0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Hicab Sorununun Gerçek Yüzü 1 ( murtaza mutahhari-hicab )  (Okunma Sayısı 390 defa)
гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« : 31 Ekim 2010, 15:44:40 »




Tesettür veya son asırda kullanıldığı gibi hicab konusunda söz konusu edilen asıl şey, kadının toplum içine örtülü olarak mı, yoksa açık saçık olarak mı çıkacağı değildi.Söz konusu edilen şeyin özü, erkeğin yararlanması ve kadının bedava olup olmaması meselesidir. Acaba erkeğin gördüğü her kadından -zina istisna olmak üzere- istediği şekilde zevk almaya hakkı var mıdır, yok mudur?

Sorunların özüne bakan İslam cevap veriyor: Hayır! Erkekler sadece aile çevresinde, evlenme kanunu çerçevesinde ve birtakım ağır sözleşmelerle birlikte onların meşru kocaları olarak kadınlardan zevk alabilirler. Ama toplum içinde yabancı kadınlardan istifade etmek kesinlikle yasaktır.

Aynı zamanda kadınların da, aile dairesi dışında, erkeklere kendilerinden faydalanma fırsatı vermeleri, her ne şekil ve sûrette olursa olsun kesinlikle yasaktır. Sorunun görünümü kadının ne yapması gerektiği şeklindedir. Şöyle ki, kapalı olarak mı dışarı çıkmalı, yoksa çıplak olarak mı? Bu sorunda söz konusu edilen şahıs kadındır.

Hatta bazı çevrelerde sorun acıklı edayla; �Kadının serbest mi olması daha iyidir, yoksa mahkûm, esir ve hicab içinde mi olması?� şeklinde ele alınıp söz konusu edilmektedir. Fakat sorunun aslı ve özü bunlardan ayrı bir şeydir. Şöyle ki; acaba erkek, kadından cinsel zevk almakta tam bir hürriyete sahip midir? Yani bu konuda kârlı olan erkektir, kadın değil. En azından erkek bu konuda kadından daha karlıdır.
Will Dourant�ın dediği gibi: �Mini etekler, terziler dışında herkes için bir nimettir.� Böylece sorunun özü iki noktada merkezîleşmektedir: Zevk alma, tatmin olma isteği, ya meşrû evlilik ve aile hayatı dairesinde karşılanmalıdır veya serbest bir şekilde toplum içerisinde, İslam, birinci şıkkın taraftarıdır.

İslam�a göre, cinsel zevk alma arzusunun meşrû eşler arasında ve aile dairesi içinde sınırlandırılması ruhî açıdan toplumun sıhhatinin korunmasına, ailevî açıdan aile fertleri arasındaki ilişkilerin kuvvetlenmesine ve eşler arasında tam bir samimiyetin kurulmasına, sosyal açıdan ise toplumdaki aktif işgücünün en iyi şekilde kullanılmasına ve korunmasına sebebiyet verir.

Kadının erkek karşısındaki konumu açısından ise bu sınırlama, kadının erkek karşısındaki değerinin yükselmesine neden olur. İslam�daki hicab, ilhamını daha genel ve daha esaslı bir kaynaktan almaktadır. İslam gözle olsun, dokunma veya başka şekillerde olsun alınan cinsel zevklerin aile içinde ve meşrû evlilik dairesinde sınırlandırılmasını, toplum içinde ise iş ve faaliyetle meşgul olunmasını ister. İçinde bulunduğumuz asırda, iş ve faaliyetleri cinsel zevklerle karıştıran

Batı�daki sistemin tam aksine olarak İslam, bu iki çevreyi birbirinden tamamen ayırmak ister. Şimdi yukarıda zikrettiğimiz dört meseleyi izah etmeye çalışalım:

Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #1 : 01 Kasım 2010, 11:58:39 »

1-Ruhsal Rahatlık
Kadınla erkek arasında bir sınır, perde olmaması hali ve serbest ilişki, cinsel heyecanları artırdığı gibi, seks isteğini bir ruhî susamışlık ve doymak bilmeyen arzu haline getirir. Cinsel içgüdü, güçlü, derin ve engin bir melekedir. Ona ne kadar itaat edilirse, o kadar başıboş, kontrolü güç olmaktadır.

 Aynen yanıcı bir madde verildiğinde daha da alevlenen ateş gibi. Bu konuyu iyice kavramak için iki soruna dikkat etmemiz gerekir: Tarih, servet ve mal ihtirasında bahsettiği gibi cinsel sahadaki hırstan da söz eder.Buna göre, insanoğlu para ve servet toplamada, topladıkça nasıl daha çok ihtirasa kapılmışsa, cinsel konularda ve güzellere sahip olmada da bir sınır tanımamıştır.
Haremlere sahip olanlar, gerçekte güçlerinden, makamlarından istifade edenler devamlı böyle olagelmiştir. “Sasaniler Devrinde İran” adlı kitabın yazarı Christine Sen, kitabının dokuzuncu bölümünde şöyle yazmaktadır:

 “Husrev Perviz’in av sahnelerini canlandıran Tagbostan taş kabartmasında, Husrev Perviz’in hareminde bulunan üç bin kadından yalnız birkaçını görüyoruz. Bu padişah bu isteğinde hiçbir zaman tatmin olmuyordu. Nerede bir bekâr kız, dul ve evli kadın haberi alsa, onları hemen haremine getirtirdi. Haremini değiştirmeye meylettiği zaman taşradaki komutanlarına mektup yazar, bu mektuplarda istediği kadınların vasıflarını belirtirdi.Komutanları ise mektupta belirtilen vasıflara uygun bir kadını nerede görseler, götürürlerdi.” Böyle olaylara eski tarihte sık sık rastlanır.

 Günümüzde bu akımlar harem şeklinde değil de, ayrı şekilde yapılmaktadır. Şu farkla; günümüzde birinin Husrev Perviz veya Hârûn Reşîd gibi imkânlara sahip olması gerekmez. Bu zamanda Husrev Perviz ve Hârûn Reşîd’in sahip olduğu imkânların binde birine sahip olan erkek, Batılılaşmanın sonucunda onlar gibi cinsel arzularını yerine getirebilir.
Hiç düşündünüz mü aşık olmanın insanlarda nasıl bir his olduğunu? Dünya edebiyatının önemli bir bölümü aşktan söz eder; edebiyatın bu bölümünde erkek, sevgilisini över, onun huzurunda yalvarır, ihtiyacını iletir, onu yüceltir, kendisini küçümser, kendisini o sevgilinin en küçük iyiliğine muhtaç bilir.

Hatta o derecede ki maşukunu (sevgilisini) şöyle över: “Yüz can mülkünü yarım bakışla satın alabilir, öyleyse bu işe niye girişmez durur.” Bu nedir? Niçin insan diğer ihtiyaçları konusunda böyle düşünmüyor? Şimdiye kadar paraya düşkün birinin para için, makama düşkün birinin makam için şiir söylediğini gördünüz mü ? Acaba şimdiye kadar birinin ekmek için şiir yazıp okuduğuna rastladınız mı? Niçin herkes şiir ve güzelden ayrı bir zevk alır?

Niçin herkes Hafız’ın divanından bu kadar hoşlanır? Acaba herkesin, vücudu kaplayan derin bir içgüdünün diline uygun görmesinden başka bir anlam mı taşır bu ilgi? Beşeri faaliyetlerde asıl temeli ekonominin oluşturduğunu söyleyenler ne kadar da yanlışlık yapıyorlar! İnsanoğlu, maneviyatı için özel bir müziğe sahip olduğu gibi, kendi cinsel zevkleri için de özel bir müzik yapmıştır.Halbuki su ve ekmek gibi sadece maddî gereksinimleri için müzik yaptığı görülmemiştir. Bütün aşkların cinsel kökenli olduğunu iddia etmiyoruz. Hiçbir zaman Hâfız, Sa’di ve diğer şairlerin sadece cinsel içgüdülerin diliyle konuştuklarını söyleyemeyiz.
Ancak şurası açıktır ki, yazılan, söylenen şiir ve gazellerin büyük bir çoğunluğu erkek tarafından kadın için dile getirilmiştir. Erkeğin kadına olan yönelişinin, ekmek ve suya olan ihtiyaç gibi, karnı doyunca tatmin olacak türden olmadığını bilmemiz gerekir. Tam tersine ya ihtiras ve çeşitçilik şeklindedir veya aşk ve gazel şeklinde; bu içgüdünün hangi durumlarda ihtirasın ve cinsel isteklerin kuvvetlendiği şeklinde ve hangi hallerde aşk ve gazel şeklinde manevî bir renk alarak ortaya çıktığını ileride incelemeye çalışacağız. Her durumda İslam bu ateşli içgüdünün ilginç gücüne tam bir dikkat göstermiştir.

 Kadına bakmanın ve kadınla yalnız kalmanın tehlikeleri hususunda ve zamanla kadın ve erkeği birbirine yaklaştıran konusunda birçok rivâyet vardır. İslam, bu içgüdüye gem vurmak ve hayırlı yola yöneltmek için tedbirler düşünmüş, bu konuda hem kadınlar, hem de erkekler içi belli görevler koymuştur. Hem kadının hem de erkeğin uymakla görevli oldukları  bu görevler, karşı cinsten olana bakmakla ilgilidir:

“Ey Muhammed! Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar…” (Nur/30)

“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…”(Nur/31)




Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
siyahi
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 178


mev'ude..


« Yanıtla #2 : 01 Kasım 2010, 13:51:33 »

Gerçekten okunulası ve muhteşem bir kitap.
Şöyle bir unutulmuşu yad ettirdiniz.
Devam edin inş.
Moderatöre Bildir   Logged

Derin uykunun üzerine mahşer boşaltıyorum...
 
гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #3 : 02 Kasım 2010, 10:42:26 »

İnsan ruhu, ilginç bir şekilde, tahrik olmaya yatkındır. İnsan ruhunun tahrik olma sahasının belirli bir noktaya kadar sınırlı olduğunu ve bundan sonra sakinleşeceğini sanmak doğru değildir. Erkek olsun, kadın olsun  insan servet ve makam konusunda nasıl doymak  bilmiyor, tatmin olmuyorsa, cinsel sahada da böyledir; hiçbir erkek güzellere sahip olmaktan, hiçbir kadın erkeklerin dikkatini çekmekten, onların kalbine sahip olmaktan ve hiçbir gönül hevesten doymaz.

Öte yandan sınırsız arzulara ulaşma isteğinin gerçekleşmeyeceği açık olduğu için bu arzulara ulaşamama hissi devamlı olarak insanda ruhî aksaklıklara ve hastalıklara yol açmaktadır. Batı dünyasındaki bütün bu ruhî hastalıklar niçin bu noktaya varmıştır? Nedeni, cinsel ahlakın serbest olması ve gazetelerde, dergilerde, sinemalarda, tiyatrolarda, resmi ve resmi olmayan toplantı çevrelerinde ve hatta sokak ve caddelerde cinsel tahriklerin bolca olmasıdır. İslam’da örtünme emrinin sadece kadınlara yönelik olmasının nedeni, kadınların gösterişe ve süslenmeye düşkün olmasından kaynaklanmaktadır.

Kalplere ve gönüllere sahip olma açısından erkek av, kadınsa avcıdır. Bunun gibi, cisme ve tene sahip olma açısından yine kadın av, erkek ise avcıdır. Kadının kendini süsleme isteği bir çeşit  avcılık hissinden kaynaklanmaktadır. Erkeklerin, bedeni gösteren elbiseler giymelerine ve tahrik edici süslemelere başvurmalarına çok az rastlanır. Fakat kadın kendi yapısına uygun olarak dilberlik yapmak ve erkeği kendine bağlayarak onu aşkının esiri yapmak ister.

Böylece süslenme ve çıplaklığa özenme sapması kadınlara özgüdür; örtünme kuralı da onlar için vaz’edilmiştir. Coştukça coşan cinsel içgüdü hakkında Russel ve onun gibilerin iddialarının tam tersine, cinsel içgüdünün, tam bir serbestlik halinde ve özellikle tahrik edici nedenlerin bollaştırılması halinde hiçbir zaman doyamayacağı ve tatmin olamayacağı, hakkında ve bunun gibi, erkeklerin yabancı kadınlara bakmaları ve kadınların bezenerek sapmalara uğramaları üzerinde ileride duracağız.
——–
Murtaza Mutahhari’nin “Hicab” kitabından alıntıdır.
Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #4 : 04 Kasım 2010, 11:53:25 »

hicab sorununun gerçek yüzü - 2 ,  murtaza mutahhari

2-Aile Bağlarının Sağlamlaşması
Şüphesiz ailevî bağların kuvvetlenmesine ve eşler arasındaki samimiyetin artmasına neden olan her şey, aile ocağı için çok faydalıdır ve bunun gerçekleşmesi için var güçle çalışmalıdır.Bunun tersine, eşler arasındaki samimiyetin bozulmasına, ilişkilerinin soğumasına neden olan her şey aile hayatı için zararlıdır ve onunla mücadele edilmesi gerekir

Oysaki her türlü ilişkinin serbest olduğu toplumlarda yasal eş, psikolojik bakımdan kocası için bir rakip ve gardiyan gibidir. Sonuçta aile kurumu düşmanlık ve nefret temeli üzerine varlığını sürdürür. Gençlerin bugün evlenmekten kaçınmalarının nedeni de yine bu serbestlikten  kaynaklanmaktadır. Ne zaman gençlere evlenmeleri teklif edilse, henüz erken olduğunu, daha küçük olduklarını veya başka bahaneler öne sürmekte ve bu teklifin yükü altından sıyrılmaktadırlar.Geçmişte, gençlerin en büyük arzularından biri evlenmekti. Oysaki bugünün gençleri Batı medeniyetinin bereketleriyle () kadının eşya gibi ucuzlayıp bollaşmasından sonra böyle bir saplantıya kapılmışlardır.

Geçmişte evlenmek, bir bekleme ve arzulama devresinden sonra gerçekleşir ve bundan dolayı eşler birbirlerini mutluluk etkeni olarak görürlerdi. Fakat günümüzde cinsel arzulara kavuşma ortamı evlilik çerçevesinin dışında bolca bulunmakta ve artık aşk arzusu için bir neden kalmamaktadır. Genç erkek ve kızların serbestçe ve başıboş olarak toplum içinde bir arada bulunmaları, evlenmeyi bir görev ve sınırlama haline getirmiştir.Gençleri evlenmeye özendirmek için ahlakî öğütlerde bulunmalı veya -bir kısım gazetelerin teklif ettiği gibi- onu gençlere zorla kabullendirmelidir. Serbest () ilişkilerin aile çevresinde ve yasal evlilik çerçevesinde sınırlandırılmasını isteyen bir toplum düzeni ile bu konuda  izin veren bir toplum düzeni arasındaki fark şudur: Birincisi toplumda evlenmek mahrumiyet ve sınırlılığın başlangıcıdır. ilişkilerin serbest olduğu sistemde evlilik anlaşması, evlenen tarafların serbestlik devresine son verir ve onları birbirine vefakâr  olmaya mecbur kılar. İslamî sistemde ise onların mahrumiyet ve bekleyişlerine son verir.

Serbest ilişkilerin olduğu toplumlar, genç erkeklerin mümkün olduğunca evlenmekten ve aile kurmaktan kaçınmalarına ve sadece gençlik güç ve coşkunluğunun zayıflamaya, yok olmaya, yüz tuttuğu anda evlenme girişiminde bulunmalarına, bu durumda ise kadını sadece evlat sahibi olmak ve kendine hizmetçilik yapması için istenmesine neden olur. Ayrıca serbest ilişkilere izin veren toplumlar, varolan evlilik bağlarının bozulmasına ve eşlerin birbirlerini mutluluklarının nedeni olarak görmeleri, aile kurumunu halis bir aşk ve derin bir sevgi üzerine sağlamlaştırmaları gerekirken, birbirlerini rakip ve özgürlüğü ortadan kaldıran, hapseden biri, diğer bir deyimle gardiyan olarak görmelerine neden olur. Genç kız veya erkek, evlenmiş olduğunu söylerken, aslında kendisine gardiyan  aldığını söylemektedir. Neden bunu demeye ihtiyaç duyuyor? Çünkü evlilikten önce istediği her yere gitmek, istediği herkesle dans etmek, flört etmekte serbestti. Kimse ona “gözünün üstünde kaşın var” diyemezdi.
 
Fakat evlendikten sonra bu serbestlikler sınırlanmış oldu. Bir gece eve geç gelse, eşi tarafından nerede olduğuna ilişkin soru yağmuruna tutulur. Serbest ilişkilerin olduğu bir sistemde aile bireyleri arasındaki ilişkilerin ne kadar bozuk ve soğuk olacağı açıktır. Bertrant Russel gibi bazıları, serbest ilişkilerin önünün alınmasının, erkeğin kendi neslini korumak eğiliminden kaynaklandığını zannediyorlar ve hamileliği önleyici maddelerden, araçlardan yararlanılmasını teklif ediyorlardı. Oysaki, sorun yalnızca neslin kirlenmesi değildi. Ayrıca önemli bir neden, eşler arasında en temiz ve en samimi şefkat duygularının varolması ve aile ocağı içinde tam bir birlik ve beraberliğin kurulmasıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise, ancak eşlerin başkalarına göz kapamalarıyla mümkün olabilir; erkeğin başka kadında gözü olmamalı ve kadın da kocasından başkasını tahrik ve celbetmek için uğraşmamalıdır.
Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #5 : 04 Kasım 2010, 12:12:44 »

faydalı olmuş.Allah razı olsun Smiley  Grin
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #6 : 04 Kasım 2010, 12:15:04 »

cümlemizden inş.. okuyan gözlerinize sağlık.... Smiley
Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
гüъεyyε
Moderator
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1168


ღνսรlﻪէรενժﻪรıღ


« Yanıtla #7 : 05 Kasım 2010, 10:31:34 »

3-Toplumun Sağlığı

Fahiş  zevklerin aile çevresinden topluma kaydırılması, toplumun iş gücünü zayıflatır. Hicaba karşı olanların, “Hicab toplum bireylerinin yarısının iş gücünün yok olmasına neden olur.” diyerek eleştiri getirmelerinin .tam tersine, hicabsızlık, serbest ilişkilerin yaygınlaşmasına, sosyal gücün felç olmasına yol açar.

 Kadının iş gücünün yok olmasına neden olan, onun yeteneklerini gizleyen; kadını kültürel, sosyal ve ekonomik eylemlerden alıkoyarak yoksun bırakan bir hicab türü İslam’da yoktur. İslam, ne kadının evden dışarı çıkmamasını, ne de ilim öğrenmeye hakkı olmadığı söylemektedir. Tam tersine İslam, kadın ve erkeğin her ikisine de ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. Kadına herhangi bir ekonomik faaliyeti yasaklamamıştır.İslam hiçbir zaman kadının işsiz oturmasını, boş ve ürünsüz bir varlık olarak tembelliğe itilmesini istemez.

Yüz ve iki el dışında bedenin örtülü olması kültürel, sosyal ve ekonomik eylemlere hiçbir şekilde engel olmaz.Toplumun iş gücünün felç olmasına neden olan şey, iş yerinin şehvânî  arzuları tahrik edici bir duruma getirilmesidir. Acaba erkek ve kız çocuklar ayrı ayrı yerlerde öğrenim görseler veya varsayalım aynı yerde öğrenim görseler; ama kızlar örtünse ve her türlü süslenmeden kaçınsalar mı daha iyi ders okurlar, yoksa her erkek çocuğun, süslenmiş ve dizinden bir karış yukarısına kadar mini etek giymiş bir kızın yanında oturduğu bir yerde mi? acaba cadde ve pazarda, büro ve fabrikada veya başka yerlerde bulunan bir erkek, süslenmiş kadınların sürekli olarak dikkatini çektiği çevrelerde mi daha iyi çalışır , yoksa böyle görüntülerle karşılaşmadığı çevrelerde mi?

Eğer inanmıyorsanız bu çevrelerde çalışan kimselere sorun. İşlerin akışının iyi bir şekilde olmasını isteyen işletmeler, şirketler ve bürolar bu tür karışıklıklara karşı önlemler alırlar. Eğer inanmıyorsanız soruşturun. Bugünün Batı toplumunda yaygın bir şekilde yer eden hicabsızlık ahlaksızlığında Batı’dan da öne geçmiş bulunduğumuz bu kötü durum, gerçekte Batı kapitalist toplumunun kirli özelliklerinden olup Batı kapitalistlerinin şehvetperestliği ve maddeperestliğinden meydana gelmiştir. Bu, onların insan topluluklarını uyuşukluğa yöneltmek ve kendi mallarının tüketicisi durumuna getirmek için başvurdukları yöntemlerden biridir aynı zamanda.

4-Kadına Saygı Gösterme ve Değerini Gözetme

Daha önce anlattığımız gibi, bedenî açıdan erkeğin kadına üstünlüğü kesindir. beyin ve düşünce açısından da erkeğin kadına üstünlüğü en azından tartışılabilir. Kadın bu iki alanda erkek karşısında direnecek güce sahip değildir. Fakat kadının kalp ve şefkat yoluyla erkeğe sürekli bir üstünlük kurduğu görülmüştür. Kadının, kendisiyle erkek arasına bir sınır çekmesi, erkek karşısındaki konumunu korumak için yararlandığı esrarengiz bir araçtır.

İslam, bu elverişli durumundan yararlanması için kadını özendirmiş, dayanıklılığını, ağırbaşlılığını ve namusunu koruması ve kendini erkeğe görünmek için ortaya koymaması durumunda ona karşı gösterilen saygının da o derece artacağı üzerinde özellikle durmuştur.
Daha sonra Ahzab Sûresi’nin tefsirinde de göreceğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim, kadınlara örtünme öğüdünü yaptıktan sonra şöyle buyuruyor: “…bu, tanınmaları ve incitilmemeleri için daha iyidir.” Yani bu iş, namuslu olarak tanınmaları ve kendilerini erkeklerin isteklerine vermediklerini açıklığa kavuşturduğu için daha iyidir.Ve sonuçta onların görkemi ve uzak duruşları, basit kişilerin onları rahatsız etmesine engel olur.

Moderatöre Bildir   Logged

˙·٠•●  Suskunluğum  asaletimdendir   ●•٠·˙
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Hicab Ve Özgürlük İlkesi İslamda Kadın ve Tesettür vuslat 0 198 Son Mesaj 30 Nisan 2008, 22:27:59
Gönderen: vuslat
FETHULLAH GÜLEN'İN GERÇEK YÜZÜ Düşünce yazıları/Makaleler seriyye 3 206 Son Mesaj 09 Nisan 2009, 22:05:19
Gönderen: seriyye
Hayatın yüzü Şiir Pınarı harras 4 301 Son Mesaj 12 Nisan 2009, 18:36:16
Gönderen: harras
Hayatın Yüzü...! Resimler ve flashlar harras 3 196 Son Mesaj 16 Nisan 2009, 15:25:43
Gönderen: ceylan
yeni müslüman olmuş (doğruların öyküsü murtaza mutahari) Öykü - Hikaye ve Kıssalar vuslat 1 224 Son Mesaj 06 Eylül 2009, 16:01:41
Gönderen: seriyye
Katil İsrail'in Gerçek Yüzü! Filistin Özel KeRvAnCaN 0 216 Son Mesaj 12 Haziran 2010, 13:24:01
Gönderen: KeRvAnCaN
Yahudiliğin Gerçek Yüzü mutlaka okuyun Kitap-kaset ve Dergi hamza01 0 373 Son Mesaj 08 Ocak 2012, 18:29:07
Gönderen: hamza01