0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: İntifada Öyküleri  (Okunma Sayısı 608 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« : 20 Kasım 2010, 11:50:52 »

Son  parçayı da kamyonete yükledikten sonra, durup eşyalarına baktı. Evinin yüklenme işi tamamdı.

Elizabet, Gazze şeridine 13 yıl önce yerleşmiş bir Yahudiydi. Kendince acısıyla tatlısıyla bir ömür geçirdiği bu yer­den  bu evden şimdi ayrılıyordu. İsrail hükümeti, o ve onun gibi Gazze şeridindeki tüm yerleşimcilere Gazze'yi boşalttırıyor, yeni iskan yerlerine yolluyordu. Bu, tek taraf­lı alınmış bir karar gibi görünse de aslında direnişin zaferiy­di. Elizabet de diğer Yahudi yerleşimciler gibi son ana kadar direnmiş, evini terk etmemek için çaba göstermişti. Fakat her şey boşunaydı.

Eşyalarını yükledikleri kamyonetin başında durmuş, derin derin düşünüyordu. "Ne zor" dedi kendi kendine. "İnsanın yaşadığı topraklardan ayrılması ne de zormuş"

Aklına Filistinliler geldi. Öyle ya, yarım yüzyılı aşkın­dır toprakları işgale uğramamış mıydı? 5 milyon Filistinli,

göçmen değil miydi? Çevre ülkeler ve birçok ülkelerde mülteci Filistinliler oturmuyor muydu? Onlar da kendisi gi­bi düşünmüyorlar mıydı? Kendisi 13 yıllık bir yerleşimciy­ken bu acıyı hissediyorsa, ya onlar...

Acılarını az da olsa anlamaya çalıştı. Ama şimdi... şim­di Filistinliler kazanmıştı; direniş kazanmıştı...İşte Gazze'yi boşaltıyorlardı. Yarın tüm Filistin de boşalhlabilirdi.

"Gıpta ediyorum" dedi sayıklarcasına. "Evet, gıpta edi­yorum tüm Müslümanlara; Allah'a olan imanlarının derinlik­lerine ve bu derinliklerden güç alan sabır ve tevekküllerinin sağlamlığına... Hiçbir şey onların imanını zayıflatmıyor. İşte biz Yahudilerde eksik olan bu. Anlaşılan Allah kendisine na­sıl kulluk edilmesi gerektiğini, O'na tam bir imanla kayıtsız şartsız güvenmenin, şartlar ne olursa olsun kendi yolundan asla ayrılmamanın ne demek olduğunu bize Müslümanlar vasıtasıyla öğretiyor..."

Bir an "Haklıydın usta" dedi kendi kedine. "Sen olmasan da sizden biri oturacak bu evde. Haklıydın..."

13 yıl önceydi. O zamanlar Bayındırlık ve İskân Bakanı Ariel Şaron'du. Yani şimdi Gazze'yi boşalttıran adam... Yani Elizabet'i Gazze şeridinden / evinden çıkaran adam... Halbu­ki onu buradaki yerleşkeye yerleştiren de oydu,

Şimdi boşaltmak zorunda kaldığı bu evi yaptıkları ilk günlerdi. İnşaatta çalışanlar arasında birkaç Filistinli Müslü­man da vardı.

Doğrusu bu Filistinlileri çalıştırmak onu huzursuz etmiş, ama sesini çıkarmamıştı. O günlerde onları ziyarete gelen bir akrabaları;

Aman Elizabet dikkatli ol, demişti. Bunları çalıştırırken gözün üzerlerinde olsun. Size hizmet verirken işi savsaklarlar.

Yarım yamalak yaparlar. Hatta sırf size zarar verebilmek için bu şekilde davranırlar.

O günden sonra Elizabet, çalıştırdığı Filistinlileri daha dikkatli gözetliyordu. Fakat pek göze çarpan bir durum göre­medi. Yine de ihtiyatlıydı.

İşçiler, zamanında işe geliyor işlerini Özenle yapıyor, ak­şama da çekip gidiyorlardı, inşaat henüz duvarların yapım aşamasmdaydı. Birkaç gün içinde duvarlar da tamamlanınca, kalıp atıp beton dökecek ve evin kabasını bitirmiş olacaklardı. Yığma tuğladan çift şeritli yaptıkları bu ev, sağlam kolonlu bi­nalardan daha sağlamlaşacaktı.

Akşam işçiler gittikten sonra inşaatta dolaşmaya başladı. Artık onun da bir evi vardı. Hükümeti ona arazi tahsis etmiş, kimi Yahudi göçmene ev yapmış, kimine de yapması için teş­vik kredisi vermişti. Onlar gibi kimi Avrupa'dan, kimi Rus­ya'dan göçüp bu topraklara gelmiş, yerleşmişti.

İnşaatın her aşaması Eizabeti heyecanlandırıyor, daha bir havalara sokuyordu. Öyle ya, evi olacaktı. Başkasının toprak­larında, başkalarının işgal edilmiş yüreğinde... O, mutluluk­tan uçacakken Filistinliler kan ağlayacaktı. Acı, ızdırap ve zu­lüm üzerine kurulu bir mutluluk fazla sürecek miydi?

Ertesi gün inşaatta çalışanlar sağa sola koşuştururken Eli­zabet de her zamanki gibi gururla onları gözetliyordu. Kimi el arabasıyla harç taşıyor, kimi kiremit, kimi elinde mala duvar örüyordu.

Birden bakışları Filistinli duvar ustasına ilişti. Sanki işi bi­raz ağırdan alıyordu. Yoksa söylenenler doğru muydu? Böyle şeylere mahal vermemeli müdahale etmeliydi. Hemen Filis­tinli ustanın yanma gitti.

Bana bak usta, dedi sert bir dille.

Elinde mala işiyle uğraşan usta ağır ağır döndü. -Bir şey mi oldu bayan Elizabet?

Daha ne olsun usta? Gördüğüm kadarıyla işi savsakla­maya çalışıyorsun. Ağır ağır davranıyor işini geç yapıyorsun. Doğru dürüst yap şu işi. Gözüm üzerinde ona göre.

Filistinli duvar ustası bunca azar karşısında hiçbir şey söylemeden uzun uzun bayan Elizabet'e baktı. Adeta bakışla­rıyla onu eziyordu.

"Sanki beni anlamıyor" diye düşündü bayan Elizabet. "Neden böyle bön bön bakıyor ki? Dur bir daha azarlayayım şunu."

Tam ağzım açacağı anda;

Merak etmeyin, dedi Filistinli duvar ustası sakin ve yu­muşak bir sesle. Bu duvarları bütün ustalığımı alabildiğine se­ferber ederek en İyi, en güzel şekilde özenle örüyorum. İnsan kendine ev yaparken hile yapar mı?

Ne demek istemişti bu adam, bu kinayeli sözlerin anlamı neydi? Ne demekti 'insan kendine ev yaparken hile yapar mı?' Kime yapıyordu bu evi?

Hırsla atıldı. Arkasını dönüp işine koyulan duvar ustası­na adeta bağırdı.

Ne demek istedin usta? Kendine mi yapıyorsun bu evi? İnşaatta çalışan herkes işini bırakmış onları seyrediyordu.

Olacakların nereye varacağını merakla bekleyen bakışların al­tında yavaşça kadına dönen ustanın sözleri havada akisler yapıyordu.

Evet bayan Elizabet. Bu evi kendime yapıyor gibi tüm ustalığımla yapıyorum. Çünkü bir gün gelecek bu evde ben oturmazsam bile, mutlaka bizlerden birinin oturacağım çok iyi biliyorum.

Bağırmak çağırmak geçti içinden bayan Elizabet1 in Fakat hiçbir şey yapamadı. O sakin ve yumuşak edalı sözler karşısın­da tüyleri diken diken oldu. O anda sırtından aşağı buz gibi bir terin aktığını hissetti...

İNTİFADA ÖYKÜLERİ
Moderatöre Bildir   Logged

_uMuT_
Mir Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4510


seven sevilene tabi olur.


« Yanıtla #1 : 20 Kasım 2010, 14:57:23 »

Allah razı olsun. Usta eksik söylemiş Allah'ın izniyle sadece işgal ettikleri topraklardan çıkmak zorunda kalmayacaklar aynı zamanda döktükleri kanların hesabınıda verecekler..

“Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, “Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi, gel, onu öldür” der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” Hz. Muhammed s.a.v
Moderatöre Bildir   Logged

                                                                 (dualar sana filistin)
kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #2 : 12 Ocak 2011, 23:17:53 »

intifada öykülerinin devamını istiyoruz tekoşin abi...çok güzeldi. Allah razı olsun
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #3 : 12 Ocak 2011, 23:54:50 »

Ellerine sağlık. İnşaAllah gözlerimiz o günleri görür. Fiemanillah.
Moderatöre Bildir   Logged
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #4 : 13 Ocak 2011, 12:49:13 »

devamını veririz inş Smiley
Moderatöre Bildir   Logged

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #5 : 13 Ocak 2011, 12:51:41 »

bekliyoruz ve takipte olacağız inş Smiley
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #6 : 13 Ocak 2011, 12:55:00 »


Alın size o zaman Smiley

Haydi amcaoğlu acele et, geç kalacağız.

Muhyeddin tebessümle baktı Malik'e. Malikle amca-oğullarıydılar. Aynı yaşta ve hemen hemen aynı yapıdaydılar. Tipik bir arap genci olan Muhyeddin henüz yeni terlemiş bıyıklan, simsiyah saçları ve çakır gözleriyle yaşadığı coğ­rafyanın mazrumiyetinin bilincindeydi.

Zaman zaman elinde sapanı sokaklarda işgalci İsrail as­kerleri ve tanklarıyla saçsaça başbaşaydı. Puşisini başına do­ladıktan sonra cebinden çıkardığı taşı öpüyor, Davudi sapa­nına yerleştiriyor, bir ceylanın sıçrayışı gibi yerinden fırlayıp seke seke atış menziline girdikten sonra "Haydi bismillah!" deyip fırlatıyordu.

Yaşından umulmayan bu caseret Filistin'in tüm gençle­rinde bir meziyet olmaktan çok, tabii bir hal almıştı. Zira direnişsiz bir hayat düşünülemezdi bu mazlum coğrafyada. Direniş hayatın bir parçası, direniş hayatın ta kendisiydi.

Acelen ne Malik? Daha bir buçuk saat var iftara. -Amcaoğlu, anlamıyor musun? dedi Malik. Kontrol noktası bu saatte çok kalabalık olacak. Hem...

Hem ne?

Hem biraz erken gidip sofraların serilmesi gibi hiz­metlerde bulunmak iyi olmaz mı?

Haklısın Malik. Bak bunu düşünememiştim. Zaten bize yakışan da bu...

İki genç kapıda ayakkabılarını giyip tam yürüyecek­lerdi ki Muhyeddin Malik'e:

Ayağmdakiler spor, onları çıkarsan iyi olur, dedi.

Ama...

Haydi! Sen de biliyorsun ki kontrol noktasında as­kerlerin dikkatini çekebilir. İftarımız zehir olmasın.

Haklısın, bir an düşünemedim.

Malik ayakkabılarını değiştirdikten sonra yola çıktı­lar. Ana caddeye doğru yol alan iki genç Mescid-i Aksa' ya gidip iftar sofralarına katılacaktı. Ramazan'da Aksa'da iftar bir başkaydı. Gizemli kutsal bir atmosferde yenilen iftar ve kılman teravih, yıllardır süren İsrail zulmü altın­da verdikleri direniş için enerji depolamak gibiydi. Ken­dilerine ait bir mekanda, Aksa ve Kubbetu's-Sahra avlula­rında dindaşlarıyla manevi iklimin havasını teneffüs için tüm Filistinliler aşkla koşardı bu mekana.

İki delikanlı da bu atmosfere doğru yol alıyordu. Geç­tikleri her sokak, yürüdükleri her caddedeki evler, zu­lümden nasibini almıştı. Kiminin ikinci katı, kiminin bir kısmı, kiminin tamamı enkazdı.

Daha dün buldozerlerle askerlerin kontrolünde şu geçtikleri köşede oturan Saliha Ninenin evi yıkılmamış mıydı? Sebep, oğlunun şehadet eylemcisi olmasıymış. Su­çu (ünlem) topraklarını savunmak olan Saliha Ninenin oğlu, evinde oturup susmaliymış. "Zulme rıza zulümdür" ka­idesinden habersizdi İsrail. Genç-ihtiyar, çocuk kadm her fert bir direnişçi, bir mücadeleciydi bu topraklarda. To­hum tohum, fidan fidan yeşererek büyüyen bu kutsal me­kânlarda.

Uzaktan görünen kontrol noktasındaki kuyruk uzun­du. Hemen sıraya girdiler. Muhyeddin gözleriyle etrafı süzerken, insanların mazlumiyetine, sahipsizliğine, uğra­dığı zulümlere şahitlik ediyordu. Askerlerin pervasızca hakaretleri yürekleri dağlayan ayrı bir ızdıraptı.

Aslında halkın bir tür bağışıklık kazandığı bu davra­nışlar, artık sıradandı. Günlük hayatın bir parçası olacak şekilde tabiiyet kazanmıştı. Fakat zulüm yine de gönülle­re silinmez bir öfke, dinmeyen bir acı kazımıştı. Sıra kendilerine geldiğinde:  Geç, dedi asker. Şuraya...

Önce Malik alındı. Üstü başı didik didik aranırken, bir diğeri geçiş evraklarını kontrol ediyordu.

Muhyeddin de arama noktasına alındı. İyice arandık­tan sonra, kontrol edilen evrakları eline tutuşturulup hakaretlerle geçirildi.

İki arkadaş akbabalar gibi başlarına tüneyen işgalci askerlerin bakışları arasında tel örgülerle donatılmış direklerden meydana gelen ara koridorda ilerlerken bir çığ­lık duydular.

Bir kadındı bağıran, yaşlı bir Filistinli kadın...

Ne demek niçin gideceksin Aksa'ya? İftara gidece­ğim tabii ki...

Sana geçiş yok. Geri gönderin, dedi nöbetçi subay.

Hayır gitmeyeceğim, iftara gitmek istiyorum.

Askerler... dedi Subay.

Kadının üzerine çullanan askerler onu sürükleye sü-rükleye kontrol noktasının dışına çıkardılar. Müdahale edenler azarlanıyor, tehditlerle susturuluyordu.

Muhyeddin, Malikle gözgöze geldi. Yumruklarını sık­mış bir halde, geri döndü. Onun bu hareketini gören as­kerler hemen etrafını sardılar. Nöbetçi subaya hitaben

Muhyeddin sordu:

Sorun nedir komutan? Neden kadına geçiş için izin vermediniz?

Sana hesap mı vereceğim çocuk! Muhyeddinin gözlerindeki kıvılcımı gören subay tüm benliğini saran bir korku hissetti. Neden böyleydi bu gençler? Onları her gördüğünde, her gözgöze gelişinde bir korku hissederdi kalbinde. Halbuki silahı ve çevresin­de emrine amade askerleri vardı. İşte bu nedenledir ki her nöbete çıkışında cesaret verici haplar alıyordu. Fakat o ça­kır gözlerle her karşılaştığında tüm benliğine sinen o kor­kuyu yine de söküp atamıyordu. En iyisi biran önce baş­tan savmaktı.

O kadının oğlu, dedi subay. İntihar eylemcisiydi. Ona geçiş yasak, anladın mı? Haydi gidin.

Ama oğlundan dolayı o suçlanamaz ki...

Çocuk!... dedi subay öfkeyle. Sabrımı zorluyorsun, bas git!

Malik hemen Muhyeddinin koluna yapıştı.

Haydi amcaoğlu gidelim, deyip çeke çeke götürdü. Muhyeddin ise öfkesinden burnundan soluyor, çaresizli­ğin yüreğinden söküp atamıyordu.

Zulüm, Filistinli gençleri çabuk olgunlaştırmıştı. Her an, her saniye coğrafyasında yaşanan bu manzaralar sabır biletiyordu gençlere. Gözlerini kapamadan acıyı yudum­lama sanatı olan sabrı... şerha şerha büyüyen bir öfkeyle beslenen bir sanat...

Nihayet ara geçiş olan tel koridordan çıkıp Mescid-i Aksa'nın avlusuna giren gençler heyecanlıydı. Binlerce insan çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadım-erkeğiyle doluş-muştu Aksa'ya. Avlulara serilen sofralar, hizmet için sağa sola koşan gençler, aralarında sohbete dalan kadınlar, bas­tonlarına dayanmış, ayaküstü konuşan kefiyeli ihtiyarlar, bu hengamede çocukluğundan vazgeçmeyip, birbirlerini kovalayan, oynayan çocuklar... Bir Ramazan tablosuydu Aksa'da yaşananlar.

Malik, dedi Muhyeddin. Ne kadar güzel bir manza­ra değil mi?

Evet amcaoğlu çok güzel, ama...

Aması ne?" dercesine Malik'e bakan Muhyeddin'in bakışları arasında Malik'in dudaklarından gizemli söz­cükler döküldü:

Ama, hüzün kokuyor bu manzara amcaoğlu, hüzün kokuyor!!??
Moderatöre Bildir   Logged

kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #7 : 13 Ocak 2011, 13:26:37 »

Allah arzı olsun tekoşin abi.

onların ramazanları,iftarları,bayramları,düğünleri, mutlulukları hüzün kokuyor...
onlara haketmedikleri bu hüznü bu zulmü yaşatanlara lanet olsun!!
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

ahmetmeydani
Tecrubeli üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 613


« Yanıtla #8 : 13 Ocak 2011, 14:51:28 »

Ellerine, yüreğine sağlık. Yalnız bazı yerlerde imla hataları var. Konu yazılırken gözden geçirilirse iyi olur diye düşünüyorum. Fiemanillah.
Moderatöre Bildir   Logged
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #9 : 14 Ocak 2011, 14:57:06 »

Allah sizden de razı olsun. imla kurallarından anlamıyorum.Yanlışlar varsa söyle düzeltelim.Smiley

Adın, soyadın?
Muhammed Hicazi.
İkamet yerin?
El-Halil
Al bakalım, gidebilirsin.
İşlemlerim bitti mi?
Bitti.
Teşekkür ederim.
Uzatılan evrakları heyecanla aldı. Titreyen elleriyle sı­kıca kavramaya çalıştı. Çıkışa yönelip binadan ayrıldı. Kalbinde tarif edemediği bir heyecan vardı. Mutluluğu yüzün­den okunuyordu ihtiyar adamın.
50 yaşlarında çökmüş bir adamdı. Gözlerini dünyaya açtığından bu yana işgalci İsrail'in zulmü eksik olmamıştı başından. Çocukluğundaki çile; yaşlandıkça artmış, hep ço­ğalmıştı. Çileyi beraberinde büyütüyordu ihtiyar Hicazi. Ama bugün farklıydı. Yıllar var ki bu anı, heyecanı din­meyen bir umutla beklemişti: Hacca gidecek, ay boyunca Mekke ve Medine'de kalacak, hacı olup dönecekti. "Acaba Ümmü Ahmed işlemleri bitirdiğimi öğrenince ne yapacak?" dedi kendi kendine.

Eve varıncaya kadar geçtiği caddeler, sokaklar, karşı­laştığı insanlar birer siluet gibiydi gözlerinde. Öyle ki rastladığı eli silahlı İsrail askerleri, tanklar, cemseler dahi onu daldığı hülyalarından ayırmamıştı. Mekke İ..

Aşkın doğduğu mekân. Medine!.. Sevgilinin diyarı...

Gönüllere kazınan bir duyguydu her müslüman yürek­te. Vuslatı hep gözlenen, hicramyla yürekler dağlanan bir aşk, bir sevdaydı O sevgiliye varmak. O'na yüreğinin derin­liklerinden haykıran bir selamla selam vermek; "Esselamu aleyke ya ResulAllah" demek...

Sonra duygularını sevgilinin ayaklarının dibine dök­mek: İşte geldim... İşte geldim Efendim. Yıllar var ki eşim, yıllar var ki işim, yıllar var ki aşım engel oldu vuslata. Aha şuramda hasret tak etti canıma ey Efendim. Huzurunda-yım.. .Nice çöller aştım aşkın uğruna, nice badireler atlattım. Kimine madde engel olduysa da Efendim, bana senin düş­manların... senin düşmanların olan işgalciler engeldi. Gön­lümde kor bir sevdan, beni sürüm sürüm süründürüp huzu­runa getirdi. Ben sana meftun Efendim, ben sana vurgun...

Hey! Hicazi! Kendi kendine ne konuşuyorsun öyle!
Ah! Sen miydin Abbas? dedi ihtiyar Hicazi.
Benim ya! Ne konuşuyordun öyle kendi kendine. Sa­kın bunadığmı söyleme bana.
Tebessüm etti Muhammed Hicazi: İki komşu sürekli birbirlerine takılır, muhabbetle söyle­şirlerdi.
Merak etme Abbas ,henüz bunamadım..
Ee! Neymiş öyleyse?
Hacca gidiyorum, hacca...
Şaşkın şaşkın ihtiyar Hicazi'nin yüzüne bakıyordu Abbas.
Hayırlı olsun komşum. Senin adına çok sevindim. Bakma benim pervasızlığıma.
Önemli değil Abbas, seni bilirim. Bir çocuk gibi heye­canlıyım. Bu heyecanla her an Ölebilirim. Yıllardır bu anı bekliyordum. Nihayet Rabbim nasip etti.
Ama! dedi Abbas.
Aması ne komşu.
Biraz durdu. Söyleyip söylememekte tereddüt etti. -Yok bir şey dedi. İnşaAllah hayırlısıyla gider, gelirsin.
Allah razı olsun. Ben biran önce eve gideyim. Ümmü Ahmed'e sürpriz yapacağım. Haydi Allaha emanet ol.
Güle güle Hicazi.
Abbas Sidem, Hicazi'nin samimi bir komşusuydu. Son zamanlarda işgalci İsrail'in hacca gidecek Filistinlileri engelleyeceğine dair bazı söylentiler duymuştu. Hicazi'ye bunları söyleyecekti ki, Hicazi'nin gözlerindeki sevinç ve parıltının sönmesine gönlü razı olmadı. Varsın o sevgi, o sa­adet ve o mutlulukla sevinsindi. Gerçi yine de belli olmaz­dı. Henüz her şey netleşmemişti. Kimbilir belki de gideceklerdi o sevgi, o sevda, o aşk diyarına.
İhtiyar Muhammed Hicazi, evinin kapısını vururken her zamankinden hızlı vurduğunun farkında değildi. Kapı­yı açan hanımı Ümmü Ahmed, kocasının gözlerindeki pa­rıltıyı hemen farketmişti.
Hoş geldin, dedi.
Hoş bulduk hanım, hoş bulduk.
Heyecanla içeri giren kocasına bakan Ümmü Ahmed, ondaki sırrı düşünüyordu.
Hayırdı inşaaAllah, dedi. Sende bir hâl var.
Tebessümle hanımına baktı. Beyaz başörtüsü, nurlu yü­züne ayn bir güzellik katmıştı. Gözlerinin derinliklerinde bir merak huzmesi gördü. Karşısında duran hanımının elle­rine cebinden çıkardığı evrakları tutuşturdu. Konuşmadan salondaki koltuğa oturdu. Hanımını seyre koyuldu.

Ümmü Ahmed, bir yandan eline tutuşturulan evrakla­rı karıştırırken, bir yandan da konuşuyordu:
Nedir bunlar Allah aşkına? Beni merakta bırakma da söyle.
Bu evraklar dedi Hicazi. Uzun zamandır senden ha­bersizce halletmeye çalıştığım bir işin evrakları. Yani hacca gidiş evraklarımız Ümmü Ahmed, hacca...
Aval aval bakıyordu kocasına Ümmü Ahmed.
Hacca mı? dedi heyecanla.
Hacca ya! İkimizin evrakları onlar. Gerçekten mi Hicazi, beni hacca mı götüreceksin? Nasıl, sürprizimi beğendin mi? dedi Hicazi kasılarak. Daha sonra başbaşa oturan yaşlı çift heyecanla gidiş ha­zırlıkları için koyu bir sohbete daldılar.
O yıl beş binden fazla Filistinli hacı adayı vardı. Birço­ğu ihtiyar Hicazi gibi heyecan içinde ay boyunca kutsal top­raklarda bulunarak haccını yapıp dönecekti. Buna engel olacak bir girişim işgalci İsrail tarafından henüz gösterilme­mişti. Ufak söylentiler olsa da Hicazi ve Ümmü Ahmed bunlardan habersizdi.
Nihayet beklenen gün gelmiş, Hicazi ve hanımının bu­lunduğu hacı kafilesi Refah kontrol noktasına yaklaşmıştı. İsrailli askerler yoğunlukla bu kontrol noktasında durmuş giriş-çikışları titizlikle yapıyorlardı...
Hicazi arabasının camından kontrol noktasına baktı. Her yer dikenli tellerle çevrilmişti. Geçiş kartları kontrol edilen insanların üzerindeki ezilmişlik psikolojisi açıkça gö­rülüyordu. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar çoğunluktaydı. Sa­bah ve akşam saatlerinde ise Filistinli işçilerin giriş-çıkışla-nyla kapıdaki kuyruklar daha da uzuyordu. Bazen saatleri bulan bekleyişlere işgalci askerlerin tahrik edici hakaretleri, dövmeleri ve işi ağırdan almaları, geçişleri daha çok uzatı­yordu. Filistin, yan açık bir cezaevi gibiydi. Kendi ülkesin­de bu kadar eziyete ve işgale maruz kalan başka bir halk var mıydı yeryüzünde?
Saatler geçtikçe konvoy hiç ilerlemiyordu. Homurtular, söylenmeler yavaş yavaş yükseliyordu, ihtiyar Hicazi ara­badan inip kalabalığa karıştı. Kontrol noktasına yanaşıp nö­betçi subaya doğru seslendi.
Neden bu kadar bekletiliyoruz? Oralı olmadı subay.
Hey! Size söylüyorum, neden bekletiliyoruz?
Bana mı seslendin ihtiyar?
Kaba konuşmuştu subay. Yine de alttan alma gereğini hissetti Hicazi.
Evet, size seslendim. Bu kadar insan hacca gidiyoruz.
Lütfen bizi bekletmeyin.
Emredersiniz, dedi alayvari bir şekilde. Başka bir ar­zunuz var mı?
Kızmıştı subay. Hicazi'ye yaklaşıp konuşmasına fırsat vermeden.
Yasak ihtiyar, dedi. Geçiş yasak! Hacca macca gitmek yok!
Bağırdıktan sonra pis pis bıyık altından sırıtıyordu. Birden başı döndü ihtiyar Hicazi'nin. Mekke, Medine....
Ah! dedi birden elini sol göğsüne götürerek, olduğu yere çöktü.
Gözlerinin önünden kutsal beldeler tek tek geçti. Yine hicran, yine hasretin payına düştüğü ihtiyar Hicazi'nin kalbi, bu heyecana dayanamayıp durmuştu. Açık olan gözleri, başına üşüşenlere değil; bir bilinmeyene takılmışcasma aşk-ı memnu diyarına hüzünle kilitlenmiş gibiydi.
Moderatöre Bildir   Logged

Sayfa: [1] 2 Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
El-İntifada.! Film ve Belgeseller « 1 2 » __elizan__ 15 955 Son Mesaj 25 Şubat 2008, 00:48:41
Gönderen: diyar2
İntifada öyküleri... Düşünce yazıları/Makaleler muhammed-i dava 2 193 Son Mesaj 04 Ağustos 2008, 13:52:00
Gönderen: muhammed-i dava
El İntifada Arapça Eserler têkoşîn 7 554 Son Mesaj 31 Mayıs 2010, 18:42:22
Gönderen: têkoşîn
Peres'den Abbas'a 3. İntifada Uyarısı Filistin Özel musabbinumeyr29 0 117 Son Mesaj 22 Ocak 2010, 07:44:15
Gönderen: musabbinumeyr29
Başarı Öyküleri Kişisel Gelişim têkoşîn 5 545 Son Mesaj 11 Haziran 2010, 09:56:04
Gönderen: cürmümile
Grup Vuslat (İntifada) Ezgi ve ilahiler isimsiz12 3 453 Son Mesaj 17 Haziran 2010, 22:02:52
Gönderen: isimsiz12
Keşmir'de Namazdan Sonra İntifada Dünyadan Haberler seriyye 0 109 Son Mesaj 17 Kasım 2010, 17:36:34
Gönderen: seriyye