0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Hizbullah ANADAVA'sı sanıklarından CEMAL TUTAR'ın mahkemeye verdiği savunma metn  (Okunma Sayısı 796 defa)
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« : 20 Temmuz 2009, 20:06:55 »

6 NOLU AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
DİYARBAKIR
Dosya No: 2000/171 Esas No Konu: Esas Hakkındaki Son Savunma
Savunmayı Veren: Cemal TUTAR, Mahmut oğlu, 1972 Çınar-Ovabağ doğumlu. Halen Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutuklu.
GİRİŞ
17 Ocak 2000'de yakalandım.

Altı ay boyunca gayri insani ve gayrı hukuki şartlarda gözaltında kaldım. Bu süre zarfında Hizbullah Cemaati'ne yönelik muazzam boyutlarda antipropaganda ve dezenformasyon hücumu yaşandı. Eli kalem tutan, ağzı laf yapan herkes bu hücum furyasında rol aldı.

Tarihte eşine az rastlanır bir infaz ve karalama hareketiydi bu... Adeta memleket işgal edilmiş, işgale karşı seferberlik ilan edilmiş ve her türlü düşünceye sahip insanlar, gruplar bu işgale karşı yekvucut olmuş gibi bir hava estirilmişti. Sağcısı, solcusu, liberali, faşisti, komünisti bu seferberliğe can-ı gönülden iştirak etmişti.

 Esasen bu hücum ve düşmanlık Hizbullah Cemaati'nin şahsında aziz islam'a yapılan bir saldırıydı. Hizbullah bahane edilerek İslam'ın mukaddes değerlerine büyük bir kinle saldırılmış ve ne yazık ki bu saldırılara bizimle fikri akrabalığı olan İslamî kesim de alet olmuş ve karşı saflardakİ yerini almıştı.
Cenab-ı Allah'a şükürler olsun ki, gözaltı sürecini tamamlayıp cezaevine konulduk.

Cezaevine konulduktan kısa bir süre sonra ilk savunmamı hazırlayıp mahkemeye takdim ettim. Bu, 7-8 sayfadan ibaret kısa sayılabilecek bir savunmaydı ve iddianamenin belli başlı bölümlerine bir cevap niteliği taşıyordu. Buna rağmen, bazı yönleriyle hakkımızdaki iftira ve yalan kampanyalarına mücmel bir reddiye olarak da düşünülüp değerlendirebilir.
O günden sonra tekrar suskunluğa büründük ve gelişmeleri sabırla izledik.

Yine her fırsatta düşmanlarımız ileri-geri konuşup yazmaya, yalan ve iftira yüklü ithamlarda bulunmaya devam ettiler. İddia, itham, iftira ve karalamalarına cevap veren olmadığı için, üzerimize daha çok geldiler. Bize saldıranlardan, fikri yönden akrabamız grubuna girenlerin, gafletten uyanmaları ve hakikati görmeleri için dua ederken, diğerlerini Allah'a havale ettik.
Tarihin tekerrür etmemesi iki şarta bağlıdır.

Birincisi tarihin doğru yazılması, ikincisi de doğru yazılan tarihten ders alınmasıdır. Bu iki şarttan biri eksik olduğunda, ne yazık ki aradan geçen yıllar, gelecek nesillerin aynı acıları yaşamasını engelleyemeyecek ve bir süre sonra aynı şeyin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Hizbullah Cemaati, Türkiye'nin son 30 yılına damgasını vurmuş bir cemaattir. Hizbullah Cemaati, bir vakıa ve bir realitedir... Hizbullah Cemaatini yalan ve iftiralarla, mesnetsiz ve asılsız iddialarla karalamak ve olduğundan farklı göstermek, belki kısa vadede düşmanlarımızın işine gelebilir.

Ancak tam da bundan dolayı bu vakıa ve realite, bilerek ve isteyerek tarihe yanlış yazılmış olacağından, tarih aldatılmış olur.

 Doğal olarak bu durum, benzer acıların gelecek nesillerde de yaşanması sonucu doğuracaktır.
Hizbullah Cemaatini akademik diyebileceğimiz düzeyde ele alıp inceleyerek ortaya ciddi anlamda çalışma koyabilecek durumda olanların başında, savcı ve hâkimlerin gelmesi gerekirdi.

 Çünkü Devletin Hizbullah Cemaati hakkında elinde bulundurduğu bilgi ve dokümanlar, azımsanmayacak miktardadır.
1/99
 


Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #1 : 20 Temmuz 2009, 20:11:10 »

2.KISIM


Bugüne kadar binlerce mensubumuz yakalanıp tutuklandı, on binlerce sayfa doküman ele geçirildi; bununla beraber bir miktar itirafçı da bildiği veya bilmediği halde tahmin ettiği her şeyi söyledi. Kısacası devlet, dolayısıyla mahkeme heyeti ve savcılar "Hizbullah nedir?" sorusunun cevabı için yeteri kadar materyale sahipti. Buna rağmen savcıların sunduğu iddianame ve mütalaalar ile mahkeme heyetlerinin hazırladığı gerekçeli kararlar,

"Hizbullah nedir?"

sorusuna cevap vermekten uzaktır. Aynı durumun şu an yargılandığımız

 'Hizbullah Ana Davası'nda da geçerli olacağını düşünüyoruz.

Takdir edersiniz ki 50 yıl sonra biri Hizbullah hakkında bir araştırma yapmak istediğinde, ilk başvuracağı kaynak, ana dava ile ilgili savcı ve hâkimlerin ortaya koyduğu çalışmalar olacaktır.


Ne var ki gerek ana dava iddianame ve. mütalaasında, gerek 1994/636 esas nolu dava, gerek 2000/182 ye gerekse 2007/53 esas nolu büyük hacimli davaların gerekçeli kararlarında Hizbullah Cemaati ile ilgili aydınlatıcı bir bilgiye rastlayamıyoruz.

 Bunca bilgi ve belge karşısında akla gelen tüm sorulara cevap bulunabilmeliyken, söz konusu gerekçeli kararlarda karşılaştığımız durum; bilgisayar başında, kopyala-yapıştır aceleciğiyle yapılan bir hazıra konma bedavacılığını gözler önüne sermektedir.


 Çünkü 1990'lann başında yakalanan bazı mensuplarımız hakkında, savcıların hazırladıkları ve aslı—astan olmayan, sözüm ona

 "Hizbullah Cemaatinin kuruluşu, amacı ve stratejisi"™

 analiz ettikleri, hayali ve afakî birtakım çarpık bilgiler, mahkemelere 'iddianame' diye sunulmuş; sonrakiler de hiçbir ekleme ve çıkarma gereği duymadan, bu çarpık bilgileri baktıkları Hizbullah dosyalarında, iddianamelerinin giriş kısmına almışlardır. Sanki bu ilk iddianameler yüzde yüz doğruymuş, değiştirilmesi mümkün olmayan matematiksel bir formül ya da bilimsel bir kanunmuş gibi, sonradan gelen savcılar da buldukları bu hazır şablonu olduğu gibi kendi iddianamelerinin başına yerleştirmişlerdir.

İş bununla da kalsa yine iyi... Aynı hayali ve afakî şablon, maalesef bizim aleyhimizde karar vermek için bir araya gelen, plan yapan, strateji geliştiren her makamda ve isimlerini saymayı lüzumsuz gördüğüm yüksek yerlerde brifinglerin ana malzemesi olmuştur.

 Böyle olunca da herkesin kafasında yalan, yanlış, çarpık, gulyabani tipli bir Hizbullah tanımlaması canlanmaktadır.
Şurası bir gerçektir ki, her mahkeme, kılı kırk yararcasına elindeki dosyada;

 "Nasıl daha fazla mahkûmiyet çıkarabilirim"

güdüsüyle hareket etmiştir. Mesela;

 "Şüpheden sanık yararlanır"

şeklindeki en basit ve en temel hukuk ilkesi zir-u zeber edilerek maalesef

"Şüphe, sanığın aleyhinde değerlendirilir"

ya da "Şüpheden savcı ve hâkimler yararlanır"

şeklindeki bir pratiğe dönüşmüştür. Bu doğrultuda Cemaat mensuplarına en yüksek cezalar verilirken, verilen cezaların haklı gösterilmesi için fertlerin şahsında

 Hizbullah Cemaati, hayal mahsulü iddialarla alabildiğine zalim, gaddar ve her şeyiyle menfi bir terör örgütü olarak tanıtılmaya çalışılmıştır.

 Örneğin ana dava mütalaasının giriş bölümünde, Hizbullah hakkında verilen bilgiler topu topu beş sayfa iken, şahsım hakkında 118 sayfalık yer ayrılması,

benim üzerimden Cemaati karalama gayreti için en bariz misaldir.
Günü kurtarma güdüsüyle hareket eden mahkemeler,

"Ne kadar çok kişiyi cezaevine gönderirsek, Hizbullah o kadar çabuk biter"

gibi beyhude bîr çaba içine girmişler, uzun vadede bunun bizim açımızdan ne büyük faydalar doğurabileceğini hesaplayamamışlardır.



Çünkü tarihte ve günümüzde, dünyanın değişik coğrafyalarında İslamî sorumluluklarını yerine getirdikleri için zindana atılan Müslümanların; mutlak tecrit koşullarında dahi zindanı gülistana çevirdikleri, her bir zindanı Medreseli Yusufiye durumuna getirdikleri bilinen ve görülen bir gerçektir.


Terör konusuyla yakından ilgilenen gazetecilerle,


 "Terör uzmanı"

 sıfatını kendilerine yakıştıran akademisyenlerin, Hizbullah konusundaki cehaletleri, insanı hayrette bırakacak düzeydedir.

Oysa biraz okusalar, araştırsalar ve tabii ki biraz insaflı olsalar, bu hakikatlere ve gerçeklere kolaylıkla ulaşabilirlerdi. Bu sorun, söz konusu kişilerin zekalarıyla alakalı bir durum değildir.

Böyle davranmalarının nedeni, Hizbullah Cemaatini alabildiğine kötülemek, hırpalamak, gözden düşürmek, olduğundan çok daha farklı göstermek, böylece Cemaati Müslüman Kürt ve Türk halkının gönlünden ve kalbinden koparmak istemelerinden başka bir şey değildir. \
2/99


Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #2 : 20 Temmuz 2009, 20:14:49 »

3.KISIM


Her türden karalama kampanyası, gerçeklerin saptırılması, iftira furyası ve hakikatlerin tersyüz edilmesiyle ilgili yapılan faaliyetlerin büyük kısmı bilinçli, az bir kısmı da bilinçsizce yapılmıştır.

Bu faaliyetlerin en büyük amacı, Müslüman halkımızın gönlündeki Hizbullah sempatisini düşmanlığa dönüştürmektir.


Bir insana ya da bir topluluğa yapılabilecek en büyük zulümlerden biri, ona savunma hakkı tanımadan yargılamaktır.

Oysa bir hadisenin anlaşılması, tarafların tümünü eşit ve adil bir şekilde dinlemekle, söz hakkı vermekle mümkün olur.

Mesela 10 yıldır yargılandığımız bu ana davada hiçbir hâkim veya savcı çıkip da merak için bile olsa;

"Niçin ve nasıl kuruldunuz, amacınız ve hedefiniz neydi, ne derdiniz-vardı k'ı PKK ile vıfruştunÜ2, size bu çatışmada yardım eden oldu mu?" türünden hiçbir soru sormadı.

Âcâba propaganda yapmamızdan mr"endişe edildi, soranları tersleyeceğimizden mi korkuldu, bilemiyoruz. Ama görünen ve bilinen o ki, üzerimize vurulan damga ile yargısız infazla kurban edildik.
Bu savunmanın temel amacı;

Hizbullah Cemaatini, içinde yaşadığım ve görebildiğim kadarıyla ortaya koymak, kafalarda bulunan pek çok soruya somut örneklerle cevap vermek, doğru bilinen ancak hakikatte yanlış olan kimi bilgileri düzelterek merak edilen bazı soruların yanıtlarını gerçek haliyle ortaya koymak, bu vesileyle tarihi sorumluğumuzu yerine getirmektir.
3/99
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #3 : 20 Temmuz 2009, 20:20:05 »

4.KISIM


HİZBULLAH CEMAATİ'NİN KURULUşU
Bir yapının, teşkilatın veya organizasyonun ortada hiçbir sebep yokken kurulması, aklen mümkün değildir. Elbette Hizbuilah Cemaati de durup dururken kurulmamıştır.

 Hizbuilah Cemaati'nin kuruluşuna ve ortaya çıkmasına neden olan çok önemli ve haklı sayısız sebepler sıralayabiliriz. Ancak hepsini ayrı ayrı ele almak yerine, tüm bu sebepleri; tarihi nedenler ve İslamî yükümlülükler olmak üzere iki ana temelde toplayabiliriz.

Bunlara daha yakından baktığımızda,

 Hizbuilah Cemaati'nin niçin kurulduğu, böyle- bir Cemaat'in-'varlığına niçin ihtiyaç duyulduğu ve

 Hizbuilah Cemaati gibi bir yapılanmanın zarureti daha iyi anlaşılacaktır.


1—Tarihi Sebepler


Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana, bilhassa ilk yıllarında neredeyse yapılan her icraat; İslam ve Müslümanların aleyhine yapılıyordu.

İlk yıllardan beri İslam ve dindar Müslümanlar; yeni kurulan cumhuriyet rejimi ve bu yeni rejimin bekası için çok ciddi bir tehlike olarak görülmüş, yapılan her devrimde söz konusu bu tehlikenin bertaraf edilmesi amaçlanmıştır.

Vicdanlı ve tarafsız bakabilen herkesin rahatlıkla kabul edeceği gibi o yıllardan ta günümüze kadar yapılan bütün devrimler, inkılâplar, kanun ve anayasa değişikliklerinin neredeyse tamamı; toplumu köklerinden uzaklaştırıp halkın dini inançlarını yaşamasına yasak getirmeyi veya inançlı bir şekilde yaşamayı olabildiğince zorlaştırmayı hedeflemiştir.

Tek Parti rejiminin ceberut uygulamalarına bakıldığında, bu durum çok açık bir şekilde görülecektir.

 Tek Parti rejiminden sonra gelen iktidarlar da uygulamalarına birtakım kılıf ve ambalajlar geçirerek halkı uyutma ve aldatma yoluyla aynı hedef ve maksada ulaşma yoluna girmişlerdir. Yani iktidarlar değişmiş, ancak halkı dinden soğutma, dini değerleri yozlaştırma, İslam'ı toplum hayatından tamamen çıkarma, özetle İslam'a düşmanlık noktasında değişen bir şey olmamıştır.


Böylesi bir durum karşısında halkın refleks göstermemesi düşünülemezdi. Dini yaşama yapılan saldırıların, hiçbir toplumda tepkisiz karşılanmadığı tarihi bir gerçektir.

Yüzyıllardır İslam'ı yaşamış, İslam'ı özümsemiş, bütün yaşam biçimleri İslam'a göre düzenlenmiş, gelenek ve görenekleri İslam'a göre şekillenmiş Müslüman halkların da dinlerine yapılan saldırılara tepkisiz kalması elbette düşünülemezdi.

Nitekim öyle de oldu. Halk; canını, malını, evladını vererek kurtardığı toprakların üzerinde kurulan yeni rejimin kendi inançlarına yaptığı düşmanlığa Anadolu'nun her yerinde direnç göstermeye başladı.

Ancak İslam düşmanlığı temelleri üzerinde yükselmeyi hedefleyen Cumhuriyet rejimi, halka rağmen değişim-dönüşüm devrimlerini hayata geçirmeye kararlıydı.

Bu hedefe ulaşma konusunda hiçbir muhalefete tahammülü olmayan ve en küçük bir muhalefeti bile en acımasız yöntemlerle bertaraf etmeyi prensip edinen Cumhuriyet kurucuları, halkın devrimlere gösterdiği direnci, benzeri görülmemiş zulüm ve katliamlarla bertaraf etti.


Memleketin her tarafında darağaçları kuruldu. İstiklal mahkemelerinde;

"Sanığın İdamına, tanıkların bilahare dinlenmesine!"


 şeklinde söylenmiş söz, o dönemdeki adaletsizliği ve zulmün geldiği noktayı göstermesi açısından manidardır.


Yapılan devrimler adım adım ilerlemiş, halkın devrimlere karşı vereceği olası direncin ve tepkinin büyüklüğü veya küçüklüğü, yöneticilerin kararlarında belirleyici olmamıştır.

 Ve aslında ta en başından nihai hedef düşünülmüş, her icraat belli bir plan ve program dâhilinde hesaplı bir şekilde hayata geçirilmiştir.

 Esasen yapılan devrimlerin büyük çoğunluğu, Cumhuriyetin kurucu kadrolarına has fikirler de değildi.

Cumhuriyetin kuruluşundan önce, sırtını İslam'a, yüzünü Batıya dönüp Batıcı bir hayat tarzını şiddetle savunan Jöntürkier ile bunların devamı niteliğinde olan İttihat ve Terakki de böylesi devrimleri savunmuşlardı. Ayrıca halifeliğin kaldırılması gibi uygulamalar, tamamen İngiliz ve Avrupa baskısıyla gerçekleşmiştir.


1 Kasım 1922'de

saltanat kaldırılırken, aslında halifeliğin kaldırılması için de uygun zemin hazırlanmış oluyordu.

 Nitekim 3 Mart 1924'te hilafet de kaldırıldı. Tüm İslam ülkelerinin sembolik de olsa bağlı olduğu bir kurumu ortadan kaldırmak, Atatürk'ün ifadesiyle

"Akıl kârı"

değildi aslında.
4/99

Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #4 : 20 Temmuz 2009, 20:21:53 »

Metinin Tamamı için CihadYolunu Ziyaret Ediniz



http://www.cihadyolu.com/
Moderatöre Bildir   Logged
harras
Mücadeleci::.
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1904


Bir Seher Daha Ya Rab Bir Vuslat Daha Ya Rab...


WWW
« Yanıtla #5 : 20 Temmuz 2009, 22:24:24 »

Gariblere selam olsun selam ve dua ile...
Moderatöre Bildir   Logged

<a href="http://cagritv.com.tr/bannerler/ctv-468x60.swf" target="_blank">http://cagritv.com.tr/bannerler/ctv-468x60.swf</a>
“Güzel ahlak, senin Allah'dan başka bir maksadının olmamasıdır.” (Ebu Said El-Harras)
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #6 : 21 Temmuz 2009, 19:33:56 »

And olsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azminizdendir. " (Al-i İmran Suresi 186)


"And olsun biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). " (Muhammed Suresi 31)

" Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et. " (Bakara Suresi 250)

[AMİN]
Moderatöre Bildir   Logged
mizgina_islam_
Usta Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 861



« Yanıtla #7 : 21 Temmuz 2009, 19:52:36 »

Sen kahır yüklü bulutları zorbalar üzerine sürerken andolsun ki, yalnız bırakmayacağız seni bu mübarek savaşında.


Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) galip gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tartaftari hizbullahtir.” (Maide S: 56)


İnanıyor ve diliyoruz ki, bu kadar karanlık ve çileli bir dönemi yaşayan asrımızın Müslümanları olarak, Allah(cc)’ın ve Resulünün bu aziz müjdelerine mazhar oluruz.

 Kirlenmiş olan dünyamızı temizleyip, İslam’ın nuruyla aydınlatır ve onun adaletiyle donatırız. Dünyamızı fitne, fesat, münkerat ve ma’siyetten arındırıp hak, hukuk, özgürlük ve Allah’a kul olma şerefiyle taçlandırırız
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Üstad'ın Mahkemeye Verdiği ifadelerden bir bölüm Risale-i Nur'dan Damlalar têkoşîn 0 146 Son Mesaj 29 Nisan 2009, 16:50:54
Gönderen: têkoşîn
Hizbullah Ana Davasında 6 Sanık Savunma Yaptı Yurttan haberler birdamla_nur 0 121 Son Mesaj 29 Mayıs 2009, 16:01:15
Gönderen: birdamla_nur
Hizbullah Ana Davası Sanıklarından Çarpıcı Açıklamalar Yurttan haberler YÜKSEKOVA 0 170 Son Mesaj 12 Haziran 2009, 20:32:20
Gönderen: YÜKSEKOVA
Geert Wilders Mahkemeye Hazırlanıyor! Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 118 Son Mesaj 15 Ocak 2010, 07:52:46
Gönderen: musabbinumeyr29
ABD'nin Savunma Sistemi Çöktü Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 218 Son Mesaj 03 Şubat 2010, 11:38:40
Gönderen: musabbinumeyr29
İran'dan Dünya'ya S-300 Hava Savunma Sürprizi Dünyadan Haberler seriyye 0 108 Son Mesaj 14 Kasım 2010, 14:30:29
Gönderen: seriyye
Hizbullah Sanıklarından Mektup Var! Düşünce yazıları/Makaleler _uMuT_ 0 152 Son Mesaj 06 Mart 2011, 09:40:53
Gönderen: _uMuT_