim dedir." [233] Askalânî diyor ki: Bunu -hadis olarak— bilmiyorum.
 
127.  HADİS: "Zâlimin ülkesi, bir müddet sonra bile olsa harabeye dönüşür." [234] Sehavî: Bunu —hadis ola­rak— görmedim, demiştir.

128. HADİS: "Yurtlarında olduğun müddetçe onlarla iyi geçin." [235] Sehavî diyor ki: Hadis olarak bilmiyorum.

129. HADİS: "Çoluk-çocuğunuza malınızın üçte birini vererek iyi geçinin." [236] Bunun aslı bilinmemektedir.

130. HADİS: "Cennetin kapısını çalmaya devam et." Peygamberimiz (s.a.v), bunu Hz. Aişe'ye söyledi. O da: Ne ile? diye sordu. Efendimiz (s.a.v): "Açlıkla", diye cevap verdi. [237] Irakî diyor ki: Bunun aslım bulama­dım.[238]

________________________________________________________________________________

[192] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s. 177;  Semhudî,   Gammaz:  s.58; Îbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.75; Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s. 184; Ac-lûnî, Keşf: 1/404; Kavukçî, Lü'lü': s.32.

[193] Cîze: Nil kıyısında, Kahire'ye yakın bir köydür, şimdi Ka~ hire'ye birleşmiştir.

[194] bkz. Sehavî, Makasıd s.178; Semhudî, Gammaz: s.58; İV nü'd-Deyba',  Temyiz: s.75; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.184; Aclûnî, Keşf: 1/405; Hut, Esne'I-Metalik s.124.

[195] bkz. Nesaî, Sünen: 7/61 No 3939 (Işretü'n-Nisâ: 1); Sehavî, Makasıd:   s.180;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.76;   Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 186; Aclûnî, Keşf: 1/405; Hut,'Esne'bMetalib: s. 125.

[196] imam İbn Fûrek'in sabit olmayan bazı uydurma hadisleri zorlama yorumları tenkit edilmiştir. Bu, onun uydurma hadis­lerin sabit olduğunu farz ederek bu hadislerin anlamı hakkında yaptığı şahsî içtihadıdır. Üstadımız Kevserî (r.a), Beyhakî'nin ebEsma   ve'sSıfat kitabına   yazdığı  uzun  mukaddimede   (Y) sayfasında şöyle  demiştir:  "İmam  Ebu Bekir Muhammcd  b. Hasen b. Fûrek'in Allah'ın sıfatları ile ilgili hadisleri te'vil ko­nusundaki kitabı meşhurdur.  İbn Fûrek,  çok zayıf ve çürük hadislere hiç temas etmeyip sadece sabit olan hadislerle yetin-seydi, yorumlarında daha isabetli olurdu".

Yine merhum üstadımız Kevserî,  el'Imta' bisîretıTImameyn Hasen b. Ziyad ve Muhammed b. Suca' isimli kitabında (s.64)

şöyle diyor: "Bazılarının bazı uydurma rivayetleri uydurma olduğunu kabul ettikleri halde yorumlamalarına gerek yoktur, İbn Fûrek ve başkalarının yaptığı gibi bu uydurma haberlerin sahih olduklarını farz ederek uzun uzun yorum yapmalarına da ihtiyaç yoktur." Zira yorum, sahih ve sabit olan rivayetler için yapılır. Bu rivayetler kesinlikle sahih ve sabit olmadığına göre bunların yorumuna ve tevcihine gerek yoktur.

[197] bkz. Ahmed b. Hanbeî, Müsned: 5/416; Münzirî,   Tergih: 1/132; Heysemî, Mecıneu'z-Zevâid: 1/235; İbnü'd-Deyba',  Tem­yiz: s.76; Âliyyü'1-Karî, Kübra: s.192; Aclûnî, Keşf: 1/412.

[198] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki)  Saganî'nin bu hadis hakkındaki uydurma  olduğu  iddiası kabul  edilemez.   Hafız Münzirî, bu hadisi  et-Tergîb  ve't-Terhîb' de (1/132-133)  Ebû Eyyûb el-Ensarî' (r.a) den şöyle rivayet etmektedir:

Allah Rasûlü (s.av) yanımıza geldi ve: — "Ümmetimden hilâlleyenler ne güzeldir!., "dedi. Ashab: -Hilâlleyenler   kimdir   ya   RasülAllah?   diye   sordular.   Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:

--'Abdest alırken parmak aralarını hilâlleyenler ve yemekten sonra dişlerini temizleyenlerdir. Abdestte hilâlleme ağza ve burna su vermek, parmak aralarını ıslatmaktır. Yemekten son­raki hilâlleme ise, diş aralarındaki yemek artıklarını temizle­mektir, insanla daima beraber olan iki melek için, namaza durduğunda dişleri arasında yemek artıkları görmelerinden daha sıkıntılı bir şey yoktur". Bu hadisi Taberanî Kebir' de rivayet etmiştir.

Yine Taberanî'nin Kebir' de ve İmam Ahmed'in Miisned'mde (5/416) Ebû Eyyub ve Atâ'dan rivayetlerine göre; Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: ''Ümmetimden abdest alırken parmak ara­larını hilâlleyenler ve yemekten sonra dişlerini temizleyenler ne güzeldir!.."''Bu hadisi Taberani Evsat'ta Enes hadisi olarak rivayet etmiştir. Hadisin bütün tarikleri Vasıl b. Abdurrahman erRakaşî'de birleşmektedir. Şube ve başka âlimler Vasıl'ı si­ka/güvenilir olarak kabul etmiştir."

Hafız Münzirî, bu hadise (an) lafzıyla başlamış, sonunda da senedi hakkında bilgi vermiştir. Bu hadis, Münzirî'nin kitabı­nın başında (1/3-4) belirttiği gibi; sahih veya hasen ya da buna yakındır ama zayıf değildir. Zira yine Münzirî, kitabının başın­da; "Hadis zayıf ise onun başında (Ruviye/rivayet olundu) lafzı­nı kullandığını ve bu durumda hadisin sonunda ravileri hak­kında söz söylemediğini" ifade etmiştir.

Hafız Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid'Ae (1/235) Ebu Eyyub (r.a) hadisini Taberanî'nin Kebirinden uzunca, yine Taberanî'nin Kebirinden ve İmam Ahmed'in Mû'snedinden kısaca naklet­miş; "Her ikisinin isnadlarmda (Vasıl er-Rakaşî) vardır. O da zayıftır", demiştir. Heysemî daha sonra Evsaf taki Enes hadi­sini nakletmiş ve "Senedinde ÛVIuhammed b. Hafs el'Ensarî) vardır. Bu raviyi tanıyan, tanıtan birini bulamadım", demiştir. Dolayısıyla hadisin sahih oluşu ihtilaflıdır.

Fakat Zehebî'nin Mizan' da (4/329) Hafız Münzirî'ye nisbet ettiği gibi; Hafız Münzirî (Vasıl eı-Rakaşî)'nin (Vasıl b. Abdurrahman er-Rakaşî) olduğunu belirtmiş; Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (11/104) bunu şu ifadesiyle reddetmiştir: "Bu ravi, Vasıl b. Abdurrahman Ebu Hurra el-Basrî'dir, Rakaşî değildir. Buharı Tarihinde, İbn Ebî Hatim el-Cerh ve'tr Ta'dil'de, Hazrecî Hulasa'da Vasıl b. Abdurrahman Ebu Hur ra'nin (Rakaşî) olarak nisbet edildiğini zikretmemiştir. İmam Ahmed'in Müsnedindeki senedinde ise babasının ismi zikre" dilmeksizin (Vasıl er-Rakaşî), şeklinde yer almıştır. Böylece Hafız Hcysemî'nin sözü tercihe layık olmuştur. Zira (Vasıl b. Saib er-Rakaşî), zayıf olduğunda ittifak edilen bir ravidir. Do­layısıyla hadis bu tarikten zayıftır, ama Saganî uydurma oldu­ğu açıktır dese de, uydurma değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır!..

[199] Parantez arasındaki bu ifade, bir önceki dipnotun başın­dan alınmış olup, önemine binaen dikkat çekmek için metne alınmıştır. (Çev.)

[200] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.191; Aclûnî, Keşi 1/415; Hut, Esne'bMetalıb: s. 126.

[201] bkz. Sehavî, Makasıd: s.183; Semhudî,  Gammaz: s. 60; İbnü'd-Deyba\   Temyiz: s.77; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.189; Ac­lûnî, üTesf 1/413.

[202] bkz. Sehavî, Makasıd: s.182; İbnü'd-Deyba1,  Temyiz: s.77: Aliyyü'1-Karî, üTüAra: fi.188; Aclûnî, /fe^f  1/411; Hut,  Esne'l Metalik s.129.

[203] bkz. Sehavî, Makasıd: s.185; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.78 ; Aliyyü'1-Karî, ATii/jıa: s.193; Aclûnî, iTe^f 1/419; Hut, &^e'7-M5ta.Mrs.13L

[204] Hadis, şu şekilde de nakledilmektedir:   "Mescidde konuş­ma, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, iyi amelleri yiyip bitirir."

[205] bkz.  Sefarînî,   GızâüTElbab Şerh ManzûmetıTÂdab: 2/2; Gazzalî, İhya: 1/152; Zebîdî, İhya Şerhi: 3/31; Sübkî, Tabakatü'ş-Şafiiyye: 4/145; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.194; Aclûnî, Keşi: 1/423.

[206]

[207] bkz. Sehavî, Makasıd; s.188; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.79; AliyyüTKarî, Kübra: s. 195; Aclûnî, Keşf: 1/428.

[208] Zehebî Iber'de diyor ki: "Ebu Said el-Harraz diye meşhur olan bu zat, sufiyye şeyhi büyük zahid Ahmed b. İsa'dır. 28ö yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

[209] bkz.   İbn  Abdil-Berr,   Nüzhetü'l-Mecalis:   2/19;   Sehavî, Makasıd:   s.188;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.79;   Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.195; Aclûnî, Keşf. 1/430; Hut, EsneTMetalib: s.132.

[210] Zehebî Iber'de diyor ki: "Bu zat, Medine'nin alim, zahid ve vaizi Ebu Hazim Seleme b. Dinar el-Medenî el-A'rac'dır. Güve­nilir bir zattır. Zamanında onun benzeri yoktu. Hikmetli sözleri ve   güzel   vaazları   vardı.   140   yılında   vefat   etmiştir."   Ebu Hazim'in; "Güzellik, rahmete vesiledir", sözü; bir şeyin güzelli­ği, ona rahmet ve şefkat gösterilmesine vesile olur, demektir. Bu sözün; Hafız İbn Abdü'Berr Nüzhetü'l-Mecalis kitabında (2/19-20) zikrettiği güzel bir hikâyesi vardır.

[211] Hadisteki  "feraizuküm"  kelimesi  kitapta  sehven  hatalı olarak (ferîzukum) şekilde yazılmıştır. Doğrusu, bu hadisi zik­reden diğer bütün kaynaklarda olduğu gibi "feraizuküm" şek­lindedir. (Çev.)

[212] bkz. Sehavî, Makasıd: s.188; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.80; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.195; Aclûnî, Keşf: 1/428; Hut,  Esne'l-Metalıb: s.127.

[213] Müellif Aliyyü'1-Karî, bu ifadeyle hadisin manasının sabit olduğuna  işaret   etmektedir.   Bu,   doğrudur.   Temim  ed-Darî (r.a)'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.av) şöyle buyur­muştur:  "Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği şey nama­zıdır.  Eğer namazı tam olarak eda etmişse,  ona  tam olarak yazıhr.   Tam olarak eda etmemişse, Allah  Teâlâ meleklerine şöyle buyurur: Bakın, kulum için farzlarım tamamlayacağınız nafile ibadet bulabilecek misiniz? Sonra zekât da aynı şekilde­dir.  Sonra diğer ameller de buna göredir". Bu hadisi İmam Ahmed (4/103), Ebu Davud (1/229 Salat 145), İbn Mace (1/458 İkame 202) ve Hakim (1/263) rivayet etmiştir. Zikredilen lafız, İmam Ahmed'e aittir. Bu hadis, nafilelerin farzların eksikliğini tamamlaması konusunda açıktır. Bu manada pek çok sahabî-den nakledilen başka sahih hadisler de vardır.

[214] bkz. İbnüTCevzî, Mevzuat: 1/223; Gazzalî, İhya: 1/9; Ac-lunî, KeşfAlAZZ.

[215] İbnüTCevzî, Mevzuat: 1/223; Bu, uzun bir hadis olup her cümlesi yalan olduğunu haykırmaktadır.

[216] bkz. Sehavî, Makasıd: s.192; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.81; AliyyüTKarî, Kübra: s.196; Aclunî,  Keşi: 1/436; Hut,  EsneT Metalıb: &.128.

[217] Mana  açısından Tırmizî (7/94;  Siyer  37),  Nesaî (7/149; Bey'a  18) ve İbn Mace'nin Sünen' lerinde (2/960;  Cihad 43), Malikin Mu vatta'da (2/982; Bcy'a 2) ve İbn Hıbban'm Sahili' inde (7/41 No: 4536) rivayet ettikleri şu sahih hadis dolayısıyla bu uydurma hadise gerek yoktur. (Hadisin lafzı, İmam Malik'e ait olup başka âlimlerden biraz ilâve yapılmıştır):

Ümeyme bt. Rukayka (r.anha) anlatıyor: Bir gurup kadınla birlikte İslâm üzerine bey'at etmek üzere Allah Rasûlü'ne git­tik. Kadınlar:

-Ya RasûîAllahL Biz, sana Allah'a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, elleri­miz ve ayaklarımız arasındaki yavrularımıza iftirada bulunup bühtan etmemek, meşru hususlarda isyan etmemek üzere bey'at ediyoruz (söz veriyoruz)", dediler. Allah Rasûlü (s.a.v): -"Gücünüzün ve takatinizin yettiği kadar" ifadesini kullandı. Hadisin râvisi Ümeyme diyor ki: Bunun üzerine bey'at eden kadınlar:

-Allah ve Rasûlü bize kendi nefsimizden daha merhametlidir. Haydi sana bey'at edelim, Ya RasûlAllahL dediler. -Feihu'l-Barî'deki (8/488) bir rivayete göre; Elini uzat, nıusafaha edelim (tokalaşalım), dediler- Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu:

-''Sîzin bey'atinizi sözle kabul ettim. Ben kadınlarla tokalaş-mıyorum. Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir". Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.193) diyor ki: "Nesaî'nin lafzı; Benim bir kadına sözüm, yüz kadına sözüm gibidir", şek­lindedir. Bu hadis, Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun o3ma-sı sebebiyle, Darakutnî'nin; Buharı ve Müslim'in Sahihlerine mutlaka almalarının gerekli olduğuna hükmettiği hadislerden biridir."

Ebu Gudde diyor ki: Sünerri Nesaî'nin elimizdeki matbu nüs­hasında hadis; "Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gi­bidir", şeklindedir. Sehavî'nin zikrettiği lafız, belki de Sünen-i Nesaî'nin yazma nüshalarından birinde zikredilmiş olabilir. Tamamlayıcı Bilgi: Hafız İbnüTCevzî diyor ki: Aleyhis'Selâm'a bey'at eden kadınlardan isimleri tesbit edilebilen kadın sayısı dört yüz elli yedidir. Rasulullah (s.a.v) bunlardan hiçbir kadın­la bey'at için tokalaşmamış, hanımların bey'atini sadece sözle kabul etmiştir. (Bu bilgi notu, Fas'lı Hadis Hafızı merhum üs­tadımız Abdülhayy el-Kettanî'nin ct--Tcratîbüı-İdariyye: II 222 kitabından alınmıştır.) ŞemsülHak el-Azîm-Âbadî'nin Sünen-i Darakutnî'üzerine yazdığı ta'likatında (4/147) "Ncvadir" bahsin­de belirttiği gibi; Kadı Beşîruddin b. Kerîmüddin el-Kınnevcî el-Hindî (r.a)'nin nâmahrem kadınlarla tokalaşmanın haram oldu­ğunu uzun uzun anlattığı bir risalesi bulunmaktadır. (Not: Yabancı hanımlarla tokalaşmanın haram olduğu konusun­da Suriye'li muasır alimlerden Muhammed el-Hamid'Cöl. 1970)in HukmüTIslâm fîMusaiahati'l-Mercti'l-Ecnebivye isimli veciz ve nefis bir risalesi bulunmaktadır, bkz. Mecmuatü Resaili'ş-Şeyh Muhammed el-Hamid, Mektebetü'd-Da'veh, Hama, l.bsk 1389/ 1970) (Çev.)

[218] bkz. AliyyüTKarî, Kübra: s.196; Aclunî, Keşf: 1/443.

[219] bkz.   MecmeuTEmsal:   1/138;   Sehavî,   Makasıd:   s.195; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.82; AliyyüTKarî, Kübra: s.197; Aclu­nî, Keşf: 1/443.

[220] Bu söz asıl nüshada, müellifin el'-Mevzuâtü'lKübra'smda ve İbnü'd-Deyba'm Temyîzü't'Tayyib Mine'l-Habîs kitabında bu şekilde gelmiştir. Aslı bir arap atasözü olup lafzı "Hıyne taklîne tedrin"; (manası ise: kızartma yapınca bileceksin), şeklindedir. Bu sözün asıl sebebinin bilinmesiyle mana daha iyi anlaşıla­caktır: Meydanı MecmeuTEmsal'de (1/138) diyor ki: "Bu sözün sebebi şudur:  Bir adam kötü bir kadınla beraber oldu.  Ona ücretini verdi ve onun kızartma tavasını çaldı. Ayrılmak istedi­ğinde kadın ona: Ben seni kandırdım. Ben bu işe senden daha çok arzu duyuyordum. Paranı da aldım, dedi. Adam da kadına: Sen kızartma yapınca anlarsın, dedi. Bu söz, başkasını aldattı­ğını zanneden ama asıl kendisi aldanan kişi için atasözü olarak kullanılır oldu."

Bu uydurma hadis, el-Makasidü'1-Hasene'de (s.195) ve Keşfü'l-Hafa'dz (1/443) "Hıyne tülka tedrî" şeklinde gelmiştir. Bu lafız, bana göre yukarıdaki atasözünün tahrif edilmiş şeklidir. Bu iki eserin müellif, buna doğru mana verebilmek için epey zorlan­mışlar ve şöyle demişlerdir: "Bu sözün manası sahih olup şu âyet bu manaya işaret etmektedir: "Onlar azabı görünce kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler". (Furkan: 42) Sonra "da dünyada insanlara eziyet eden kişinin kıyamet günü ceza göreceği manasını ihtiva eden ama zikri geçen atasözüyle hiç ilgisi olmayan uzun bir hadis nakletmişlerdir. Doğrusunu bilen Allah Teâlâ'dır!..

[221] bkz. Sehavî, Makasıd: s.196; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.83; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s. 198; Acluni, Keşf 1/445; Hut, Esne'l-Metalik s.135.

[222] Bu zat, Şam fakîhi Ebu Abdillah Mekhul ed-Dimaşkî'dir. Hüzeyl oğullarının azadlı kölesidir. Mevlâsı onu Mısır'da azad etmiştir. Mekhuî: "İlim tahsili için pek çok ülke dolaştım. Hiç­bir şehir bırakmadım ki, bildiğim kadarıyla o  şehrin ilmini almış olmayayım. Sonra aynı şekilde Irak, Medine ve Şam'a gittim", diyordu. Mekhul, tabiînden olup bazı sahabeden hadis öğrenmiştir.   Onun ilminden,  aralarında  İmam  Evzaî'nin  de bulunduğu pek çok kişi istifade etmiştir. Ebu Hatim: Şam'da Mekhul'den daha fakîh birini bilmiyorum, demiştir. Mekhul, ikramsever, cömert bir kimse idi. Kendisine bir defasında on bin dinar verilmişti. Bunu fakirlere elli dinar, elli dinar dağıt­mıştı.   113 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[223] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.197;  Semhudî,   Gammaz:  s.63; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.83; AliyyüTKarî, Kübra: s. 198; Ac-lunî, Keşfl/447; Hut, Esne'l-Metalib: s.135.

[224] Müslim'in Sahih'm&e (Müsakat 130 Nevevî Şerhi: 11/43) rivayet ettiği şu sahih hadis, bu söze gerek bırakmamaktadır: Ma'mer b. Abdillah'ın rivayetine göre; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Günahkâr kimselerden başkaları, ihtikâr (karaborsa)yapmaz."ihtikar, yiyeceği kıymetli olduğu zaman­da satın alıp onu fiyatı artmeaya kadar depoda tutmak ve fiyat yükselince   satmaktır.   Allah   Rasûlü   (s.a.v)'nün   "günahkâr" ifadesi,   bilerek, kasıtlı olarak günah ve masıyet işleyen kimse anlamındadır.

[225] hkz. Aliyyü'1-Karî, Kiibra: s.198; Aclunî, Keşf: 1/479.

[226] (Humeyra): "hamrâ" kelimesinin küçültme ismidir. Beyaz tenli, beyazı pembe ile doyurulmuş demektir. Araplar beyaz tenli erkeğe "ahmer", beyaz tenli hanıma "hamrâ" derler. Hz. Aişe (r.anha) beyaz tenli idi. Buradaki "Humeyra" kelimesiyle anlatılmak istenen kişi, Hz. Aişe ((r.anha)'dir. Bu küçültme, sevgi için yapılan küçültmedir. 407 no.lu (Ya Humeyra!..) hadi­sinin dipnotunda Kurtubî'den naklettiğimiz ifadeye bakınız. (Bu bilgiler ışığında Humeyra'yı "Pembe yanaklı küçük sevimli kız" diye tercüme edebiliriz. Tahiru'l-Mevlevi, Mesnevi Şerhi' nde Humeyra'yı "Penıbecik" diye tercüme etmiştir. -Çev)

[227] bkz. İbn Kayyim, Menai: s.60; İbnü'1-Esîr, Nıhaye: 1/438; Zerkeşi, İcabe: s.58; Sehavî, Makasıd: 198; Semhudî, Gammaz: s.63; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.83; AüyyüTKarîs Kiibra: s. 198; Aclunî, Keşf 1/449; Hut, 'Esne'l-Metalib: s.135.

[228] Mutlaka 407 no.lu (Ya Humeyra!..) hadisinin dipnotuna bakınız.

[229] bkz. Sehavî, Makasıd: s.199; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.84; Aliyyü'1-Karî,   Kübra: s. 199; Aclunî,   Keşf 1/454;  Hut,   Esne'l-Metalib: s.136.

[230] bkz.  Sehavî,  Makasıd s.202;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz  s.85; Aliyyü'1-Karî, Kübra: &38Q; Aclunî, İTe^l/460; Esne'bMetaJib: s.142.

[231] bkz. Sehavî, Makasıd: s.209; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.87; Aliyyül-Karî, JfüArA' s.202; Aclunî, ^e^f 1/478; Hut,

[232] bkz. Sehavî, Makasıd: s.206; Aliyyü'1-Karî, Aclunî, üTe££ 1/469; Hut, Esne'l-Metalib: s. 139.

[233] bkz. Sehavî, Makasıd: s.208; Semhudî, Gammaz: s.65; İb-nü'd-Deyba', Temyiz s.87; AliyyüTKarî, Kübra: s.202; Aclunî, Keşf: 1/476.

[234] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.210;  Semhudî, Gammaz:  s.66; Ibnü'd-Deyba',   Temyiz: s.89; AliyyüTKarî, Kübra: s.204; Ac­lunî, Keşf. 1/480; Esne'bMetalib: s.145; Kavukçî, Lü'lüt s.35.

[235] bkz. Sehavî, Makasıd s.210; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.89; Aliyyü'I-Karî,  ^TüAra:  s.203;  Aclunî,  İTe^l/479.  Hut,   £fene7-Metalib: s. 145.

[236] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.211;   Semhudî,   Gamman:  s.66; Ibnü'd-Dey-ba', Temyiz: s.89; AliyyüTKarî, JTtfÂra.- s.204; Aclu­î A       1/481; Hut, Esne'l-Metalib: s.145; Kavukçî, Z/û"iü? s.35.

[237] bkz. Gazzali, İhya: 1/232 Dipnot: 2); Aliyyü'1-Karî, Kübrn: s.204; Keşfl/499

[238] bkz. Irakî, Tahricü'î-İhya (İhya: 1/232 Dipnot 2)
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #171 : 25 Haziran 2011, 17:48:28 »

131. HADİS: "SallAllahu aleyhi ve sellem'in Cuhfe' de [239] hamama girmesi. [240] Sahih değildir.

132. HADİS: "Ezandan sonra okunan duada [241] (ed-Derecetü'r-Reûa) ilâvesi. [242] Sehavî: Bu ilâveyi rivayet­lerin hiç birinde görmedim, demiştir.

133. HADİS: "Dirhem kadar kan yıkanır ve bundan dolayı namaz iade edilir." [243] Senedinde yalancı (Nuh) [244] vardır. Leâlî'&e böyledir.

134. HADİS: "Dünya bir saattir, Onu taâtle değer­lendir." [245] Lafzı merfû olarak sahih değildir.[246]

135.  HADİS:  'Dünya,  ahiretin tarlasıdır." [247]  Sehavî: Bunu -hadis olarak- görmedim, demiştir.

136. HADİS: "Bir dirhem bile olsa borç, bir kız bile olsa çoluk-çocuk, Yol nasıl? demek bile olsa sormak[248] (düşüklüktür.)ünlem.. [249]   Sehavî:  Merfû   (Allah  Rasûlünün hadisi) olarak hatırlamıyorum, demiştir.
 
137. HADİS: "Rabbimi (hacıların) Mina'dan ayrüış günü [250] insanların önünde gri renkli bir deve üzerinde, yün bir cübbe ile gördüm." [251] Uydurmadır, aslı yoktur.

Leâlî' de [252]; îbn Abbas'dan gelen merfû rivayet şöy­ledir: "Rabbimi bol saçlı bir genç suretinde —bir başka rivayette: sakalsız bıyıksız bir genç suretinde- gör­düm."[253]

İbn Sadaka, "Ebu Zür'anm, İbn Abbas hadisi sahih­tir, bu hadisi ancak mutezile mezhebine mensup olan­lar inkâr eder" dediğini nakletmiştir. Hadisin bazı ta­riklerinde "Kalbiyle" denilmiştir.

Hadis, "Allah'ı rüyada görme" şeklinde yorumlanır­sa problem yoktur. [254] "Uyanıkken görme" şeklinde yo­rumlanırsa muhakkik İbnüTHümam bunun şeklî bir hicab olduğunu ifade etmiştir.[255]

138. HADİS:  "Kötü  yolda  kazanan,   kaybetmiş  olur." [256] Filozofların sözlerindendir.

139. HADİS:
"Kardeşim Hızir'a Allah rahmet eyle­sin. Sağ olsaydı, beni mutlaka ziyaret ederdi." [257] Aska-lânî: Bu sabit değildir, demiştir.[258]

140. HADİS: "Devesinin yuları elinde olduğu halde beni ziyaret eden kimseye Allah rahmet eylesin." [259] Askalâni diyor ki: Bu lafızla aslı yoktur.[260]

141. HADİS: "Bir dirhemin altıda birinin (yani bu ka­dar küçük bir meblağın bile) ehil olan kişiye verilmesi, yetmiş  yıllık ibadetten daha hayırlıdır." [261] Askalânî: Bunun aslını bilmiyorum, demiştir,

142.  HADİS: "Kişinin elçisi, onun aklının gösterge" sidir." [262] Yahya b. Halid'in sözüdür.[263]

143. HADİS:'"Ümmetimin ruhbanlığı mescidde otur­maktır." [264] Bulunamamıştır.

144. HADİS: "Mü'minin tükrüğü şifadır." [265] Yine "Mü'minin artığı şifadır." [266] Merfû (Allah Rasûlü'ne ait) hadis olarak aslı yoktur.

145. HADİS: "Mahallenin türkücüsü insanları coş­turmaz." [267] Hadis değildir.

146. HADİS: "Zahmet rahmettir." [268] Hadis değildir.

147.  HADİS: "İtibarın zekâtı, darda kalanların im­dadına koşmaktır." [269] Bu lafızla bilinmemektedir.

148.  HADİS: "Takının zekâtı, emanet olarak veril­mesidir." [270] Bu söz, Abdullah b. Ömer'in sözüdür.

Beyhakî diyor ki: Abdullah b. Ömer'den merfû ola­rak rivayet edilen; "Takıların zekâtı yoktur", [271] hadisi bâtıldır, aslı yoktur.[272]

149. HADİS: "Zeydiler bu ümmetin mecûsîleridir." [273] Uydurmadır. [274] Makasıd müellifi: Bunu —hadis olarak— görmedim, demiştir.

Fakat bu hadis, bir grup muhaddis tarafından; "Ka­deriyye, bu ümmetin mecûsîleridir", lafzıyla rivayet e-dilmiştir.[275]

Kazvinî'nin; "Kaderiyye, bu ümmetin mecûsîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin.   Öldüklerinde cenazelerinde bulunmayın", hadisi Mesabîh ha­dislerinden olup uydurmadır, ifadesi ile; "Ümmetim­den iki sınıf insan vardır ki, onların islâm'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf, Kaderiyye ve Mürcie sınıflarıdır", hadisi de aynı şekilde uydurma­dır; ifadesi doğru değildir.[276]

Bu iki hadisi tahric eden muhaddisleri el-Mirkat Şerhul-Mişkât kitabımızda beyan ettik.[277]

150. HADİS: "Mü'minin artığı şifadır." [278] Irakî diyor ki: Halk dilinde bu şekilde meşhur olmuştur. Bu lafız­la aslı yoktur."[279]

151. HADİS:
"Ashabıma sövmek, affolunmayacak bir günahtır." [280] Ibn Teymiyye: Bu yalandır, uydurmadır, demiştir.[281]

152. HADİS: "Peyganıberimiz'in (s.a.v) şehadet par­mağı orta parmağından daha uzundu." [282] İbn Hacer şöyle demiştir: Bunu söyleyen kimse hatalıdır. Bu du­rum Efendimiz (s.a.v)'in ayak parmaklarında vardı.

153. HADİS: "Sır, hür olanlara aktarılır. [283] Ayrıca "Hür insanların gönülleri sırların kabirleridir." [284] Tak­va erbabından birinin sözüdür.

154. HADİS:
"Yolculuk, insanların ahlâkını ortaya çıkarır." [285] Hadis değildir.

155. HADİS: "Mekke'nin beyinsizleri Cenneti doldu­racaktır." [286] Askalânî: Bunu görmedim, demiştir.[287]

156. HADİS: "Selâmet, yalnız yaşamaktadır." [288] Ha­dis değildir.

157. HADİS: Misvak kullanma, kişinin fesahatini arttırır." [289] Saganî: Uydurma olduğu açıktır, demiş­tir.[290]

158 HADİS:
"İçinizde en zayıf olan kişinin hızıyla yürüyün." [291] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiş­tir.[292]

159. HADİS: "Bilâl'ın  (sîn)  harfi,  Allah  nezdinde (şîn)'drr." [293] İbn Kesir diyor ki: Bunun aslı yoktur.

160. HADİS: "Hanımlarınıza danışın ama onların gö­rüşlerine uymayın." [294] Bu lafızla sabit değildir.

161. HADİS: "En şerh olanlarınız, çocuklarınızın öğ­retmenleridir. [295] Onlar, yetimlere merhameti en az olan ve yoksullara karşı en katı davrananlardır." [296] Uydur­madır. Süyûtî, bunu Leâli'de zikretmiştir.[297]

162. HADİS: "Hayatın kötüsü, ölümden iyidir." [298] Fi­lozofların sözlerindendir. Bunu İbn Hacer söylemiştir.

163. HADİS: "Allah'ın mahlûkatma şefkat, Allah'ın emrini ta'zim etmek demektir." [299] Sehavî diyor ki: Bu­nu bu lafızla bilmiyorum.

164. HADİS: "Yüze karşı teşekkür etmek ayıptır." [300] Hadis değildir. Bunu İbn Deyba' söylemiştir.

165. HADİS: "Kişinin kendi aleyhine şahitliği iki şa­hide bedeldir." [301] Hadis değildir.

166. HADİS:
"Müslümanların birbirleri aleyhine şa­hitlik  etmeleri   caizdir.   Alimlerin  birbirleri   aleyhine şahitlik etmeleri caiz değildir. Çünkü onlar birbirlerine hased ederler." [302] Hadis değildir. İsnadı birçok yönden çürüktür. LeâJîde böyledir.[303]

167. HADİS: "Şöhret, elbisenin kıs angındadır." [304] Ha­dis olarak sahih olamaz.

168. HADİS: "İnsan şeytanları, cin şeytanlarını yener." [305] İbn Dinar'ın sözüdür.[306]

169. HADİS: "Kavmi içindeki şeyh, ümmeti içindeki Peygamber gibidir." [307] Bunu İbn Hıbban ve Deylemî tahric etmiştir. Çok zayıftır. Makasıd' da şöyle denil­miştir: "Üstadımız [308] ve başkaları bu hadisin uydurma olduğunu kesin ifade ile belirtmişlerdir. Bu söz, selef âlimlerinden birinin sözüdür."

 _________________________________________________________________________________


[240] bkz. AliyyüTKarî, Kübra: s.204; Aclunî, Keşf: 1/500; Hut, Esne'l-Metalib: s.146.

[241] Yani ezanı dinledikten sonra okunması sünnet olan dua demektir. Bu duayı Buharı (Ezan 8; Fethıı'1-Barr 2/77; Tefsir Sure 17 Bab 11; FethutBarî: 8/303) ve başkaları Cabır (r.a)' den rivayet etmişlerdir: Allah Rasûlü buyuruyor ki: "Kim ezanı dinledikten sonra: Ey bu tam davetin ve kılınmakta olan na­mazın Rabbi olan Allahım!.. Muhammed'e vesileyi, fazileti ver. Onu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a ilet, derse; kıyamet günü ona şefaatim helal olur."

Beyhakî'nin Sünen3 de (1/410 Salât 64 Hadis No: 1933) Buharî kanalıyla naklettiği rivayetinde aynı hadisin başında; "Alla -hım!.. Bu tam davetin hakkıyla senden istiyorum..." ifadesi; sonunda ise "O'nu kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'a ilet"cümlesinden sonra; "Hiç şüphesiz ki, Sen vaadinden dön­mezsin", ifadesi yer almaktadır.

Ama bazılarının bu duada; "Ey bu tam davetin ve kılınmakta olan namazın Rabbi olan Allahım!.. Muhammed'e vesileyi, fazi­leti ver", cümlesinden sonra yaptıkları (ed-Derecetüi-Refîa) ilâvesinin aslı yoktur, söylenmesi de uygun değildir. Hafız İbn Hacer et-TelhîsuTHabîr' de; "Bu hadisin rivayetle­rinden hiç birinde (ed-Derecetü'r-Refîa) zikredilme mistir. Bazı­larının bu duanın sonunda söyledikleri "Ya Erhame'ı-Rahımîn" ilavesi de aynı şekilde bu hadisin tariklerinde yoktur", demiş­tir. Dolayısıyla bu ifadeler söylenmemeli ve bu duaya ilâve edilmemelidir.

[242] bkz. Sehavî, Makasıd: s.212; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.90; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.205; Aclunî, Keşf: 1/483; Hut,  Esne'l-Metaîib: s. 149.

[243] bkz.   Süyütî,   Leâlî:   2/3;   Feyzu'l-Kadîr,   Münavî:   3/543; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.205; Aclunî. Keşi:  1/500; Hut,  Esne'h Metalib: s. 150.

[244] Yani Süyûtî'nin Leâlî kitabında (2/3) olduğu gibi; senedin-de Talancı ravi- Nuh b. Ebî Meryem bulunmaktadır.

[245] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.205; Aclunî, Keşf: 1/500.

[246] Bu sözün merfû olarak nakledilmesi, yani Peygamberimiz (s.av)'e nisbet edilmesi sahih olamaz. Bu, değerli bir insan sö­züdür ama hadis değildir.

[247] bkz. Sehavî, Makasıd: s.217; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.91; AliyyüTKarî, Kübra: s.206; Aclunî, Keşf 1/495; Hut, EsneT Metelib: B.151.

[248] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.219; Sem.hudî.   Gammaz: s.66; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.92; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.207; Ac­lunî, Keşf. 1/499; Hut, Esne'l-Metalib: s.152.

[249] Bu  üç  cümlenin  haberi,   mahzuf olup   takdiri   (züllürr düşüklüktür) şeklindedir. Asıl nüshada,  ebMevzûâtiiTKübra, el-MakasıdüTHasene ve başka eserlerde hadisin lafzı, (Velev dirhemen...velev binten) yerine; sehven (Velev dirhemün.. ve­lev bintün) şeklinde merfû olarak gelmiştir. Düzeltme, Hut el-Beyrûtî'nin Esneî-Metaîib kitabından (s. 152) yapılmıştır.

[250] Kıırban Bayramının üçüncü günüdür, O gün hacılar Mi-na'dan Mekke'ye hareket ederler. Bu sebeple o gün Nefr (ayrı­lış) Günü diye isimlendirilmiştir.

[251] bkz.  Beyhakî,  el-Esma  ve'sSıfat: s.444; Süyûtî, ZeylüT Mevzûât: s.2; Süyûtî, Leâlî:  1/29; Süyûtî, ZeylüTMevzûât s.2; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.95; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.209; Aclu­nî, Keşf 1/526; Hut, Esne'l-Metalib: s.155.

[252] Süyûtî, Leâlî:  1/29-30

[253] Bu hadisin senedi, Süyûtî'nin ehLeâlî eJ-Masnua'da (1/29-30) zikrettiği gibi şöyledir: Hammad b. Seleme, Katade'den; o Ikrime'den; o da İbn Abbas (r.a)'dan rivayet ediyor: Peygamberimiz (s.av) şöyle buyurmuştur:   ''Rabbimi bol saçlı bir genç suretinde gördüm". Beyhakî bu hadisi ebEsma ve'sSıfat kita­bında (s.444-446) çeşitli tariklerle, farklı lafızlarla rivayet et­miştir. Birinde; "Rabbimi üzerinde yeşil bir elbise ile kıvırcık saçlı sakalsız bıyıksız halde gördüm", bir başka rivayette; "... Üzerinde yeşil bir elbise ile kıvırcık saçlı sakalsız bıyıksız bir genç olarak...."; bir diğer rivayette;  "... üzerinde inciden bir elbise ile a-yakları yeşillik içinde sakalsız bıyıksız bir genç olarak gördüm", denilmiştir. Beyhakî, bu hadisi bu tariklerden başka yine İbn Abbas (r.a)'dan mevkuf olarak rivayet etmiştir. Bu rivayetlerde şiddetli tenkit noktaları bulunmaktadır. Bu gibi sakat ve çürük rivayetlerle akide esası tesbit edilemez. İmam Beyhakî'(r.a)nin beyanına göre; bu rivayetlerin tenkit noktaları, ya Hammad b. Seleme'nin hadis kitaplarına hadis ilave eden üvey evladından, ya da İbn Abbas'm azatlı kölesi (İkrimei'den   kaynaklanmaktadır.   Beyhakî'nin   açıklamasına göre; Said b. Müseyyeb'in İkrıme hakkında tenkitleri bulun­maktadır. Aynı şekilde Ata, Tavus ve Muhammed b. Şirin de İkrime hakkında tenkitte bulunmaktadır. Malik b. Enes, İkri-me'den hoşnut  değildi.  Müslim b.  Haccac,   sahih  hadislerde İkrime'yi hüccet olarak almamıştır. Said b. Müseyyeb, kölesi (Bürd)'e hitaben; "İkrime'nin İbn Abbas adına yalan uydurduğu gibi, sen de benim adıma yalan uydurma1', diyordu. Dolayısıyla senedleri ağır tenkitlere uğramış bu gibi hadislere itimad etmek doğru değildir. Özelikle Akide konularının en ö-nemlisi olan Cenab-ı Bari (c.c)'nin sıfatlarını isbat etme konu­sunda bu çeşit uydurma hadisler delil olamaz. Bu sebeple bu gibi hadislere güvenmek kesinlikle caiz değildir. İmam Beyhakî'nin bu rivayetler hakkında zikrettiği ağır ten­kitlere ilave olarak üstadımız İmam Kevserî (rh.a), Beyhakî'nin ekEsma ve'sSıfat kitabına yazdığı haşiyelerde (s.444) bu riva­yetler hakkında şöyle demiştir:

"(Hammad b. Seleme)'nin Allah'ın Sıfatları hakkındaki hadis­leri, müstakil bir kitap telifini gerektirecek kadar garib riva­yetleri ihtiva etmektedir. İbn Kayyim'in Nuniyye sine reddiye niteliğinde Takıyy es-Sübkî'nin yazdığı esSeyfüsSakîl fir'ı-Redd alâ İbn Zefil isimli risalenin sonundaki (s.96) tamamlayıcı nota bakınız. Hammad b. Seleme'yi savunma ve bu hadisleri sahih sayma teşebbüsü, ancak söylediğinin farkında olmayan kişilerden sâdır olabilir. Bid'at ehlinin sımsıkı sarıldığı konu­larda hadislerdeki illetler ortaya konulduktan ve bariz kusuılar açıklandıktan sonra bile hâlâ sakat görüşlüleri savunmaya teşebbüs eden, islâm'da putperestliği normal gören akıllara ya­zıklar olsun. Hidayete erdiren Allah Teâla'dır." Kevserî, s. 376 ve 407. sayfalarda ise şöyle demiştir: ''Hammad b. Seleme'yi bazı Sahih hadis müellifleri himaye etmeye çalış­mışlardır. Halbuki onun iki üvey evladı onun kitaplarına münker rivayetleri ve diledikleri belâları sokuşturmuşlardır." Üstadımız Kevserî (rh.a), adı geçen ekEsma ve'sSıfat kitabına yazdığı takdim yazısının başında; (Hammad b. Seleme)'nin ve benzerlerinin akaid konusundaki rivayetlerinin durumunu ortaya koyan ilmî bir açıklama yapmıştır. Bu konuyu araştıranlar, mut­laka bu açıklama yi görmelidirler.

Keşke müellif (Aliyyü'l- Karı), Zcyl'den naklettiği ifade ile ye~ tinseydi de durumlarını açıklamak için sözü uzatmak zorunda kaldığımız diğer rivayetleri ilave etmeseydi!... Özrümüzün ka­bulü ricasıyla...

[254] Üstadımız Kevserî şöyle demiştir: "Bu yorumla uydurmacı­lar hadis uydurmaya teşvik edilmekte, bâtıl bir şeyi Allah Ra-sûlü (s.a.v)'ne nisbet etmeye cür'etli olmaları âdeta tavsiye edil­mektedir. Allah Rasûlü —hâşâ- ne uykuda iken, ne de uyanıkken böyle bir söz söyler!..".

[255] Önceki dipnotlarda bu rivayetlerin değerini (ünlem) öğrendiğine göre; artık bundan sonra bu gibi zorlama yorumlara gerek yoktur.

[256] bkz. Sehavî, Makasıd: s.222; İbnu d-Deyba', Temyiz: s.95; AliyyüTKarî, Kühra: s.211; Aclunî, Keşf: 1/506; Hut, Esne'l-Metalik s.160.

[257] bkz. Sehavî, Makasıd s.225; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.96; AliyyüTKarî,  Kübra: s.212; Aclunî, ÜTe^ 1/513; Hut,  Esne'l-Metalib: s.157.

[258] Hafız   İbn   Hacer'in   sözünün   devamı   el-MakasıdüT Hasene'âe  (a.225)  şu  şekildedir:  "Bu  söz,  selef âlimlerinden Hızır'ın sağ olduğunu inkâr eden bir âlimin sözüdür". 251 nolu hadise bakınız.

[259] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'lMevzûat:   s.204;   Sehavî,   Makasıd: s.225; Semhudî,  Gammaz: s.69; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.96; İbn Arrak, Tenzih: 2/176; AliyyüTKarî, Kübra: s.212; Aclunî, Keş£ 1/514; Hut, EsneTMetalib: s.157.

[260] Müellifin  (Bu lafızla)  kaydı,  Sehavî'nin  el-Makasıdü'î' Hasene (s.225); İbnü'd'Deyba'm   Temyîzü't-Tayyib mine'1-Ha-bis; Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa (1/426) ve müellif AliyyüTKarî'nin eî-MevzûâtüTKübra kitaplarında  da  aynen yer almaktadır. (Bu lafızla) kaydı, (aslı yoktur) hükmündeki olumsuz manada aşırı ihtiyatlı olmanın ifadesidir. Yoksa bu kayıtla; bu hadis bu manada ya da buna yakın bir manada gelmiştir, gibi bir anlam kastedilme iniştir. Adı geçen müelliflerin bu hadisin yerine geçebilecek makbul her hangi bir hadis zikretmemeleri de bunun delilidir.

Hafız Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât'da (s.204) bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir: "Hafız İbn Hacer'e bu hadis sorulduğunda; (Bu­nun aslı yoktur), demiştir." Süyûtî, (Bu lafızla) ifadesini kul­lanmamış, bu hadisi ele aldığı bölüm için; (s.204) "Hafız İbn Hacer'e sorulup da (Bunların aslı yoktur), diye cevaplandırdığı ve büyük çoğunluğunu Hafız İbn Hacer'in el yazısından naklet' tiğim hadisler bölümü" başlığım kullanmıştır. Buna göre; Hafız İbn Hacer'in el yazısında (bu lafızla) kaydı yoksa, o takdirde durum gayet açıktır. Yok, eğer bu (bu lafızla) kaydını bizzat Süyûtî hazfetmiş ise bununla güzel bir tasarrufta bulunmuş olmaktadır.

[261] bkz. Sehavî, Makasıd s.226; Ibnü'd-Deyba',   Temyiz: s.96; AliyyüTKarî, Kübra: s.212; Aclunî, Aclunî, Keşi 1/515; Hut, Es-ne'î-Metahh s. 158.

[262] bkz. Sehavî, Makasıd: s.227; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.97; AliyyüTKarî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf.   1/517; Hut,  EsneT Metalik s.158.

[263] Bu zat, Abbasî Halifesi Harun Rcşid'in veziri Yahya b. Ha* lid el-Bermekî'dir. Cöl.190 h.)

[264] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.224; Aclunî, Keşf 1/526.

[265] bkz. Sehavî, Makasıd: s.231; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.98; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf: 1/525; Hut,  Esne'I-Metalib: s. 160.

[266] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz- s.98; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, iTe^f 1/526; Hut, EsneTMetalik s.160.

[267] bkz. Sehavî, Makasıd: s.222; İbnü'd-Deyba\ Temyiz: s.99; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.215; Aclunî, Keşf.   1/527; Hut,  Esne'l-Metalib: s. 163.

[268] bkz. Sehavî, Makasıd s.232; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.99; Aliyyü'1-Karî, İT^ra: s.215; Aclunî, Keşf 1/527.

[269] bkz.  İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.99;  Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s-216; Aclunî, Zb^/ 1/530.

[270] bkz. Sehavî, Makasıd: s.234; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.99; AliyyüTKarî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşi 1/530.

[271] bkz. Sehavî, Makasıd s.234; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.99; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşi. 1/530.

[272] Bu rivayet;  Sehavî'nin  ebMakasıdü'bHasene kitabında (s.224) belirtildiği gibi hadis değil,  Abdullah b. Ömer'in sözü ve şahsî görüşüdür

[273] bkz. Sehavî, Makasıd: s.234; Semhudî, Gammaz: s.70; İb­nü'd-Deyba', Temyiz: s.100; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.216; Aclunî, Keşf 1/534; Hut, EsneTMetalib: s.165.

[274] İbnü'd-Deyba': "Zeydücr, bu şekildeki bir hükümden çok çok uzaktır", demiştir. İbnü'd-Deyba' (ra), bu ifadesiyle doğru olanı ifade etmiştir.

[275] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve Hakim tarafından rivayet edilen "Kaderiyye, bu ümmetin Mecûsîleridir", hadisi; müellif Aliyyü'1-Karî'nin de ifade ettiği gibi uydurma değildir. Bu hadis, az sonra dipnotta Üstad Abdül-fettah Ebu Gudde ta­rafından açıklanacağı gibi; Hafız İbn Hacer'e göre hasen dere' cesindedir. (Çev.)

[276] Bu ifade, asıl nüshada şu şekilde yer almaktadır: "Fakat Kazvinî şöyle demiştir: "Kaderiyye. bu ümmetin mecûsîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin. Öldüklerinde cenaze­lerinde bulunmayın", hadisi  "Mesabîh" hadislerinden olup uy­durmadır. Ayrıca "Ümmetimden iki sınıf insan vardır kî; onların islâm 'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf Kaderiyye ve Mürcie sınıflarıdır", hadisi de böyledir" Ben asıl nüshadaki bu ibareyi almadım. Bunun yerine, asıl nüshadaki bu ibarede bulu­nan eksikliklerden uzak olduğu için;  müellifin elMevzûâtü'l-Kühra kitabındaki ibaresini zikretmeyi tercih ettim.

[277] Müellifin bu iki hadisi tahric eden âlimler hakkındaki be­yanı Mirkat'da. (1/147-149) yer almaktadır. Burada söz konusu olan birinci hadis (Kaderiyye, bu ümmetin Mecûsîleridir, hadisi) hakkında müellif şöyle demiştir: "Bu hadisi Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud rivayet etmişledir. Hakim de aynı şekilde Abdullah b. Ömer'den rivayet etmiştir."

Hafız İbn Hacer, Mişkâtü'l-Mesabîh kitabının (Şam baskısının) sonundaki (3/305) "Begavî'nin Mesabîhu's'Sünen'inde yer alan ve Siraceddin el-Kazvinî'nin inceleme sonucu uydurma olduğu­na hükmettiği hadisler hakkında verilen cevaplar" başlıklı risalesinde (3/305) aynen şöyle demiştir: "Bu hadisi Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace rivayet etmiştir. Bu alimler; hadisi sene­diyle Abdülaziz b. Ebî Hazim'den; o babasından; o İbn Ö-nıer'den; o da Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet etmektedir. Hadis hakkında Tirmizî: hasendir, demiş; Hakim ise hadisi tahric ettikten sonra "senedi sahihtir", demiştir, ubiı Hacer diyor ki): Hakim'in ricali, sahih hadis ricalidir. Fa­kat Ebû Hazim'in-yani Seleme b. Dinar'ın-Abdullah b. Ömer'­den hadis duymuş olması tartışmalıdır. Münzirî, onun İbn Ö~  hadis duymadığını kesin dille ifade etmiştir. Ebul'Ha-

sen b. Kattan: Ebû Hazim ona yetişti. Medine'de onunla bera-ber yaşadı, demiştir. Hadis, Müslim'in görüşüne göre muttasıl (kesintisiz) hadistir. Bu isnad, birincisinden daha kuvvetlidir. Bu, Hasen Hadis'in şartlarmdandır.

Kaderiyye hadisi için "uydurma" hükmünü verenlerin dayana­ğı, belki de Kaderiyye'nin müslüman oldukları halde Mecusr likle adlandırılmış olmalarıdır. Bunun cevabı şudur: Burada anlatılmak istenen husus, Kaderiyye'nin Mecusilerin bütün inançları konusunda değil; sadece "iki fail güç isbat etme" ko­nusunda Mecusîler gibi olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, bu ümmete nisbet edilmeleri caiz olmuştur". Hafız İbn Hacer'in sö­zü burada sona ermektedir.

Münavî, Feyzu'l-Kadifde (4/354) Peygamberimiz (s.a.v)'in Ka-deriyye'yi bu ümmetin mecusileri olarak adlandırmasının se­beplerini açıklamak üzere şöyle demiştir: "Zira Kaderiyye mez­hebinin hayrı Allah'a, şerri başkalarına nisbet etmesi, Mecusr lerin kâinattaki olayları, biri hayır ilâhı Yezdan, diğeri şer ilâhı Hürmüz olmak üzere iki ilâha nisbet etmelerine benzemekte­dir. Ancak Mecusîler, onlar bunu hem olaylar hem de kişiler hakkmda söz konusu etmektedirler. Kaderiyye ise bu ayrımı sadece olaylarda yapmaktadır.

(Kaderiyye hakkındaki birinci hadis): "Kaderiyye, bu ümmetin mecusileridir"'hadisi, Kazvinî'nin iddia ettiği gibi uydurma ol­ması bir yana; Hafız İbn Hacer'e göre zayıf bile değildir, hasen derecesindedir.

Bu hadisin hasen derecesini ve gücünü artıran güzel bir şahidi de bulunmaktadır: Heysemî'nin Mecmeu'z'Zevaid kitabında (7/205) Enes b, Malik'den rivayet edildiğine göre; Peygamberi­miz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Kaderiye ve Mürcie bu üm­metin mecusîleridir. Hastalandıklarında onları ziyaret etme­yin. Öldüklerinde cenazelerinde bulunmayın'7. Bu hadisi Tabe­ranî, Evsat'da rivayet etmiştir. Bu hadisin ricali, sahih hadiy ricalidir. Ancak ricalinden Harun b. Musa el-Feravî müstesna. Ama o da sika güvenilir bir ravidir."

(Kaderiyye hakkındaki ikinci hadis): Müellif Aliyyü'1-Karî, yukarıda zikri geçen "Ümmetimden iki sınıf insan vardır ki, on -ların islâm'dan her hangi bir nasibi yoktur. Bu iki sınıf, Kade­riyye ve Mürcie sınıflandır", şeklindeki ikinci hadis hakkında Mirkatü'l-Mefatîh kitabında (1/148) şöyle demiştir: "Bu hadisi Tirmizî, İbn Abbas (r.a)'dan rivayet etmiş ve "Bu, garih bir ha­distir", demiştir. Hulâsa'da. bu hadis, uydurma hadislerden sa-

yılmıştır. Ancak Ezhar müellifi: Hasen ve garibdir demiştir. Zamanımızdaki hadis ehlinden Mevlânazâde şöyle yazmakta­dır: Bu hadisi Taheranî rivayet etmiştir, isnadı hasen'-dir." (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki:) Taberanî'nin Evsaf do. rivayet ettiği hadis, Ebu Said hadisidir, İbn Abbas hadisi değildir. Sene­dinde Amr b. Kasım ,et-Temmar ve üstadı Atıyye el-Avfî bulun­maktadır. Heysemî'nin Mecmeu'z-Zevaid'de (7/206) belirttiği gi­bi, her iki ravi de zayıftır.

(Aliyyü'l-Karî devamla şöyle diyor) "Süyûtî, el'Camiu'sSagîr' de söz konusu hadisi zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Bu ha­disi, Buharî Tarih' inde; Tirmizî ve İbn Mace Sünen'lerinde İbn Abbas'dan; yine İbn Mace Cabir'den; Hatib İbn Ömer'den; Taberanî ise Evsaf da Ebu Said'den rivayet etmiştir. Ebu Nu-aym ise aynı hadisi Hılye' de Enes''den; "Ümmetimden iki sınıf insan vardır ki; benim şefaatim onlara erişemeyecektir. Bunlar Kaderiye ve Mürcie sınıflarıdır". AliyyüTKarî'nin sözü burada sona ermektedir.

Heysemî'nin, Mecmeu'z-Zevaid'de (7/207) Enes b. Malik'den ri­vayetine göre; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Ümme­timden iki sınıf vardır ki, ne Kevser havuzunda benim yanıma gelecekler, ne de Cennete gireceklerdir. Bu iki sınıf Kaderiyye ve Mürcie'dir." ~Bu hadisi Taberanî, Evsaf da rivayet etmiştir. Bu hadis ricali sahih hadis ricalidir. Ancak ricalinden Harun b. Musa eî-Feravî müstesna. Ama o da sika -güvenilir- bir râ" vidir."

Hafız İbn Hacer, az önce sözü geçen Ecvihe' sinde şöyle demiş­tir: Bu hadisi Tirmizî ve İbn Mace rivayet etmiştir. Senedi: Ni-zar b. Hayyan; o İkrime'den; o da İbn Abbas şeklindedir. Tirmi­zî: Bu hasen ve garib bir hadistir, Nızar muhaddislere göre za­yıftır, demiştir. Bu hadisi, ondan oğlu Ali b. Nizar rivayet et­miştir. O da zayıf bir ravidir. Ancak onu Kasım b. Habib bir ha­disle desteklemiştir. Hadis her ikisi de zayıf olan iki tarikle gel­diği takdirde; iki tarikten biri diğeri ile güçlenir. Tirmizî, bu hadisi bu sebeple "hasen" kabul etmiş olabilir. Yine hadisin Ca-bir, Ihn Ömer, Muaz ve başkalarından gelen şahidlerini de bul­duk. Fakat isnadları zayıftır.

Ancak Kazvinî'nin iddia ettiği gibi; hadisin uydurma olduğuna dair bir alâmet bulunmamaktadır. Zira bu iki sınıfın (Kaderiye ve Mürcie'nin) Müslüman olmadığının ifade edilmesi, bu görü­şü savunanların kâfir olduğunu isbat etmek anlamına gelmez. Zira bu ifade, kâmil bir imanın bulunmaması anlamındadır. Yada mana; küfürden nefret ettirmek için mübalağa ifadesi kul­lanılarak, bu kimselerin kâfirin, inancı gibi bir inanca kapıldık­larının ifade edilmesidir, yoksa bu iki sınıf gerçekten kâfir ol­muş değillerdir. Peygamberimiz (s.a.v)'in ''Ümmetimden iki si' mf vardır £/"ifadesiyle bu iki sınıfı "ümmetinden" kabul etmesi de bu manayı desteklemektedir."

Allâme Münavî, Feyzu'J-Kadir'de (4/208) şöyle demiştir: "Hafız Alâî diyor ki: Gerçek şudur ki, bu hadis  uydurma değil, zayıf­tır."

[278] bkz. İbnud-Deyba', Temyiz: s.98,103; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.214; Aclunî, Keşf. 1/526; Hut, Esne'l-Metaîib: s.160.

[279] 144 no. ile geçen hadise bakınız.

[280] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.218; Aclunî, Keşf: 1/537; Hut, Esne'l-Metalib: s.168

[281] Müellifin el-Mevzûâtü'I-Kübra'âa. (s. 218) naklettiği gibi; Ibn Teymiyye (rh.a)'nin yukarıdaki sözünün devamı şöyledir: "'Zira Allah Tealâ buyuruyor ki:  "Hiç şüphesiz ki Allah, kendi­sine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları di­lediği kimse için affeder. "(Nisa: 116)

[282] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.236;  Semhudî,   Gammaz:  s.72; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.101;   Aliyyül-Karî,   Kiibra:   s.219; Aclunî, Keşf. 1/539;  Hut, EsneTMetalib: s.168.

[283] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.240;   Semhudî,   Gammaz  s.72; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s. 102;   AliyyüTKarî,   Kübra:   s.220; Aclunî, Keşf: 1/546; Hut, EsneTMetalib: s.173.

[284] bkz. Sehavî, Makasıd: s.240; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.102; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.220; Aclunî, Keşf 1/546;  Hut, Esne'bMe-talıb: s.173.

[285] bkz. Sehavî, Makasıd s.241; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.103; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.221; Aclunî, İT^f 1/549;  Hut, EsneTMe-talik s.174

[286] bkz. Sehavî, Makasıd: s.241; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.103; Aliyyü'1-Karî, J^/Ara: s.221; Aclunî, Keşf 1/550.

[287] (Ebu Gudde diyor ki:) "Bu söz, bâtıl olduğu açık bir sözdür. Zira toprak, isyankâr insanı mukaddes kılmaz. Bununla birlik­te Mekke'de işlenen kötü amel, diğer yerlerde işlenen kötü a-melden daha çok günaha sebeptir."

[288] bkz. Sehavî, Makasıd: s.242; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.103; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.222; Aclunî, Keşf 1/551; Hut,  Esne"-Metalik s.174

[289] bkz. Zehebî, Mizan: 3/193; Münavî, FeyzııTKadîr. 4/149; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.222; Aclunî, Keşf 1/554.

[290] Süyûtî el-Gamiu'sSagîr'de bu hadisi; Ukaylî'nin Dun fa, İbn Adiyy'in Kâmil, Hatib'in Cami'kitabında zikrettiklerini be­lirtmiştir. Münavî Feyzu'l-Kadir'de (4/149) şöyle demiştir: "Ö-mer b. Davud bu hadisi Sinan b. Ebî Sinan'dan senediyle riva­yet etmektedir. İbnüTCevzî: "Bunun aslı yoktur. Ömer ve Sı­nan meçhul ravilerdir. Hadis münker olup mahfuz değildir", demiştir. Zehebî bu hadisi Mizan3da (3/193) Ömer b. Sinan'ın biyografisinde zikretmiş ve "Üstadı Sinan gibi o da meçhuldür. Hadis münkcrdir. Bu hadisi, sadece Muallâ b. Mcymûıı rivayet etmiştir. O da zayıftır", demiştir. Veliyyüddin Irakî, bu hadisi Ukaylî'ye   nisbet   ettikten   sonra   şöyle   demiştir:   Senedinde Muallâ  b.   Meymûn   el-Mücaşiî  vardır.   O   zayıftır.   Ömer  b. Davud ve Sinan meçhul ravilerdir. Hadiste nekâret (güvenilir ravilere aykırılık) bulunmaktadır." Münavî'nin sözü burada so­na ermektedir.

(Ebu Gudde diyor ki:) Bu hadis uydurma değilse bile, onun kar­deşidir. Feyzu'l-Kadir'de (Ömer), sonundaki vav harfiyle yani (Amr) şeklinde yazılmıştır. Ben onu Mizan' da geldiği şekliyle tashih ettim. Yine Mizan (3/259) ve Lisanül-Mizan'da (4/363) ikinci bir ravi olarak; "Amr b. Davud: Muallâ b. Meymûn'un üs­tadıdır..." denilmiştir. Belki de aynı ravinin ismi farklı iki şe­kildedir. Ya da ikisinden biri tahrif edilmiştir?ünlem.

[291] bkz.   Sehavî,  Makasıd:  s.247;  Semhudî,   Gammaz:  s.74; İhnü'd-Deyba',  Temyiz: s.104; Aliyyü'î-Karî, Kühra: s.224; Ac-lunî, Keşf: 1/563; Hut, EsneTMetalih: s.172.

[292] Sehavî'nin el-Makasıdü'1-IIasenedeki (s.247) sözünün de­vamı şöyledir: "Bu hadisin manası Peygamberimiz (s.a.v)'in; Osman b. Ebi'l-Âs (r.a)'ı Taif Emiri olarak görevlendirdiğinde ona söylediği şu hadiste yer almaktadır: "Ya Osman!.. Namazı hızlı kıldırma. Namazı, cemaat içerisinde en güçsüz olanına gö­re kıldır. Çünkü aralarında yaşlılar, küçük çocuklar, hastalar, uzak diyardan gelenler ve ihtiyaç sahipleri bulunmaktadır." Osman b. EbiTAs hakkındaki bu hadisi, Şafiî ve Tirmizî Sü­nelilerinde rivayet etmiş, Tirmizî bunun hakkında "Hasen-dir", demiş; İbn Mace de Süneninde (1/316) rivayet etmiştir. Lafız İbn Mace'ye aittir. İbn Huzeyme ve Hakim bu hadisi sahih ola­rak kabul etmiş, Hakim Müstedrek' te (1/199; 201) bu hadis hakkında; "Müslim'in şartına uygundur", demiştir.

Bu hadisin benzerini Haris b. Ebî Üsame, Ebu Hureyre'den merfû olarak şu şekilde rivayet etmiştir: "Ey Ebâ Hureyre!.. İmam olduğunda cemaati en güçsüz olanına göre kıyas e^/'Bir başka lafızda ise; "Namaz kıldırırken en güçsüz olan kişiye tâbi ol. Zira aralarında... "denilmiştir." (Sehavî'nin sözü basit bir i-lâve ile sona ermiştir.)

Müslim (Salaât 183 Şerhu'n-Nevevî: 4/186); Ebu Davud (1/146; Salât 39; Nesaî (2/23 Ezan 32) ve İbn Mace (1/316 İkame 48) bu konuda Osman b. EbiTAs'ın şu hadisini rivayet etmektedir. (Lafız Nesaî'ye aittir.) Peygamberimiz (s.a.v)'e: -Ya RasûlAllahL Beni kavmime imam. olarak görevlendir, de­dim. Efendimiz (s.a.v):

-"Peki!. Sen onlara imam ol. Namaz kıldırırken en güçsüz kişi­ye tabi ol", dedi.

(Namaz kıldırırken, en güçsüz kişiye tabi ol) ifadesi, uzun uzun yapılan kıyam ve kıraet esnasında en güçsüz kimsenin güçsüz­lüğünü dikkate al. Sanki sen onun istediği şekilde kıyam ve rü­ku yapıyormuşsun gibi namazı kıldır. Böylece sanki sen ona uymuş oluyorsun, demektir.

[293] bkz. Sehavî, Makasıd: s.247; Semhudî, Gammaz.- s 75" Ibmı'd-Deyba', Temyiz: s. 104; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.235" Ac-iunı, Keşf: 1/564; Hut, Esne'1-Metalik s 173

[294] bkz. Süyûtî, Leâîî: 1/199; Sehavî, Makasıd: s.248; Semhu-dî, Gammaz a.75; Münavî, FeyzüTKadir. 4/263; Ibnü'd'Deyba1, Temyiz: s.225; İbn Arrak, Tenzih: 1/253; AliyyüTKarî, Kühra: s.235; Aclunî, iTe^f 2/4; Hut, Esne'l-Metalib: s.177; Ka-vukcî, LiVUV: s. 44.

[295] Süyûtî'nin Le^7i (1/199) ve İbn Arrak'm  Tenzîhü'ş-Şeri-ati'l-Merfûa kitabında (1/253); (Muallîmûküml Sizin öğretmen­leriniz) lafzıyla gelmiştir.

[296] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.228.

[297] Süyûtî, LeâJî: 1/199

[298] bkz. Sehavî, Makasıd: s.251; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.106; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.228; Aclunî, Keş£ 2/10;  Hut, Esne'1-Me-taJiks.lll.

[299] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.253;   Semhudî,   Gammaz:   s.76; İbnü'd-Deyba1, Teniyiz: s.107; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.229; Aclunî, -/Te£2? 2/15; Hut, Esne'l-Metalib: s.181; Kavukcî, Lh7ü":- s.45.

[300] bkz. Sehavî, Makasıd: s.253; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 107; Aliyyü'1-Karî, jrü'Z^a- s.229; Aclunî, iîTe^ 2/16; Hut, EsneTMe-talib: s.lSl.

[301] bkz. Sehavî, Makasıd: s.255; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 107; Aliyyü'1-Karî, İTüöra: s.230; Aclunî, ^Te^f 2/17; Hut, Esne'1-Meb: s.178.

[302] bkz.   Süyûtî,   Leâlî:   2/183;  Aliyyü'1-Kan,   Kübra:   s.230; Aclunî, Keşi 2/20.

[303] Süyûtî, Leâlî: 2/183

[304] bkz. Sehavî, Makasıd: s.255; İbnü'd'Deyba', Temyiz: s.107; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.230; Aclunî, Keşf: 2/14,

[305] bkz. Alıyyü'1-Karî, Kübra: s.291; Aclunî, İTe^f 2/23.

[306] Bu zat, tabiînin meşhurlarından, âbid ve zâbid Mâlik b. Dinar el"Basrî'dir. Enes b. Mâlik, Hasan el-Basrî, İbn Şirin ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Sika -güvenilir- bir râvi-ve âbid idi. Ücretle Mushaf yazıyor ve ondan aldığı ücretle ge­çimini temin ediyordu. Meyve ve benzeri nefsin hoşuna gidecek yiyeceklerden hiçbir şey yemiyordu. Yoksulluk ve sert hayat şartları içinde yaşamayı tercih edenlerdendi. 127 yılında, bir ri­vayete göre daha sonra vefat etti. Allah rahmet eylesin.

[307] bkz. Sehavî, Makasıd: s.257; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.108; Aliyyü'1-Karî,  Kübra: s.231; Aclunî,  Keşf:  2/22;  Hut,   EsneT Metahb: s.\%2.

[308] Bu zat, el-Makasıdü'1-Hasene kitabının müellifi olan Se-havî'nin üstadı Hafız İbn Hacer el-Askalânî'dir.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #172 : 27 Haziran 2011, 10:47:19 »

170. HADİS: "İhtiyaç sahibi kördür." [309] Sehavî: Bu­nu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.

171. HADİS: "Sabrr, Cennet hazinelerinden bir hazine­dir." [310] Irakî: Bunu hadis olarak bulamadım, demiştir.[311]

172. HADİS: "Az sadaka, çok belâyı engeller." [312] Ha­dis değildir.

173. HADİS:
"Hadis yazarken kalemlerin çıkardığı gıcırtı, Allah nezdinde Askalân ve Abadan ribatmda getirilen tekbire eşittir. Kim kırk hadis yazarsa, Aba­dan ve Askalân'da öldürülen şehitlerin sevabı veri  [313] Mizan'da, Bu, bâtıl bir haberdir, denilmiştir.[314]

174. HADİS: "Bir toplumun küçükleri, gelecekte o toplumun büyükleridir." [315] (Yani bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.) ilim öğrenmeyi teşvik etmek i-çin sahabeden birinin söylediği sözdür.[316]

175. HADİS: "Ekmeği küçültün ve sayısını çoğaltın ki, size bereket verilsin." [317] Çürüktür. Îbnü'l-Cevzî bunu Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında zikretmiştir.[318]

176. HADİS:
"Tüzükle kılınan namaz, yüzüksüz kılı­nan yetmiş namaza eşittir." [319] Askalânî'nin dediği gibi, uydurmadır.

177. HADİS:
"Sarıkla kılınan bir namaz, sarıksız kı­lman yirmi beş namaza eşittir. [320] Sarıkla kılman Cu­ma namazı, sarıksız kılınan yetmiş Cuma namazına e-şittir. Sarıkla kılınan namaz, on bin hasene ile mükâ­fatlandırılır." [321] Uydurmadır. [322] Menûfî [323] diyor ki: Bü­tün bunlar batıldır.

178. HADİS:
"Alimin arkasında kılınan namaz, dört bin dört yüz kırk namaza eşittir." [324] Batıldır. Muhta- böyledir.

179. HADÎS
: "Gururlu kişinin namazı başından yu­karı çıkmaz." [325] (Allah'a yükselmez.)

180. HADİS
:  "Gündüz namazı [326] dilsizdir." [327] Darakutnî ve Nevevî: Batıldır, aslı yoktur, demişlerdir.[328]

 (Müellif ÂliyyüTKari diyor ki:) Ben de derim ki: Mübarek günlerde ve muazzam gecelerde kılınacak namazlarla ilgili olarak bazı alimlerin zikrettikleri hadisler eb-aynı şekildedir. (Batıl ve asılsızdır.)[329]

181. HADİS: "İlim, kadınların baldırlarında kaybol­du." [330] Bişr el-Hâfî'nin sözüdür.[331]

182. HADİS: "Zaruretler, haramları mubah kılar." [332] Hadis değildir.

183. HADİS: "İki zayıf, bir güçlüyü yener." [333] Hadis değildir.[334]


184. HADİS: "Ana yoldan git, yol dolaşsa bile. Baki­re ile evlen, yaşı geçse bile." [335] Hadis değildir.

185. HADİS: "Boşanma, fâsıkların —günahkâr kişile­rin— yeminidir." [336] Sehavî: hadis olarak göremedim, de­miştir.

 
186.  HADİS:  "Mü'minin sırtı [337] kıbledir." [338]  Sehavî: Bunu bilmiyorum, demiştir.

187. HADİS: "Delinin dostluğu yerine, akıllı kişinin düşmanlığı.." [339] Hadis değildir.

188. HADİS: "Düşmanlık ailede, kıskançlık komşular arasında, menfaatçiük de kardeşler arasında olur." [340] Se­havî: Bu konuda bilgi sahibi değilim, demiştir.[341]

 

189. HADİS:
"Kişinin düşmanı, [342] kendi işinde çalı­şandır." [343] Hadis değildir.

190. HADİS: "Özrü, günahından daha büyüktür." [344] Hadis değildir.[345]

191. HADİS: "Araplar, arap olmayanların efendile­ridir." [346] Aslı yoktur.

192. HADİS: "Bana ümmetimin amelleri arz edildi. Onların arasında makbul amel de makbul olmayan amel de gördüm. Bana getirilen salavat müstesna.[347]

(Yani salavat daima makbuldür.) Bunun senedini gör­medim. Bunu Süyûtî zikretmiştir.

193. HADİS:
"Bazı şeyleri görmezden gelerek değe­rinizi yüceltin." [348] Hadis değildir.

194. HADİS: "Her hayra bir engel vardır. [349]" Hadis değildir.

195. HADİS: "(Bir şeye Allah tarafından) İzin verilme­sinin alâmeti, onun kolaylaştırıhnasıdır. [350] Bilinmiyor.[351]

196. HADİS
: "Ümmetimin âlimleri, Israiloğulları Pey­gamberleri gibidir." [352] Demiri, Zerkeşî ve Askalânî'nin dedikleri gibi, aslı yoktur.

197. HADİS: "İlim iki çeşittir: Din ilmi, beden il­i." [353] Uydurmadır. Hıılâsa'da böyledir.[354]

ZeyIHe [355] deniliyor ki: Hasen'den, o da Huzeyfe (r.a)'den müselsel olarak rivayet edildiğine göre;

Huzeyfe (r.a) diyor ki:

-Ben Peygamberimiz (s.a.v)'e "Bâtın İlmi" nedir? di­ye sordum. Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki:

-Ben bunu Cebrail'e sordum. Cebrail bana dedi ki:

—Allah şöyle buyurdu: "O, benimle sevdiklerim, dostlarım ve seçkin kullarım arasında bir sırdır. Ben bunu onların kalplerine koyarım. Bu konuda Allah'a en yakın hiçbir melek ve gönderilen hiçbir Peygamber bile bilgi sahibi olamaz." [356] Askalânî diyor ki: Uydurma­dır, Hasen (el-Basri), Huzeyfe (r.a) ile görüşmemiştir.

198. HADİS: "İlme gidilir, ilim (kimseye) gitmez." [357] Bir başka rivayette:

"İlme koşulur", [358] denilmiştir. Bir başka rivayette ise  şöyle denilmiştir:

"İlim, yüceltilmeye ve kendisine gidilmeye daha lâyıktır."[359]

Bu söz, Abbasî Halifesi Mehdî'nin, iki çocuğunun İmam Malik'den hadis dinlemeleri için onu saraya da­vet etmesi üzerine, İmam Malik'in Halife Mehdi'ye söylediği sözdür. Yine bu söz, Halife Harun er-Reşid, İ-mam Malik'den özel ders talep ettiğinde, İmam Ma­lik'in Halife Harun er-Reşid'e söylediği sözdür.

199. HADİS: 'Taşlıların  dinine sarılın." [360] Sehavî: Bu lafızla aslı yoktur, demiştir.

Saganî: "Dünyanın sonu gelip arzular değiştiğinde, bedevilerin ve kadınların dinine sarılın", [361] hadisi uy­durmadır, demiştir.

200. HADİS:
"Üzüm çift çift,  hurma tek tek (ye­nir)." [362] Bunun aslı yoktur.[363]

201. HADİS:   "Salihlerin   anıldığı   yere   rahmet   i-ner." [364] Süfyan b. Uyeyne'nin sözüdür.[365]

202. HADİS:
Levrri Mahfuz'da (kayıtlı olan bir emir hakkında) "Arşın üzerinden Allah'ın bir şeye "ol!.." dediğini işittim o da oluverdi. Daha Kâf harfi Nûn har­fine varmadan olacak olan o şey hemen oluverdi." [366] Hiç şüphesiz uydurmadır.

203. HADİS: 'Müzik zinanın [367] nağmesidir". [368] Fudayl'in sözüdür.[369]

204. HADİS: "Fatiha hangi niyetle okunursa; o ger­çekleşir". [370] Bu lafızla aslı yoktur. [371] Sûrelerin fazilet­lerine dair bazı müfessirlerin zikrettikleri hadislerin pek çoğu da aym şekildedir.

205. HADİS: "Cesur olan lezzeti kazanır". [372] Sehavî: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.

206. HADİS:
"Recep ayının diğer aylara üstünlüğü, Kur'ân'm diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara üstünlüğü, benim diğer Peygam­berlere olan üstünlüğüm gibidir. Ramazan ayının di­ğer aylara üstünlüğü, Allah'ın kullarına olan üstünlü­ğü gibidir". [373] İbn Hacer: Bu, uydurmadır, demiştir.

207. HADİS: "Fakirlik benim övüncümdür. Ben fa­kirlikle iftihar ederim". [374] Askalânî ve başkaları: Bu bâtıldır, uydurmadır, demişlerdir.

208. HADİS: "Suskun ağız ve himaye eden Rab." [375] Ben­zeri "Allah, susan kimsenin dostudur". Ibn Deyba': Hadis değildir, manası sahihtir, demiştir. Ben de derim ki: Birinci terkibin ifadesi ilk bakışta küfürdür. Ancak araya bir atıf harfi takdir edilirse bu durum değişir.

209. HADİS: "Ahir zamanda Rum diyarının soğuğu Şam'a, Şam'ın soğuğu Mısıra geçecektir". [376] Sehavî'nin, üstadı Askalani'den naklettiği gibi, bunun aslı yoktur.

210. HADİS:
"Hareketlerde bereketler vardır". [377] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

211. HADİS: "Allah Rasûlü Cebrail'e:

— Güneş zevale doğru meyletti mi? diye sordu. Ceb­rail:

— Hayır ve Evet, dedi. Allah Rasûlü:

-  Niçin Hem Hayır, hem de Evet dedin? deyince; Cebrail:

-  "Hayır" dememden "Evet" dememe kadar geçen bu kısa süre içerisinde güneş beş yüz yıllık mesafe gitti."[378] buyurdu. Bunun aslı bulunamamıştır.

212. HADİS:
"Mercimek, sonuncuları İsa aleyhisselâm olan yetmiş Peygamber tarafından takdis edilmiştir."[379] Batıldır. Pek çok hadis hafızı bu hükmü açıkça ifade et­mişlerdir.

213. HADİS: "Kur'ân Allah'ın kelâmıdır, Kur'an son­radan yaratılmamıştır. Kim bundan başkasını söylerse küfre girer." [380] Saganî: Bu uydurmadır, demiş; Sehavi ise: Bu hadis bütün yollarıyla batıldır, demiştir. İbnü'l-Cevzî, bu hadisi Mevzuat (Uydurma Hadisler) kita­bında [381] zikretmiştir.

214. HADİS: "(Kul) kelimesiyle başlayan sûreleri [382] okumak, fakirlikten kurtuluş teminatıdır." [383] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[384]

215. HADİS: "Tırnakların kesilmesi." [385] Tırnak kes­me şekli veya tırnak kesme için gün belirlenmesi ko­nusunda Peygamberimiz (s.a.v)'den her hangi bir şey gelmemiştir. Sehavî diyor ki: Bu konuda Hz. Ali b. Ebî Talib'e veya üstadımıza [386] nisbet edilen beyit, her ikisi hakkında da batıldır.

216. HADİS: "Hz. Osman halifeliğe geldiğinde ilk Cu­ma günü hutbe okumak üzere minbere çıktı, Elhamdü­lillah, dedi ve titredi. Bunun üzerine şöyle dedi: Ebu-bekir ve Ömer bu makam için söz hazırlarlardı. Oysa siz konuşan devlet başkanından çok, faal devlet başkanına muhtaçsınız. Hutbeler daha sonra gelecek. Ben hem kendim için hem de sizin için Allah'dan mağfiret diliyorum, dedi ve minberden inip Cuma namazını kıldırdı.[387] İbnüTHümam [388] diyor ki: Bu hadis, hadis kitaplarında pek geçmez, daha çok fıkıh kitaplarında geçer.[389]

217. HADİS: "Kalb, Rabbin evidir." [390] Zerkeşî ve başka­ları: Aslı yoktur demiş, İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. Zeyî'&e [391] ise, Bu, aynen onun dediği gibidir, denilmiştir.

218. HADİS
: "Az başarı, çok ilimden daha hayırlı­dır." [392] Bu hadis, Thya'da zikredilmiştir.[393]

Irakî diyor ki: Bunun aslını bulamadım. Firdevs sahibi bunu Ebu'd-Derdâ hadisi olarak zikretmiş, an­cak (Akıl) yerine (İlim) demiştir. Oğlu Müsnedü'1-Fir-devs kitabında bunu zikretmemiştir.

(Müellif AliyyüTKari diyor ki:) Ben de derim ki: Ebu'kHattab Irakî'ye Tenkit ederek şöyle demiştir. Firdevs kitabında zikredilen bu hadisi İbn Asakir Ebu'd-Derdâ' (r.a) dan rivayet etmektedir. Taberanî ise bu hadisi İbn Ömer'den; "Az fıkıh, çok ibadetten daha hayırlıdır", şeklinde rivayet etmişlerdir.

219. HADİS: "Sanki sen dünyadasın ama dünyada hiç bulunmamış  gibisin.  Sanki sen ahirettesin ama ahiretten hiç ayrılmamış gibisin." [394] Ömer b. Abdüla-ziz'in sözüdür.[395]

220. HADİS: "Allah vardı. Onunla birlikte hiçbir şey yoktu. O'ndan başka hiç bir şey yoktu. O'ndan Önce hiçbir şey olmadı." Bütün bu ifadeler sabittir.[396]

Ancak "Allah, eskiden olduğu gibi şimdi de aynı du­rumdadır", [397] şeklindeki ilâve tasavvuf erbabının sö­züdür."[398]

221. HADİS: "Cömert, günahkâr olsa bile Allah'ın sevgilisidir. Cimri, ibadet ehli olsa bile Allah'ın düş­manıdır." [399] Bunun aslı yoktur.

222.  HADİS: "Kötülükten uzak ol ki, kötülük de sen­den uzak olsun." [400] Bunun aslı bilinmemektedir.

223. HADİS:
"Kelâm, Mütekellim olan Allah'ın sıfa­tıdır." [401] Hadis değildir. Mutlak ifade olarak kabul e-dilmez.

224: HADİS:
"Sofrada konuşmak [402] (caiz midir?)": Sehavî: Bu konuda olumlu veya olumsuz hiçbir şey bil­miyorum, demiştir.[403]

 

_______________________________________________________________________________



[309] bkz.   Sehavî,   Makasid   s.258;   Semhudî,   Gammaz   s.78 İbnü'd-Deyba', Tfeznjoz: s.109; Aliyyü'1-Karî, iftara: s.232; Aclunî #e#5 2/24; Hut, EsneTMetalib: s.183; Kavukcî,

[310] bkz. Gazzalî, İhya: 4/61; Aüyyü'1-Karî, nî, Keşf. 2/37.

[311] bkz. Gazzalî, İhya: 4/61 Dip Not 4.

[312] bkz. Sehavî, Maknsıd: s.261; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110 Aliyyü'1-Karî, ^ü^a- s.234; Aclunî, ATe^f 2/30; Hut, Esne'J-Me talih s. 184.

[313] bkz.  Zehebî,  Mizan:   1/356; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.233; Aclunî, Keşf: 2/30.

[314] Zehebî, bunu (Bûrî b. Fadl el-Hürmüzî)'nin biyografisinde zikr-etmiş tir. {Mizan: 1/356)

[315] bkz. Sehavî, Makasıd: s.261; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110; Achmî, Keşf: 2/31; Hut, EsneTMetalib: s.184.

[316] Hafız Sehavî eTMakasıdü'THasene'de (s.261-262) sahabe ve tabiînden bu manada çeşitli rivayetler nakletmektedir. Söz konusu ifadenin nebevi hadis olduğunu isbat için değil, sadece ihtiva ettiği önemli eğitici ve yönlendirici manalar sebebiyle bu rivayetleri burada zikretmeyi uygun buldum.

Hafız Sehavî (r.a) diyor ki:   "Bir toplumun küçükleri, yeni bir toplumun büyükleridir".

Darimî'nin Sünen'inde (1/107) ve Beyhakî'nin MedhaV de riva­yetine göre; Şurahbîl b. Sa'd anlatıyor: Hasen b. Ali b. Ebî Talib (r.a)  çocuklarım ve  kardeş çocuklarım çağırarak şöyle  dedi: Çocuklarım!.. Yeğenlerim!.. Siz toplumun küçüklerisiniz, Pekyakında yeni bir toplumun büyükleri olacaksınız. İlim Öğrenin. Sizden kim rivayet edemeyecek olursa -ya da ezberleyemeye-cek olursa- onu yazsın ve evine koysun".

İbn AbdrTBerr'in Camiu BeyaniTJlm ve Fadlih kitabında (1/82) Ahmed b. Hanbel tarikiyle sonra Muhammed b. Eban tarikiyle rivayetine göre; Hasen b. Ali çocuklarına ve kardeşi­nin çocuklarına şöyle dedi: "İlim öğrenin. Siz "bugün" toplumun çocuklarısınız Yarın onların büyükleri olacaksınız. Sizden kim ezberleyemeyecek olursa onu yazsın". (Not: Bu cümledeki "bu­gün" kelimesi ne el-Makasıdü'1-Hasene. ne de Camiu BeyaniT Ilm ve Fadlih kitabında yer almamaktadır. Bu cümlenin bir sonraki cümle ile irtibatlı olması için bu kelimeyi ilâve ettim. Belki de bu kelime ilk kaynaklardan düşmüş olabilir.) Beyhakî'nin rivayetinde; Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr anlatı­yor: Burada Kabe'nin arkasında bir halka vardı. Abdullah b. Amr b. Âs tavafa gitti. Tavafını bitirince bu halkaya gitti ve şöyle dedi: "Bana ne oluyor ki, sizin bu gençleri meclisinizden uzaklaştırdığınızı görüyorum. Böyle yapmayın. Gençlere yer açın. Onları yaklaştırın. Onlara hadisi anlatın. Onlar bugün bu toplumun küçükleridir. Pek yakında toplumun büyükleri ola­caklardır. Biz de toplumun küçükleri idik, sonra büyükleri olduk."

Yahya b. Eyyüb, Hişam b. Urve'den rivayet ediyor: Babam -Urve b. Zübeyr- şöyle diyordu: "Biz toplumun küçükleri idik. A-ma bugün büyükleriyiz. Siz de bugün küçüksünüz, ama pek ya-kmda büyük olacaksınız. İlim Öğrenin ki bununla toplumun li-deri olasınız. Size ihtiyaç duysunlar. Allah'a yemin olsun ki, insanlar bana sormaya devam ettiler. Nihayet yaşlandım. Eski bildiklerimi unutmaya başladım."

Yine İbn AbdiTBerr adı geçen kitabında (2/83) Osman b. Urve kanalıyla babasından naklediyor. Babası Urve çocuklarına şöyle diyordu: "Çocuklarım!.. Bir âlimden en az istifade edenler onun aile halkıdır. Gelin, benden ilim öğrenin. Zira siz yakında toplumun büyükleri olacaksınız. Ben de kendisine pek önem verilmeyen küçük bir çocuktum. Yaşım ilerleyince insanlar ba­na sorular sormaya başladılar. Bir kişi için en ağır şey, dini hakkında kendisine bir soru sorulduğunda onu bilmemesidir". Urve'nin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir. Hatib Bağdadî, Şeref Ashabi'l-Hadis kitabında (s.65) diyor ki: Bana Hasen b. Ebî Talib haber verdi. Dedi ki: Muhammed b. Abdillah b. Hemmam el-Kûfî'nin şöyle dediğini işittim: Ab dullah b. Süleyman'ın şöyle dediğini işittim. -Humus yakınların­daki- Mennes tepesinde Müseyyeb b. Vadıh'm şöyle dediğini işittim:

Ibnü'l-Mübarek hadis âlimlerinin çocuklarını ellerinde kalem ve mürekkep ile görünce onların kendisine yaklaşmalarını söyler ve şöyle derdi: "İşte bunlar bu dinin fidanlarıdır. Bize haber verildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v): şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki, Allah bu dine sahip çıkan, yeni fidanlar yetiştir­mekte, dini onlarla güçlendirmektedir". Bugün bu çocuklar, sizin küçüklerinizdir. Sizden sonra pek yakında büyük olacak­lardır." Bu sözde geçen hadis, İmam Ahmed'in Müsnedinde (4/200) ve İbn Mace'nin >S'ü/ze/?'inde (1/5) şu lafızla yer almak­tadır: "Şüphesiz kif Allah, bu dine sahip çıkan, taatinde kulla­nacağı yeni fidanlar ye-tiştirmeye devam etmektedir".

93 nolu hadiste Hz. Ömer (r.a)'in şu sözü geçmişti: "Evlenme­den önce fıkıh öğrenin".

[317] bkz. Deylemî, Zehru'lFirdevs: 2/146; İbnü'l-Cevzî, Mevzu­at 2/292; Sehavî, Makasıd: s.262; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.110; IbnArrak, Tenzih: s.2/245;  Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.234; Aclunî, Keşf: 2/32; Hut, Eane'lMetalib:'s.184.

[318] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat 2/292

[319] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.263;  Semhudî,   Gammaz,   s.79; Îbnü'd-Deyba',    Temyiz   s.110;   Aliyyül-Karî,   Kübra:   s.234; Achmî, Keşi. 2/33; Hut, Esne'l-MetaJib: s. 184.

[320] Asıl nüshada bu hadisle ilgili hüküm, bir önceki hadisle İlgili hükümle birlikte gelmiştir. Bir önceki hadiste; (176. Ha­dis: "Yüzükle kılınan namaz, yüzüksüz kılman yetmiş namaza eşittir". Askalânî'nin dediği gibi, uydurmadır), denilmiştir. -Sa­rıkla kılınan namazla ilgili 177 nolu- bu hadisin başlı başına uydurma bir hadis olarak uydurma hadisler arasına girmesi i-çin; ben bu hadisi bir önceki hadisten ayırdım. Buna yeni bir rakam verdim ve başına da (Hadis) kelimesini ilâve ettim.

[321] bkz. Sehavî, Makasıd: s.263: İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.lll; Aliy-yül-Karî, Kübra: s.234; Aclunî, Keşf. 2/33.

[322] Bu hadis, el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.263) buradaki lafız­dan biraz farklı olarak ama çok bozuk bir ifade ile mevcuttur. Bu hadis, bu haliyle el-Makasıdü!l-Hasene' de olduğu gibi; biri İbn Ömer, diğer Enes'den rivayet edilen iki hadisin bir araya getirilmiş şeklidir.

[323] Bu zat, Hafız Sehavî'nin talebesi olan Şihabuddin Ahmcd b. Muhammed b. Abdisselâm el-Menûfî el-Mısrî'dir. Üstadının kitabı   olan   el-Makasıdü'1'HasenSyi   özetlemiş   ve   buna   ed-Dürretül-Lâmia fi Beyan Kesir Mine'1-Ehadisiş-Şaia adım ver­miştir. Menûfî,  931    yılında vefat etmiştir.  (Keşfü'z-Zunûn: 2/1780)

[324] bkz. Sehavî, Makasıd: s.266; Aliyyül-Karî, Kübra: s.235; Aclunî, Keşf: 2/37.

[325] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.236; Aclunî, Keşf: 2/35.

[326] Yani gündüz namazlarında imam cehren okumaz.

[327] bkz.  Zeylaî,  Nasbü'r-Râye: 2/1;  Sehavî, Makasıd: s.265; Semhudî,   Gammaz: s.81; İbnü'd-Deyba',   Temyiz s.lll: Aliy­yül-Karî, Kübra: s.236; Aclunî, Keşf.  2/36; Hut,  Esne'l-Me­talib: s.184; Kavukcî, Lü'îiV: s.48.

[328] Hafız  Zeylaî,  bunu Nasbüi-fîâye'de  (2/1-2)  Nevevî'den nakledip kabul etmiş ve şöyle demiştir: Bu Mücahid ve Ebu Ubeyde b. Abdillah b. Mes'ud'un sözüdür. Her ikisi de Tabiînin Zeylaî, Abdürrezzak'm Musannef inden naklettiği senediyle bu sözü bu iki zâta nisbet etmiştir.

[329] Müellif, bu ifadesiyle kitabın sonunda 463 ve 464 no.lu paragraflarda zikrettiği şu batıl (asılsız) namazları kast etmek­tedir: "Cuma günü her rekatta on ihlas okunarak kılınacak on iki rekatlı nafile namaz ile hafta içinde her gün kılınacak nafile namazlar hakkında hiçbir şey sahih değildir, batıldır, aslı yok­tur... Aynı şekilde her rekatında on beş defa -bir rivayette elli defa- (İza Zülzilet) okunarak kılınacak iki rekatlı nafile namaz; Cuma günleri kılınacak iki, dört, sekiz ve on iki rekatlı nafile namaz ile; Cuma namazından önce her rekatında elli defa ihlas okunarak kılınacak dört rekat nafile namazın da aslı yoktur. Aynı şekilde Aşûra Namazı, Regaıb Namazı da ittifakla uydur­madır. Yine Receb Geceleri Namazı, Receb ayının yirmi yedinci gecesi namazı, Şabanın on beşinci gecesi her rekatta on ihlas <r kunarak kılınacak yüz rekatlı namazın da aslı yoktur. Bu na­mazların Kutü'î-Kulûb ve İhya'da ya da Sa'lebî'nin Tefsirinde zikredilmesine aldanma".

[330] bkz. Sehavî, Makasıd: s.269; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.113; AliyyüTKarî,  Kübra: s.238;  Aclunî,  Keşf: 2/44;  Hut,   Bsne'l-Metalib: s. 189.

[331] Zehebî, Ibei}de (1/399) diyor ki: Bu zat, Rabbani zahid ve Önder Ebu Nasr, Bişr b. Haris el-Mervezî'dir. Bişr el'Hafî diye meşhurdur. Hammad b. Zeyd, İbrahim b. Sa'd ve bunların ta­bakasında olan muhaddislerden hadis dinledi. Önce ilme önem verdi. Sonra kendi meşrebine yöneldi ve kitaplarını gömdü. Az hadis  rivayet  etti.   Fıkıh'da  Süfyan  es-Sevrî mezhebindeydi. Alimler onun menakıbı ve kerametleri hakkında eserler yazdı­lar. 75 yaşında iken Bağdat'ta vefat etti. Allah Tealâ rahmet eylesin. Talebesi İbrahim el-Harbî diyor ki: Bağdat, Bişr el-Hâ-fî'den daha kâmil akla sahip olan ve dilini ondan daha iyi koru­yan bir başka birini yetiştirmedi. Onun bir müslümanın gıybe­tini yaptığı duyulmadı. Sanki onun saçının, sakalının her telin­de bir zekâ harikası vardı. Onun aklı, Bağdat halkına dağıtıl-saydı hepsi üstün zekâlı insanlar olurlar, yine de onun aklın­dan bir şey eksilmezdi.

[332] bkz. Sehavî, Makasıd: s.269; Semhudî, Gammaz: s.83; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.113; AliyyüTKarî, Kübra: s.239; Aclunî, Keşf: 2/45; Hut, Esne'l-Metalib: a.190; Kavukcî, Lü'lü': s.83.

[333] bkz.  Sehavî,  Makasıd: s.269;  Semhudî,   Gammaz:  s.83; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.113; AliyyüTKarî, Kübra: s.240; Ac­lunî, Keşf: 2/46; Hut, Esne'l-Mctalib: s.189.

[334] Bu söz, Aclûnî'nin Keşfül-ffafa'&a (2/36) dediği gibi; ya bir atasözü ya da şiirden bir mısradır. Kanaatimce, belki de şairin şu ifadesinden alınmıştır:

"Düşman olma, bir kişi sebebiyle bir aile halkına, Zira iki zayıf bir güçlüyü yener."

[335] bkz. İbnü'd-Deyba', Temyiz-8.114; Aclunî, Keşf 2/49.

[336] bkz. Sehavî, Makasıd: s.273; İbnü'd-Deyba', Temyiz-'s.115; Alıyyü'1-Karî,  Kübra s.241; Aclunî,  Keşf: 2/52;  Hut,   Ssne'J-Metaiib: s. 193.

[337] Namazda ön saftaki mü'minin sırtı, sütre yerine geçer.

[338] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.280;  Semhudî,   Gammaz  s.87; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.118;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.243; Aclunî, Koş£ 2/69.

[339] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.282;   Semhudî,   Gammaz-   s.88; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 119; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keş£ 2/72; Hut, Esne'l-Metalib: s.198. (Not Ahmak dostun ola­cağına akıllı düşmanın olsun", atasözü aynı manadadır.) (Çev.)

[340] bkz. Sehavî, Makasıd: s.282; Semhudî, Gammaz: s.88; İb­nü'd-Deyba', Temyiz: s.119; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.244; Aclunî, Keşf: 2/72.

[341] Sehavî'nin   el-Makasıdü'1 -Hasene'deki   (s.282)   ifadesinin devamı şöyledir: "Bunu hadis olarak görmedim. Ancak Beyha-kı'nin Şüabü'1-Jman kitabında ve başka kaynaklarda (Düşman-hk ailededir) yerine (Düşmanlık akrabalıktadır) lafzıyla; Bişr b. Haris el-Hâfî'in sözü olarak rivayet edilmiştir. Bişr b. Haris el-Hâfî'nin biyografisi 181. hadisin dipnotunda geçmiştir.

[342] Yani karşısına çıkacağı veya çatışacağı rakibi demektir.

[343] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz s.120; Aliyyül-Karî,  Kübra: s.245; Aclunî, Keşf. 2/73.

[344] bkz, Sehavî, Makasıd: s.283; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.120; Alıyyül-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keş£ 2/76; Hadisin bir baş­ka lafzı: "Özrü günahından daha çirkindir", şeklindedir

[345] Bu söz, atasözlerindendir.

[346] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 120; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.245; Aclunî, Keşf: 2/75.

[347] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra: s.246; Aclunî, Keşf: 2/75.

[348] bkz. Sehavî, Makasıd: s.285; İbnü'd-Deyba7, Temyiz: s.121; Aliyyü'1-Karî,   Kübra:  s.246;  Aclunî,  Keşf:  2/78;  Hut,   Esne'l-MetaJib.-s.199.

[349] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.289;   Semhudî,   Gammaz:   s.92; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.248; Aclunî, Keşf 2/89; Hut, Esne'İMetalib: s.202; Kavukcî, Xa'7ri; s.51.

[350] bkz. Sehavî, Makasıd: s.286; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.121; Aliyyü'1-Karî, ^TüAra- 246; Aclunî, Keşf: 2/82; Hut, Esne'İMeta­lib: s.206.

[351] Bu söz, Sûfiyye'nin sözlerindendir.

[352] bkz. Sehavî, Makasıd: s.286; Semhudî, Gammaz: s.89; İb­nü'd-Deyba', Temyiz: s.121; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, ^    2/83;

[353] bkz. Tıybî,  el-Hulâsa £t Ma'rifeti'lHadis,  s.85; Aliyyü'l-Karî, Kübra: s.247; Acİunî, Keş£ 2/89.

[354] Tıybî, el-Hulâsa fî Ma'rifeti'l-Hadis: s, 85

[355] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s. 44

[356] bkz. Tıybî,  el'Hulâsa fî Ma 'rtfetiTHadis: s. 85; AliyyüT Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Aclunî, Keş£ 2/89.

[357] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf: 2/87.

[358] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; Aliyyül-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keş£ 2/87;   Hut, Esne'1-Me-talib: s.208.

[359] bkz. Sehavî, Makasıd: s.288; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.122; AHyyü'1-Karî, Kübra: s.247; Aclunî, Keşf: 2/87.

[360] bkz. Sehavî, Makasıd: s.290; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 123; Aliyyü'1-Karî, i^ra: s.248; Aclunî, iTe^f 2/92.

[361] bkz. Süyutî, Leâlî: 1/131; İbn Arrak, Tenzih: 1/136; Müna-vî, Feyzu'l-Kadir 1/425; Sehavî, Makasıd: s.290; Aliyyü'1-Karî, üTüiuts: s.248; Hut, Esne'l-Metalib: s.47.

[362] bkz.   İbn  Teymiyye,   Mecmû'uTFetâvâ:   18/127;   Sehavî, Makasıd:  s.292;   İbnü'd-Deyba1,   Temyiz,   s.124;  Aliyyü'1-Karî, İT^ra: s.248; Aclunî, Ae^ 2/95; Hut, Esne'l-Metalib: s.208.

[363] Bunu Peygamberimiz (s.a.v)'in, üzüm yerken Selman el" Farisî'ye söylediği iddia edilmiştir. İbn Teymiyye (r.a) bu hadisi Mecmû'ul-Fetâvâ'da (18/127) zikretmiş ve "Bu bâtıl bir sözdür", demiştir.

[364] bkz. Sehavî, Makasıd: s.292; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.125; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.249; Aclunî, Keş£ 2/91; Esne'l-Metalib: s.205.

[365] Bu zat, Süfyan b. Uyeyne Ebu Muhammed el'Hilâlî el-Kûfî el"Mekkî'dir. Hicaz halkının üstadı olup meşhur âlimler­dendir. Tabiînden 87 zata erişmiştir. İmam Şafiî onun hakkın­da: ibn Uyeyne'deki ilim zenginliğini-hiç kimsede görmedim, demiştir. Yine İmam Şafiî: Malik ve İbn Uyeyne olmasaydı Hicaz ehlinin ilmi kaybolurdu, demiştir. Ahmed b. Hanbel ise: Fakihler arasında Kur'an ve Sünneti ondan daha iyi bileni görmedim,   demiştir.   Hasen  b.   Imran   anlatıyor:   Süfyan  b. Uyeyne, son haccmda Müzdelife'de iken bana: Bu makamda yetmiş defa vakfe yaptım. Her sene: AllahımL Bu makamdaki vakfemi son vakfe eyleme, diye dua ettim. Şimdi ben Allah'dan bundan daha fazlasını istemeye hâyâ ediyorum, dedi. Hacdan döndüğünde yeni giren yılda vefat etti. İbn Uyeyne, 198 yılı Recep ayında 91 yaşında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

[366] bkz. Meydanî, MecmeııTEmsal: 2/10; Aliyyü'1-Karî, Küb' ** s.249; Humud et-Tüveycerî, Faslül-Hitab ü'r-Redd alâ Ebî Türab: s.69-90

[367] "Zina" kelimesinin hemze ile yazılması bir lügat vechidir. Kamus müellifi diyor ki: (Zenâ-yeznrzinen Ve zina): Gayri meş­ru ilişki kurdu, demektir. Meydanî'nin Mecmau'lEmsal kita­bında (2/10) zikrettiği gibi 'Müzik zinanın nağmesidir", şeklin­de bir rivayet bulunmaktadır. "Zinanın nağmesi" ifadesiyle zinaya çağırır, zinayı özendirir ve kamçılar demektir. Bu söz, Humud et-Tüveycerî'nin müzik aletlerinin mubah olduğunu id­dia eden Ebî Türab'a cevap olarak yazdığı'Taslül-Hitab fi'r-Redd alâ Ebî Türab" &d\ı eserinde (s.69-90) belirtildiği gibi; Ab­dullah b. Mes'ud (r.a), şair Hutay e, Süleyman b. Abdilmelik el-Ümevî, Yezid b. Velid b. Adilmelik ve Fudayl b. İyad'dan nakle­dilmiştir. Gerçekler pek çok kimse tarafından ifade edilmekte­dir. Genellikle lafızlar ya aynı ya da benzer olmaktadır. Bu mana, Peygamberlik lisanında üstün beliğ bir ifade ile yer almaktadır. Sahih-i Buharîde Kitabu'l-Eşribe 6 no.lu "İçkinin ismini değiştirerek onu haram kılan kimseler hakkında gelen hadisler" babandaki {Fethu'1-Barî: 10/51 Hadis No: 5590) hadis­te; Abdurrahman b. Ganm el-Eş'arî diyor ki: Ebu Malik el-Eş'arî vAllahi bana yalan söylemedi. O Peygamberimiz (s.a.v)'-den şunu işittiğini söyledi: 'Yemin olsun ki, ümmetimden; zina, ipek, içki ve çalgı aletlerini helâl sayan birtakım kimseler ola­caktır".

Bu hadiste Peygamberimiz (s.a.v), bu haramlar arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğunu açıklamaktadır. Zira bunlardan her biri diğerini davet etmektedir. Zina, içki içmenin helâl görül­mesine ve müzik âletlerini kullanmanın helâl sayılmasına se­bep olduğu gibi; erkeklerin ipek elbise ile süslenmelerine de sebep olmaktadır. Halbuki ipek erkeklere haramdır. Müzikle fazla meşgul olanların gönüllerindeki büyük fesad artmakta, buna daldıkları zaman fesad alevi tutuşmaktadır. Allah'tan bizleri fesaddan uzak kılmasını ve iyilik vermesini niyaz ederiz.

[368] bkz. Aliyyü'1-Kari Kübra: s.251; Aclunî, Keş£ 2/106.

[369] Bu zat, Harem ve Hicaz ehlinin üstadı, zahid bir şahsiyet olan Fudayl b. Iyad Ebu Ali et-Temîmî el-Merve%i el-Horasâ-nî'dir. Hadis rivayet etmiş, kendisinden hadis rivayet edilmiş­tir. Bu-harî, Müslim, Ebu Davud. Nesaî ve Tirmizî kitaplarında onun hadislerini nakletmişlerdir. Hafız İbn Hacer  Tehzihü't-Tehzib'de (8/294-297) onun geniş biyografisini vermiştir. İbn Hacer burada şöyle demektedir: İbnü'l-Mübarek diyor ki: Bana göre bugün dünya üzerinde Fudayl'den daha üstün bir kimse kalmamıştır. Yine İbnü'l-Mübarek: O'na baktığımda üzüntüm yenileniyor, nefsime kızıyordum, dedi ve ağladı. Halife Harun er-Reşid: Alimler içerisinde İmam Malik'den daha heybetlisini, Pudayl'den daha çok vera' sahibi olanı görmedim, demiştir. Şe­rik: Fudayl, kendi zamanında yaşayanlar için hüccettir, demiş­tir. Fudayl b. Iyad, Mekke'de 187 yılında vefat etti. Allah rah­met eylesin.

[370] biz. Sehavî, Makasıd: s.298; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.128; Aliyyü'1-Karî, Kübra:   s.251; Aclunî, Keş£ 2/106; Hut, Esne'l-Metalib: s.216,

[371] Müellif Aliyyü'1-Karî cl-Mevzûâtü'1-Kübrâda şöyle demiş­tir. Zerkeşî bu hadisi Beyhakî'nin Şüafda rivayet ettiğini ifade etmiş, Süyûtî ise burna tenkid ederek ed-Düreru'bMüntesırâ'da bu hadisin Şüabfa. bulunmadığını, Şüabda bulunan hadisin "FatihatüTKitab hei- derde şifadır", şeklinde olduğunu, Bey­hakî'nin bu son rivayeti Abdullah b. Cabir el-Beyazî hadisi ola­rak tahric ettiğini söylemiştir. Ebu'ş-Şeyh ibn Hayyan'm Kıta-bu'sSevab'mda ise Atâ'nm şu sözü yer almaktadır: Bir ihtiya­cın varsa Fatihatü'l-Kitab'ı oku, Allah'ın izniyle ihtiyacın görül­sün . insanların ihtiyaçlarının görülmesi için ve önemli arzula-rının gerçekleşmesi için Fatiha okumayı alışkanlık haline ge­tirmelerinin aslı bu olmalıdır."

Kur'ân ile tedavi olm^ konusunda gelen hadisler hakkında bilgi sahibi olmak için Rıdvan Muhammed Rıdvan'ın FezâilüT Kur'ân ve Abdullah b . Sıddîk el-Gumarî'nin KemalüTİman fi't-Tedavibi'1-Kur'ân adlı eserlerine bakılabilir.

[372] bkz.   Sehavî,   Makasıd   s.298;   Semhudî,   Gammaz:   s.65; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.128; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.252; Aclunî, Keşi 2/108; Hut, EsneTMetalib: s.213; Kavukta, LiVUV: s.54

[373] bkz. İbn Hacer, Tebyînü'1-Aceb: s.14; Sehavî, Makasıd: s.299;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.128;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra: s.254; Aclunî, Keşi 2/110; Hut, Esne'bMetalib: s.214.

[374] bkz. Sehavî, Makasıd: s.300; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 129; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.254; Aclunî, Keş£ 2/113;   Hut, Esne'l--Metalik a.217.

[375] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.300;   Semlıudî,   Gammaz  s.95; Îbnü'd-Deyba', Temyiz: s.129; Aliyyü'1-Kari, Kübra: s.254; Aclunî, Keşf: 2/114; Hut, Esne'l-Metalib: s.215; Kavukcî, iüî?ü* s.55.

[376] bkz. Sehavî, Makasıd: s.300; Semhudî, Gammaz: s.96; İb-nü'd-Deyba',  Temyiz: s.129; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.254; Aclu­nî, ÜTesf 2/114; Hut, Esne'l-Metalib: s.215.

[377] bkz.   Sehavî,   Makasıd:   s.301;   Semhudî,   Gammaz   s.96; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.130; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.255; Aclunî, f 2/115; Hut, Esne'l-Metalib: s.216; Kavukcî, L«'A;; s.55.

[378] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.256; Aclunî, Keşf 2/128; Hut, Esne'l-Metalib: s.220.

[379] bkz. Sehavî, Makasıd: s.303; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.132; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.256; Aclunî, Keşf 2/120; Hut,  Esne'î-Metaiib: s.220.

[380] bkz.   İbnü'l-Cevzî,   el-Mevzûat:   1/107;   Sehavî,   Makasıd: s.304;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.132;   Aliyyü'1-Karî,    Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/122; Hut, Esne'l-Metalik s.226.

[381] İbnü'l-Cevzî, el-Mevzûat: 1/107-109

[382] (Kul) kelimesiyle başlayan sûreler (Kalâkıl Sûreleri) dört tane olup Kâfirûn, İhlas ve Muavvizeteyn Sûreleridir.

[383] bkz. Sehavî, Makasıd: s.305; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.132; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/125; Hut,  Esne'l-Metalib: s.221.

[384] Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûatü'1-Kübrâ kitabında da Seha-vî'nin ifadesi bu şekildedir. Sehavî'nin el-Makasıdü'J-Hasene kitabmdaki (s.305) ifadesi ise "Ben bunu hadis olarak bilmiyo­rum", şeklindedir. Aradaki fark basittir.

[385] bkz. Sehavî, Makasıd: s.306; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.134; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.257; Aclunî, Keşf: 2/125; Hut, Esne'l-Metalib: s.221.

[386] Yani Sehavî'nin üstadı Hafız İbn Hacer kastedilmektedir.

[387] bkz.   İbn   Abdi'1-Berr,   Behcetü'l-Mecalis:   1/73;   İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr 1/415; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.258.

[388] İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr (Hidaye Şerhi): 1/415; İbn Abdi'1-Berr Behcetü'l-Mecalis kitabında (1/73) bu kıssayı riva-yetleriyle birlikte zikretmektedir.

[389] Görüldüğü gibi bu ifadede Peygamberimiz (s.a.v)'e hiçbir şey nisbet edilmemiştir. Hiç kimse de bunu hadis olarak Pey­gamberimiz (s.a.v)'e   nisbet etmemiştir. Bu sebeple olmalı ki, Aclûnî bu haberi Keşfü'l- Hafa kitabına almamıştır.

[390] bkz.   Süyûtî,   Zeylii'l-Mevzuat   s.203;   Sehavî,   Makasıd: s,308; Semhudî,  Gammaz: s.99; İbnü'd-Deyba',   Temyiz s.133; İbn Arrak,  Tenzih: 1/148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.258; Aclunî, Keşf. 2/129;Hut, Esne'l-Metalik s.227.

[391] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat s.203

[392] bkz. Gazzalî, İhya: 1/31; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.259.

[393][393] Gazzalî, İhyau Ulûmi'd-Din: (1/31) Kitabü'1-İlim, Zemme­dilen İlimin Kötülüğü Babı.

[394] bkz.   Süyûtî:   Zeylü'i-Mevzûât:   s.203;   Sehavî,   Makasıd: s.311;   İbnü'd'Deyba',    Temyiz:   s. 135;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra: s.260; Hut, Esne'hMetalib: s.229.

[395] Bunu Ebu Nuaym Hılye'de Ömer b. Abdülaziz'den rivayet etmiştir.

[396] Yanı sahihtir. Buharı Sahih'inAe {FethuTBari: 6/205-206) Bed'ül-Halk  kitabının  başında   "Mahlûkatı  ilk  defa   yaratan sonra onları tekrar diriltecek olan O'dur, âyeti hakkında gelen hadisler" babında ve Kitabü't-Tevhid'de 32 nolu "O'nun arşı suyun üzerinde idi" babında (13/345-347) şöyle rivayet etmek­tedir (Rivayetleri topluca zikrediyorum): Imran b. Husayn (r.a) anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.v)'m huzuruna girdim. Devemi kapıya bağladım. Ona Temimoğullarmdan bir grup gelmişdi.

Allah Rasûlü (s.a.v):

-Müjdeyi kabul edin (size müjdeler olsun) Ey Temimoğulları!.. buyurdu. Onlar da:

-Bize müjde verdin. O halde ikramda bulun, dediler. Efendimiz (s.a.v)'in yüzünün rengi değişti. O sırada Yemen!den bazı kimse­ler geldiler. Allah Rasûlü (s.a.v):

-Temimoğııllarmm kabul etmediği müjdeyi siz kabul edin (size müjdeler olsun) Ey Yemenliler!., buyurdu. Yemenliler: -Müjdeyi kabul ettik Ya RasûlAllah!.. dediler. Biz din hakkında ilim sahibi olmak ve bu yaradılışın başlangıcı nasıldı? diye sa­na sormak için geldik, dediler.

Peygamberimiz (s.a.v) ilk insan yaradılışı ve Arş hakkında ko­nuşmaya başladı. Şöyle buyurdu: "Allah vardı. O'ndan başka hiç­bir şey yoktu. (Bir rivayette: Ondan önce hiç bir şey yoktu. Bir başka rivayette: O'nun dışında hiçbir şey yoktu. Bir başka rivayet­te: O'nunla birlikte hiçbir şey yoktu." Bu son iki rivayet FethuT Barîden alınmıştır: (6/206) O'nun arşı suyun üzerinde idi. Zikirde heı' şeyiyazmış tu: Gökleri ve yeryüzün ü yara tmıştır... İmran b. Husayn devamla diyor ki: Sonra biri bana geldi ve Ey Imran!.. Devene yetiş!.. Deve gidiyor, dedi. Ben de deveyi ara­mak için hızla gittim. Bir de ne göreyim deve ile aramıza serap girdi. Yemin ederim ki, keşke deve gitsin diye bıraksaydım da oradan kalkmasaydım diye arzu ettim.

Hafız İbn Hacer (rh.a) Fethu'lSarı'de (6/206-207; 13/346) şöyle demiştir: Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Allah vardı. O'ndan başka hiçbir şey yoktu", ifadesindeki Kâne (vardı) manası Allah için kullanıldığında geçmiş zaman manasından ayrılır, ezelî mana­dan haber verir."Zikirde hor şeyi yazmıştır" ise zikirde yani Levlvi Mahfuz'da her şeyi takdir etmiştir, demektir. Peygam­berimiz (s.a.v)'in; "Allah vardı. Ondun başka hiçbir şey yoktu", ifadesi bu âlemin hadis (sonradan var edilen bir âlem) olduğu­na delil olarak kabul edilmiştir. Zira "Ondan başka hiçbir şey yoktu", ifadesi bu konuda gayet açıktır. Zira Allah dışındaki her şey daha önce mevcut değildi. Ama sonrada var edildiler. Peygamberimiz (s.a.v)'in; "O'nun arşı suyun üzerinde idi", ifa­desi su ve arşın yer ve göklerden önce yaratılmış olduklarına işaret etmektedir. İmam Ahmed ve "sahihtir" diyerek Tirmizî, Ebu Rezîn el-Ukaylî'den merfû olarak; "Su, arşdan önce yara­tılmıştır", hadisini tahric etmiştir. Süddî deTefsiı!ixide farklı senedlerle: "Allah yarattıklarından hiçbir şeyi sudan önce ya-t'atmamıştır", rivayetini nakletmektedir.

İmam Ahmed ve "sahihtir" diyerek Tirmizî'nin Ubade b. S amit' (r.a)den merfû olarak rivayet ettiği: "Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Sonra: Yaz, buyurdu. Kalem, kıyamet gününe kadar olacak her şeyi yazdı." Bu hadis ile önce suyun sonra arşın yaratılması şeklindeki bir önceki hadis şu şekilde birleştiril­mektedir. Kalemin önceliği su ve arş dışındakilere nisbetJedir ya da kalemden çıkan şeye nisbetlcdir. Yani kaleme: İlk yaratı­lan şeyi yaz, denilmiştir.

"Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır" hadisine gelince; bunun sabit olan yani delil olarak kabul edilebilecek sahih bir tariki bu­lunmamaktadır. Sabit olduğu takdir edilecek olursa şu son takdir onun açıklaması olmaktadır. En iyisini bilen Allah'dır. Hafız Ibn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

[397] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.261.

[398] Müellif, el-Mevzûâtü'1-Kübra'da şu cümleyi ilâve etmiştir: "Bu söz, Vahdet-i Vücud ehlinin iftiralarına benzemektedir."

[399] bkz. Sehavî, Makasıd: s.316; Semhudî, Gammaz: s.100; İb-nü'd-Deyba', Temyiz: s. 136; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.263; Achr nî, Keşf. 2/144; Hut, EsneTMetalib: s.245

[400] bkz. Sehavî, Makasıd s.319; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.137; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf: 2/149; Hut,  Esne'k Metalik s.238.

[401] bkz. Sehavî, Makasıd a.319; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.137; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.263;  Aclunî,  Keşf  2/149;  Hut,   Esne'l-Mctalib: s.245.

[402] bkz. Sehavî, Makasıd s.320; İbnü'd-Deyba',  Temyiz s.137; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.264;  Aclunî,  Keşf.   2/150;  Hut,   EsneT Metalib: s.245.

[403] Sehavî'nin el'MakasıdüTHasene kitabındaki (s.320) sözü­nün devamı şöyledir: "Evet, Besmele çekmek, önünden yemek, sofrada  taze  hurma  ve   benzeri  çeşitli   meyveler  olduğunda meyveleri   alıp   alıp   bırakmak,   hurma  çekirdeklerini  hurma yemeyen kimsenin önüne koymamak gibi çoğu zaman mutlaka sözlü olarak nakledilen yeme âdabım öğretmekle ilgili hadisler gelmiştir.  Misafiri yemeğe  teşvik  etmek  gibi  misafire  sıcak davranma konuları buna ilâve edilebilir. Hakim'in Menakıbü'ş' Şafiî kitabının sonlarında imam Şafiî'nin;  "Yemek esnasındaki âdabdan   biri,   az  konuşmaktır",   sözü   de   yer   almaktadır." Sehavî'nin sözü burada sona ermektedir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Buhari ve1 Müslim'in Sa-Aitlerinde ve diğer kaynaklarda Ebu Hureyre'den rivayete göre; Peygamberimiz (s.a.v) ashabından birinin yemeğine da­vetli idi. Ona but takdim edildi. Ondan bir parça aldı. Sonra on­lara uzun Şefaat hadisini anlattı. Kuşkusuz bu hadis, sofrada ve yemekte konuşulan bir hadistir. Bir kısmım arz edelim: Buharı, Sahih'inde (6/346) Ehadîsü'l-Enbıya Kitabında "Nuh'u kavmine elçi olarak gönderdik", (Hud: 25) âyeti ile ilgili 3 nolubabda ayrıca Kitabü't-Tefsir'de "Onlar Nuh'la beraber gemiye bindirdiğimiz kimselerin zürriyetleridir. O çok şükreden bir kuldu", (İsra: 3) âyetinin tefsiri konulu 5. babda (8/300) ve yine KitabüTİman'da Şefaatin isbatı ve Tevhid ehlinin Cehen-nem'den çıkarılması babının sonlarında (3/65,69-70) Şefaat hadisini şu lafızla rivayet etmektedir:

Ebu Hureyre (r.a) rivayet ediyor: Bir davette Peygamberimiz (s.a.v) ile beraberdik. Kendisine but takdim edildi. But yemek­ten hoşlanırdı. Ondan bir parça kopardı ve şöyle buyurdu: "Ben kıyamet gününde insanların efendisıyim. Bu nedendir, bilir misiniz? Allah ilkleri-sonlan bütün insanları bir meydanda toplayacak..."

Müslim'in lafzı ise şöyledir: Ebu Hureyre (r.a) rivayet ediyor: Allah Rasûlü'nün önüne tirit ve et dolu bir tabak konuldu. Butu eline aldı. Koyun etinin en çok bu tarafını severdi. Ondan bir parça kopardı ve: "Ben kıyamet gününde insanların efendi-siyim, dedi. Sonra da ashabının soru sormadıkların görünce; —"Bu nasıl olacak, diye sormayacak mısınız? dedi. Ashab: -"Bu nasıl olacak ya RasûlAllah? diye sordular. Efendimiz (s.a.v): -"insanlar Allah'ın huzurunda toplanacaklar."diyerek sözleri­ne başladı ve devam etti. Bu, iki sayfayaı bulan uzun bir hadis olup, yemek esnasında zikredilmiştir. Dolayısıyla yemek esna­sında konuşma meşrudur.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #173 : 29 Haziran 2011, 10:49:23 »

225. HADİS: "Her kap içindekini sızdırır." [1] Süfiy-yenin s özlerinde ndir.

226.  HADİS: "Her   bid'at   sapıklıktır.   İbadetteki bid'at müstesna." [2] Senedinde —hadiste— yalancı bir ravi, bir de —günlük hayatında— yalancılıkla suçlanan bir başka ravi bulunmaktadır.[3]

227. HADİS:
"Her ikincinin bir üçüncüsü vardır" [4] ve şairin! "Bir şey iki defa olmuşsa mutlaka bir üçüncüsü de olacaktır", [5] sözlerinin aslı yoktur.

228.  HADİS: "Her yıl -giderek- düşüyorsunuz." [6] Hasan el-Basrî'nin sözüdür. [7] Aynı manada Buharî' nin rivayet ettiği; "Size hiçbir zaman gelmez ki daha sonrası o zamandan daha kötü olmasın. Nihayet Rabbinize kavuşursunuz", şeklinde -sahih- bir hadis bulunmaktadır.[8]

Buna benzer bir ifade, İbn Mes'ud'un sözü olarak ri­vayet edilmiştir. İbn Mes'ud şöyle demiştir: [9] "Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan sonraki sene­den daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. An­cak ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Alimleriniz ve fakihleriniz -vefat edip- birer birer kaybolacaklar. [10] Sonra sizler, onların'yerini tutacak hiç kimse bulama­yacaksınız. Onların yerine kendi -şahsî— görüşleriyle fetva veren kimseler gelecektir."[11]

Bir başka rivayette; Bu kötü durum, yağmurların çokluğu veya azlığıyla değil, alimlerin vefatıyla yaşa­nacaktır denilmiştir.[12]

İbn Abbas (r.a), Cenab-ı Hakkın;   "Onlar bizim bu

dünyanın etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmü­yorlar mı?", [13] ayetini bu mana ile açıklamış; "Bu ek­siklik, âlimlerin ve fakihlerin vefatıyla yaşanacak ek­sikliktir", demiştir.[14]

Bu konuda Ebu Ca'fer'in [15] şu sözü de rivayet edil­mektedir: "Bir âlimin ölümü, Şeytan için yetmiş âbidin ölümünden daha sevimlidir."

229. HADİS: "Hepiniz kazançlısınız. Hepiniz azimli­siniz." [16] Hadis değildir.[17]

230. HADİS: "Her yasak tatlıdır." [18] Hadis değildir

231. HADİS:
"Kişinin -ilim yolunda- dinlediği bir kelime, onun için bir yıl —nafile— ibadetten daha hayır­lıdır. Bir saat ilmî meseleleri müzakere meclisinde er turması, bir köleyi azad etmesinden daha hayırlı­dır." [19] Bu ifade, ZeyJ'de [20]  belirtildiği gibi; Arûs kita­bından alınmıştır.

232. HADİS: "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bi­linmeyi istedim. Mahlûkatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar." [21] İbn Teymiyye, Zerkeşî ve Sehavî gibi hadis hafızları, bunun aslının olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.[22]

233. Hadis: "Âdem henüz su ile toprak arasında -yani çamur hâlinde- iken ben Peygamber idim." [23] Zerkeşî: Bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[24]

234. HADİS: "Kuyruk olma, baş ol. Zira baş yok olur, kuyruk kurtulur." [25] ibrahim b. Edhem'in sözüdür.[26]

235. HADİS: Tasavvuf hırkasının giyilmesi, Hasan Basrî'nin bu hırkayı Hz. Ali (r.a) eliyle giymesi. [27] Muhad-disler, bunun aslı olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.

236. HADİS: "Aşk yılanı ciğerimi soktu." [28] (İki be­yit) [29] İbn Teymiyye diyor ki: Ebu Mahzûra'mn Pey­gamberimiz (s.a.v) huzurunda bu iki beyti okuduğu, bunun üzerine Efendimiz (s.a.v)'in şerefli bürdesinin omuzlarından düştüğü, Suffe Ashabının da bunu elbise­lerine yama yapmak için aralarında paylaştıkları şek­lindeki hadis, hadis ehlinin ittifakıyla yalandır.

237. HADİS: "Güvercinle oynamak [30] fakirliğe sebep olur." [31] İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür.[32]

238. HADİS: 'İçimize nesebsiz girene de, bizden se­bepsiz ayrılana da Allah lanet eylesin." [33] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.

239. HADİS: "Mizah yoluyla bile olsa, yalan söyle­yene Allah lanet eylesin." [34] Sehavî: Bunu merfû hadis olarak bilmiyorum, demiştir.

240. HADİS: "Şarkı söyleyene de, dinleyene de Allah lanet eylesin." [35] Nevevî ve başkaları: Sahih olamaz, demişlerdir.

241.  HADİS:  "Her belânın bir yardımı vardır." [36] Hadis değildir.

242. HADİS:
"Her odanın bir ücreti vardır." [37] Aslı yoktur.

243.  HADÎS:   "Her   düşük   -hatalı-   sözü   bulacak -tenkit edecek- biri vardır." [38] Selef alimlerinden birinin

sözüdür.

244.  HADİS:  "Her gayretli kişinin bir nasibi vardır." [39] Bu mânada şu ifade de vardır:

"Kam ciddî çalışırsa —aradığını— bulur. Kim bir işe sımsıkı sarılırsa yola girer ve hedefe ulaşır."[40]

245. HADİS: "BeytuUah'ı koruyan bir sahibi (RabbO vardır." [41] Bu sözü, Abdülmuttalib, fillerle —Kabe'yi yık­maya— gelen Rbrehe'ye söylemiştir.

246. HADİS: Hz. Ali (r.a) diyor ki: "Peygamberimiz (s.a.v)'i yıkadığımda göz kapaklarında damlalar birik­ti. [42] Ben de bunu içtim. Böylece öncekilerin ilmine mi­rasçı oldum." [43] Nevevî: Sahih olamaz, demiştir.

247. HADİS:
"Kabe'nin taş taş sökülüp yıkılması, bir müslünıanın öldürülmesinden daha basittir." [44] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[45]

248. HADİS
: "Sizden biriniz Hacer-i Esved'e hüsnü zan ederse, Allah bu hüsnü zannını ona faydalı kı­lar."[46] Sehavî: Bunun aslı yoktur demiş; İbn Teymiyye ise: Yalandır, uydurmadır demiştir.

249. HADİS:
"Lûtî (homoseksüel), deniz suyu ile yr kansa bile, kıyamet günü yine cünüp olarak gelecek­tir."[47] Batıldır, aslı yoktur.

250. HADİS:
"Kıyamet günü sancağı Ali taşıyacak-tır." [48] İbnü'l-Cevzî bunu Mevzuat (Uydurma Hadisler) kitabında zikretmiştir.[49]

______________________________[/size]____________________________________________________



[1] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.322; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s. 139; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Acr lunî, Keşf 2/157.

[2] bkz. İbn Arrak, Tenzih: 1/320; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.268; Aclunî, Keşf:: 2/158.

[3] Senedindeki yalancı ravi,  (Heysem b. Adiyy et-Tâî'  el-Menbicî el-KûfO'dir.  Günlük hayatında yalancılıkla suçlanan diğer ravi ise kıraat âlimi ve müfessir (Ebu Bekir Muhammed b.  Hasen ekBağdadî en-Nakkaş)'dır.  Her ikisinin biyografisi Zehebî'nin Mizanü'l-Ftidal kitabında  mevcuttur,   (bkz.   4/324; 3/520) İbn Arrak'm Tenzihü'ş'ŞeriatiTMerfûa kitabında (1/320) belirtildiği   gibi;   bu   uydurma   hadisi   Deylemî   Müsnedü'î-Firdevs'de rivayet etmiştir.

[4] bkz. Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s. 102; İbnü'd-Deyba1,    Temyiz   s.139;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.265; Aclunî, Keşf : 2/158; Hut, Esne'l-Metalib: s.240.

[5] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.265; Aclunî, Keşf 2/158.

[6] Yani her yıl giderek daha fazla kötülüklerle ve seviye dü-şüklüğüyle    karşılaşacaksınız,    demektir.    el-MisbahuTMünîr, Kamus ve Kamus şerhi Tacü'l-Arûs'&& belirtildiği gibi; (Rezüle-Yerzülü Razaleten ve Ruzaleten): değeri düştü, analammdadır. Müellif el-Mevzûaûü'1-Kübraü.SL bu ifadedeki fiili "türzelûn- meç­hul siga ile" diyerek harekelemiştir. Lügat kitaplarında bu hare­keyi destekleyen bir ifade görmedim. Ancak bu şekilde rivayet edilmişse, rivayet aynen korunur.

[7] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.323; Semhudî,   Gammaz: s.102; İbnü'd-Deyba', Temyiz- s.140; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.266; Aclu­nî, Keşf: 2/160; Hut, EsneTMetalib: s.240.

[8] Buharı, Sahih'inde Kitabü'l-Fiten'de, "Hiç bir gün gelmez ki, daha sonrası o günden daha kötü olmasın", başlıklı (6 noîu) babdaki senediyle (13/19 Hadis No: 7068) Zübeyr b. Adiyy'den rivayet ediyor:

Enes b. Malik'e gittik. İnsanların Haccac'dan çektikleri sıkıntılar hakkında şikâyette bulunduk. Enes: Sabredin. Zira "Rabbinize kavuşuncaya kadar hiçbir zaman gelmez ki, bu zaman bir önceki zamandan daha kötü olmasın " buyuruldu. Ben bunu bizzat Peygamberiniz (s.a.v)'dcn işittim, dedi.

Hafız İbn Hacer Fethu'1-Barî'de (13/21) diyor ki: "Sadece Ömer b. Abdülaziz zamanı bile olsa; bazı zamanların önceki zaman­dan daha az kötü olduğu gerçeği dikkate alınarak, bu mutlak ifadenin problemli olduğu görülmektedir. Zira Ömer b. Abdüla-ziz'in zamanı, Haccac'm zamanından az sonra olup Ömer b. Abdülaziz zamanının hayırlı oluşu meşhurdur. Ömer b. Abdü­laziz zamanının, kendisinden önceki zamandan daha kötü ol­ması şöyle dursun; "Onun zamanında şer tamamen sönmüştü", denilse; bu söz gerçekten uzak bir ifade sayılmaz. Hasan el'Basrî, yukarıda geçen hadiste genel durumun ve çoğun­luğun dikkate alındığını ifade etmiştir. Kendisine Haccac'dan sonra Ömer b. Abdülaziz'in zamanı geldiği söylendiğinde; İnsanla­rın arada biraz nefes almaya ihtiyacı vardır, demiştir. Yine Deccal'in zamanından sonra Hz. İsa (a.s) ile birlikte hayır­lı yılların yaşanacağı konusu da bir problem olarak görülmüş­tür. Kirmanı bu soruya; hadisteki ifade ile Hz. İsa (a.s)'dan sonra yaşanacak zaman murad edilmiş olmalıdır, diye cevap vermiştir. Zira günahlardan korunan (masum) Peygamber'in zamanında şer olmayacağı gerçeği, dinen zarurî olarak bilin­mesi gereken hususlardandır." Hafız İbn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

[9] İbn Mes'udun sözünün tamamı şöyledir:  "Hadiste;  Size hiçbir yıl gelmez ki, daha sonrası o yıldan daha kötü olmasın'] buyurulmuştur. Ben bu hadisi; bir yöneticinin ondan sonraki

yöneticiden daha hayırlı olacağı, ya da bir senenin ondan son­raki seneden daha hayırlı olacağı manasında anlamıyorum. Ben bu ifadeden şunu anlıyorum: Âlimleriniz, hayırlılarınız ve fakihle-riniz -vefat, edip- birer birer kaybolacaklar. Sonra siz­ler, onların yerini tutacak hiç kimse bulamayacaksınız. Onların yerine dinî meseleleri kendi -şahsî- görüşleriyle kıyas eden kimseler gelecektir." İbn Mesud'un bu sözünü Yakub b. Şeybe Müs-ned' inde ve Darimî Sünen' inde (Mukaddime Bab 22) Zamanın değişmesi ve zamanda meydana gelecek şeyler babın­da (1/58) rivayet etmiştir, senedi hasendir. (bkz. Fethu'1-Barî: 13/21)

[10] Darimî'nin rivayeti şöyledir: "Zira âlimleriniz, hayırlıları­nız ve fakihleriniz vefat edip birer birer kayboluyorlar."

[11] Bu ifade, Darimî'nin rivayetindeki şu lafızla aynı mana­dadır:  "Sonra  dini meseleleri kendi şahsî görüşleriyle kıyas eden insanlar gelirler."

[12] Bu  rivayetin, devamı  şöyledir:  "Sonra  dinî meselelerde kendi -şahsî görüşleriyle fetva veren kimseler ortaya çıkar. Bunlar İslâm'ı zedeler ve yıkarlar." Bu hadisi Yakub b. Şeybe Müsned'in&e tahric etmiştir, (bkz. Fethu'1-Barî: 13/21)

Taberanî, sahih bir senedle Hayseme'den naklediyor: Abdullah b. Mes'ud (r.a) hanımına:

-Bugün mü daha hayırlı, yoksa dün mü? diye sordu. Hanımı: -Bilmiyorum, dedi. İbn Mes'ud (r.a):

-Ama ben biliyorum. Dün bugünden daha hayırlı idi. Bugün de yarından daha hayırlıdır. Kıyamet kopuncaya kadar böyle ola­caktır, dedi. Bu rivayeti Hafız Heysemî, Mecmau'z-Zevaid' de (7/286) zikretmiştir.

[13] Ra'd: 41 

[14] İbn Cerir,  Tefsir1 inte (13/117) diyor ki: İbn Abbas (r.a): Bu,  âlimlerin, fakihlerin ve halkın en hayırlılarının gitmesi demektir, demiştir.

[15] Bu  zat  muhtemelen  tabiînden  değerli fıkıh  âlimi  Ebu Ca'fer (el-Bakır) Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Ta-lib  el-Hâşimî el-Alevî el-Medenî'dir.   56 yılında  doğmuş,   114 yılında  vefat  etmiştir.  Allah rahmet eylesin.  Muhammed b. Münkedir şöyle denilmiştir:  Muhammed b. Alı b.  Hüseyin'den daha faziletli kabul edilen birini görmedim. Nihayet oğlu JVhr hammed'i gördüm. Ona bir gün nasihatte bulunmak istedim. O bana nasihatte bulundu. Zübeyr b. Bekkâr diyor ki: Muham­med b. Ali Hüseyn'e: "Bakıru'Mlm," deniyordu. O, bu lakapla meşhur oldu. Bu lakap; ilmi yardı, ilmin aslını ve gizli yönlerini bildi, anlamındaki (Bakarabılme bakran) fiilinden alınmıştır.

[16] bkz.  İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.138; Aclunî,   Keşi:  2/150; Hut, Esne'tMetalib: s.242.

[17] Bu konuda bu söze ihtiyaç bırakmayacak şu hadis bulun­maktadır:   İmam   Ahmed   Müsned' inde   (4/345);   Buharı   et EdebüTMüfred' de Allah Teâlâ'ya en sevimli olan isimler ba­bında (s.384); Ebu Davud'un Sünen'infe (Edeb, 61 No.lu) İsim­lerin değiştirilmesi babında (4/287-288) ve Nesaî'nin Sünen' inde Kitabü'l-Hayl'de (6/218) sahabîliği bulunan Ebu Vehb el-Cüşemî (r.a)'den rivayete göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle bu­yurmaktadır: "Peygamberlerin isimlerini isim olarak alın. İsimlerin Allah'a en sevimli olanı: Abdullah ve Abdurrah-man'dır. Gerçeğe on uygun isimler Haris (kazançlı) ve Hem-mam (azimli) isimleridir. En kötü olan isimier ise: Harb (savaş) ve Murre (acı) isimleridir."

Münavî Feyzu'î-Kadîr'de (3/246) diyor ki: "Hadiste; çocuklara Peygamber isimlerim vermek tavsiye edilmektedir. Zira Pey­gamberler, Ademogullarmm efendileridir. Peygamberlerin ah­lâkı ahlâkın en şereflisidir, amelleri amellerin en salibidir, isimleri de isimlerin en şereflisidir. Onların isimlerini almak bu isimlerin sahipleri için şereftir. Bu isimlerin verilmesinde hiçbir fayda olmasa, Peygamber isminin o ismin ilk sahibini hatırlatması ve o mana ile irtibatlı olması bile fayda olarak yeterlidir. Ayrıca yeni doğan çocuklara bu isimlerin verilme­sinde Peygamberlerin isimlerinin korunması, anılması ve unu­tulmaması gibi faydalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla Pey­gamberlerin isimlerini vermek mekruh değil, edebe riayet et­mek şartıyla bu isimleri vermek müstehaptır. Talha b. Ubeydullah (r.a)'m on evladı vardı. Hor birinin ismi bir Peygamber'in ismi idi. Zübeyr b. Avvam'm da on evladı vardı. Her biri bir şehidin ismini taşıyordu. Talha Zübeyr'e: -Ben çocuklarıma Peygamber isimlerini veriyorum. Sen ise onları şehitlerin isimleriyle adlandırıyorsun, dedi. Zübeyr: -Ben onların şehit olmalarını arzu ediyorum. Sen onların Peygam­ber olmalarım arzu edemezsin, dedi." Münavî'nin sözü burada sona ermektedir.

Ayrıca Abdullah ve Abdurrahnıan isimleri ile Abdülkerim, Abdülgani, Abdülfettah gibi benzeri isimler Allah Teâlâya en sevimli olan isimlerdir. Zira bu isimler Allah Teâlaya karşı vacip olan, insan için şart olan ve insanın hakiki vasfı olan "Kulluk" sıfatını ihtiva etmektedir. Bu isimlerde (Abd) kelimesi hakiki bir nisbetle (Rabb)'e nisbet edilmiş olmaktadır. Bu isim­lerin sahipleri bizzat bunların manalarım taşıyarak tam anla­mıyla gerçeğe uygun olanı seçmiş olmakta, bu isimleri taşımak­ta şereflenmiş ve bu fazileti elde etmiş olmaktadırlar.

İmam Kadı İyaz merhum diyor ki: "Son derece mutlu oldum, uçtum sevinçten; Süreyya yıldızına dokunuyorum Neredeyse: Senin (Ey kullarım!..) hitabının altına girdiğim için, (Tâ"Hâ)'yı bana Peygamber kıldığın için."

(Haris) ve (Hemnıam) isimleri, isimlerin gerçeğe en uygun o-lanlarıdır. Zira "Haris" kazançlı demektir. İnsan ister dünya nimetleri olsun, isterse ahiret nimetleri olsun kazançtan mah­rum kalamaz. "Hemmam" ise bir işi yapmaya teşebbüs etti, azimli oldu manasmdaki (Hemme bii-emri yehümmü bihi) fii­linden türeyen mübalağalı isnri faildir. İnsan hayır olsun şer olsun  mutlaka  bir  şeylere  teşebbüs  eder.  Dolayısıyla hiçbir insan kazanç ve teşebbüsten uzak kalmaz. Bu sebepledir ki her insan Haris (kazançlı) ve Hemmam (azimlO'dır. Harb (savaş) ve Murre (acı) isimlerine gelince; Harb lafzında sı­kıntıları hatırlatma; Murre lafzında ise acılık hissini uyandırma manası bulunduğu için kötü isimler olarak kabul edilmiştir. Zira Rasulullah (s.a.v) güzel yorumlamayı ve güzel ismi severdi. Üzücü olan konulardan biri, bugün Müslümanlar arasında Allah Teâlâ'ya kulluk manası ya da İslâmî kimlik taşıyan isimlerin azalması ya da giderek azalmaya yüz tutmuş olmasıdır. Müslü­manlar, kalplerinin İslâm'dan uzak olması sebebiyle; çocuklarına ya da kızlarına İslâmî olmayan, ırkçılık damgası taşıyan isimler ya da tamamen yabancı isimler verir oldular. Allah ıslah eylesin. Halbuki yeni doğan yavrulara verilecek isimlerin

güzel isimlerden seçilmesi çocukların ana-baba üzerindeki haklarından biridir.

[18] bkz.   Süyûtî,   Zeyîü'l-Mevzuat   s.195;  Sehavî,  Makasıd: s.325;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.141;   AliyyÜTKarî,   Kübra: s.268; Aclunî, Keşf:; 2/163; Hut, Esne'l-Metalib: s.24-1.

[19] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.195; Aclunî, Keşf: 2/168.

[20] Süyûtî, ZeylüTMevzûât s.195

[21] bkz.  Âlûsî,   Ruhu'l'Maanî:   27/21;   Zariyat:   56);   Sehavî, Makasıd: s.327; Semhudî, Gammaz: s.105; İbnü'd-Deyba', Tem­yiz:  s.142;  Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.269;  Aclunî,   Keşf  2/173; Hut, Esne'l-Metalib: s.243; Kavukcî, Lü'lü': s.61.

[22] Müfessir İmam Âlûsî Rııhu'l-Maanî' de Zariyat Suresi'ndeki "Ben, insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarat­tım", mealindeki (56.) âyetin tefsirinde (27/21) şöyle demiştir. Rivayette gelmiştir ki;   "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bi­linmeyi istedim. Bilineyim diye mahlûkatı yarattım."'Bu sözü bu  lafızla  Sa'deddin  Said   el-Ferganî  Müntehe'l-Medarik' de zikretmiştir. Başkaları, meselâ Şeyh-i Ekber (Muhyiddin İbn Arabi) Fütuhat' m Yüz doksan sekizinci babında başka bir la­fızla zikretmiştir. Hadis hafızları bu sözü hadis değildir, diye redd etmişlerdir, İbn Teymiyye: "Bu söz Peygamberimiz (s.a.v)' in sözü değildir. Bunun sahih veya zayıf bir senedi bilinme­mektedir",  demiş;  İmam Zerkeşî,  Hafız İbn Hacer ve başka hadis hafızları da aynı hükmü şeyi vermişlerdir. Sûfiyyeden olup bu sözü hadis diye rivayet edenler, bu sözün nakil açısından sabit olmadığını itiraf etmekte; ancak "Bu hadis, keşif yohıyla sabit olmuştur", demektedirler. Şeyh.-i Ekbcr, adı geçen babda bunu açıkça ifade etmektedir. Hadisin sahih oldu­ğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi, sûfiyyenin sık sık tekrarla­dıkları sözlerdendir!.." Alûsî'nin sözü burada sona ermektedir. Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: İmam Alûsî (r.a), bununla hadisin sahih olduğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi görüşü­nün, muhaddisler nezdinde hiç dikkate alınmadığına işaret et­mektedir. Bu doğrudur. Nitekim bunun geniş açıklaması 414 no.lu 'Yasin hangi niyetle okunursa o gerçekleşir" hadisi için yazılan dipnotta gelecektir. Oraya bakınız. Zira bu notlar, bu ilmi iyi bilen muhaddis hafızların sözlerine sarılmanın gereği hakkında bilgilerimizi güçlendirecek ve istifade edilecek bilgiler­dir. Allah Rasûlü'min Sünnetinden olmayan şeylerin sünnete girmesini engelleyerek Allah Rasûlü'nün (s.a.v) sünnetim koru­mak için ortaya koydukları muhteşem kaideler sebebiyle Muhaddis Hafızlar; hadisin sahih ve zayıf olduğu konusunda sözü dinlenecek olan, hak sahibi yeg'ane mercidirler.

[23] bkz. Hakim, Müstedrek 2/600; Süyûti, Hasaıs:  1/4; Se-havî,  Makasıd: s.328;  Semhudî,   Gammaz:  s.104;  İbn Arrak, Tenzih:   1/341;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.142;   AliyyüTKarî, Kübra: s.268; Aclunî, Kcşf: 2/173; Hut, EsneTMetalih: s.243.

[24] Lâkin bu manada bir başka lafızla ve birkaç yolla bazı hadis­ler gelmiştir:

a) Bunlardan biri Meyseretül-Fecr (r.a) hadisidir. Meysere diyor ki: Ya RasûlAllahL Ne zaman Peygamber oldun? diye sordum. Allah Rasûlü buyurdular ki: "Adem henüz ruh ile cesed arasında iken ben Peygamber idim. "Bu hadis Ahmed Müsned'inde, Buharı Tarih' inde, Bcgavî, İbnüVSeken ve başkaları ''Sahabe"kitapla­rında, Ebu Nuaym Bilye'de (9/53) ve Hakim "sahihtir" diyerek Müstedrek'dc (2/608) rivayet etmiştir.

Zebidî, Şerhu'l-İhya'âa. (1/453) "Adem henüz ruh ile cesed ara­sında iken ben Peygamber idim", hadisinin manası yani henüz ruh ve beden hâlinde değildi, demektir.

b)  Bu konudaki bir başka hadis Ebu Hureyre (r.a) hadisidir. Ebu Hureyre (r.a) diyor ki: Peygamberimiz (s.a.v)'e

-Ne zaman Peygamber oldun? Ya da ne zaman Peygamber ya­zıldın? denildi.

— "Adem, ruhla cesed arasında iken", buyurdu. Bu hadisi Tirnıizî (13/99) rivayet etmiş, hasen sahihtir, demiştir. Ayrıca Hakim Müstedrek' do. (2/609) rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Bir rivayette: Adem çamur halinde toprağa atıl­mışken, denilmiştir.

c) Irbad b. Sariye (r.a) hadisi: "Ben, henüz Adem çamur hâlinde iken Allah nezdinde Peygamberlerin sonuncusu olarak yazılmı­şım."Bu hadisi İbn Hıbban ve Hakim (2/600) Sahih' lerindc rivayet etmişlerdir.

d)  İbn Abbas (r.a) hadisi: Ya RasûlAllah!.. Ne zaman Peygam­ber olarak yazıldın? denildi. "Âdem ruhla cesed arasında iken", diye cevap verdi. Bu hadisi İmam Ahmed ve Darimî Müsned' lerinde; ayrıca Ebu Nuaym ve Taberanî de rivayet etmiştir. (Bu bilgiler, Sehavî'nin el-MakasıdüTHasene adlı eserinden (s.327) özetle nakledilmiştir.) Dolayısıyla hadisin aslı vardır ve hadis zikri geçen lafızlarla sabittir.

[25] bkz. Sehavî, Makasıd s.328; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.142; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.270;  Aclunî,  Keşf  2/177;  Hut,   Esne'b Metalib: s.215.

[26] Zehebî Iber' de (1/238) diyor ki: "Belh'li zahid İbrahim b. Edhem Şam'da Lazikıyye yakınlarında Celbe demlen yerde o-turmuş, orada vefat etmiş ve orada defnedil mistir. Mansûr, Ma­lik b. Dinar ve aynı tabakadan hadis rivayet etmiştir. Nesai ve başkaları onun sika  (güvenilir ravi)  olduğunu söylemişlerdir. Seyyidlerdendi. 162 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[27] bkz. Sehavi, Makasıd: s.331; İbnü'd-Dcyba', Temyiz: s.145; AliyyüTKarî, Kübra: s.270; Aclunî, Keşf.  2/180; Hut,  EsneT Metaîib: s.247.

[28] bkz. Sehavî, Makasıd: s.333; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; AliyyüTKarî, Kübra: s.274; Aclunî, Keşf. 2/184.

[29] Bu beyitler için kitabın sonunda 467 no.lu paragrafa bakınız.

[30] Bu söz, müellifin ifade ettiği gibi, İbrahim en-Nehaî'nin sözüdür. Güvercinle oynamak bir çok hadiste uygun görülme­miştir. Bunlardan biri Buharî'nin el-Edebü'l-Müfredde (s.331), Ebu Davud (4/285), İbn Mace (2/1238), Ahmed b. Hanbel ve İbn Hıbban'ın sahihtir, diyerek rivayet ettiği, Beyhakî'nin ŞüabüT Imarida "hasen bir isnadla" rivayet ettiği Ebu Hureyre (r.a) hadisidir:  Peygamberimiz (s.a.v)  bir güvercinin peşini takip eden bir adam gördü ve şöyle buyurdu: ''Şeytan şeytanı takip ediyor. "İbn Mace, bu manada birkaç hadis rivayet etmektedir.

[31] bkz.  Sehavî, Makasıd: s.333; Semhudî,   Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.146;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.275; Aclunî, Keşf: 2/185; Hut, Esne'l-Metalib: s.262.

[32] Biyografisi 95  nolu hadisle ilgili (240  nolu)  dip notta geçmiştir.

[33] bkz. Sehavî, Makasıd: s.334; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.146; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut,  Esne'l-Metalib: s.249.

[34] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.277; Aclunî, Keşf: 2/187; Hut,  Eane'l-Metalib: s.249

[35] bkz. Sehavî, Makasıd: s.335; Semhudî,  Gammaz: s.107; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.147;   Aliyyü'hKarî,   ^Ti/Ara-   s.276; Aclunî, Keşf: 2/186; Hut, EsneTMetalih: s.250.

[36] bkz. Sehavî, Makasıd: s.336; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147; Aliyyü'1-Karî, ifüAra: s.277; Aclunî, JTe^ 2/189;    Hut, Esne'b Metalik s.250.

[37] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.147: Aliyyü'1-Karî, ATu£ra; s.277; Aclunî, Keşf: 2/189;    Hut, fe77e;7-Metalih: s.250.

[38] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', temyiz; s.148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.278; Aclunî, ^e^f 2/190;   Hut, BsneT Metalib: s.251.

[39] bkz. İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s,148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191;   Hut, EsneTMetahb: s.251.

[40] bkz. Sehavî, Makasıd: s.409; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.182; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Aclunî, Keşf: 2/191,318; Hut, Es-ne'1-Metalib: s.290

[41] bkz. Sehavî, Makasıd: s.337; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s. 148; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.279; Hut, EsneTMetalih s.251.

[42] el-MakasıdüTHasene' de Cs.328, 504) ve  Tcmyizüt-Tayib znineTHabis' de  (ıktelasat mâu..) lafzıyla gelmiştir.  Müellif Aliyyü'l-Karî'nin eTMevzûâtüTKübı-a kitabının inceleme imkâ­nı bulabildiğim yazma nüshalarında da aynı şekilde (ıktelasat) lafzıyla gelmiştir. Bu ibarede güvenilir lügat kaynaklarına muhalefet bulunmaktadır. Ben lügat kitaplarında (ıktelasa) ibaresini bulamadım. Ancak su birikti, çoğaldı anlamında (KalesaTmâ) denilmektedir.

Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzua t' mda (s.203) şu ifade yer almakta­dır: Nevevî'ye: Hz. Ali'nin; "Hz. Peygamberi (s.a.y)'i yıkadığım­da göz kapaklarının suyunu emdim ve içtim. Öncekilerin ve sonrakilerin ilmine mirasçı oldum", ifadesi soruldu. Nevevî: Sa­hih değildir, dedi. (Not: Belki de metinde geçen "ıktelasat" lafzı, Zeylü l'Mevzüat' daki "imtesastü" lafzının tahrif edilmiş şekli­dir. (Çev.)

İmam Ahmed'in Müsn ed' mde (1/267) Müsned İbn Abbas (r.a) bölümünde; Bize "Yahya b. Yemân; Hasen b. Salih'den; Ca'fer b. Muhammed'in şu sözünü nakletti: Hz. Peygamber (s.a.v)'i, vefatından sonra yıkadıklarında kullanılan su, Hz. Peygamber (s.a.v)'in göz kapaklarında birikiyordu. Hz. Ali (r.a) de o suyu yavaş yavaş emiyordu"; şeklinde yer alan hadisin senedi, zayıf ve kesintili (munkatı') dır.

[43] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s. 148; Aliyyül-Karî,  Kübra: s.281; Aclunî, Keşf: 2/195.

[44] bkz. Sehavî, Makasıd: s.340; Ibnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kühra: s.282; Aclunî, Keşf 2/198; Hut, EsncT Metalib: s.253.

[45] Sehavî el-Makasıdü'1'Hasene''deki (s.340, 437) söküne şöy­le devam etti: "Fakat bu manada bir çok sahabeden; Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in Kabe'ye bakıp;  "Allah seni şerefli kıldı. Seni değerli kıldı. Seni ta'zim etti. Mümin ise hürmet bakından sen­den daha büyüktür", buyurduğu şeklinde bir çok hadis bulun­maktadır:

Bu hadislerden biri: Abdullah b. Amr b. Âs (r.a)m şu hadisidir: Allah Rasûlü'nü Kabe'yi tavaf ederken gördüm. Şöyle diyordu:

'Sen ne güzelsin/. Senin kokun ne güzel!. Sen ne büyüksün!. Senin hürmetin ne büyük!. Muhammed'in nefsi elinde olan Al­lah'a yemin olsun ki, muininin Allah nezdindeki hürmeti (de­ğeri), malının ve kanının hürmeti) ınü'min kula hüsn-ü zan e-dilmesinin değeri senden daha büyüktür." Bunu İbn Mace (2/1297) zayıf sayılabilecek (leyyin) bir senedle rivayet etmiştir. Bu konudaki bazı hadisler şunlardır:

a) İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v) Kabe'ye baktı ve şöyle dedi: "Lâ ilahe illAllah, Allah seni haram (muhterem, saygın,-hürmetine dokunulmaz) kıldı. Mü'minin de malını, kanını, ırzım ve mü'min kuluna su-i zan edilmesini haram kıldı." Bu hadisi Taberanî,  Kebir' de rivayet etmiştir.  Senedinde  Hasen b.   Ebi Ca'fer bulunmaktadır. O zayıf, ama bazılarınca güvenilir kabul edilen bir ravidir. (bkz. Heysemî, Mecmau'z-Zevâid 3/292)

b)  Enes (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  "Kim bir müslümana haksız yere eziyette bulunursa, sanki Allah Teâlâ'nın Beyt'ini yıkmış gibidir." Ha­disi Taberanî, Sağır'de rrvayet etmiştir.

c)  Büreyde  (r.a)  den rivayet edildiğine göre;  Hz.  Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:  'Müminin öldürülmesi, bütün dün­yanın yok olmasından daha basittir. "Hadisi, Nesaî Sünen'inde (7/83) ve Ziya Makdisi el-Muhtare'de rivayet etmiştir.

d) Abdullah b. Amr b. Âs (r.a) dan rivayet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:   "Dünyanın yok olması, Allah'a haksız yere bir mü'minin öldürülmesinden daha basit-tir."Hadisi, Nesaî (7/82) ve Tirmizî   (6/172-173) rivayet etmiş­tir.

e)  Berâ b. Âzib (r.a) den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü Cs.a.v)    şöyle   buyurmuştur:    "Dünyanın   yok   olması,   Allah nezdinde bir müslümamn öldürülmesinden daha basittir." Bu Hadisi, İbn Mace (Sünen: 2/874 Diyat Bab 1 Hadis No: 2619) ve Münzirî Tergîb'de 4/72) rivayet etmiş ve isnadı hasendir, de­miştir.

Sehavî, bütün bu rivayetleri naklettikten sonra şöyle demiştir: "Tirnüzî'ye yazdığım şerhde Kitabü't-Tıb bölümüne yakın Mü'minin ta'zim edilmesi hakkında gelen hadisler babında bu konudaki kelâmı doyurucu olarak naklettim." (Sehavî'nin sözü burada özetle ve bazı ilâvelerle sona ermektedir.)

[46] bkz. Sehavî, Makasıd: s.341; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.282; Aclunî, Keşf: 2/198; Hut,  ^öie?-Metalik s.253.

[47] bkz. Sehavî, Makasıd: s.342; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.150; Aliyyü'1-Karî, ATi^ra: s.283; Aclunî, Ze^ 2/201; Hut,  Ss^eY-Metalib: s.253.

[48] bkz.  İbnü'l-Cevzî,   clMevzûâtuHtübra:  1/388-389; Aliy-yü'1-Karî, ^liAm- s.290; Hut, Esne'bMetalib: s.262

[49] İbnü'l-Cevzî, eî-MevzûâtüTKübra: 1/388^389
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #174 : 30 Haziran 2011, 14:30:40 »

251.  HADİS: "kardeşim Hızır hayatta olsaydı, mut­laka beni ziyaret ederdi." [50] Bunun aslı yoktur.[51]

252. HADİS: "Pirinç adam olsaydı, mutlaka yumu­şak huylu biri olurdu." [52] Uydurmadır. İbnü'l-Kayyim

böyle söylemiş, [53] Ask.alânî de ona tabi olmuştur.[54]

253. HADİS: "Dünya tamamen taze kan olsaydı, mü'minin dünyadaki rızkı yine helâl olurdu." [55] Zer-keşî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[56]

254. HADİS: "(Gizli sırlara ait) Perde açılsaydı, benim yakînî imanım daha fazla artmazdı." [57] Kuşeyrî, Risale'-sinde: [58] Bu söz, Amir b. Abdullah b. Abdi-Kays'm sözü­dür, demiştir.[59]

Müellif Aliyyü'1-Karî diyor ki) Ben de de-im ki: Meşhur olan görüşe göre, bu söz, Hz. Ali'nin kerremAllahu veçhe-hu sözüdür.

255. HADİS: "Sen olmasaydın, ben bu kâinatı ya­ratmazdım." [60] Sağanı: uydurmadır, demiştir.

256. HADİS: "İnsanlara dışkıyı ufalama yasağı geti­rilseydi, onu da mutlaka ufalarlar ve: Bunda mutlaka bir şey olmalı ki bu yasaklandı, derlerdi. [61] Bunu İhya sahibi [62] zikretmiş ve Irakî: Bunu -hadis olarak- bu­lamadım, demiştir.[63]

257. HADİS
: "Mü'minin korku ve ümidi tartılsaydı mutlaka birbirine eşit olurdu." [64] Bunun merfû hadis o-larak aslı yoktur. Bu söz, selef alimlerinden birinden nakledilen bir sözdür. Makasıâ'da böyle denilmiştir. Bir rivayette ise: Bu söz, Sabit elBünanî'nin sözüdür, de­nilmiştir.[65]

258. HADÎS: 'İnsanlar, sütleğende [66] neler bulunduğunu bilselerdi, onu mutlaka ağırlığınca altın vererek satın alır­lardı." [67] Süyûtî: Bu, uydurmadır, demiştir.

259. HADİS:
"Benim Allah'la birlikte özel bir vaktim vardır. Bu vakitte Allah'a yakın bir melek, gönderilen bir Peygamber de benim gönlüme girmez." [68] Sûfiyye-den birinin sözü olup hadis değildir.
260. HADİS: "Mü'min konuştuğunda doğru konuşur. Ona bir şey söylendiğinde bu sözü hemen doğru bu­lur."[69] Bu lafızla bilinmemektedir.

261. HADİS:  "Mü'min  tatlıcı, [70]   kâfir  içkicidir." [71] Askalânî: Batıldır, aslı yoktur demiştir.

262. HADİS: 'Mü'min uysal ve cömerttir; Münafık ise sahtekâr ve  alçaktır. [72]   "Mesabîh" hadislerinden olup uydurmadır. [73] (Ebu Gudde ise: Hadis hasendir, uydur­ma değildir, demiştir.)[74]zikredilmiş; Irakî: Bunu bulamadım, demiştir.[75]

264. HADİS:
"Mümin, kendi nesebi hakkında —verdiği bilgiye— güvenilen kişidir." [76] Bunun aslı yoktur.[77]

265. HADİS:
"Mü'mine belâlar verilir, [78] Kâûr ise belâlardan korunmuştur." [79] Hadis değildir.

266. HADİS: "Mü'min -dünya işlerinde- kolay al­danır." [80] Saidb. Cübeyr'in sözüdür.-"[81]

267. HADİS: "Mü'min, külfeti az [82] olandır." [83] Saganî: Uydurmadır, demiştir. [84] (Ebu Gudde diyor ki: Hadis za­yıftır, uydurma değildir.)[85]

268. HADİS: "Mü'min imrenir, [86] münaûk ise kıska­nır." [87] Fudayl'in sözüdür.

269. HADİS: "Allah, hiçbir cahili dost edinmemiş-tir. [88] Böyle birini dost edinecek olsaydı, onu ilim sahi­bi kılardı." [89] Sehavî: Sabit değildir, demiştir. Fakat manası doğrudur. Yani böyle birini dost edinecek ol­saydı önce onu ilim sahibi kılar, sonra dost edinirdi.

270. HADİS: "Allah bir kulu rezil etmek istediğinde onu ilim ve edebden mahrum kılar." [90] Mizan' da: Bu batıldır, denilmiştir.

271. HABİS: "Ben bu duvarın arkasını bilemem." [91] İbn Hacer: Hadis değildir, demiştir.

272. HADİS:
"Hiçbir şişman başarılı olamamıştır." [92] İmam Şafiî'nin sözüdür. Ancak İmam Şafiî: Muhammed b. Hasenfı [93] müstesna, demiştir. Kendisine:

—Niçin? denildiğinde, İmam Şafiî:

-Akıllı kimse, ya dünyası ya da ahireti için düşün­mekten uzak kalamaz. Şişmanlık ile düşünce bir ara­da bulunmaz. İnsan dünya veya ahiret düşüncesinden uzak kalırsa, dört ayaklı varlıklar seviyesine düşer dedi. [94] imam Şafii devamla: Bu konuda şişman hır kümdar ve bu hükümdarın ölüm haberiyle tedavi e-dilmesi kıssası nakledilmektedir, dedi.[95]

273. HADİS: "(Yüksek sesle Kur'an) Okuyan kişi, (yanında) namaz kılana insaflı davranmamaktadır." [96] İbn Hacer: Bunu -hadis olarak- bilmiyorum, demiştir.[97]

274. HADİS: "Hangi topluma mantık (tartışma kabi­liyeti) verilmişse; mutlaka o kavim amelden mahrum kalmıştır." [98] Bunu ihya müellifi zikretmiştir. Irakî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[99]

275. HADİS: "Çarşamba günü hangi işe başlanmış-sa, mutlaka tamamlanmıştır." [100] Sehavî: Bunun aslını görmedim, demiştir.

276. HADİS: "Dosta ulaştıran yol uzak değildir." [101] Zünnûn el-Mısrî'nin sözüdür.[102]

277. HADİS: "Katil, öldürdüğü kişinin üzerinde hiç­bir günah bırakmaz." [103] İbn Kesir: Bu lafızla aslı bilin­memektedir, demiştir.[104]

278. HADİS: "Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır." [105]  Selef  alimlerinden  birinin   sözü­dür. [106] Bunun manası "Mü'min, bir delikten iki defa r sırılmaz", [107] hadisinden alınmıştır.

279. HADİS: "Kıskançlık duymayan hiçbir kimse yok­tur." [108] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[109]

280. HADİS: "Kısa boylu hiçbir kimse, hikmetli konuşmadan mahrum kalmaz." [110] Sehavî: Bunu görme­dim, demiştir.

281. HAdİS
: "Bir kimseye asıl değerinden fazla de­ğer veren kimsenin; muhatabı nezdindeki değeri, daha fazla düşer." [111] Merfû (Peygamberimiz'e nisbet edilen) hadisler arasında yoktur. Fakat bunun benzeri imam

Şafiî (r.a)'nin sözü olarak gelmiştir.

282. HADİS: "Allah'a, gönül almaktan daha muaz­zam bir şeyle kulluk yapılmamıştır." [112] Sehavî: Bunu merfû hadisler arasında bilmiyorum, demiştir.[113]

283.  HADİS:
"Evlâdından yüz çeviren kimse, insaflı davranmamıştır." [114] Sehavî'nin dediği gibi, aslı yoktur.[115]

284. HADİS: "Hadis öğrenimi yolundaki niyet, sade­ce hadisin şerefli olması sebebiyle değer kazanmış­tır."[116] Hatib: Merfu hadis olarak tesbit edilememiştir. Bu söz, İbn Harun'un [117] sözüdür, demiştir.

285. HADİS:
"Ebubekir; ne nafile oruç, ne de nafile namaz sebebiyle sizden üstün bir derece kazanmış de­ğildir. O, sadece kalbinde kökleşen bir şeyle (imanla) fazilet kazanmıştır." [118] Irakî; Bunu merfû hadis olarak bulamadım, demiştir.[119]

286. HADİS
: "Testi, -kırılmaktan- her defasında kur­tulmaz." [120] Hadis değildir.

287. HADİS:
"Kalbden gelmeyen şeye önem vermek zordur."[121]  Hadis değildir.

288. HADİS: "Bir araya gelen hiçbir topluluk yoktur ki, içlerinde bir Allah dostu olmasın. Ne onlar, bu Al­lah dostunu bilirler. Ne de o Allah dostu, kendisini bilir." [122] Bunun aslı yoktur. Bu, bâtıl bir sözdür. Zira bir topluluk; küfür ve fücur üzerine ölen kâfirler toplu­luğu da, fâcirler topluluğu da olabilir.

289. HADİS: "Hiçbir gece yoktur ki, o gece bir melek:

-Ey kabir halkı!.. Kime imreniyorsunuz? diye so­runca, onlar da;

-Mescidlerde    bulunanlara    (imreniyoruz),    demiş olmasınlar." [123] Bunun aslı bulunamamıştır.

290. HADİS: "Ezanı çok olan şehrin soğukluğu az olur." [124] Uydurmadır. LeâJî'de [125] böyledir.

291. HADİS: "Hiç bir Peygamber yoktur ki, ken­disine Peygamberlik kırk yaşından sonra verilmiş ol­masın."[126] İbnüTCevzî: Bu, uydurmadır demiştir.[127]

292. HADİS: "Ateş, kuru (odun ve benzeri) şeyleri yakma konusunda, kulun güzel amellerini yiyip biti­ren gıybetten daha hızlı değildir." [128] Irakî: Bunun aslı­nı bulamadım, demiştir.[129]

293. HADİS: "Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım." [130] Bunun merfû

hadis olarak senedi bilinmemektedir. İbn Teymiyye: Bu, uydurmadır, demiştir. ZeyV de [131]: Onun dediği gibidir, denilmiştir. Bu sözün manası: Mü'min kulumun bana i-man etmesi ve beni sevmesi, onun kalbine sığdı, demek­tir. Aksi takdirde hulul (Allah'ın insan vücuduna girme­si) inancı küfürdür." Zerkeşî: Bunu mülhidler (inançsız­lar) uydurdu, demiştir.

294. HADİS; "Müslüman olarak öl ve hiçbir şeye aldı­rış etme." [132] Sehavî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.[133]

295. HADİS: "Babaları sevmek, çocuklar için sıla-i rahimdir." [134] Sehavî: Bu lafızla görmedim, demiştir.[135]

296. HADİS:
"Sevgi, kusurları örter." [136] Sehavî: Bu­nu görmedim, demiştir.[137]

297. HADİS:
"Hased edilen kişinin rızkı bollanır." [138] Bilinmemektedir.[139]

298. HADİS: "Kişi ameliyle bilinir; babasıyla ve de-desiyle değil." [140] Hadis değildir.

299. HADİS: "Hastanın inlemesi teşbih, bağırması tek­bir, nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tara­fa dönmesi Allah yolunda cihaddır." [141] Askalânî: Sabit değildir, demiştir.[142]

300. HADİS: 300. HADİS: Müezzin'in; "Eşhedü enne Muhammede'r-Rasûlullah" sözünü işittiğinde; Ben de şehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Peygamber olarak Muhammed (s.a.v)'i seçtim; diyerek [143] ve şehadet parmaklarının uçlarının iç­lerini öperek gözlere sürmek. [144] Sehavî'nin dediğine göre, merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz.[145]

_______________________
_________________________________________________________


[50] bkz.  İbnüTKayyim,   el'Menaru'l-Münîf:  s.67-76;  Aliyyü'l-Kari, el-Masnu' : Hadis No.  139; AliyyüTKarî, Kübra: s.287; Hut, Esne'l-Metalib: s.257.

[51] bkz. İbnü'l-Kayyim,  el-Menaru'lMünîf: s.67-76; Aliyyü'l-Kari, el-Masnu': Hadis No. 139.

[52] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.346;  Semhudî,   Gammaz:  s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.287; Aclunî, -ffe^f 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.256.

[53] İbnü'l-Kayyim, ZadüTMeâd: 3/330 Peygamberimiz (s.a.v)'in diliyle tavsiye edilen ilâç ve gıdalar konusu; elMenaru'lMü-nîf fı'sSahih ved'Da'îf s.54.

[54] İbnü'd-Deyba',   Temyizü't-Tayyib minel-Habîs kitabında (s.152 Hadis No. 1119) İbn Hacer'in şu sözünü de ilâve etmiştir: Pirinç hakkındaki bütün hadisler uydurmadır."

[55] bkz. Sehavî, Makasıd: s.346; Semhudî,   Gammaz: s.112; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.152; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.287; Ac­lunî, Keşf. 2/208; Hut, Esne'l-Metalib: s.258.

[56] Aclunî Keşfü'l-Hafa'fa (2/159) diyor ki: Necra el'Gazzî: Bu So'z, Fudayl b. Iyad'ın  sözüdür. Bunun sebebi, mü'minin an-ak zaruret kadar yemesidir, demiştir.

[57] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.286.

[58] Zekeriyya el-Ensarî, Şerhu'r-Risaletü'ş'Kuşeyriyye, (Ba-bül-Ya-kîn): 3/79; 1290 H.

[59] Âmir b. Abdullah b. AbdrKays: Amir b. Abdi-Kays et-Temimi el-Anberi de denilmektedir. Tabiînin seyy idi erinden, zahid ve âbidlerdendir. Basra'da tabiînden olup ibadetle meş­hur olan ilk kişidir. Onun hakkında "Bu ümmetin âbidi" denil­miştir. Kur'ân'ı Ebu Musa el-Eş'arî'den öğrenmiş, zühd ve iba­dette ondan ders almıştır. Sahabeden pek çok kimseye erişmiş ve onlardan hadis rivayet etmiştir. Kendisinden Hasan el-Basrî ve İbn Şirin hadis rivayet etmiştir. Üveys cl-Karanî ve Ebu Müslim  el-Havlanî'nin yaşıtlarmdandır. Hafız İbn Hacer, bu zatın Isabe' deki biyografisinde (5/86): Ibn Ebi'd-Dünya, onun her gün bin rekat kılmayı kendi nefsine vacip kıldığını bir çok tarikle rivayet etmektedir, demiştir.  Hafız Ibn Hacer, daha sonra onun mübarek kerametlerinden bazılarını zikretmiştir. Amir b. Abdi Kays, BeytüTMakdis'de   55 yılı sonlarında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[60] Halk arasında meşhur hadislerden biri olan bu hadisin uydurma olduğu konusunda âlimler arasında görüş birliği bu* lunmaktadır.   İmam   Saganî,   eî-Ehadîsü'hMevzûa   kitabında (s.7) "Bu hadis uydurmadır", demiştir. Aliyyü'1-Karî etEsrar'ul' Merfûa kitabında (s.288 Hadis No: 385) İmam Saganî'nin bu ifadesini aynen nakletmiş ve bu uydurma hadis hakkında "Fa­kat manası doğrudur", demiştir. İmam İbn Asakir bu hadisi benzer bir ifade ile merfû olarak rivayet etmiş; Ibn Asakir'in naklettiği bu rivayeti, İbnü'l-Cevzî el-Mevzûatü'I-Kübra'da (i/288) "Bu hadis, hiç şüphesiz uydurma bir hadistir. Sene­dinde meçhul ve zayıf raviler bulunmaktadır", diye reddetmiş ve hadisin senedindeki raviler hakkındaki muhaddis imam­ların görüşlerini nakletmiştir. Bu raviler arasında yer alan (Yahya el-Basrî) hakkında Darakutnî: Metruk (terk edilmiştir) ifadesini kullanmış; Amr el-Fellas; Bu kişi yalancı idi, uydurma hadisler naklediyordu, demiştir. Ahmed b. Hanbel ise Biz, Yahya el'Basrî'nin hadislerini yaktık, demiştir. İmam Süyûtî de el-LeâliTMasnûa kitabında (1/272) IbnüTCevzî'nin bu ha­dis hakkındaki görüşüne katılmıştır. Aclûnî, Keş/ü7-Hafa' da (2/214 Hadis No: 2123) Bu söz, hadis olmasa da manası doğru­dur, demiştir. (Çev.)

[61] bkz. Irakî,   TahricüTİhya {.İhya:  1/57 Dipnot l); Sehavî, Makasıd: s.325; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.288; Aclunî, Kcş£ 2/211.

[62] Gazzalî, İhyau Ulûmı'd-Dîn: (1/57 Dipnot l) Kitabü'Hlm, Mürşid ve muallimin vazifelerinin beyanı babı.

[63] Bu ifadeyi Sehavî el-Makasıdu'l'-Hasene' de (s.325 Hadis No: 831) Irakî'den nakletmiş ve: "İhya hadislerini tahric eden zat diyor ki:  Bunu  sadece  Haseıvel Basri'den  mürsel hadis olarak bulabildim. Btı zayıftır. Bunu İbn Şa'hin rivayet etmiş­tir", demiştir.

Abdülfettah -Ebu Gudde- diyor ki: Belki de bu ilâve Irakî'nin et~Tahrıcül-Kebir kitabmdadır. Zira elimizde basılı olan ihya' nın dipnotlarında (1/57 Dip Not l) yer alan, küçük hacimli Tahde bu ifade bulunmamaktadır.

[64] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.289; Aclımî, Keşf: 2/216; Hut, Esne'h Metalik s.259.

[65] Sabit b. Eşlem el'Bünanî el-Basrî, ilim fazilet ibadet ve şeref açısından tabiînin seyy idi erindendir. Enes b. Malik'le kırk yıl birlikte olmuştur. Basra'da 123 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[66] Sütleğen (Hulbe) İbnü'l-Kayyim'in ZadüTMeâd'da (3/241-242) ve Kamus sahibi Firuzâbadî'nin. (H-L-B maddesinde) zik­rettiği, baklagillerden, bir çok hastalık için yararlı bir bitkidir.

[67] bkz. Sehavî, Makasıd: s.350; Semhudî,  Gammaz: s.110; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.155; AliyyüTKarî, Kübra: s.289; Ac-lunî, Keşf: 2/217; Hut, EsneTMetalıb: s.259.

[68] bkz. Sehavî, Makasıd: s.356; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.158-^yyul-Karî, Kübra: s.291; Aclunî, Keşf.  2/226; Hut, Esneİ b: s.262.

[69] bkz. Sehavî, Makasıd; s.437; İbnü'd-Deyba\ Temyiz; s. 197; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.349; Aclunî, Keşf; 2/385; Hut, EsneT Metalib; &.31&.

[70] Yani mü'min tatlıyı, kâfir içkiyi sever.

[71] bkz. Sehavî, Makasıd; s.438; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/386; Hut, Esne'l' Metaîib; s.318.

[72] bkz. Buharî, ebEdehüTMüfred; Hadis No; 418; Ebu Davud, Sünen; 4/251 Hadis No; 4790; Tirmizî; Sünen; Tuh/e; 8/14; Hakim, Müstedrek; 1/43: Sehavî, Makasıd; s.438; Münavî, FeyzııTKadîr; 6/254; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.350; Aclunî, Keşf; 2/387; Hut, EsneTMetalib; s.318.

[73] Siraceddin el-Kazvînî, Mesabîh hadislerinden olup uy­durma olduğuna hükmettiği on sekiz hadis arasında yeralan bu hadisin de uydurma olduğu kanaatine varmıştır. Bu hadis, Mişkâtü'l-Mesabîh''de (2/630) yer almış ve Tebrîzî şöyle demiş­tir; Bu hadisi Ebu Davud (4/251 Hadis No; 4790) ve Tirmizî (Tuhfe; 8/142) rivayet etmiştir. Müellif, Aliyyü'1-Karî Mirkat'tu (4/742) şu ilâveyi yapmıştır; "Bunu Hakim de Müstedrek' de (1/43-44) rivayet etmektedir. Beyhakî, bunu Ebu Hureyre'den lafzıyla rivayet etmektedir."

(Ebu Gudde diyor ki;) Bu hadisi yukarıdaki (metinde zikredi­len) şekliyle Ebu Nuaym Hılye' de (3/110) Haccac b. Fürafi-sa'nın biyografisinde, Hatib Bağdadî (9/38) Süleyman b. Davud el-Mübarekî'nin biyografisinde Hacac b. Fürafisa tarikiyle ri­vayet etmiştir.

Ibn Hacer, zikri geçen onsekiz hadis hakkında, bunların hiçbi­rinin uydurma olmadığını isbat için yazdığı ve Mişkât'm so­nunda (3/312) yayınlanan Ecvibe'sinde şöyle diyor; "Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizî Yahya b. Ebî Kesir kanalıyla, Ebu Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den tahric etmişler, Tirmizî; garibdir, bunu sadece bu vecihle biliyoruz, demiştir. (Ibn Hacer diyor ki) Bu hadis bu iki zatın. Sünen' lerinde "Bişr b. Rafi'den, o da Yahya b. Ebî Kesir'den.." tarikiyle gelmiştir. Hakim bunu "Haccac b. Fürafisa'dan; o da Yahya'dan" mevsûl olarak rivayet etmekte; ancak mevsul veya mürsel olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir, demektedir. (Ibn Hacer devamla şöyle diyor) Hacca-c'ı hadis hafızları zayıf görmüşlerdir. Bişr b. Rafi' ise ondan daha zayıftır. Bununla birlikte hakkında uydurma hükmünün verilebilmesi için gerekli şartları taşımadığı için bu hadisin "uydurma" olduğuna hükmetmek uygun düşmez." Ibn Hacer'in sözü burada sona ermektedir.

Zikri geçen şart, Hafız İbn Hacer'in Ecvibe sinin başında (3/304) açıkladığı "Bir hadisin uydurma olduğuna hükmede­bilmek için; o hadis sadece bir yalancı tarafından rivayet edilmeli ve başka hiçbir ravi yanında bulunmamalıdır", şeklindeki ifadesidir.

Hafız Münzirî Tergib'inde (4/161) bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir ki;... Bunu Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmiş; Tirmizî garib hadistir, demiş; Ebu Davud ise zayıf olarak kabul etmemiştir. Bişr b. Rafi dı­şındaki ravileri güvenilir ravilerdir. Bişr'i zararsız gören muhaddisler de vardır." Münzirî, (Bişr b. RafO'i kitabının so­nunda "Haklarında İhtilaf Edilen Kaviler" babında zikretmiş ve şöyle demiştir; "Onu Ahmed ve başkaları zayıf kabul etmiş, İbn Maîn ve başkaları kuvvetli görmüştür. İbn Adiyy Bişr hak­kında; Haberlerinde hiçbir beis yoktur. Ben onun hadisleri arasında münker hadis görmedim, demiştir." Münzirî'nin sözü burada sona ermektedir.

Münzirî'nin; hakkında ihtilaf edilen raviler babında Bişr b. Ra­fi hakkındaki sözü delil olarak alınırsa, bu hadis Münzirî'ye gö­re; hasendir, ya da en azından hasen derecesine yakındır. Bu­nun için (Tergîb ve Terhîb) kitabının başındaki (1/3-4) prensi­bine göre; bu hadisi (zayıf hadisleri naklettiği gibi "ruvi-ye" lafzıyla değil, zayıf olmayan hadislerin başında zikrettiği "an" lafzıyla nakletmiş ve sonunda hadisin derecesi hakkında açık­lamada bulunmuştur. Münzirî'nin kitabındaki bu prensibi hakkındaki bilgi 104 nolu hadisin 225 nolu dipnotunda nakle­dilmiştir.

Azizî, Şerhu'1'Camii'sSagîr' de (3/399); "İsnadı ceyyid (iyi-ce)dir.", demiş; Münavî İse Feyzu'l-Kadîr''de (6/254); "Kazvinî, bu hadisin uydurma olduğuna hükmetmiş, İbn Hacer ise bunu reddederek; "Bu hadis, hasen derecesinden aşağıya inmez", de­miş ve sebebini ayrıntılı olarak belirtmiştir." Dolayısıyla hadis hasendir, uydurma değildir.

[74] Bu cümle, bir Önceki dipnotun son cümlesi olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

[75] Irakî'nin {İhya; 1/46 Dip Not 2) ifadesi; Bunun aslını bu­lamadım, şeklindedir.

[76] bkz. Sehavî, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba1, Temyiz; s. 198; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389; Hut,  Esne'l-Metalib; s.319.

[77] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'1-Kübra' da; (s.35l) Bu söz   "insanlara   kendi  nesebleri  konusunda   güvenilmelidir", lafzıyla; İmam Malik'in veya başka bir alimin sözüdür." demiş­tir.

Fakat Üstadımız İmam Kevserî (ra); Bu söz, mutlak manasıyla kabul edilemez. Zira dinsiz hatmilerden Peygamberimiz (s.a.v)' in ehli beytinden olduklarını iddia edenler çıkmıştır. Allah, Rasûlü'nün ehl-i beytini dinsizliğe davet eden, rezaleti yayan ve İslâm'ın temellerini yıkan kimselerden uzak tutmuş, onları bütün bu densizliklerden ar indirmiştir. Eşraftan olduklarını iddia edenlerden birçoğu asırlar boyunca neseb belgelerini en ucuz fiyatlarla satmışlardır. B\ı konudaki en çirkin örneklerden biri Mısır valisi Büyük Mehmed Ali Paşa zamanında Nakibü'l-Eşraf Ömer Mükrem'e izafe edilen fellahlardan bazılarını hatta bazı kıbtî ve Yahudileri nezih nesebe dahil etmesi şeklindeki uygulamadır. Nihayet aralarında Ezher Üstadlarrnm Şeyhi Muhammed el-Emir gibi zevatın da bulunduğu bölgedeki âlim­lerin büyük bir kısmı, bu konuda hazırladıkları bir tutanağı Mısır Bölge Valisi'ne ve İstanbul'daki Hilâfet Makamı'na tak­dim etmişler, adı geçen Nakıbül-Eşraf bu vazifeden uzaklaştı­rılmıştır. Bunun bir benzeri bicrî on birinci asır Mısır âlimle­rinden Şihabeddin el-Hafacî'nin ReyhanetüTEJibba kitabında zikrettiği olaydır.

"insanlara kendi nesebleri konusunda güvenilmelidir", şeklin­deki söze gelince; bir adamın nesebi meçhul olan bir çocuğu, o çocuğun malından herhangi bir maddî kazanç elde amacı ol­maksızın, kendi nesebine ilhak etme talebinin kabul edilmesi manasmdadır. Yoksa meşru delil olmaksızın nezih nesebden olduğunu iddia eden herkesin tasdik edilmesinin gerektiği ma­nasında değildir. Aksi takdirde işler birbirine karışırdı." Üsta­dımız Kevserî'nin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermekte­dir, (hkz. Hammadî el-Yemânî, Keşf Esrari'î-Batmıyye, I. Bas­kı, Matbaatü'l-Envar, Kahire 1357, Kevserî'nin bu kitaba yaz­dığı Takdim yazısı s. 5-6)

[78] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-MevzûâtüTKübra' da (s.351) di­yor ki; "Bu sözün manası şudur; Mü'min kula,  günahlarına kefaret ol-ması için belâlar verilir. Kâfir ise küfür üzerinde devam  etmesi için belâlardan korunur,  nimetlerle  donatılır. Zira Dünya (Cen-net'teki nimetlere bakılırsa) mü'minin zinda­nı,   (Cehennem'deki  azaba  bakılırsa)   kâfirin  cennetidir." Bu hadisi Ahmed, Müslim, Tirmizî ve Ibn Mace rivayet etmiştir." Müellifin sözü basit bir ilâve ile burada sona ermektedir.

[79] bkz. Sehavi, Makasıd; s.439; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.198;. AHyyüTKarî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/388; Hut, Esne't Metalib; s.320.

[80] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.351; Aclunî, Keşf; 2/389.

[81] Bu zat değerli tabiînden, kıraat alimi, fakîh, müfessir, nur haddis İmam Said b. Cübeyr b. Hişanı Ebu Muhammed el-Esedî el-Valibî el'Kûfî'dir. Fakîh, faziletli, abid. yera' sahihi; i-limde, hadiste ve Kur'anda imam idi. Kûfe'liler, Ibn Abbas'dan fetva almak için geldiklerinde; "Sizin içinizde Said b. Cübeyr yok mu? derdi. Meyimin b. Mihran; "Said h. Cübeyr vefat etti­ğinde yeryüzünde onun ilmine muhtaç olmayan kimse yoktu", demiştir. Zehebî Iber' de (1(112) diyor ki; Said b. Cübeyr 95 yılında elli yaşlarında iken Haccac tarafından şehid edilmiştir. Allah rahmet eylesin."

[82] Yani mü'min, din kardeşlerine sıkıntısı az olandır, demek­tir. Kudaî; "Yardımı çok olandır", ifadesini de ilâve etmektedir, (hkz. Münavî, Feyzu'hKadîr; 6/255)

[83] Ebu  Nuaynı,   Hılye;  8/46;   Hatib,   Tarihli Bağdad; 5/315; İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/282; Süyûtî Leâli; 2/281; Aliy-yüTKarî, Kübra; s.350; Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255; Aclunî, Keşf; 2/389.

[84] Saganî hu hükmünde IbnüTCevzî'ye tâbi olmuştur. İb­nü'l-Cevzî, bunu Mevzûât'da (2/282) Hatib'den Tarihti Bağdad' daki (5/315) tarikiyle zikretmiş ve şöyle demiştir; "Bu hadisi uydurmakla  suçlanan  kişi,  Muhammed  b.   Sehl  el-Attar'dır. Darakutnî onun hakkında; Hadis uyduruyordu, demektedir." Hafız Süyûtî el-Leâli'1-Masnûa' da (2/281) Ibnü'l-Cevzî'nin bu hükmünü tenkid etmek üzere şöyle demiştir; "Ebu Nuaym bu hadisi Hılye'de (8/46) bu tarikle tahric etmektedir. Ancak Ha­disin Beyhakî'nin ŞuabüTIman kitabında yer alan bir başka tariki de bulunmaktadır", demiş ve o tariki naklet mistir. Bu ikinci rivayetin senedi zayıftır. Dolayısıyla hadis zayıftır, uy­durma  değildir.  Süyûtî,  bu hadisi  el-Camiu'sSagîr' de  Ebu Hureyre (r.a)'den gelen iki tarikine işaret ederek zikretmekte­dir, (hkz. Münavî, Feyzu'l-Kadîr, 6/255)

Ayrıca bu hadisin bir benzeri, Hz. Ali (r.a)'nin sözü olarak riva­yet edilmektedir. Kadı Iyaz'ın TertibüTMedarik kitabında (3/346) şu ifade yer almaktadır; "Süfyan b. Uyeyne diyor ki; Ali b. Ebî Talih (r.a) demiştir ki; "Mü'min, yardımı güzel, külfeti az o-landır." Yine aynı eserde (2/67) şöyle denilmektedir; "İhn Vehb diyor ki; İmam Malik'in şöyle dediğini işittim; Deniliyor ki; "Mü'min; yardımı güzel, külfeti az olandır. Facir ise onun zıddıdır"

[85] Bu cümle, bir önceki dipnotun ortalarında yer almış olup önemine binaen ve dikkat çekme amacıyla parantez arasında kitabın metni içinde yer almasını uygun gördüm. ( Çev.)

[86] Başkasında gördüğü nimetin benzerini kendisi için temen­ni eder, ama bu nimet sahibinin bundan mahrum olmasını is­temez.

[87] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.352; Acluni, Keşf; 2/389.

[88] Burada (veliyyen cahilen) ifadesiyle gelmiş, diğer pek çok kitapta ise (min veliyyin cahil) ifadesiyle gelmiştir. İki ifade arasındaki fark basittir.

[89] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.121; İbnü'd-Deyha', Temyiz; s.160; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293; Achr nî, Keşf; 2/235; Hut, EsneTMetalib; s.263.

[90] bkz. Aliyyül-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/235.

[91] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.359; Semhudî,   Gammaz; s.119; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 159;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra;   s.294; Aclunî, Keşf; 2/232; Hut, EsneTMetalib; s.266.

[92] bkz. Alıyyü'1-Karî, Kübra; s.282; Aclunî, Keşf; 2/233.

[93] İmam Şafiî, bununla hocası İmam Muhammed b. Hasen eş-Şeybanî'yi   kastetmektedir.   İmanı   Muhammed   b.   Hasen, imam Ebu Hanife'nin ve imanı Malik h. Enes'iıı seçkin talebe­lerinden biri olup müctehid imamlardandır. (Çev.)

[94] Bu   konuda   Irak'taki   ilim   otoritelerinden   İmam   Ebu Hanife'nin talebesi, hafız, muhaddis, fakih, âbid İmam Veki' b. Cerrah (61.197) ile ilgili latîf bir olay nakledilmektedir. Said b. Mansûr anlatıyor; Vekî', Mekke'ye gelmişti. Şişman bir kişiydi. Fudayl b. Iyad ona;

-Sen Irak'ın çok ibadet eden şahsiyeti olduğun halde bu şiş" manlık da nedir? dedi. Vekî';

-İslâm'a duyduğum sevinçten dolayı, diyerek onu ilzam etti. Zehebî TezkiretüTHuffaz' da (1/308) Veki:in biyografisinde bu olayı nakletmiş ve şöyle demiştir; "Yahya b. Eksem diyor ki;

Vekî ile yolculukta ve ikamet halinde arkadaşlık yaptım. De­vamlı oruçlu idi ve her gece Kur'ân'ı hatmederdi." Sûfî,   muhaddis,   hafız   imam   Seyfüddin   el-Baharzî   Said   b. Mutahher (ol.659 h.)'in şu şiirini nakletmişlerdir; "Dedi ki; Sevgililerin cisimleri nahif olur, derler; Sen ise şişmansın, hiç âşık gibi görünmüyors\m. Ben de dedim ki; Aşk, tabiatına aykırıdır öylelerinin; Halbuki benim tabiatıma uygun olup bana gıda olmuştur." Baharzi, aslında bu iki beyti ile meşhur şu iki beyte cevap ver­mektedir;

"Sevdiğimi söyleyince; dedi ki; Yalan söylüyorsun sen; Ne oluyor ki, ben seni şişmanlamış görüyorum. Söz edilemez aşktan, deri kemiğe yapışmadıkça, Kendini tamamen kaybedip de seslenen kişiye bile, Cevap veremeyecek duruma düşmedikçe."

[95] Şişman hükümdar kıssası, İmam Şafiî'nin sözleri arasında nakledilmektedir. Beyhakî, bu kıssayı Menakıbü'ş-Şafıî kita­bında (2/120) İmam Şafiî'nin "Hiçbir şişman,  başarılı olama­mıştır? sözü ardından nakletmektedir, (bkz. Beyhakî, Menakı-bü'ş-Şafiî; 2/120;  Sehavİ,  el'Makasıdü'l-Hasene; sl25; Aclûnî, Keşf; 1/249)

[96] bkz.  Sehavî, Makasıd; s.361; Semhudî,   Gammaz; s.120; İbnü'd-Deyba',  Temyiz; s.160; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293; Ac lunî, Keşf; 2/234; Hut, EsneTMetalib; s.266.

[97]Bunun yerine Ebu Davud'un Sünen' inde (2/38; Tatavvu' 25) Ebu Said el-Hudrî'den rivayet ettiği şu hadis bu konuda yeterli olmalıdır; Allah Rasûlü (s.a.v) mescidde itikâfa durmuş­tu. Orada bulunan bazılarının yüksek sesle Kur'an okudukla­rını işittiğinde perdeyi kaldırdı ve şöyle buyurdu;  "Her biriniz Rabbinize yalvarıyorsunuz. Sakın birbirinizi rahatsız etmeyin. Kur'an okurken ya da namaz kılarken, seslerinizi birbirinizden fazla yükseltmeyin."

[98] bkz. Gazzalî, İhya; 1/41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.293.

[99] Gazzalî, İhya; 1/41 (Kitabü'Hlim, Övülen ilimlerin övgüye değer olan mikdarı babı)

[100] bkz. Sehavî, Makasıd; s.362; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.160; AliyyüTKarî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 2/231; Hut,  Esne't Metalib; s.267.

[101] bkz. Sehavî, Makasıd; s.364; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.161; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.294; Aclunî, Keşf; 27239;    Hut, EsneT Metalib; s.267.

[102] Zehebî Iber' de (1/444) diyor ki; "Bu zat, tarikat üstad-larından zahid Zünnûn el'Mısrî'dir. Bu zatın faydalı vaazları ve yüksek sözleri vardır. Abbasî Halifesi Mütevekkil,  sözlerini dinlemek ve istifade etmek için onu huzuruna davet etmiştir.

Zünnûn el~Mısrî H. 245 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

[103] bkz. Sehavî, Makasıd; s.264; Semhudi, Gammaz; s.121; İtr nü'd-Deyba', Temyiz; s,162; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.295; Aclunî, Keşf; 2/240; Hut, EsneTMetahb; s.268.

[104] Sehavî'nin elMakasıdü'l-Hasene kitabında (s.364) dediği gibi; İbn Kesir bu ifadeyi Tarih' inde zikretmektedir. İbn Ke-sir'in sözünün devamı şöyledir; "Bunun manası sahihtir." Hafız Sehavî diyor ki; Bununla meselâ; İbn Hıbban'ın İbn Ömer'den merfû olarak rivayet ettiği; "Kılıç günahları siler" (Inne'sseyfe mahhâun lil'hatâyâ) gibi hadisleri kastetmektedir.

[105] bkz. Sehavî, Makasıd; s.365; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.162; | Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/241.                      

[106] Dineverî'nin Mücalese kitabında zikredilen şu ifade, bu sözün manasını açıklamaktadır; Asmaî'den nakledildiğine göre; Bir bedevi;

-Hiç kimse bana karşı iki defa büyüklük taslayamamıştır,

dedi. Kendisine;

-Bu nedendir? denildiğinde; bedevi dedi ki;

-Bana  tekrar  kibirle  davranacak  olsa,   ona  hiç  dönmezdim.

(bkz. el'Makasıdü'l-Hasene; s.365)

[107] Bu sahih hadisi, Buharı Sahih1 inde (10/439-440) Kitabü'l-Edeb, 83 no.lu Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz babında ve Müslim, Sahihinin sonunda (18/124) Kitabü'z-Zübd, 63 nolu çeşitli hadisler babında şu lafızla rivayet etmektedir: Ebu Hureyre (r.a)'den rivayetle Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki; "Mü'min bir delikten iki defa ısırılmaz." Bu mübarek sözü ilk söyleyen Peygamberimiz (s.a.v)'dir. Bunu ilk defa şair Ebu Azze el-Cümahî'ye söylemiştir. Ebu Azze, Bedir günü kâfir ola­rak esir alınmıştı. Peygamberimiz'e;

-Ya RasûlAllahL Ben bildiğin gibi çoluk çocuk ve ihtiyaç sahi­biyim. Bana ikramda bulun, beni affet dedi. Efendimiz (s.a.v); —Bana karşı olanlara —şiirlerinle— destek vermemen şartıyla, dedi. Ebu Azze bu konuda söz ve ahit verdi. Peygamberimiz (s.a.v) de onu serbest bıraktı. Ancak Uhud Savaşı Gününde müşriklerin arasına katıldı. Onları savaşa teşvik ediyordu. Sa­vaş sonrası esir alındı. Ebu Azze yine;

-Ya RasûlAllah!. Bana ikramda bulun, deyince Allah Rasûlü (s.a.v) bu defa;

-"Muinin bir delikten iki defa ısırılmaz", buyurdu. -Yani mü'min olsaydın bizimle savaşmak için tekrar gelmezdin Mek­ke'de yanaklarını şişirip "Muhammed'i iki defa aldattım", de­mene biz müsaade edemeyiz, dedi. Sonra da öldürülmesini em­retti ve öldürüldü, (bkz. Ebu Hilâl el'Askerî, CemhcretüT Emsal; 2/267-268; Meydanı, Mecmaıı'l-Emsal; 2/110)

[108] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd\Deyba\ Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.296; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, Esne'l-Metalib; s.268.

[109] Sehavî,  ekMakasıdüTHasene kitabında (s.366) diyor ki; "Fakat bu manada Ebu Musa el-Medînî'nin Nüzhetü'l-Huffaz' da Enes'den merfû olarak naklettiği  "Bütün Ademoğullarına hased edilir..."diye başlayan "senedi zayıf uzun bir hadis bu-lunmaktadır.

[110] bkz. Sehavî, Makasıd; s.366; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/243; Hut, EsneT Metalib; s.269.

[111] bkz. Sehavî, Makasıd; s.367; İbnud-Deyba', Temyiz; s.163; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.297; Aclunî, Keşf; 2/244; Hut,  #sne7-Metalib; s.269.

[112] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 164; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298 ; Aclunî, İTe,<- 2/247; Hut,  

[113] Burada "cebriTkulûb" denilirken; bir başka lafızda "ceb" ri'1-havâtır" denilmiştir.

[114] bkz. Sehavî, Makasıd; s.368; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.164; Aliyyü'1-Karî, İTü&ra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/247;    Hut, ^s/ie'7-Metah'b; s.270.

[115] Müellif Aliyyü'1-Karî, ehMevzûâtü'l-Kübra' da bu ifadenin ardından; "Hatta bu söz, lafzı açısından uydurma, manası açı­sından batıldır", demiştir. el-Mevzûâtü'1-Kübra'da ve Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa'smda (2/247);  "Ma acfefe"lafzı tahrif edilerek '!mâ uzile"denilmiştir. Doğrusu 'tea adele"şeklindedir.

[116] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.40; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2J247.

[117] Bu zat; zekâ ve feraset sahibi, âbid, fakîh, hafız, itkan. sahi­bi, önder, rabbani imam Yezid b. Harun Ebu Halid el'Vasıtî'dir. Bir rivayette;  Onun meclisinde yetmiş bin kişi bulunuyordu, denilmiştir. Kendisinden İmam Ahmed, İbnü'l-Medînî, Abd b. Humeyd ve pek çok muhaddis rivayette bulunmuştur. Hicrî 116 yılında dünyaya gelmiş, 208 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Zehebî, TezkiretüTHuffaz; 1/317; fber; 1/350)

Yezid b. Harun'un bu sözü, bazı üstadlarm yanılması sonucu (Ha­dis) olarak nakledilmiştir. Hatib Bağdadî Müdrec kitabında hocası Ahmed b. Ali et"Tewezî tarikiyle bu sözü merfû hadis olarak nak­letmiş ve şöyle demiştir; "Bu söz Peygamberimiz (s.av)'den her hangi bir şekilde hadis olarak bilinmemektedir. Bu Yezid b. Ha­run'un kendi sözüdür. Üstadımız İbn Tevvezî bu konuda yanılmış­tır. Bunun sebebi üstadımıza hadis içerisinde bir söz olarak gelmiş olmasıdır, (bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; bAO)

[118] bkz. Sehavî, Makasıd; s.369; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.165; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.298; Aclunî, Keşf; 2/248; Hut,  Esne'l-Metahb; s,21l.

[119] Sehavî el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.369) bunun ardından şöyle demiştir; "Bu söz, Hakim et-Tirmizî'nin Nevadiru'I-UsûI kitabında Bekr b. Abdillah el-Müzenî'nin sözü olarak nakledil­mektedir."

[120] bkz. Sehavî, Makasıd; s.371; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.166; Alıyyü'I-Karî, Kübra; s.299; Aclunî, Keşf; 2/251;   Hut, Esne'l-Metalib; s.272.

[121] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aclunî, Keşf; 2/256; Hut, EsneTMetahb; s.272.

[122] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253.

[123] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300.

[124] bkz. Süyûtî, Leâîî; 2/14.

[125] Süyûtî, Leâîî; 2/14.

[126] bkz. Sehavî, Makasıd; s.372; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.167; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.300; Aclunî, Keşf; 2/253; Hut, EsneT Metaîib; s.273.

[127] İbnüTCevzî'nin sözünün devamı —Sehavî'nin cl'Makasr dü'1-Hasene'de (s.372) naklettiği gibi- şöyledir; "Zira Hz. İsa (a.s)'ya Peygamberlik verilmiş ve 33 yaşında iken göklere yük­seltilmiştir.  Dolayısıyla Peygamberler hakkında kırk yaşının şart koşulması, kabul edilebilir bir şart değildir."

Müellif Aliyyü'1-Karî, el-MevzûâtüTKübra' da (s. 300) şöyle diyor; "Peygamberlere kırk yaşında peygamberlik verilmesi hadisi; Hz. Yahya (a.s) hakkındaki (Meryem; 12) ayetinin nassına da aykırıdır; "Biz ona (Yahya'ya) çocukken hüküm verdik." Ayrıca Hz. Yusuf hakkındaki (Yusuf; 15) ayetinin nassına aykırıdır; "And olsun ki, kardeşlerinin bu durumunu onlara pek yakında sen haber vereceksin, diye ona vahy ettik." Eğer hadis sabit olsaydı, Peygamberlerin büyük çoğunluğu hakkında söylenmiş bir söz olarak kabul edilebilirdi."

[128] bkz.   Gazzalî,   İhya;  3/148;  Aliyyü'1-Karî,   Kübra;  s.301; Aclunî, Keşf; 2/254.

[129] bkz. Gazzalî, İhya; 3/148 Dip Not 2.

[130] bkz.   Süyûtî,   Zeylii'l-Mevzûât;   s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.373; Semhudi, Gammaz; s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.168; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.301; Aclunî, Keşf; 2/255; Hut,  Esne'l-Metalib; s.27'4.

[131] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s.203

[132] bkz. Sehavî, Makasıd; s.374; Semhudî,   Gammaz; s.125; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s.168;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra;   s.302; Aclunî, Keşf; 2f251; Hut, Esne'hMetalib; s.274.

[133] Sehavî'nin   el-Makasıdü'1-rJasene'deki   (s.374)   sözünün devamı şöyledir; 'Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kim­senin Cennete gireceğine dair hadisler çoktur."

(Ebu Gudde) diyor ki: Bu uydurma hadis, "Bu konuda gelen sahih pek çok hadisin mânâsına aykırıdır. Zira bu uydurma hadis, İslâm üzere ölen kişiye günahlarının hiç zarar vermeyece­ğini ifade etmektedir ki bu batıl -asılsız ve geçersiz- bir mana­dır. "Hiçbir şeye aldırış etme", sözü ne kadar çirkin bir sözdür!.. Bununla birlikte bu söz, bir gerçeği de ifade etmektedir. Zira hak olan kelime-i tevhid, sahibini ebedi olarak Cehennemde bırak­mayacaktır. Ancak bununla beraber Kelime-i tevhid getiren mü'min, işlediği bazı masıyet ve günahlardan dolayı azap görebi­lir. Hakla batıl arasındaki mesafe ne kadar da uzaktır!..."

[134] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.302; Acluni, Keşf; 2/261; Hut, EsncT Metalib;s.215.

[135] Sehavî'nin   el'MakasıdüTHasene' deki   (s.377)   sözünün devamı şöyledir; "Fakat bu manada Abdullah b. Ömer'in -nak­lettiği şu sahih- hadisi vardır;  "Babaya itaatin en üstün dere­cesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

Abdullah b. Ömer (r.a) hadisini Buharı bu lafızla el-Edebü'l-Müfredkitabında (s.29); Müslim Sahih'inâe, Birr, Sıla ve Âdab Kitabında Baba, anne arkadaşlarına iyilik babında (16/109); Ebu Davud Sünen'inde (4/337) ve Tirmizî Sünen' inde (8/98) rivayet etmişlerdir.

Bu hadisin; Buharı ve Müslim'in naklettiği bir hikâyesi de var­dır. Müslim'in rivayeti şu şekildedir; Abdullah b. Dinar anlatı­yor; Abdullah b. Ömer (r.a) Mekke yolunda bir bedevi ile karşı­laştı. Ona selâm verdi. Ona bindiği merkebi verdi. Başındaki sarığını da onun başına giydirdi. Biz Abdullah'a; —Allah senin iyiliğini versin. Bunlar bedevidir, az bir şeye bile razı olurlar, dedik. Abdullah;

-Bunun babası, babamın (Hz. Ömer b. Hattab'ın) samimî dostu idi. Zira ben Allah Rasûlü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işit­tim; "Babaya itaatin en üstün derecesi, kişinin baba dostlarına iyilik etmesidir."

[136] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; Aliyyül-Karî, Kübra; s.302; Aclunî,  Keşf; 2/261; Hut, Esne']-Metalib;s.322.

[137] Sehavî'nin; "Bunu görmedim", sözü ne onun etMakasıdüT Hasene kitabında (s.377) ne de bu sözü kendisinden nakleden İbnü'd'Deyba'nın Temyizü't-Tayyib mine'l'Habis'kitahmda.,   ne Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa kitabında (2/261) ne de müellif AliyyüT Karî'nin el-Mevzu âtii'l-Kübra kitabında (s.302) yer almaktadır. Sehavî'nin kitabında olan ifade şudur; Bu söz, "Bir şeyi çok sev­men seni kör ve sağır eder", hadisi manasmdadır."

Benim kasdım; asla "Sevgi kusurları örter", sözünün hadis ol­duğunu açıklamak değildir. Amacım sadece gerçeği ifade et­mektir. Bu söz, nebevi hadis olması bir yana, en zayıf beşerî sözlerindendir. Buradaki ikinci kelimenin harekesi de ihtilaflrdır. Aclunî şöyle demiştir; (el-Mehabbetü mükibbe:) yani Sevgi insanı tehlikeye, helake düşürür. Necm ise; (el-Mehabbetü mekebbe: Sevgi ayıpları örter.) Bu söz hadis değildir, demiştir. Buna göre (mekebbe) şeklinde okuyuş daha anlamlıdır. İyi düşün." Aclûnî'nin sözü burada sona ermektedir.

[138] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.169; AliyyüTKarî, Kübra; s.303; Aclunî, Keşf; 2/261; Hut, Esne'l-Metalib; s.322.

[139] Bilakis uydurma hadisler konusunda eser yazan birçok müellifin ifade ettiği gibi; bu söz hadis değildir.

[140] bkz. Sehavî, Makasıd; s.377; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 170; AliyyüTKarî, Kübra; s.304; Aclunî, Keşf; 2/262; Hut,  Esne't Metalib; s.322.

[141] bkz. Hatib,  Tarihu Bağdad; 2/191; Zehebî, Mizan; 1/436; İbn   Hacer,   LisanuhMizan;   2/267;   Sehavî,   Makasıd;   s.381; Semhudî,   Gammaz;  s.126;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz;  s.171;  A-liyyü'1-Karî, Kübra; s.305; Achmî, Keşf; 2/266; Hut, EsneTMctalib;$.323.

[142] Bu hadisi Hafız İbn Hacer, LısanüTMizan'da (2/267-268) (Hasen b, Ahmed el-Belhî)'nin biyografisinde şöyle zikretmek­tedir; "Hasen b. Ahmed el-Belhî; Fadl b. Musa'dan; o da Mır hammed b. Amr'dan; o Ebû Seleme'den; o da Ebu Hureyre'den merfû olarak; "Hastanın inlemesi teşbihtir", hadisini rivayet etmiştir. Hatib. bu hadisi Tarih'iııde (2/191) Ebu Bekir b. Mu-zaffer'den; o Ebu Muhammed Ahmed b. Şeybe b. Hasen ed-Dabbî'den; o Ebu Şuayb es-Sûsî'den; o da Hasen b. Ahmed el-Belhî kanalıyla aynı şekilde rivayet etmiştir. Hatib şöyle de­miştir; Hadisin ricali -Belhî hariç- güvenilir olarak tanınmış kimselerdir. Belhî ise meçhuldür." Zikredilen sened, Hatib'in senedinden tahrif edilmiştir.

Hatib bu hadisi   Tarihu Bağdad' da  (2/191) Muhammed b. Hasen b. Dabbe el-Bağdadî'nin biyografisinde şu şekilde zikret­mektedir; Bana Ebu Bekir Muhammed b. Muzaffer b. Ali b. Mukri'   ed'Dineverî  haber  verdi.  Dedi  ki;   Bize   Ebu Ahmed Ubeydullah b. Muhammed b. Şenbe el-Kadı haber verdi. Dedi ki: Bize Ebu Ca'fer Muhammed b. Hasen b. Hüseyin b. Osman b. Habib b. Ziyad b. Dabbe el-Bağdadî haber verdi. Dedi ki; Bi­ze Salih b. Ziyad es'Sûsî Ebu Şuayb haber verdi. Dedi ki; Bize Hüseyin b. Ahmed el-Belhî; Fadi b. Musa es-S inanı'den; o Mu­hammed b. Amr'dan, o Ebu Seleme'den o da Ebu Hureyre'-nin şöyle  dediğini  nakletti;  Allah  Rasûlü  (s.a.v)  şöyle  buyurdu; "Hastanın  inlemesi teşbih,   bağırması   tekbir,   nefesi sadaka, uykusu ibadet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi Allah yolunda cihaddır.  Allah  meleklerine; Kulum  için sağlığındaki yapığı şeylerin en güzelini yazın, der." Hasta kimse kalkıp yürüdü­ğünde hiç günah işlememiş gibi kalkar.

Hatib Bağdadî bundan sonra şöyle demiştir- "Ebu Şuayb ve o-nun üstündekilerin hepsi güvenilir olarak tanınmaktadırlar. Ancak Belhî müstesna. Zira o meçhuldür."

Hadis, bir başka tarik ile Hz.Ali (r.a)'den gelmiştir Onun sene­dinde (Belhî) yoktur. Ancak senedinde (Haris b. Abdillah el-Hemedani el-AVer) bulunmakadır. Zehebî Mizan' da (1/436) Haris el-A'ver tercemesmde şöyle demiştir; Muhammed b. Ya-kub b. Abbad, Muhammed b. Davud'dan, o İsmail'den, o İsra­il'den, o Ebu İshak'dan, o Haris'den, o da Hz. Ali (r. a)'den riva­yet ediyor; Allah Rasûlünü işittim. Şöyle buyuruyordu; "HasUnm inlemesi teşbih, bağırması tekbir, nefesi sadaka, uykusu i' badet, bir taraftan diğer tarafa dönmesi düşmanla çarpışmadır. Onun için sağlığındaki yaptığı amellerin benzeri hasenat yazı­lır. Hastanın üzerinde hiçbir günah kalmayarak tertemiz kal­kar. "Buharî bu hadisi ed-Duafâ kitabında rivayet etmiştir. (Haris el-A'ver) hakkında çok söz söylenmiş, kimileri güvenilir kabul ederken, kimileri onu zayıf saymıştır. Belki de onun hakkında söylenen en güzel söz, bu ilim dalının önderi Hafız Zehebî (rh.a)'nin şu sözüdür; Haris'in hadisleri dört Sünen kitabında yer almaktadır. Nesaî, hadis ricali hakkındaki sert değerlendirmelerine rağmen onu hüccet olarak kabul etmiş, onun durumunu güçlendirmiştir. Hadis alimlerinin büyük ço­ğunluğu, fıkıh bablarmda Haris'in hadisini rivayet etmelerine rağmen, onun "zayıf olduğu görüşündedirler. Meselâ; Şa'bî, hem onu yalancı saymakta, sonra da ondan rivayette bulun­maktadır. Görünen odur ki; Haris, konuşmalarında ve hikâye­lerinde yalan söylemiş, ama Hadisû Nebevî'de yalan söyleme­miştir. Haris, ilim hazinelerinden biri idi.

Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib' de (1/141) onun hakkında; "Hz. Ali'nin talebesidir. Şa'bî onun itikadî görüşünü yalanla­mıştır. Rafızîlikle suçlanmıştır. Hadisinde zayıflık vardır", demiştir. (Ebu Gudde diyor ki:) Dolayısıyla durumu bu şekilde olan kimsenin hadîsi "uydurma" olamaz, ancak "zayıf hadis" olabilir. Hatta böyleleri için "hadisinde zayıflık vardır", denilir. Doğrusunu Allah bilir.

Üstadımız Şeyh Abdülaziz b. Sıddık el'Gumarî'nin (Haris)Ji güçlendirmek ve onu savunmak için yazdığı ve el-Bahıs an Iîeli't-Ta'n fi'1-Haris adım verdiği faydalı bir risale vardır. Bu risale, Kahire'de Şark Matbaasında tarihsiz olarak (tahminen 1370 yılından sonra) 44 sayfa halinde basılmıştır. Bu kitapta şiddetli ve gayet sert dil sürçmeleri bulunmaktadır.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #175 : 01 Temmuz 2011, 12:13:17 »

301. HADİS: "Müşteriye yardım olunur." [146] Bunun aslı yoktur. İbnü'd-Deyba' [147] bu şekilde zikretmiştir.[148]

302. HADİS: "Musibetler, rızıkların anahtarıdır. [149] Bilinme m ekte dir.

303. HADİS: "AHah Rasûlü (s.a.v)'nün Ebu Cehille gü­reşmesi. [150] Bunun aslı yoktur. [151] Bu hükmü Halebî, [152] Şi­fa Haşiyesi'nde zikretmiştir.[153]

304. HADİS: "(Gusül yaparken) Ağza ve burna üç defa su vermek, cünüp için farzdır." [154] Uydurmadır.

305 HADİS: "Masıyetler nimetleri giderir." [155] Sehavî: Bunu görmedim, demiştir. [156] İbnü'd-Deyba' bunun üze­rine diyor ki: Yani merfû olarak görmedim, demek iste­mektedir. Yoksa bu ifade, selef âlimlerinin sözlerinde yer almaktadır. Şair [157] diyor ki:

"Bir nimet içerisinde isen, bil değerini; Gidermektedir masıyetler nimetleri. "[158]

Derim ki: Bu mânâda Kur'ân'da âyetler de vardır. Al­lah Teâlâ buyuruyor ki: "Bir toplum kendisini değiştir­medikçe Allah o toplumun durumunu değiştirmez.'[159]

Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Allah bir kasabayı örnek vermektedir ki, o kasaba önceden güven içerisinde hu­zurlu bir kasaba idi. Her taraftan oraya bol bol rızık ge­liyordu. Fakat o kasaba Allah in nimetlerine nankörlük etti. Allah da işlemekte ısrar ettikleri kötülükler sebebiy­le o kasabaya açlık ve korku elbisesini tattırdı. '[160]

Ayrıca Muhaddis, sadece lafzı dikkate almaktadır.

Aksi takdirde; hadis alimlerinin "aslı yoktur" veya "uydurmadır", diye zikrettikleri her hadis için Kitab ve Sünnette (kendisini destekleyen) her hangi bir mana­nın bulunmamasına pek az rastlanmaktadır.[161]

306. HADİS: "Mide dert yuvası, perhiz ise devanın başıdır." [162] Tabiblerden birinin sözüdür.[163]

307. HADİS: "Çocukların hocası, onların aralarında adaletle davranmazsa kıyamet günü ismi zâlimlerle be­raber yazılır." [164] Mekhûl'ün sözüdür.[165]

308. HADİS: "Gıybet edenle bunu dinleyen kişi, gü­nahta ortaktırlar." [166] Bu lafızla aslı bilinmemektedir.[167]

309. HADÎS: "Satın almayacağı halde fiyatı artıran kişi, lanetlenmiştir." [168] Sehavî: Bunu merfû hadis ola­rak bilmiyorum, demiştir.[169]

310. HADİS: "Razı olması istendiği halde razı olma­yan kimse, o şeytandır." [170] İmam Şafiî'nin sözüdür. Bu sözün devamı: "Kızması istendiği halde kızmayan kim -se, merkeptir", şeklindedir.[171]

311. HADİS: "İki günü birbirine eşit olan aldanmış­tır. Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlen­miştir." [172] Bu söz, sadece Abdülaziz b. Ebî Ravvad'-m [173] rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir. Abdülaziz b. Ebî Ravvad: Bunu bana Allah Rasûlü (s.a.v) rüyada tavsiye etmişti, demiştir. Bu sözün devamı da vardır. [174] Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.[175]

 (Ebu Gudde diyor ki: Bu hadisi Deylemî, merfû hadis olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır. Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdü-laziz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır.)[176]

312. HADİS: "Cünüplükten helâl yolla yıkanan kim­seye, Allah Teâlâ ona beyaz inciden yüz köşk verir. Allah ona dökülen her damla suya karşılık bin şehid sevabı verir." [177] Batıldır, bunu Dinar uydurmuştur.[178]

313. HADİS: "Muharrem ayının onuncu (Âşûra) günü Ismid [179] ile kirpiklerine sürme çeken kimse, asla göz ağrısı [180]  çekmez." [181]  Uydurmadır.   Bunu  Hz.   Hüseyn (r.a)'in katilleri uydurmuştur.

314. HADİS: "Allah, bid'atçiyi azarlayan kimsenin kalbini güven ve imanla doldurur." [182] Uydurmadır.

315. HADİS: "İki değerli azasını (yani gözlerini) se­ven kimse, ikindiden sonra yazı yazmasın." [183] Bunun aslı yoktur.

316. HADİS: "Seni bir şey karşılığında seven kimse, bu (menfaat) sona erince seni usandırır." [184] Hadis değildir.

317. HADİS: "Haksız yere bir âlimi zillete düşüren kimseyi, Allah kıyamet günü bütün yaratılmışların huzurunda zelil kılar." [185] Sem'an b. Mehdî'nin uydur­ma nüshasmdandır. ZeyJ'de böyledir.[186]

318. HADİS: "Allah'ın Kendisine herhangi bir tahsil görmeden ilim vermesini, herhangi bir önder olmaksrzın hidayet vermesini isteyen kimse; dünya sevgisin­den uzaklaşsın." [187] Muhtasar' da belirtildiği gibi; Bu­nun aslı bulunamamıştır.

319. HADİS: "Birinin İslâm'a girmesine vesile olan kimseye Cennet vacip olur." [188] Saganî: Uydurmadır, de­miştir.

320. HADİS: "Balık yiyen kimse, [189] ardından hurma yesin." [190] Askalânî: Bu batıldır, demiştir.[191]

316. HADÎS: "Seni bir şey karşılığında seven kimse, bu (menfaat) sona erince seni usandırır." [192] Hadis değildir.

317. HADİS: "Haksız yere bir âlimi zillete düşüren kimseyi, Allah kıyamet günü bütün yaratılmışların huzurunda zelîl kılar." [193] Sem'an b. Mehdi'nin uydur­ma nüshasmdandır. ZeyF&e böyledir.[194]

318. HADİS: "Allah'ın kendisine herhangi bir tahsil görmeden ilim vermesini, herhangi bir önder olmaksrzın hidayet vermesini isteyen kimse; dünya sevgisin­den uzaklaşsm." [195] Muhtasar' da belirtildiği gibi; Bu­nun aslı bulunamamıştır.

319. HADİS: "Birinin İslâm'a girmesine vesile olan kimseye Cennet vacip olur." [196] Saganî: Uydurmadır, de­miştir.

320. HADİS: "Balık yiyen kimse, [197] ardından hurma yesin." [198] Askalânî: Bu batıldır, demiştir.[199]

321. HADİS: "Namazı terk eden kişiye bir lokma ile yardımcı olan kimse, sanki bütün Peygamberleri öl­dürmüş gibi olur." [200] Raten'in uydurmasıdır. [201] Zeyl'de böyledir.[202]

322. HADİS: "Kameti tek tek okuyan kimse bizden değildir." [203] Uydurmadır. Leâlî' de böyledir. [204] Müezzi­nin sevabı hakkındaki uzunca Cabir hadisi de böyle­dir. Uydurmadır.[205]

323. HADİS: "Din kardeşini memnun etmek için onun yemeğini yiyen kimseye, bu yemek zarar vermez."  [206] Ebu Süleyman ed-Dârânî'nin sözlerindendir.[207]

324. HADİS:  "Günahları  affedilmiş  biriyle  beraber yemek yiyen kimsenin günahları affolunur." [208] Yalandır, uydurmadır, aslı yoktur.

325. HADİS: "Kimin mazereti ortaya çıkarsa, ona sa­daka vermesi vacip olur." [209] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[210]

326. HADİS: "Bir kadınla malı için evlenen kimseye, Allah o kadının malını ve güzelliğim haram kılar. [211] Zerkeşî: (Hadis olarak) bilinmemektedir, demiştir.

327. HADİS: "Normal kıyafetinden başka bir kıyafe­te bürünen kimsenin kanını dökmek hederdir (cezayı

gerektirmez). [212] "Bunun güvenilecek aslı yoktur." Bu konuda [213] Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet edilen Cin hikâyelerinden hiçbir şey sabit olmamıştır.

328. HADİS: "Mescidde dünya kelâmı konuşan kim­senin, Allah krrk yıl amellerini boşa çıkarır." [214] Saganî: Uydurmadır, demiştir.[215]

329. HADİS:
"Bir âlimle oturan kimse, sanki bir Peygamberle oturmuş  gibi olur." [216]  Sehavî:  Bunu merfû olarak bilmiyorum, demiştir.[217]

330. HADİS: "Bir şey hakkında bilgisi olmayan, ona düşman olur." [218] Hadis değildir. Şair diyor ki: "Kişi düşmanıdır bilmediğinin."[219]

331. HADİS: "Allah, kardeşine kuyu kazan kimseyi yakında o kuyu içine düşürür." [220] Askalânî: Bunun aslını bulamadım, demiştir.[221]

332. HADİS: "Allah'a sâdık olarak yemin eden kimse, sanki Allah'ı teşbih ve takdis etmiş gibi olur." [222] Bu­nun aslı bilinmemektedir.

333. HADİS: "Bir zâlime uzun ömürlü olması için dua eden kimse, Allah'a isyan edilmesini sevmiş o-lur." [223] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.[224]

334. HADİS: "Namaz içinde (tekbirlerde) ellerini kal­dıran [225] kimsenin namazı olmaz." [226] Uydurmadır.

335. HADİS: "Alimleri ziyaret eden kimse, sanki be­ni ziyaret etmiş gibi olur. Alimlerle musafaha eden kimse sanki benimle musafaha etmiş gibi olur. Alim­lerle oturan kimse sanki benimle oturmuş gibi olur. Dünyada benimle beraber oturan kimse, Kıyamet gü­nünde benim yanıma oturtulur." [227] Senedinde yalancı Hafs [228] bulunmaktadır. Zeyl'Ae böyledir.[229]

336.  HADİS: "Aynı yıl içerisinde hem beni hem de babam Hz. ibrahim'i ziyaret eden kimse, Cennet'e gi­rer."[230] Ibn Teynıiyye: "Bu uydurmadır", demiştir. Ne-vevî de; "Bâtıldır, aslı yoktur"; demiştir.[231]

337. HADİS: "Eken kimse (ektiğini) biçer." [232] Hadis değildir.

338. HADİS: "Bir şeye sevinen kimse; yemek ziyafeti versin." [233] Hadis değildir.[234]

339. HADİS: "Bir mü'nıini sevindiren Allah'ı sevin­dirmiş olur. Bir mü'mine saygı gösteren Allah'a ta'zim etmiş olur. Bir mü'mine ikram eden Allah'a ikram etmiş olur." [235] Bu apaçık bir yalandır. Zeyl'de böyledir.[236]

340. HADİS:
"Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren de Allah'ı sevindirmiş olur."[237]

Ibn Hıbban anlatıyor: (Yalancı râvilerden) Cafer b. Eban'ı işittim. Bu hadisi yazdırıyor, şöyle diyordu: Bize Muhammed b. Rumh nakletti, dedi ki: Bize Leys, Nafi'den; Nafi' de İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etti: "Mü'mini sevindiren beni sevindirmiş olur. Beni sevin­diren Allah 2 sevindirmiş olur."

Bunun üzerine ben ona:

-Ey Şeyh!.. Allah'dan kork. Allah Rasûlü (s.a.v)'ne iftira etme, dedim. Bana:

-Sen bana haramsın. Siz, benim hadis isnadında bulunmam sebebiyle beni kıskanıyorsunuz, dedi. Ben onu sultana şikâyet etmekle korkuttum. Nihayet Mekke'de hadis nakletmeyeceğine dair yemin etti.

341. HADİS: "Müezzin'in namaza davetim (ezam) i-şiten kimse, "Doğruyu söyleyenlere merhaba, Namaza merhaba!.." derse; Allah ona iki milyon hasene yazar, Onun iki milyon günahını siler. Onun iki milyon dere­cesini yükseltir." [238] Bunun aslı yoktur.[239]

342. HADİS: "Kim abdest alırken besmele çekerse o kimse bu abdestini bozuncaya kadar iki melek [240] onun hasenelerini yazar." [241] Bu hadisin isnadında Hadis uy­durmakla meşhur olan (ibn Ulvan) bulunmaktadır.ünlem[242]

343. HADİS: "Zarurî ihtiyacından şikâyet eden kim­seye yardımcı olmak vacip olur." [243] Selef âlimlerinden birinin sözüdür.

344. HADİS: "Takva sahibi birinin arkasında namaz kılan, sanki bir Peygamber arkasında namaz kılan kimse gibidir." [244] Bunun aslı yoktur.[245]

345. HADİS: "Beytullah'ı yedi defa tavaf eden, Ma-kam-ı İbrahim arkasında iki rekat (Tavaf Namazı) kılan ve Zemzem suyundan içen kimsenin günahları, nereye ulaşırsa ulaşsın, affolunur."[246]

Sehavî: [247] "Bu hadis sahih (yani sabit) değildir. Ço­ğunlukla halk özellikle Mekke'lıler bu hadise çok önem vermişlerdir. Mekke'de Zemzem duvarlarına bu hadis yazılmıştır. Mekke'lüer bunun sabit olduğuna dair rüya ve benzeri birtakım delillere sarılmışlarsa da nebevi ha­disler bu gibi delillerle sabit olmamaktadır", demiştir.

346. HADİS: "Kim, Beytullah etra&nda çok sıcak bu-yaz gününde başı açık bir şekilde yedi defa tavaf eder, adımlarını yavaş atar, sağa sola fazla bakınmaz, hara­ma bakmaz, Allah Teâlâ'yı zikretme dışında çok konu­şmaz, kimseyi rahatsız etmeden her şavtta Hacer-i Esved'i selâmlarsa; Allah yerden kaldırdığı ve yere koy­duğu her adım sebebiyle ona yetmiş bin hasene yazar, yetmiş bin günahını siler, o kimsenin yetmiş bin derece­sini yükseltir, Ailah onun adına her birinin bedeli on bin dirhem olan yetmiş köle azad eder, Allah ona yetmiş şefaat hakkı verir. Bu hakkı dilerse müslüman aile halkı için, dilerse halk için verir. Dilerse bu hakkı dünyada acilen verilir, dilerse ahirete ertelenir."[248]

Bunu Cenedî, Tarihli Mekke'de İbn Abbas'dan mer-fû olarak rivayet etmiştir. Ayrıca Hasen el-Basrî'ye nisbet edilen Risale' de ve Ibnül-Hacc'm (İbn Emiri'l-Haccın) Menasik' inde buna benzer bir rivayet nakle­dilmiştir. Bu, bâtıldır.

"Bu batıldır," ifadesi, Sehavî'riin ifadesidir. Menûfî de bu görüşe katılmaktadır. Gerçek olan şudur ki; Bu ha-diste uydurma alâmetleri gayet açıktır. İyi düşün!.

347.  HADİS: "Selâmeti isteyen selâmete erer." [249] Ha­dis değildir.

348.  HADİS:
"Rabbini bilen kimsenin dili susar." [250] Nevevî: Sabit değildir, demiştir.[251]

349. HADİS: "Nefsini büen, Rabbini bilir." [252] İbn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir.[253]

350. HADİS:
"Gurbette Allah'a isyan edeni Allah eli boş döndürür." [254] Bunun aslı bilinmemektedir.

_________________________________
___
_________________________________________________

[145] Sehavî'nin {el-Makasıdül-Hasene; s.384 de) bu hadis hak­kındaki ifadesi, bir önceki dipnotta geçtiği gibi; (merfû olarak nakledilmesi) ifadesi olmaksızın; sadece  "Sahih olamaz", şek­lindedir.   Bu  ifade,   Sehavî'nin bu   sözünü  nakleden  talebesi İbnü'd-Deyba'ın Temyizü't-Tayyib mine'hHabis kitabında, mü­ellif    Aliyyü'l-Karî'nin     el-Mevzûâtü'1'Kübra     kitabında     ve Aclûnî'nin Keşfü'1-Hafa kitabında  (2/270)  sadece   "Sahih  ola­maz", şeklindedir.

Sonra müellif Aliyyü'l-Karî'nin; "Sehavî'nin dediğine göre" şek­lindeki ifadesi ile Sehavî'nin sözü zayıflatılmaktadır. Bunun delili yoktur. Zira Sehavî, hadisin, uydurma olduğunu kesin bir ifade ile belirtmek üzere; Sahih olamaz, demiştir. Kendisinden sonraki hadis hafızları da bu görüşünü ikrar etmişlerdir. Dola­yısıyla bu zayıflatmanın anlamı yoktur.

Garib bir şeydir ki, müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'1-Kübra' da Sehavî'nin; "Bu-sözü Şeyh Ahmed er-Raddâd, Mûcibatü'r-Rahme kitabında senedindeki kopuklukla beraber aralarında meçhul raviler bulunan bir senedle Hızır aleyhisselâm'dan nakletmektedir. Bu konuda rivayet edilen hiçbir şeyin kesinlik­le merfû olarak nakledilmesi sahih olamaz"; sözünü naklettik­ten sonra şu yorumu yapmıştır; Bu sözün Hz. Ebubekir Sıddık'a nisbeti sabit olduğu takdirde Aleyhisselam'm; "Benim sünetime ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine sarılın. hadisi sebebiyle bununla amel için yeterlidir. MüeUifin bu yorumunun hatadan başka hiçbir anlamı yoktur. Zira bu sözün Hz. Ebubekr'c isnadı sahih olamaz. Sonra bu hadis, bir önceki dipnotta geçtiği gibi, merfû bir hadistir. Müel­lif, yorumlarının çoğunda üzerine delil bina edilemeyecek ka­dar uzak bir yorumla bile olsa not düşmekten hoşlanmaktadır. Tahtavî'nin; MerakıT-Felah üzerine yazdığı haşiyede (Ezan) babının sonunda bu hadisi Firdevs kitabından nakil yaptıktan sonra; "Hızır'dan bu şekilde rivayet edilmiştir. Bu gibi hadisler­le Amellerin Faziletleri konusunda amel edilebilir," şeklindeki sözüne aldanma. Zira bu görüş, hadis hafızlarının sözleriyle reddedilen bir görüştür. İbn Abidin Reddü'l-Muhtar' da (1/267) bu hadisin batıl olduğunu nakletmektedir. Hafız İbn Teymiyye Minhacü'sSünne kitabında (3/17) "Firdevs kitabında maşAllah uydurma hadisler boldur", demiştir.

[146] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz; s.170; Aliyyü'1-Karî,  Kübra; s.123; Aclunî, Keşf-1/166; Hut, Esne'l-Metaiib; s.62.

[147] İbnü'd-Deyba', Temyizü't-Tayyib mine'l-Habis; s.32 Hadis No; 170

[148] (301 nolu hadis, kitabın asıl nüshasında burada yer al­mamaktadır.) Müellif, bu hadisi Elif harfiyle başlayan uydur­ma hadisler arasında 32  nolu   "Alıcıya yardım edin",  mana-sındaki (Eîynu'ş-Şârî) hadisinden sonra zikretmiş ve İbnü'd-Deyba'ın yukarıdaki sözünü de aynen nakletmiştir. Bu hadis, (mim) harfiyle başladığı için burada ikinci defa zikretmeyi uy­gun gördüm.

[149] bkz. Sehavî, Makasıd; s.387; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.306; Aclunî, Keşf; 2/275; Hut,  EsneT Metalib; s.325.

[150] bkz. İbn Kayyim, Fürüsiyye; s.3,32; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.307; Aclunî, Keşf; 2/278.

[151] Bu  uyarıyı  Hafız  Burhaneddin  Halebî'den   Önce   Hafız Mizzî Tehzibül-Kemalkit&hın&s. yapmış, ondan da talebesi İbn Kayyım el-Cevziyye (r.a) Fürüsiyye Kitabında (s.3,32-33) nak­let mistir. İbn Kayyim, bu iki yerde de Peygamberimiz (s.av)'in Rukâne (r.a) ile Müslüman olmadan önce güreşmesinin sabit olduğunu, bu olayı Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettiğini açıklamaktadır.

[152] Bu zat, Hafız Burhaneddin İbrahim b. Muhammed Sıbtü Ibni'l'Acemî el-Halebî'dir. Haleb'de   841 yılında vefat etmiş ve mahallemiz  el-Cübeyle'de  Ebu  Zer  Camii'nde  defnedilmiştir. Bu camiin kendisine nisbet edildiği Ebu Zerr ise Hafız Bur-haneddin'in oğlu olan Ahmed b. İbrahim ehHalebî'dir. (öl.884) Ebu Zerr el- Halebî'nin hadis ve diğer ilimlerde eserleri vardır. Tamamlayamadığı Şifa Şerhi de bu eserlerden biridir.

[153] Burhaneddin Halebî'nin Şifa Haşiyesi, müellifin kendi ya­zıyla yazılmış tam nüsha olup Haleb'de Ahmediyye Kütüpha­nesinde bulunmaktadır. Bunu bana üstadımız Allâme Muhad-dis Tarihçi Şeyh Muhammed Ragıb et'Tabbah (r.a), kendisine müellif Aliyyü'l-Karî'nin el-Mevzûâtü'î'Kübra kitabını 1362 yılı Ramazan ayında Husrcviyye Medresesi -şimdi İslâmî İlimler Lisesi-nin   bahçesinde   minarenin   kapısı   önünde   okuduğum esnada ifade etmişti.

[154] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/278.

[155] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.173; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.309; Aclunî, Keşf; 2/279; Hut,  Esne'h Metaiıb; s.325.

[156] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'I-Hasene; s.389,121

[157] Bu   şairin   ismi,   Sehavî'nin   ehMakasıdü'l-Hasene'  de (s,12l)'de belirttiği gibi Kadı Ebu'l-Hasen el-Kindî'dir.

[158] Aclûnî'nin Keşfü'hBa fa 'da (s. 279) belirttiği gibi, Bu beyit­ten sonra şu beyit gelmektedir;

Devanı et, Allah'ı zikrederek bu yolda; Zira çok süratlidir Allah azabında.

[159] Rad;ll

[160] Nahl; 112

[161] Bu ifadede fazla mübalağa yapılmıştır. Zira uydurma ha­disler arasında uzaktarryakmdan ne aklın ne de şeriatın çer­çevesine girmeyecek belâ ve musibetler vardır.  Bu konunun genel ifadeler içerisine sokularak zorlama yapılması ne kadar kötüdür!..

[162] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389;  Semhudî,   Gammaz; s. 128; İbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 173;   AliyyüTKarî,    Kübra;   s.309; Aclunî, Keşf; 2/219; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[163] Bu sözün sahibi, "Arap Tabibi" diye bilinen Haris b. Kele­de es-Sekafî et-Taifî'dir. Peygamberimiz (s.a.v) sahabeden has­ta olanlara onun ilaçlarıyla tedavi olmalarım tavsiye ederdi. Hafız Ibn Abdil-Berr îstiab isimli kitabında bu tabibin oğlu (Haris b. Haris b. Kelede) biyografisinde şöyle demiştir; Haris b. Kelede, İslâm'ın ilk günlerinde Ölmüştür. Müslüman olduğu­na dair ifadeler sahih olamaz.  Rivayet edildiğine  göre; Pey­gamberimiz (s.a.v) Sa'd b. Ebî Vakkas'a Tabip Haris'e gitmesini, başına gelen bir hastalık sebebiyle onun teşhis koymasını tavsiye etmiştir. Bu da tıb konusunda alanında ehil olma şar­tıyla ehl-i küfürle istişare etmenin caiz olduğuna delildir.

[164] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.310; Aclunî, Keşi; 2/280.

[165] Mekhûl'ün biyografisi (Kha) harfinde 118 no.ru hadis dip­notunda geçmiştir.

[166] bkz. Sehavî, Makasıd; s.389; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s. 174; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.311; Aclunî, Keşf; 2/280; Hut, Esne'l-Metalib; s.325.

[167] Ibn Ömer (r.a)'in şöyle bir hadisi rivayet edilmektedir; "Allah Rasûlü  (s.a.v) gıybetten  ve gıybeti dinlemekten nehy etmiştir." Heysemî'nin   Mecmau'z-Zevaid' de   (8/91)   belirttiği gibi; bu İbn Ömer hadisini Taberanî, Kebir ve Evsaf da. zayıf bir senedle rivayet etmiştir.

[168] bkz. Sehavî, MaJczsıd; s.290; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.174; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.312; Aclunî, Keşf; 2/283; Hut,  Esne'i-

[169] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hascne; s.390. Müslim'in Sahihinde (Nikâh 52; Nevevî Şerhi; 9/198) Ebu Hureyre'den rivayet ettiği; Peygamberimiz (s.a.v)'in; "Ahş-verişte birbirinizi kızıştırma­yın..." şeklindeki hadisi buna ihtiyaç bırakmamaktadır. Tena-cüş (Ahş-verişte kızıştırma); Kişinin; satın alma arzusu olma­dığı halde başkasını hile ile satın almaya zorlama ya da artan fiyatla satıcıya menfaaat sağlama amacıyla eşyanın fiyatını artırması anlamındaki "Neceş" kökünden gelmektedir. Yine bu konuda Tirmizî'nm Sünen' inde (Birr 27; Tuhfe; 8/123) Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'dan rivayet ettiği Peygamberimiz (s.a.v)' in; "Mü'mine zarar veren ya da hile yapan mel'undur", hadisi buna İhtiyaç bırakmamaktadır.

[170] bkz. Sehavî, Makasıd; s.402; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.179; AliyyüTKarî, Kübra; s.320; Aclunî, Keşf; 2/304; Hut,  EsneT Metalib; s.281.

[171] Sehavî, el-MakasıdüTHasene; s.402

[172] bkz. Hatib Bağdadî IktizauTIlmi'1-Amcl; s.112; Sehavî, Makasıd; s.402; Semhudî, Gammaz; s.140; İbnü'd-Deyba', Tem­yiz; s.179; AliyyüTKarî, Kübra; s.316; Aclunî, Keşf; 2/305.

[173] Abdülaziz  b.   Ebî  Ravvad  el-Mekkî;   Hadis   rivayetinde bulunmuş,   kendisinden   hadis   rivayet   edilmiştir.    Hadisini Buharı eJ-Edebü'1-Müfred'de, Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace Sünen' lerinde tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't'

îerinde tahric etmişlerdir. Hafız İbn Hacer Tehzibü't-Tehzib'de (6/338-339) onun hakkında şöyle demiştir; "Salih ve ibadet ehli biri olup vera' ve salah ve nafile ibadetle tanınmıştı. Talebesi İbnüTMübarek; "Konuşurken gözyaşları yanağının üzerine akıyordu", demiştir. Mekke'de 159 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin."

İslâm âlimleri arasında kabul edilen kesin esaslardan biri; rüya gören kim olursa olsun, Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmek suretiyle herhangi bir şer'î hükmün sabit olmayacağı hususudur. Her hangi bir hadisin rüya yoluyla sabit olamaya­cağı ise öncelikle kabul edilmiş esaslardan biridir.

[174] Müellif AliyyüTKarî,   ekMevzûâtüTKühra1 da şöyle de­miştir;  "Hadisin sonuna ilâve  edilen metin şudur;   "Kim  bir ziyade içinde olmazsa o eksiklik içindedir."Bunu Hatib Bağda­dî Tktizaul-IImi'1-Amel adlı eserinde (s.112) senediyle şu şekil-de rivayet etmiştir: Bize İbn Rızk Muhammed b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Osman b. Ahmed haber verdi. Dedi ki; Bize Muhammed b. Ahmed b. Bera anlattı. Dedi ki; Bize Davud b. Ruşeyd anlattı. Dedi ki; Bize Velid b. Salih bir adamdan şunu nakletti; Hz. Peygamber (s.a.v)'i rüyada gördüm. Bana dedi ki; "iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.  Bugünü dününden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsin deki eksikliği bil­meyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek daha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır."

[175] Müellif AliyyüTKarî'nin el-Mevzu a tü'l-Kübra   kitabında; "Bunu Beyhakî rivayet etmiştir" denilmiştir.  Sehavî,  İbnü'd-Deyba' ve Aclûnî gibi meşhur uydurma hadisler konusunda eser yazanlar arasında bu hadisi nakledip de bu haberi ve rü­yayı zikrettikleri halde   Beyhakî'yi zikreden birini görmedim. Korkarım ki ya burada tahrif yapılmıştır, ya da henüz, ulaşa­madığım bir düşüklük vardır. Doğrusunu bilen Allah'dır. Sehavî ekMakasıdü'l-Hasene' Ae (s.402) bu başhk altında şöyle demiştir; "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dü­künden daha kötü olan kimse, lanetlenmiştir. Nefsine!eki eksik-uğı bilmeyen kimse, giderek daha da noksan olacaktır. Giderek "aha noksan olan kimse için ölüm daha hayırlıdır, Cennete özm duyan hayırlara koşar. Cehennem'den korkan nefsî arzulardan uzak kalır. Ölümü gözetleyen kimseye dünya lezzetleri basit gelir. Dünya sevgisinden uzak duran kimseye musibetler basit gelir." Bu hadisi Deylemî, Muhammed b. Sûka kanalıyla Haris (bin Abdillah el-Hemedâni el-AVer) den; o da Hz. Ali'den bu la­fızla merfû olarak rivayet etmiştir. Deylemî'nin senedi zayıftır." Deylemî'nin bu rivayeti, müellifin; Bu söz, sadece Abdüla/.iz b. Ebî Ravvad'ın rüyada duyduğu hadis olarak bilinmektedir, ifadesini geçersiz kılmaktadır. Doğrusunu bilen Allah'dır, (Do­layısıyla hadis uydurma değil, zayıftır. Çev)

[176] Bu bilgi notu, önceki dipnotun sonunda yer almaktadır. O-nemine binaen ve dikkat çekme amacıyla bu notun kitabın metni içinde parantez arasında yer almasını uygun gördüm. (Çev.)

[177] bkz. Zehebî Mizan; 2/30; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.317; Ac-lunî, Keşf; 2/300.

[178] Dinar Ebu Mikyes el-Habeşî; Zehebİ Mizanü'l-İ'tidal' de (2/30) biyografisini vermiş ve onun hakkında; "Bu, yalancılıkla suçlanan değersiz biridir. 240 h. yılında Enes b. Mâlik'den çir­kin bir rivayet nakletmiştir", demiştir. Zehebî, daha sonra onun belâlı hadislerinden bir kısmını zikretmiştir. Bu uydurma ha­disler arasında yukarıda geçen hadis de benzer lafızla yer almaktadır.

[179] Ismid; Bir sürme çeşididir.

[180] Bir lafızda; (aynâhu/iki gözü) denilmiştir.

[181] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 2/203; Zeylaî, Nasbü'r-Raye; 2/455;   Sehavî,   Makasıd;   s.403;   Semhudî,    Gammaz;   s.123; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; 8.180; Münavi, Feyzu'î-Kadir; 6/82; İbn Arrak, Tenzih; 2/157; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.320; Aclvmî, Keşf; 2/306; Hut, Esne'i-Metalib; s.283.

[182] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.321; Aclunî, Keşf; 2/308.

[183] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/290.

[184] bkz. Sehavî, Makasıd; s.395; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.176; Aliyyü'l-'Karî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşf; 2/292; Hut,  £fe/2e7-MetaJib; s.280.

[185] bkz. Süyûtî, Zeylü'tMevzûât; s.41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.314; Aclunî, üTeg^ 2/287.

[186] Süyûtî, ZcylüTMevzûât; s.41 Süyûti burada şöyle diyor; "Zehebî, Mizan'û& (2/234); "Enes'den rivayet eden Sem'an b. Meh" dî; Neredeyse hiç tanınmamaktadır. Ona -uydurma- bir nüsha yamanmıştır, Bu nüshayı gördüm. Allah onu uyduranı rezil eyle­sin", demiştir. İbn Hacer ise Lisan'da (3/114); "Bu nüshayı Mu' hammed b. Mukatil erRazî, Cafer b. Harun el-Vasitî'den, o da Sem'an'dan rivayet etmektedir, bu nüshadaki hadisleri zikretmiş ve bu nüshada üçyüzden fazla hadis yer almaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır", demiştir. İbn Hacer ve Süyûtî, bu hadislerden bir kısmını zikretmişlerdir.

[187] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/287.

[188] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295.

[189] Bir rivayette; (Men esmeke fel-yentehıl) denilmiştir. Bu sözü Ebu'HVIehasin el-Kavukçî "eî-Lü'Iüü'î-Marsû fi-mâ İâ asîe lehu ev hraslihi mevzu"'(s.75) kitabında zikretmiştir. Bu sözün nıanası şudur; Kim balık yerse ardından hurma yiyerek onunla ağzını tatlandırsın, demektir. (Esmeke) fiili lügat kitaplarında yer almamaktadır.  Hatta  (S-M-K)  maddesinden "balık yedi" anlamında bir fiil de bulunmamaktadır.  Bu hadisi uyduran sadece hadis uydurmakla kalmamış,  bir  de yeni bir kelime uydurmuştur. Hadis, İbnü'd-Iieyb&m'Temyizü'û-Tayyib mineT Habîs" kitabında (Men emseke fehyütmir)   lafzıyla yer almak­tadır ki, bu bir tahriftir.

[190] bkz. Sehavî, Makasıd; s.397; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.177; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî,  Keşf; 2/295; Hut,  EsneT Metalib; s.281.

[191] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene; s.397

[192] bkz. Sehavî, Makasıd; s.395; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.176; Aliyyü:PKarî, Kübra; s.314; Aclunî, Keşi; 2/292; Hut, £kne7-Metahb; s.280.

[193] bkz. Sü>Tİtî, Zeylü'hMevzûât; s.41; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.314; Aclunî, iTe^- 2/287.

[194] Süyûtî,  Zeylü'bMevzûât; s.41  Süyûti burada şöyle  diyor; "Zehebî, Mizan''da (2/234); "Enes'den rivayet eden Sem'an b. Meh­di; Neredeyse hiç tanınmamaktadır. Ona -uydurma- bir nüsha yamanmıştır. Bu nüshayı gördüm. Allah onu uyduranı rezil eyle­sin", demiştir. İbn Hacer ise Lisan'da. (3/114); "Bu nüshayı Mu-hammed b. Mukatil erRazî, Cafer b. Harun el-Vasitî'den, o da Sem'an'dan rivayet etmektedir, bu nüshadaki hadisleri zikretmiş ve bu nüshada üçyüzden fazla hadis yer almaktadır. Bu hadislerin metinlerinin çoğu uydurmadır", demiştir. İbn Hacer ve Süyûti, bu hadislerden bir kısmını zikretmişlerdir.

[195] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.313; Aclunî, Keşf; 2/287.

[196] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295.

[197] Bir rivayette; (Men esmeke fel-yentehıl) denilmiştir. Bu sözü Ebu'l-Mehasin el-Kavukçî "eî-Lü'îüü'1-Marsû fî-mâ lâ asle lehu ov bi-asîihi mevzu" (s,75) kitabında zikretmiştir. Bu sözün manası şudur; Kim balık yerse ardından hurma yiyerek onunla ağzını tatlandırsın, demektir. (Esmeke) fiili lügat kitaplarında yer almamaktadır.  Hatta  (S-M-K)  maddesinden "balık yedi" anlamında bir fiil de bulunmamaktadır.  Bu hadisi uyduran sadece hadis uydurmakla kalmamış,  bir de yeni bir kelime uydurmuştur. Hadis, İhnvC&-J)eyhd?rn.liTemyızü't'Tayyib mineT Habîs" kitabında (Men emseke fel-yütmir)   lafzıyla yer almak­tadır ki, bu bir tahriftir.

[198] bkz. Sehavî, Makasıd; s.397; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.177; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.315; Aclunî, Keşf; 2/295; Hut,  Esne'l-Metalib; s.281.

[199] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hascnc; s.397

[200] bkz. AliyyüTKarî, Kübra; s.317.

[201] Burada (Raten) "Tc" harfiyledir. Bir rivayette    "Ta" ile (Ratan) denilmiştir. İsmi; Raten b. Sâhûk b. Cekenderik ya da Raten b. Kirbal el-Hindî el-Bitrendî'dir. İslâm Tarihçisi Hafız Şemseddin Zehebî (rh.a) Mızanü'lTtidal kitabında (2/45) şöyle demektedir; "Raten el-Hindî; Raten kimdir bilir misiniz? Hicrî 600 yılından sonra ortaya çıkan, sahabî olduğunu iddia eden hiç şüphesiz yalancı deccal bir şeyhtir.  Sahabe yalan söylemez. Bu adam Allah ve Rasûlüne karşı cür'ette bulunmuştur. Ben bunun durumu hakkında bir hadis cüz'ü yazdım. Bir rivayete göre   632 yılında, bir rivayette ise daha sonra vefat etti, denil­miştir. Kendisi yalancı olmakla beraber ayrıca onun adına ya­lan ve imkânsız haberlerin en çirkinlerinden hadisler uydu­rulmuştur."

(Ebu Gudde ) diyor ki'- Zehebî bu hadis cüz'üne "Kesru Veseni Raten" (Raten Putunun Yıkılması) adını vermiştir. Hafız Ibn-Hacer İsabe kitabında (Râ) harfinde kitaplarda hata ve yanılgı eseri sahabî olarak zikredilen kimselere tahsis ettiği dördüncü kısımda Raten'den uzun nakillerde bulunmuştur. Burada Raten'in durumu hakkında geniş açıklamalarda bulunmuş, Lısanü'1'Mizarida (2/450,452) da Raten'in biyografisinde Raten'den nakiller yapmıştır.

Zehebî onun hakkında şöyle diyor; "Raten'in Peygamberimiz (s.a.v)'den rivayet ettiği bir hadis nüshasına vâkıf oldum, içeri­sinde yaklaşık üç yüzden fazla hadis vardı. İbn Hacer diyor ki; Zehebî'nin işaret ettiği hadis cüz'üne ben de vâkıf oldum. İçinde onun dediği gibi üçyüzden fazla hadis vardı. Murtaza ez-Zebîdî Tacü'1-Arûs' da Raten hakkında şöyle diyor; Raten'in rivayet ettiği hadisler Rateniyyât adı verilen bir defterde toplanmıştır. Ben buna vakıf oldum."

Zehebî'nin Hadis Cüz'ifnds zikrettiği Raten'in hadislerinden biri; "Hendek kazarken Allah Rasûlü ile birlikte bulunduğunu anlattığı hadistir." Bir diğeri şudur; "Hz. Ali'nin Fatıma ile zifafa girdiği o gece ben bir grup sahabe ile beraberdim. Şarkı söyleyenler vardı. Kalplerimiz âdeta uçuyordu. Ertesi gün Allah Rasûlü bize geceyi nasıl geçirdiğimizi sordu. Biz de an­lattık. Bunu yadırgamadı, bize dua etti ve şöyle buyurdu; "Sert hayata alışın. Yaya yürüyün. Allah'ı açıktan güresiniz." Rate­n'in hadis diye naklettiği bir diğer sözü; "Batınî amellerden bir zerresi, büyük dağlar gibi zahirî amellerden daha hayırlıdır", sözüdür.

Hafız Zehebî bu ve benzeri bâtıl haberleri naklettikten sonra şöyle demiştir; "Zannediyorum ki bu hurafeler câhil Musa b. Mücellî'nin uydurmasıdır. Ya da bunları Raten'i icad eden kişi uydurmuş olabilir. Beklide Raten, hiç dünyaya gelmemiş bir ki­şidir. Onun gerçekten var olduğunu ve altı yüz yılından sonra ortaya çıktığını doğruladığımız takdirde; bu kişi ya çok uzun bir ömür yaşadığını ve sahabî olduğunu iddia eden, bu belâlı uydurma hadisleri uyduran ve insan şeklinde görünen bir şey­tandır. Ya da Hz. Peygamber (s.a.v)'e yalan isnad ederek ken­disine Cehennem'de bir ev kuran sapık bir şeyhtir." Hafız Ibn Hacer Isabe'&ç Raten'in biyografisinin sonunda diyor ki; "Arap dili üstadı üstadımız Mecdüddin eş-Şirazî -yani Ka­mus sahibi Firûzâbadî- Yemen diyarında Baş Kadı iken Ye-men'in Zebîd şehrinde görüştüğümüzde onun Zehebî'nin Rate­n'in varlığını yadırgamasını yadırgadığını gördüm. Bana Hin­distan diyarına gittiğinde Raten'in kasabasına gittiğini, orada babalarından ve dedelerinden Raten kıssasını anlatan ve onun varlığını kabul eden sayılamayacak kadar pek çok insanla kar­şılaştığını anlattı. Ben de; Zehebî onun var olmadığı konusunda kesin bir i-fade kullanmamış, sadece tereddüt etmiştir. Zehebî, bu konuda mazur görülmelidir", dedim.

(Ebu Gudde) diyor ki: Ben de derim ki; Firûzâbadî Kamus kita­bında buna işaret etmekte ve şöyle demektedir; "Raten b. Kirbal el-Bitrendî; Sahabî değildir. O Hindistan'da altı yüz yılından sonra ortaya çıkıp sahabî olduğunu iddia eden ve bu iddiası -pek çok kimse tarafından- doğrulanan bir yalancıdır. Bazı —uydurma— hadisler rivayet etmiş olup biz bunları onun talebelerinin talebelerinden işittik."

Hafız İbn Hacer daha sonra şöyle demiştir; Raten uzun bir hayat yaşamış olup birtakım iddialarda bulunmuştur. Bu iddi­alarını sürdürmüş, nihayet meşhur olmuştur. Eğer doğru sözlü olsaydı ikinci, üçüncü, dördüncü veya beşinci asırda tanınırdı. Fakat ondan altıncı asrın sonlarında ve yedinci asrın başların­da vefatına yakın bazı rivayetler nakledilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'd'ır."

Raten'in hadislerinden seçmeler; "eî-Erbaûn el-Müntehbat min Müntehabâtı'r-Rateniyyat" ismiyle, el-Evâilü'sSünbüliyye ve Bugyetu EhlıhEser iîmeni'ttüfika lehti ve îi-ebîhi Suhbetu Ehli'lSeşer kitabıyla birlikte Mısır'da Muhammed AH Subayh Matbaasında 1326 ve 1347 yılında iki defa basılmıştır. Bu ki­tapta belâlı rivayetler ve büyük ayıplar bulunmaktadır. Yardım istenilecek olan sadece Allah'dır!.

[202] Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.81. Zehebî, bu rivayeti "Kesrıı Vesehi Raten" (Raten Putunu Kırma) isimli hadis cüz'ünde nakletmiş, Süyûtî de Zeyl' de (s.81-85) Hafız İbn Hacer'in el-Isabe ve Lisanü'l-Mizan kitaplarında konuyla ilgili olarak Ze-hebî'den ve başkalarından, naklettiği hususları özetlemiştir.

[203] bkz. Süyûtî, Leâlî; 2/14; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.317.

[204] Süyûtî, el-LeâlîTMasnûa; 2/14

[205] Süyûtî Leâlî'Ab (2/12-13) bu şekilde hükmetmiştir. Burada hakkında hüküm verilen hadisin iyi bilinmesi için hadisin ba­şından birkaç cümle nakledelim; "Müezzinler ve ihramlılar ka~ birlerinden çıkarken müzezzin ezan okuyarak, ihramlı da telbiye getirerek çıkarlar. Müezzin, sesinin vardığı yere kadar affolunur. Onun sesini duyan taş, ağaç, toprak, kuru—yaş her şey ona şâhid olur.  Onunla beraber o mescide namaz kılan insan sayısınca onların hasenelerinin bir misliyle hasene yazılır..." Bu gibi batıl ifadeler bir sayfaya yakın devam etmektedir.

[206] bkz. Sehavî, Makasıd; s.399; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.318; Aclunî, Koşf; 2/300; Hut, EsncT Metalib; s.284.

[207] Bu zat örnek şahsiyetlerden zahid Ebıı Süleyman Abdur-rahman b. Ahmed b. Atıyye ed-Dâranî'dir. Şam'ın çevre kasa­balarından Dârayya'lıdır. Irak ehlinden Rabi' b. Sabih'den ve başkalarından hadis rivayetinde bulundu. Kendisinden Ahmed ibnü'l'Havârî,  Kasım  el-Cûî ve başkaları hadis  rivayet  etti. Zühd ve salah konusunda eşsiz biriydi. Daranî'nin tasavvuf ve vaaz konularında değerli ifadeleri bulunmaktadır.   205 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[208] bkz. Sehavî, Makasıd; s.401; Semhudî,   Gammaz; s.139; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.178; Aliyyü'1-Karî. Kübra; s.319; Aclunî, Keşf; 2/301; Hut, Esne'tMetalib; s.284.

[209] bkz. Sehavî, Makasıd; s.404; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.180; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.322; Aclunî, Keşf; 2/309; Hut.  EsneT Metalib; s.286.

[210] Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene; s.404

[211] bkz. Sehavî, Makasıd; s.406; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.325; Aclunî, Keşf; 2/312; Hut,  EsneT Metalib; s.288.

[212] bkz. Sehavî, Makasıd; s.407; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.181; AlıyyüTKarî, Kübra; s.325; Aclunî, ifa^ 2/313; Hut,  £fe7

[213] Yani kendi kıyafetinden başka bir kıyafete bürünen kim" senin kanının heder sayılması hakkında hiçbir hadis sabit de­ğildir.

[214] bkz.  Saganî,  Mevzuat,  s.5;  Semhudî,   Gammaz; s. 129; AliyyüTKarî,   Kübra;   s.325;   Aclunî,   Keşf;   2/310;   Şevkânî, Fevaıd; s.24.

[215] Bu hüküm doğrudur. 109 no.lu "Mescidde konuşma, hay vanm otu yediği gibi, haseneleri yiyip bitirir", hadisinin (263 nolu) dipnotuna bakınız.

[216] bkz. Sehavî, Makasıd; s.308; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.182; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.326; Aclunî, Keşf; 2/318; Hut,  EsneT Metalib; s.289.

[217] Hatib  Bağdadînin  Şeref AshabiTHadis kitabındaki  (s.46) gayet hoş rivayetlerinden biri şudur; Fıkıh âlimi Ahmed b. Mu-hammed b. Gahb kıraat yoluyla ibrahim b. Muhammed b. Yahya el-Müzekkî'nin   şu   sözünü   naklediyor:   Muhammed   b.   İshak   b. Huzeyme'nin şöyle söylediğini işittim; Yunus b. Abdi'1-A'lâ anlatı­yor; İmam Şafiî şöyle diyordu; "Hadis ashabından birini gördüğüm­de, sanki Hz. Peygamber (s.av.)'i hayatta görür gibi oluyorum." Sehl b. Abdillah et-Tüsterî diyor ki; "Peygamberlerin meclisle­rine bakmak isteyen,  alimlerin meclislerine baksın." (Ibnü'l-Kayyim, Miftah Dari'sSaadeh; s.129,181)

[218] bkz. Sehavî, Makasıd; s.4Û9; İbnü'd-Deyba7, Temyiz; s.183; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/320; Hut,  Esne'l-Metalib; s.290.

[219] Kitabın asıl nüshasında ve müellif Aliyyü'l-Karî'nin  el~ MevzûâtüTKübrâ kitabında şiîr bu şekildedir. Ancak bu mısra-m vezni bozuktur. Aclûnî'nin Keşfü'kHafa kitabında  (2/244) Şöyle denilmiştir; "Alimlerden birinin şöyle bir sözü vardır; Kişi bilmediğinin düşmanıdır."

[220] Bunun manası; Allah, kardeşine tuzak kuran ya da plan­layan kişiyi, o tuzağa düşürür, demektir.

[221] bkz. Sehavî, Makasıd; s.410; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; AHyyüTKari, Kübra; s.328; Aclunî, Keşf; 2/321; Hut,  EsneT Metalib; s.290.

[222] bkz. Sehavî, Makasıd; s.411; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.183; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.329; Aclunî, Keşf; 2/323; Hut, Esnc'h Metalib; a.291.

[223] bkz.   Gazzali,  İhya; 2/87,144;  3/160;  Sehavî,  Makasıd; s.412;   Îbnü'd-Deyba',    Temyiz;   s. 184;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra; s.330; Aclunî, Keşf; 2/325; Hut, EsneTMetalib; s.292.

[224] Bu söz, Hasan el-Basrî'nin sözüdür. Nitekim Gazzalî Ih-ya'da (3/160) Dilin Afetleri bölümünde On sekizinci âfet olan Aşırı Övgü babında bu sözü Hasan cl-Basrî'ye nisbet etmiş, Hafız Irakî de bunu tasvib etmiştir. Gazzalî, bu hadisi ihya'mn iki ayrı yerinde (2/87) Kazanç ve Geçim Edebleri Kitabı ile (2/144) Helâl ve Haram Kitabı'nm Sultanlarla beraber olmada helâl olan hususlar başlıklı altıncı babın başlarında Peygambe­rimiz (s.a.v)'den merfû olarak zikretmiştir. Gazzalî'nin hadisi merfû olarak zikrettiği ilk yerde (2/87 Dipnot 1) Hafız Irakî: "Bu hadisi İbn Ebi'd-Dünya Kitabü'sSamt' ta Hasen (el-Bas"rp'nin sözü olarak rivayet etmiştir; Musannif (Gazzalî) Dilin Afetleri bölümünde aynı şekilde doğru haliyle -yani Hasan el-Basrî'den- rivayet etmektedir", demiştir. Hadis, ihya'da zikre-dildiği üç yerde de (fî ardıhî) ilâvesiyle nakledilmektedir.

[225] Yani namazda intikal tekbirlerim alırken, yani rükûa giderken  ve  rükûdan  kalkarken   ellerini  kaldıran   kimsenin namazı olmaz, demektir.

[226] bkz. AliyyÜ'1-Karî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/328.

[227] bkz. Süyûtî, ZeylüTMevzûât; s.35; AüyyüTKarî, Kübra; s.331; Aclunî, Keşf; 2/330.

[228] Hafs, Süyûtî'nin Zeylü'l-Mevzûât'da (s.35) belirttiği gibi; Hafs b. Ömer el-Adenî'dir, Süyûtî onun hakkında şöyle demek­tedir; "Hafız Yahya b. Yahya en-Neysabûrî Hafs'ı yalancı kabul Ştmiş, Buharı ise onun hakkında (Münkeru'l-Hadis) demiştir." İmam Leknevî'nin er-Rafu ve't-Tekmîl fiTCerh ve't-Ta'dil ki­tabındaki açıklamada ve benim o kitaba yazdığım dipnotlarda UI. Bsk s.129, s.149-150) gördüğünüz gibi; Buharî bir ravi hakkında "Münkeru'l-Hadis"derse; bu ifadesiyle o kimseden hadis rivayeti helâl değildir, manasını kastetmektedir.

[229] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzu ât; s. 35 hadisin bir kısmı az önce (329 no. ile) geçmiştir.

[230] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; Semlıudî,   Gammaz; s. 117, 130; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; AlıyyüTKarî, Kübra; s.331; Adımı, Keşfi 2/329; Hut, Esne'î'Metalib; s.293.

[231] Sehavî, ehMakasıdü'l-Hasene; s.413

[232] bkz. Sehavî, Makasıd; s.413; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aliyyul-Karî, Kübra; s.332; Aclunî,  Keşfi 2/329: Hut,  Esnet Metalib; s.293.

[233] bkz. Sehavî, Makasıd; s.414; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.185; Aclunî, İTe^jf 2/333; Hut, EsneTMetalib; s.294.

[234] Hadisdeki (Men Sürra; Sevinen kimse) kelimesi sürûrdaiı gelmektedir. Sehavî'nin etMakasıdü'l-Hasene (s.414) kitabına yazdığı dipnotta bu kelimenin "nikâh" manasmdaki (sır) kö' künden geldiğini söyleyen ve bunu için  "Boşanmış kadınlarla gizlice vaadleşmeyin" (Bakara; 235) âyetini delil gösteren ve âyette geçen (sirran) kelimesini "gizlice" mânasına değil de, "nikâh" manasına alan Üstadımız Abdullah el-Gumarî gibi âlimler hata etmektedirler. Zira araştırmacıların lügat kitapla­rında tahkik edebilecekleri gibi; Arapçada "nikâh" manasmdaki (sır) kökünden her hangi bir fiil gelmemiştir.

[235] bkz. Zehebî, Mizan; 3/476; Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuat; s. 172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.332; Aclunî, Keşfi 2/331.

[236] Süyûtî, Zeyîü'l-Mevzûât; s.172. Müellif Aliyyü'l-Karî'nin bu uydurma hadis hakkındaki; (Bu apaçık bir yalandır), ifade­si, Süyûtî'nin işaret ettiği gibi; Zehebî'nin Mizan' da (3/476) yalancı ravi (Muhammed b. Ishak eMJkkâşî)'nin biyografisinde bu uydurma hadis hakkında zikrettiği ifadesidir. Müellif, bu-fada bu sözün sahibini belirtmemiştir.

[237] bkz. Süyûtî, Zeyîü'l-Mevzûât; s.172; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s-332; Aclunî, Keşfi 2/332.

[238] bkz. İbn Hacer, Lisan; 6/199-200; Süyûtî, ZeyJüTMevzûat; s.95; Sehavî, Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/333.

[239] Bunu  Hafız  İbn  Hacer,   Lisanü'l-Mizan'da  (6/199-200) zahidlerden (Hemmam b. MüslimVin biyografisinde senediyle zikretmiş ve "Bu hadis bâtıldır", demiştir.

[240] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât, s.95'de hadisteki (Melekân) keli­mesi (Melekâhu) şeklinde gelmiştir.

[241] bkz. Zehebî, Mizan; 1/542; Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.95; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf; 2/335.

[242] Hafız Süyûtî, ZeyîüTMevzûât; s.95'de bu hadisi zikretmiş ve şöyle demiştir; "(Bu hadisin senedindeki râvilerden biri olan Huseyn b.  Ulvan  (el-Kelbî)  hadis  uydurmakla  meşhur  olan kişilerdendir."

[243] bkz. Sehavî, Makasıd; s.419; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.1.86; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.333; Aclunî, Keşf;   2/336; Hut, Esne'l-Metalib; s.295.

[244] bkz. İbnü'l-Hümam, Fethu'bKadır; 1/246; Zeylaî Nasbu'ı-Raye;   2/26;   Sehavî,   Makasıd;   s.304;   Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s-132,186; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.334; Aclunî, Keşf; 2/337.

[245] Fakih İmam Mergînanî, Hanefî Mezhebi kitaplarından Hidaye kitabında, İmamet babında (Men salla halfe âlimin takıyy...) lafzıyla zikrettiği bu hadisi şahid olarak kullanmak­tadır. Kemal Ibnü'l-Hümam Hidaye haşiyesi olan Fethu'b Kadir' de (1/246) bu hadis hakkında; "Bu hadisi en iyi bilen Allah Teâlâ'dır!.", demiş, ondan önce de Hafız Zeylaî Nasbur-Râye'de (2/26); bu hadis hakkında; "Garibdir", demiştir. Zey-laî'nin bu ifadesi, "aslını bulamadığı hadisler" hakkında kullan­dığı kendine has bir ıstılahtır. Hafız Sehavî el-Makasıd ü'l-Ha -sene' de (s.304) "Hayırlılarınızı öne geçirin ki, namazınız lelw siz bir namaz olsun", hadisinden sonra Hanefîlerin Hidaye ki­tabından bu hadisi nakletmiş ve "Ben bu hadisi bu lafızla bula­madım", demiştir.

Bütün bu ifadeler, 95,96,109,357 ve 414 no.lu hadislerin dip notlarında ifade ettiğim şu hususu te'yid ve te'kid etmektedir; Her ilimde sözlerinin kabul ve reddedilmesi konusunda itimad edilecek kimseler, o ilmi tahsil etmeyi gece-gündüz asıl dertleri ve asıl işleri olarak gören, o ilmi kendilerine meslek seçen, o ilmin ehli ve erbabıdır.

İlk muhaddisler, hadis tahsili yolunda yanıp tutuşmuşlar, ni­hayet hadis ilminin gerçek sahipleri ve bu ilmin bayraktarları olmuşlardı. Hatta asrında İslâm Dünyasının yegâne hükümda­rı olan Abbasî halifesi Ebu Ca'fer el-Mansur bile, bu muhaddis âlimlerin şerefine erebilmek için bu âlimlerden biri olmayı te­menni etmiştir. Hafız Sem'anî Edebü'1-Imlâ ve'klstimlâ kita­bında (s. 19) ve Hafız Süyûtî TarihuTHulefa kitabında (s.177) Ebu Ca'fer el-Mansur'un biyografisinde şöyle demiştir; Muhammed b. Selâm el-Cumahi analatıyor; Halife Mansur'a; -Dünya lezzetlerinden erişemediğin bir şey kaldı mı? diye so­ruldu. Mansur;

-Evet bir zevk kaldı; O da etrafımda hadis ehli olduğu halde bir yerde oturup hadis rivayetinde bulunup talebenin bana; -Hocam, Allah size rahmetiyle muamele eylesin. Kimi zikret­tiniz? demesi, Benim de;

-Bize falan kimse nakletti; O dedi ki; Bize falan kimse nakletti; o dedi ki; Bize falan Allah Rasûlü (s.a.v)'nden şunu nakletti, dememdir (Sadece bu zevki tadamadım), dedi. Ertesi sabah saraydaki vezirlerin çocukları ve çocuk bakıcıları ellerinde kalem ve defterlerle Halife Mansur'a geldiler. Halife Mansur; -Siz  onlar  değilsiniz.   (Siz hadis  ehli değilsiniz)  Onların  el­biseleri kirlidir.. Ayakları çatlamıştır.. Saçları uzundur.. Onlar ülkeler arası seyyahtırlar.. Onlar hadis ravileridirlcr", dedi. Dolayısıyla Allah  Rasûlü   (s.a.v)'nden  nakledilmesi  sahih   o-lan/sahih olmayan hadisleri tanıma konusunda, bu hadis eh­linden mütehassıs olanlara başvurulmalıdır. Allah bu alimleri hayırla mükâfatlandırsın. Makamlarını yüceltsin.

[246] bkz.   Taberanî,   Sagir;  2/157;   Sehavî,   Makasıd;  s.   417; Semîıûdî,   Gammaz; s.137;  İbnü'd-Deyba'.Teizy^- s.186; Aliy yül-Karî, Kübra; s.335; Aclunî, Keşf;   2/340; Şevkânî, Fevaid; S'1O6; Hut, Esne'l-Metalib; s.298.

[247] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 417.

[248] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; Aliyyü'1-Kaıi, Kübra; s.336; Aclunî, Keşf; 2/341.

[249] bkz. Sehavî, Makasıd; s. 418; İbııü'd-Deyba', Temyiz; s. 187; Ac-hınî, Keşf; 2/342; Hut, Esne'bMetalıb; s.298. Sehavî; Manası doğrudur, demiştir.

[250] bkz. Süyûtî, ZeylüTMevzuat; s. 203

[251] Süyûtî'nin; Zeyiü'l-Mevzûât; s.  203'deki ifadesi şöyledir; imam Nevevî'ye;   "Nefsini bilen,  Rabbini bilir. Rabbini bilen kimsenin dili susar", hadisi sorulmuş, ~Bu hadis sabit midir? denilmiş; Nevevî; -Hayır, bu hadis sabit değildir, diye cevap vermiştir. Hadisin ilk cümlesi, asıl nüshadan düşmüş olabilir.

[252] bkz. Nevevî, Fetavâ; s.120; Süyûtî, Havi; 2/412; Dürer; No; 393; Zeylü'l-Mevzûât; s. 203: Sehavî, Makasıd; s.419; Semhûdî, Gammaz;   s.133;   İbnü'd-Deyba', T/km^'z;   s.187;   Aliyyü'1-Karî, iftara; s.337; Aclunî, Keşi) 2/337; Hut, EsneTMetalib; s.299; Tezkıretü'l-Mevzûât, 16; el'Fctava'î-Hadisiyye; 211.

[253] İmam   Ebu   Muzaffer  es-Sem'ânî,   UsuKi  Fıkıh'la  ilgili /& raf/kitabında; Bu söz, merfû hadis olarak bilinmemektedir. Sadece Yahya b. Muaz'm sözü olarak nakledilmektedir, demiş­tir. Bunu Sehavî de el-Makasıdü'1-Hasene'd.e (s.419) zikretmek­tedir.  Not:  706 nolu dipnotta İmam Nevevî'nin de bu hadis hakkında: Bu hadis sabit değildir, dediği nakledilmiştir. Çev)

[254] bkz. Sehavî, Makasıd; s.421; İbnü'd-Deyba', Tem^z; s.188; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf;   2/347; Hut, EsneT Metalib; s.300.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #176 : 04 Temmuz 2011, 15:21:50 »

351. HADİS: "Kardeşine Allah'ın Kitabı'ndan bir âyet öğreten kimse onun efendisi olur." [255] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir. ZeyJ'de ise, Hüküm aynen onun dediği gibidir, denilmiştir.[256]

352. HADİS: "Dinimiz hakkında (Kur'ân ve Sünnete aykırı) kendi (şahsî) görüşünü söyleyen kimseyi öldü­rün." [257] Veciz' de; Bunu İsnat el-Malatî uydurdu, de­nilmiştir.[258]

353. HADİS: "Kardeşine abdest alması için bir ibrik sunan kimse sanki cihad için bir at vermiş  gibi olur." [259] ibn Teymiyye: Uydurmadır, demiştir.   Zeyf de ise; Hüküm onun dediği gibidir, denilmiştir.

354. HADİS: "Bakara ve ÂH Imran Sûrelerini oku­yan kimse "Şeyh/Üstad" diye çağırılmazsa, o kimseye haksızlık yapılmış olur." [260] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

355. HADİS: "Sabah Namazında "Elem neşrah" ve "Elem tera keyfe" sûrelerini okuyan kimse göz ağrısı çekmez." [261] Sehavî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

356. HADİS: "Ziyaret etme maksadıyla bize gelen kimsenin (misafirlik) hakkı üzerimize vâcib olur." [262] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum, demiştir.[263]

357. HADİS: "Tırnaklarını (sırasıyla değil de) bir par­mak atlayarak kesen kimse, gözlerinde ağrı görmez."

Sehavî: Bunu bulamadım, demiştir.[264]

358. HADİS: "Ramazan ayının son Cuma günü farz namazlardan birini kılan kimseye bu namazı, yetmiş yıla kadar ömründe geçirdiği her namaz için keffaret olur." [265] Kesinlikle bâtıldır. Zira bu söz, "ibadetlerden her hangi birinin, yıllarca ihmal edilen bir namaz ye­rine geçmesi mümkün değildir", şeklindeki icma'a ay­kırıdır. Ayrıca Nihaydyi ve Hidayeti şerh eden diğer alimlerin —hadis— nakline itibar edilemez. Çünkü bun­lar muhaddis değildirler. Hadisi, hadisleri senedle-riyle tahric eden imamlardan birine isnad etmiş de de­ğildirler.[266]

359. HADİS:
"Sırrını gizleyen kimse işine sahip o-lur." [267] Sehavî: Merfû hadisler arasında yer almamak­tadır, demiştir.

360. HADİS: "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur." [268] Bunun aslı yoktur. Bu, kasıt ol­maksızın uydurulan hadislerden biridir. Bu sözün, Hocasının huzuruna giren Sabit'e [269] onu takdir için hocası Şerik'in [270] söylediği bir söz olduğu hususunda hadis hafızları ittifak etmişlerdir.[271]

361. HADİS: "Sözü yumuşak olanı sevmek vacip o-lur." [272] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir. Bunu Hatib (Bağdadî) ifade etmiştir.

362.  HADİS:  "Satranç oynayan,  lanetlenmiştir." [273] Nevevî: Sahih değildir, bilâkis bu yalandır, demiştir.[274]

363. HADİS: "Kork, Aîlah'dan korkmayandan." [275] Ha­dis değildir.

364. HADİS: "Öğle Namazından (farzından) önce dört rekat namaza devam etmeyen kimseye şefaatim erişmez." [276] Askalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.

365.  HADİS:
"İyiliğin düzeltmediği kişiyi kötülük düzeltir." [277] Selefden birinin sözüdür.[278]

366. HADİS: "Verecek sadakası olmayan, yahudilere lanet etsin." [279] Sahih değildir.[280]

367. HADİS: "Cahile nasihat eden onun düşmanlığını kazanır." [281] Selef âlimlerinden birinden nakledilmiş olup müsned hadisler arasında yer almamaktadır. Makasıd'da: Şu an bunu -hadis olarak- hatırlamıyorum, denilmiştir.

368. HADİS: "Güzel hanıma talip olan, onun mehrini verecektir." [282] Hadis değildir.

369. HADİS: "Devecinin dövülmesi Haccın kemalin-dendir." [283] A'meş'in sözlerindendir. [284] Bunu İbnü'd-Deyba' [285] söylemiştir.[286]

(Müellif AliyyiT Kari diyor ki:Ben de derim ki: Hz. Ebubekir Sıddık (r.a)'m hacda Hz. Peygamber (s.a.v)'in huzurunda devecisini dövdüğü hakkındaki hadisi sa­hihtir. [287] Dolayısıyla bu ifade ile murad edilen mana,masdarın mefûlüne izafe edilmesi (devecilerin dövül­mesi) dir. Bir başka görüşe göre masdarın failine izafe edilmesi (devecilerin develeri dövmesidirMir.[288]

370. HADİS: "Uyumluluk, arkadaşlığın güzelliğinin alâmetlerindendir." [289] Hadis değildir.

371. HADİS: "Kıyamet alâmetlerinden biri, imam­lıktan kaçınmaktır." [290] Hadis değildir.[291]

372. HADİS:
"Âlimin fitnesi, konuşmanın kendisine dinlemekten daha  sevimli olmasıdır." [292] İhya sahibi hadisi uzun haliyle zikretmiş, [293] Iraki bu hadis hak­kında şöyle demiştir: Bunu Ebu Nuaym İHılye' de) ve İbnü'l'Cevzî Mevzuat''da rivayet etmiştir. [294] Muhtasar' da bu şekilde zikredilmiştir.

373. HADİS: "Ölmeden önce ölünüz." [295] Askalânî: Bu sabit değildir, demiştir.

374. HADİS: "İnsanlar babalarıyla değil, zamanlarıyla  § uyumlu olmalıdırlar." [296] Hz.  Ali  (r.a)'nin  sözlerinden-dir.[297]

375.  HADİS:
"İnsanlar insanlarla muhatab olur." [298] Hadis değildir.

376. HADİS: "İnsanlar hükümdarlarının  [299] dini üzerinedirler." [300] Sehavî: Bunu hadis olarak bilmiyorum,

demiştir.[301]

377. HADİS: "İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanır­lar." [302] Hz. Ali (r.a)'nin sözlerindendir.

378. HADİS:
"Elle istimna (mastürbasyon) yapan lanetlenmiştir." [303] Aslı yoktur. Ruhâvî bunu açıkça ifa­de etmiştir.[304]

379. HADİS: "Peygamber yer altında bin yılı tamam-lamaz."(Yani Hz. Peygamberin (s.a.v) vefatından sonra bin yıl geçmeden kıyamet kopar) [305] Bâtıldır. Aslı yoktur.

380. HADİS:   "Kadınlar birbirlerine  yardım   eder­ler." [306] İkrime'nin sözüdür.[307]

381. HADİS:
'Unutkanlık, insanın tabiatıdır." [308] Se-havî: Bu lafızla bilmiyorum, demiştir.

382. HADİS:
"Allah'ın kuluna yardımı, kulun kendi­sine yardımından daha hayırlıdır." [309] Vüheyb bin Verd'-in sözler/indendir.[310]

383. HADİS: "Güzel yüze bakmak ibadettir." [311] İbn Teymiyye: Batıldır, aslı yoktur, demiştir.

384. HADİS: "Kabir, ne güzel hısımdır!." [312] Bu lafız­la aslı yoktur.

385. HADİS: "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan kork-masaydı bile [313] yine O'na isyan etmezdi." [314] Hadis hafızla­rının açıkça ifade ettikleri gibi, bunun aslı yoktur.[315]

386. HADİS:
"Alimin mürekkebinin bir damlası, Al­lah'a yüz şehidin kefeninin terinden daha sevimli­dir."[316] Raten'in [317] uydurma hadislerindendir. ZeyJ'de böyledir.[318]

387. HADİS: "Ümmetimin helaki, günahkâr âlim ve câhil ibadet ehli iledir." [319] Bulunamamıştır. Muhtasar' da böyledir.

388. HADİS: "Beyaz gül Peygamberimiz (s.a.v)'in te­rinden, kırmızı gül Cebrail'in terinden, sarı gül Bu­rak'ın terinden yaratılmıştır." [320] Miisnedui-Firdevs [321] ve başka eserlerde zikredilmiştir. Nevevî: Sahih değil­dir, demiştir. Başkaları ise; Uydurmadır, demişler­dir.[322]

389. HADİS: "Benim vasıyyetim, sırdaşım, ailemde benden sonra vekilim ve benden sonra geriye bıraktı­ğım kişilerin en hayırlısı: Ebu Talib oğlu Ali'dir." [323] Saganî'nin   ed-Dürrü'î-Mültekat'ta  dediğine  göre  uy­durmadır.[324]

390. HADİS:   "Adaletli  hükümdarın [325]   zamanında dünyaya geldim." [326] Hadis hafızları: Bunun aslı yok­tur, demişlerdir.

391. HADİS: "Zinadan doğan çocuk Cennete gire­mez." [327] Bunun aslı yoktur.


392. HADİS: "Bilmiyorum" sözü, [328] ilmin yarısıdır." [329] Şa'bî'nin sözlerinde ndir.[330]

393. HADİS:
'Merkebin ve eti yenen her hayvanın id­rarında sakınca yoktur." [331] Uydurmadır. LeâJî' de [332] bu şekildedir.

394. HADİS: "Küçük su döktüğünüz tuvalette abdest almayın. Zira mü'minin abdest suyu, sevaplarıyla birlik­te tartılır." [333] Bunu Yahya b. Anbese uydurmuştur.[334]

395. HADİS: "Beni namazda "Seyyid" kelimesiyle an­mayın." [335] Sehavî: [336] Bunun aslı yoktur, demiştir.[337]

396. HADİS:
  "Yılandan  ancak yılan  dünyaya  ge­lir." [338] Hadis değildir.[339]

397. HADİS:
"Söyleyene değil, söylediği şeye bak."  [340] Hz. AH (r.a)'nin sözlerindendir.

398. HADİS: "Aklı olmayanın dini yoktur." Nesaî: Batıldır, Münkerdir (güvenilir ravilere aykırı çok zayıf bir hadisdir), demiştir.

399. HADİS: "İtiraf edenin mazereti olamaz." [341] As-kalânî: Bunun aslı yoktur, demiştir.[342]

400. HADİS:
"Utangaç ve kibirli olan, ilim Öğrene­mez." [343] Buharınin Sahih' inde [344] Mücahid'in [345] sözü olarak zikredilmiştir.

__________________________________________
_______________________________________


[255] bkz.   Heysemî,   Mecma;   1/128;   Sehavî,   Makasıd;  s.421; Semhûdî,   Gammaz;   s.138;  İbnü'd-Deyba', Temyiz;  s.188;   İbn Arrak, Tenzih; 1/284; Fettenî, Tezkıretü'l-Mevzûât; 18; Aliyyü']-Kari, Kübra; s.339; Aclunî, Keşf; 2/347; Şevkânî, Fevnid; s.283; Hut; Esne'î-Metaîib; s.300.

[256] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât; s. 203 (Sehavî'nin Makasıd' da; s.421   zikrettiği  Taberanî'nin  Ebu  Ünıame'den  merfû  olarak rivayet ettiği bu manadaki hadis, bu uydurma hadise ihtiyaç bırakmamaktadır. (Çev.)

[257] bkz. Zehebî Mizan; 1/200-202; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; z/354; Hut, Esne'tMetalib; s.302.

[258] Ishak b. Necîh el-Malatî, Hadis uydurmaya cür'et eden iftiracılardan biridir. Zehebî Mizan' da (1/200-202) bunun bi­yografisini vermiş ve onun rivayet ettiği, aralarında bu hadisin de bulunduğu bâtıl hadislerinden bir kısmını zikretmiştir.

[259] bkz.   Süyûtî,   Zeylü'l-Mevzûât;  s.203;   Sehavî,   Makasıd; s.423; Semhûdî,  Gammaz; s.133; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/354; Hut, EsneT Metalib; s.303.

[260] bkz. Sehavî, Makasıd; s. s.423; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf; 2/354; Hut, Esne'lMetaiib; s.303.

[261] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İb nü'd-D eyb a', Teiniz; s.189: Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.340; Aclunî, Keşf;   2/355; Hut, Esne'l-Metaiib; s.303.

[262] Sehavî, Makasıd; s.425; Semhudî, Gammaz; s.133; İbnü'd-Tteyba',Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, AVzAra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, Esne'l-Metaiib; s.304. Sehavî şunu ilâve etmiştir; "Fakat aynı manada "Bir isteyid, at üzerinde gelse bile; onun hakkı vardır", hadisi bulunmaktadır." (bkz. Ebu Davud; Zekât 33. Senedi "haseıı" dir.)

[263] bkz. Sehavî, Makasıd; s.424; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.189; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.341; Aclunî, Keşf; 2/356; Hut, EsneT Metalib; s.304.

[264] Yine Sehavî el-Makasıdü'1-Hasene' de (s.424) şöyle demiş­tir; "Bu söz, Muğnî müellifi İbn Kudame el-Hanbelî ve Gıınye müellifi Şeyh Abdülkadir el-Geylanî gibi pek çok imamın sözle­ri arasında yer almaktadır." (Ebu Gudde diyor ki;) Bu iki zat Islâmi ilimlerde ve özellikle lıanbelî fıkhında imamdırlar, dağ gibi âlimdirler. Ancak 95,96,109,344 ve 414 nolu hadislerin dip­notlarında ifade ettiğim gibi; hadis sadece hadis ehlinden alı­nır, fıkıh da sadece fıkıh ehlinden alınır.

[265] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/357; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

[266] Ne güzel söyledin!. Ne güzel söyledin!. (Ey müellif AliyyüT Karî!..) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün hadisine sahip çıkman dolayı­sıyla Allah seni hayırlı mükâfatlandırsın. Bu konuda Ab-dülhayy el-Leknevî'nin el-Ecvibetü'bFadıîe kitabı (s.30-34)!nda yazdığım dipnot ve uzun nakillere bakınız. Orada Allâme Aliyyü'î-Kari'nin bu sözü te'yid edilmekte ve ilim incilerinden sayılmaktadır.

[267] bkz. Sehavî, Makasıd; s.425; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.342; Achmî, Keşf;   2/359; Hut, Esne'l-Metalib; s.305.

[268] bkz. İbn Mace, Sünen; 1/422 (İkametü's-Salat 174); Sehavî, Makasıd; s.425; Süyûtî,   Tedribü'ı-Ravî; s.188; Semhûdî,   Gam­maz; s.133; Münavî, Feyzu'l-Kadir; 6/213; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.190;  İbn Arrak,   Tenzih; 2/367; Aliyyü'1-Karî,  Kübra; s.342; Aclunî, Keşf; 2/360; Hut, Esne'bMetalib; s.306.

[269] Bu  zat,  ibadet ehli,  âmâ Sabit b.  Musa  ed-Dabbî el-Kûfî'dir.   Hadisde  zayıftır.  Yalancıdır,   diyenler  de  olmuştur. Hicrî 229 yılında vefat etmiştir.

[270] Bu zat, meşhur imamlardan biri olan, doğru sözlü, hadis hafızı, kadı Şerik b. Abdiîlah en-Nehaî el-Kûfî'dir. Hicrî 177 yılında vefat etmiştir.

[271] Sabit, hocası Şerik'in huzuruna girdiğinde, Şerik talebesi­ne şu hadisi yazdırıyordu; Bize A'meş, Ebu Süfyan'dan, o da Cabir'den nakletti; Allah Rasûlü (s.a.v) buyuruyor ki, dedi ve Şerik burada durdu. Senedini naklettiği hadisin metnini zik­retmedi. Senedi bitirip de huzuruna yeni giren Sabit'e bakıp; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", dedi. Şerik bu ifadesiyle zühd ve takva sahibi Sabit'i kastetmişti. Senedini naklettiği hadisin metnini zikretme yerine Sabit'in gece namazının çokluğu ve gündüz yüzünün güzelliği vasıfları­nı zikretti. Sabit ise Şerik'in bu sözü bu isnadla merfû olarak rivayet ettiğini zannetti. Sabit, bu olaydan sonra Şerik kanalıy­la A'meş'den, o Ebu Süfyan'dan; o da Cabir'den; (asılsız olarak) Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Geceleyin namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur", buyurduğunu naklediyordu. Bu hadis, bu yanlış şekliyle İbn Mace'nin Sünen'inte (1/422 İkametü's-Salat 174) yer almaktadır.

Halbuki Şerik az önceki senediyle A'meş'ın, Ebu Süfyan'dan; onun da Cabir'den Allah Rasûlü (s.a.v)'nün; "Sizden biriniz yatağa yatıp uyuduğunda Şeytan onun kafasına üç düğüm atar..." hadisini rivayet etmek istemişti. Sabit, Şerik'in taltif sözünü hadisin metnine katmış, sonra da Abdüihamid b. Bahr, Abdullah b. Şübrüme ve İshak b. Bişr el-Kâhilî gibi bazı zayıf haviler bu hadisi Sabit'ten çalmışlar ve onu bu yanlış şekliyle Şenk'den rivayet etmişlerdir. (San'anî, Tavzihu'hEfkâr; 2/88-89; Süyûtî, TedribÜr-Ravî; s. 188)

 

[272] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Semhûdî, Gammaz; s.129; ibmrd-Deyba', Temyiz; s. 194; AliyyüTKarî, Kübra; s. 343; Aclunı, Keşf; 2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314.

[273] bkz. Deylemî, Zehrûl'Firdevs; 4/64; İbn Kayyim, Monar; -\j4İ Semhu^> Gammaz; s.141; Sehavî, Makasıd; s.427; İb-d-Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.343; Aclunî, Keşf; 2/363; Şevkânî, Fevaid; s.207 Münayî, Feyzu'l-Kadir; 6/5. Münavî diyor ki; Zehebî şöyle demiştir; İmam Ebu Hanife, İ-mam Malik ve İmam Ahmed satranç oynamanın haram olduğu kanaatindedirler. Şafii ise; Mekruhtur, haram değildir. Zira Sahabeden bir gurup, tabiinden ve sonrakilerden sayılamaya* çak kadar pek çok kimse satranç oynamıştır, demiştir. Hafız İbn Hacer ise; Satranç oynamanın haram olduğu hakkında sahih, veya hasen bir hadis sabit olmamıştır, demiştir. Aliyyü'l-Karı ise ekMevzûât-ül-Kübra' da şöyle demiştir; "Bu konuda "Satranç oynayan lanetlenmiştir. Satranç oynayan kimseye bakan hınzır eti yemiş gibidir", hadisi nakledilmektedir. Süyûtî bunu el-CamiusSagîr' de mürsel olarak rivayet etmektedir. Netice olarak el- Camiu's- Sagir hadisinin senedi zayıftır. An­cak bu hadis, satranç oynamanın kötülendiği diğer hadislerle güç kazanmaktadır." (Çev.)

[274] Satranç ve diğer oyunlarda ve yarışmalarda ana ilke şu­dur; Bu oyun ve yarışmalar kumara vesile olmamalı, namaz ve diğer kulluk görevlerini engellememeli, zaman israfına sebep olmamalı, dini-dünyevî açıdan kişiye veya topluma zararlı ol" manialıdır. (Çev.)

[275] bkz. Sehavî, Makasıd; s.427; Semhudî,   Gammaz; s.131; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.191; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Achmî, Keşf;    2/363; Hut, Esne'l-Metalib; s.309. (Sehavî diyor ki; "Bu sözün manası doğrudur. Zira Aîlah'dan korkmamak sahibini her çeşit haram ve mekruha düşürür.")

[276] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf;  2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.309.

[277] bkz.   İbn   Hacer,    el-Metalibü'1-Aliyye;   2/371;   Sehavî, Makasıd;   s.428;   İbnü'd-Deyba',^^^;   s. 192;   Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.344; Aclunî, Keşf; 2/367; Hut, Esne'l-Metalib; s.31Ü.

[278] Bu söz, İbn Hacer'in elMetalibü'l-Âliyye~kitabm.&& (2/371) belirtildiği gibi; sahabî Ebu Eyyub el-Ensarî'nin sözüdür.

[279] bkz! İbn Kayyım, Menar; s.61; AliyyüTKarî, Kübra; s.345; Aclunî, Keşf; 2/364; Hut, Esne'l-Metalib; s.Zil.

[280] ibn Kayyim  el-Cevziyye   elMenaru '1-Münîf    kitabında te.6l) bu hadis hakkında; "Sahih değildir. Çünkü lanet hiçbir zarnan sadaka yerine geçmez", demiştir.

[281] bkz. Sehavî, Makasıd; s.430; Semhûdî,   Gammaz; s. 130; Ibnü'd-Deyba', Temyiz;    s. 193;    Aliyyü'1-Karî,    Kübra;    s.345; Aclunî, Keşf; 2/372; Hut, Esne'l-Metalib; s.313.

[282] bkz. Sehavî, Makasıd; s.431; Ibnü'd-Deyba', Temyiz; s.194;

AliyyüTKarî, Kübra; s.346; Aclunî, Keşf;   2/376; Hut, Esne'l-Metalib; s.314. Sehavi; "Manası doğrudur", demiştir.

[283] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Hut, Esne'l-Metalib; s.315

[284] A'meş lakabıyla meşhur olan tabiinden islâm Allâmesi İmam Ebu Muhammed Süleyman b. Mihran el-Esedî el-Kâhilî el-Kûfî, mizah sever, şakacı ve nüktedan bir zat olup bu söz, onun nüktelerinden sayılmıştır. A'meş; doğru sözlülüğü, hafı­zasının   kuvvetli   oluşu   ve   hadisteki   sağlamlığı   sebebiyle "mushaf lakabı ile anılırdı. Abid,  zahid, Kur'an alimi, vera sahibi, çok sabırlı, fakir bir kimse olup idarecilerden uzak du­rurdu. İsa b. Yunus; A'nıeş gibisini görmedim. İhtiyacına ve fakirliğine rağmen zenginlere ve idarecilere  değer vermeyen A'meş gibi bir kimse görmedim. Veki' diyor ki; Takriben yetmiş sene cemaatte ilk tekbiri kaçırmamıştır. Hureybî diyor ki; 01" düğünde arkasında kendisinden daha çok ibadet ehli bir kimse bırakmadı.   Sünnete   bağlı   biriydi.   Kûfe'dc   hicrî   61   yılında dünyaya geldi ve 148 yılında vefat etti. (îbn Hacer,  Tehzibü't Teh'zib; 4/222-226'den Özetle nakledilmiştir.)

[285] İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.194

[286] İbn Müflih el-Hanbelî FürıV kitabında; "A'meş'in meşhur sözüne rağmen; devecileri dövmek haccın kemalinden değildir. İbn Hazm, Ameşin sözünün fâsık deveciler hakkında olduğunu ifade etmektedir", demiştir. Bir Önceki dipnottan anlaşıldığı gi" bi A'meşin bu sözü onun ciddî fetva ve ictihadlarmdan değil, nükte ve mizahlarmdandır.

[287] Bu olay, hadisi Ebu Davud'un (Sünen; 2/163 Menasik 30) İhramlının uşağını terbiye etmesi babında; İbn Mace'nin {SU' nen; 2/978 Menasik 21) ihramda günahlardan sakınma babın'

da ve Hakim'in Müstedrek' de (1/453) rivayet ettikleri hadiste anlatılmaktadır. Ebu Davud'un ifadesi şu şekildedir;

Esma bt. Ebî Bekr (r.anha) anlatıyor; Allah Rasûlü (s.a.v) ile birlikte hac yolculuğuna çıktık. Nihayet Arc denilen yere varın­ca Allah Rasûlü (s.a.v) bineğinden inip orada konakladı. Biz de orada konakladık. Kızkardeşim Aişe (r.a) Allah Rasûhi'nün yanına oturdu. Ben de babamın yanına oturdum. Allah. Rasûlü ile babam Ebubekr'in yolculuk eşyaları birlikte olup Ebubekr'in kölesinin yanında idi. Babam Ebubekir, köle­nin gelmesini bekledi. Köle geldiğinde yanında deve yoktu. Babam köleye;

-Deve nerede? diye sordu. Köle; -Dün gece kaybettim, dedi. Ebubekir;

-Bir deveye mi sahip olamadın? deyip ona vurmaya başladı. Rasûlullah ise tebessüm etti ve;

-"Şu ihramhya bir de yaptığına, bakın buyurdu." Hakim; Bu, Müslim'in şartına göre sahih garib bir hadistir. Ama Buharı ve Müslim bunu Sahihlerine almamışlardır, demiş, Zehebî de bu görüşü kabul etmiştir.

[288] Müellif Aliyyü'1-Karî, el-Mevzûâtü'îKübra' da; "Mana şudur: Hacı hac yolunda tahammüllü olur. Hatta dövülebilir, horlanabilir", demiştir. Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki; Hz. Ebubekir Sıddık (r.a) olayını öğrendikten sonra, bu açıklama dikkate alınmayacak ve reddedilecek bir görüştür. Şeyh Hüseyin el-Mekkî, İrşadü'sSari ilâ Menasik Aliyyi'1-Karî kitabında (s.80) . diyor ki; "Abdülhak İlâhâbadî, Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'l-Menasik kitabı üzerine yazdığı Takrir' inde Şöyle diyor; Eeddü'l-Muhtar sahibi diyor ki; A'meş'den rivayet edilen "Devecilerin dövülmesi Haccın kemahndendir", sözü yorumlanırken; bu, failine izafe edilen bir masdardır (yani de­vecinin devesini dövmesi anlamındadır), denilmiştir. Fakat Aliyyü'l-Karî'nin Şerhu'n-Nükaye kitabında şöyle denilmiştir; Hadisde Hz. Ebubekir Sıddık'm yoldaki kusuru sebebiyle deve­cisini dövdüğü nakledilmiştir. Ben de derim ki; Deveci sözle yo-kı gelmeyince; Hz. Ebubekir, deveciyi üzerine düşen görevleri tam yapması ve kervandakilerin hukukunu koruması hususu­mu ciddiyet ve edeb dersi vermek üzere dövmüştür. Bu sebeple-d^ ki, devecinin dövülmesinin haccın kemalinden sayılması, iyiliği emir ve kötülüğe engel olma anlamında olduğu için doğ­ru görülmektedir." Bütün bu açıklamalar, A'meş'in sözünün ciddî bir söz kabul edilmesi dolayısıyla yapılmaktadır. Halbuki o sözün sadece bir nükteden ibaret olduğu belirtilmektedir..

[289] bkz. Sehavî, Makasıd; s.432; İbnü'd"Deyba\ Temyiz; s.195; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Aclunî, Keşf; 2/377; Hut,  Esne'î-Metalib; s.315.

 

[290] bkz. Sehavî, Makasıd; s.433; İbnü'd-Deyba', Temyiz; s.195; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.347; Acluni, Keşf; 2/379; Hut, EsneT Metalib; s.316.

[291] Bunun mânâsı, kişinin imam olması için Öne geçmesi tek­lif edildiğinde kabul etmemesi, başkasını öne geçirmek isteme­si, onun da bu görevi kabul etmemesi demektir. Değerli sahabe hanımlarından Selâme bt. Hurr el-Fczariyye (r.anha)'nin şu hadisi   yukarıdaki   ifadeye    gerek   bırakmamaktadır;   Allah Rasülü (s.a.v)'nün şöyle buyurduğunu işittim;   "Kıyamet alâ~ metlerinden biri, mescid ehlinin birbirlerini öne sürmeleri ve kendilerine namaz kıldıracak imam bulamamalarıdır." Bu ha­disi Ahmed Müsnedİnde (6/381); Ebu Davud    (1/159) ve İbn Mace (1/314) rivayet etmişlerdir. Lafız, Ahmed ve Ebu Davud'a aittir. Ebu Davud, bu hadis için ''İmamlıktan kaçınmanın mek" ruh oluşu" babı başlığını kullanmıştır.

İmam Ahmed'in ikinci bir rivayeti İbn Mace'nin lafzı ile şöyle" dir; "Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar bir saat ayakta bekle­yeceklerde, namaz kıldıracak bir imam bulamayacaklar."

[292] bkz.  İbnü'l-Cevzî,  Mevzuat;   1/265;   Gazzalî;   İhya;  1/62; Aliyyü'1-Karî; Kübra; s.348.

[293] Gazzalî, İhyau  Ulûmi'd-Din; (1/62) KitabüTIlm,  6 nolu ilmin âfetleri, Ahiret âlimlerinin ve kötü âlimlerin alâmetleri Babı. Gazzalî burada; "Muaz b. Cebel (r.a), mevkuf ve Hz. Pey­gamber (s.a.v)'den merfû olarak ''Alimin fitnesi, konuşmasının kendisine dinlemekten daha sevimli olmasıdır.."'hadisini riva­yet etmiştir, demiş; bunu yaklaşık bir sayfa halinde uzun bir hadis olarak nakletmiştir. Bu rivayette tasavvur edilemeyecek kadar batıl ifadeler bulunmaktadır.  Bu sebepledir ki İbnü'l-Cevzî Mevzûât'da bu hadisi Muaz'ın sözü (mevkuf) olarak ve ayrıca merfû olarak rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: "Bu hadis müsned olarak da mevkuf olarak da bâtıldır. Bunu ne Rasûlullah (s.a.v), ne de Muaz söylemiştir!.."

[294] İbnü'l-Cevzî, Mevzuat; 1/265-266

[295] bkz. Sehavî, Makasıd; s.436; Semhûdî, Gammaz; s.141; Jnü'd-Deyba', Temyiz; s. 197; Aliyyü'1-Karî, Kübra; s.348; Adî, Keşf; 2/384; Hut, EsneTMetalib; s. 317.

[296] bkz. İbn Kuteybe,  Uyûnü'l-Ahbaıi 2/1; Sehavî, Makasıd: s.441;   İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.200;   Aliyyü'1-Karî,    Kutra: s.352; Aclunî, Keşf: 21412; Hut, EsneTMetaîib: s. 332.

[297] Müellif Aliyyü'1-Karî el-Mevzûâtü'1-Kühra' da. şöyle diyor: "Bir rivayette: Bu söz Hz. Ömer (r.a)'in sözüdür, denilmiş; bir başka rivayette ise Hz. Ali (r.a)'nin sözüdür denilmiştir, ikinci rivayet,   daha  meşhur  ve  tercihe  daha  layık rivayettir.   İbn Kuteybe,  Uyû-nü'1-Ahbar' da (2/1) bunu Hz. Ömer'e nisbet et­miştir."

[298] bkz. İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.200; Aclunî, Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.352; Keşf: 2/414; Hut, Esnc'l-Metalik s.332.

[299] Hadisin son kelimesi, (melîkihim) şeklinde müfred olarak da rivayet edilmiştir.

[300] bkz.   Sehavî,   Makasıd  s.441;   Semhudî,   Gammaz   s. 144; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.200; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.352; Aclunî, Keşf 2/413; Hut, Esne'lMetalib: s.333; Şevkânî, ifeMutf s. 210.

[301] Aclunî KeşfüTHafa' da (2/413) şöyle diyor: Necm (el'Gazzî) diyor ki: Bu hadisin manası hakkında şu söylenebilir: İnsanlar sultanın/devlet başkanının arzusuna meylederler. Devlet başkanı hangi ilim dalına ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Ya da at yarışları, silah atma gibi hangi çeşit spora ilgi duyarsa halk da ona ilgi duymaya başlar. Bunun manası hakkında en açık ifade Ömer b. Abdülaziz'in şu ifadesidir:   "Sultan pazarı temsil eder. Pazarda geçerli olan mal, pazara taşınır."

Tarihçi Hafız İbn Kesir Bidaye ve Nihaye kitabında (9/165) Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik'in biyografisinde şöyle diyor: "Bazıları: Halk, hükümdarlarının dini üzerinedir" diyorlar. Hü­kümdar/Devlet Başkam ayyaşsa içki tüketimi artar. Lûtî ise o fiil yaygınlaşır. Açgözlü ve hırslı ise halk da hırslı olur. Devlet Başkanı ikram sever, cömert ve cesur ise halk da böyle olur. Tamahkâr, zâlim, kindar biriyse halk da aynı şekilde olur. Din­dar, takva sahibi, iyilik ve ihsan ehli ise halk da böyle olur. Bu, bazı zamanlarda ve bazı kişilerde açıkça görünür.

Emevî halifesi Velid'in ilgi alanı inşaat idi. Halk da onun za­manında inşaata yöneldi. Onun zamanında kişi biriyle karşıla­şınca; Ne binası yaptın? Neyin tamirini yaptın? derdi. Kardeşi Süleyman'ın ilgi alanı kadınlardı. İnsanlar da bu alana yöneldiler. Onun zamanında kişi biriyle karşılaştığında; Kaç hanımla evlisin? Kaç cariyen var? derdi.

Halife Ömer b. Abdülaziz'in gayreti Kur'an tilâveti, namaz ve ibadet idi. Halk da buna yöneldi. Onun döneminde kişi biriyle karşılaştığında; Evradın ne kadar? Günde kaç sayfa Kur'an o-kuyorsun? Dün gece kaç rekat kıldın? derdi?

[302] bkz. Gazzalî, İhya: 4/20; Semhudî, Gammaz, s.144; Sehavî, Makasıd:  s.442;  İbnü'd-Deyba',   Temyiz:  s.200;  Aclunî,  Keşi

2/414; Aliyyü'1-Kari, Kübra: s.353; Hut, Esne'1-Metalik s.333.

[303] bkz. Ruhavî, Haşiyetü ŞerhiTMenar: s.279; AliyyüTKarî, Kübra: s.360; Aclunî, Keşf 2/431.

[304] Şerafeddin Yahya er-Ruhavî, İbn Melek'in Hanefî Usul-ü Fıkıh   kitabı    "ŞerhuTMenar"  kitabına   yazdığı   haşiyesinde (s.279) Nehy ve Nehyin kısımları bahsinin sonlarında İbn Me­lek'in   "Elle  istimna   (mastürbasyon)   yapan   lanetlenmiştir", hadisini delil olarak zikretmesi üzerine şöyle demiştir: "Ben bunu  hadis   kitaplarında   bulamadım.   Ancak  bunu  üstadlar fıkıh kitaplarında zikretmişlerdir".

Ebu Gudde diyor ki: Bu söz, nebevi hadis ve şahid olarak İmam Kemal IbnüTHümam tarafından Hanefî fıkıh kitaplarından ffidayehm şerhi olan FethuT-Kadir'de (2/64) Oruç bölümü, Kaza ye keffaret gerektiren şeyler babı'mn başlarında zikredilmiştir. İmam İbnü'l-Hümam, imamlığı hatta mutlak müctehid derece­sine eriştiği kabul edilen, aklrnaklî ilimlerde ve istidlalde tahkik ehli alimlerdendir. Fakat onun bu hadisi şahid olarak kullanma­sı, kitaplarına baktığı fakih ve alimlerden bu hadisi şahid olarak kullananlara uyması sebebiyle olmuştur. IbnüT Hümam bunu araştırmadan önceki âlimlere uyarak zikretmiştir. ilim erbabı zaman zaman böyle bir durumla karşılaşır. Şahid olarak kullandığı delili her zaman inceleyip araştırma gayreti ve imkânı bulamayabilir. Bu durumda bu delili başkalarına uyarak ya olduğu gibi zikreder ya da reddeder. Böyle bir durum, İmamlar İmamı Değerli İmam Şafiî (r.a)'nin Risale kitabında da yaşanmıştır. Şafiî bu kitabında s.286 da namazın ilk vaktinde kılınmasının son vaktinde kılınmasından daha faziletli olduğuna delil getirmek üzere şu uydurma hadisi kullanmıştır. "Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: "Namazın ilk vakti Allah nzasıdır. Son vakti Allah'ın affıdır." Allânıe Ahmed Şakir (rh.a) burada şu notu düşmüştür: İmam Şafii bu hadisi gördüğünüz gibi isnadsız olarak nakletmektedir. IhtiîâfüTHadiskitabında (s.209) da aynı şekilde davranmış, bunu delil olarak zikretmiştir. Hâlâ bu davranışına hayret ediyorum. Zira bu hadis, sabit hiçbir aslı olmayan uydurma bir hadistir. Bunu Yakub b. Velid eHVIedenî isimli bir şeyh rivayet etmektedir1. İmam Ahmed o şeyh hakkında: Büyük yalancılardandır, hadis uyduruyordu, demiştir. Ebu Hatim: Yalan söylüyordu. Rivayet ettiği hadis uydurmadır, demiştir. Tirmizî üzerine yaptığım şerhte (1/321) bu hadis hakkında geniş açıklama yaptım." O halde başkalarına uyan. incelemeden nakleden âlimlere de" ğil; araştıran, inceleyen ve tahkik eden âlimlere itimad edilme" lidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır.

Mütabaat/uyma ile muvafakat/katılma arasındaki fark hak­kında Önemli Not: Bu iki ifade arasındaki fark şudur. Müta­baat/uyma. ilim adamının bir hüküm ve görüşte bu görüşün doğru olup olmadığını tahkik etmeden ilim ehlinden başka bi­rine tâbi olmasıdır. Muvafakat/katılma ise iki alimin bir konu­daki görüşlerinin bu görüşü gerektiren delillere dayanarak u-yuşmasıdır. Herhangi bir hadis hakkında meselâ: Hakim bunu sahih olduğuna hükmetmiş, Zehebî de buna muvafakat etmiş­tir/katılmıştır, denilir. Bir başka hadis hakkında da meselâ; Bunu falan sahih olarak kabul etmiş, ya da delil olarak almış­tır. Falan da ona tabi olmuştur/uymuştur, denilir. Bazen muva­fakat yerine mütabaat kelimesi de kullanılmaktadır.

[305] bkz. Süyûtî, Havi: 2/166; Sehavî, Makasıd: s.443; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.200; AliyyüTKarî, Kübra: s.353; Aclunî, Keş/: 2/417; Hut, Esne'l-Metalib: s.334.

[306] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.201; Aliyyü'î-Karî,  Kübra: s.354;  Aclunî,  Keşfi 2/418;  Hut,  Esne't Metalib: s.334.

[307] Nitekim Bu söz, Sahih-iBuharİ'dc (Libas 23) Yeşil Elbise­ler  Babında  zikredilmiş,  İbn  Hacer  Fethu'l'Barî'de   (10/238) bunun İkrime'nin sözü olduğunu ifade etmiştir.

[308] bkz. Sehavî, Makasıd: s.445; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.201; Aliyyü'1-Kari,  Kübra:  s.354; Aclunî,  Keş£ 2/419;  Hut,   Esne'h Metalib: s.335.

[309] bkz. Sehavî, Makasıd: s.446; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.201; AliyyüTKarî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/419.

[310] Vüheyb b. Verd el'Mekkî ibadet ehli olup vaaz ve sohbetle" ri vardır. Hafız İbn Hacer Tehzibü'trTehzib' deki (11/170-171) biyografisinde   şöyle   demiştir:   "İbadet  ehlindendi.   Hadisleri, vaazları ve zühdü bilinmektedir. İbn Hıbban onu Sikat' (Güvo-nilir Raviler) kitabında zikretmiş ve şöyle demiştir: Dünyayı terk etmesi sebebiyle dünyalığı bulunmayanlardandı. Süfyan es-Sevrî,   hadis  rivayetini  bitirince  talebelerine:   Kalkın,  hoş insana -yani Vüheyb b. Verd'e- gidelim, derdi. Vüheyb konu­şurken gözlerinden yaş damlardı. Ona:

-Allah Tealâ'ya isyan eden ibadetin tadını bulur mu? diye ser ruldu. Vüheyb:

-Hayır, hatta masıyete yönelen bile bu tadı duyamaz, dedi. Hic rî 153 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

[311] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.355; Aclunî, Keşf: 2/421;

[312] bkz. Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.202; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keş£    2/427; Hut,  EsneT MetaJib: a.331.

[313] Bu ifade ile şu mana anlatılmaktadır: Suheyb (bin Sinan er-Rumî- r.a), Allah'a O'nun azabından korktuğu için değil, O'nu sevdiği için itaat etmektedir. Bunu Hafız İbn Hacer söy­lemiştir. (Sehavî, elMakasıdü'l-Hasene: s.449)

[314] bkz. Ebu Nuaym, Hılye: 1/177; Semhudî, Gammaz: s. 147; Sehavî, Makasıd: s. 449; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.202; AliyyüT Karî, Kübra: s.356; Aclunî, Keşf. 2/428; Hut, Esne'l-Metalib: s.331.

[315] Müellif Aliyyü'1-Karî eJ-Mevzûâtü'J-Kübra'da (s. 356) şöyle diyor: Hafız Süyûtî Nazmu't-Telhis Şerhihde diyor ki: İnsanla­rın "Suheyb ne güzel kuldur!.. Allah'dan korkmasaydı hile yine Ona isyan etmezdi", hadisi hakkındaki soruları çoğaldı. Bazı­ları  bunu  Hz.   Peygamber   (s.av)'e  nisbet  ettiler.   İbn  Malik berhu'I-Kâfîye ve başka eserlerinde Hz.Ömer (r.a)'e nisbet et­miştir. Bahaeddin Sübkî bu konuda şöyle demiştir: Bu sözü, ısrarlı araştırmalarıma rağmen hadis kitaplarının hiç birinde ne merfu ne de mevkuf olarak, ne Hz. Ömer (r.a)'e, ne de baş­kasına ait bir söz olarak gördüm."

[316] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.358; Aclunî, Keş£ 2/431.

[317] Raten el-Hindî'nin biyografisi 321  no.lu hadis esnasında (656 nolu dipnotta) geçmiştir.

[318] Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât s.81

[319] bkz. Fîruz-Âbadî, Muhtasaru'bMuğnî fî Tahrici'Hhya li'l-;Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf: 2/442.

[320] bkz. Sehavî, Makasıd: s.130; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.55; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşf: 1/302; EsneTMetalib: s.86.

[321] Daha önce   300 nolu hadisle ilgili 608 nolu dipnotun so­nunda İbn Tcymiyye'nin Fivdevs kitabı hakkındaki sözü nakle­dilmişti. Oraya bakınız!.

[322] Müellif Aliyyü'l-Karî'nin buradaki ifadesi zayıf olup yanlış bir kanaat vermektedir. Zira bu ifade Nevevi'nin "sahih değil' dır", şeklindeki sözü ile başka âlimlerin "uydurmadır" ifadeleri arasında farklılık izlenimi vermektedir. Doğru olan, bu iki ifa­de arasında hiçbir farklılığın bulunmamasıdır. Sehavî'nin el' Makasıdüı-tfasene'deki (s. 130)   ifadesi şöyledir:  "Gül Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in terinden yaratıldı..." (hadis hakkında); Nevevî sahih değildir, demiştir. Üstadımız Hafız İbn Hacer de aynı şekilde; "Bu, uydurmadır", demiştir. Ondan önce de İbn Asakir aynı ifadeyi kullanmıştır."

Bu kitabımızın 49-51. sayfalarında "sahih değildir" ve "uydur­madır" ifadelerinin mevzu hadisler konusunda kullanıldığında aynı manada oldukları, uzun uzun açıklanmıştır. Dilerseniz oraya başvurabilirsiniz.

[323] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.361; Aclunî, Keşfi 2/446.

[324] Müellif Aliyyü'1-Karî (...dediğine göre) ifadesiyle, bu hadis hakkındaki mevzû/uydurma hükmünü zayıflatma amacı taşı­mamaktadır. Bu ifade ile sadece bu hadisin uydurma olduğu görüşünde olan alimin ismini ve bu ifadeyi zikrettiği kitabın is­mim verme amacı taşımaktadır. Zira müellif Alıyyu'1-Kari aynı ifadeyi eî-Mevzûâtü'1-Kübra kitabında (s. 361) kullanmış, bu­nun ardından şöyle demiştir: "Bu ifade şianm çirkin iftirala-yindandır.  Allah  belâlarını  versin.   Nereden  iftira  ediyorlar? Nasxl da iftira edebiliyorlar?"

[325] "Adaletli hükümdar" ifadesiyle İran Kisrası Nûşirvan kastedilmektedir. Halimi Şüab' da bu hadis hakkında: Sahih jjeğüdir, demiştir. Sahih olsa bile, Nûşirvan hakkında "Âdil" enilmesi, âdil olduğu ve onun lehine şahitliketmek için değil, Mh      olduğu bu isimle kendisini tarif etmek içindir.  Zira Allah Rasûlü (s.a.v)'in Allah'ın hükmünden başkasıyla hükme­den bir kimseyi "âdil" olarak adlandırması mümkün değildir. (elMakasıdü'1'iJasene: s.454'den kısaltılarak nakledilmiştir.)

[326] bkz. Sağanı, Mevzuat: s.4; Semhudî, Gammaz: s.149; Se-havî, Makasıd: s.454; İbnü'd-Deyba',  Temyiz: s.207; AliyyüT Karî, Kübra: s.362; Acluni, Keşf: 2/454; Şevkânî, Fevaid: s.327; Hut, Esne'l-Metalib: s.339.

[327] bkz.  İbnü'l-Cevzî:  Mevzuat:  3/111;   Ebu  Nuaym,   Hıîye: 3/308; İbn Kayyim, Menar s.133; Süyûti, Leâlî: 2/193; Semhu­dî,  Gammaz: s.149; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.362; Aclunî, Keşf: 2/452.

[328] Evet, ama Yakut el-Hamevî'nin Mu'cemü'l-Büldan'da. (1/4) ifade ettiği gibi; "Bilmiyorum" ifadesi, ilimin takdir edilmeyen yarısıdır. İlmin en şerefli ve en faziletli ikinci yarısı ise "Biliyo­rum",   diyebilmektir.   İlmiyle   amel  eden  tabiîn   âlimlerinden Muhammed b. Aclân'm dediği gibi; gerçek olan husus şudur: İ-lim erbabı "Bilmiyorum" ifadesini göz ardı ettiği takdirde yu­muşak karnından öldürülür."

Müslim Sahih'mde (SıfatüTMünafikîn 7; Nevevî Şerhi: 17/141) Abdullah b. Mes'ud (r.a)'un şu sözünü rivayet etmektedir: "Ey insanlar!.. Allah'tan korkun. İçinizden kim bir şey biliyorsa bil­diğini söylesin. Bilmeyen kimse; Allahu alem (Doğru olanı bi­len Allah 'tır), desin."

İbn Kayyim el'Cevziyye Flâmül-Muvakkıîn (4/218)'dc şöyle demiştir: "İlim ehlinden biri diyor ki: Bilmiyorum demeyi öğ­ren. Bilmiyorum, dersen; bilinceye kadar sana öğretirler. Bili­yorum, dersen; Büemeyinceye kadar soru sorarlar."

[329] bkz. Darimî, Sünen: 1/63; Sehavî, Makasıd: s.458; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.208; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.364; Aclunî, Keşf. 2/464; Hut, Esne'l-Metalib: s.343

[330] Bu sözü Darimi Süneriinde (1/57 Mukaddime 21) Şa'bî'nin sözü olarak rivayet etmiştir. Şa'bî: Tabiînden İmam Ebu Amr Şerahîl el-Hımyerî el-Kûfî'dir. Şöyle diyordu: "Sahabe'den beş yüz kişiye eriştim. Beyaz sayfaya siyah yazı yazmadım. (Yaza­rak hadis ezberlemedim) Biri bana bir hadis nakleder etmez hemen ezberledim." Şa'bî Kûfe'de hicrî 19. yılda dünya gelmiş, 103 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

Bu söz değerli sahabî Bbu'd'Derda (r.a)'dan da nakledilmiştir. Aslında ona nisbet edilmesi daha doğrudur. Hafız İbn Abdil" Berr Camiu BeyaniTIlm ve Fazlihî kitabında (2/54) "Alime ilmî meselelerden bilmediği bir şey sorulduğunda izlemesi gereken metod" babında bu sözü Ebu'd'Derda (r.a)'ya nisbet etmiştir. İntıka kitabında (s.38)'da şöyle demiştir: "Ebu'd'Derda (r.a)'-mn; "Bilmiyorum" demek, ilmin yarısıdır", sözü sahih rivayetle nakledilmiştir."

[331] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/75; Süyûtî, Leâli: 2/2; İbn Arrak, Tenzih: 2/66; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keş£ 2/468.

[332] Süyûtî, el-LeâliTMasnûa: 2/2

[333] bkz.  Zehebî,  Mizan:  4/400; Aliyyü'1-Karî,  Kübra:  s.365; Aclunî, Keşi 2/468;

[334] Yahya b. Anbese, durumu açığa çıkmış olan, hadis uydu­ran yalancı biridir, (bkz. Zehebî, Mizanii'l-I'tidal: 4/400)

[335] bkz. Sehavî, Makasıd: s.463; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.210; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.365; Aclunî, Keşi 2/478; Hut,  EsneT Metalib: s.346.

[336] Sehavî, etMakasıdü'l-Hasene: s.463 No: 1292.

[337] Bu söz, uydurma olması bir yana, dil terkibi açısından hata­lıdır. Zira dil açısından doğru olan vav ile (Lâ tüsevvidûnî) de-nilmesidir. Zira bu fiilin asîı vav'lıdır. (bkz. Aclunî, Keşf. 2/478 Hadis No: 3018)

[338] bkz.   Meydanı,   Mecmeu'l-Emsal:   2/141;   Zemahşerî,   eî-Müstaksâ: 2/390: Sehavî, Makasıd: s.465; İbnü'd-Deyba',  Tem­yiz s.212; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.366; Aclunî, Keşf: 2/483.

[339] Bu söz yeni dönem arap atasözlerindendir. Nitekim Mey danî'nin   MecmeuTEmsal   kitabında   (2/141) "Fareden   ancak fare, yılandan ancak yılan dünyaya gelir", denilmektedir.

[340] bkz. ed-Dürer eîMültckata: No: 461, Aliyyü'1-Karî, Kübra: S-367; Aclunî, Keşf. 2/485;

[341] bkz. Sehavî, Makasıd: s.468; Semhudî,   Gammaz: s.152; ü'd-Deyba',   Temyiz s.214; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.367; A<r î, Keşf; 2/493; Hut, Esne'l-Metalib: s.352.

[342] bkz. Sehavî, eîMakasıdüTHasene: s.468 No: 1311.

[343] bkz. Buharı, Sahih: İlim 50; İbn Hacer FethuTBari: 1/202; Sehavî, Makasıd s.469; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.215; AliyyüT Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf: 2/499; Hut, Esne'l-Metalıb: sİ55.

[344] Buharı, »Sa/uA: 1/202 (îlim 50) İlimde utanma babı. Bu söz birçok, kitapta bu şekilde nakledilmiştir. Buharî'nin lafzında (müstahyî)   kelimesi,   sonundaki  iki  yâ  harfiyledir.   İbnü'd-Deyba'm Temyizü't'Tayyib mine'bHabis kitabında da bu şekil­de -iki yâ ile- gelmiştir. İmam Aynî, Umdetü'l-Karî'de (2/210) şöyle diyor: (istahya-yestahyî) filinden türeyen (müstahyî): Ha harfinin sükûnu ile ve ikincisi sakin, olan iki yâ ile yazılır. B\ı kelimede bir yâ ile (Müstahî) denilmesi de, yasız (müstah) de­nilmesi  de  caizdir." Aynî  daha  sonra  şöyle  devam  etmiştir: "...ve kibirli olan ilim   öğrenemez." Mütekebbir/Kibirli  olan, kendini büyük gören demektir. Böylesi böbürlenip ilim öğren­meye karşı çekimser/isteksiz davranan kişidir. Istikbar ve te­kebbür böbürlenmek, kendini büyük görmek demektir."

Hafız İbn Hacer Fethu'fBari'de (1/202) şöyle diyor: "Haya iman­dandır", hadisi daha önce geçmişti. --Şer'î anlamıyla- ha­ya/utanma büyüklere hürmet ve saygı şeklinde meydana gelen utanç duygusudur. Bu övgüye değer olan utanma şeklidir. Şer'î bir emri terk etmeye sebep olan utanma ise kötülenmiştir. U" tanmamn bu şekli, meşru utanma olmayıp bir çeşit zafiyet ve seviye düşüklüğüdür. İmam Mücahid'in "Utangaç ve kibirli olan, ilim öğrenemez", sözüyle anlatılmak istenen de budur."

[345] Bu zat, Tabiînden, ibadet ve vera ehli, güçlü fakîhlerden Tefsir, Kıraat,  Hadis,  Fıkıh ve Kur'ân'da İmam Mücahid b. Cebr  EbuTHaccac  el-Mekkî  el-Mahzûmî'dır.  Mücahid  şöyle diyordu: Kur'ânı İbn Abbas'a otuz defa arz ettim. Bir başka rivayette ise; Kur'an'ı İbn Abbas'a üç defa arz ederek okudum. Her  âyette duruyordum.  Bu âyet hangi konuda indi?  Nasıl? nazil oldu? diye soruyordum. İbn Ömer bana dedi ki: NaiV de­senin ezberin gibi iyi hadis ezberlese, diye temenni ediyorum. Seleme b. Küheyl: Ata, Tavus ve Mücahid kadar bu ilimle Allah rızasını arzulayan kimse görmedim, demiştir. Mücahid hicrî 21 yılında Hz.Ömer'in halifeliği döneminde dünyaya gelmiş, Mek" ke'de  103 yılında secdede iken vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #177 : 05 Temmuz 2011, 17:09:08 »



400. HADİS: "Utangaç ve kibirli olan, ilim Öğrene­mez." [343] Buharınin Sahih' inde [344] Mücahid'in [345] sözü olarak zikredilmiştir.

401. HADİS: "Müslümanm farzları ve sünnetleri bil­memesi helâl/caiz değildir. Bunun dışındakileri bilme­mesi ise caizdir." [346] Uydurmadır. Zeyf&e [347] böyledir.

402. HADİS: "Hoca, ekmek yemekten utanmadığı gi­bi, ilim öğrenmekten de utanmasın." [348] Sahih değildir.

403. HADİS: "İlki Mikâil olmak üzere üç yüz altmış meslek erbabı emek vermedikçe, pide yuvarlanıp (sof­rada) senin önüne konmaz." [349] Irakî: Bunun asimi bu­lamadım, demiştir.[350]

404. HADÎS: "(Alimler arasında) İhtilaf edilen bir mesele sebebiyle Allah azab etmez." [351] Sehavî: [352] Zan­nederim ki bu selef âlimlerinden birinin sözüdür, de­miştir.

Ben de derim ki: Üstadlarımdan birinin şöyle söyle­diğini duymuştum: Bir âlime uyan kimse, Allah'a sa­limen kavuşur.

 405. HADİS:
"Bir cemaate içlerinde yüzü en güzel o-lan kişi imam olur." [353] Uydurmadır. Leâlî'de [354] bu şe­kildedir.

406. HADİS:
"Ey Ebu HureyreL Abdest aldığında "Bismillah ve'l'hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlen­meden senin hasenelerini yazmaya devam ederler."[355]

Münkerdir. [356]  (Ebu Gudde:  Bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır.

Zira Heysemî: Bunu Taberanî Sagir'&e rivayet etmiş, isnadı hasendir, demiştir....(Yine Ebu Gudde; Ancak bu hadisin bir başka senedle ve bu metne yapılan ilâ­velerle rivayet edilen şekli, "hiç şüphesiz uydurmadır" demiştir.)[357]

407. HADİS: "Ey Humeyra!.." [358] Mızzi: İçinde (Ey Hır meyra!..) [359] ifadesi geçen her hadis uydurmadır. Sadece İ\fesa/hin rivayet ettiği bir hadis müstesnadır, demiştir. [360] (Abdülfettah Ebu Gudde diyor ki: Bu isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de "Humeyra" ifadesi sabit olmuştur.)[361]

408. HADİS: "Ey Şeyh!.. Selâmette kalmayı arzu e-diyorsan, bunu başkalarının senden selâmette olma­sında ara." [362] Bu sözü, Ebu İshak eş-Şirazî'nin Hz. Peygamber (s.a.v)'den rüyada duyduğu rivayet edil­mektedir.[363]

409. HADİS: "Ey Ali!. Demirden iki ayakkabı edin. Bunları ilim yolunda eskit." [364] Ibn Teymiyye: Bu hadis uydurmadır, demiş, ZeyV de [365]: Aynen onun dediği gi­bidir, denilmiştir.

410. HADİS: "Ey Ali!.. Bir sayfa ve mürekkep getir", dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) yazdırdı. Ali yazdı ve Cebrail şâhid oldu. [366] Ravi diyor ki: Size bu sayfayı yazdıran, yazan ve bu duruma şâhid olandan başkası bu sayfada olanları bildiğini söyleyen kimseyi tasdik etmeyin, de­miştir. Bu olay Hz. Peygamber (s.a.v)'in vefat ettiği son hastalığında idi. Saganî ed-DürrüTMültekat'ta: Bu uy­durmadır, demiştir.

"Ey Ali!.. Sen bana göre Musa'nın yanında Harun gi­bisin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", sahih hadisi [367] müstesna! (Ey Ali!..) kelimesiyle başlayan "Hz. Ali'ye Vasiyetler" nüshasının tamamının uydurma ol­duğu ileride gelecektir.[368]

411. HADİS: "Ey Ali!.. Azık edindiğinde soğanı unutma." [369] Sehavî: Bu açık yalandır, demiştir.[370]

412. HADİS:
"Düşmanının elini bükemediğin tak­dirde öp." [371] (Abbasî Halifesi)Mansur'un sözüdür.[372]

413. HADİS: "Maymunun devletinde onun için oyna­nır." [373] Hadis değildir.

414. HADİS: "Yasin, hangi niyetle okunursa o niyet gerçekleşir." [374] Sehavî: Bunun bu lafızla aslı yoktur, demiştir.[375]

415. HADİS: "Soğuktan sakınan, sıcaktan da sakı­nır." [376] Hadis değildir.

416. HADİS: "Yakîn, imanın tamamıdır." [377] Uydur­madır.  Bu hükmü  Saganî vermiştir. [378]  (Hafız Irakî:

Bilinen ve sahih olan, bu sözün İbn Mes'udun sözü olduğu şeklindedir, demiştir.)[379]

417. HADİS: "Oruca başladığınız gün ile, kurban bayramının ilk günü [380] aynı gündür." [381] İmam Ahmed ve başkalarının dediği gibi; Bunun aslı yoktur.
[/b]
[/b][/size]
 __________________________________________________________________________



[343] bkz. Buharı, Sahih: İlim 50; İbn Hacer FethuTBari: 1/202; Sehavî, Makasıd s.469; İbnü'd-Deyba',   Temyiz: s.215; AliyyüT Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf: 2/499; Hut, Esne'l-Metalıb: sİ55.

[344] Buharı, »Sa/uA: 1/202 (îlim 50) İlimde utanma babı. Bu söz birçok, kitapta bu şekilde nakledilmiştir. Buharî'nin lafzında (müstahyî)   kelimesi,   sonundaki  iki  yâ  harfiyledir.   İbnü'd-Deyba'm Temyizü't'Tayyib mine'bHabis kitabında da bu şekil­de -iki yâ ile- gelmiştir. İmam Aynî, Umdetü'l-Karî'de (2/210) şöyle diyor: (istahya-yestahyî) filinden türeyen (müstahyî): Ha harfinin sükûnu ile ve ikincisi sakin, olan iki yâ ile yazılır. B\ı kelimede bir yâ ile (Müstahî) denilmesi de, yasız (müstah) de­nilmesi  de  caizdir." Aynî  daha  sonra  şöyle  devam  etmiştir: "...ve kibirli olan ilim   öğrenemez." Mütekebbir/Kibirli  olan, kendini büyük gören demektir. Böylesi böbürlenip ilim öğren­meye karşı çekimser/isteksiz davranan kişidir. Istikbar ve te­kebbür böbürlenmek, kendini büyük görmek demektir."

Hafız İbn Hacer Fethu'fBari'de (1/202) şöyle diyor: "Haya iman­dandır", hadisi daha önce geçmişti. --Şer'î anlamıyla- ha­ya/utanma büyüklere hürmet ve saygı şeklinde meydana gelen utanç duygusudur. Bu övgüye değer olan utanma şeklidir. Şer'î bir emri terk etmeye sebep olan utanma ise kötülenmiştir. U" tanmamn bu şekli, meşru utanma olmayıp bir çeşit zafiyet ve seviye düşüklüğüdür. İmam Mücahid'in "Utangaç ve kibirli olan, ilim öğrenemez", sözüyle anlatılmak istenen de budur."

[345] Bu zat, Tabiînden, ibadet ve vera ehli, güçlü fakîhlerden Tefsir, Kıraat,  Hadis,  Fıkıh ve Kur'ân'da İmam Mücahid b. Cebr  EbuTHaccac  el-Mekkî  el-Mahzûmî'dır.  Mücahid  şöyle diyordu: Kur'ânı İbn Abbas'a otuz defa arz ettim. Bir başka rivayette ise; Kur'an'ı İbn Abbas'a üç defa arz ederek okudum. Her  âyette duruyordum.  Bu âyet hangi konuda indi?  Nasıl? nazil oldu? diye soruyordum. İbn Ömer bana dedi ki: NaiV de­senin ezberin gibi iyi hadis ezberlese, diye temenni ediyorum. Seleme b. Küheyl: Ata, Tavus ve Mücahid kadar bu ilimle Allah rızasını arzulayan kimse görmedim, demiştir. Mücahid hicrî 21 yılında Hz.Ömer'in halifeliği döneminde dünyaya gelmiş, Mek" ke'de  103 yılında secdede iken vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.

[346] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzûât: s.36; Aliyyü'1-Karî, Kübra-s.370; Aclunî, Keşf: 2/500.

[347] Süyûtî, Zeylü'l Mevzu ât: s.36

[348] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.371; Aclunî, Keşf 2/508.

[349] bkz. Gazzalî, İhya: 3/94; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.371; Aclunî Keşf; 2/509.

[350] Bu hadisi Gazzalî, İhya Ha (3/94) İki şehvetin Kırılması bölümünde, Mide şehvetini kırma konusunda izlenecek riyazet yolunun açıklanması babmda zikretmiş, Irakî de bu sözünü ihya Tahrici'ndc (İhya: 3/94 dipnot l) zikretmiştir.

[351] bkz.  Sehavî,  Makasıd:  s.471;  Semhudî,   Gammaz  s.155; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.217; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.372; Aclunî, Keş£ 2/504; Hut, Bsne'l-Metaiib: s.357.

[352] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'1-Hasene: s.471 No:1325.

[353] bkz. İbnü'l-Cevzî, Mevzuat: 2/100; Süyûtî, Leâlr 2/21; İbn Arrak, Tenzih: 2/103; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.377; Aclunî, Keşi: 2/522.

[354] Süyûtî, el-Leâli'1-Masnûa: 2/21. Asıl nüshada; "Zeyl'de bu Şekildedir", denilmiştir. Bu, bir kalem sürçmesidir. Zira ben bu hadisi  Zeyl'de   göremedim,   gördüğünüz  şekilde   Leâli olarak düzelttim.

[355] bkz.  Taberanî,   ehMıı'cemii's-Sagir.   1/73; İbnü'l-Cevzî,   et Mevzûât: 2/186;  Heysemî Mecmeu'z-Zevaid  1/220; İbn Hacer,

Lisanü'l-Mizan: 1/98; Süyûtî Zeylü'l Mevzua t: s.96; Süyûtî, Leâlî: 2/377; İbn Arrak, Tenzih: 2/340; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.373. Heysemî Mecmeu'z-Zevaid: 1/220;

[356] Yani batıldır. Hadisi Süyûtî Zeylü'l-Mevzuât' da (s.96) Taberanî'nin elMu'cemüsSagir'inden senediyle; Amr b. Ebî Se­leme, ibrahim el-Basrî, Ali b. Sabit, Muhmmed b. Şirin, Ebu Hureyre tarikiyle merfû olarak rivayet etmektedir. Süyûtî şöyle demiştir: Taberanî diyor ki: Bunu Azre b. Sabit'in kardeşinden sadece İbrahim el-Basrî rivayet etmiştir. Süyûtî daha sonra şöy­le demiştir: "Mizan'da şöyle denilmektedir: Bu hadis Münkerdir. Bunun âfeti (uyduran kişisi) ibrahim'dir."

Ebu Gudde diyor ki: Bu haberi Mizan'da ibrahim ismini taşı­yan ravilerin biyografilerinde görmedim. Daha sonra bunu İbn Hacer'in Lisanü'l-Mizaninda (1/98) İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensa-rî'nin biyografisinde gördüm. Süyûtî'nin Zeyl'de-ki ifadesinin aslı "Lisanü'l-Mizan'da şöyle denilmiştir", şeklinde iken, kelime düşüklüğü sebebiyle bu yanlışlık meydana gelmiş olabilir.

Lisan' daki ifade şöyledir: (İbrahim b. Muhammed b. Sabit el-Ensarî): Amr b. Ebî Seleme et-Tinnîsî'nin üstadıdır. Münker hadisler rivayet etmiştir. İbn Adiyy onun hakkında: Medineli-dir. Kendisinden münker hadisler rivayet edilmiştir, demiş ve onun üç münker hadisini nakletmiş ve sonra da "Onun başka hadisleri de bulunmaktadır. Hadisleri salih olup tahammül edilebilir niteliktedir", demiştir. İbn Hıbban bunu Sikat'ta. zik­retmiş ve Amr b. Ebî Seleme'nin arkadaşıdır. Muhammed b. Malik vasıtasıyla Bera'dan rivayette bulunmuştur. İbrahim b. Muhammed el-Makdisî isminde zikri gelecektir." demiştir. İbn Hacer, zikri geçen (İbrahim el-Ensarî)'nin biyografisinin or­tasında şu hadisi zikretmiştir: Taberanî, Sagir' de Amr b. Ebî Seleme, İbrahim b. Muhammed el-Basrî'den, Ali b. Sabit, İbn Şirin sened zinciriyle Ebu Hureyre'den merfû olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bis­millah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin, bu abdestin bozuluncaya kadar hiç dinlenmeden senin hasene~ leriniyazmaya devam ederler. "Bu münkerdir. İbn Hacer daha sonra (İbrahim b. Muhammed el-Makdisî)'nin biyografisinde (1/103) şöyle demiştir: Ebu Hatim: Hadisi zayıf' tır, meçhuldür, demiştir. İbn Hıbban ise onu Sikat (Güvenilir Raviler) kitabında, Buharî Tarihinde zikretmiş, her ikisi de onu Ebu Hafs et-Tinnîsî'nin arkadaşı olarak tanıtmışlardır. Buharî, Tinnîsi İbrahim'in güvenilir olduğunu ifade etmiştir, demiştir.

(Ebu Gudde diyor ki) İbn Hacer'in ifadesinden anlaşılan; İbra­him el-Ensarî ile İbrahim el-Makdisî'ııin aynı kişi olduğudur. Durum nasıl olursa olsun, Taberanî'nin senedindeki ravi, İbn Hacer ve Süyûtî'nin naklindeki gibi (İbrahim b. Muhammed el" BasrO'dir. Görünen odur ki bu ravi zikri geçen iki raviden ayrı üçüncü bir kişidir. İbn Ebî Hatim'hı eî-Cerh ve't-Ta'dil'kitahm-da (c.l Kısım 1 sayfa 150) şu ifade yer almaktadır: İbrahim el-Basrî: Hasen'den Cenab'i Hakkın; 'Mücrimleri Cehenneme sürüklüyoruz, (Meryem: 86) mealindeki âyetini rivayet etmiş, kendisinden de İsmail b. Ebî Halid rivayette bulunmuştur." Dolayısıyla bu İbrahim el-Basrî, Taberanî'nin senedinde geçen İbrahim b. Muhammed el-Basrî ile aynı tabakadandır. Belki de ikisi aynı kişidirler. Durum böyle olunca, Abdülhayy el-Lekne-vî'nin er-Rafu ve't-Tekmîlû'î-Cerh ve't-Ta'dil(Il.hsk. s.l6(H6l) kitabına ya£dığım dipnotlarda geniş açıklamada göreceğiniz gibi; İbn Ebî Hatim'in onun hakkında sükût etmesi/bir görüş bildir­memesi onu tevsik etme anlamına gelmektedir. İbrahim el-Basrî ile İbrahim b. Muhammed el-Basrî aynı kişi ise ya da İbrahim el-Makdisî ise az önce nakledildiği gibi tevsik edilmiş (güvenilir ol­duğu ifade edilmiş) demektir. Bu duruma göre bu hadisin bu metniyle uydurma hadisler arasında zikredilmesi imkânsızdır. Hatta Hafız Heysemî Mecmeu'z-Zevaid'de (1/220) de bu hadisi zikretmiş ve "Bunu Taberanî Sagir'de rivayet etmiştir. İsnadı hasendir", demiştir. İbn Hacer de bu hadisi deîil olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla bu onun uydurma olmadığım göstermek­tedir, (bkz. Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa: 2/70). Bu cümleleri yazdıktan sonra İbnü'l-Cevzî'nin elMevzûât (2/186); Süyûtî'nin Leâlî (2/377) ve İbn Arrak'm Tenzihü'ş-Şeriati'l-Merfûa (2/340) kitaplarında Ebu Hureyre'den iti tarik­le gelen şu hadisi gördüm: Allah Rasûlü (s.a.v) buyurdu ki: "Ey Ebu Hureyre!.. Abdest aldığında "Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu meleklerin hiç dinlenmeden bu ahdesti atıncaya kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu Hureyre!.. Hanımınla veya cariyenle beraber olduğun-da Bismillah vel-hamdü lillah" de. Zira senin koruyucu me­şklerin hiç dinlenmeden sen gusledinceye kadar senin için haseneleri yazmaya devam ederler. Ey Ebu HureyreL. Bu birleş­meden sana bir evlad nasib olursa bu çocuğun ve neslinin nefe­si sayısınca sana basene yazılır."Bu hadisi nakleden üç hadis âlimi de şöyle demişlerdir: Bunun senedinde (Hammad b. Amr en-Nusaybî) ve meçhul raviler bulunmaktadır. (Ebu Gudde diyor ki) 406 nolu Bu  hadis, bu son senediyle ve yukarıdaki hadis metnine ilâve edilmiş asılsız metniyle hiç şüphesiz uydurmadır.

[357] Parantez arasındaki cümle kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun ortalarında geçmektedir. Önemine binaen ve dikkat çekmek için burada zikretmeyi uygun gördüm. (Çev.)

[358] bkz. Zerkeşî, ehİcabe: s.61; Aliyyü'MCarî, Kübra: s.373.

[359] {Humeyra):  Hamrâ kelimesinin küçültme ismidir.  Beyaz tenli, beyazı pembe ile doyurulmuş demektir. Araplar beyaz tenli erkeğe "Ahmer", beyaz tenli hanıma "hamrâ" derler. Hz. Aişe (r.anha) beyaz tenli idi. Buradaki Humeyra kelimesiyle anlatıl­mak istenen kişi, Hz. Aişe'dir. Bu küçültme, sevgi için yapılan küçültmedir.   Nitekim 121 no.lu hadis dipnotunda bu bilgi ve­rilmişti. Burada şunu da ilâve edeyim:

Müfhim müellifi Kurtubî diyor ki: Araplar, vücutta ki beyazlık baras/ alaca hastalığına benzediği için beyaz isminden haşlan­mamaları sebebiyle, beyaz tenlilere "ahmer/kırmızı" derler. Bu sebepledir ki Allah Rasulü (s.a.v) Hz. Âişe'ye Ya Humeyra!.. (Pembe yanaklı sevimli kız) derdi. Kurtubî'nin bu ifadesini Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bari'de (7/106 Menakıb ...) Hz. Pey­gamber (s.a.v)'in Hz. Hadıce (r.a) ile evlenmesi ve Hz. Hadice'-nin fazileti babında nakletmektedir.

[360] Benzeri bir ifade İbn Hacer tarafından da FethuTBarî'de (2/370 lydeyn 2) Bayram günü kılıç kalkan oyunu babında nak­ledilmiştir. Bu iki hadis hafızının hu ifadeleri isabetli değildir. Zira bu hadisten başka ayrıca iki sahih hadiste de (Humeyra) ifadesi sabit olmuştur.

İmam Bedreddin Zerkeşî el-İcabe li-irad me'stedrakethu Aişe ale's-Sahabe adlı eserinde (s.61-62) Hz. Âişe (r.a)'nin özellikle­rini sayarken şöyle demiştir: "Yirmi Yedinci Özellik: O'nun hakkında (Dininizin yarısını Humeyra'dan alın) hadisi gelmiş­tir. Hocamız Hafız Imadüddin İbn Kesir'e bu hadisi sordum. Dedi ki: Hocamız Dünya Hafızı Ebu'l-Haccac el'Mizzî (r.a) şöyle diyordu: İçinde Humeyra adı geçen her hadis batıldır. Sadece Sünen-i Nesaf de Oruç Bölümündeki bir hadis müstesnadır." (İhn Kesir diyor ki): "Sünen-i Nesaî'de yer alan bir başka hadis de buna ilâve edilmelidir: Ebu Seleme'den rivayet edildiğine: göre; Hz. Âişe şöyle demiştir: Habeşliler oynamak üzere mescide girdiler. Allah Rasûlü (s.a.v) bana: 'Ya Humeyra!.. Onlara bak­mayı arzu eder misin? buyurdu. Bu hadisin isnadı sahihtir. Hakim Müstedrek' inde (3/119) Ümmü Seleme'den -bu konuda bir üçüncü hadis- rivayet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) mü'minlerin annelerinin savaşa katılacaklarını anlattı. Hz. Aişe (r.a) güldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Dikkat et Ya Humeyra!.. Bu hanım sen olmayasm". dedi ve sonra Hz. A-li'ye döndü ve şöyle buyurdu: "Âişe'nin herhangi bir işi sana ha-vale edilecek olursa, son ona yumuşak davran."Hakim diyor ki: Bu hadis, Buharı ve Müslim'in şartına uygun, sahih bir hadis oldu­ğu halde Buharî ve Müslim bu hadisi Sahih' lerine almamışlar­dır. Zehebî ise; (Buharî ve Müslim, hadisin ravilerinden olan) Abdülcebbar'dan hadis tahric etmemişlerdir, demiştir." İbn Ke-sir'in ifadesi ilâve ve düzeltme ile burada sona ermektedir. Allâme Zürkanî, Şerhu'l-Mevahibi'n-Ledünniyye kitabında (7/216) Kastallânî'nin bu Ümmü Seleme hadisini Hakim ve Beyhakî'den rivayet etmesinden sonra; "Bu hadis, içinde (Ya Humeyra!..) geçen sahih bir hadisdir. İçinde bu ifadenin geçtiği her hadisin uydurma olduğunu iddia eden kimseye bu hadisle cevap verilebilir", demiştir. Zürkanî, işaret edilen iddia sahibi ile İbn Kayyim el-Cevziyye'yi kast etmektedir. Zira İbn Kayyim eJ-Menaru'l-Münifkitabında (s.60); "İçinde (Ya Humeyra!..) ya da sadece (Humeyra) lakabının geçtiği her hadis yalandır, uydurulmuş tır", demektedir,

Abdülfettah (Ebu Gudde) diyor ki: Nesaî'nin burada işaret edilen iki hadisi, onun esSünenü'J'Kübra'smdadır, matbu olan Sugra'da (yani elimizdeki meşhur Sünen nüshasında) bu hadisler yer al­mamaktadır." (bkz. Nesaî, esSünenü'l-Kübra: 1/553, Salatü'l-Ieydeyn 31, Hadis No: 1798)

[361] Parantez arasındaki bu cümle, kitabın metninden olmayıp bir önceki dipnotun başından alınmış, önemine binaen ve dik­kat çekmek için burada metin içerisinde ayrıca zikredilmiştir. (Çev.)

[362] bkz. Sehavî, Makasıd: s.474; İbnü'dvDeyba', Temyiz: s.219; Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.374; Aclunî, Keşf. 2/515.

[363] Yani bu ifadenin; diğer nebevî hadislerin rivayet edildiği gibi nebevî hadis olarak rivayet edilmesi doğru değildir. Zira daha önce 311 no.lu hadisin dipnotunda geçtiği gibi; âlimler nezdinde kesin olarak kararlaştırılan hususlardan biri şudur: Peygamberimiz (s.a.v)'i rüyada görmekle şer'î bir hüküm isbat edilemez.

Nebevî hadis ise öncelikli olarak rüya ile isbat edil­emez.

[364] bkz. Süyûtî, Zeylü'l-Mevzuât s.203; Aliyyü'1-Karî, Kübra: k.376; Aclunî, Keşf: 2/518.

[365] Süyûtî, Zeyîü'î-Mevzûât s.203

[366] bkz. Aliyyü'1-Karî, Kübra: s.376; Aclunî, Keşf: 2/519.

[367] bkz.Buharî, Sahih: Fezâılü Ashabi'n'Nebi 9; Müslim, Sa­hih: Fezâüü's-Sahabe 30, 31

[368] Bu konu 436 no.lu hadis esnasında ele alınacaktır.

[369] bkz. Sehavî, Makasıd.  s.475;  Semhudî,  Gammaz:  s.157; İbnü'd-Deyba',    Temyiz:   s.220;   Aliyyü'1-Karî,   Kübra:   s.376; Aclunî, Keşf: 2/519; Hut, Esne'l-Metalib: s.361.

[370] bkz. Sehavî, el-Makasıdü'hHasene: s.475 No: 1336.

[371] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz s.220; Aliyyü'1-Karî, iftV&ra: s.377; Aclunî, Keşf 2/521; Hut, EsneTMe-talib: s.362.

[372] Süyûtî'nin Tarihıı'l-Hulefâ' da (s. 178) naklettiği gibi; Sûlî, bu sözü benzeri bir lafızla senediyle Abbasî Halifesi Mansur'dan nakletmektedir. Abbasî Halifesi Ebu Ca'fer Mansur'un nesebi: Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdillah b. Abbas şeklindedir. Hicrî 95 yılında dünyaya gelmiştir. İlim tahsili için yolculuklar yapmıştır. Sûlî diyor ki: Zamanında Hadis ve Neseb ilmini en iyi bilen kimse olup hadis tahsili ile meşhur idi. Babasından, Ata b. Yesar ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Halife Mehdî hadis rivayet etmiştir. Çok zengin olmakla birlikte eğlence ve oyuna düşkün olmaması, kâmil akıl sahibi olması, ilim ve edebiyata fiilî katılımı, nefsî olgunluğu; heybet, cesaret,  ihtiyat,   görüş ve  azamet  açısından Abbasoğullannın yiğit şahsiyeti idi.

Dünya lezzetlerinden erişemediği hiç bir şey kalmadığı halde sadece Hadis ehlinin şerefini temenni etmesi konusundaki sözü 344 nolu hadis (700 nolu) dip notunda geçmişti. Halife Mansur, Mekke'de Hac için ihramlı olduğu halde hicrî 158 yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. (Süyûtî, Tarihu'bHulefa: s.172-180. Özetlenerek nakledilmiştir.)

[373] bkz. Sehavî, Makasıd: s.476; İbnü'd-Deyba', Temyiz: s.221; Aclunî, Keşf. 2/5
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #178 : 08 Şubat 2012, 15:16:15 »


“Eğer bir insanın başkasına secde etmesini emretseydim, kadının, kocasına secde etmesini emrederdim” anlamındaki hadis hakkında hayli soru geliyor. Kur’an’a aykırı olduğu ya da kadını tahkir ettiği gerekçesiyle uydurma olduğunu söyleyenlerden alıntılar eşliğinde bu hadisin durumunun ne olduğu soruluyor.

Öncelikle belirtelim ki, bir rivayetin sahih olup olmadığını, bizatihi o rivayetten hareketle ortaya koymak gerekir. Meseleyi kendi önyargılarımızın, peşin kabullerimizin ya da yaygın anlayışın/hakim söylemin boyunduruğu altına sokmaya çalışmak, kendi heva ve heveslerimizi hadisin, dolayısıyla Efendimiz (s.a.v)’in rehberliğinin önüne geçirmek anlamına gelecektir. Kur’an’a aykırılık vb. söylemlerin de bu bağlamda bizim heva ve hevesimizi tahkim etmekten başka bir fonksiyonu olmayacaktır.

Kur’an’a neyin uygun ve neyin aykırı olduğunu sağlıklı bir şekilde tesbit edebilmek için öncelikle sağlıklı bir Kur’an anlayışının ortaya konulmuş olması gerekir. Ben Kur’an’ı “bana göre”li bir şekilde tarif edersem, herhangi bir meseleyi “Kur’an’a götürün” derken “benim Kur’an anlayışıma getirin” demiş olurum. Ulemamızın yüzlerce yıldır Kur’an’a aykırı görmediği bir kısım hadislerin ahir zamanda Kur’an’a aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi tam da bu “el çabukluğu”nun göstergesidir!…

Maksada gelecek olursak, evet, Efendimiz (s.a.v)’den çeşitli bağlamlarda nakledilmiş birçok rivayetin ortak noktasını teşkil eden bu cümleye “uydurma” demek mümkün değildir. Tesbit edebildiğim kadarıyla konu hakkında 10 ayrı sahabînin naklettiği 10′dan fazla rivayet mevcuttur. Kısaca zikredecek olursak:

1. Mu’âz b. Cebel (r.a)’dan nakledildiğine göre kendisi Yemen’den[1] döndüğü zaman Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna girdiğinde secde etmiş, bu duruma şaşıran Efendimiz (s.a.v), bu hareketinin sebebini sorunca da, Yemen’de Ehl-i Kitab’ın, büyüklerini selamlama ve ta’zim maksadıyla secde ettiklerini gördüğünü ve bu şekilde selamlanmaya Efendimiz (s.a.v)’in daha layık olduğunu düşündüğü için böyle yaptığını söylemiştir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), “Onlar peygamberleri adına yalan uydurdular; kitaplarını da böyle tahrif etmişlerdi. Eğer bir kimsenin başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kocasına secde etmesini emrederdim…” buyurmuştur.[2]

2. Kays b. Sa’d (r.a) Hîre’de Mecusilerin, ileri gelenlerine aynı şekilde saygı göstergesi olarak secde ettiklerini görmüş ve Efendimiz (s.a.v)’in kendisine bu şekilde secde edilmeye daha layık olduğu düşüncesiyle Efendimiz (s.a.v)’e gelerek bu durumu sormuştu. Efendimiz (s.a.v) ile aralarında şu konuşma geçti:

- “Benim kabrime uğradığında ona secde etmeyi düşünür müsün?”

- “Hayır.”

- “Bunu yapmayın! Eğer bir kimseye, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, Allah’ın kadınlara karşı kocalarına bir hak verdiği için kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim.”[3]

3. Ebû Hureyre (r.a)’den: “Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şayet bir kimsenin başka bir kimseye secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[4]

Aynı sahabîden, bağlamın da zikredildiği daha uzun bir rivayet şöyle gelmiştir: “Resulullah (s.a.v), Ensar’dan birinin bostanına/bahçesine girdi. Resulullah (s.a.v) kendilerine yaklaşınca orada bulunan ve tepinen iki azgın deve, O’nun önünde çöküp boyunlarını yere koydular. Orada bulunanlar “Size secde ediyorlar (ey Allah’ın Resulü)” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kimsenin kimseye secde etmesi uygun değildir. Eğer bir kimsenin başkasına secde etmesi uygun bir davranış olsaydı, Allah’ın kocaya verdiği hakkın büyüklüğü sebebiyle kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[5]

Cumartesi günü devam edelim.

[1] Veya Şam’dan. Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde böyle geçmektedir; doğrusu da bu olmalıdır. Zira Hz. Mu’âz (r.a), Efendimiz (s.a.v) vefat ettikten sonra Yemen’den Medine’ye dönmüştür. Hz. Mu’âz (r.a)’ın Şam’a gidişi ise daha önce olmuştur. et-Taberânî ve el-Bezzâr da bir sonraki dipnotta zikrettiğim yerlerde rivayeti Mu’âz b., Cebel (r.a)’in “Şam dönüşü” şeklinde tasrih etmektedir.

[2] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XXXII, 154; et-Taberânî, Müsnedu’ş-Şâmiyyîn, III, 231; a.mlf., el-Mu’cemu’l-Kebîr, V, 208-9, VIII, 37, XX, 52; el-Bezzâr, el-Müsned, I, 227; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 172. ez-Zehebî, bu rivayetin sahih olduğu görüşünde el-Hâkim’e muvafakat etmiştir. el-Heysemî de Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 309) İmam Ahmed ve el-Bezzâr rivayetlerinin senedlerindeki ravilerin güvenilir olduğunu söylemiştir.

 [3] Ebû Dâvud, “Nikâh”, 40; et-Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Âsâr, IV, 129; ed-Dârimî, “Salât, 159; el-Hâkim, a.g.e., II, 187. Bir önceki rivayette olduğu gibi, bu rivayetin sıhhatinde de ez-Zehebî, el-Hâkim’e muvafakat etmiştir.

[4] et-Tirmizî, “Radâ’”, 11;

[5] İbn Hibbân, es-Sahîh, IX, 470. Bu rivayet, et-Taberânî’nin İbn Abbâs (r.a)’dan nakli olarak daha uzun ve tam bir lafızla ileride gelecek.





Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2256


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #179 : 08 Şubat 2012, 15:36:24 »

Ensar’dan birilerinin sakin bir devesi vardı. Ancak (hastalık vb. bir sebepten dolayı) deve azgınlaştı ve kimseyi yanına yaklaştırmaz oldu. Durumu Efendimiz (s.a.v)’e haber verdiler. Efendimiz (s.a.v) devenin bulunduğu bahçeye gitti. Deve Efendimiz (s.a.v)’i görünce O’na doğru yaklaştı ve önünde çöktü. Orada bulunanlar, “Aklı şuuru olmadığı halde bu hayvan size secde ediyorsa, bizim secde etmemiz daha evladır” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir beşerin bir başka beşere secde etmesi elvermez. Eğer bir beşerin başka bir beşere secde etmesi uygun bir durum olsaydı, kocasının üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kadına kocasına secde etmesini emrederdim…”

5. Hz. Aişe (r.anha) validemizden: “Resulullah (s.a.v) Muhacirun ve Ensar’dan bir grup sahabî ile birlikte iken bir deve gelip kendisine secde etti. Ashabı, “Ey Allah’ın Resulü! Hayvanlar ve ağaçlar size secde ediyor. Size secde etmeye biz daha müstehakkız” dedil. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Rabbinize kulluk edin ve kardeşinize ikramda bulunun. Eğer ben bir kimseye, birisine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim. Eğer koca, eşine, sarı dağdan siyah dağa ve siyah dağdan beyaz dağa taş nakletmesini emretseydi, onun bunu yapması uygun olurdu.”

6. İbn Abbâs (r.a)’dan: “Ensar’dan birisinin iki devesi vardı. Azgınlaştılar ve sahipleri onları bir bahçeye kapatıp kapısını kilitledi; sonra da duasını almak niyetiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’e geldi. Resulullah (s.a.v) o esnada yanında Ensar’dan bir grup bulunduğu halde oturuyordu. Adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Bir hacetim için geldim. Benim iki devem var. Azgınlaştılar. Onları bahçeye bağlayıp kapıyı kilitledim. Allah Teala’nın onları bana itaat ettirmesi için dua etmenizi istedim.” Bunun üzerine Resulullah (s.a.v), yanındakilere, “Bizimle birlikte gelin” buyurdu. Bahçenin kapısına geldiğinde, “Aç” buyurdu; develerin sahibi bahçenin kapısını açtı. Develerden biri kapıya yakındı. Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce O’na secde etti.  Hz. Peygamber, “Bana bir şey verin başına (boynuna) bağlayayım ve onu zabtedeyim” buyurdu. (Develerin sahibi) bir ip getirdi. Hz. Peygamber (s.a.v) onu devenin başına (boynuna) bağladı ve onu zabtetti. Sonra duvarın öbür köşesine, diğer devenin yanına gittiler. O da Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce secde etti. Hz. Peygamber develerin sahibine (yine), “Bana bir şey getir onun başına (boynuna) bağlayayım” buyurdu. (Getirilen ipi) devenin başına (boynuna) bağladı, onu da zabtetti (sonra da develerin sahibine), “Git, artık sana isyan etmezler” buyurdu. Sahabe bu durumu görünce, “Ey Allah’ın Resulü! Bu develer akılları olmadığı halde size secde ettiler. Biz de size secde etmeyelim mi?” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ben hiç kimseye bir başkasına secde etmesini emretmem. Eğer birinin birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”

7. Isme (r.a)’dan: “Ensar’dan bir yetimin devesi azgınlaştı, zaptedemedik. Gidip durumu Hz. Peygamber (s.a.v)’e haber verdik. Birlikte, devenin bulunduğu bahçeye gittik. Deve, Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce geldi ve önünde secde etti. Biz, “Ey Allah’ın Resulü! Emir buyursanız, krallara secde edildiği gibi biz de size secde etsek” dedik, şöyle buyurdu: “Benim ümmetimde bu yoktur. Eğer bunu yapacak olsaydım, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim.”

8. Zeyd b. Erkam (r.a)’dan: “Resulullah (s.a.v), Mu’âz b. Cebel’i Şam’a gönderdi. (Geri) geldiği zaman “Ey Allah’ın Resulü! Ben Ehl-i Kitab’ın papazlarına ve patriklerine secde ettiklerini gördüm. Biz de bize secde etmeyelim mi?” dedi. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu. “Hayır! Eğer ben birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”

9. Sürâka b. Mâlik (r.a)’dan: “Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer ben birisine, başka birisine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[1]

10. Büreyde (r.a)’dan: “Bir bedevi Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Bana izin verin size secde edeyim”dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu. “Eğer ben birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[2]

11. Abdullah b. Ebî Evfâ (r.a)’dan: “Mu’âz b. Cebel (r.a)Yemen’den[3] döndüğü zaman Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna girdiğinde secde etmiş, bu duruma şaşıran Efendimiz (s.a.v), bu hareketinin sebebini sorunca da, Yemen’de Ehl-i Kitab’ın, büyüklerini selamlama ve ta’zim maksadıyla secde ettiklerini gördüğünü ve bu şekilde selamlanmaya Efendimiz (s.a.v)’in daha layık olduğunu düşündüğü için böyle yaptığını söylemiştir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), “Onlar peygamberleri adına yalan uydurdular; kitaplarını da böyle tahrif etmişlerdi. Eğer bir kimsenin başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kocasına secde etmesini emrederdim…” buyurmuştur.[4]

12. Ğaylân b. Seleme (r.a)’dan: “Hz. Peygamber (s.a.v) ile birlikte bir seferdeydik. Şöyle buyurdu: “Eğer birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[5]

13. Suheyb (r.a)’den: “Mu’âz Şam’dan geldiğinde, oradaki yahudilerin alimlerine ve din adamlarına, hristiyanların da papazlarına ve ruhbanlarına secde ettiğini görmüştü. Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanına geldiği zaman O’na secde etti. Hz. Peygamber (s.a.v), “Ey Mu’âz, bu nedir?” buyurunca şöyle dedi: “Şam’a gittiğimde yahudilerin alimlerine ve din adamlarına ve hristiyanların keşişlerine ve din adamlarına secde ettiğini gördüm. “Bu nedir” diye sordum; “Bu, peygamberleri selamlama şeklidir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Peygamberleri üzerine yalan söylemişler. Kitaplarını da böyle tahrif etmişlerdi. Eğer bir kimseye, birisine secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[6]

Söz konusu hadis hakkında ulaşabildiğim bilgiler böyle. İlk yazıda sahabî sayısını 10 olarak zikretmiştim. Görüldüğü gibi sayı 13′e çıkmış durumda. Özellikle dipnotlarda aktardığım bilgilerden ortaya çıkan netice şu: Bu hadisin rivayet tariklerinden bir kısmı sahih, bir kısmı hasen, bir kısmı ise zayıftır. Dolayısıyla sened itibariyle bu hadisin uydurma olduğunu söylemek mümkün değil.

Metne gelince, burada Efendimiz (s.a.v)’in, kocanın eşi üzerindeki hakkı konusunda mübalağalı bir ifade kullanarak konunun hassasiyetine dikkat çektiğini söylememiz gerekiyor. Efendimiz (s.a.v)’in bu tarz başka sözleri de mevcuttur. “Kur’an’ı teganni ile okumayan bizden değildir”[7] veya “Bize silah çeken bizden değildir”[8] hadisleri örnek olarak gösterilebilir. Burada söz konusu fiiller kişiyi dinden çıkarmadığı halde böyle buyurulmuş olması meselenin hassasiyetini ortaya koymak içindir. Dolayısıyla bu gibi rivayetlerde Kur’an’a aykırılık bulmayanların, sadedinde bulunduğumuz rivayet hakkında da aynı tavrı göstermesi beklenir.

Bitirmeden bu hadisin, kocalara, eşlerine zulmetme hakkı vermediğinin, buradan böyle bir neticeye gitmenin “istismar”dan başka bir anlamı olmayacağının altını kalın çizgilerle çizmiş olalım. Merak etmemek elde değil, istismara meydan vermeme gerekçesiyle hadisi feda edenler, ilgili ayet[9] konusunda da aynı şekilde mi davranacaklar acaba?ünlem..

[1] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VII, 152. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 310), sededdeki Vehb b. Ali ve babasının durumları hakkında bilgi sahibi olmadığını, diğer ravilerin güvenilir olduğunu söyler.

[2] ed-Dârimî, “Salât”, 159.

[3] Veya Şam’dan. Ahmed b. Hanbel’in bu rivayetinde böyle (ravinin tereddüdü tasrih edilerek) geçmektedir; doğrusu “Şam’dan” olmalıdır. Zira Hz. Mu’âz (r.a), Efendimiz (s.a.v) tarafından Yemen’e gönderilmiş ve ancak O vefat ettikten sonra Medine’ye dönmüştür. Hz. Mu’âz (r.a)’ın Şam’a gidişi ise daha önce olmuştur. et-Taberânî ve el-Bezzâr da bir sonraki dipnotta zikrettiğim yerlerde rivayeti Mu’âz b. Cebel (r.a)’in “Şam dönüşü” şeklinde tasrih etmektedir. Ahmed b. Hanbel de Mu’âz b. Cebel (r.a) rivayetinde aynı tasrihi vermektedir.

[4] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 381; eş-Şâşî, el-Müsned, III, 231; et-Taberânî,, el-Mu’cemu’l-Kebîr, V, 208-9, VIII, 37, XX, 52; el-Bezzâr, el-Müsned, I, 227; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 172. ez-Zehebî, bu rivayetin sahih olduğu görüşünde el-Hâkim’e muvafakat etmiştir. el-Heysemî de Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 309) İmam Ahmed ve el-Bezzâr rivayetlerinin senedlerindeki ravilerin güvenilir olduğunu söylemiştir.

[5] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, XVIII, 263-4. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 311) bu rivayetin senedindeki Şebîb b. Şeybe’nin çoğunluğu teşkil eden hadis tenkitçileri tarafından zayıf, bazıları tarafından ise güvenilir bulunduğunu söyler.

[6] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VIII, 35-6. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 309-10) bu rivayetin senedindeki en-Nehhâs b. Fehum’un zayıf bir ravi olduğunu söyler.

[7] el-Buhârî, “İ’tisâm”, 44

[8] el-Buhârî, “Fiten”, 7.
[9] 4/en-Nisâ, 34.

ebubekir sifil
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: 1 ... 16 17 [18] 19 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
BİR AYET BİR HADİS Hz.Muhammed (S.a.v) « 1 2 3 » Reyyan 23 1753 Son Mesaj 14 Ağustos 2007, 13:23:34
Gönderen: Sudamlasi
GÜNÜN HADİS-İ ŞERİF-İ Hz.Muhammed (S.a.v) « 1 2 » İSLAM 11 697 Son Mesaj 19 Eylül 2007, 11:38:30
Gönderen: azra
HADİS İKLİMİ Hz.Muhammed (S.a.v) yasemin 1 230 Son Mesaj 05 Haziran 2008, 22:30:52
Gönderen: Şehid Rehber
40 HADİS Hz.Muhammed (S.a.v) yasemin 2 288 Son Mesaj 02 Temmuz 2008, 10:38:02
Gönderen: Nar-ı Zehra
40 HADİS Hz.Muhammed (S.a.v) vuslat 2 303 Son Mesaj 30 Mart 2011, 15:31:31
Gönderen: efsane_67
BİR HADİS Hadis-i Şerifler seriyye 2 229 Son Mesaj 14 Mayıs 2009, 15:28:01
Gönderen: vuslatvakti
KUDSİ HADİS Hadis-i Şerifler MERXAS 0 141 Son Mesaj 11 Haziran 2009, 08:59:04
Gönderen: MERXAS