0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: İntifada Öyküleri  (Okunma Sayısı 608 defa)
têkoşîn
İnsana en lazım iş, en mühim vazife, Yüce Allah'a karşı muhabbet peyda etmek ve esmasına yapışmaktır
Site Yöneticisi
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3575



WWW
« Yanıtla #10 : 20 Ocak 2011, 18:16:59 »


Eski model arabasıyla ana yoldan sapıp ara sokakla­ra daldı. Gideceği yere 2-3 sokak kala arabasını uygun bir yere park etti. Kapıları kapattıktan sonra yürüdü. Mazlumi-yet kokan mahalle, işgalci İsrail'in zulmünün ufak bir nişa-nesiydi. Her virahane, her harabe yüreğinde öfkeyi kökleş-tirirken, aşkını pekiştiriyordu. Öyle bir aşk ki işgalcinin bağrında patlayacak, yarım asn aşkındır yaşattıkları acının aynısını yaşatacaktı.

"Ya kabul edilmese" diye düşündü. Aklından dahi ge­çirmek istemedi. Fakat yine de ikirciklenmişti. "Israr eder, kabul ettirmeye çalışırım" dedi kendi kendine.

Dolambaçlı yollardan geçtikten sonra takip edilmedi­ğinden emin bir şekilde gideceği eve yaklaştı. Hemen içeri girmedi. Etrafında bir-iki tur atıp evin güvenli olup olmadı­ğını kontrol etti. Aradığı işareti görünce rahatladı. Hemen kapıya yanaşıp şifreli bir şekilde çaldı. Açılan kapıdan içeri alındı.

Hoş geldin Nebil, nasılsın?

Hoş bulduk Azzam, iyiyim, hamd olsun. iyiyim derken dahi suratından düşen bin parça. Te­bessüm et şöyle biraz. İşgal altındayız diye tebessüm etme­yelim mi ha? Biliyorsun müminin mümin kardeşine tebes­sümü sadakadır.

Biliyorum Azzam, ama yüreğimdeki ateşe söz geçiremiyorum.

Hele şöyle otur da ben bir çay demleyeyim.

Azzam mutfağa geçti. Nebil, süsten uzak, dikkat çekme­yen, sade ve gösterişsiz eve baktı. Duvarda Kubbetu's-Sahra-'mn tüm ihtişamıyla parladığı o meşhur resmi vardı. Karşı­sında ise karalara bürünmüş matem kubbeli Mescid-i Ak­sa..." Ah!" dedi içinden. "Özgürlüğünü bir gün görebilecek miyiz sevgili, sana geliyorum. Azadlığın için can vermeye kan vermeye..."

Eveet, dedi Azzam içeri gtierken şöyle bir tavşan kanı çaylarımızı içerken konuşalım Nebil!

Peki Azzam, ama ben yine de ısrarlıyım.

Bak Nebil, dedi Azzam. Sen çocuk doktoru olacaksın. Bir doktorun yetişmesi yılları alır. Filistin'e lazımsın. Neden anlamıyorsun?

Sessiz kaldı Nebil. İkna oımamış bir sessizliğe büründü.

Beni, dedi. Anlamıyorsunuz. Bu arzumdan beni mah­rum etmeyin. Yüreğimde dinmeyen bir sevda gibi, aha şuramda bir ateş var, bir aşk... Ne olur yani... Doktorluğun mektebine kayıt yapacaklar çoktur, ama ben şehadet mekte­bini istiyorum.

"Anlaşılan vazgeçmeyecek bu deli aşık" dedi içinden Azzam.

Pekala Nebil. Ben tekrar söylerim, anlaştık mı? Yüzünde güller açmışçasına gülümsedi.

Lütfen, dedi. Çok arzuladığımı söyle...

Nebil'in ışıl ışıl parıldayan gözlerine bakan Azzam bir «ışî'a şahitlik ediyordu. Dinmeyen, elinin tersiyle dünyayı ve içindekileri red eden, mal ve makamı kabul etmeyen bir direniş aşkı, bir şehadet arzusu gördü Nebiî'in göz bebekle­rinde.

"Bu nasıl sevgi Allahım!" dedi içinden. "İşte bu aşk, bu sevdadır bizi yarım asırdan fazla süren bu zulme karşı bile­yen, direniş direniş büyüten..."

Nebil'i uğurladıktan sonra diğer odaya geçti. Masanın alt gözündeki zarfı aldı. İçinden bir video kaseti ve bir mek­tup çıktı. Önce mektubu açıp okudu:

"İki aylık gözlem raporumdur: İki ay boyunca söz ko­nusu güzergahı mesai saatinin bitiminden itibaren gözetledim. Askeri otobüs hafta içi her gün saat 17.15'te nizamiye­den çıkıp görevli subayları lojmanlarına şu yollardan götür­mektedir..."

Rapor ince ayrıntılarına varıncaya kadar detaylı bir şe­kilde yazılmıştı. Sonunda da "...Ekteki video görüntüleri ise askeri otobüsün uğradığı ve yolcu indirdiği durakların gö­rüntüleridir" diye bir not düşürülmüştü.

Azzam, elindeki raporu bitirdikten sonra ayağa kalktı. Pencerenin kalın kırmızı perdesini çekti. Odayı loş bir ışık sardı. Kaseti videoya yerleştirdikten sonra ekrandan izle­meye koyuldu.

Nizamiyeden çıkan haki renkli askeri bir otobüs aheste aheste yol alıyordu. Ana yola girdikten sonra solda bir du­rağa yanaştı. Arka kapıdan inen subayların birkaçı kalaba­lığa karışırken, otobüs yoluna devam etti. Bir-iki durağa da­ha uğrayan otobüs, askeri lojmanların olduğu bölgeye gir­di. Lojmanların girişindeki engelin havalanmasıyla otobüs içeri girip gözden kayboldu.

Azzam kaseti geri sardı. Tekrar izledi. Kaç defa izledi­ğini o da bilmiyordu. Kalktı, elleriyle saçlarını tarar gibi yaptı. Zihni yorgundu. Ezan sesini duyunca banyoya yönel­di. Soğuk suyla aldığı abdestten sonra kendine gelir gibi ol­muştu. Seccadesini serip namaza duran Azzam, tekbire kal­dırdığı ellerinin tersiyle her şeyi arkasına atarak ilahi huzu­ra yöneldi. Namazının sonunda açtığı elleriyle Rabbine ya­kardı. "Ey Allahım! Yıllardır yaşadığımız zulümlere şahitle­rin en büyüğü sensin. Her şeyi gören, her dileği işiten yine sensin. Elimizde kendimizi savunabileceğimiz toplarımız, tüfeklerimiz, uçaklarımız, helikopterlerimiz, füzelerimiz yok ya Rabbi. Kendimizi savunabileceğimiz, işgale uğramış Mescid-i Aksamızın ve Filistinimizin özgürlüğü için verebi­leceğimiz bir tek canlarımız kaldı. Her gün, her an çoluk-ço-cuk, genç-yaşlı, kadm-erkek demeden halkımızı katleden şu lanetli işgalcileri kahhar sıfatınla kahreyle. Direnişimizin izzetini koru, bizleri bu aşk ve bu sevdayla her zaman hem­hal eyle. Yoluna adadığımız tek sermayemiz olan canlarımı­zı, kanlarımızı bereketli kıl, kabul eyle..."

Seccadesinden doğrulup tekrar video görüntülerini seyretmeye başladı. Bu defa sadece durakları tekrar tekrar izledi. Otobüsün yaklaştığı üç duraktan birini daha iyi gör­mek için oraya bir tur atmayı düşündü. "Tehlikeli olabilir" dedi, ama "dikkatli olmalıyım."

Ertesi gün kılık kıyafetini değiştirdi. Biraz hoppa bir kı­yafet giymiş, boynuna metal bir kolye takmış, saçlarını jöle-lemiş, kulağı küpeli bir şekilde Kudüs'ün sokaklarında iler­liyordu. Vakit ikindiydi.

Video kasetten izlediği otobüs güzergahında bir müd­det yürüdü. Askeri otobüsün uğradığı her üç durağı iyice kontrol etti. Saatine bakü. "Otobüsün gelişi yakın olmalı" dedi kendi kendine. Zira otobüsün geçeceği saate göre za­manını ayarlamıştı. Böylece kendisi de otobüsü ve seyrini görebilecekti. İşini bitirdikten sonra sokaklara dalıp gözden kayboldu.

İki gün sonra şehrin merkezinden uzak bir mahallede Azzam biriyle konuşuyordu.

Bence de ikinci durak uygun Yasir ağabey. Görüntü­lerle yetinmeyip kendim de güzergahı kontrol ettim. Aske­ri araç aşağı yukarı 30 subayla dolu vaziyette nizamiyeden çıkıyor. Şayet konuştuğumuz şekilde operasyonumuz ger­çekleşirse eylemimiz büyük bir ses getirecektir.

Eylem için kimin seçildiği henüz belirlenmedi. Bu se­beple şu an beklemedeyiz.

Aklına Nebil geldi Azzam'm.

Ben birini biliyorum.

Ya! Kimmiş? -Nebil! Doktor Nebil...

Yoksa yine mi sana geldi.

Hı, hı! Ağabey, ondaki aşkı bir görmeliydiniz. 'Bu ar­zuma izin verin de' diyor başka bir şey demiyor. Her hücre­si şehadet dolu.

Pekala Azzam, şayet Nebil bu eylem için seçilirse ge­risi sana kalmış. Ne yapacağını biliyorsun.

Anladım ağabey, tamam.

O perşembe Nebil'e müjdeli haberi veren Azzam, erte­si güne randevulaştı. Mahalle arasındaki küçük bir mescit­te buluşan ikili Nebil'in arabasıyla şehrin uzağmdaki ıssız bir kayalığın yanında durdular.

Azzam Önden inip büyük bir kayanın yanındaki kum­ları eşti. Bir sandık çıkarttı. Nebille sürükleye sürükleye arabaya yaklaştırdılar. Azzam, açılan sandıktan çıkarttığı dinamit lokumlarını ikişer ikişer arabanın uygun yerlerine yerleştirip duruyordu. Bir motor kısmına, bir arabanın altı­na doğru eğiliyor, işini ustaca yapmaya çalışıyordu. Uzun bir uğraştan sonra lokumlar arası ortak irtibat sistemini kurdu. Tüm fitilleri tek bir tele bağladı. Ateşleme sisteminin bu tonunu da kurduktan sonra patlamaya hazır bir bomba haline getirmişti arabayı.

Nebille uzun uzun konuştular. En son:

Artık söz değil, eylem zamanı, dedi Azzam. Tüm de­tayları defalarca konuştuk. Bugün mesai çıkışı ikinci durak­ta hedefe varman dışında bir şey kalmadı.

Ben hazırım, dedi Nebil heyecanla.

Unutma Nebil. Canlarımız, elimizdeki tek silahımız. Masa başlarında ve rahat koltuklarında yaptıkları kalem-şörlükle yaşadıklarımızı yaşamadan bizi anlamayanlar, ey­lemlerimize intihar diyebilirler, ama biz Kudüs ve Filistin için şehadete koşuyoruz. Rabbim herşeye şahittir. Şimdiden seni tebrik ediyorum kardeşim...

Birbirlerine sarılan iki arkadaş, hissiyatın zirvesindey  diler. Biri arzusunun vuslatına yaklaşırken, diğeri bir kardeşinin hicranıyla doluydu.

Birazdan yola çıkan Nebil, nizamiyeden çıkan askeri otobüsü uzaktan takip ediyordu. Birinci durağa yaklaşan otobüs fazla durmadı. Verilen bilgiye göre ikinci durakta beklemesi gerekecekti. İkinci durağa doğru ilerleyen askeri otobüs söylenildiği gibi yavaşladı. Durakta kısa bir süreliği­ne durmak için yanaşınca Nebil, ayağını aheste aheste sey­reden arabasının gaz pedalına dokundurdu.

Ansızın hızlanan araba askeri otübüsü ortalayacak şe­kilde yakın mesafede durdu. Otobüsten inen subaylar ve silahlı korumalar henüz ne olduğunu anlamadan kıyameti andırır bir patlama duyuldu. Nebil'in dokunduğu ateşleme butonuyla birlikte arabası ve otobüs havaya uçmuştu. As­keri otobüs ikiye ayrılmış bir şekilde yere düşerken havada uçuşan metal parçaları, üniformalı asker organları her tara­fı kaplamıştı. İnsanlar sağa sola kaçışırken ortalık ana-baba gününe dönmüştü.

Akşam haberlerinde televizyonda onlarca ölü ve yara­lıdan bahsediliyordu. Haber programında işgalci subaylar­dan birinin eşi durmaksızın ağlıyor, acılarının büyük oldu­ğunu söylüyordu.

Haberleri izleyen Azzam;

Ya bizim, ya bizim acımız, acılarımız, dedi kesik kesik. Yarım asırdır bize yaşattıklarınız... Biraz da siz ağlayın!!!

 
Moderatöre Bildir   Logged

cebelinur
dogruhabergazetesi.com
Yardımcı Yönetici
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2346

ŞİMDİ DUA ZAMANIDIR......


« Yanıtla #11 : 11 Şubat 2011, 14:35:10 »

Adı: Mazlum

Ceketini kaptığı gibi, hızla kapıya yöneldi. Arkasın­dan bağıran arkadaşlarına cevap verirken dışarı çıktı.
Evden aradılar. Eşim rahatsızlanmış. Acil gitmem la­zım.
Merdivenleri ikişer-üçer inerek ana yola çıktı. Kurul­muş bir robot gibi her gün işe gidip geldiği yola koyuldu.
Salim, henüz bir yıllık evli bir gençti. Babası işgalci İs­rail askerleri tarafından vurulduğundan bu yana, yetim büyümüştü kendisi gibi yetim büyüyen vatanıyla.
Eşi dokuz aylık hamileydi. Bugün yarın doğum yapa­caktı. Zaman zaman artan sancılan tatlı telaşlar yaşatıyordu.
"Her şey yolunda" demiş, "egzersizlerine devam etsin" diye eklemişti doktor. Baba olmanın heyecanıyla dokuz ay boyunca hop oturup hop kalkmıştı Salim.
Hızlı hızlı sokaklarda yürüyen Salim'e döndüğü köşe­de ansızın biri çarptı. Kendini yerde buldu birden. Kaçan şahıs aniden dönüp Salimi kucakladı kemerine eliyle bir şey sıkıştırırken fısıldadı:
Seni tanıyorum, bunu çok acil yerine ulaştır. Bön bön bakan Salim'e son sözlerini de söyledi.
Filistin için!
Hızla uzaklaştı. Birden kurşun sesleri ortalığı kapladı. İki ateş arasında kalmıştı anlaşılan. Yandaki yıkıntının ara­sına zor attı kendini. Hızla geçip giden askeri cemseler, as­kerlerin ayak sesleri birbirine karışmıştı. Kovalamaca sürüpgitti.
Toz bulutu içerisinde başını kaldırıp uzaklaşan askerle­re sokakta kayboluncaya kadar baktı. Doğrulup üstünü ba­şını temizledi. Kimdi acaba? Merak etmişti. Devam eden si­lah seslerinin aniden kesilmesiyle kaçanın vurulmuş oldu­ğuna hükmetti.
"Mutlaka bir direnişçiydi" dedi kendi kendine. ''Leş kargaları gibi yine üşüşmüşler üzerine"
Uzaktan uzağa işgalci askerleri gözetlemeye koyuldu. Sadece bağırmalar, çağırmalar vardı. Ellerinde kocaman ko­caman Amerikan silahları, bir o yana bir bu yana koşuştu­ruyorlardı."Kahretsin!" dedi. "Rabbim sizi kahretsin, en ya­kın zamanda"
Yarım asrı aşkın bir direniş sergiliyordu Filistin. Arka­sına Amerika gibi bir kan içici vampirin her türlü silah ve si­yasi desteğini alan İsrail, işgalini gün be gün kökleştirmeye
çalışıyordu.
Birden eli kemerine gitti Salim'in. Kaçan direnişçinin kemerine sıkıştırdığı da neyin nesiydi? Sağma soluna baktı. Bir köşeye çekilip açtı. Kapalı bir kağıt gördü. "Amir Mahluf a verilecek" yazılmıştı. "Kim bu Amir Mahluf?" diye dü­şünürken aklına eşinin durumu geldi. Öyle ya, annesi telefonda çabuk gelip hastaneye götürmesini söylemişti. Kapa­lı kağıdı hemen cebine yerleştirdi. Hızlı adımlarla evine doğru yürüdü.
"Aman Allahım!" dedi kendi kendine yürürken. "Nasıl da düşünemedim. Amir Mahluf..." Evet tanıyordu Amiri. Direnişin askeri kanadını temsil eden kahramandı. Direniş onunla gurur duyuyordu.
Kulaklarında "Bunu çok acil yerine ulaştır" diyen dire­nişçinin sözleri yankılandı. Bir ikilem içindeydi. "Eşim, direniş! Allahım!" Ansızın durdu. Kararını vermişti. Yolunu değiştirip ara sokaklara daldı, gözden kayboldu.
Önünde durduğu kapıyı tıkladı. Kapıyı yağız bir Arap delikanlısı açtı. Genişçe bir odaya alındı. Biraz sonra içeri giren şahsın önünde ayağa kalktı. Hiçbir şey demeden elin­deki kapalı kağıdı ona uzattı. Adam kağıdı açıp uzun uzun baktı.
Vurdular mı dedi?
Evet, dedi Salim. Onu şehid ettiler.
İntikamı boynumuza borç olsun. Sen git istersen. Salim, girdiği evden çıkarken tekrar sokaklara daldı. Enkestirme yollardan eve varmalı, eşini hastaneye kavuştur­malıydı.
Sabah çıktığı işten evine ikindi sonrası varan Salim, ka­pıyı tıkladı. Kapıyı açan annesi öfkeliydi.
Neredesin oğlum, sabahtan beri seni bekliyoruz.
Tamam anne, geldim.
Çabuk bir araba bul, doğdu, doğacak.
Eşinin olduğu odaya vardı. Acılar içinde kıvranan ha­yat arkadaşına baktı.
Salim, dedi genç kadın ümitle, geldin mi?
Geldim canım, korkma! Şimdi bir taksi getirir seni hastaneye götürürüm tamam mı?
Acele et Salim, dayanamıyorum.
Girdiği kapıdan hemen çıkan Salim, iki sokak ötede oturan arkadaşı Rahman'a koşarcasına gitti: "İnşaAllah evdedir" dedi kendi kendine. Sokağı dönünce Rahman'm ara­basını gördü. "Elhamdülillah evdeymiş" dedi.
Kapıyı hızlı hızlı çaldı.
Kim o? dedi, kapının arkasından bir erkek sesi.
Rahman, benim Salim, dedi telaşlı telaşlı. Hızla açılan kapıda beliren Rahman sordu:
Ne oldu Salim, neden telaşlısın böyle?
Eşim, eşim doğurmak üzere, hastaneye götürmemiz lazım. Taksinle götürseydik.
Bekle hemen geliyorum.
İçeri giren Rahman'la az sonra yola çıkmışlardı. Evinin önünde durduklarında, bir koşuda içeri fırladı Salim. Biraz sonra genç eşi ve annesiyle beraber taksiye bindiler.
Hızla ilerleyen araç kontrol noktasına yöneldi. Yola ba­rikat kuran askerler takside bir olağanüstülük sezmişlerdi.
Ne oluyor, dedi yaklaşan asker.
Eşim, dedi Salim. Doğurmak üzere, hastaneye yetişti­receğiz.
Geçiş yasak, dedi asker, geçiş yasak.. Duran araçtan inen Salim, askere yaklaştı.
Anlamadınız galiba, dedi telaşla. Eşim doğum yapa­cak, acele hastaneye yetiştirmemiz lazım.
Salimle tartışan arkadaşlarının yanma diğer İsrail askerleri de yığıldı. Hepsinin azgından çıkan tek söz, "geçiş yasaktı.
Çaresiz bir şekilde çırpman Salim bir o askere bir bu as­kere derdini anlatmaya çalışıyordu. Eşinin sancıları arttıkça çığlıkları kulağında yankılanıyordu.
Askerler Rahman'a taksiyi geri çekmesini söylediler. Hiçbir umut yoktu. Nuh diyor peygamber d emiyorlardı.
Oğlum! Salim.
Sesin geldiği tarafa dönünce annesini gördü. Eliyle "gel" işareti yapıyordu. Hızla yanlarına vardı.
Salim, oğlum! Zamanımız yok. Çabuk yardım et.
Bir taraftan annesi, bir taraftan Salim kontrol noktası­nın yanındaki duvarın arkasına eşini kaldırdılar. Yanlarında getirdikleri örtüyü yere seren annesi "Kimseyi buraya yak­laştırma" dedi. Duvarın diğer tarafına geçen Salim, askerle­rin, Rahman'm ve kontrol noktasında bulunanların bakışla­rı arasında kendini yiyip bitiriyordu.
Allahım! Allahım! Bu ne zulüm, kendi vatanımda bunca zulüm, kahretsin..."
Diğer tarafta ise annesinin seslerini duyuyordu.
Derin derin nefes al kızım! Ikın, ıkın! Hah şöyle, hah şöyle, az kaldı kızım, az kaldı...
Yaşadığı bunca zulmün baskısıyla çaresizlik içinde çırpınan Salim, bir ileri bir geri gidip geliyordu. Düşün­celer aleminde zulmün odağına kilitlenen Salim'i, ansı­zın bir ses kendine getirdi.înga, inga, ingaa..
Aman Allahım, dedi sevinçle ne yapacağını bilmez bir halde donup kalmıştı. Duvarın arkasından kundağına sanlı bebeği Salim'e uzatan annesi:
Tebrikler Salim bir oğlun oldu, dedi gözyaşlarıiçinde.
Heyecanla bebeği kucağına alan Salim, annesinin se­siyle ifkildi.
Adını ne koyacaksın oğlum?
Birden durdu Salim. Aval aval annesine baktı. Doğ­rusu hiç düşünmemişti. Bir kollarındaki çocuğa baktı, bir kontrol noktasındaki askerlere... Yıllardır yaşadığı zulümleri, yaşadığı onca mazlumiyeti düşündü. Asker­lerin, bekleyenlerin, annesinin bakışları altında iki adım ileri atarak kollarındaki bebeği aniden havaya kaldırdı.
Direnişimize bir yiğit daha bahşeden Allah'a hamd olsun. Gökler ve yer yaşadıklarımıza, mazlumiyetirnize şahit olsun. Oğlumun adı Mazlum olsun.
Yeni doğan bebek kollan arasında havadayken o an­da bir kurşun sesi çınladı Salim'in kulaklarında. Beyaz kundağındaki Mazlum'dan damlayan sıcak kan, Sali­m'in alnına aktı. Daha doğar doğmaz şehitti Mazlum. Mazlum şehid...

M.A.Gönül
Moderatöre Bildir   Logged

Kabrin arkası için çalışınız. Hakiki saadet ve lezzet ordadır.
kördüğüm
kırıntı
Üstad Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1880


inadına özgürlük inadına direniş...


« Yanıtla #12 : 04 Nisan 2011, 20:03:43 »

filistin intifadasını izlemek için israil yönetiminden aldığımız özel bir izinle çatışmaların olduğu bölgeye hareket ettik.ben fotoğraf makinemle ilginç kareler yakalamak için didinirken arkadaşlarım da kameralarıyla başları kefiyeli,elleri taşlı çocukları ve askerleri çekiiyorlardı.silahları taş olan intifadanın çocukları karşısında askerler iyice sıkışmıştı.köşeye sıkışan askerler ileriye gidemedikleri gibi geri çekilmeyi de gururlarına yediremiyorlardı.
heyecendan olsa biraz ilerlemiştim ki o sırada sokağın askerlere yakın olan ara kısmında iki çocuk gözüme ilişti.11-12 yaşlarındaydılar.diğerine göre daha çelimsiz olanı,arkadaşıyla ateşli ateşli konuştu.arkadaşına eliyle bekle işareti yapıp kayboldu.iki dakika snra hemen geri döndü.elindekini arkadaşına gösterdi.
daha dikkatli bakınca çocuğun elindekinin armut büyüklüğünde,toprak renkli,dolgunca birşey olduğunu gördüm.çelimsiz çocuk,arkadaşına bakıp elindekini göstererek gülüyordu.sonra 'seyret' dercesine arkadaşına baktı.başını sokağın köşesinden çıkarıp az ötelerinde olan israil askerlerine göz attı.10 kadar asker vardı.elindekini iyice tuttu.aniden sokağa fırlayıp askerlere doğru koştu.bu derece yakınlarına kadar sokulmuş bir çocuk görmek,askerlerde şaşkınlık yarattı.çocuk yavaşladı.askerlere iyice yanaştığına kanaat edince elindekini ağzına götürdü.pimi sökülmüş el bombası gibi elindekini askerlerin ortasına fırlattı.
israil askerleri panik ve telaş içinde kendilerini yere atılar.elleri miğferlerinin üzerinde, silahları da yerlere savrulmuş bir halde yüzükoyun yerde uzanmışlardı.ortalarına düşen el bombasının patlamasını bekliyorlardı.bir,iki,üç...derken ilerleyen saniyeler boyunca hiçbirşey olmadığını gören askerlerden biri başını hafifçe kaldırdı.ortalarına düşen nesneye baktı.
-Allah kahretsin!patates'miş diye bağırdı Smiley

çelimsiz çocuk köşeden askerlerin yaşadıkları bu korkaklığı seyrediyor,arkadaşlarıyla beraber karnını tuta tuta gülüyordu.intifadanın çocukları oyun oynarcasına savaşıyorlardı...

(pir-i intifada kitabında)
Moderatöre Bildir   Logged

...:::Rabb'im tut ki elimden, düşmeyeyim:::...

Sayfa: 1 [2] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
El-İntifada.! Film ve Belgeseller « 1 2 » __elizan__ 15 955 Son Mesaj 25 Şubat 2008, 00:48:41
Gönderen: diyar2
İntifada öyküleri... Düşünce yazıları/Makaleler muhammed-i dava 2 193 Son Mesaj 04 Ağustos 2008, 13:52:00
Gönderen: muhammed-i dava
El İntifada Arapça Eserler têkoşîn 7 554 Son Mesaj 31 Mayıs 2010, 18:42:22
Gönderen: têkoşîn
Peres'den Abbas'a 3. İntifada Uyarısı Filistin Özel musabbinumeyr29 0 117 Son Mesaj 22 Ocak 2010, 07:44:15
Gönderen: musabbinumeyr29
Başarı Öyküleri Kişisel Gelişim têkoşîn 5 545 Son Mesaj 11 Haziran 2010, 09:56:04
Gönderen: cürmümile
Grup Vuslat (İntifada) Ezgi ve ilahiler isimsiz12 3 453 Son Mesaj 17 Haziran 2010, 22:02:52
Gönderen: isimsiz12
Keşmir'de Namazdan Sonra İntifada Dünyadan Haberler seriyye 0 109 Son Mesaj 17 Kasım 2010, 17:36:34
Gönderen: seriyye