0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Hz.Ali(a.s.)-Ehl-i Beyt'i tanıyalım  (Okunma Sayısı 612 defa)
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« : 24 Nisan 2010, 23:12:07 »

                                                 HZ. ALİ'NİN (A.S) KISACA BİYOGRAFİSİ


Adı: Ali (a.s).
Lakapları: Emir'ul-Müminin, Murtaza, Haydar.
Künyesi: Ebu'l-Hasan, Ebu Turab.
Ana - Baba: Esed kızı Fatıma, Ebu Talib.
Doğumu: Bi'setten on yıl önce, Recep ayının 13. günü Kabe'nin içinde doğmuştur.
Hilafeti: Hicretin 36'sından 40'ına kadar (takriben 4 yıl dokuz ay).
İmamet Süresi: 30 yıl. Bu sürenin dört yıl dokuz ayında hükümet etmiştir.
Şahadeti: Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe Mescidi'nin mihrabında, en şaki kimsenin (İbn-i Mülcem'in) darbesiyle Ramazan'ın 21. gecesi 63 yaşında iken şahadete erişmiştir.
Mezarı: Necef-i Eşref'te.
Yaşam Dönemi:
1- Çocukluk dönemi (yaklaşık on yıl).
2- Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'le geçirdiği dönem (yaklaşık yirmi üç yıl).
3- Resulullah(s.a.a)ın vefatından kendi hilafetine kadarki dönem(yaklaşık yirmibeş yıl)
4- Hilafet dönemi (yaklaşık dört yıl, dokuz ay).
Çocukları: Hz. Ali (a.s)'ın çocuklarının sayısını, 33, 32, 29, 28 ve 27 yazmışlardır. Elbette o çocuklar çeşitli annelerden dünyaya gelmiştir.
Hz. Fatıma'dan; Hasan (a.s), Hüseyin (a.s), Zeyneb (a.s), Ümmü Gülüsüm (a.s) ve Muhsin adında beş çocuğu olmuştur
.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
cürmümile
Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1018


Ümmetimin SUSKUNLUĞUNU Sana şikayet ediyorum...


« Yanıtla #1 : 26 Nisan 2010, 11:15:50 »

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin tıbbil'kulubi ve devaiha ve afiyetil, abdani ve şifaiha ve nuril'ebsari ve ziyaiha ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.
Manası: Ey Allahım ünlem kalblerin doktoru ve devası, vucutların şifası, gözlerin nuru ve ziyası olan Muhammed'e (S.A.V.) aline ve ashabına salatu selam eyle.
Moderatöre Bildir   Logged

ALİ İMRAN 191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru ünlem
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #2 : 08 Mayıs 2010, 00:21:49 »

                                             KISACA HZ. ALİ (A.S)'IN HAYATI


Hz. Ali (a.s), Resulullah (s.a.a)'in vasisi ve on iki imamın ilkidir. Hz. Ali (a.s), Amm'ul- Fil'in 30. yılının onüçüncü günü(1),bazı rivayetlere göre Zilhicce ayının yedinci günü(2) Kabe'de dünyaya geldi.
Değerli babası, Ebu Talib, annesi ise Esed kızı Fatıma'dır. Zeyd ve Haydar da onun diğer mübarek isimlerindendir(3). İki meşhur künyesi de Ebu'l- Hasan ve Ebu Turab'dır(4).Hazretin kendisine has lakabı ise "Emir'ul- Muminin"dir; Murtaza, Hadi, Sıddık, Faruk, Veli, Şahid...de onun yüzlerce lakaplarından sadece bir kaç tanesidir(5).

Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s)'ın çocukluk dönemi, Resulullah (s.a.a)'in çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir; o evde büyüyüp olgunlaşmıştır. Bu büyük şahsiyetlerin her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Esed kızı Fatıma'ya da anne diyorlardı.(6)

Bu iki yüce şahsiyet arasındaki köklü ailevi bağlılık, Resulullah (s.a.a)'in Hz. Ali'yi iyi eğitmesi ve onu özel lütuflarından yararlandırması için uygun bir zemin hazırlamıştı.

Hz. Ali (a.s)'ın kendisi o değerli lütufları şöyle anıyor:
"Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı;... beni koklardı; lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu,nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim;o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hıra dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." (7)

On üç yıl böylece geçti, Resulullah (s.a.a) İnzar ayetinin(Cool nazil olmasıyla kendi akrabalarını İslam'a davet etmekle görevlendi. MUHAMMED bin Cerir-i Taberi, Hz. Ali (a.s)'ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
"Resulullah (s.a.a) beni çağırdı ve şöyle buyurdu: "Ya Ali! Allah-u Teala, kendi yakınlarımı inzar etmemi (uyarıp korkutmamı) emretmiştir. Sen bizim için bir yemek yap. Sonra Abdulmuttalib oğullarını, onlarla konuşmam için bir araya topla da iletmekle görevli olduğum şeyi onlara ileteyim."

Ben de Resulullah'ın emri üzere onları bir araya topladım, Resulullah (s.a.a) onlara hitaben şöyle buyurdular: "Allah-u Teala, sizi O'na davet etmekle beni görevlendirmiştir. Sizlerden hanginiz, aranızda benim kardeşim, vasim ve halifem olmak istiyor?" Orada bulunanların hepsi sustular. Onların hepsinden yaşta küçük olmama rağmen; "Ya Resulellah! Ben senin yardımcın olmak istiyorum" dedim. Resulullah (s.a.a) elini benim boynuma koyarak şöyle buyurdu: "Bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; sözünü dinleyin ve emirlerine uyun." (9)

Böylece İslam'ın şanlı tarihinde, Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s) ilk müslüman olarak tanınmış oldu. Nitekim Zeyd bin Erkam ve İbn-i Abbas'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber'in aleni davetinden önce de Hz. Ali müslümandı.(10)


İslam'ın aşikar olmasıyla Kureyişlilerin Resulullah'a karşı eziyetleri de başladı, bu baskı ve eziyetler hicret zamanına kadar devam etti. Tarihin tanıklığıyla bu müddet içerisinde Resulullah'ın en büyük yardımcı ve destekçisi, Hz. Ali'nin babası Ebu Talib olmuştur. Ebu Talib Kureyşin büyüğü olmasına rağmen hiçbir zaman Resulullah'ı Kureyişlilere teslim etmedi. Oğulları Ali ve Caferi ve kardeşi Hamza'yı ona yardımcı olmaya ve sürekli onun yanında bulunmaya davet etti.(11)

Bi'setin onuncu yılında Ebu Talib'in ölümüyle, Kureyşin Müslümanlara olan baskı ve eziyetleri daha da arttı. Resulullah'a küstahlık yapmaya başladılar ve defalarca onu öldürmek istediler. Nihayet her kabileden bir kaç genç toplanıp hep birlikte ansızın Hazrete saldırarak onu kılıçla öldürmeyi kararlaştırdılar.(12)

Resulullah (s.a.a), İlahi vahiy ile onların bu komplosundan haberdar oldu ve gece vakti Mekke'yi terk etmesi emredildi. Bu yüzden Hz. Ali'yi çağırarak o gece (Leylet'ul- Mebit) kendi yerinde yatmasını ondan istedi. Hz. Ali de canı gönülden kabul edip onun yerinde yattı.(13)

Kureyş gençleri sabaha doğru yalın kılıçla Resulullah'ın evine saldırdılar. Ama içeriye girdiklerinde Hz. Ali'yi, Peygamber (s.a.a)'in yatağında gördüler. Bu esnada çok sinirli olduklarından dolayı Hz. Ali'yi Mescid'ul- Haram'a çekip kısa bir tutuklamadan sonra serbest bıraktılar.(14)

Allah-u Teala bu eşsiz fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etti:
"İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar."
(15)
Bu ayet birçok Şia ve Ehl-i Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre Hz. Ali (a.s)'ın fedakarlığı ve makamı hakkında nazil olmuştur.(16)

Resulullah (s.a.a)'in Medine'ye hicretinin peşice, Hz. Ali (a.s) da o şehre gitti. Hicretin ikinci yılında Hz. Fatimet'üz- Zehra ile evlendi(17). Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s) dünyaya geldi(18).

Medine'de İslami bir toplumun oluşmasıyla İslam'la küfür arasında çok önemli savaşlar oldu. O önemli savaşlardan ilki Bedir savaşı idi. Bu savaş hicretin on sekizinci ayında vuku buldu(19). Ondan sonra da Uhud, Handek, Hayber, Tebuk vb. savaşlar baş gösterdi.

Tarih kitaplarının yazdığına göre, Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s), Tebuk savaşı hariç bu savaşların hepsinde İslam ordusunun sancaktarı idi.(20)

Hz. Ali (a.s) Bedir savaşında düşman ordusundan yirmi bir kişiyi öldürdü.(21) Öldürdükleri kişiler arasında Muaviye'nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı(22). Uhud savaşında ise (örnek olarak diyoruz) Kureyş'in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyi yere serdi. Bu savaşta bedeninden yetmiş yara alarak son ana kadar Hz. Peygamberi savundu. Oysa İslam ordusundan bir kaç kişi hariç diğerleri firar edip dağa sığındılar. Cebrail (a.s), Hz. Ali'nin bu fedakarlığını görünce bir kaç defa: "Zulfikardan başka kılıç, Ali'den başka da yiğit yoktur."dedi.(23)

Handek gazvesinde, Arapların ünlü kahramanı Amr bin Abduved'i ağır bir darbeyle yere serdi. Bu çok değerli zaferle, düşman ordusunun kalbine büyük bir korku saldı. Resulullah (s.a.a) o darbeyi şöyle değerlendirdi:
"Ali'nin Handek günündeki darbesi, ümmetimin kıyamete dek bütün amellerinden daha üstündür." (24) 

Hayber savaşında, bayrağı ilk önce Ebu Bekir, sonra da Ömer eline alıp meydana çıktı; ama bir zafer elde etmeksizin geri döndüler. Resulullah (s.a.a) çareyi, bayrağı Hz. Ali'ye vermekte gördü. Bu yüzden şöyle buyurdu:
"Yarın bayrağı öyle bir kişiye vereceğim ki, o Allah'ı ve Resulünü seviyor; Allah ve Resulü de onu seviyorlar."

Sa'd bin Ebi Vakkas şöyle diyor:
Biz o kişinin kim olduğunu görmemiz için ayağa kalktık. Bu esnada Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Ali'yi benim yanıma çağırın." Hz. Ali gözleri ağrıdığı halde Peygamber (s.a.a)'in yanına geldi. Hz. Peygamber, ağzının mübarek suyunu onun gözlerine sürerek bayrağı onun eline verdi. Allah-u Teala Hayber'i, onun eliyle fethetti.(25)

* * *

Nihayet Hz. Ali (a.s)'ın hayatının en kritik anları olan hicretin 10. Yılı Zilhicce ayının 18. günü yetişti. O gün Hz. Peygamber (s.a.a), yüz bin kişiyi aşan büyük bir toplulukla Haccet-ul Veda yolculuğundan dönüyordu. Gadir-i Hum'a vardıklarında şu Tebliğ ayeti nazil oldu:
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez."(26)

Bu kader belirleyici ayetin nazil olmasıyla 120 bin kişiden oluşan kervanın durdurulması emredildi. Onların hepsi, Resulullah (s.a.a)'in çevresinde toplandılar. Resulullah (s.a.a) namaz kıldıktan sonra fasih bir hutbe okudu. Sonra Hz. Ali'nin elinden tutup kaldırarak şöyle buyurdu:
"...Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allah'ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol."(27)

Müslümanlar grup grup Hz. Ali'yi kutlamak ve ona biat etmek için yanına müşerref oluyorlardı. Ömer de İmam (a.s)'ın yanına gelerek şöyle dedi:
"Ey Ebu Talib oğlu Ali! Ne mutlu sana! Sen benim ve her müminin mevlası oldun."

Daha sonra Allah-u Teala İkmal ayetini indirdi:
"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim."(28)

* * *

Gadir olayından yaklaşık yetmiş gün bir zaman geçtikten sonra Resulullah (s.a.a) vefat etti. Emir'ul- Muminin Ali (a.s), Hz. Peygamber'in kefen ve defin işleriyle meşgul oldu.Bu arada sakife denilen yerde sahabeler toplanıp aralarında Ebubekir(r.a.)i halife seçtiler.Ebubekir bin Kuhafe ile Hz.Fatıma arasında Resulullah(s.a.a.)ın bırakmış olduğu fedek hurmalığı yüzünden bir anlaşmazlık çıktı.bu anlaşmazlıktan dolayı Hz.Fatıma, Hz.Ebubekire kızdı.Gerek bu kızgınlık ve gereksede başka sebeplerden ötürü İmam Ali Hz.Ebubekire 6 ay boyunca biat etmedi ta ki Hz. Fatıma vefat edene kadar.(29)  


* *

Ebu Bekir, Ömer, Osmanın(r.anhum)25 yıllık hilafetleri müddeti içerisinde İmam(a.s.) hükümetten uzak olduğu halde ümmeti hidayet etmekle meşgul oldu, halifelerin yanlış hareketlerini onlara hatırlattı, ülkenin iç ve dış dini sorunlarını cevaplandırdı, Kur'an'ı bir araya toplamaya ve mahrumları özellikle Beni Haşim'i himaye etmeye koyuldu. Bir cümlede diyecek olursak; dini korumak için gece-gündüz çaba sarf etti.(30)

Hz. Ali'nin imamet yıldızı, üç halife döneminde de öyle parladı ki, Ebu Bekir Ömer ve Osman; "Eğer Ali olmasaydı helak olurduk" diyerek onun ilahî makamını itiraf ettiler.(31)

Osman'ın hilafeti döneminde,fesadın artması, halkın incinmesi ve rahatsızlığına yol açtı; öyle ki, bu yüzden Hicri 35'de Osman'ın evini muhasaraya alıp Onu şehit ettiler. Sonra Hz. Ali'nin kapısına gelerek, onun hükümeti kabul etmesini ısrarla istediler. Hz. Ali (a.s) hilafete gelme olayını şöyle anlatıyor:
"...Derken, halkın benim etrafıma, sırtlanın boynundaki kıllar gibi üşüşmesi kadar beni üzen bir şey olmadı; her yandan, birbiri ardınca çevreme üşüştüler; öyle ki, kalabalıktan Hasan'la Hüseyin, ayaklar altında kalacaktı neredeyse. Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar, bu kargaşada elbisem bile yırtılmıştı...

Ama şunu da bilin ki, andolsun tohumu yarana, bu topluluk biat için toplanmasaydı, Allah'ın, zalimin doyup zulmetmemesi, mazlumun aç kalmaması hakkında bilginlerden aldığı ahd-ü peyman olmasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atardım; ümmetin sonuncusunu, ilkinin kasesiyle suvarır giderdim. Siz de anlamışsınızdır ki, şu dünyanızın değeri, bir dişi keçinin aksırığındaki burnunun sümüğünden de değersizdir bence."(32)

Emir'-ul Muminin Hz. Ali (a.s), halkın isteğini kabul ederek zahiri hilafet makamını üstlendi; halk da ona biat etti. Sonra valilerini şehirlere gönderdi, Zübeyr ve Talha da şehirlere gönderilecek olan valilerdendi, ama memur oldukları yere gönderilmeden makamlarını kaybettiler. Çünkü onlar, Hz. Ali (a.s)'ın elinden valilik makamı hükmünü aldıklarında; "Bu sıla-i rahimden dolayı Allah sana mükafat versin"dediler. İmam (a.s) bu sözden rahatsız olup; "Müslümanların önderliğinin sıla-i rahimle ne ilişkisi vardır" diyerek valilik hükmünü onlardan geri aldı.(33)

Talha ve Zübeyr artık kendileri için bir yer ve makam görmeyince, Allah'ın evini (Kabe'yi) ziyaret etmek bahanesiyle Aişe'nin oturduğu Mekke şehrine gidip Aişe'yi, Osman'ın kanını Hz. Ali'den almaya tahrik ettiler.

Onlar bu iş için Basra'yı seçtiler, kendileriyle birlikte büyük bir topluluğu da oraya çektiler. Hz. Ali (a.s) muhaliflerin hareketinden haberdar olunca, yaranlarından dört yüz kişiyle birlikte o şehre gidip savaş çıkmasını önlemek için çok çaba sarf etti. Ama onlar Hz. Ali'nin sözünü kabul etmeyerek Hicretin 36. yılının Cemadi'l- Evvel ayında Cemel savaşını başlattılar. Nakisin'lerin (biatlerini bozanların) bu savaşı, Cemel savaşı olarak adlandı. Çünkü Aişe'nin tahtırevanı bir devenin üzerinde idi(34). Onun taraftarları, onun etrafını sarmışlardı. Nihayet Aişe'nin devesi yere düşürülerek ordusu dağılıp Aişe mağlup oldu. Hz. Ali (a.s)'ın emriyle, Aişe Medine'ye gönderildi. Ama İmam (a.s)'ın kendisi Medine'ye gitmedi. Hicretin 36. yılının Recep ayında Kufe şehrine döndü.(35)

Bu savaştan sonra, Hicri 37'de vaki olan Sıffin savaşına hazırlandı. Bu savaşı Kasitin (zalim)lerin baş elemanı olan Muaviye başlattı. Muaviye ikinci halife zamanından itibaren Şam hükümetinin valisi idi. Hz. Ali (a.s)'ın zahiri hükümeti döneminde onunla biat etmekten kaçındı ve kendi adına halktan biat aldı. O, Osman'ı mazlum halife tanıtarak kendisini onun kanının sahibi olarak göstermeye çalıştı. İmam (a.s) hakkında öyle bir tebligat yaptı ki, Sıffin'de Şamlı bir genç, Hz. Ali'nin namaz kılmadığını söylemişti.(36)

Velhasıl, Hz. Ali (a.s), Muaviye'nin ordusuna karşı koymak için Kufe'den ayrıldı. Fırat nehri, Kerbela, Sabat, Enbar ve Rıkka şehirlerinden geçerek Şam topraklarından olan Sıffin'e ayak bastı, orada savaş ateşi tutuştu ve bu savaş dört ay sürdü. Bu savaşta Hz. Ali (a.s)'ın ordusu Muaviye'nin ordusuna galip geldi; öyle ki, Muaviye atını alıp kaçmak istedi. Amr bin As ona; Nereye? diye sordu. Muaviye; "Durumun nasıl olduğunu görüyorsun, şimdi düşüncen nedir? dedi. Amr bin As cevaben şöyle dedi: "Bir yoldan başka kurtuluş yoktur; o da şudur ki, Kur'an'ları kaldırıp onları Kur'an'a davet etmelisin." Muaviye'nin ordusu Kur'an'ları kaldırıp; "Sizi Allah'ın kitabına davet ediyoruz" dediler. Emir'ul- Muminin Ali (a.s); "Bu bir hiledir, bir aldatmadır, onlar Kur'an ehli değillerdir(37), natık Kur'an benim."(38)  buyurdular.

Bununla birlikte Amr bin As'ın hilesi, Hz. Ali'nin ordusundan bazıları arasında etkili oldu. Onlar Emir'ul- Muminin Ali (a.s)'ı hakemiyeti kabullenmeye mecbur ettiler. Hz. Ali tarafından (bir grup ashabın tahmiliyle) Ebu Musa Eş'ari, Muaviye tarafından ise Amr bin As savaşın kaderini belirlemek için tayin edildiler. O ikisi birbiriyle istişare ettikten sonra Hz. Ali ve Muaviye'yi kendi makamlarından uzaklaştıracaklarını kararlaştırdılar. İlk önce Ebu Musa'yı minbere çıkardılar, o cehaletle Hz. Ali'yi makamından azletti. Sonra Amr bin As minbere çıkıp aldıkları kararın aksine şöyle dedi: "Ben bu yüzüğü parmağıma taktığım gibi Muaviye'yi kendi yerinde baki bırakıyorum. Amr bin As'ın hilesi ile halkın içerisinde tekrar kargaşa ve ihtilaf çıktı; bu iki şahıs Kur'an hükmüyle hakemlik yapmadılar diyerek kavga edip dağıldılar.

Hakemiyeti Hz. Ali (a.s)'a tahmil eden grup, bu planlarının suya düştüğünü görünce tekrar İmama karşı muhalefet etmeye kalkıştılar; Hz. Ali'ye; "Allah'ın emrine dönmemiz için neden kılıçla bizi doğrultmadın?ünlem" diye itiraz etmeğe başladılar; "La hükme illa lillah" (Hüküm verme ancak Allah'a aittir) diyerek slogan attılar(39). Hz. Ali (a.s) onların bu sözünü duyunca şöyle buyurdu: "Hak bir sözdür; ama onunla batıl kastediliyor." (40)

Kendilerine "Havariç" veya "Marikin" (dinden çıkanlar) denilen bu grup, Kufe'den çıkıp Kufe'nin yakınında yer alan "Harvra" denilen bir köyde toplandılar. Onlar Hz. Ali'nin emirlerine karşı çıktılar. İmam (a.s)'ın dostu ve memuru olan Abdullah bin Habbab ve onunla birlikte olanları katlettiler. Nihayet hicretin 39. yılında, alevi hükümeti karşısında "Nehrevan" savaşının ateşi körüklendi. Bu savaşta on kişi hariç onların hepsi kılıçtan geçirildi. Ama İmam (a.s)'ın ordusundan sadece bir kaç kişi şehit düştü.(41)

Bu fitneden sonra, Havariç'den üç kişi Mekke'de toplanıp Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı sinsi müzakerelerden sonra, Hz. Ali, Muaviye ve Amr bin As'ı öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Hz. Ali'yi öldürmeyi üstlendi; bu uyumsuz komployu uygulamak için Kufe'ye doğru hareket etti. Ramazan ayının 19. Gününün şafak vakti zehirli kılıcıyla Hz. Ali (a.s)'ın kafasına ağır bir darbe indirdi. İmam Zeyn'ul- Abidin (a.s)'ın buyurduğuna göre o darbe, İmam (a.s) secdegahta iken onun mübarek başına indirildi(42).

Emir'ul Muminin Ali (a.s), o mel'unun darbesinin isabetinden sonra şöyle buyurdu: "Fuztu ve Rabb'il Ka'be!" (Ka'be'nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!)(43)

İmam Ali (a.s) iki gün kendi evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının yirmi birinde şahadete erişti.(44)

Hz. Ali (a.s)'dan birçok konularda, çok değerli hikmetli sözler nakledilmiştir. Nehc'ul- Belağa kitabı o sözlerden sadece bir bölümüdür. Nehc'ul- Belağa kitabı üç bölümden ibarettir: Hutbeler, Mektuplar ve Hikmetler (Kısa sözler). Bu kitap edebiyat kitaplarının en seçkinlerindendir. Nehc'ul- Belağa'ya 210'dan fazla şerh ve açıklamalar yazılmış ve bugünün çeşitli dillerine tercüme edilmiştir.

Hz. Ali (a.s)'ın çocuklarının sayısını, otuz üç, otuz iki, yirmi dokuz, yirmi sekiz ve yirmi yedi(45) yazmışlardır. Elbette o çocuklar çeşitli annelerden dünyaya gelmişlerdir.

Hz. Fatıma (a.s)'dan beş çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan (a.s), Hüseyin (a.s), Zeyneb (a.s), Ümmü Gülüsüm (a.s) ve Muhsin. Muhsin, mel'unlar tarafından anne karnında öldürülmüştür.

Ümm'ül- Benin'den de Kerbela'da şehit düşen dört çocuğu olmuştur. Adları şunlardır: Abbas (a.s), Cafer, Osman ve Abdullah.

Havle-i Hanefiyye'den de MUHAMMED-i Hanefiyye dünyaya gelip değerli babasının yaranlarından sayılmaktadır.
[/size] [/color]


1- İrşad, c.1, s.5. Fusul'ul- Muhimme, s.30.
2- Emali-yi Tusi, s.709.
3 - Mean'il- Ahbar, s.59-120.
4 - Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.8.
5 - Menakıb-i Harezmi,s.8.
6 - Harâic, c.1, s.139.
7 - Nehc'ul- Belağa, h. 192.
8 - Şuara/214.
9 - Tarih-i Taberi, c.2, s.62.
10 - İstîab, c.3, s.1090.
11 - Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'il- Hadid, c.14, s.76.
12 - Tarih-i Yakubi, c.1, s.355-356.
13 - Tabakat-i İbn-i Sa'd, c.1, s.228.
14 - Tarih-i Taberi, c.2, s.101.
15 - Bakara/207
16 - Şevahid'ut- Tenzil, c.1, s.123. Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c.13, s.262.
17 - Muruc'uz- Zeheb, c.2, s.295.
18 - Kafi, c.1, s.461.
19 - Fusul'ul- Muhimme, s.53.
20 - Zehair'ul- Ukba, s.75.
21 - Fusul'ul- Muhimme, s.53.
22 - Nehc'ul- Belağa, mektup: 64.
23 - Şerh-i Nehc'ul- Belağa-i İbn-i Ebi'l- Hadid, c.14, s.250.
24 - Yenabi'ul- Mevedde, s.137.
25 - Bkz. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.180. Hasais'un- Nesai, s.36. Saffet'us- Saffe, c.1, s.131. Sahih-i Muslim, c.5, s.23. Menakıb-i Harezmi, s.60. Riyaz'un- Nazire, c.3, s.152.
26 - Mâide/67.
27 - Zehair'ul- Ukba, s.67. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.18.
28 - Mâide/3. Menakıb-i İbn-i Meğazili, s.19. Şevahid'ut- Tenzil, c.1, s.203.
29 - İsbat'ul- Vasiyye, s.124.
32 - Nehc'ul- Belağa,hutbe:3.
33 - Tarih-i Yakubi, c.2, s.75-77.
34 - Arapçada deveye Cemel diyorlar.
35 - Tarih-i Yakubi, c.2, s.78-83.
36 - El-Mi'yar'ul- Muvazine, s.160.
37 - Tarih-i Yakubi, c.2, s.87-88.
38 - Yenabi'ul- Mevedde, s.69.
39 - Tarih-i Yakubi, c.2, s.88-93.
40 - Nehc'ul- Belağa, hikmet:198.
41 - Tarih-i Yakubi, c.2, s.93.
42 - Mekatil'ut- Talibiyyin, s.43-49.
43 - Emali-yi Tusi, s.365.
44 - Yenabi'ul- Mevedde, s.65. 
45 - Fusul'ul- Muhimme, s.141
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #3 : 08 Mayıs 2010, 08:43:54 »

Bunlar nerde geçiyor kaynagı ne? Bilhassa "Ali'nin Handek günündeki darbesi, ümmetimin kıyamete dek bütün amellerinden daha üstündür."  cümlesi?

Olay hendek savaşında geçer. Hendek savaşında arablar arasında yaygın olan savaştan önce bire bir çarpışma adeti gereği müşrikler tarafından amr bin abduved isimli şahıs öne  çıkar. Bu şahıs hem iri hemde savaşçıdır. Başlar kendini övmeye ben amr der ben ki çölde aslanlar beni gördüğünde korkarlar. yiğitliklerini savaştaki cesaretlerinden bahseder ve islam ordusuna dönerek var mı içinizden karşıma çıkacak bir erkek der. Kimseden ses çıkmaz tekrar hani cennetiniz hani şehadetiniz şehid olup cennete gitmek isteyen yokmu çıksın karşıma der. Yine islam ordusundan ses çıkmaz Peygamberimiz o esnada yok mu bu kafirin sesini kısacak biri der. Yine islam ordusundan ses çıkmaz amr dan korkarlar ( bazı rivayetlerde her karşısına adam çağırdığında hz. alini çıktığı fakat peygamberimizin bırakmadığı kaydı geçer) Tekrar bağırır Muhammed sen medineden karılarımı savaşa getirdin der. Yokmu karşımda savaşacak bir erkek haydi biri çıksın da karısını dul çocuğunu yetim bırakayım der. Tekrar Peygamberimiz  yok mu bu kafirin sesini kesecek biri.. Bi sahabi (zeyd olacak) mü'minlere hitaben bu konuşan Resulullahtır. yokmu bu kafirin sesini kesecek biri diyor. O esnada Hz ali kalkar ben der. Peygamberimiz zırhını kendi elleriyle ona giydirir. ve ona dua eder. Hz Ali amrın karşısına geçerken Peygamberimiz ellerini semaya açar ve ya Rabbi der bütün islam ümmeti burda küfrün hepside burda eyer bugün küfür islama galebe çalarsa ümmetin helak olur. Sen Aliyi amra karşı koru der. Ve Ali amrın karşsına dikilir iki taraftada heyecan had safhadadır. Amr der Aliii demek sen karşıma geldin. Seni öldüreceğim gibilerden laflar eder bu arada Ali yaya amr ise at üstündedir. Hz. Ali öle at sırtında konuşma yiğitsen attan in der. Yiğitlik at sırtında nara atmak değildir dediğinde amr iner ve bi kılıçla atın ayağının ayağını keser. At can havliyle yere yığılır. ve amr Hz aliye saldırır kalkanını kırar hatta Hz ali başından yaralanır. İslam ordusunda tedirginlik baş gösterir ve Hz ali karşı hamlesini yapar amrın ayağını vucudundan ayırır. amrın başına gelir amra der ki ben ayaklarını kestim ki atın çektiği acıyı tadasın amr hz alinin yüzne tükürür ve hadi öldür beni der. Hz ali kalkar bir iki adım geri atar istiğfarını getirir. tekrar amrın başına gelir. amr hadi ali öldür beni ne bekliyorsun beni rezil etin şerefim beş paralık oldu. Kurtar beni bu azaptan der. Sana tükürdüm ki hiddetlenesin işimi çabucak bitiresin beni öldüresin der. Hz alide evet hiddetlendim seni lime lime edesim geldi amma o anda yapsaydım seni nefsim için öldürecektim. Onun için geri çekildim istiğfarımı getirip sakinleştim ve şimdi seni Allah için öldüreceğim der. Ve savaşlarda her hasmına yaptğı bir şeyi amra söyler, gel müslüman ol kelimei şehadet getir der. oda kabul etmez ve hz Alinin darbesiyle öldürülür. burda Peygamberimiz "Ali'nin Handek günündeki darbesi, ümmetimin kıyamete dek bütün amellerinden daha üstündür."  demiştir. Bunun sebebide baştad azikrettik ümmetin tamamı ordaydı ve savaş Alinin mağlubiyeti ile neticelense müşrikler ümmete karşı galib gelecekti ama savaşı Ali alınca ümmet müşriklere karşı galib geldi. Tabi bu kaide Ali içinde geçerlidir. essebebu kel fail. Ümmetin galibiyetine sebeb olan ümmetin yaptığı her hayırda ortaktır.

konu Qum feenzırın di hakkını helal etsin. daha geniş açıklamayı kendisinden dinlemek isteriz inş.
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
maide56
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 104



« Yanıtla #4 : 08 Mayıs 2010, 11:23:37 »

kardeş seccad abenin demek istediği kaynak ve delil dir. yoksa eminim o da bizim kadar hendek savaşını biliyordur... olayın nasıl cereyan ettiği değil de bunu nerden öğrendiğimizdir...Smiley
Moderatöre Bildir   Logged
_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #5 : 08 Mayıs 2010, 15:56:03 »

kardeş seccad abenin demek istediği kaynak ve delil dir. yoksa eminim o da bizim kadar hendek savaşını biliyordur... olayın nasıl cereyan ettiği değil de bunu nerden öğrendiğimizdir...Smiley
Bu meseleyi bir kaç gün önce videoadan izledim aklımda kaldığı kadarıyla yazdım dolayısıyla kaynak yoktu.

. Ehli sünnet kaynaklarında da bu hadisin (eğer varsa) kaynağını bize sunmanızı arzu ettim.



ehli sünnet kaynaklarında da vardır.

 Ehl-i Sünnet alimlerinden Hâkim-i Nişaburî bu sözü başka bir tabirle şöyle naklediyor: “Ali b. Ebu Talib’in Hendek günü, Amr b. Ahduved ile yaptığı savaş, ümmetimin kıyamete kadar yapacağı amellerden daha üstündür

Müstedrek-i Hâkim, c.3, s.32.
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #6 : 08 Mayıs 2010, 22:26:54 »


Şia kaynaklarından beslendiğinize göre ehlibeyt mektebine mensup olmalısınız? Ehlibeyt mektebi mensuplarının araştırma yönlerini ne denli geliştirdiklerine ve delil sunmadaki maharetlerine vakıf oldugum için sizden böyle bir talepte bulundum. Ben okuduğum siyer kitaplarında böyle bir hadise rastlamadım. Mamafih rastlamamış olmam inkar etmem ve böyle bir hadisin olmayışı anlamınada gelmez. Ehli sünnet kaynaklarında da bu hadisin (eğer varsa) kaynağını bize sunmanızı arzu ettim.



Ehli beyt mektebine mensup(şii) değilim, ''ehlibeyt sever''im sadece.ve kaynnaklar arasında şii yada sunni ayrımı yapmam hakikate uygun olsun; şii yada sunni olsun farketmez.

ikincisi;siyer kitapları hadis kitapları yada rical kitapları değildir.dolayısıyla ''okuduğum siyer kitaplarında böyle bir hadise rastlamadım'' demek anlamsızdır.
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Qum_Feenzır
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 451


Ya eyyühel müddessir! Qum feenzir!!


« Yanıtla #7 : 21 Haziran 2010, 10:37:03 »

                                    İMAM ALİ (A.S)'IN MAKAMI, FAZİLETLERİ VE SİRESİ


Hz. Ali (a.s)'ın Makamı

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Ali bendendir; ben de Ali'denim." [1]
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Ali bana nispet, bedenimdeki başım gibidir." [2]
Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali, yaratıkların en iyisidir." [4]
Zeyd Ali'den, Ali Hüseyin'den, Hüseyin de Ali bin Ebu Talib'den, Resulullah'ın bir kılı tutarak şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
"Kim senden olan bir kılı incitirse (senin kılına dahi dokunursa) beni incitmiştir, beni inciten Allah'ı incitmiştir; O'nu incitene Allah'ın laneti olsun." [5]

Hz. Ali (a.s)'ın Faziletleri

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Eğer ormanlar kalem, deniz mürekkep, cinler hesap eden, insanlar katip olurlarsa, Ali bin Ebi Talib'in faziletlerini sayamazlar." [6]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Allah-u Teala, kardeşim Ali'ye sayılmayacak kadar çok faziletler vermiştir. Kim onun faziletlerinden birini, ona ikrar ettiği halde zikrederse, Allah-u Teala onun geçmişte ve son zamanda işlediği günahlarını affeder. Kim onun faziletlerinden birini yazarsa, melekler sürekli olarak o yazıdan bir eser kaldıkça ona mağfiret dilerler. Kim onun faziletlerinden birini dinlerse, Allah Teala, onun işitmek yoluyla işlediği günahlarını bağışlar. Kim onun faziletlerinden olan bir yazıya bakarsa, Allah Teala, onun bakmak yoluyla işlediği günahlarını affeder." [7]

Hz. Ali (a.s)'ın Sevgisi

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Müminin amel defterinin başlığı, Ali bin Ebi Talib'in sevgisidir." [8]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuş ki:
"Ali'nin sevgisi imandır; buğzu ise küfürdür." [9]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Kim Ali'yi severse beni sevmiştir; kim Ali'ye buğz ederse bana buğz etmiştir." [10]
Resulullah (s.a.a) yine buyurmuştur ki:
"Ya Ali! Halk arasındaki misalin, Kur'ân'daki "Kulhu vellahu ehed" (İhlas) suresine benzer; kim onu bir defa okursa, adeta Kur'ân'ın üçte birini okumuştur; kim onu iki defa okursa, adeta Kur'ân'ın üçte ikisini okumuştur; kim onu üç defa okursa, adeta Kur'ân'nın hepsini okumuştur. Ya Ali, sen de böylesin! Kim seni kalbiyle severse, imanın üçte birini elde etmiştir; kim kalbi ve diliyle seni severse imanın üçte ikisini elde etmiştir; kim seni kalbi, dili ve eliyle severse imanın hepsini elde etmiştir. Beni hak olarak peygamber gönderen Allah'a andolsun ki, eğer yeryüzünün ehli, gök ehli gibi seni sevmiş olsaydı, Allah onlardan bir kişiyi bile ateşle azap etmezdi." [11]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuş ki:
"Ya Ali! Müminden başkası seni sevmez; münafıktan başkası da sana buğz etmez." [12]

Hz. Ali (a.s)'ın Mahbubiyeti

Enes bin Malik şöyle diyor:
Hz. Peygamber'in yanında kebap olmuş bir kuş vardı; onu yemeden önce şöyle dua etti: "Allah'ım, senin yanında en sevimli olan kulunu bana gönder de bu kuşu benimle yesin." Derken Ali bin Ebi Talib geldi; onu Peygamber'le beraber yediler." [13]
Bu hadis "Hadis-i Tayr" olarak meşhurdur. Şia ve Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğu onu rivayet etmişlerdir. Bazı şairler bu hadisle ilgili şiirler de söylemişlerdir...[14]

Hz. Ali (a.s)'ın Hilafeti

Sa'd bin Ebi Vakkas şöyle diyor:
"Resulullah (s.a.a), Tebuk gazvesinde Hz. Ali'yi (Medine'de) kendi yerine halife tayin etti. Bunun üzerine Hz. Ali; "Ya Resulellah, beni kadın ve çocuklar arasında mı halife ettin?" dediğinde, Hz. Peygamber şöyle buyurdular: "Acaba bana olan nispetinin Harun'un Musa'ya olan nipbeti gibi olmasına razı olmuyor musun? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur." [17]
Bu hadis "Menzilet" hadisi olarak meşhurdur. Bu hadis en sahih ve sabit hadislerdendir. Hz. Ali'nin imameti için en büyük delillerdendir.

Hz. Ali (a.s)'ın Vasiliği

Resulullah (s.a.a) buyurdular ki:
"Her peygamberin vasi ve varisi vardır; benim vasi ve varisim ise Ebu Talib oğlu Ali'dir." [18]
İnzar ayeti Resulullah (s.a.a)'e nazil olduğunda Hazret akrabalarını yemeğe davet etti. Yemeklerini yedikten sonra ayağa kalkarak şöyle buyurdular:
"Ey Abdulmuttalip oğulları! Allah Teala, beni bütün halka genel olarak ve size de özel olarak peygamber göndermiş ve bana "yakın akrabalarını korkut" emrini vermiştir. Ben de sizi dile hafif gelen ama terazide ağır olan iki söze davet ediyorum. Eğer onları kabul ederseniz Arap ve gayri Araba hakim olursunuz ve bütün ümmetler sizin emriniz altında olurlar; onlarla cennete girer ve onlarla cehennem ateşinden kurtulursunuz. O iki söz; r16;Allah'tan gayri bir mabudun olmadığına ve benim de onun elçisi olduğuna şehadet getirmektir.' Her kim bu konuda (herkesten önce) benim davetime icabet eder ve bu risaleti gerçekleştirmemde bana yardımcı olursa benim kardeşim, vasim, vezirim, varisim ve benden sonra halifem olacaktır."
O mecliste hazır bulunanlardan, on yaşında olan Hz. Ali (a.s)'dan başka hiç kimse cevap vermedi. Resulullah (s.a.a) bu sözü üç kez tekrarladı. Her üç defasında da Hz. Ali'den başka O'nun davetini kabul eden olmadı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) orada hazır olan cemaata şöyle buyurdular: "Bu (Ali), sizin aranızda benim kardeşim, vasim ve halifemdir." [19]

Hz. Ali (a.s)'ın Hakkaniyeti

Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali Kur'ân iledir; Kur'ân da Ali iledir. Bunlar Kevser havuzunun başında bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar." [20]
Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Allah Teala Ali'ye rahmet etsin. Allah'ım, hakkı, o nereye döndüyse onunla döndür." [21]
Resulullah (s.a.a) buyurmuşlar ki:
"Ali'den ayrılan benden ayrılmıştır; benden ayrılan ise Allah'tan ayrılmıştır." [22]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuşlardır ki:
"Ali hak iledir; hak da Ali iledir. Bunlar kıyamet günü havuzun başında yanıma gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar." [23]

Hz. Ali (a.s)'ın İlmi

Resulullah (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:
"Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıdan gelmelidir." [24]
Bu hadis mütevatir ve kesin olan hadislerdendir. Allame-i Emini, El- Gadir kitabında Ehl-i Sünnet alimlerinden 143 kişinin bu hadisi naklettiklerini yazmıştır. [25]
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Ümmetimin en alimi Ali'dir." [26]
Emir'ul- Muminin Hz. Ali de şöyle buyurmuştur:
"Kur'ân'da olan her ayeti Resulullah'a okudum, O da onun manasını (tefsirini) bana öğretti." [27]
Hz. Ali (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir:
"Gaip sırlarını benden sorun; çünkü ben peygamber ve elçilerin ilminin varisiyim." [28]
Ehl-i Sünnet ve Şia alimleri Hz. Ali'nin şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
"Beni kaybetmeden önce istediğiniz şeyi benden sorun. Allah'a andolsun ki, eğer fetva kürsüsünde oturursam, Tevrat ehli arasında Tevrat'ın hükmü ile, İncil ehli arasında, İncil ile, Zebur ehli arasında Zebur ile ve Kur'ân ehli arasında Kur'ân'la fetva veririm. Öyle ki eğer Allah Teala o kitapları konuşturmuş olursa r16;Ali doğru dedi, bizde nazil olan hükme göre fetva verdi' derlerdi." [29]
Hz. Ali (a.s)'ın sorulara çok çabuk cevap vermesi herkesi şaşırtıyordu. Bir gün Ömer şöyle dedi: "Ya Ali, beni şaşırtan, bütün ilmi, fıkhi ve siyasi ilimleri çok iyi bilmen değildir, benim asıl şaşırdığım şey senin çok çabuk ve beklemeden cevap vermendir. Hz. Ali (a.s) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdu: "Ey Ömer, bu elimde kaç parmak vardır?" Ömer; "Beş parmak vardır" dedi. İmam (a.s); "Öyleyse neden bu sorunun cevabında düşünmedin?" Ömer; "Bu açıktır, düşünmeğe gerek yoktur" dediğinde, Hz. Ali (a.s); "Bütün meseleler de benim yanımda beş parmak gibi açıktır." buyurdular.[30]
Hz. Ali (a.s)'ın Hz. Peygamber (s.a.a) İle Kardeşliği
Abdullah bin Ömer şöyle diyor:
"Resulullah (s.a.a), ashabı arasında kardeşlik akdi okudu, Ali gözlerinden yaşlar aktığı halde gelerek şöyle dedi: "Ya Resulellah, ashabın arasında kardeşlik akdi yaptın; ama benimle hiç kimse arasında kardeşlik akdi yapmadın!" Resulullah (s.a.a) ona şöyle buyurdular: "Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin." [31]
Bu hadis "Muahat veya Uhuvvet Hadisi" olarak meşhurdur. Bu manada, Şia ve Ehl-i Sünnet kitaplarında hadisler oldukça çoktur. Bu çeşit hadisler, Hz. Ali'nin diğer sahabelerden çok üstün olduğunu göstermektedir. Çünkü Resulullah (s.a.a), ahlak ve diğer yönlerden birbirine benzeyenleri, birbirleriyle kardeş yapıyordu.[32]

Hz. Ali (a.s)'ın Zühdü

Hz. Ali (a.s), Basra valisi olan Osman bin Huneyf'e bir mektup yazarak şöyle buyurdu:
"Ben sizin İmamınız olmama rağmen iki eski elbise ve iki ekmekle yetiniyorum. Eğer istesem en iyi elbiseleri giyip buğday ve baldan yapılmış en iyi yemekleri yiyebilirim. Ama nefsim bana galip gelemez. Acaba halkın; "O İmam ve halifedir" demesiyle yetinip yoksulların üzüntülerinde ortak olmayayım mı?" [33]
Abdullah bin Abbas şöyle diyor:
Zikar'da, Emir'ul- Muminin Hz. (a.s)'ın yanına vardım, Hazret ayakkabısını dikiyordu. Bana; "Bu ayakkabının değeri kaçtır?" diye sordu. Onun bir değeri yoktur dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdular: "Allah'a andolsun ki, o benim için, bir hakkı ayakta tutmak veya bir batılı yok etmek hariç size emir olmamdan daha sevimlidir." [34]
Hz. Ali (a.s) bazen şöyle buyuruyordu: "Bu abaya o kadar yama diktirmişim ki, artık onu yamayandan utanıyorum." [35]

Hz. Ali (a.s)'ın İbadeti

Çok ibadet ettiğinden Zeyn'ul- Abidin lakabı kendisine verilen Ali bin Hüseyin (a.s)'a; "Senin ibadetin ceddin Hz. Ali'nin ibadetine oranla nasıldır? dediklerinde şöyle buyurdular: "Benim ibadetim, ceddim Hz. Ali'nin ibadeti yanında, onun ibadetinin Resulullah (s.a.a)'in ibadeti yanında olduğu gibidir." (Yani benim ibadetim nere onun ibadeti nere!)[36]
Hz. Ali (a.s)'ın cariyesi Ümmü Said'e; "Hz. Ali Ramazan ayında mı daha çok ibadet ederdi yoksa başka aylarda mı?" diye sorduklarında; "Hz. Ali (a.s) her gece dua ve ibadetle meşguldü, Ramazan ve diğer aylar O'nun için eşitti" dedi.[37]
Hz. Ali (a.s) farz namazlara ilaveten müstahapları da kılıyordu; kesinlikle gece namazını terk etmezdi; hatta savaş zamanlarında bile ondan gaflet etmiyordu. Leylet'ul- Herir gecesinde sabaha yakın ufuğa bakıyordu, İbn-i Abbas; O taraftan endişede misin, düşman o yönde mi saklanmıştır? dediğinde; "Hayır, namaz vaktinin ulaşıp ulaşmadığına bakıyorum" buyurdular.[38]
Hz. Ali (a.s) Allah'a şöyle yakarıyordu: "Allah'ım, cezandan korkarak ve sevabını umarak sana ibadet etmedim; fakat seni ibadet için layık görüp ibadet ettim." [39]

Hz. Ali (a.s)'ın Tevazusu

İmam Sadık (a.s)'dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s) ev için odun topluyordu, su getiriyordu, evi süpürüyordu; Faıima (a.s) ise el değirmeniyle un öğütüyordu, hamur yapıyordu ve yemek pişiriyordu." [40]
İmam Hasan'ül- Askeri (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir:
"Bir gün bir mümin babayla oğlu, Hz. Ali (a.s)'ın evine geldiler. İmam (a.s) onların ayağına kalktı, onları ağırladı ve onları evin baş tarafında oturtup kendisi de onların karşısında oturdu. Daha sonra yemek getirmelerini emretti, yemek getirildiğinde; babayla oğul o yemekten doyasıya yediler. Daha sonra (İmam'ın hizmetçisi) Kanber, ellerini yıkamaları için bir leğenle ibrik ve ellerini kurulamaları için de bir havlu getirdi. Kanber, babanın eline su dökmek için ileri gelince, Hz. Ali (a.s) hemen ibriği onun elinden alıp kendisi onun eline su dökmek istedi. Ama adam kendisini yere atarak şöyle dedi: "Ya Emir'el- Muminin! Allah beni görüyor, sen elime su dökmek mi istiyorsun!?" İmam (a.s); "Kalk otur, elini yıka; Allah Teala seni de ve senden farkı olmayan kardeşini de görüyor..." Nihayet adam yerden kalkıp İmam'ın onun eline su dökmesine razı oldu. İmam (a.s); "Eğer Kanber eline su dökseydi, nasıl ellerini rahatça yıkayacaktınsa öylece rahat bir şekilde ellerini yıka" buyurdular. Adam ellerini yıkadıktan sonra İmam (a.s) ibriği oğlu MUHAMMED-i Hanefiyye'ye verip şöyle buyurdular: "Oğlum! Eğer bu oğul babası olmadığı bir zamanda yanıma gelmiş olsaydı mutlaka onun eline su dökerdim. Ama Allah Teala oğulla baba bir yerde olduklarında onların aynı seviyede olmasını istememektedir. Baba babanın eline su döktü, oğul da oğlun eline su döksün." İmam (a.s)'ın bu sözü üzerine MUHAMMED-i Hanefiyye de oğlun eline su döktü." [41]
İmam Cafer'us- Sadık (a.s) babasından şöyle naklediyor:
"Hz. Ali (a.s), zimmi (İslam'ın sığınağında olan) bir adamla yol arkadaşı oldu.
Zimmi- "Ey Allah'ın kulu! Nereye gitmek istiyorsun?" dedi.
Hz. Ali - "Kufe'ye" buyurdular.
Zimmi adam, Kufe yolunu bırakıp başka bir yola girince Hz. Ali (a.s) da onunla birlikte o yola koyuldu.
Zimmi - "Sen Kufe'ye gitmek istemiyor muydun?"
Hz. Ali- "Evet."
Zimmi - "Öyleyse yolunu terk ettin."
Hz. Ali- "Biliyorum."
Zimmi- "Bunu bildiğin halde, neden yolunu bırakıp da benimle geldin?"
Hz. Ali- "Arkadaştan ayrılınca onu uğurlamak için onunla gitmek güzel arkadaşlığın kemalindendir, Peygamberimiz bize böyle emretmiştir."
Zimmi - "Böyle mi emretmiştir?"
Hz. Ali- "Evet."
Zimmi - "İşte onun bu güzel amellerinden dolayı halk ona uymuştur. Ben senin dininde olduğuma dair seni tanık tutuyorum."
Zimmi adam Hz. Ali (a.s)'la birlikte Peygamber (s.a.a)'in yanına dönüp Müslüman oldu." [42]

Hz. Ali (a.s)'ın Bağış ve Cömertliği

Arap bir adam Hz. Ali (a.s)'ın yanına gelerek; "Benim birçok hastalığım vardır; nefes darlığı, cahillik ve fakirlik" dedi. Hz. Ali (a.s) da cevaben şöyle buyurdular: "Hastalığı tabibe, cahilliği alime, fakirliği ise zenginin yanına götür." O adam; "Siz hem tabip, hem alim ve hem de zenginsiniz" dedi. İmam (a.s) onun bu sözü üzerine hizmetçilerine şöyle buyurdular: "Ona, 1000 dirhem hastalığını iyileştirmesi, 1000 dirhem durumunu düzeltmesi ve 1000 dirhem de cahilliğini gidermesi için toplam 3000 dirhem verin." [43]
Ebu's- Seadat, "Fezail'ul- İtret" kitabında şöyle diyor:
Bir rivayete göre Hz. Ali (a.s) müşriklerden biriyle savaşıyordu. Bu esnada müşrik; "Ey Ebu Talib oğlu, kılıcını bana bağışla" dedi. Hz. Ali (a.s) kılıcını ona doğru atınca müşrik; "Hayret! Ey Ebu Talib'in oğlu, böyle bir anda kılıcını bana mı veriyorsun?" dedi. Hz. Ali (a.s); "Ey filani! Sen bana el açtın, el açanı geri çevirmek cömertlikten değildir" buyurunca, kafir olan adam kendisini toprağa attı ve; "Din ehlinin davranışı işte böyledir" diyerek Hz Ali (a.s)'ın ayaklarını öpüp Müslüman oldu.[44]

Hz. Ali (a.s)'ın Şecaat ve Yiğitliği

İmam Seccad (a.s) Yezid'in önünde kendisini tanıtırken Hz. Ali (a.s)'ın sıfat ve faziletlerini sayarak şöyle buyurdular:
"Ben öyle bir adamın oğluyum ki, herkesten daha cesaretli ve yiğit idi; iradede herkesten daha güçlü idi; savaşta bir aslan gibi düşmanı öldürüyordu; kuru otlarda esen bir kasırga gibi onları dağıtıyordu." [45]
Allame İbn-i Ebi Cumhur el- İhsai şöyle naklediyor:
"Cabir-i Ensari şöyle rivayet etmiştir: Basra'da (Cemel Savaşında) Hz. Ali (a.s)'la birlikte idim. Yetmiş bin kişi bir kadınla (Aişe ile) toplanmışlardı, savaştan kaçan her insanın; "Ali beni hezimete uğrattı", yaralanan her şahsın; "Ali beni yaraladı", can veren herkesin; "Ali beni öldürdü" dediklerini gördüm. Ordunun sağ kolunda olduğumda Hz. Ali'nin sesini duyuyordum; sol kolunda olduğumda yine onun sesini duyuyordum. Talha'nın can verdiği an onun yanından geçerken; "Kim bu oku sana attı" dediğimde; "Ali bin Ebi Talib attı" dedi. Bunu duyunca; "Ey Bilkıys ve İblis hizbi! Ali ok atmamıştır, onun elinde sadece kılıç vardır" dedim. Talha dedi ki: "Ey Cabir! Ali'nin göğe çıktığını, yere indiğini, doğudan ve batıdan geldiğini görmüyor musun? Doğu ile batıyı bir şey yapmıştır, süvariye yetiştiğinde onu mızrak vs. şeyle dürtüyor; biriyle karşılaştığında onu öldürüyor, yaralıyor ve yüzüstü yere seriyor veya; "Ey Allah'ın düşmanı öl" dediğin de o adam ölüyor, ondan hiç kimse kurtulamıyor." [46]
Savaşlardan birinde Hz. Ali (a.s)'ın komutanları İmama: "Eğer yenilgiye uğrarsak sizi nerede bulabiliriz?" diye sorduklarında şöyle buyurdular: "Beni nerede bıraktıysanız ben oradayım, oradan başka bir yere ayrılmam." [47]

Hz. Ali (a.s)'ın Heybeti

Hz. Ali (a.s)'a; "Rakiplerine nasıl galip geldin?" dediklerinde; "Karşılaştığım herkes, bana kendi aleyhine yardım etti." buyurdular.
Seyyid Rezi; "Hz. Ali (a.s) bu sözüyle, heybetinin karşı tarafın kalbine korku düşürdüğüne işaret etmiştir."[48] diyor.
Hz. Ali (a.s) meydanda dolaşırken soluklar kesilirdi. Ona hamle eden herkes çok çabuk ölümü tatardı. Süfyani Sevri şöyle diyor: "Hz. Ali (a.s) müslümanların arasında çelik bir dağ gibiydi; kafir ve münafıklar için ise kuvvetli bir rakipti. Allah müslümanların izzet ve yüceliğini, kafirlerin ise zillet ve aşağılığını O'nun eline vermişti."[49]

Hz. Ali (a.s)'ın Cesaret ve Kudreti

Enes, Ömer bin Hattap'tan şöyle naklediyor: Hz. Ali (a.s), beşikte iken bir yılanın ona doğru hareket ettiğini görünce, ellerini kundakta bağlı olmasına rağmen kundaktan çıkarıp yılanın boynundan tuttu, yılana bir bakıp parmaklarını ona geçirdi ve sıkarak onu öldürdü. Annesi onu o halde görünce bağırıp yardım diledi, bu sese akrabaları toplandı. Sonra annesi Ali'ye; "Şüphesiz sen bir haydar (aslan)sın" dedi.[50]
Hz. Ali (a.s)'ın şecaat ve kolunun gücünü düşmanları bile methetmiştir. İki parmağıyla Halid bin Velid'in boğazını sıkıştırdığı ve Halid bin Velid'in neredeyse ölmek üzere olduğu muşhurdur.[51]
Hz. Ali (a.s) Uhud savaşında, Beniabduddar kabilesinin savaşçılarını öldürdükten sonra o kabileden Sevap adlı bir köle Peygamberi öldürmek için yemin etti. Bu köle çok iri cüsseli ve kuvvetliydi. Müslümanlar korkuya kapılarak onunla savaşmaktan çekindiler. Ama Hz. Ali (a.s) onun karşısına çıkarak ona öyle bir darbe vurdu ki, belinden ikiye böldü; öyle ki üst bölümü yere düştü ve alt bölümü ise ayakları üstünde kalmıştı. Her iki ordu Hz. Ali'nin bu vuruşundan hayretler içerisindeydi ve müslümanlar gülüyorlardı.[52]

Hz. ALİ (a.s)'ın İmanı

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Eğer yer ve gökler terazinin bir kefesine, Ali'nin imanı da diğer kefesine bırakılırsa, Ali'nin imanı daha ağır basar." [53]
Hz. Ali (a.s)'ın "Kumeyl Duası" adıyla meşhur olan duası, O'nun güçlü iman ve yakinini göstermektedir. Yine O'nun korku ve ümit içeren Sabah Duası ve diğer dua ve yakarışları O'nun teveccüh ve ihlasının göstergesidir. Zarar bin Zamre Muaviye'nin yanına geldiğinde Muaviye; "Ali'yi bana tarif et" dediğinde Zarar İmam (a.s)'ın özelliklerinden bir kısmını Muaviye'ye beyan ettikten sonra şöyle dedi:
"Hz. Ali geceleri (ibadet için) çok az uyuyordu; gece ve gündüzleri çok Kur'an okuyordu; canını Allah yoluna adamıştır; Allah'ın azameti karşısında göz yaşı döküyordu; kendisini bizden saklamazdı; bizden altın dolu keseler toplamazdı; yakınlarına şefkatli idi; cefakarlara (kendisine zulmedenlere) sert davranmazdı; gecenin zifiri karanlığında O'nu, kendisini yılan vurmuş bir insan gibi büküldüğünü ve üzüntülü bir fert gibi Allah korkusundan ağladığını ve şöyle dediğini görürdün:
"Ey dünya, bana mı cilve yapıyorsun, beni mi kendine meftun etmek istiyorsun? Heyhat! Benim sana ihtiyacım yoktur; sana üç talak vermişim; artık sana dönmem mümkün değildir." Sonra şöyle buyuruyordu: "Ah azığın azlığından, seferin uzunluğundan, yolun zorluğundan!"
Muaviye bunları duyunca kendisini tutamayıp ağlamaya başladı ve; "Ey Zarar yeter, Allah' andolsun ki, Ali öyleydi, Allah ona rahmet etsin" dedi.[54]
Moderatöre Bildir   Logged

Her gün Aşura bize!
Her yer Kerbela bize!
Şehadet iftixardır..
Hüseyin Rehber bize..ünlem!
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
peygamberimizi tanıyalım nedersiniz? Resimler ve flashlar Xerip 2 301 Son Mesaj 01 Temmuz 2008, 00:24:03
Gönderen: Xerip
Hz.Fatıma(s.a.)-Ehl-i Beyt'i tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 3 326 Son Mesaj 16 Haziran 2010, 07:03:48
Gönderen: Âl-i İmran
Hz.Hasan(a.s.)-Ehl-i Beyt'i tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 4 353 Son Mesaj 03 Temmuz 2010, 17:46:09
Gönderen: Qum_Feenzır
İmam Hüseyin(a.s.)-Ehl-i beyti tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 4 288 Son Mesaj 08 Temmuz 2010, 00:28:11
Gönderen: Qum_Feenzır
İmam Rıza(a.s.)-Ehl-i beyti tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 1 256 Son Mesaj 30 Mayıs 2010, 00:19:28
Gönderen: Qum_Feenzır
İmam Naki(a.s.)-Ehlibeyti tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 1 164 Son Mesaj 09 Haziran 2010, 20:44:37
Gönderen: Qum_Feenzır
Human Body Atlas Medical View v1.0 / vucudumuzu tanıyalım Eğitim-Okul mustafa21 0 424 Son Mesaj 22 Eylül 2011, 21:46:37
Gönderen: mustafa21