0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Hz. Musa'nın -s- Hayatından Seçmeler  (Okunma Sayısı 191 defa)
vuslat
Site Yöneticisi
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5352


Sözüm tükendi, manayı sessizliğe yükleyip sustum


« : 08 Kasım 2007, 21:18:53 »

Hz. Musa'nın -s- Hayatından Seçmeler     


Hz.Musa -as- dünyaya geldiğinde Mısır'a tarihinin en zalim Firavunlarından birisi hükmediyordu. Firavun da tarihteki tüm zorba ve zalimler gibi hükümetini mustazaf halka baskı ve eziyet üzerine kurmuştu. Bu zalim kralın hayatı incelendiğinde yalnızca kedi hakimiyetini rakiplerine ve muhaliflerine dayatmakla kalmayıp, gelecekte de kendisine karşı oluşabilecek tehlikelerden korunmak istediği görülecektir.

Bunun sebebi bir yandan psikolojik, diğer yandan toplumsaldır. Eğer bir insan kendi kanuni ve insanî hakkından çok daha fazlasına sahip olduğuna inanırsa o insan başka bir insanın yada toplumun kendi gücene karşı itirazlarını kabul etmeyecektir.

Bu durumun değişme ihtimali yeryüzündeki tüm insanlarda görülen bir korku ve endişe yaratacaktır. Tıpkı bir vahşi hayvanın ele geçirdiği avıyla meşgul olduğu bir sırada yanında herhangi bir canlıya tahammül edememesi gibi. Kısacası müneccimler yakın bir zamanda doğacak olan bir bebeğin ileride Firavun'un siyasi iktidarını sarsarak, onu yok edeceğini haber vermişlerdi.

Bu sebepten dolayı Firavun tıpkı Nemrud gibi çare aramaya koyuldu. Müneccimlerin belirttiği tarihte dünyaya gelecek her çocuğun öldürülmesi emrini verdi, öyle ki hamile kadınlar bile kontrol altında tutuluyor ve ileride Firavun'un karşısına dikilecek çocuğun doğmasına imkan verilmemesi isteniyordu.

Ancak Allah-u Teala'nın iradesi her şeyden daha yüce olduğu için Firavun'un adamlarının tüm tedbir ve dikkatlerine rağmen hz. Musa -as- dünyaya geldi. Firavun ve etraflarının tehditlerinden korkan ve Firavun'un sarayının yakınlarında yaşayan aile bu çocuğu nasıl koruyacaklarının düşüncesine kapılıyorlar. Ansızın Musa -as-nın annesinin kalbinde bir ilham beliriyor, bu ilham bu kadar zor şartlar altında dünyaya gözlerini açan bir bebeğin ilahî bir misyon taşıdığını annenin kalbinde uyandırıyor.

Aldığı ilhamla çocuğu bir sandığın içine koyarak nehre bırakıyor. İlahi kader sonucu nehir suları sandığı Firavun'un sarayının yanında karaya çıkartıyor. Saray çalışanları sandığı alıyorlar ve içinde yeni doğan bebeği gördüklerinden ne yapmaları gerektiğini öğrenmeleri için saraya haber veriyorlar.

Firavun önce bu yeni doğan çocuğu ortadan kaldırmak için nasıl yüzlerce çocuğu öldürüp, ailelerine neler yaptığını düşünüyor, ancak daha sonra çocuğu sarayda kendi gözetimi altında büyütüp, şahsi hedefleri doğrultusunda kullanabileceği düşüncesine kapılıyor. Bu sebepten dolayı Firavun'un aklına bu çocukla ilgili en ufak bir şüphe gelmiyor.

(Kasas sûresinin 7. ayetinde hz. Musa -as-nın doğumu, annesine verilen ilham, Musa'nın -as- suya bırakılması, bulunması, Firavun sarayında büyümesi ve sonunda Peygamberliğe ulaşması anlatılıyor: Ayetin meali şöyle: "Musa'nın annesine, "onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme, çünkü biz onu sana tekrar vereceğiz. Ve onu elçilerden kılacağız diye vahyettik."
Bu şekilde Musa -as- nın kıssası başlamış oldu.

Kur'an-ı Kerim Kasas sûresinin 8. ayet ve devamında Musa'nın-as- öyküsünü şöyle anlatıyor: "Nihayet Firavun'un ailesi onu ileride bilmeksizin kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun ve askerleri bir yanılgı içindeydi." (Kasas Cool.

"Firavun'un karısı dedi ki: Benim için de, senin için de bir göz bebeği, onu öldürmeyin, umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz. Oysa onlar şuurunde değillerdi." ‘(Kasas 9).

Sonraki ayetlerde Musa -as- nın annesinin durumu anlatılarak, ilahî rahmet ve ilham vesileyiyse annesinin kalbine bir güven duygusu indirildiği ve daha sonra annesinin, kızkardeşini Musa'dan haberdar olması için onun peşine gönderdiği ve kız kardeşinin Musa'yı görerek onun durumunu annesine ilettiği, diğer yandan Firavun'un ailesinin çocuğa olan ilgilerinden dolayı onun için süt annesi aradıklarını anlatıyor. Daha sonra kız kardeşi Firavun ailesine Musa -as-‘ya süt verecek ve onun bakamını üstlenecek birisini öneriyor.

Firavun ailesi de bunu kabul ediyor ve Allah'u Teala'nın vaadi gerçekleşerek Musa -as- tekrar annesinin kucağına dönmüş oluyor. Bu sebeple Allah-u Teala Kasas sûresinin 13. ayetinde şöyle buyuruyor: "Böylelikle gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk.

Ancak onları çoğu bilmezler." Böylelikle Musa -as- gençlik çağına geliyor ve sonunda Allah-u Teala onu Beni İsrail'i Firavun'un zulmünden kurtarmak için seçip peygamberlik makamını verdi.

Bu aşamayı Kasas suresi 14. ayet şöyle belirtiyor: "O ergenlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir hüküm, hikmet ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları böyle ödüllendiririz

*

Hz. Musa -as- Firavun zalim ve diktatör yönetimi altındaki Mısır'da dünyaya geldi. Firavun'un dünyaya gelen bütün erkek çocukların öldürülmesi yönündeki emrine ve acımasız tedbirlere rağmen hz. Musa'nın sağ salim dünyaya gelmişti. Hz. Musa -as-nın annesi onun doğumundan sonra ilahî ilhamın yönlendirmesiyle onu bir sandığa koyarak, nehre bırakmıştı. Ancak Allah-u Teala'nın lütfu sayesinde saray etrafı ve Firavun'un kendi ailesi onu sudan çıkarmışlardı. Firavun'un karısının gönlüne bebeğin muhabbeti girmiş ve "Onu öldürmeyin, belki bize bir yararı dokunur veya onu evlat ediniriz" dedi.

Daha sonra onun için bir süt annesi aramaya koyuldular. Alla-u Teala'nın lütfu sayesinde Musa'nın annesi bu iş için seçildi ve böylece Beni İsrail'i Tağutun zulmünden kurtararak tarihe büyük ve önemli bir damga vuran hz. Musa -as- Firavun'un sarayında büyümüş oldu. Bu çocuk tam olgunluk yaşına ulaştığı an Allah-u Teala onu peygamberliğe seçti. Hz. Musa -s- peygamberliği başladığı halde halkın arasında dolaşıyordu. Hz. Musa -as- yoldan geçerken Firavun'un adamlarından birinin İsrail oğullarından birisiyle kavga ettiğini görür.

Firavun'un adamının zalimane hareketleri, İsrailoğullarından olan kişinin yardım istemesine ve Musa'nın da bu yahudinin yardımına koşmasına neden olur. Ancak bu müdahele sonucunda Musa'nın attığı bir yumruk Firavun'un adamının ölümüne sebep olur. Hz. Musa -as- bu olay karşısında oldukça sarsılır ve şöyle der: "Bu şeytanın işindendir. O gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır". (Kasas 15).

Hz. Musa'nın asıl hedefi zalimin zulmü karşısında mazlumun yardımına koşmaktı, Hz. Musa olayın bu şekilde sonuçlanmasını şeytanın bir düzeni sayıyor. Sonuçta o peygamber adayı olduğu ve başlangıçta öldürme kastı taşımadığı için Allah-u Teala'ya yönelerek bağışlanma talebinde bulunur şöyle der: "Rabbim gerçekten ben kendine zulmettim, artık beni bağışla." Böylece Allah onu bağışladı. Şüphesiz o bağışlayandır, esirgeyendir." (Kasas 16).

Hz. Musa bu bağışlanmanın ardından rabbine söz vererek, bundan sonra suçlulara yardımcı olmayacağını belirtiyor. Bu olaydan sonra Musa Firavun'un adamlarının tehlikesinden korunmak için endişe ile etrafını kollarken birden dün kendisinden yardım isteyen adamı görür, adam tekrar hz. Musa'dan yardım ister. Musa -as- ona "Sen gerçekten belalı adamsın" der. Ancak o adam İsrail oğullarından olduğu için hz. Musa -as- ona yardım etmek zorunda kalır. Hz. Musa -as- kavga eden adama müdahale etmek isterken karşısındaki adam ona : Ey Musa der; dün birini öldürdüğün gibi bugün de beni mi öldürmek istiyorsun?" Bu sırada şehrin diğer yakasından bir adam koşarak gelip Musa'ya şöyle der: "Firavun'un adamları seni öldürmek için görüşüyorlar, artık sen çık git, gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim". Musa -as- düşmanların korkusu ve tedirginliği içinde şehri terk eder. Bu sırada Allah-u Teala'ya şöyle dua etmektedir: "Rabbim zalimler topluluğundan beni kurtar" (Kasas 21)

Hz. Musa -as- günlerce süren yorucu ve zor bir yolculuk sonucunda Medyen'e ulaşır. Medyen'in girişinde yorgunluğunu atmak için bir ağıcın altında dinlenirken birden şehir halkının koyunlarını sulamak için bir kuyunun başına toplandıklarını görür. Kuyunun bir tarafında koyunlarıyla beraber kalabalığın dağılmasından sonra hayvanlarını sulamak için bekleyen iki kadın dikkatinin çeker. Musa -as- yorgunluğuna rağmen bu kadınlara yardım etmek amacıyla yerinden kalkar ve yanlarına giderek "burada ne yapıyorsunuz" diye sorar. Kadınlar bizim babamız oldukça yaşlı biri bu nedenle koyunlarını sulamak için buraya gelemiyor, biz de kuyunun başında bu kadar erkek varken, kuyudan su almak istemiyoruz" derler. Bu sözler üzerine Musa kadınlar için kuyudan su çeker ve hayvanlarını sular ve tekrar ağacın altında dinlenmeye koyulur.

Kadınların her zamankinden daha erken eve geldiğini gören baba bunun sebebini sorar. Kızların durumu anlatması üzerine bu kişinin hak dostu ve Salihlerden olduğunu sezen babaları Şuayb Peygamber -as- den başkası değildi.

*

Yaşlı baba olanları öğrendikten sonra kızlarından birine, Musa'yı çağırmasını ve babasının yaptığı işin karşılığını ödemek istediğini söylemesini ister. Hz. Musa -s- bu yolculuğa alelacele çıkmıştı ve yanına hiçbir gerekli malzeme almamıştı. Ne yiyeceği, ne de kalacağı bir yeri vardı. Yaşlı babanın kızı utanarak hz. Musa'nın -s- yanına gelmiş ve babasının söylediklerini iletmişti. Daha iyi bir seçeneği olmadığını gören hz. Musa -s- yaşlı adamın evine gitmeyi kabul eder. Şuayb -as- olduğu söylenen bu yaşlı zat, hz. Musa'yı oldukça sıcak karşılar ve onun için yemek hazırlayıp, getirmelerini söyler. Yemekten sonra hz. Musa'nın manevi tekamülünü müşahede eden hz. Şuayb -as- kabul etmesi takdirde kızlarından birini onunla evlendirmeye hazır olduğunu söyler. Hz. Şuayb -as-ın tek şartı bu evlilik karşılığında hz. Musa'nın -s- 8 yıl onun yanında kalıp kendisine yardımcı olması ve eğer hz. Musa -s- dilerse 2 yıl daha ekleyerek bu süreyi 10 yıla tamamlamasıdır. Hz. Musa -s- sevinerek bu teklifi kabul etti. Hz. Musa'nın -s- bu süre zarfındaki görevi koyunların çobanlığını yapmak ve hayvancılıkla ilgili diğer işler oluyordu. Musa -as- bu dönemde tabiattaki çeşitli canlı ve cansız mahlukatı seyrederek Allah-u Teala'nın hikmetlerini tefekkür ediyordu. Şart koşulan sürenin bitiminde hz. Musa -s- Mısır'a gitmek için Şuayb'dan -as- izin almaya gider. Şuayb -as- da o ve kızı için hayır dualarda bulunarak onları yüce Allah'a emanet ederek izin verir. Hz. Musa -s- Şuayb'dan aldı mal ve koyunlarla beraber ailesiyle birlikte Mısır'a doğru yola çıkar. Yol boyunca birçok zorluklarla karşılaşır, hz. Musa -s- karanlık ve soğuk bir gecede karısı doğum sancısı çekmekteyken gözüne birden hikmeti ilahi uzaklardan bir ışık çarpar. Karısından o ateşin yanına gidip gelene kadar sabretmesini ister. "Ya ısınmak için o ateşten bir kor parçası getiririm, ya da onun ışığının vasıtasıyla yönümüzü belirleriz" der. Ve ışığa doğru gider. Musa ateşin içinde bulunduğu vadiye girdiği zaman şöyle bir ses duyar: "Ey Musa alemlerin rabbi olan Allah benim", henüz bu ses Musa'nın kulaklarında yankılanırken ikinci bir ses duyulur ve Musa-as-ya şöyle denilir: "Asanı at" Musa asasını attığında onun bir yılana dönüştüğünü görür ve korkup kaçmaya başlar. Ses bir kez daha Musa'ya hitab ederek şöyle der: "Ey Musa korkma, sen güvendesin", "Daha sonra elini koynuna sok ve hiçbir eksik ve kusur olmaksızın elin parlayarak bembeyaz çıksın" diye vahyin sesi tekrar duyulur. Allah-u Tela Kasas sûresi 31 ve 32. ayetlerde bu iki (asa ve beyazel) mucizesine işaretle hz. Musa -s- yı Beni İsrail'i Firavun'un zulmünden kurtarmak için görevlendirdiğini söylüyor. Hz. Musa -s- daha önce başından geçen Firavun'un adamlarından 6 insanı öldürdüğü hadiseye işaret ediyor (Kasas 30) ve Kardeşi Harun'un söz ve beyan kuvveti açısından üstün olduğunu belirterek şöyle diyor: "Kardeşim Harun, dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır. Onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamasından korkuyorum."
Dua ve isteği Allah tarafından kabul edilerek Harun bu risalet görevinde Musa'nın yardımcısı olarak görevlendiriliyor ve şöyle buyuruyor: Allah'u Teala:
"Pazunu kardeşinle pekiştirip, güçlendireceğiz. Sizin ikinize de öyle bir güç ve yetki vereceğiz ki ayetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip olacaksınız" (Kasas 35).
*
Bu sebeple bu iki peygamber bir yandan Firavun'u uyarmak, diğer yandan İsrail oğullarının takvalılarını müjdeleyip, mazlum ve mahrumları koruyup, haklarını savunmak için seçilmiş oldular. Onların bu memuriyetlerinin asıl maksadı ve hedefi: Taha sûresi 41 ila 42. ayetlerde belirtildiği üzere: "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın. İkiniz Firavun'a gidin çünkü o azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin. Umulur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer- korkar" hz. Musa ve hz. Harun ise şöyle der: "Rabbimiz! Gerçekten biz, onun bize karşı taşkın bir tutum takınmasından veya azgın davranmasından korkuyoruz" (Taha 45).
Allah-u Teala onların telaş ve korkusunun yersiz olduğunu ne de güzel söyler: "Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum (Taha 46).
"Haydi ona gidin ve deyin ki biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrail oğullarını bizimle gönder ve onlara azap verme. Sana rabbinden bir ayetle geldik. Selâm hidayete tabii olanların üzerine olsun (Taha 47).
"Gerçekten bize vahyolundu ki Doğrusu azab (Peygamberleri) yalanlayan ve (onlardan) yüz çevirenlerin üstünedir"(Taha 48).
Firavun Allah'ın gönderdiği bu iki kardeşin çarpıcı ve güçlü sözlerinden sonra onlara şöyle soruyor: "Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir." Musa -as- cevap olarak şöyle der: "Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren sonra doğru yolu gösterendir" (Taha suresi 50. ayet) Musa'nın cevabı öyle etkili ve mantıklı oluyor ki Firavun bir yandan Batınî fıtratla muhalefet edemeyeceğini yani Allah'ı reddedemeyeceğini bilmede diğer yandan hz. Musa'ya -s- mantıklı bir cevap verememenin yarattığı sınırlılıkla safsata ve lafcanbazlığına başlıyor. Firavun diyor ki: "Öyleyse ilk çağlardaki nesillerin durumu nedir?" Firavun'un bu sorusunun nedeni, hz. Musa'nın -as- bu sual karşısında afallayacağını ve mantıklı ve uygun bir cevap veremeyeceğini, böylece diğer sözlerinin etkisini yitireceğini düşünmüş olmasıydı. Oysa hz. Musa -as- aldığı vahiyle şöyle cevap veriyor. "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim unutmaz ve şaşırmaz. Ki o yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi, böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çakardık. (Öyleyse) yiyin ve hayvanlarınızı otlatın, şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır. Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi birkez daha ondan çıkaracağız. (Taha suresi 5 ila 55. ayetler).
Kur'an Firavun'un bu ayetler ve açıklamaları karşısında tutumunu şöyle belirtiyor:
"Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik, fakat o yalanladı ve ayak diretti:"
Firavun hz. Musa'nın -s- mantıklı delillerini ve Allah'ın ayetlerini yalanladıktan sonra diktatörlere ve zalim yönetimlere has bir tavırla hz. Musa'nın -s- bu ilahî risaletinin güç ve makam elde etmek ve ülkeyi ele geçirmek için olduğunu ileri sürüyor ve hz. Musa'ya -s- şöyle diyor: "Ey Musa sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun? (Taha 57).
Firavun hz. Musa'nın -s- sahip olduğu iki mucizeye (asa ve yedi beyza) işaretle ondan ülkesinin en güçlü sihirbazlarıyla sihrini yarıştırması için bir günün belirlenmesini ve o gün herkesin bu gösteri için toplanmasını istiyor. Hz. Musa -s- aldığı vahiy ile bugünün Kıptilerin bayram günü ve zamanın kuşluk vakti olmasını öneriyor.
*
Ayrıca belirtmek gerekir ki o zaman Mısır'da sihir oldukça yaygın idi ve Firavunlar da kendi güçlerini artırmak ve konumlarını güçlendirmek için sihirbazlardan istifade ediyorlardı. Belki de bu sebepten dolayı Allah-u Teala hz. Musa'ya -as- (asa ve beyaz el) mucizesini vermişti. Çünkü Allah-u Teala her zaman için peygamberlerini öyle güç ve mucizelerle donatıyordu ki, hiç kimsenin bu konuda en ufak bir şüphesi kalmasın ve bahane getirmesin.
Hz. Musa -as- belirlenen gün ve saatte kararlaştırılan yere geldi. Firavun'un işaretiyle birlikte sihirbazlar hazır olduklarını belirterek "Firavun'un izzetine andolsun ki biz galip geleceğiz" dediler. Musa -s- ise onlara: "Size yazıklar olsun Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir. (Taha 61).
Bu sözler sihirbazlara etki etti ve durumlarını gözden geçirmelerine sebep oldu. Ancak sonunda Firavun'un vaadlerinin de etkisiyle sihirlerini hazırlamaya koyuldular ve hz. Musa'ya -s- "Ya sen at. Ya da önce biz atalım" dediler" -Taha 65-
Hz. Musa -s- onlara "siz atın" dedi. Sihirbazların önceden hazırlamış oldukları sihirler yüzünden atmış oldukları ipler ve asalar bakanlara yılan şeklinde göründü. Halk büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla bu olayı seyrediyordu. Hz. Musa -s- birden halkın onlara inanmaları ihtimalinden korkmaya başladı. Tam bu sırada vahiy geldi: "Korkma, üstün geleceksin" "Sağ elindekini atıver onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz". -Taha 69-
Hz. Musa'nın asasını atması ile birlikte büyük bir ejderha ortaya çıktı ve büyücülerin tüm büyüsünü yok etti. Bu durumu gören ve bunun bir beşer işi olmayacağını anlayan büyücüler secdeye kapanarak, şöyle dediler: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik. -Taha sûresi 70. ayetler)
*
Daha önceden hz. Musa'ya -s- karşı üstünlük sağladıkları takdirde saraya yakın olacakları ve büyük ödüllere kavuşacakları vaat edilmiş olan sihirbazlar hz. Musa'nın -s- gücü ve ilahî mucizeleri karşısında neye uğradıklarına şaşırmış ve haleti ruhiyeleri tamamen değişmişti. Bu olayın bir insan işi olmadığını anlayan sihirbazlar iman getirerek secdeye kapandılar.
Firavun bir yandan böyle bir ortamı kendisinin hazırlamış olmasından dolayı pişman olmuş, diğer yandan sihirbazların secdeye kapanmalarından dolayı müthiş bir öfkeye kapılmıştı. Şuara sûresinin 49. ayeti bu durumu şöyle tasvir etmekte:
"Dedi ki; Ona ben size izin vermeden önce iman mı ettiniz?" Firavun ortaya çıkan manzara karşısında öyle afallamıştı ki ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette sihirbazlara şöyle diyordu: Şüphesiz o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse yakında cezanızı göreceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarını çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi asıp sallandıracağım" Şuara 49.
"Hz. Musa'nın -s- Peygamberliğinin hak olduğunu anlayan ve gerçek imana ulaşan sihirbazlar Firavun'un tehditleri karşısında korkuya kapılmış ve ona şöyle cevap vermişlerdir: "Hiç zararı yok çünkü bir gerçekten Rabbimize dönücüleriz. (Şuara 50. ayet)
Onlar yalnızca alemlerin Rabbinin mağfiretini düşünerek şöyle diyorlardı: "Doğrusu biz iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz (Şuara 51). Böylece Hz. Musa -s- memuriyetinin ilk imtihanını başarıyla vererek bu ilk aşamayı bir zaferle noktaladı. Gerçekte bu Musa'nın-s- hayatının en hassas noktalarından biriydi. Çünkü bir taraftan o ilk defa böyle bir ortamda her kesimden insanın içinde risaletini ilan etmiş ve diğer taraftan bu zorlu mücadeleden ilahî mucizeler yardımıyla başarıyla çıkabilmişti.
Bu mucizelerin yardımıyla Firavun'a bağlı ülkenin en büyük büyücüleri hz. Musa'ya -s- iman getirmişler.Zira insanın fıtraten sahip olduğu tevhid ve bir yaratıcıya inanma duygusu, sahih bir usül ve doğru bir mübelliğ (yani ilahî Peygamberle) karşılaştığında insanların vicdanlarının çağrısına kulak asarak inanmalarına sebep olmakta ve diğer tüm şeylerden yüz çevirmektedir.
Sihirbazların Firavun'un ölüm tehdidleri karşısında korkmamaları ve büyük bir teslimiyetle Allah'ın hükmüne razı olmaları bu gerçeği güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.
*
Firavun kendi elleriyle hazırlamış olduğu bu durumdan oldukça rahatsız olmuştu zira halkın çoğu hz. Musa'nın -s- zaferini görmüş ve onun doğruluğunu tasdik etmişlerdi. Bu sebeple kendisi sihirbazlarla hz. Musa -s- arasında hiçbir ilişki olmadığını çok iyi bildiği halde sihirbazları şöyle itham etti: "Bu, halkı yerlerinden çıkarmak için sizin Musa ile planladığınız bir oyundur." Zira kendisi biliyordu ki, halk gördükleri karşısında oldukça etkilenmiş ve hz. Musa'nın -s- doğruluğuna inanmışlardı. Bu sebeple hz. Musa -s- sihirbazları ülkede yönetimi ele geçirip, halkı yerlerinden sürüp çıkarmak için işbirliği yapmakla suçladı. Bu olay üzerine Firavun hz. Misa -s-‘yı ve taraftarlarını sindirmek için şiddete başvurmaya karar verdi. Bilindiği gibi Sihirbazları Kur'an'ın yalnızca el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya onların asılmasına işaret etmesine rağmen bazı tefsirler bu sihirbazların en korkunç işkenceler altında şehid edildiklerini bildiriyor. Firavun hz. Musa'yı -s- da öldürmeye karar veriyor, fakat tam bu sırada Firavun'un ailesinden imanını gizlemekte olan bir mümin şöyle diyor: "Siz benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o bir yalancı ise yalan kendi aleyhinedir ve eğer doğru söylüyorsa o takdirde size vaat ettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez (Mümin 28).
Ali Firavun'un mümini diye tanınan bu kişi Firavuna itirazına şöyle devam ediyor:
"Ey halkım ben o halkların gününe uğramanızdan korkuyorum. Nuh, Ad, Semud kavimleri ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer bir gün (Mümin 30- 31).
Bu müminin sözleri üzerine Firavun daha da endişeleniyor ve hiddetleniyor. Çünkü Firavun'un kendi ailesinden bir kişinin açıkça Musa'yı desteklemesinin kendisini ne kadar zor bir durumda bırakacağını biliyordu. Bu müminin sonu hakkında tefsir kaynakları farklı bilgiler veriyor, bazıları Allah-u Teala'nın onu Firavun'un zulmünden koruduğunu belirtirken bazı tefsirler ise Firavun'un sihirbazlarla beraber onu da şehid ettiğini haber veriyorlar. Diğer taraftan Firavun'un kendisi eşi Asiye de Allah-u Tealanın varlığına inanan bir şahıstı. Hz. Musa'nın -s- sihirbazlar karşısında gösterdiği mucize Asiye'nin hz. Musa'nın -s- hak peygamber olduğuna inanmasına yol açtı. Firavun bu durumdan haberdar olunca onu imanından vazgeçirmeye çalıştı. Ancak Firavun'un sözleri onu imandan çıkarmaya yetmedi ve Firavun büyük bir vahşilikle kendi karısının da işkenceler altında öldürülmesi emrini verdi.
İsrailoğullarından birçok insanın her geçen gün hz. Musa'nın -s- Peygamberliğine iman ederek, onun taraftarları arasına katılması Firavun'u oldukça endişelendiriyordu. Bu yüzden Firavun önde gelenlerle görüşerek bu din ve takipçileri karşısında nasıl bir yol izleyeceklerini belirlemeye çalışıyordu. Firavun ve başta Haman, Karun ve Belam olmak üzere yakınları hz. Musa'nın -s- bu ilahî mesajı karşısında köşeye sıkışmışlar ve iktidarları sallanmaya başlamıştı. Menfaatleri yeni din ile beraber tehlikeye giren, hz. Musa ve mesajını kendileri için büyük bir tehlike telakki eden çevreler Firavun'u daha sert yöntemler izlemesi için teşvik etmiş ve Firavunu şu şeytani sözlerle kışkırtmışlardı:
" Musa ve kavmini ülkede karışıklık çıkarmaları, seni ve diğer ilahlarını terk etmeleri için özgür mü bırakacaksın?"
Firavun bu sözler karşısında muhalifleri ezmek için yeni girişimlere başvurdu.
*
Firavun halkı çeşitli hilelerle, belirli yerlerde toplayarak yaptı konuşmalarla aldatıyordu. Kur'an-ı Kerim Zuhruf sûresinde bu olaya şöyle işaret eder: (Zuhruf 52) "Firavun kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki; Ey Kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz? Yoksa ben şundan (Musa) daha hayırlı değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir."
Firavun'un kendince böyle mantıklarla halkı kandırıyor ve böylece zulüm ve baskı ile sürdürdüğü hükümetinin ömrünü artırmaya çalışıyordu. Yukarıda zikrolunan ayetin devamında Firavun'un hükmetme egemenliğini gücünden ve servetinden aldığı ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü gibi Firavun'un dayandığı mantık tamamen saçma olup ilahî mantık ve hidayetten uzak kalmış ya da uzak tutulmuş bir halkı kandırmaya yetiyordu. Bu yüzden Kur'an onların bu fikri zafiyetlerini ortaya koyarak onları yermektedir: "Böylelikle O kendi kavmini alçalttıkça alçalttı ve sonunda onlar Firavun'a itaat ettiler. Gerçekten onlar fasık bir topluluktu." (Zuhruf 54)
Firavun ve çevresinin bütün çabalarına rağmen Hz. Musa'nın -s- hareketi gün geçtikçe gelişiyor ve büyüyordu. Bu sebeple Firavun ve etrafındakiler daha ciddi olarak ne yapacaklarını kararlaştırmak için sürekli olarak görüşmelerde bulunuyorlardı. Ancak yine de onlar hz. Musa'nın -s- dayandığı mantık ve gücün başka bir kaynağı olduğunu ve de sözlerinin sadeliğine rağmen halk üzerinde ne kadar etkili olduğunu çok iyi biliyordu. Bununla birlikte Firavun yine de boş durmadı, tam bu sıralarda Veziri Haman'a çok büyük bir saray yaptırılması emrini verdi. Bunun sebebi toplumun dikkatini hz. Musa -s- ve mesajından çekerek kendi tarafına yöneltmek idi. Firavun'un bu sarayın yapımından amacı şuydu: Çok büyük yükseklikte yapılacak olan bu bina sayesinde, Firavun Musa'nın bahsettiği göklerdeki tanrının olup olmadığını görmek istediğini,fakat Musa'nın bir yalancı olduğunu sandığını, halka söylemek ve onu kandıracaktı. Firavun böylesine bir taktikle zaten fazla bir fikri güce sahip olmayan halkı iyice kendi tarafında çekmeyi hesaplıyordu. Oysa kendisi Musa'nın tebliğ ettiği alemlerin rabbi Allah'ın gözle görülmeyeceğini ve gökte olmadığını çok iyi biliyordu ama onun amacı, cahil yığınları böyle söz oyunlarıyla kandırarak kendisine çekmekti. Bu sebeple Firavun'un veziri Haman işe koyularak gerçekte halka ait olan büyük bir serveti harcayarak, kırbaç ve işkence altında çalıştırdığı binlerce işçinin alın teriyle yüksek bir yerde sarayın yapımına başladı.
Yıllar sonra bu saray sayısız insanın kanı ve gözyaşı üzerine tamamlanmış, oldu. Oldukça yüksek bir noktada yapılan bu büyük saray çok geçmeden bir rivayete göre şiddetli bir tufan ve diğer bir rivayete göreyse büyük bir deprem sonucu tamamen yerle bir olmuştu. Bu planında da başarısızlığa uğrayan Firavun sürekli olarak yeni hileler peşinde koşuyor, hz. Musa -s- ve mesajını yok etmek için çalışıyordu.
Her seferinde entrikaları boşa çıkan ve halk arasında hz. Musa -s-nın nüfuzunu yok edemeyen Firavun tıpkı her diktatör gibi son çare olarak düşmanın varlığını ortadan kaldırmaya karar verdi. Firavun'un asker toplamaya başladığını haber alan hz. Musa -s- Allah-u Tealaya dua edip, münacatta bulunduktan sonra kavminin arasına müjdeyle dönerek Allah'ın vaad ettiği kurtuluşun yakın olduğunu ve Firavun ve çevresinin zulmünden kurtulmak için gece vakti Mısır'dan çıkarak kutsal topraklara gideceklerini ashabına bildirdi. Bunun üzerine Firavun ve Haman bir zafer kazandıklarını zannederek büyük bir orduyla hz. Musa -s- ve ona uyan topluluğun peşine düşüp yok etme hevesine kapıldılar. Firavun ordunun komutanlığını şahsen üstlenerek şöyle dedi: "Gidelim, işi bitirelim ve geri dönelim".
Hz. Musa -s- ve ashabının gittiği yol denize varmaktaydı. Denize ulaştıklarında hz. Musa -s- ile Firavun'un ordusu birbirlerini görebiliyorlardı. Yalnızca Allah'ın azabından korktukları için hz. Musa'nın -s- tarafına geçenlerden bazıları itiraz ederek şöyle dediler:
"Sen bizi buraya getirdin, şimdi ise hiçbir yolumuz yok. Ne ileri gidebiliriz, ne de geri. Firavun'un ordusu arkamızdan bizi kuşatmış bulunuyor. "Bunun üzerine Musa şöyle dedi: "Benin yaptığım her şey Allah'ım emriyledir ve Allah her şeyden güçlüdür, üstündür. Biz o denizden geçeceğiz ve hiçbirimiz de onda boğulmayacağız. İtiraz edenler şöyle dediler: Hayır biz yüzme bilmiyoruz, karadan gitmeliyiz. Hz. Musa -s- onlara şöyle cevap verdi: "Eğer Allah dilerse denizler de kara olur", ve eliyle denize işaret etti. Birden biri sular ayrıldı ve suların ortasında onların geçebileceği genişlikte bir yarık oluştu. Hz. Musa ve ashabı sevinç içinde buradan geçtiler, onlara yetişmek üzere olan Firavun ve ordusu da bu geçite girdiler.Ancak hz. Musa ve ashabının karşı kıyıya ulaşmasından sonra sular tekrar birleşerek Firavun ve ordusunu helak etti.
Böylece Firavun'un Allah'a karşı isyanı onun helaketi ile sonuçlanmış oldu ve halk onun zulüm ve işkencelerinden kurtuldu. Aradan fazla bir zaman geçmemişti ki İsrailoğulları başlarından geçenleri unutmuş ve hz. Musa'ya şöyle demeye başlamışlardı:
"Burada ilginç şeyler yok, senin bize vaat ettiğin cennet ve mutluluk nerede hani"
Musa onlara şöyle cevap verdi: "Ne kadar da çabuk unuttunuz. Firavun'un oğullarınızı öldürüp, kızlarınızı cariye yaptığını, özgür olmadığınızı ve sürekli olarak aşağılandığınızı hatırlamıyor musunuz? Allah sizin için denizde bir yol açmadı mı? Ve Firavun ordusundan sizi kurtarmadı mı?
Beni İsrailden şöyle dediler: Bunlar doğru ancak, biz orada Firavun'la uğraşıyorduk, burada da kuru çöllerle. Ne eğlenebilecek, ne de kendisiyle meşgul olabileceğimiz faaliyetlerimiz var. Allah tarafından bize bir kitap ta nazil olmadı ki onunla iftihar edelim ve ne yapacağımızı bilelim. Hz. Musa -s- Allah'ın vaadi haktır. 30 gün sabredin Allah'ın emri ulaşacaktır. Şu anda kardeşim Harun sizin yanınızda ve ben Allah'a dua ve yakarışa gidiyorum." dedi. Hz. Musa -s- halka rehberlik yapması için Harun'u kavminin başına bırakarak Tur dağına doğru yola çıktı. Musa -s- 30 gün boyunca oruç tutmayı ve Allah'a dua edip, münacatta bulunmayı düşünüyordu. Ancak bu süre Beni İsrail'in imtihan edilmesi için 40 güne çıkarıldı. Bu sürenin sonunda hz. Musa -s- 10 emirle beraber kavminin yanına doğru yola çıktı. Musa'nın söylediği gibi 30 içinde geri dönmemesi İsrail oğullarının şeytanın hile ve desiselerine uyarak, yoldan çıkmalarına sebep olmuştur. Samiri adında Beni İsrail'in rehberi olma arzusuna sahip bir adam Altından bir buzağı yapmış, ve ondan bazı sesler çıkartmaktaydı. O halka şöyle dedi: "Musa sözünde durmadı, Artık geri gelmeyecek ve ne yazık ki biz tapmak için hiçbir puta da sahip değiliz. Ben bu durumu gidermek için saf altından bir put yaptım, hep birlikte ona tapalım dedi.
Bunun üzerine cahil halk onun etrafında toplanarak putperestliğe geri döndüler. Musa geri döndüğünde bu durumu görerek oldukça hiddetlendi ve "siz ne kötü bir iş yaptınız" dedi. Daha sonra hışımla Harun'a yöneldi ve "Niçin böyle bir şeye izin verdin" dedi. Hz. Harun -s- ise şöyle cevap verdi: "Ey kardeşim halkın karşısında beni azarlama bu halk beni güçsüz düşürdü, sözlerimi dinlemedi ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Ben onların yaptığı bu işe kesinlikle razı olmadım. Bu sözler üzerine hz. Musa -s- umulur ki Allah seni bağışlar. Böyle bir günaha ve bidate bulaşan bu kavmin işini Allah'a bıraktım" dedi.
*
Hz. Musa -s- Allah'ın yardımıyla mucizevi bir şekilde Firavunun zulmünden kurtularak çocukluğunda Firavun'un sarayında büyümüş ve olgunlaşmıştı. Daha sonra Mısır'dan Medine'ye hicret etmiş, orada Şuayb'ın -as- kızıyla ile evlenmiş, yıllar sonra Mısır'a geri dönerken yolda ilahî vahiyle şereflenmiş ve Allah tarafından Beni İsrail'i Firavun'un zulmünden kurtarmakla görevlendirilmişti. Başından geçen birçok olaydan sonra hz. Musa İsrailoğullarını Firavun'un ve tağutların zulmünden kurtarmayı başarmıştı. Firavun ve ordusu denizde boğularak helâk. Hz. Musa ayrıca Allah-ı Tealadan kutsal kitap tevratı getirmiş ve Karun ve Samiri gibi diğer şirk ve küfür sembolleriyle mücadele ederek onları da Allah'ın yardımıyla yemeyi başarmıştı.
Hz. Musa'nın ulu ruhuna ilham ve marifet bağışlayan kişiden yani hz. Hızır-as-:
Hz. Musa -s- büyük bir peygamber ve üstün bir şahsiyet olmasına rağmen Allah-u Teala ona kendisinden daha alim ve daha kamil bir insan bulunduğunu vahyetti. Hz. Musa -s- Allah-ı Teala'dan onu nasıl bulabileceğini sordu. Cevap şöyle geldi "Sepete bir balık koy ve yola çık, balığın kaybolduğu yer onu bulacağı yerdir" Bunun üzerine hz. Musa yolculuk hazırlıklarına başladı, yanına aldığı sepetin içine pişmiş, yada tuzlanmış bir balık koydu. Hz. Musa vasisi olduğu söylenen Yuşu bin Nun ile birlikte yola çıktı. Hz. Musa -s- Yuşa'ya balığa dikkat etmesini, balık kaybolur, kaybolmaz hemen kendisine haber vermesini söyledi. Yollarına devam ederken iki denizin buluşma yeri olan bir bölgeye ulaşıyorlar ve orada biraz dinlenmek istiyorlar ve uykuya dalıyorlar. Tan onlar uykudayken cansız balık diriliyor ve kendisini denize atıyor. Bu olaya dikkat etmeyen Yuşa yolun devamında Hz. Musa'nın -s- acıkması ve yemek istemesi üzerine, Yuşa balığın olmadığını görüyor ve hz. Musa'ya haber veriyor. Bu olayın tam olarak nerede gerçekleştiğini bilen iki yolcu oraya geri dönüyorlar. Tam o bölgede Allah-u Teala'nın bu seçkin kulunu görüyorlar. Bu kul seçkin bir peygamber olan Hızır'dan -as- başkası değildi. Burada ince bir noktaya değinmek istiyoruz.
Allah-u Teala Hızır -as- hakkında "kullarımın arasında bana ait bir kul" tabiriyle bahsetmektedir. Bu güzel beyan Belagat ilmi açısından öyle bir zerafete sahip ki, en iyisi bunu Kur'anın kendisinden öğrenelim.
Kehf suresinin 65. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Derken, o ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular" Bu ayetin kendisinde belagat ilmi açısından o kadar zarif ve edebi noktalar vardır ki, burada bunlardan birkaçını ele alacağız....
"Öncelikle hz. Hızır için kullanılan kul manasındaki "abd" sözü Kur'anın'da belirttiği gibi hz. Hızır'ın -s- Allah katındaki makamını yani "kullarımın arasında bana ait bir kul" makamını göstermektedir. Hz. Hızır her ne kadar çok üstün bir peygamber, ulvî bir ruha sahip, Allah'ın lütuf ve rahmetinden özel bir makama sahip şahsiyet olsa da bu ayette Allah'a kul olmakla yüceltilmiş ve Allah'a kulluğun bütün bu makamlardan dolayı yüce olduğu vurgulanmıştır. Yani insan için en büyük kemal, makam, ve iftiharın ölçüsü Allah'a kul olmak diye açıklanmaktadır.
Diğer bir noktada hz. Hızır'ın -s- ledunni ilme sahip olmasıdır. Bu ilim hak teala'nın özel kullarına öğrettiği bir ilimdir. Son olarak ; Hz. Musa -s- ve Yusa -s- hz. Hızır'ı -s- çok büyük bir gayret ve çaba sonucu bulmaktadırlar. Bu hakikate, marifet ve bilgiye ulaşmanın hiçbir zaman kişisel çaba ve yetenekleri kullanmadan mümkün olmayacağını göstermektedir.
Hz. Musa vasisi Yusa ile Allah'tan gelen ilham üzerine yola çıkarak seyrusüluka başlamış ve bu sırada "Mecmeul Bahreyn" denilen bir yere varmışlardır. Hz. Musa -s- Hz. Hızır'ı -s- görür görmez onun yüzündeki nübuvvet nuru sayesinde onu tanıdı ve yanına giderek ona selâm verdi. Hz. Hızır -s- selamını aldı. Hz. Musa -s- Hz. Hızır'dan -s- onunla yol arkadaşı olmak için izin istedi. Hz. Musa'nın Allah-u Teala'nın Hızır'a öğrettiği ilmi öğrenmek maksadıyla onunla yolda olmak arzusunu Kur'an Kerim Kehf suresinin 66. ayetinde şöyle anlatmaktadır:
"Musa onu dedi ki, Doğruyol olarak sana öğretilen bana öğretmen için sana tabii olabilirmiyim? Hızır ona cevap vererek, "Gerçekten sen benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin" dedi. (Kehf 67) Aynı surenin 68. ayeti şöyle devam etmektedir. "(Ey Musa) özünü kavramaya kuşatıcı olmadığın şeye nasıl sabredebilirsin" Hz. Musa şöyle cevap verdi: "İnşAllah beni sabreden biri olarak bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" Kur'an'da zikredilen hz. Musa -s- ve Hz. Hızır'ın -s- konuşmalarından anlaşıldığı üzere, hz. Musa -s- seçkin ve büyük bir peygamber olmasına rağmen daha yüksek mertebelere çıkmak bilgi ve marifetini genişleterek sabrının ve yeteneklerinin en son noktasına ulaşmak için hz. Hızır'dan -s- öğrenebileceği şeyleri elde etmek istemektedir. Hz. Hızır'ın -s- ona karşı olan tutumu bencillikten dolayı değil Hz. Musa'nın -s- seviyesini bildiği ve kendi hikmetiyle hz. Musa'nın -s- nasıl davranacağını anladığı için idi. Bunun için ona dikkatli ol sen benimle birlikte olmaya güç yetiremezsin diye uyarıda bulunuyordu. Eğitim ve öğretim uzmanları ne kadar yetenekli olursa olsun her insanın bir son kapasitesi olduğunu belirterek insanın onu aşmasının mümkün olmadığını söylemektedirler. HZ. Musa peygamber olmasına rağmen sınırsız ilim ve kemal derecelerine ulaşmak için daha üstün yeteneklere sahip olmalıydı. Hz. Hızır'ın -s- uyarısına rağmen Hz. Musa -s- böyle bir aşamayı geçmeye ümitli olduğunu belirtti. Kehf suresinin 70. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: (Hızır Musa'ya dedi ki): "Eğer benimle beraber olacaksan yaptığım şeyler hakkında ben sana bunları açıklayıncaya kadar hiçbir şey sormamalısın" Hz. Musa bu şartı kabul ederek hz. Hızır ile birlikte yola koyulur. Böylece ikisi bir gemiye biner, Hz. Hızır gemide delikler açmaya başladı. Musa şartını unutarak şöyle dedi: "İçindekileri batırmak için mi onu delilin, andolsun sen şaşırtıcı bir iş yaptın" Hz. Hızır cevap vererek, "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremezsin demedim mi" sonra hz. Musa Hızır'dan özür dileyerek onunla beraber yola devam edebilmek için izin ister ve Hızır bu teklifi kabul edince tekrar yola koyulurlar. Yolda bir çocuğa rastlıyorlar, Hz. Hızır o çocuğu öldürüyor, Hz. Musa böyle bir olay karşısında verdiği sözü unutarak "Niye günahsız birini öldürdün" diye soruyor. Hızır "Gerçekten ben sana benimle birlikte olmaya güç yetiremezsin dememiş miydim? diye cevap veriyor.
Hz. Musa tekrar özür dileyerek eğer bir kez daha sana bir şey soracak olursam benden ayrılabilirsin diyor ve ikisi tekrar yola koyuluyorlar. Derken bir şehre varıyorlar ve oranın ahalisinden yiyecek bir şeyler istiyorlar ama şehir halkı onlara istedikleri şeyleri vermiyor. Şehirden ayrılırken yıkılmak üzere olan bir duvar görüyorlar ve Hızır -as- bu duvarı tamir ediyor. Bunun üzerine hz. Musa dayanamayarak tekrar soruyor: "Neden bu işi yaptın, eğer isteseydin sen bu işe karşılık bir ücret alabilirdin." Bu sözlerden sonra Hızır -as- şöyle diyor: İşte bu benimle senin aranda ayrılma vakti, şimdi beni dinle de bu işleri neden yaptığımı anla: Gemiyi delmenin sebebi gemi denizde çalışan yoksullarındı, onu bozmak istedim, çünkü ileride her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı. Çocuğa gelince onun anne ve babası, mümin kişiler idi. Çocuğun büyüyünce anne ve babasını zorla dinden çıkartmasından korkarak çocuğu öldürdüm ve Allah'tan onlara daha temiz, hayırlı ve merhametli bir çocuk vermesini istedim.
Tamir ettiğim şehrin duvarlarına gelince orada iki öksüz çocuğa ait bir defineye vardı ve onların babası Salih birisiydi. Rabbin dedi ki, o çocuklar büyüdüğünde defineyi kendileri çıkarsınlar, bu işler Rabbinin bir rahmetiydi. Ben bu işleri kendi görüşümle gerçekleştirmedim. İşte sabır göstermediğim şeylerin yorumu( Kehf 78, 82)
Hz. Musa ile Hızır arasıda geçen olaylar böyle. Allah-u Teala Hızır vasıtasıyla Musa'ya ilahî ve Batınî marifetlerin daha yukarı mertebelerini de öğretmek istemiştir. İslam kültüründe Hızır rüşd ve kemalin mazharı ve Allah'a kulluğun kamil bir örneğidir.
 
Moderatöre Bildir   Logged

Ya Rebbî! ez Ji bela û zehmetîya, arîkarî te dêxwazîm. Ez xwe davim te...
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
HINARİYA QUR'AN (ayetlerden seçmeler) Kur'an-ı Kerim Genel « 1 2 » YÜKSEKOVA 11 684 Son Mesaj 09 Ağustos 2009, 12:50:17
Gönderen: bymusab
dualardan secmeler: Dua penceresi MERXAS 2 225 Son Mesaj 23 Temmuz 2009, 08:52:53
Gönderen: MERXAS
Peygamberimizin Hayatından Öyküler Hz.Muhammed (S.a.v) MERXAS 5 301 Son Mesaj 02 Ekim 2009, 09:43:23
Gönderen: têkoşîn
Rehberin Hayatından İnciler İslam Alimleri ve öncüleri musabbinumeyr29 1 261 Son Mesaj 21 Şubat 2010, 21:59:29
Gönderen: cürmümile
Şehitler kervanın dan secmeler Ezgi ve ilahiler KeRvAnCaN 0 280 Son Mesaj 12 Nisan 2010, 10:58:25
Gönderen: KeRvAnCaN
divan-ı kebir den seçmeler / Mevlana Güzel ve ibretli Sözler « 1 2 ... 6 7 » vuslat 60 2625 Son Mesaj 17 Şubat 2011, 10:38:10
Gönderen: vuslat
Hz.Mevlana'nın Hayatından Dersler İslam Alimleri ve öncüleri MERXAS 1 206 Son Mesaj 15 Kasım 2011, 17:38:05
Gönderen: MERXAS