0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Hicret  (Okunma Sayısı 315 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5756


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 16 Nisan 2009, 11:53:32 »

Hicret bu ümmete Kıyamete kadar farzdır.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Tevbe kapısı kapanmadıkça, hicret yolu kapanmaz, güneş batıdan doğmadıkça da tevbe kapısı kapanmaz." (Ebu Davud, Cihad: 2, Ahmed: 1/192, Elbani lrvaü'l-Ğalil:1208,)

Enes (r.a.), Rasulullah'tan (s.a.v.) şöyle rivayet etmiştir:

"Müşriklerin ateşinden yararlanarak aydınlanmayın." (Ahmed: 3/99, Nesai Zinet: 51.)

İbni Kesir, bu hadisle ilgili olarak şöyle diyor:

"Evlerinizi onlara yakın yapmayın, onlarla birlikte yaşayarak bir arada bulunmayın. Aksine onlardan uzaklaşın ve müşriklerin ülkelerinden hicret edin."

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"İkisinin ateşleri (müslümanlarla müşriklerin ateşleri) birbirine görünmesin." (Ebu Davud Cihad: 95, Nesai Kasame: 27, Elbani İrvaü'l-Ğalil:1207.)

Başka bir hadiste de şöyle buyruluyor:

"Kim müşriklerle beraber bulunur, onlarla birlikte yaşarsa, o da onlar gibidir." (Ebu Davud Cihad: 170.)

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Nefislerine zulmeden kimselerin canlarını alırken melekler 'Ne işte idiniz' deyince, bunlar 'Biz yeryüzünde mustaz'afdık' diye cevap verirler. Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret erseydiniz ya!" derler. İşte onların barınağı Cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir." (Nisa; 4/97)

İbni Ebu Hatem'in rivayetine göre, İbni Abbas şöyle demiştir:

"Mekke halkından bazı kimseler müslüman olmuşlardı. Fakat müslüman olduklarını gizli tutuyorlardı. Müşrikler, Bedir Günü onları da savaşa gitmeye zorladılar. Bunlar da savaşa katıldılar ve bazıları savaş sırasında öldürüldüler. Bunun üzerine müslümanlar "Şu müslüman kardeşlerimiz bize karşı savaşmaya zorlandılar, onlar için Allah'tan mağfiret dileyin" dediler. Bunun üzerine Nisa suresinin 97. ayeti nazil oldu."

Dahhak bu ayetle ilgili olarak şöyle diyor:

"Ayet, Mekke'de kalıp da hicret etmeyen ve Rasulullah'ın (s.a.v) yanında yer almayan bir takım münafıklar hakkında nazil oldu. Bunlar Bedir Günü müşriklerle birlikte çıktılar ve savaşta vuruldular."

İbni Kesir bunu Dahhak'tan rivayet eder ve şöyle der:

"Bu ayet, müşrikler arasında oturmaya devam eden herkesi kapsar. Çünkü bunlar hicrete güçleri yettiği halde, müşriklerin arasında kalıyorlar. Oysa ki müşriklerin arasında dinlerini yaşama imkanları olamaz. Böylece kendi nefislerine zulmetmiş, kendilerine yazık etmiş, bir bakıma intihar etmiş olurlar.

Bu hareket icma ile haram kabul edilmiştir. Çünkü ayette "Nefislerine zulmeden kimselere, melekler canlarını alırken" buyrulmuştur.

Şeyhin ailesine; bir kimsenin ticaret maksadıyla kafirlerin ülkesine yolculuk etmesinin caiz olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

"Eğer bu kimse gittiği yerde dinini açık bir şekilde yaşayabilecek ve müşriklere dostluk göstermeyecekse caizdir.

Nitekim ashabdan bazıları (örneğin; Ebu Bekir) böyle yolculuklar yapmışlar, Rasulullah da (s.a.v.) buna karşı çıkmamıştır."

Eğer gittiği ülkede dinini açıkça yaşayamayacak ve müşriklere karşı düşmanlığını açıkça gösteremeyecekse kafir ülkelere gitmesi caiz değildir. Bunun yasak olduğunu gösteren pek çok hadis ve alimlerin görüşleri vardır. Allah (c.c.), müşriklere düşmanlık göstermeyi farz kılmıştır. Eğer bir yerde bu şartlar yerine getirilemiyorsa, oraya gitmek caiz değildir. Çünkü kafir ve müşrik beldelere yolculuk etmek, kişiyi yavaş yavaş onları benimsemeye ve onların yaptıklarını hoş karşılamaya götürür. Bu gerçeği kafir beldelere göç eden müslümanlarda görmek mümkündür.
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4511


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #1 : 16 Nisan 2009, 21:49:35 »

Allah Razı olsun ellerine sağlık..
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #2 : 12 Nisan 2010, 14:13:24 »

Hicret:
     - Lügat bakımından; terk etmek, demektir.
     - Şer-i manası ise; Allah-u teala'nın nehyettiği ve yasakladığı şeyi terkedip emrettiği şeye gitmektir. Bu hicretin genel manasıdır.
     Hicretin özel manası ise; şirk beldesinden İslam beldesine, bid'at beldesinden sünnet beldesine, zulüm beldesinden adalet beldesine gitmektir.
     Şirk ve küfür beldesinden kasıt; içinde müslümanlar yaşıyor veya İslam'ın bazı özellikleri bulunuyor olsa bile kafir ve müşriklerin yönetimi elinde bulundurduğu, Allah-u teala'nın kanunlarının değil, şirk ve küfür kanunlarının hakim olduğu, dolayısıyla Allah-u teala'nın şeriatinin uygulanmadığı beldedir. Bu beldelerde İslami bir takım özelliklerin bulunması, kafirlerin izniyledir ve kendi sistemlerini koruma amaçlıdır.
     İslam beldesi ise; İslam şeriatinin hakim olduğu beldedir.
     Hicret müslümanlara kıyamete kadar farz kılınmıştır.
     Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "Nefislerine zulmedenlerin canlarını aldıkları zaman melekler: "Ne yapıyordunuz?" deyince: "Yeryüzünde biz zayıf kimselerdik" derler. Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya?" derler. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne kötü dönüş yeridir." (Nisa: 97)
     "Erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalan, yol bulamayanlar müstesnadır. İşte onları Allah'ın affetmesi umulur. Ve Allah, affedendir, bağışlayandır." (Nisa: 98-99)
     Birinci ayetin nüzul sebebi hakkında Buhari şöyle rivayet ediyor:
     Mekke ehlinden Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile beraber hicret etmemiş bir topluluk hakkında inmiştir. Bunlar fitneye düşerek müşriklerle beraber Bedir harbinde müslümanlara karşı savaşmışlardır. (Bu kimseler müslüman olduklarını gizliyorlardı. Bedir harbi çıkınca müşrikler bunları harbe katılmak için zorladılar. Onlar da müslüman olduklarını açıklarlarsa öldürülecekleri korkusuyla Bedir harbine katıldılar.) Allah-u teala onların özürlerini reddetti. Ve onları cehennemle cezalandırdı.
     İkinci ayetin manası ise; yaşlı, çocuk ve kadınlardan hicret edemeyenlerden hicret etmelerini engelleyecek gerçek özürleri olanları Allah'ın affetmesi umulur.
     Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. Yalnız bana kulluk ediniz." (Ankebut: 56)
     Bu ayeti kerimede Allah-u teala mü'minlere Allah'a ibadet etmek ve tevhid dinine uygun olarak yaşamak için; tevhid dininin gereklerini yerine getiremedikleri ve şirke düşmek için zorlandıkları yerden hicret etmelerini emrediyor.
     Hicret kıyamete kadar bu ümmete farz kılınmıştır.
     Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
     "Tevbe kapısı kapanmadan hicret kapısı kapanmaz. Tevbe kapısı ise güneş batıdan doğuncaya kadar açıktır." (Müslim)
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #3 : 12 Nisan 2010, 14:16:08 »

Hicretin Türleri
************
1 - Şirk beldesinden İslam beldesine hicret etmek.
 ****************************************   
     Şirk beldesinde dinini rahatlıkla yaşayamayan ve hicret etme gücüne sahip olan müslümana farzdır.
     Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "Nefislerine zulmedenlerin canlarını aldıkları zaman melekler: "Ne yapıyordunuz?" deyince: "Yeryüzünde biz zayıf kimselerdik" derler. Melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya?" derler. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne kötü dönüş yeridir." (Nisa: 97)
     Ayetteki "nefislerine zulmedenler" den kasıt; "hicret etme gücü olduğu halde nefislerini azaba maruz bırakarak hicret etmeyenler" demektir.
     Şirk beldesinde yaşayan müslümanlar eğer rahat bir şekilde dinini yaşayabiliyorlarsa, canları ve malları bakımından emniyet içinde iseler cumhura göre hicret etmesi farz değildir müstehaptır.

--------------------------------------------------------------------------------

     2 - Bid'at beldesinden sünnet beldesine hicret etmek.
     *******************************************
     Bu hicret türü farzdır.
     Bunun delili şudur:
     Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalan kimseleri gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Şayet şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalim toplulukla beraber (kesinlikle) oturma!" (En'am: 68)
     Tabi ki bu hicret, bu beldede açıkça sünneti uygulayamayan ve bid'at kendisini olumsuz etkileyen kişi içindir. Ama eğer sünneti açıkça uygulayabiliyorsa o beldeden hicret etmesi müstahap olur. Ancak müslümanların menfaati için bu beldede kalması söz konusu ise o zaman o beldede kalabilir.

--------------------------------------------------------------------------------

     3 - Emri bi'l maruf nehyi ani'l münker yapamadığı korku ve zulüm olan beldeden, emri bi'l maruf nehyi ani'l münkeri rahatlıkla yapabileceği korku ve zulüm olmayan beldeye hicret etmek.
   *****************************************************
     Böyle bir hicret yapmak farzdır.
     Bunun delili ise İbrahim aleyhisselam'ın hicretidir.
     Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "(İbrahim) şöyle demişti: "Burayı terk edip Rabbime gideceğim; O beni doğru yola iletecektir." (Saffat: 99)
     Musa aleyhisselam'ın yaptığı da buna delildir.
     Bu konuda Allah-u teala şöyle buyuruyor:
     "Bunun üzerine Musa korka korka, çevresini gözetleyerek şehirden çıktı. "Rabbim! Beni şu zalim kavimden kurtar" dedi." (Kasas: 21)
     Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şu sözü de buna delildir:
     "Müslümanın en hayırlı malı, dağlara yemeleri ve su içmeleri için çıkarttığı ve güttüğü davardır. Fitneye düşmeyip dinini korumak için onlarla gezer." (Buhari)

--------------------------------------------------------------------------------

     4 - Günah işlenen ve çokça haram kazanılan beldeden hicret etmek.
     ****************************************************
     Bu gibi beldelerden hicret edilir. Müslümanlar bir beldede dininden dolayı eziyet görüyorlarsa ve hicret edecekleri müslüman belde yoksa dininden ötürü eziyet görmeyeceği kafir bir beldeye hicret edebilir. Sahabelerin Mekke'den Habeşistan'a hicret etmeleri gibi.
     Fakat yeni bir müslüman devlet kurulmuşsa bu devletin kuvvetlenmesi için bütün müslümanların oraya hicret etmesi gerekir. İlk kurulan Medine İslam devletinde olduğu gibi. Cihad o zaman bütün müslümanlara farz olmuştur. O zaman hicret cihad hükmündedir.
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Le_Nasbirenne
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 167


Hayya-alel İman--Hayya-alel Cİhad


« Yanıtla #4 : 16 Nisan 2010, 14:02:29 »

Bize hicret farz oldu..oldu da nereye hicret etsek..yeryüzü inkar devrini yaşıyor.Sıradan olmayan bir ölüm  (şehadet) ile Rabbimiz bize hicreti nasib etsin Sad 
Moderatöre Bildir   Logged

Cihadsız,Savaşsız,Kansız,Sakatsız Allahın Dininin Muzaffer Olacağını Zanneden Kimseler,Bu Dinin Tabiatını İdrak Edemeyen Kimselerdir! Onlar Vehme Kapılmışlardır.Davetçilerin Heybeti,Davetin Şevketi,Müslümanların İzzeti Savaşsız Olamaz!
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #5 : 21 Nisan 2010, 09:05:46 »

Vuslat İçin Ayrılmanın Destanı: Hicret

Hicret, kişi veya kişilerin bulundukları yerden bedenle, dil veya kalp ile göç ederek ayrılmasıdır, bir şanlı destandır hicret, sevda için güzel çile, zafer için de bir bedel.



Hicret, sadece bir takvim başlangıcı değil; bir çağın kapatılıp yeni bir çağın açılmasıdır. Hicretle birlikte câhiliyye, yerini mutluluk çağına bırakmıştır. Kur’anî tarih yorumuna göre insanlık tarihinde her biri hicretle başlayan üç çağ vardır. Hz. Âdem’in Cennetten hicreti/firakı ile başlayıp Hz. Mûsâ ve mü’minlerin Mısır’dan hicretine kadar süren kurûn-ı ûlâ/İlk çağ, bu olayla birlikte başlayan kurûn-ı vustâ/Orta çağ ve Hz. Peygamberimiz’in hicretiyle başlayıp kıyâmete/yaratıkların zorunlu hicretine kadar sürecek kurûn-ı uhrâ/Son çağ.



Hayat, iman, sabır, hicret ve cihaddır. Bunlar olmadan hayat, yaşamak değil; olsa olsa ömür tüketmek ve tükenmektir.



Bireyden cemaate, cemaatten devlete adım atmak, Hak dâvâya uygun ortamlar aramak, meş’aleyi uzaklara taşımak, muhteşem dönüş için hazırlanmaktır hicret.



Hicret, nebevî bir harekettir, peygamberlerin ortak kaderidir; Onların izinden gidenlerin de değişik biçimleriyle hayatlarının en az bir diliminde ortaya çıkan bir tavırdır.



Hicretin kendisi ve uygulanış şekli, baştan sona “tedbir” demektir; Allah’ın bilmediğimiz kapılarını açması için bildiğimiz kapıları usûlüne göre çalma, çözüm ve çıkış yolu için fiilî duâdır.



Hicret, savaş alanından kaçmak, mücâdeleyi bırakmak değil; daha güçlü bir şekilde dönmek için strateji değişikliğiyle, siyasî manevrayla kamp yeri arayıp orada güç toplamaktır.



Yurt dışında aranan destektir. Daha hızlı sıçrayabilmek için gerileme ve gerilmedir. Cephe değişikliğidir, merkezi dışarıdan sarıp kuşatmak, merkezi fetih için çevreden eyleme geçmektir hicret.



Hicret, baskıları durdurma gücünün olmadığı yerde, baskıların kendini durdurmasına izin vermemektir. Zulme boyun eğmeme, zilleti kabul etmeme bilincidir.



Hicret; yolunu bulanların, daha doğrusu yoldan çıkanların yolsuzluklarıyla Hak yolu tıkadığı durumlarda çıkış yolu bulma girişimidir.



Hicret, taşlaşmış kalpleri ve yerleri terkedip su çıkacak vâdiler keşfedip faâliyeti verimli topraklarda yoğunlaştırmaktır. Fidan halindeki dâvâyı verimsiz topraktan çıkarıp elverişli bir toprağa götürüp dikmektir hicret.



Hicret, doğduğumuz veya doyduğumuz yerin Allah için terk edilemeyecek değerde olmadığını ilan etmek, Allah'ı her şeye tercih etmektir.



Hicret, memleketinde müslümanca yaşayamayan bir mü’min için, Allah’ın geniş arzında mutlaka müslümanca ve insanca yaşanacak bir yer olduğunun bilincine varmaktır.



Hicret; kavmiyetçilik, ırkçılık, şehircilik anlayışına vurulan darbenin adıdır. Ülke vatandaşlığından ümmet bilincine yükselmektir. Kendi memleketinin bâtıl yönetimine karşı mücâdele hazırlığıdır.



Müslümanların zulüm düzeninin bir parçası olarak yaşamayı reddedişleri ve küfrün karşısına bağımsız bir güç olarak çıkma tavrıdır hicret. İnsanî ve İslâmî haklarını gasbeden tâğutlardan berî olmak, onları protesto etmektir. Sadece zulümden kurtulmak değil; aynı zamanda zulme karşı çıkma ve son verme eylemidir.



Hicret, daha yüksek ideal ve hedeflere ulaşmak için sevdiklerini gözünü kırpmadan geride bırakarak çıkılan yolculuğun adıdır, İlâhî yardımın paratoneri, zaferin müjdesidir.



Altyapısını iman ve sabrın oluşturduğu hicretin bir sonraki aşaması cihaddır. İmansız sabır, sabırsız hicret, hicretsiz cihad/kıtâl, cihadsız zafer ve kurtuluş olmaz! Hicret; sosyal, siyasal ve askerî alanlarda cihad için düğmeye basmak, eyleme geçmektir.



Bozuk çevreden güzel çevreye geçmek, çevrenin çocuklarını ve kendini mahvetmesine izin vermemektir; çevreyi düzeltemiyorsak çevrenin bizi bozmasına müsâade etmemektir.



Hicret, câhiliyye ile, onun kural, kurum ve bağlılarıyla ilişkileri koparıp atmak, bağımsız ve özgür olarak İslâm’a teslim olup O’nun hâkimiyeti için çalışmaktır.



Esâretten kurtulma gayretidir, görünen ve görünmeyen zincirleri kırmak, zindandan özgürlüğe çıkmak, mahkûmiyetten hâkimiyete adım atmaktır.



Mü’min kimse, hür olarak insanca ve dâvâsı uğruna yaşayabilmek için gerekli her bedeli ödemeye hazırdır; dünyada izzet ve devletin, âhirette de cennetin bedeli hicrettir.



Tevhid mücâdelesinde bulunan insanların şu veya bu şekilde geçmek zorunda olduğu bir kapıdır/köprüdür/süreçtir hicret.



Bedeni, dili ve kalbi ile insanın kendisine Allah’ı unutturan çevresindeki her şeyden ayrılarak bütün varlığı ile Allah’a ilticâsıdır.



Hicret, Allah’a yönelmektir, O’na yaklaşmak, O’na sığınmaktır. Madde ve menfaat için, dünyevî eğitim için; iş, aş ve eş için hicretleri çok gördük. Ama günümüzde Allah için hicret edenleri nasıl göreceğiz?



Küfürden imana, haramlardan helâllere, günahlardan sevaplara, isyandan itaate, kötülükten iyiliğe, rezîletten fazîlete göz arkada kalmadan yapılan kutlu bir yolculuktur.



Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır, evde kılınan namaza karşılık, câmiye hicret edilerek cemaatle kılınan namazın yirmi yedi derece sevabı, hicret rûhunda saklıdır.



Yeryüzü yerinde saymıyor, her an dönüyor, hareket/hicret ediyor. Gökteki tüm yıldızlar, galaksiler, güneşler de yörüngeleri etrafında her an hicret halindeler. İnsandaki kan, vücut organları arasında hicret etmeseydi, ne olurdu? Öyleyse, hayat hicrettir, hicretsiz hayat olmaz.



Yerdeki sular buharlaşarak göklere hicret eder, bulutlar hicret içinde onları taşır, rahmet kanatları yeniden işlenip şekillenen bereket damlalarını hicret ettirerek taşıyıp uygun yerlere gönderir/hicret ettirir.



Bitki tohumları hicret ederek canlanır, yeni mekânlarda yeni bir hayata başlar; bazı hayvanların yaşaması için her mevsim vatan değiştirip hicret etmeleri hayatî bir zarûrettir.



Hemen tüm hayvan ve insanların nimetlere ulaşması için hicret etmeleri şarttır. İnsan, önce anne karnına, sonra yeryüzüne, daha sonra ebedî âleme hicret eden bir muhâcirdir. Hicret bir fıtrat kanunudur.



Allah’tan gelen ruh O’na hicret edecektir. Dünya otelinde misafir olan insan adlı yolcunun son durağı, bu muhâcirin son hicret yurdu Cennet olmalıdır, çünkü orası onun ana vatanı, baba ocağıdır. Muhâcir insan orada yaratıldı, orası için yaratıldı, onu hak etmek için yaşamalıdır.



Allah için gerektiğinde evi, iş yerini, mahalleyi, şehri veya ülkeyi değiştirebilmektir. Gerekiyorsa işi, eşi, aşı, malı-mülkü, okulu, diplomayı, makamı, rahatı, vatanı... terk edebilmektir.



Fânî olan şeyleri terk etmedikçe Bâkî olana, ebedî olana kavuşmanın imkânsız olduğunu kavramaktır.



Hicret denilince, kardeş kavramları, “muhâcir” ve “ensâr”ı, “kardeşliği” ve “fedâkârlığı” hatırlamamak ne mümkün! Hicret rûhunu kaybedince onları da kaybettik ve kaybolduk.



Ey hicret! Sen müslümanların takvim başısın. Müslüman olduğunu iddiâ ettikleri halde, hıristiyanlara göre ve onlar gibi "yılbaşı"nı kutlayanlar seni yeterince tanımıyor ve değerlendirmiyorsa, onları da mesajınla dirilt!



Yalvarıyoruz ey güzel hicret! Ne olur bizden hicret etme!
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
hamza01
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1137


TAĞUTU RED AllahA İMAN


« Yanıtla #6 : 25 Temmuz 2010, 13:35:01 »

HİCRET VE CİHAD   
     

Mücaşi b. Mes’ud (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur:

«Mekke fethinden sonra ben ve kardeşim Mücalid b. Mes’ud ile Rasulullah (s.a.s)’in yanına geldim de:

«Ya RasulAllah! Medine’ye hicret etmek üzere bizimle sözleşme yap ve izin ver» dedim. Rasulullah (s.a.s):

«Artık hicretin hükmü, fetihten önce hicret edenlere ait olarak geçmiştir» buyurdu. Ben:

«Ya ne üzere bizimle sözleşme yaparsınız?» dedim. Rasulullah (s.a.s):

«İlk önce İslam, sonra cihad üzerine.»

(Buhari)
 

***************************************************
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1 - Bir ülke İslam tarafından fethedildikten sonra, o ülkeden başka bir İslam ülkesine göçetmek hicret manasına gelmez. Ve bu yüzden böyle bir göçten dolayı hicret sevabı kazanılamaz. Bu sebeple, Mekke fetholunduktan sonra Medine’ye hicret etmek, Rasulullah tarafından uygun görülmemiştir. Zira artık Mekke de islam devleti olmuş ve oradan göç etmenin hicret olması hükmü kalkmıştır.

2 - Hicret; şirk beldesinden İslam beldesine, ya da bid’at beldesinden sünnet beldesine göç etmektir. Bu manadaki hicretin hükmü kıyamet gününe kadar geçerlidir
Moderatöre Bildir   Logged

YA BÜTÜNÜYLE ÜSTÜNLÜK VE ŞEREF YÜCE OLAN AllahA KULLUK.. YADA TAMAMİYLA ALÇAKLIK VE MAHKÛMİYET OLAN AllahIN KULLARINA KULLUK ..DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN..
"Mahvolan açık bir delilden dolayı mahvolsun kabul edende açık bir delilden dolayı kabul etsin"(Enfal: 42)
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
diyarbakır grup vuslat (hicret) Kürtçe Eserler sevdimonu 4 462 Son Mesaj 03 Nisan 2009, 21:10:17
Gönderen: isimsiz12
Bir Yudum Hicret Bişnev « 1 2 3 » Bişnev 23 2325 Son Mesaj 09 Ocak 2012, 10:19:52
Gönderen: Bişnev
Hicret ve Cihad Kur'an-ı Kerim Genel damla 8 1 133 Son Mesaj 10 Haziran 2009, 10:47:25
Gönderen: MERXAS
Tek başına hicret eden sahâbî Sahabeler'in Hayatından Tablolar kuranehli 0 143 Son Mesaj 29 Ağustos 2009, 17:23:47
Gönderen: kuranehli
Hicret Serbest Bölüm hamza01 0 102 Son Mesaj 31 Ağustos 2009, 20:56:54
Gönderen: hamza01
Hicret Kelime ve Kavramlar Kavl-i Leyyin 2 144 Son Mesaj 22 Temmuz 2011, 19:48:07
Gönderen: hamza01
Gönlüme hicret düştü! Düşünce yazıları/Makaleler yedibeyza 1 159 Son Mesaj 24 Ağustos 2011, 17:45:25
Gönderen: _uMuT_