0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: İhlâs nedir?  (Okunma Sayısı 1140 defa)
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« : 21 Ocak 2011, 08:51:54 »

Riyadan muhafaza olmanın diğer bir yolu da riyanın zıddı olan ihlâsa sımsıkı sarılmaktır. İhlâs; haline, Allahu Zülcelal’den başka hiç kimsenin vakıf olmaması, yapılan amelde nefsini pay sahibi görmemek, hiç kimseden bir karşılık beklememek ve bu halin, Allahu Zülcelal’in bir lütfu olduğunu bilmektir. Çünkü insana ibadet yapmayı nasip eden ve ibadete muvaffak kılan, Allahu Zülcelal’dir.
İhlâsın oluşması için; amel ederken, Allahu Zülcelal’in emrini yerine getirmek, O’nun rızasını tahsil etmek ve O’nun vaat ettiği sevabı kazanmak, yegâne maksat olma-lıdır. Yegâne maksadın bu olduğu amel, halis ameldir. Sahih ve geçerli olan amel de bu ameldir.

Başka bir ifadeyle, ihlâs; “Allahu Zülcelal’in nurlarından bir nurdur. Allahu Zülcelâl, ihlâsı gerçek mü’min kullarının kalbine verir. Nitekim Allahu Zülcelâl, bir hadisi kudside şöyle buyurmuştur: ‘İhlâs, Ben’im sırlarımdan öyle bir sırdır ki ben onu ancak sevdiğim kullarımın kalbine koyarım.” (Kuşeyri Risalesi, Ebu’l-Kasım el Kuşeyri)

Allahu Zülcelâl, bu hadisi kudside bizlere, rızasına ulaşacak çok güzel manevi yol bir göstermiştir. Demek ki insan, bu hadisi Kudsi’ye göre kendisini tartabilir. Allahu Zülcelâl beni seviyor mu? Sevmiyor mu? Diye düşündüğü zaman, kendisinin ne durumda olduğunu meydana çıkara-bilir.

İnsan amelini sırf Allah için yapıyorsa bu, Allahu Zülcelal’in onu sevdiği manasına gelir. İnsanın amelinde İhlâs yok ise o kimseyi, Allahu Zülcelâl sevmiyor demektir. Onun için her insan, kolaylıkla kendisinin ne durumda olduğunu anlayabilir. Ebu Osman el-Mağribi şöyle demiştir: “İhlâs; yapılan amellerde nefsin payının bulunmaması, yani her yapılan işin, sadece Allahu Teala’nın rızası için yapılmasıdır.”

Yine, “İlim tohumdur, amel onun ekilmesi, ihlâs ise onun sulanmasıdır.” İnsan, nasıl tarlasını sulamadığı za-man, bir verim elde edemez ve o tarla mahsül vermez ise bunun gibi ihlâssız olan amel de sahibine bir menfaat vermez.

Bilindiği gibi tohum ekilmezse zamanla çürür. Ekilipte sulanmazsa o zaman da tarlada çürür. İşte, ilim ve amelin tarla gibi yeşerip çoğalması da ihlâs sayesindedir. Bu konuda El-Mervezi şöyle demiştir: “Dünya ve ahirette kurtuluş ve mutluluğun çaresi iki şeydir. Bunlar; Allahu Teala’nın takdir ettiğine rıza göstermek ve O’nun için yapılması gereken amelde ihlâsı gözetmektir.”

İhlâsta kuvvet ve Allahu Zülcelal’in yardımı vardır. Onun için Allahu Zülcelâl bir ayeti kerimede şöyle buyur-muştur: “Küçük bir topluluk çok kere, büyük bir topluluğu Allah’ın izniyle yenmiştir. Çünkü Allah sabredenlerle bera-berdir.” (Bakara; 249)

Hz. Peygamber (sav), bir hadisi şerifte şöyle buyur-muştur: “Allahu Teala kıyamet gününde, sevap ve günahlar tartıldıktan sonra, ümmetimden bir kişiyi, her bir sayfası insan gözünün görebildiği kadar büyüklükte, günahlarla dolu, doksan sayfalık ameli ile meydana çıkarır. Bu kişi, perişan bir halde başını önüne eğip benim halim ne olacak, diye düşünürken, Allahu Teala şöyle buyurur:

- Ey kulum! Senin günahından daha fazlasını yazdım mı? O kul şöyle cevap verir:

- Ey Rabbim! Bu kitapta yazılı olan bütün günahları yaptım. O zaman Allahu Teala şöyle buyurur;

- Ben hiçbir kuluma zulüm etmem. Senin, benim yanımda öyle değerli (ihlâslı) bir amelin var ki o amel seni rahatlatacaktır.” (Tirmizi, İbn Mace)

İşte, kulun bu kadar çok günahı olmasına rağmen, Allahu Zülcelal’in rızası için yapmış olduğu ihlâslı bir amel, onun kurtulmasına sebep olmaktadır. Nitekim Allahu Zülcelâl, kendi katındaki o ihlâslı ameli çıkarıp terazinin diğer tarafına koyduğu zaman, bütün günahları o ihlâslı amelin yanında hafif kalır.

Yukarıda geçen bu hadisi şerifte, bütün mü’minler için çok büyük işaretler vardır. Ne yaparsak yapalım, yalnızca Allahu Zülcelal’in rızasını gözeterek, ihlâslı bir şekilde yapmalıyız. Ve daima: “Allahu Zülcelâl benim kalbime daima vakıftır. Acaba bu yaptığım amel ihlâslı mı?” diye kendimizi kontrol etmeliyiz. İnsan az amel yapsa dahi, ihlâslı olarak yaptığı zaman, Allahu Zülcelal’in katında çok büyük mükâfatlar elde eder.

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #1 : 24 Ocak 2011, 08:44:36 »

Ihlâs uhuvveti, uhuvvet de ihlâsı perçinler. İçteki ihlâs ve samimiyet, uhuvvete yansır. Müslüman’ın, Müslüman kardeşine Allah rızası için gösterdiği sevgi, güven, dayanışma, yardımlaşma ve kardeşlik ruhu da ihlâs ile zirveye çıkar.

Dinde ihlâs, Kur’ân’a dayalı bir mefhumdur. Kur’ân’ın; “Muhakkak Biz sana kitabı hak ile indirdik. Dini Allah’a tahsis ederek, ihlâs ile sadece Allah’a ibadet et. Dikkat edin, halis din Allah’ındır!”1 veya “De ki: ‘Dini yalnız Allah’a tahsis ederek, sadece O’na ihlâsla ibadet etmekle emr olundum. Ve Müslüman’ların ilki olmakla emrolundum”2 ya da, “De ki: Dinimin yalnız Allah’a ait olduğunu bilerek, yalnız O’na ihlâsla ibadet ederim”3 yahut “Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah’a has kılarak, ihlâs içinde yalnız Allah’a ibadet etmekle, namaz kılmakla ve zekât vermekle emrolundular”4 âyet-i kerimelerinde “ihlâs” çok net biçimde işlenmekte ve Müslümanlardan istenmektedir.

Peygamber Efendimizin (asm), “Bilenlerin dışında insanlar helâk olur. Bildiklerini yaşayanların dışında bilenler helâk olur. Bildiklerini ihlâsla yaşayanların dışında, amel sahipleri helâk olur. İhlâslı olanlar da büyük bir tehlike üzerindedirler”5 hadis-i şerifi, dem ve damarlarımıza işlemekte, kulaklarımızı çınlatmakta, kalbimizi titretmektedir.

Görülüyor ki, yüce dinimiz “ihlâsı” bütün amellerimizin ve davranışlarımızın zirvesine yerleştirmektedir. Bu durumda, hadisteki kurtuluş sırasına göre, zirveden aşağıya doğru amellerimizi bir sıraya koymak istersek; karşımızda bir zorunlu gereklilik olarak: Önce ihlâsı, sonra ameli, sonra da bilgiyi görürüz.

Bu sıralama, hiç şüphesiz bilgiye ve amele reddiye değil; “ihlâsa” verilen önem ve önceliktir.

İhlâsı içtenlik, samimiyet ve özgünlük kavramlarıyla açıkladığımızda, vahiy dininin ihlâsı neden ön plâna aldığı daha iyi anlaşılmış olacaktır. İhlâs ve içtenlikten sonra “amel”in gelişinin mânâsı şudur: Amel hata kaldırır; ama içtenlik ve ihlâs hata kaldırmaz. Yani ameldeki hatalar—bilhassa kişinin bilgisi dışında olursa—affa uğrayabilir. Burada dinin “kolaylık, rahmet ve mağfiret” yönü hemen devreye girer ve ağırlığını koyar. Ancak içtenlik ve özde hata vâkî olursa, yani ihlâsta zafiyet bulunursa, yani—söz meclisten dışarı—amelin “niçininde” biraz riya, gösteriş ve Allah’tan başkasına da temayül söz konusu olursa,—maazAllah—amelin “hepsini” iptale götürecek bir fesadın da kapısı aralanmış olur.

O halde, temel programımız: Önce sırf Allah’ın rızasını tahsil etme “kast ve niyetini” taşımak. Sonra “gücümüz yettiği kadar” amel yapmak. Sonra bilmediklerimizi “öğrenmek” olmalıdır.

Bu sıralamayı uhuvvet için de düşünmek mümkündür. Mü’minleri “kardeş” ilân eden6 Kur’ân, kardeşler arası hak ve hukukun korunmasına büyük önem veriyor. Kur’ân’a göre, kardeşler arası ilişkilerin başına yine, sırf Allah’ın rızasını tahsil gayreti, niyeti ve kastı yerleştirilmelidir. “Elhubbu fillah ve’l-buğzu lillah” olarak formüle edilen “Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek”, ihlâsın uhuvvete yansımış hâlinden başka bir şey değildir.

Keza Kur’ân, takvayı beşerî ilişkilere dayalı olarak da izah eder. Yani mü’min kardeşinin olumsuz davranışlarına karşı öfkeyi yutmak ve kusurlarını affetmek Kur’ân nazarında “takva”dan ibarettir.7

İhlâs ve uhuvvetin din için, dünya için, âhiret için ve hizmet için vazgeçilmez önemine binaen; Üstad Bedîüzzaman Hazretleri her iki mefhuma da ayrı ayrı risâleler tahsis etmiş ve önemle işlemiştir.8

İhlâs ve uhuvvete tam muvaffak olmak için birbirimize duâ etmekten başka çaremiz var mı?

Dipnotlar:

1- Zümer Sûresi, 39/2,3
2- Zümer Sûresi, 39/11,12
3- Zümer Sûresi, 39/14
4- Beyyine Sûresi, 98/5
5- Keşfü’l-Hafâ, 2/312
6- Hucurât Sûresi, 49/10
7- Âl-i İmrân Sûresi, 3/133,134
8- Lem’alar, s.152-172; Mektûbât, s. 253-261
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #2 : 24 Ocak 2011, 08:46:24 »

Peygamber Efendimiz (sav) Cebrail (as)'a “İhlas nedir? diye sordu.

Cebrail (as)’da Allah-u Zülcelal’e sorduğu zaman; Allah-u Zülcelal ona şöyle buyurmuştur: "İhlas, benim sırlarımdan gizli bir sırdır. Onu halis kullarımın kalbine emanet olarak koydum." (Kuşeyri, risalesinde zayıf bir senedle rivayet etmiştir.) Cüneyd-i Bağdadi (ks); "İhlas, Allah'la kul arasında olan bir şeydir. Melek bilmiyor ki yazsın, şeytan da bilmiyor ki fesatlık yapsın." buyurmuştur.


Sehl bin Abdullah'a, "İnsanın nefsine en çok ağır gelen nedir?" diye sorduklarında, "İhlastır. Zira ihlasda nefsin nasibi yoktur." dedi.


Zünnun-i Mısri'ye: “Kul ne zaman halislerden olur?” diye sordular. Dedi ki; “Kendini son derece ibadete verip ve insanların yanında değerinin olmadığını bilirse o kişi muhlislerdendir.”

Yahya b. Muaz'a: “Kişi ne zaman muhlislerden olur?” diye sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir; “Ahlakı ne zaman süt emziren çocuklar gibi olur, başkalarının methetmesi ve kötülemesi onun nazarında aynı olursa o zaman muhlislerden olur.”


Abdullah b. Ömer (RadıyAllahu Anh), Resulullah (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem) 'in şöyle söylediğini işittim dedi: “Sizden önceki ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıktılar.

Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine (birbirlerine) şöyle dediler:

"Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allah'a yapacağımız dua kurtarabilir."

Birincisi şöyle dua etti:

"Allah'ım! Benim çok ihtiyar anne ve babam vardı. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Bir gün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim.

Akşam içecekleri sütü, sağıp getirdiğimde anne ve babam uyuyorlardı. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmayı hoş görme- dim.

Elimde tas, tanyeri ağarıncaya kadar anne ve babamın uyanmalarını bekledim. Çocuklar açlıktan ayaklarımın dibinde ağlıyorlardı. Uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allah'ım! Bunu senin rızan için yapmışsam bu kayadan bizi kurtar" dedi. Bunun üzerine kaya biraz açıldı. Ancak açılan yerden çıkmak mümkün değildi.


İkincisi şöyle dua etti:

"Allah'ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu çok seviyordum. Kendisini bana teslim etmesini istedim, kabul etmedi. Kıtlığın hüküm sürdüğü bir yılda bana başvurdu.

Kendisini teslim etmesi şartıyla ona yüz yirmi dinar verdim. Teklifimi kabul etti. Ona yaklaşmaya imkan bulduğum bir sırada bana; "Dini nikah olmadan bana yaklaşman helal olmaz" deyince yaklaşmaktan vazgeçtim ve yanından ayrıldım. Halbuki onu herkesten çok seviyordum.

Verdiğim altınları da geri almadım. Allah'ım! Bunu senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar." Bunun üzerine kaya biraz daha açıldı. Ancak açılan yer çıkabilecekleri kadar değildi.


Üçüncüsü şöyle dua etti:

"Allah'ım! Ücretli işçiler tutmuştum, hepsinin ücretini öde-dim. Ancak biri ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını çalıştırdım. Öyle ki, bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelerek: "Ey Allah'ın kulu! Ücretimi ver" deyince ona; "Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve kölelerin hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür" dedim. O da; "Ey Allah'ın kulu! Benimle alay etmiyorsun ya?" dedi.

Ben de: "Hayır, alay etmiyorum" deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı."

"Allah'ım! Bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu beladan bizi kurtar." Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler. (Buhari, Müslim, Nesai)


Burada Peygamber Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem) bu üç kişinin niyetlerinin sadece Allah-u Zülcelal'in rızası olduğu için Allah'ın onlara yardım ettiğini ve kurtardığını bize anlattı. Bu bütün insanlar için bir işarettir.


Ebu'd-Derda (RadıyAllahu Anh)'dan Resulullah (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edildi: "Bir kimse; 'gece kalkar namaz kılarım' deyip yatağına yatsa, şayet kalkamayıp sabaha kadar uyusa amel defterine niyet ettiği namazın sevabı yazılır. Uykusu da kendisine Rabbi tarafından bir sadaka olur."
(Nesai, İbn Mace, İbn Hıbban)


Bu ayet ve hadislerden anlaşılan şudur ki, halis niyet ve salih amel Allah'ın yanında çok değerlidir. Hakikaten de ameller niyetlere göredir.


Salih niyet olmaz ise o amelin bir değeri kalmaz. Çünkü Allah-u Zülcelal buyurdu ki; "İhlas benim sırlarımdan gizli bir sırdır. Onu halis kullarımın kalbine emanet olarak koydum." (Kuşeyri risalesinde zayıf bir senedle rivayet etmiştir.)


Niyet ve ihlas Allah ile kul arasında bir sırdır. Niyet halis olmazsa, zahir olan amel de değersiz olur. Bunun için niyet halis olmalıdır ki amel de yerini bulsun.


Kul, bütün davranışlarını Allah için yapmalıdır. Yemek yediği, arkadaşını ziyarete gittiği veya işine gittiği zaman hep niyeti Allah rızası olmalıdır.

Yemek önüne geldiği zaman hoşuna gittiği için değil, Allah'ın ibadetini yapmak için, kuvvet bulmak niyeti ile yemelidir. İşine gittiği zaman, “Ya Rabbi, benim çocuklarımın nafakası bana vaciptir.” diye niyet etmelidir.


Böyle yaparsa bütün bu yaptıkları da ibadettir. Bu şekilde yeryüzündeki bütün davranışlarını Allah niyeti ile yaparsa, onlardan dolayı Allah'tan gelen feyz, nisbet ve rahmeti hissedecek, menfaatini de görecektir.

Onun için bazı Evliyalar buyurdular ki; "Ne iş yaptım ise ondan önce niyetimi Allah için yapmadan o işe teşebbüs etmemişimdir." Kendi nefsimize ve kuvvetimize güvenmeyelim.


Peygamber ve evliyaları rehber edinerek ihlası Allah-u Zülcelal'den isteyelim. Allah merttir, cavittir (cömerttir), her şeye kadirdir, onun hazineleri doludur. Eğer istersek bize verecektir.

Allah-u Zülcelal hepimize kendi fazlıyla, keremiyle halis bir niyeti nasip etsin. Amin...

Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #3 : 24 Ocak 2011, 08:47:10 »

İHLÂSLI OLMAK İÇİN

"Seyyid Muhammed Sâlih" çok büyük bir velîydi
Sohbeti dinleyene pek çok fâideliydi

En bâriz vasfı idi güler yüz ve tatlı dil
Çok merhametli olup cömertti cimri değil

O bir gün buyurdu ki: (Bu din "İlim" dînidir
İlim de ehli sünnet âlimden öğrenilir

"Âlim" ona denir ki âmildir ilmi ile
Değilse âlim denmez çok şeyler bilse bile

İlmiyle âmil olan bir âlim yoksa eğer
Onların kitâbını okumak îcâb eder

O hâlis kitaplardan hergün Sekiz sahîfe
Okunsa îfâ olur bu çok mühim vazîfe

Lâkin yalnız ilimle kurtulamaz bir kişi
"Amel" eylemeyince mahşerde zordur işi

İlim amelden sonra lâzımdır bir de İhlâs
Bunsuz da azâblardan kurtuluş mümkün olmaz

Şeytân da âlim idi çok şeyi biliyordu
İhlâsı olmayınca huzûrdan tard olundu

"Bel'âm-ı Bâûrâ" da âlimdi daha önce
Îmânsız gitti lâkin ihlâsı kaybedince

"İhlâs" şu demektir ki her amelin her işin
Yapılması demektir sâdece "Allah için"

"Kullar beğensin" diye yapılırsa bir amel
Kabûl olunmasına bu niyet olur engel)

Bir gün de buyurdu ki: ("İhlâs"ı elde etmek
İhlâslı kişilerin yanında kolaydır pek

Yeter ki o kişinin ihlâslı olduğuna
İnanıp onu sevsin bu kâfi gelir ona

Böyle kâmil bir zâta muhabbet ve hüsnü zan
Edenin de "ihlâs"a ermesi olur âsân

Zîrâ bu büyüklere varsa sevgi muhabbet
Kendiliğinden gelir ona yardım ve himmet

Onlar himmet ederse güç işler kolay gelir
Zîrâ velî himmeti dağı bile devirir)

Yine O buyurdu ki: (Mütevâzı olunuz
Muvaffak olmak için çok mühimdir bu husus

Tevâzû göstereni yükseltir Hak teâlâ
O tevâzû ettikçe yükselir daha âlâ

Aksine kibredeni alçaltır cenâb-ı Hak
O da büyüklendikçe küçük görür onu halk

Hele mahşer gününde gurur ve kibirliler
Ayak altında kalıp çok hakâret görürler

Kolay gidiliyorsa bir kimsenin yanına
Mütevâzı kimsedir müjdeler olsun ona

Eğer kaçılıyorsa yanından bir kişinin
Büyük bir felâkettir bu hâli onun için

Müslümân güler yüzlü tatlı dilli olur hep
Ona süs ve zînettir tevâzû hayâ edeb
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #4 : 24 Ocak 2011, 08:47:39 »

Kulluk beş kısımdır:

Birincisi, ten kulluğudur. Bu, Allahü tealanın emirlerine uyup, yasak ettiği şeylerden sakınmaktır.

İkincisi; nefs kulluğudur. Bu kulluk, nefsi terbiye etmek, ıslah etmek, mücahede ve nefsin istemediği şeyleri yapmak, riyazet çekip nefsin istediği şeyleri yapmamaktır.

Üçüncüsü; Gönül kulluğudur. Bu ise, dünyadan ve dünyada bulunan şeylerden yüz çevirip, ahirete yönelmektir. Ahirete yarar iş yapmaktır.

Dördüncüsü; sır kulluğudur. Bu, her şeyi bırakıp, tamamen Allahü tealaya dönüp, O'nun rızasını kazanmaktır.

Beşincisi; can kulluğu. Bu kulluk, müşahedeye ermek için kendini Allah yoluna vermekle olur.

Akşemseddin (kuddise sirruhu)
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #5 : 24 Ocak 2011, 08:48:09 »

İMAM-I GAZALİ (Rahmetullahi Aleyh)

İhlaslı olmak

Hak teâlâ buyurdu: (Kul, Allah’a ihlasla,
Taatten başka şeyle emr olunmadı asla.)

Yine buyuruyor ki: (İhlas, sırrımdır benim.
Dostlarımın kalbine, onu yerleştiririm.)

Muaz bin Cebel der ki: (İhlas ile amel et.
Az da olsa, mahşerde eder sana kifayet.)

Maruf-i Kerhi der ki: (Ey nefsim, bakma halka.
İhlas ile amel et, kurtulursun mutlaka.)

Ebu Süleyman der ki: (İhlas ile bir adım,
Atana müjde olsun, budur benim muradım.)

Bir âlim de diyor ki: (Niyet etmek ihlasla,
O işin kendisinden müşkildir daha fazla.)

Rüyada sordular ki büyüklerden birine:
(Hak teâlâ ne yaptı senin amellerine?)

Buyurdu: Allah için yapmışsam her ne amel,
Onların hiç birine, gelmemiş asla halel.

Bir yoldan, ihlas ile aldığım bir taş vardı.
O bile, mizanımın sevap tarafındaydı.

Fakat buna mukabil, bin altın değerinde,
Verdiğim sadakayı, göremedim yerinde.

Dedim ki: (Ya ilahi, sebep ne, bilmiyorum.
O hayrım, mizanımda yoktur, göremiyorum.)

O sırada gaibden geldi ki şöyle nida:
(Gönderdiğin yerdedir, ne ararsın burada!)

Hemen hatırladım ki, verirken o şeyi ben,
Birisi görmüştü de, sevinmiştim içimden.

Süfyan-ı Servi der ki: (İşlediğin bir işin,
Aleyhinde değilse, nimettir senin için.)

Biri de, cihad için, ihlasla gitti harbe.
Bir kimseyi gördü ki, satıyor ucuz heybe.

Dedi ki: (Şu heybeyi, bu fiyata alayım.
Filan yerde satarak, para da kazanayım.)

Onu aldı ise de, rüya gördü o gece.
Baktı ki, iki melek yere indi hemence.

Birisi, diğerine dedi ki: (Bu gaziler,
Allah için cihada ederler seyr-ü sefer.

Tek tek isimlerini yazıver her kişinin.
Ve not et ki: Cihada giderler Allah için.

Ve lakin filan adam, giderse de cihada,
Onun bu niyetine, karışıyor riya da.

Çünkü desinler diye ve gösteriş olarak,
Gidiyor ki, bu hali beğenmez cenab-ı Hak.)

Sonra onu gösterip, dedi ki: (Şu kimse de,
Ticarete gidiyor, kendisi bilmese de.)

O bunu işitince, dedi ki: (Ey melekler!
Ben dahi Allah için ederim seyr-ü sefer.)

Melek dedi: (Ey filan, niyetin madem iyi,
Ne için satın aldın öyleyse o heybeyi?)

O kimse ağlayarak, dedi ki ona tekrar:
(Bunu ilerde satıp, edecektim biraz kâr.)

O melek, diğerine dedi ki: (Yaz öyleyse.
Bu, önce Allah için yola çıktı ise de,

Yolda, satın almıştır bir heybeyi, kâr için.
Allah nasıl isterse, öylece hükmeylesin.)

O kimse uyanınca, anladı hatasını.
Silip attı kalbinden para ve kâr faslını.

Bunun için büyükler, şöyle buyurmuşlardır:
(Yalnız halis işlerden insana fayda vardır.)
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #6 : 24 Ocak 2011, 08:48:50 »

İMAM-I GAZALİ (Rahmetullahi Aleyh)

İhlas bozulursa

İsrailoğulları zamanında, bir kişi,
Vardı ki, hep ibadet yapmaktı onun işi.

Halk ona dediler ki: (Filan yerde bir put var.
Tanrı diye tapıyor ona bazı insanlar.)

O bunu işitince, içerledi pek fazla.
O putu kırmak için, yola çıktı ihlasla.

O, halis niyet ile giderdi ki o yöne,
Bir insan kılığında (şeytan) çıktı önüne.

Ve mani olmak için, dedi ki: (Ey arkadaş!
Böyle nere gidersin, balta ile pür telaş?)

Dedi ki: (Bir put varmış, gidiyorum kırmaya.
Böylece insanları, o puttan kurtarmaya.)

Dedi ki: (Onu kırmak, senin işin değildir.
Sana, ibadet etmek daha faidelidir.

Sen onu kırsan bile, yenisini yaparlar.
Hemen dön ki geriye, bu, çok yanlış bir karar.)

Lakin o, ihlas ile çıktığından yoluna,
Aldanmadı şeytanın bu alçak oyununa.

Bu sefer şeytan dedi: (Geçemezsin buradan!)
Şiddetli bir kavgaya tutuştular o zaman.

Abid, onu bir anda tuttu ve yere vurdu.
Sonra, öldürmek için üzerine oturdu.

Şeytan dedi: (Ey abid, müsade et de biraz,
Çok mühim bir hususu edeceğim sana arz.)

O müsade edince, ayağa kalktı şeytan.
Dedi ki: (Beni dinle, o putu kırma şu an.

Çünkü onu kırmayı etseydi Allah murad,
Elbet Peygamberine verirdi bir talimat.)

Abid yine dedi ki: (Kıracağım mutlaka!)
Şeytan (Olmaz!) deyince, başladı yine kavga.

Abid, yine şeytanı kaldırıp vurdu yere.
Şeytan dedi: (Ey abid, bak dinle son bir kere.

Sen fakir bir kimsesin, muhtaçsın el eline.
O putu kırmak ile, ne geçecek eline?

Yastığının altına, her sabah, iki altın,
Bırakayım, al kullan, o putu kırma sakın!)

Bu defa aldanarak, bu fikre etti meyil.
Dedi: (Doğru söylüyor, bu benim işim değil.

Altınların birini, kendime sarfederim.
İkincisini dahi bir muhtaca veririm.)

Eve gelip yattı ve sabaha kalktığında,
Gördü iki altını yastığının altında.

İkinci gün de yine, yastığının altından,
Aldı iki altını, memnundu hayatından.

Ve lakin üçüncü gün, altın göremeyince,
Kaçtı bütün neşesi, hiddetlendi bir nice.

Baltasını kaparak, bir an beklemeksizin,
Düştü yine o yola, o putu kırmak için.

Az ilerde, önüne çıktı yine o şeytan.
Dedi ki: (Dön geriye, geçemezsin buradan!)

Kavgaya tutuştular, lakin şeytan bu kere,
Abidi, bir tutuşta kaldırıp vurdu yere.

Abid dedi: (Pekala, senindir şimdi zafer.
Fakat nasıl oldu da, galip geldin bu sefer?)

Dedi: (Önce, ihlasla gidiyordun kırmaya.
Yetmez bizim gücümüz ihlaslı insanlara.

Şimdiyse, gidiyordun nefse tâbi olarak.
Nefse uyanı ise, biz yeneriz muhakkak.)
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #7 : 24 Ocak 2011, 08:49:24 »

İhlâs ve uhuvveti yaşayabilmek

İslâm güneşinin ahirzamandaki önemli bir parıltısı olan Bediüzzaman Said Nursî’nin telif etmiş olduğu “Risâle-i Nur” eserleri, her Müslümanın şiddetle muhtaç olduğu hakikatlerin izahlarını içinde bulundurmaktadır. Zamanın, fikirleri karmakarışık hale getiren husûsiyetine karşı, bir İlâhî inayet olarak bu eserler ehl-i imanın imdadına gönderilmiştir. Burada İslâm nimeti, zamanın idrakine uygun bir şekilde insanlığın istifadesine sunulmaktadır.

On yıllardır istifade ettiğimiz bu eserlerin, insanlara hem dünya, hem de ahiret saadetini kazandıracak özelliklere sahip olduğunu hiç çekinmeden söyleyebiliriz. Ancak imanı kuvvetlendiren ve İslâm’ı en güzel bir şekilde yaşamaya sevk eden bu eserlerle meşgul olanlarla elbette nefis ve şeytanlar uğraşmaya devam edecektir. Bu sebeple hiç tahmin edilmeyen durumlarda bile imtihanı kaybetme ihtimalinin bulunduğunu aklımızdan uzak tutmamamız gerekir.

Korku ve ümit ortasında yaşamaya çalışmak ve “Allah’ın rızasını kazanma” hedefinden şaşmamak için elimizden geleni yapmamız gerekir. Bunun için Risâlelerde vaaz edilen kuvvetli düsturları hayatımıza geçirmekle kendimizi nefis ve şeytanların tasallutundan kurtarabiliriz.

Şüphesiz hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken düsturların başında “İhlâs” gelmektedir. İhlâs bütün amellerimizde İlâhî rızanın olmasını gerektirir. Nefis ve şeytanların tetiklediği duygularımızla hareket yerine, akıl ve kalb birlikteliğinin oluşturacağı akl-ı selimle hareket etmek ve Kur’ân’ı ve Peygamber-i Zîşan’ı (asm) yaşantımızın bütün karelerinde rehber edinmek temel hedef olmalıdır. Bu durumda “Bir zerre ihlâslı amelin, batmanlarla ihlâssız amelden daha evlâ olduğu” gerçeğini her zaman hatırımızda tutmamız gerekecektir. Şüphesiz ihlâs imtihanını geçen insanlar hem dünyada, hem de ahirette gerçek saadeti bulmuş olacaklardır.

Amellerimizin ihlâslı olup olmamasının hakemi vicdanımız olmalıdır. Kalbimizde geçen en ince ve küçük duyguları bile bilen Rabbimizden hiçbir haletimizi gizleyemeyeceğimizi unutmamamız gerekir. İhlâssız amellerin hiçbir değerinin olmayacağını unutmayıp, ihlâslı ameller işlemeyi ana maksat yaparsak, nefis ve şeytanların tuzaklarına düşmeden istikamet üzere yolumuza devam etme imkânımız olabilecektir Allah’ın inayetiyle...

Risâle-i Nur’da geçen önemli düsturlardan bir tanesi de “Uhuvvet” düsturudur. Bu düstur, bütün ehl-i imana kardeşliği şiddetle tavsiye etmektedir. Çünkü ehl-i imanın kardeşliği Allah’ın emridir ve Kur’ân’ın “Bütün mü’minler kardeştir” hükmüyle sabittir. Allah için birbirini sevmek, Müslüman kardeşini kendinden üstün görmek, kendimiz için istediğimizi Müslüman kardeşimiz için de istemek ve bu kardeşlerimize muhabbetle yaklaşmak bizim ana hedeflerimizden olmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri bunun ile ilgili “Uhuvvet Risâlesi”ni telif etmiş ve mesleğimizde “Fenâfilihvan” (kardeşlikte fani olmak) düsturu olduğunu beyan etmiştir. Allah düşmanlarının ve dünyayı fesada vermeyi kendine hedef ittihaz eden insî şeytanların çokça bulunduğu bir dünyada, İslâm’ın aydınlığıyla yaşamaya çalışan insanlarla uğraşmak elbette insafla bağdaşmayacaktır.

Ben bu yazımda bugünlük sadece “İhlâs” ve “Uhuvvet” düsturlarına dikkat çekmek istedim. Şüphesiz “İhlâs” düsturunu iyi anlamak için “Lem’alar” isimli eserden 20. ve 21. Lem’aları, “uhuvvet” düsturunu iyi anlamak için de “Mektubat” isimli eserin 22. Mektubu’nu çokça okumamız ve anladıklarımızı hayatımıza geçirmemiz gerekir.

Risâlelerde, bizlerin istikamet üzere bir Müslüman olabilmemiz için, İslâm’ın bilhassa günümüzde bize çokça lâzım birçok düsturu ikna edici bir şekilde izah edilmektedir. Bütün bunları sırf okumuş olmak için değil, anlayıp hayatımıza geçirmemiz için okumalıyız. Temel hedefimiz, İslâm’ı en güzel bir şekilde anlayıp hayatımıza geçirerek Allah’ın rızasını kazanmak ve Peygamber Efendimizin (asm) sünnet-i seniyyesine uyarak ona lâyık ümmet olmak olmalıdır. Aksi takdirde dünyanın Allah’ın rızası dışındaki hiçbir ameli, makamı, mevkisi bizi kurtaramayacaktır.

Nimetullah AKAY
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #8 : 24 Ocak 2011, 08:50:08 »

En büyük bir kuvvet: İhlâs

İhlâsın lügat mânâsı; kalbini sâfî etmek. İçten, samimî, riyasız sevgi. İçten gelen sevgi ile doğruluk ve bağlılık. Sırf Allah emretmiş olduğu için ibadet etmek. Yapılan ibadet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakikî ve esas gaye etmeyerek yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gaye edinmek, insanlara riyakârlıktan, gösterişten uzak olmak.1 Samimiyet, bir işi, bir ameli, başka bir karşılık beklemeksizin sırf Allah rızası için yapmaktır.2

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, “en büyük kuvvetimiz ihlâs” olduğundan3 ve Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanıldığından “bizler imkân dairesinde bütün kuvvetimizle Lem’a-i İhlâsın düsturlarını ve hakikî ihlâsın sırrını mabeynimizde (aramızda) ve birbirimize karşı istimal etmek, vücub derecesine gelmiş. Sizler, ara sıra, İhlâs ve İktisat Lem’alarını ve bazen Hücumat-ı Sitte Risâlesini mabeyninizde beraber okumalısınız. İhlâs Risâlesinin düsturlarını her vakit göz önünde bulundurunuz”4 talimatını çok ciddî ve samimî bir şekilde nazara almak gerekmektedir.

İslâmiyet’te çok büyük bir esas olan ihlâsın her şeye yerleşmesi ve ruh olması lâzımdır. Yoksa ameller, ibadetler makbul olmaz. Çünkü “medar-ı necat ve halâs (kurtuluş vesilesi), yalnız ihlâstır. İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır.”5

Bu itibarla, Nur’un bir mensubu olarak, “herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.”6 Çünkü “bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.”7 Bu yüzden, omuzumuza konulan bu kudsî vazifeyi ve hizmeti yapabilmek için imanda, ibadette, niyette, amelde, hizmette, muhabbette, kısaca, herşeyde ihlâsı esas almak ve o büyük kuvvete dayanmak gerekmektedir.

Meselâ, “niyette öyle bir hasiyet vardır ki, seyyiâtı hasenâta ve hasenatı seyyiâta tahvil eder. Demek, niyet bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâstır. Öyleyse necat ve halâs ancak ihlâstadır.”8

Niyette olduğu gibi, ibadetin de makbuliyeti ihlâsa bağlıdır. Çünkü ”ibadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibadete illet gösterilse, o ibadet batıldır.” 9

İbadet ancak ihlâs ile ibadet olduğu gibi, imanın da ihlâslı bir iman olması gereklidir. “Yoksa ihlâsı olmayan imanın, imandan addedilmeyeceği“ bilinmelidir.10

Az bir zamanda çok sevab kazanmak ve sözün tesirli olması için de, yine ihlâs kuvvetine dayanmak gerekiyor; ”tâ ki ağızdan çıkan mübarek kelimelerin havadaki efratları, ihlâs ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın.” 11

İnsan için en mühim âlî maksat olan Cenâb-ı Hakk’ın rızası da ihlâs ile kazanılır. Çok taraftar toplamakla veya çok başarılar elde etmekle kazanılmaz. Evet, ihlâs ve rıza-i İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-i İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.12

Bir mü’min İslâmiyet dairesi içinde hangi meşrepte olursa olsun yine ihlâsı esas tutmak mecburiyetindedir. “Velâyet yollarının ve tarikat şubelerinin de en mühim esası, ihlâstır. Çünkü ihlâs ile hafî şirklerden halâs olur. İhlâsı kazanamayan, o yollarda gezemez” 13

Bu kudsî nur hizmetinde bulunanların da ihlâsı esas almaları şarttır. Çünkü ”hâlis bir hadim olarak, hakikat-ı ihlâs ile her şeyin fevkinde hakaik-ı imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum” 14 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri; “Kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Bazen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fayda verir. Çünkü yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, sizinle yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi, bu mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyyen şüphem kalmadı.” 15

Amellerimizin salih ve ubudiyetimizin sahih ve duâlarımızın makbuliyetine vesile olan ihlâsı kazanmak için ise, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin sunduğu ölçüleri nazara alıp, uygulamaya koymamız gerekmektedir.

Birinci adım olarak; “ihlâsı kazandıran, harekâtındaki sebebi sırf bir emr-i İlâhî ve neticesi rıza-i İlâhî olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlâhiyeye karışmamalıdır.” 16

İkinci adım ise; “kardeşlerimizin nefislerini nefsimize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih etmektir.” 17

Üçüncü adım olarak da; “Cadde-i Kübra-i Kur’âniye olan mesleğimizden ayrılmamak. Dinsizlik kuvvetine yardım etmemek ve Risâle-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın daire-i kudsiyesine girmektir.” 18

Dördüncü adım: ”rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fani olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır.” 19

Beşinci adım: “İman-ı tahkikinin kuvvetiyle marifet-i Sanii netice veren masnuattaki tefekkür-i imânâden gelen lemaat ile bir nevî huzur kazanıp, Halık-ı Rahim’in hazır, nazır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına bakmak, medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyadan kurtulup ihlâsı kazanır.” 20

Altıncı adım: “Kevser-i Kur’ânî’den süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’îndeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritmektir.” 21 Yedinci adım: “Risâle-i Nurları ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okumaktır.” 22

Bütün bu adımları ihlâsı kazanmak ve muhafaza etmek adına, ömür yolunda atmak gereklidir.

Cenâb-ı Erhamürrahimin’den bütün Esma-i Hüsnasını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki, bizleri ihlâs-ı tamme muvaffak eylesin. Âmin.23

Dipnotlar:

1- Yeni Lügat 432, 2- Lem’alar 391, 3- Emirdağ Lâhikası 510, 4- Kastamonu Lâhikası 319, 5- Lem’alar 323, 6- age. 390, 7- age. 390, 8-Mesnevî-i Nuriye 113, 9- İşaratü’l-İ’caz 230, 10- age. 163 11- Lem’alar 377, 12- age. 383 13- Mektubat 762 14- Emirdağ Lâhikası 143, 15- Lem’alar 394, 16- age. 323, 17- age. 394, 18- age 396, 19- age. 396, 20- age. 396, 21- age. 401, 22- age. 404, 23- age. 402

AHMET DEMİRDÖĞMEZ
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
MERXAS
MERXAS
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5916


RABBİM BİZİ KENDİNE DOST SEÇİNCEYE KADAR YAŞAT


« Yanıtla #9 : 24 Ocak 2011, 08:50:34 »

RİYADAN SIYRIL İHLASA BÜRÜN.

Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”

(Hadis-i şerif; Müslim, İbn Mâce)

Ebu Hüreyre r.a.’ın rivayet ettiği yukarıdaki hadis-i şerif, müslüman kimsenin hayatı boyunca, bütün düşünce ve hareketlerinde alacağı tavrı belirliyor. Bu tavır, riyadan sıyrılıp sırf Allah rızasını gözetmektir. Niyeti sağlamlaştırmak ve görünüşe değil, öze kıymet vermektir.

Seyyid Şerif Cürcanî rh.a. Tarifat’ta riyayı şöyle tarif ediyor: “İhlâsı bırakıp Allah dışında bir gaye gütmek...”

En genel manasıyla riya, kişinin işlerinde, ibadetlerinde, hal ve hareketlerinde Allah’ın değil, insanların ne diyeceğini, nasıl karşılayacağını dikkate alarak hareket etmesidir. Oysa “salih amel” Allah için yapılandır. Hiçbir haricî kaygı ve maksat güdülmeden yapılandır. Riya bulaşmış ibadet ise, saflığını kaybetmiş, ibadet olma vasfından uzaklaşmıştır.

“Ameller niyetlere göredir...” ifadesiyle başlayan hadis-i şerifi çoğumuz biliriz. Bu hadis Mekke’den Medine’ye hicret sırasında varit olmuştur. Müminler Mekke’de gördükleri zulüm ve baskılardan kaçmak, dinlerini yaşayabilmek için Medine’ye hicret etmişlerdir. Evlerini, mallarını terk etmişler, varlarını yoklarını geride bırakarak sıfırdan yeni bir hayata başlamışlardır. Fakat mesela bir kadınla evlenme maksadı gibi başka gayelerle hicrete katılanlar da olmuştur. Bu yüzden Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Ameller niyetlere göredir. Herkese yalnız niyet ettiğinin karşılığı vardır. Her kimin hicret (niyet)i Allah ve Rasulü’ne ise, onun hicreti Allah ve Rasulü’nedir. Her kimin hicreti de kavuşacağı bir dünyalık veya evleneceği bir kadın içinse, hicreti de o şeyedir.“ (Buharî, Müslim)

Demek ki kalbî bir yöneliş olmaksızın görünüşte bir ibadet üzere bulunuyor olmak ibadet ediliyor manasına gelmiyor. Kişi belki kendini aldatmış oluyor. Allah Tealâ uyarıyor:

“De ki: İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.” (Âl-i İmran, 29)

Şu halde müslüman kimsenin ihlâs ile hallenmiş olması lazımdır. Her halükârda Allah rızasını gözetmek, O’nun daima bizi görüp gözettiğini bilmek samimi mümin olmanın olmazsa olmaz şartıdır.

İhlâs dünya endişelerinden, kalp ve kafa karışıklığından kurtulmanın da anahtarıdır. İbadetlerinde Rabbine karşı samimiyet üzere olan kişi, zamanla dünya işlerinde de sırf O’nun rızasına yönelir.

Kalp Allah’ın nazargâhıdır. İnsanlar görünüşe, Allah Tealâ ise kalpte ne olduğuna, neye bağlandığına, kişinin yapıp ettiklerinin temelinde yer alan düşünce ve niyetlere göre hüküm verir. Girişteki hadis-i şerifte dikkatimize sunulan gerçek budur.

Müslüman geçici heves ve tatminlerin değil, sürekli ve ebedi olan kıymetlerin peşindedir. Suretâ dindarlıkla kendimizi, insanları kandırabiliriz. Oysa Allah Tealâ kulunun her halini, en saklı niyet ve düşüncelerini bilmektedir, hesabını da buna göre hazırlamaktadır.

İkinci bin yılın yenileyicisi İmam Rabbanî k.s. hazretleri Mektubât’ında kalp ve beden bütünlüğünü şu sözlerle ifade etmiştir:

“İtikadı düzeltmek ve amellerini yerine getirmek iki kanattır ki, uçmak sadece bu iki kanadı takmakla mümkündür. Dinin de tasavvufun da gerçek yolu, nefsin fenalıklardan temizlenmesi ve kalbin saflaştırılmasıdır. Nefs temizlenmez ve kalp arındırlmazsa büyük kurtuluşun bağlı olduğu büyük ve gerçek iman müyesser olmaz.”

Daima Allah rızası için gayret gösteren kimse, bu niyeti sayesinde yapamadığı fakat yapmayı çok istediği hayırlardan da sevap kazanır. Nitekim Asr-ı Saadet’teki şu örnek bunun en büyük delilidir:

“Sahabilerden biri şöyle anlattı: Tebük gazasından dönüyorduk, Allah Rasulü şöyle buyurdu: Arkamızda Medine’de kalan bazı insanlar var ki, geçtiğimiz her dağ yolunda ve vadide bizimle beraberdiler. Onları hastalıkları alıkoydu. Onlar sevapta size ortaktırlar.” (Buharî, Müslim)

Niyet müminin ilk adımıdır, başlangıç noktasıdır ve aynı zamanda hedeftir. Baştan sona işlerimizi, amellerimizi denetim altında tutan mekanizmadır. İbadetlerimizde, işlerimizde ilk olarak sahih bir niyetle yola çıkmamız gerekiyor.

SELİM GÜNEŞ
Moderatöre Bildir   Logged

GİDENLER HÜSEYNİ İŞ YAPMIŞTIR KALANLAR ZEYNEBİ İŞ YAPMALIDIR YAPMAYANLAR YEZİDİDİR....
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Risale-i Nur'dan Hüzmeler İhlas Kitap-kaset ve Dergi kuranehli 0 238 Son Mesaj 26 Kasım 2007, 18:11:51
Gönderen: kuranehli
Allah'a İhlas ile Bağlanmak Tevhid Ve Akaid MERXAS 1 171 Son Mesaj 15 Eylül 2009, 16:11:46
Gönderen: hamza01
İmanın Tadına Varmak: Sevgi - İhlas ve Kulluk İslami Hayat Tarzı MERXAS 1 182 Son Mesaj 19 Ağustos 2009, 10:00:37
Gönderen: têkoşîn
Tevhidin İlk Şartı: İhlas Hadis-i Şerifler hamza01 1 190 Son Mesaj 01 Mayıs 2011, 09:58:42
Gönderen: Âl-i İmran
Egzama nedir neden olur tedavisi nedir? Tıp/ Sağlık/Şifa hamza01 2 654 Son Mesaj 01 Mayıs 2010, 23:16:44
Gönderen: Le_Nasbirenne
İhlas Sûresi Tefsir Dersleri Le_Nasbirenne 1 361 Son Mesaj 15 Nisan 2010, 16:18:19
Gönderen: Le_Nasbirenne
Rabbani sırlardan bir sır; İhlas Tassavvuf MERXAS 3 201 Son Mesaj 15 Aralık 2010, 09:11:06
Gönderen: MERXAS