0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8 ... 18 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: HADİS OLARAK UYDURULMUŞ SÖZLER  (Okunma Sayısı 7593 defa)
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #50 : 12 Temmuz 2010, 17:16:06 »

Tabakat kitapların da Bakiy b. Mahlel'in Bağda ta gidişi şöyle anlatılır.

Ebu Abdurrahman Bakiy b. Mahled el-Hafız. 201 yılında doğup 276 yılında vefat etmiştir. O,yirmi yaşlarındayken yürüyerek Bağda ta gitti Onun bütün amacı Ahmed b. Hambel ile buluşmak ve o nun ilminden istifade etmekti. O yolculuğunu şu şekilde anlatmaktadır: ''Bağda ta yaklaştığımda Ahmed b. Hambel'in başına gelen mihne olayını duydum. Onun halka kurması yasaklanmış ,hadis rivayetinden de menedilmişti. Ben bunu duyunca agerçekten çok üzülmüştüm . Bir yere yerleştim. Otelin birinde kiraladığım odama  eşyalarımı indirdikten sonra hiç bir şeye bakmadan doğruca Camiî kebire gittim .  Ben orada ders halkalarına katılmak ve muzakerelerinden faydalanmak istiyordum.
 Beni nezih bir halkaya yönlendirdiler. Baktımki orada bir adam raviler hakkında konuşuyor,bazılarını zayıf ,bazıların da sahih olduğunu söylüyordu. Hemen yanımdakine '' Bu adam  kim ? '' diye sordum . O da ''Yahya b. MAİN ''  diye cevap verdi . Onun yanında bir boşluk gördüm ve hemen sokuldum. Ona dedimki: ''Ebu Zekeriyya ünlem ben evinden uzak garip biriyim . sana bazı sorular soracağım ama beni hafife alma''. Yahya b. Main ''sor '' dedi . Bende daha önce karşılaştığım muhaddisler hakkında sorular sordum .Kimisine zaıf kimisine sika dedi. En son ona kendisinden çokca istifade ettiğim  Hişam  b. Ammar'ı sordum. Ebul Velid. Hişam  b.  çokca namaz kılan biridir. Şayet hertarafını kibir kaplasa bile hayırda fazilet sahibi biri olduğundan dolayı ona hiç zarar vermez. Halkadakiler  ''Yeter, diğer insanların da sorusu var diye bağırdılar.

d. edecek inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #51 : 13 Temmuz 2010, 16:10:24 »

Ben ayak üstü ona  '' Bir kişi hakkında daha soru sormak istiyorum .  Ahmed b. hambel nasıldı ? '' dedim. Yahya b. Main  şaşırmış gibi bana baktı . '' Biz mi Ahmed Bin Hambel hakkında konuşacağız. O, müslümanların imamı,  en faziletli en hayırlı kişisidir. '' dedi.

Daha sonra bana '' nereden  geliyorsun '' '' Uzak mağrip ten '' dedim. '' Afrika'mı '' dedi. Ben ''Ordan da uzak Endülüs'ten , memleketimizden  Afrika ya denizden geçiliyor'' dedim. ''Senin memleketin gerçekten de çok uzakmış ,ben senin gibi uzaktan gelen hadis öğrencilerine yardımcı olmayı gerçekten çok sverim. Ama muhtemelen  senin de bildiğin gibi  şu zamanlar sıkıntı içindeyim '' dedi. Bende '' evet '' biliyorum. Bu durumu şehre yaklaştığımda söylemişlerdi '' diye karşlık verdim.

Ben elime hergün bir değnek alıyor, başıma bir bez bağlıyor,kağıdımı, divitimi  de yenime sokarak kapısına gidiyordum . '' Allah sizden tazı olsun bir sadaka '' diye bağırıyordum. O zamanlar dilencilik böyle yapılıyordu . O da kapıya geliyor,kapıyı kapatıp iki,üç veya daha çok hadis rivatyet ediyordu. Böyle böyle yanımda Üçyüze yakın hadis birikmişti...

Ben ,( Kur'an mahluk olup olmadığı  meselesi dolayısıyle) halkı imtihana çeken halife vefat edinceye kadar bu şekilde devam ettim.Daha sonra Ehl-i sünnet taraftarı bir halife geldi. Ahmed b. Hambel de sıkıntıdan kurtuldu.  Ünü yayıldı ve insanların gözünde büyüdü . İmamlığı yüceldi . İnsanlar o na gelmeye başladılar. O da benim sabretmekte ne kadar haklı olduğumu anladı

Halkasına geldiğim de bana yer açıp yakınına oturtarak öğrencilerine '' İlim talibi ismi bu adama yakışır '' der hikayemi onlara anlatırdı.  O,bana munavele yoluyla hadis verir, hadis okur ,bende ona okurdum.

Bir gün amansız bir hastalığa yakalandım . Halkasında beni bulamayınca  sordurmuş. Hasta olduğumu öğrenmişti. Hemen kalkıp yanındakilerle beraber yola koyulmuştu. Ben ise kiraladığım odamda yatıyordum.. Gömleğim altımda ,cübbemde üstümde,kitaplarımdabaşucumda duruyordu
 Birde baktımki oteldekilerde bir kaynaşma! '' Ta kendisi, bakın bakın diyordu'' diyordu  '' İşte müslümanların iamamı geliyor ''. Otel sahibi hızlıca yanıma geldi ve bana ''Ebu Abdurrrahman! müslümanların imamı Ahmed b. Hambel seni ziyarete geliyor'' dedi.

Ahmed b. Hambel içeri girdi ve başucuma oturdu. Oda öğrencileriyle doldu hatta odaya sığmadılar  onların bir kısmıda  salona taştı. Kalemleri ellerinde hazır bekliyorlardı. Ahmed. b. Hambel bana yanlızca şunları söyledi: '' Ebu Abdurrahman ünlem Allahın sana vereceği karşılıkla sevin . Sağlıklı günlerde hastalık akla gelmez. Hastalıko günlerde ise sağlığa ulaşılamayacağı sanılır. Allah sana  afiyet versin,şifa dolu kudret eliyle sıvasın '' . Öğrencilerin bu sözleri yazdıkları gördüm.

Sonra Ahmed b. Hambel yanımdan çıktı. Oteldekiler bana iltifat göstermeye başladılar. Allah rızası için bana hizmet ediyorlardı. . Birisi yatak seriyor, diğeri yorgan getiriyor ve lezzetli yiyecekler hazırlıyorlardı. Onlar hastalığımda bana şayet yanlarında olsaydım ailemin bana bakacağından daha iyi baktılar.  Bütün bunlar salih bir zatın beni ziyaret etmesinden dolayı idi.

Baki b. Mahled. el- Kurtubi,doğuya iki rıhle yapmıştı. Mısır, Şam,Hicaz Bağdat'a ilim yolculuğuna çıkmış  ve ilk yolculuğu ondört sene sürmüştü. İkincisi ise yirmi sene sürdü.

İlim öğrenme hususunda diğer alimlerde benzer zorluklara katlanmış  ve ilim ilim yolculuğında bir çok sıkıntıya göğüs germişlerdi. Meşhur muhaddis Ebu Hatim-er Razinin ilim öğrenmek için giitiği yerler bu konuyu aydınlatmaktadır.. Oğlu Abdurrahman  b. Ebi Hatim, babasının yolculuğuunu şu şekilde kaydeder.

d. edecek inş...

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #52 : 14 Temmuz 2010, 09:35:22 »

Meşhur muhaddis Ebu Hatim-er Razinin ilim öğrenmek için giitiği yerler bu konuyu aydınlatmaktadır.. Oğlu Abdurrahman  b. Ebi Hatim, babasının yolculuğuunu şu şekilde kaydeder.

Hadis uğrunda ilk yolculuğumda yedi sene kaldım. Bin fersaha kadar yaya olarak gittiğim yolu sayıyordum. Bin fersahtan sonra artık saymadım.
Ben Küfe'den Bağdat'a sayamayacağım kadar gittim . Mekke'den Medine'ye çok defa gittim. Selâ şehrinin yakınındaki  limandan Mısır'a , Mısır'dan Remle'ye yürüyerek vardım. Remle'den BEYTİL makdis'e, Remle'den Askalan'a,  ve Remle'den Taberistan'a, Tebaristan'dan,  Dimeşk'e ,Dimeşk'ten, Hımıs'a,Hımıs'tan Antakya'ya,Antakya'dan Tarsus'a ulaştım.

Sonra Tarsus'tan,Hımıs'a döndüm .  Ebul -Yeman'dan dinleyemediğim hadisler vardı. Onları aldım. Sonra Hımıs'tan Beysan'a oradan da  Rakka'ya geçtim. Rakka'dan Fırat'ı geçerek Bağdat'a geldim. Şam'a gelmeden önce Vsıttan Nil'e, oradanda Küfe'ye gittim. Ben bütün bu yolculukları yaya olarak yaptım. Bu ilk ilmi yolculuğumdu. O zamanlar ben yirmi yaşındaydım. Yedi sene dolaştım Rey şehrinden 213 yılının  Ramazan ayında çıktım. 221 yılında geri döndüm.
İkinci kez de kırk iki senesinde çıktıp,kırkbeş senesinde geri döndüm. Bu yolculuğumda da üç sene kaldım Ben o zamanda  47 yaşındaydım.


Muhaddisler hadis toplamak için bir çok ilim yolculuğunda bulunmuşlar ve bu esnada bir çok olayla karşılaşmışlardır. Onlar gece ve gündüz uykularını  feda etmiş, aç ve parasız kalmalarına rağmen hadis yolundan vazgeçmemişlerdir.  Bazılarıda babalarından kalan  tüm servetini  hadis öğrenme yolunda harcamıştı. Alimler'in  üstün gayretlerle yaptıkları bu faliyetlerin sonucunda  her asırda islam dünyasının  bir çok yerinde saygın muhaddisler yetişmiş ve Rasülülalh'ın s.a.v  hadislerini insanlara tebliğ etmişlerdir...
[/color]
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #53 : 15 Temmuz 2010, 12:04:33 »

HADİS UĞRUNDA YAPILAN YOLCULUKLARA DEVAMLA
Yani  er-rıhle fitaleb'il- hadis, hadis ilminin en özellikli kısmını oluşturmaktadır.  Her ne kadar bu konuda yazılan eserler her hangi bir ayırıma gitmeksizin rıhleyi ( yolculuğu)  sahabe dönemiyle  birlikte başlatsada onu iki kısma ayrırarak işlemek daha uygun gözükmektedir.  Sahabilerin  ve daha sonraki tabiilerin  bir hadis veya fıkhi bir mesele için  bir şehirden diğer şehire gitmeleri tabî bir ilmi yolculuktur.  Özellikle ikinci asırdan  itibaren her beldenin hadislerini toplamak için şehirlere uğrayıp hadislerini araştırmak ise sistemli olarak yapılan rihle hareketidir.

TEK  HADİS VEYA MESELE İÇİN YAPILAN YOLCULUKLAR.

Bazı sahabiler, işittikleri hadisi, emin olmak maksadıyle başka şehirdeki bir sahabiden sormak için uzun yolculuklara katlanmışlardı. Örneğin Cabir b. Abdullah, bir aylık mesafedeki Abdullah b. Uneys'in  yanına sadece bir hadis sormak için gitmişti. O, Abdullah'ın bir hadis rivayet ettiğini duyunca bir binek satın almış ve o sırada  Şam'da bulunan  Abdullah b. uneyse ulaşmak için bir aylık mesafe katedmişti. Ayrıca Cabir bin Abdullah'ın  kısas konusundaki bir hadisi ilk söyleyeninden işitmek için Mısır'a gittiğide naklediliyor.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #54 : 19 Temmuz 2010, 11:09:52 »

  Benzer şekilde Ebu Eyyüb el, ensari de Rasülüllah tan  işittiği bir hadisi tekit etmek için  Ukbe b. Amir'in  yanına gitmişti. Mısıra varıp Ukbe ile kucaklaşan EbU Eyyüb ona,söz konusu hadisi bilen sadece  onunla kendisinin  kaldığını söyleyerekn hadisin doğruluğunu teyit ettikten sonra  başka bir şeyle meşgul olmadan  geri dönmüştür.   (habib rıhle,s.119)

Sahabiler den sonra tabii tabakasına mensub önemli alimlerin de tek bir hadis için  uzun yolculuklara katlandığı görülmektedir.  Örneğin Medine'nin  büyük alimi  ve Ebu Hüreyre'nin damadı Said. b. müseyyib, ''Ben  bir hadis için günlerce ve gecelerce yol katediyordum '' demektedir. Benzer şekilde Sad b. Cübeyr'de  Küfelilerin  ihtilaf ettikleri  bir ayetin anlamını sormak için Abdullah b. Abbas'a  yolculuk yapmıştı. Hadis tarihinde  bir hadis veya  mesele için  şehirler arasında  yolculuk yapan başka örnekler de bulunmaktadır..(habib rıhle s. 127.139)

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #55 : 19 Temmuz 2010, 11:33:11 »

HADİSTE ZAYIFLIK SEBEBPLERİ:

1) Senette kopukluk (intika)
2) Ravi de cerhi gerektiren bir hal.

1) SENETTE KOPUKLUK NEDENİYLE ZAYIF HADİS ÇEŞİTLERİ.

İNTİKA (KOPUKLUK), senetten en azından  bir ravinin düşmesi demektir. Böyle bir kopukluk varsa senetteki bütün şahıslar sika (Hadis râvilerinde aranan şartlardan biri; adâlet ve zabt sıfatlarını taşıyan güvenilir râvi) olsalar bile, sırf bu intika (kesilme)  metnin reddini gerektirir.

İnkita (kesilme) zayıf kabul edilen hadisler, MUALLAK,MÜRSEL, MU'DAL, MUNKATI, VE MÜDELLES ismiyle anılır. Bunları şöylece gösterebiliriz.

SENETTEKİ KESİLEM SEBEBİYLE ZAYIF KABUL EDİLEMİŞ HADİSLER.

MÜRSEL, MUNKADI, MU'DAL, MUALLAK, MÜDELLES.

a) MÜESEL HADİS:
D.edecek inş..
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #56 : 20 Temmuz 2010, 11:40:00 »

MÜRSEL HADİS:

 Tabii'nin,sahabiyi atlayarak Hz Peygamber'e izafe  ettiği hadistir. Tabii bunu

FUILE HAZRATİHİ KEZÂ, FEALE KEZÂ, GALE RASÜLÜLLAHİ SAllahÜ ALEYHİ VESSELLEM KEZÂ...gbi sözlerle gerçekleştirir. Mürselim çoğulu merasil'dir. Mürsel hadis rivayet eden  tabiiye MÜRSİL denir.  

Mürsel hadisin zayıf sayılması ,senedindeki inkita (kesinti) dir.

Misal:

EKBERANÂ SAÎDÜN AN İBN-İ KURAYCİN EKBERANÎ HUMEYDÜL EĞRACÜ AN MÜCAHİDİ ENNEHÜ GALE: KÂNENNEBİYYÜSAllahÜ ALEYHİ VESSELLEME YÜZHIRU MİNETTELBİYYETİ LEBBEYKE AllahÜMME LEBBEYKE...

Mücehid, Nebi (s.a.v)  ulaşamamış bir tabiidir. Burada aradaki sahabiyi söylememiştir. Bu yüzden bu hadis mürseldir. (menhec,s.370)

Rivayet ettiği hadisi doğrudan Hz Peygamberden duymadığı  ( bir başka sahabiden duymuş olduğu) halde, Hz Peygamber'den nakleden sahabi'nin bu rivayetine de ''sahabi mürseli'' denir Hadiscilerden bu tür hadisleri mürsel saymayanlar;  '' sahabinin ,sahabi raviyi atlaması bir kusur teşkil etmez'' diyenler bulunmaktadır...

MÜRSEL HADİS'İN HÜKMÜ:

Mürsel ahdisi delil kabul edip etmemekte görüş ayrılıkları vardır. bu değişik görüşler üç noktada toplanabilir.

* Muhaddisler'in fakihlerin ve usulcüler'in  çoğunluğuna göre, MÜRSEL hadis delil olmaz,onunla ihticac(hadisten hüküm çıkartılmaz) edilmez,zayıftır.

* Ebu Hsnife, İmam Malik ve taraftarlarınca, sika'nın  mürseli sahihtir.Hüccettir (delildir).

* İmam Şafiiye göre ise, büyük tabiiler'in  mürseller'i ile i'tibar araştırmasına dayalı olarak ( 5 şartın birinin tahakkuku halinde) amel edilebilir.  Yoklsa mürsel ahdis  hüccet olmaz.
 Sahabe mürseli sahihtir, hükmüyle bilittifak amel edilir.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #57 : 20 Temmuz 2010, 11:42:59 »

SİKA

Hadis râvilerinde aranan şartlardan biri; adâlet ve zabt sıfatlarını taşıyan güvenilir râvi
Kelime anlamına göre, kendisine itimad olunan, güvenilen kimse demek olan "sika" hadis ıstılahında gerek adâlet gerekse zabt yönünden kusursuz olan hadis râvileri hakkında kullanılan bir tabirdir Bir râvinin hadislerinin kabul olunabilmesi ve kendisinin sika diye vasıflandırılması için, adâlet ve zabt vasfını tam olarak taşıması gerekmektedir Adâlet, hadis naklinde, rivayetlerinin kabul edilebilmesi için râvilerde bulunması gereken vasıfların en önemli olanlarından biridir
Hadis râvisinin, din işlerinde istikamette olması, fısk ve fücurdan selâmeti, mürüvveti ihlal eden hata ve kusurlardan uzak olmasına râvinin adâleti (adâletü'r-râvî) denilmektedir Bu râvi dinî farîzayı gereği gibi ifâ eder, emrolunanı işler, nehyolunandan kaçınırsa, "adl" ile mevsûf olur Nitekim böyle kimseler hakkında, dininde adl ile mevsuf, hadisinde sıdk ile ma'rûf, denir (Hatib Bağdadî, el-Kifâye fi İlmi'r-Rivâye, Haydarabad 1357, s 80)
Hadis âlimlerinin bazılarına göre adâlet, insanı büyük günah (kebâir) işlemekten ve küçük günah (sağâir) üzerinde ısrar etmekten alıkoyan bir melekedir Bazılarına göre de, şehâdet ve rivâyetin kabul edilmesini gerektirecek şekilde, insana, taât ve mürüvvetin hâkim olmasıdır Zira insanın işlerinde masiyet ve mürüvvetsizlik galebe çalarsa, şehâdet ve rivâyeti reddedilir (Tahir el-Cezâirî, Tevcîhu'n-Nazar, Beyrut (ty), s 26)
Bir râvinin adâleti çeşitli yollarla bilinir Bazan, adâleti sâbit olan kimselerin o râvinin adâleti hakkında şehâdet etmeleriyle; bazan adâletinin ilim ehli arasında şöhret kazanmasıyla ve sika (güvenilir) olan kimselerin o râviden övgü ile bahsetmeleriyle bilinir Bu ikinci durumda, râvinin adâletinin tesbiti hususunda herhangi bir açıklama (beyyine) veya şâhit aranmaz Meselâ Mâlik b Enes, Şu'be b Cerrâh, Süfyan es-Sevrî, Süfyan b Uyeyne el-Evzaî, Abdullah b Mübârek, Veki' b Cerrâh, Ahmed b Hanbel, Yahya b Maîn, Ali b Medinî ve bunların benzeri bir çok muhaddisin adâleti, ilim ehli arasında büyük bir şöhret kazanmış ve her biri hakkında diğer mühaddisler hayır ve senâ ile bahsetmişlerdir
Zabt, kelime itibariyle insanın, işittiği herhangi bir şeyi aradan uzun zaman geçmiş olsa bile, dilediği anda hatırlayabilecek bir şekilde belleyip hıfzetme yeteneğine sahip olması demektir Hadis ıstılahında, rivâyetinin kabulü için bir râvide bulunması gereken iki önemli sıfattan birini teşkil eder Hadis usulü âlimleri zabtı; ezberdekinin zabtı (zabtu's-sadr) ve kitaptakinin zaptı (zaptul-kitab) diye iki kısma ayırmaktadırlar İnsanın işittiği bir şeyi dilediği zaman hemen hatırlayabilecek şekilde hıfzetmesine zabtu's-sadr denilir Kitaptakinin zabtı (zabtul-kitab ise; râvinin, işittiği veya tashihini yaptığı andan itibaren, içindeki hadisleri edâ veya rivâyet edinceye kadar kitabını koruması demektir Bir râvinin zabt bakımından kuvvet ve kudreti, rivayet etmiş olduğu hadislere, aranılan şartları taşıyan başka râvilerin muvafakatiyle bilinir Eğer bir râvinin hadisleri, zabt şartına hâiz diğer râvilerin hadîslerine muhâlif olursa; o râvi, zabt bakımından zayıf sayılır (Talat Koçyiğit, Hadis Usûlü, Ankara (ty), s 46)
Bir râvide bu iki sıfat, yani adâlet ve zabt sıfatı birleştiği zaman, o ravi sika (güvenilir) olma özelliğini kazanır Şüphesiz hadisteki sıhhat ve za'fiyet, her şeyden önce, hadisi nakleden ravinin güvenilir olup olmamasına bağlı olarak ortaya çıkan sıfatlardır Bir râvi ne derece güvenilir ise, onun rivayet ettiği hadis de o derece sıhhat kazanmış olur Bir hadisin isnadını teşkil eden ravilerin hepsi güvenilir (sika) oldukları takdirde, o hadisin sahih olduğuna hükmolunur Ravilerden birinin veya bir kaçının güvenilir olmaması halinde, onların bu halleri, rivayet ettikleri hadisin sıhhati üzerinde şüphe ve tereddütlerin belirmesine ve dolayısıyla o hadisin sahih olmadığı hükmünün verilmesine sebep olur Bu önemli kaide dolayısıyla, hadis ravilerinin gözönünde tutulmasına ve hallerinin araştırılıp ortaya konmasına büyük önem verilmiştir
Diğer taraftan "sika” tabiri, hadis ravilerin adalet vasfını taşımış oldukları açıklanırken (tadil) kullanılır ve bazan bu kelime tadilin en yüksek mertebesini göstermek üzere iki defa tekrarlanarak söylenir;" sika sika” gibi, yahut da tadile delâlet eden diğer tabirlerle birleştirilerek kullanılır; "Sika sebt, sika mutkın, sika hücce, sika hâfız" gibi Bazan da "evseku'n-nâs" (insanların en sika olanı) tabiri kullanıldığı görülür
Sika ve zayıf olan ravilerin bilinmesi, hadis usulünün üzerinde durduğu önemli konulardan biridir Bu nedenle hadis târihinde sika ravilerin isimlerini ve tercemelerini bir araya getiren kitapların telifine büyük önem verilmiştir Muhaddislerden bazıları sadece sika ravilerin tercüme-i hallerini anlatmak maksadıyla "Kitabu's-sikât" adı verilen eserler yazmışlardır Bu şekilde "Kitabu's-sikât" isminde eser yazan muhaddisler arasında İbn Hibban el-Büstî, Zeynuddin Kasım b Kutluboğa ve Halil b Şahîn bulunmaktadır Bazı muhaddisler de sika râvilerle birlikte zayıf râvileri de toplayan kitaplar yazmışlardır Bunların pek çok misali bulunmaktadır Mesela Buharî'nin üç târihi, İbn Hıbban'ın Kitabul-cerh ve't-tadîli, İbn Ebî Hatim er-Razi'nin, Ebu İshak İbrahim b Yaküb el-Cüzecânî'nin Kitabul-Cerh ve't-tadili, İbn Kesir'in Kitâbut-Tekmile fi marifeti's-sikat ve'd-duafâ vel-mecâhîl, isimli eseri, Zehebi'nin Mizânul-İ'tidâl'i, İbn Hacer'in Tehzibu't-Tehzib'i, bunlardan bir kısmıdır Bu tür eserler arasında yer alan İbn Sa'd'ın et-Tabakatül-Kübrâ'sı, Sahabe, Tabiün ve kendi zamanına kadar yaşamış olan kimseleri de alması bakımından meşhûr olmuş önemli bir eserdir
Muhaddislerin râvilerin sika olup olmadıklarını tesbit etmek için göstermiş oldukları fevkâlâde ilmi gayretler, Hz Peygamber (sas)'den rivâyet olunacak hadisleri sağlam ve sıhhatli bir şekilde elde etme gayesine yöneliktir Hiç şüphesiz adâlet ve zabt vasfını tam olarak taşıyan sika bir râvi ancak sağlam ve sahih rivayetler nakleder Zayıf, asılsız ve münker rivâyetleri de ancak tanınmaları için ele alırlar Sika olmayan râvilerin de özel kitaplardan toplanıp tanıtılması onlar kanalıyla naklonulmuş rivâyetleri tanımak açısından büyük bir kolaylık sebebidir Çünkü sika olanın rivayeti kabul olunur ve onunla amel edilir Sika olmayan râvilerin de çok iyi tanınması gerekmektedir Muhaddisler rical ile ilgili yapılması gereken tüm çalışmaları en ince teferruatına kadar açıklığa kavuşturmuşlardır
Sabahaddin YILDIRIM
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #58 : 21 Temmuz 2010, 11:47:47 »

MÜRSEL HADİSLERLE İLGİLİ ESERLER.

Ebu Said Selehaddin el-Alâi'nin (761/1360) Camiu't-tahsil fi ahkami'l- merasil'i meşhurdur. MÜELLİF BU ESERİNDE MUNKATI'HADİS ÇEŞİTLERİNİ İNCELEMİŞ, MÜDELLİSLERİN İSİMLERİNİ VERMİŞ VE MÜRSEL HADİS KONUSUNU İYİCE TAHLİL ETMİŞTİR. Eser,Irak Evkaf Nezareti tarafın dan Hamdi ABDULMECİD ES,SİLEFİ'NİN TAHKİK VE TAHRİCİ İLE BAĞDAT'TA 1393/1978 DE İLK KEZ BASILMIŞTIR.

Türkce de Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof.Dr. Selehaddin Polat'ın ''Mürsel hadisler'' adını taşıyan bir doktora tezi bulunmaktadır.
Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Âl-i İmran
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1931


“Batın-ı kalp ayine-i sameddir ve ona mahsustur”


« Yanıtla #59 : 21 Temmuz 2010, 12:04:55 »

MUNKATI HADİS:

Senedi muttasıl (bitişik) olmayan hadistir. Böyle bir hadisin Hz Peygambere isnad edilmesi ile bir başkasına isnat edilmesi arasında bir fark yoktur.

Munkatı terimi müteahhirun tarafından etbau't-tabiinden olan ravşnin  (tabii'yi atlayarak  )  sahabiden naklettiği hadis anlamında kullanılmaktadır.  Mesela: ''mâlikün an ibni umera''   şeklindeki bir senede sahip olan hadis MUNKATI'DIR. Çünkü İmam Malik etbau,tabiinden dir ve sahabi olan Abdullah ibn-i Ömer'e yetişmemiştir.

Senedin herhangi bir yerinden bir ravinin  düşürülmesi veya senedin farklı yerlerinden peşpeşe olmamak şartıyle birden fazla ravinin  düşürülmesi halin de de hadis Munkatı' adını alır.

Zayıflık sebebi,  senetteki kopukluktur. Munkatı' hadis, Mürsel hadis daha zayıftır.

Senedde üphem (bilinmeyen)  bir kişinin  söylenmiş olmasıda inkıta kabul eden veböylesi hadise munkatı' diyenler de vardır.

Moderatöre Bildir   Logged

İntizarınla çöller deli divaneydi, Firkatin bir kor idi, Alev idi dile ey YAR …
Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8 ... 18 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: