0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: HALEPÇE ÖLÜM SESSİZLİĞİNDE  (Okunma Sayısı 180 defa)
bekir
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 74



« : 16 Mart 2009, 17:40:13 »

 HSH- Bugün Mazlum Halpçe'nin 21. yıl dönümü Halepçe’de annesini kaybetmiş, babasını kaybetmiş veya kendini kaybetmiş mustazafların acısını hatırlamanın yıldönümü.
16/03/2009 - 14:33

16 Mart 1988’de Irak Baas rejiminin ölüm taşıyan uçakları tarafından kimyasal saldırıya maruz kalan Halepçe, en ölümcül ve en acı manzaralara sahne olmuştu. Hiçbir zaman tarihin kalbinden silinmeyecek kadar büyük bir cinayet işlendi. Cinayetkâr, vahşi ve kan içici Saddam tarafından emredilen bu vahşiyane saldırı, Saddam’ın ve bütün destekçilerinin, özellikle de Batılı güçlerin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkarıyordu.

HALEPÇE KATLİAMI'NDAN BİR KAÇ KARE

 Fazla geçmeden siyah olmuş ve yanmış birkaç bin suçsuz insanın cesedi Halepçe ve Hermal Cadde ve sokaklarına serpilmişti. Ah! Ah! Ah! Aman Allahım! Ne acı sahneler bunlar! Facia, gören herkesin kalbini şiddetlice sarsacak kadar büyük ve derindi! Binlerce cenazeyi ve henüz ölmemiş, acı çeken binlerce hastayı nakletmek için araç yoktu. Bu facianın acı ve hüzün dolu sahneleri, gören herkesin aklında Kerbela faciasını canlandırıyordu. “بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ” “Hangi günah yüzünden öldürüldü? Diye”

Korku ve panik gözlerinde yuvalanmış üç yaşındaki kız çocuğunun yerde cansız yatan anne ve babasının cesetlerinin üzerinde ağlaması ne kadar acı. Bütün ciğer parelerini kaybetmiş anne ve babanın yürek yakan yakarışlarını duymak ne kadar ağır ve tahammülü zor! Kimyasal gazlardan zehirlenmiş, yurtlarını terk edip barınaksız kalan insanların ortalıkta kalmasını izlemek ne kadar da zor! Gam ve keder yüklü Halepçe katliamını unutmak nasıl mümkün olsun?

Sekiz yıllık savaş boyunca her ne kadar İslam savaşçıları ve sivil halk Serdeşt vb. gibi yerlerde düşman tarafından kimyasal saldırılara maruz kaldıysa da, bu vahşiyane cinayet 84 saat içerisinde beş bin günahsız ve savunmasız insanı ölümün pençesine sürüklemişti. Bu vahşet Saddam ve destekçilerinin gerçek yüzünü ortaya koyduğu gibi, zalimlerin kendi vatandaşlarına dahi acımadığını gösteriyordu.

Her ne kadar Halepçe’nin büyük faciası ölüm sessizliğinde gizlendiyse, uluslararası topluluktan hiçbiri, açık ve kesin bir dille Baas rejimini ve bu rejime öldürücü silahları veren devletleri kınamaya yanaşmadıysa da, bu büyük cinayet Saddam’ın, onun Batılı destekçilerinin ve özellikle de aşağılık Amerika’nın alnında alçaltıcı kara bir leke olarak durmaktadır. Bu büyük vahşet ebede kadar insanların zihnindeki yerini koruyacaktır.

Kendilerini zihinlerinde dünyanın kralı olarak hayal eden Amerika siyasetinin tepesindekilere sormak gerekir; insan hakları ve zayıf milletlerin koruyucusu olduğunuzu iddia ediyorsunuz (ünlem) Neden her defasında yeni hileler ve zorbalıklara başvurup yeni şeytanlıklar geliştirerek başka ülke ve milletlerin içişlerine müdahalede bulunmaktan elinizi çekmiyorsunuz?

Halepçe’de annesini kaybetmiş süt emen yavrunun ağlamalarını neden duymadınız? Halepçe’de sizin hediye ettiğiniz kimyasal ölüm silahlarına kurban giden binlerce günahsız insanın mazlumiyetini neden görmediniz? Nesillerin katili Saddam’ın cinayetlerine neden sessiz kalıp sükûta gömüldünüz?

Halepçe ve Hermal’ın sere serpe olmuş, yerlere dökülmüş güllerini neden görmezden geldiniz? Halepçe’nin gam yüklü gözlerinden boşalan gözyaşlarını, kan ve iltihapla ıslanmış masum yüzlerini neden unutmaya terk ettiniz?

Bu soruların cevabı fazla zor olmasa gerek. Zira Amerika ve dostlarının himayesi ve yardımı olmadan Saddam, masum insanlara karşı bütün bu tecavüzleri ve cinayetleri işlemeye kadir olamazdı.

Yazan: Perviz Behrami
Kaynak: Subhé Sadık
Çeviren: Süleyman Güneş / wwww.huseynisevda.com

 
Moderatöre Bildir   Logged

Esaret bahçesinde bir gül olmaktansa, hürriyet bahçesinde diken olmayı tercih ederim.
selvi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 218



« Yanıtla #1 : 16 Mart 2009, 18:05:26 »

     İnsanlığın  zamana meydan okuduğu vakit,in yıllar öncesinde daldığı vicdan uykusunda uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerdeydi. Günün bereketli ışıkları, ovaya bakan dağların ardından süzülerek bırakırken kendini, ovanın üzerine çöken sis kısa bir süre sonra dağılacaktı. Rüzgar briket damlı evlerin pencerelerinden usulca girip, sabahın ilk soluğunu dağıtacaktı kaderini bilmez insanlara. Gecenin tüm izlerini alıp götürecekti uzaklara.
Güneş yalayınca yüzünü toprağın, çiy damlalarının yaprakla buluşmasının kokusu duyulacaktı. Sevdanın ve ihanetin üzerini örten ve kendi üzerini bir beton gibi kapatan bu kara yazgı, yine her zamanki gibi dipdiri duracaktı. Çocukların oyunu, kadınların umudu ve gençlerin aşkı... Her şey eskisi gibi olacaktı. Tüm yaşamlardan farklı ve en sade yaşama uzak.
O gün ovaya mavi sis yerine kara bir duman yayıldı. Gece devam ediyordu sanki. Halepçe uzanırken ovanın içinde upuzun, ova sisli bir geceye durmuş gibiydi: ölüm gibi kara, ölüm gibi soğuk bir sis çöküyordu üzerlerine.
Halepçe, herkesin içinde uzak bir şehir
Halepçe, bir uzak diyar ve kendi uzağında yalnız insanlar
Halepçe, genç kız kirpiklerinin ardında bekleyen bir damla
Halepçe soluksuz
Her şey bir gün içinde başlamadı, bir günde de bitmedi. O gün yaşananlar, ne bir ilk ne de bir sondu. Bir tarihin tüm tortuları ile gelmişti kara sis uzak şehre. Unutulmuş bir şehir değildi belki ama unutulmaya yüz tutmuş yaşamların üzerini örtecekti. Yani Halepçe'nin üzerine çöken kara duman, Halepçelilerin farkında olamadıkları varlıklarını kapatacaktı. Böylece bilinmeyenin ve görülmeyenin üzeri tamamen kapanmış olacak, insanlığın unutamadığı utancı olan Halepçe kalacaktı altında.
Kara duman şehrin içinde yaşayanlar arasında ayrım yapmadan örtecekti tüm sokakları ve evleri. Bu nedenle kara duman gelmeden önce sanki geleceğini haber vermiş gibi 'Halepçe'den olmayanlar' işgal ettikleri kadar hızlı ayrıldılar o şehirden. Onlar ki, tanrı ve din adına vicdanlardan kan emdiler ve canların pazara çıkarılmasına razı oldular. Halepçe'ye sahip olmak isteyenler, şimdi onu ölüme terk ediyordu ve savaşa hiçbir şekilde katılmamış olan bu insanların öldüklerini hissedecek vakit bile bulamadan nasıl birer birer düştüklerini zevkle seyrettiler.
Halepçe anlamadı bu oyunu. Kimin için kurulmuştu bu oyun ve kendi rolü neydi? Bilseydi, belki anlardı ölüm gelmeden birkaç saat önce nereye gider bu Allah'ın askerleri? Parayı paylaştığı gibi neden ölümü de paylaşmıyorlardı? Ve neden insanlar birbirilerinin ölümüne göz yumuyordu? Doğanın kuralına uymayan bu duyguyu nereden edindi insan soyu?
Bilinmez bir kara içindeydi Halepçe. Birazdan yeryüzü ile gökyüzü arasına girecek ve sadece Halepçe'yi alacaktı avucuna. Yaşamın sadece soluk ile sınırlı olduğu bir zamanda yaşıyordu Halepçe. Sadece soluk alıyor ve veriyor. Kendisi için daha fazlasını ne düşünecek ne de isteyecek gücü vardı. O sadece soluk alıyordu. Oysa bu gün onlar için en zararsız olan ve yaşama dair tek yaptıkları soluk almak dahi ölüm getiriyordu onlara. Alınlarından silemedikleri yazgı boğazlarını tutmuştu. Ne masum ne suçlu ne genç ne yaşlı, ne kadın ne erkek ne de çocuk ayrımı yapmadan, utanmadan, sıkılmadan ve hiçbir şeyden korkmadan kapattı üzerini Halepçe'nin.
Sessiz zamanlara dair bir fotoğraftır Halepçe. Yazgısını çözemeyen insanları anlatır. Ve ne zaman kaybedildiği bilinmeyen insanlıktan bahseder. İnsanların sokaklara sere serpe düştüğü anları gösterir. Artık Halepçe'nin üzerinde gezen mavi bir sis değil soluk kesen bir eceldir.
Halepçe'liler korku duyacak zamanı bile bulamadan birer birer yığıldılar oldukları yere. Bazıları yürürken, bazıları oynarken, bazıları kapı önünde bahar güneşini duyumsarken. Kimisi kucağındaki torununu kurtarmak istedi, kimisi evinin dışına çıkarken eşiğe düştü, kimisi ise bebesini emzirirken kapattı gözlerini, bebesinin ağzı memesinde.
Fotoğraf bir savaş filmini andırır. Ancak bu filmde yakılmış yıkılmış evler, ateşler, mermiler, kan yok. Sadece oldukları yere yığılan her yaştan insan var. Savaş filmine benzer olan bir tek yan bu, o da ölü insanlar. Birbiri ardına düşen ölüme vakitsiz yakalanmış savaş ülkesi insanların hiçbiri silaha dahi dokunmamışlardı. Hatta savaşın taraflarını dahi tanıyamamışlardı. Halepçe'de ölüm, kadın, çocuk ve yaşlılara mı gelirdi? Savaşmayan ama savaşın sonuçlarını çeken insanları nereden tanıdı acımasızlık?
Rengarenk elbiseleri, uzun saçları ve ay yüzleri ile kadınlar yatıyor yerde. Savaşı ne onlar başlattı, ne de ona ölüm getiren bir kadındı. Kadınlar, yaşamın soluk ile sınırlı olan zamanların ağır hesabını ödüyorlardı. Tıpkı fakir, vatansız ve ufuksuz insanlar gibi. Halepçe kadınları... Diğer kadınlar gibi duyumsayan, hisseden ve mutluluğu görmek için hayat boyu çırpınan güzel kadınlar.
Güzellikleri aynada suretti, omuzlarında asırların yükü, rüzgar esince boynu bükülen gül dalı, saçları gece karası hazine, gözleri yıldız dolu sema.
Yaşlılar. Torunlarını kurtarmaya çalışan, yaşayamadığını kundağa sığdıran. Yaşam ne yıl hesabıydı onlar için ne de tecrübe bilgeliği. Doğum ile ölüm arasındaki zaman dilimi, göz açıp kapama kadar kısa, acıları ise asırlara sığdırılamayacak kadar derindi. Yaşlılık yüz çizgilerinin aynadaki aksinden öte değildi. Bakışları yağmur yemiş gece vurgunu, elleri yabancı türkü.
Ve çocuklar... Çocukluğun ne sınırı ne de vatanı vardır. Onlar her coğrafyada her zamanda ve her rejimde çocuktular. Savunmasız ve temiz. Ama Halepçeli çocukların tek bir farkı vardı, onlar atalarının bin yıllardır süregelen lanetlerini taşıyorlardı yüzlerinde. ölüm sokak kadar yakın iken, onlar sonsuzluk kadar uzaktılar ihanete. Suçlu doğar mı insanlar? Ama nedense suçlu doğmuştu Halepçe çocukları. Masum gülümsemeleri karanlığa takılı kalan, soğuk duvarlara çarpan ürkek bakış, korku ile cesaretin çizilmemiş sınırı, kuş kanadı yürek.
Uzak şehir Halepçe. Herkes kendi uzaklığında ve insanlık Halepçe'ye aynı uzaklıkta.
Kara duman Halepçe'yi kapattı kapatalı mavi sis bir daha da uğramadı Halepçe'ye. Silah sesi ile gelir diye bekledi geride kalanlar. Kimisi kalemle gelir diye bekledi, kimisi yasayla gelir sandı. Bazıları ise birileri insanlık adına uğrar diye sabırla bekler.
Halepçe adı katliamla anılalı, ihanete uğrayalı, kimsesiz kalalı, kaç yıl saydı? Acılarını, ot bitmeyen topraklarının çoraklığından, sakat doğan çocuklarının öfkelerinden ve onları hiç tanımayan insanlığın duyarsızlığından alırlar. Gülümsemeleri bahar yelidir, umutları çınar kökü.
Mavi sisi beklerler her tan atışında, gül açtığında, su aktığında, bebelerin ilk çığlığı koptuğunda.
Halepçe!
Herkese biraz uzak şehir...
Moderatöre Bildir   Logged

ORTALIK HENÜZ ALACA KARANLIK İKEN,ETRAFA HAKKIN MESAJLARINI İLETEN SEN OLDUN..KADİRNÂŞİNAZLAR BİLMESELER DAHİ BUNUN BÖYLE OLDUĞUNA YER-GÖK ŞAHİTTİR..SAKIN USUL BİLMEZLERİN TAVRINA BAKIPTA SİTEMKAR OLMA..ETTİĞİN HİZMETİ HALK TAKTİR ETMESEDE HAK BİLİYORYA...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ben Halepçe Şehriyim sesli Şiir&Fon Müzikler vuslat 0 332 Son Mesaj 30 Ağustos 2008, 21:13:49
Gönderen: vuslat
Halepçe katliamı Düşünce yazıları/Makaleler vuslat 0 191 Son Mesaj 17 Mart 2009, 22:58:44
Gönderen: vuslat
Ölüm...Ölüm... dediğin nedir'ki ? Şiir Pınarı asra 0 195 Son Mesaj 24 Nisan 2009, 19:23:33
Gönderen: asra
Ah Halepçe Kezep Şevêti Perçe Perçe..! Tarihten Notlar HabiR 3 1029 Son Mesaj 12 Nisan 2010, 13:33:53
Gönderen: Le_Nasbirenne
halepce davet Yurttan haberler MERXAS 9 459 Son Mesaj 17 Mart 2010, 11:06:40
Gönderen: têkoşîn
Qatliama halepçe davet!!! Yurttan haberler гüъεyyε 3 193 Son Mesaj 11 Nisan 2010, 22:38:41
Gönderen: гüъεyyε
BİLAL (AQ HALEPÇE) Ezgi ve ilahiler ubeydullah 0 551 Son Mesaj 26 Mart 2010, 17:48:16
Gönderen: ubeydullah