0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: İslami Hareketler ve Batı -1(A. Sadık Altınel )  (Okunma Sayısı 89 defa)
suatt
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 51



« : 28 Kasım 2010, 19:07:11 »

Sömürgeci kâfir devletler İslam ümmeti ve coğrafyası üzerindeki kirli emellerini en son İslami Hilafet Devleti olan, Osmanlı devletini yıkıp İslam coğrafyasını ellinin üzerinde etkisiz ve yetkisiz devletçiklere böldükten sonra gerçekleştirebildiler. Lakin sömürgeci kâfirler; ümmeti başsız, topraklarını savunmasız, canlarını, servetlerini ve namuslarını korunmasız bırakmakla kalmadılar, günümüze kadar devam ede gelen iki önemli şeyi gerçekleştirmeyi hedeflediler.
Birincisi: İslam’ın yeniden hayata hâkim olmasının ve Müslümanların devletlerine kavuşmasının ivedilikle önünü almak.
İkincisi: Yer altı ve yerüstü zenginliği, jeo ekonomik üstünlüğü ile batılı ekonomileri besleyen, yine batının kalkınma ve ekonomik büyüme planlarını gerçekleştirebilmeleri için gerekli olan maddi zenginliklerin, rezervlerin stoklanmış olduğu bir tür depo işlevi gören, Müslüman coğrafyalarının bu pozisyonunu kalıcı kılmak.
Batını İslam coğrafyalarına nasıl baktıklarını göstermesi bakımından şu anda ABD Başkanı Obama’nın danışmanlığını yapmakta olan Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında yer alan şu ifadeleri sizlerle paylaşmamız yeterli olacaktır sanırım. “Dünya nüfusunun yaklaşık %75’i Avrasya’da yaşamaktadır ve dünya fiziksel zenginliklerinin çoğu, hem yatırımlar hem de yeraltı zenginlikleri bakımından burada bulunmaktadır. Avrasya, dünya GSMH’sinin %60’ına ve dünyanın bilinen enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir” Bu özellikleri sıraladıktan sonra Brzezinski şunları ilave etmektedir. “Avrasya’ya hâkim olan 21. Yüzyılın süper gücü olur...”
Bu kısa yazımızda ayrıntılarına girmeyeceğimiz bir çok saikden dolayı batılılar, İslam coğrafyalarını işgal etmeyi ve bizatihi yada dolaylı olarak kontrol altında tutmayı kendileri için var olma yada yok olma meselesi olarak görmüşlerdir.
Hilafetin yıkılmasının ardından batılılar birçok İslam coğrafyasına fiilen askeri güçleri ile girdiler ve bu coğrafyaları yağmaladılar. İtalyanların Libya’da, Fransızların Cezayir’de, İngilizlerin Ortadoğu ve genel anlamda Avrupalı kâfir devletlerin Afrika’da yaptıklarını, milyonlarca insanı nasıl katlettiklerini hepimiz biliyoruz. İşte bu askeri işgallerin ardından Müslümanların coğrafyaları birbirinden koparılmış ve ellinin üzerinde devletçikler ortaya çıkmış ve bu devletler tepeden tırnağa Rönesans’ın, batı aydınlanmacılığının ürettiği değerler üzerinde şekillenmiş, kurum ve kuruluşları oluşturulmuştur. Tabii ki bu devletler şekillenirken, oluşturulan hiyerarşik düzen büyük ölçüde batının çıkarlarına hizmet edecek, aklını ve fikrini batılı fikirlerle bozmuş kişilerin yönetime gelmelerine imkân veriyordu. Ve bu kişiler sürekli olarak Müslümanların zihninden İslam’ın izlerini silmeye ve Allah’ın dini hakkında onların zihinlerinde olumsuz kanaatlerin oluşmasına yönelik politikalar izlediler.
Ancak her şeye rağmen İslam akidesinin Müslümanların zihninde var olan güçlü etkisi ile bu askeri işgaller İslam coğrafyalarındaki varlığını sürdüremedi. Hemen hemen bütün İslam coğrafyalarında sömürgeci askeri işgallere karşı direniş gösteren İslam ümmeti batının askeri varlığını bağrından söküp atmıştır. Böylece; batının askeri işgal politikaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Lakin sömürgeci batılı devletler askeri varlıklarını çekerken yukarıda belirttiğimiz iki temel hedeflerinden vazgeçmediler. İslam coğrafyalarında siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel üstünlüklerini gerçekleştirmenin başkaca yöntemlerini aradılar. Bu, öncekine göre daha naif ve post modern yeni sömürgecilik yöntemlerinin hayata geçirilmesi anlamına geliyordu. Bu yöntemler neydi?
1- Müslüman toplumların içinden özellikle yönetici, kanaat önderi vb. konumunda olan fakat sömürge siyasetini izleyecek kişiler icad etmek: Bu kişiler işgale ve sömürgeye karşı mücadele, vatan ve millet eksenli argümanlarla halklarının karşısına çıkarken gerçekte batı eksenli siyasetleri ümmete dayatmaktaydılar. 
2- Müslümanların zihninde İslam hakkında olumsuz kanaatler oluşturmak: İslam’ın geçerliliğini yitirdiği, zamana uymadığı, zaten Müslümanların geri kalmalarına neden olan şeyinde dinleri olduğu şeklindeki propagandalarını kesintisiz bir şekilde sürdürdüler. Özelde kadın genel anlamda insan hakları vb. konularda yapılan bütün tartışmalarda İslam’ın özgürlükçü ve eşitlikten uzak bir din olduğu vurgusunu öne çıkartarak Müslümanların zihniyetlerini bulandırmak ve dinlerine olan güvenlerini yok etmek için olağanüstü çabalarını ortaya koydular. 
3- İslam dünyasında var olan İslami hareketlerin en azından bir kısmını kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirmek ya da stratejileri doğrultusunda siyaset izleyecek yeni hareketler oluşturmak: Bu hareketler görüntüde batıya ve onun siyasetine karşıymış gibi bir duruş sergilerken gizliden gizliye batıyla flört etmektedirler.
Üzülerek söylüyorum ki; Batı bu siyasetinde başarılı olmuştur. Bu noktada dikkatimi celbeden bir örneği paylaşmak istiyorum. ABD başkanı Clinton döneminde CIA Ortadoğu masası şefi olarak çalışan Graham Fuller, özelde Ortadoğu genelde ise İslam ülkeleri karşısında ABD’nin izlemesi gereken politikaların nasıl olması gerektiği konusunda 1990lı yılların sonlarında başkan Clinton’a bir rapor sunuyor. Bu rapor on küsur yıl önce Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlandı. Fuller orada şunları söylüyor: “Amerika İslam dünyasını bir blok olarak karşısına almamalıdır. İslam dünyası batı ve onun değerlerine karşı yaklaşım noktasında homojen bir yapı arz etmiyor. Müslüman halkların büyük bir çoğunluğu Rönesans’ın ürettiği değerler üzerinden siyaset yapıyor. İslam ülkelerinde batılı değerler (milliyetçilik, demokrasi, cumhuriyet, liberalizm vb.) üzerinden siyaset yapan sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve cemaatler var. Dolayısıyla İslam dünyasını ikiye ayırmalıyız. 1. Ilımlılar 2. Fundamentalistler. Evet, ABD İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu oluşturan ılımlıları küstürmemeli ve onlarla diyalog halinde olmalıdır…” (Hatta Fuller bu makalesinde İslam dünyasında çok iyi bilinen yaygın İslami hareketlerin ve şahsiyetlerin isimlerini vermekten de çekinmiyor. Ancak biz söz konusu raporlarda adı geçen şahsiyet ve kuruluşları burada zikretmeyi uygun bulmuyoruz. Salim bir gözlemle, ön yargılardan uzak bir şekilde siyaseti takip edenlerin zaten durumun farkında olduklarından kuşkumuz yok.)
Aynı kişinin geçen haftalarda özellikle “İslamcı yayın organlarında” manşetten verilen şu demecini görünce hali pür melalimize şaşırmadan edemedim. Sözünü ettiğim demeç Graham Fuller’in şu demeciydi: “Türkiye artık dizginlerini kendi eline aldı. Batı ekseninde siyaset izlemiyor. Bölgesinde kendi siyasetini belirliyor…” Fuller bu değerlendirmesini yaparken dışarıdan bağımsız bir gözlemci izlenimi vermeye çalışıyor. Ancak bizler onun yıllar önce ürettiği projelerin sonucu “model ülke Türkiye’nin” İslam dünyasını dönüştürücü bir model olarak bölgeye pazarlandığını düşünüyoruz. 
“İslamcı yayın organları” bu haberi büyük bir gururla manşetten verdiler. Sanki batıya diz çökertiyormuşuz gibi. Sanki izlediğimiz siyaset onları bu gerçeği itiraf etme noktasına getirmiş gibi. Hâlbuki gazetelerinin arşivlerine baksalar Fuller’in Clinton’a sunduğu raporda, yıllar öncesinden bunun (kendi siyasetlerine hizmet edecek küresel kapitalist sisteme her hangi bir itirazı olmayan siyasetçilerin desteklenmesinin) planlanmış bir şey olduğunu göreceklerdi. Sadece Fuller değil Amerika’da politika üreten onlarca düşünce kuruluşu, TinkTank’ler yıllardır benzeri projeleri gündeme getirmişlerdir. Hatta bu projeler geçen yıllar içinde Amerikan kamuoyuyla paylaşılmış ve “Hüseyin Obama’nın” seçilme sürecini hazırlamıştır. Amerikan politikasına yön verenler 21. Yüzyılda Amerikan imparatorluğunun bir rüyaya dönüşmemesi için çok düşünmüşler belli ki. “Obama” figürünü oluşturmak için ne kadar uğraştılar. Yok, babası Müslüman’dı yok adı Hüseyin’di vs…
Amerika’nın İslami hareketleri ve cemaatleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme siyasetinin gerçek bir proje olduğu ve ne boyutlara vardığını ortaya koyan basit bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Doksanların başlarından beri Müslümanların paraları ile ve İslam’a hizmet iddiaları ile kurulan ve yürüyen yazılı ve görsel medya köşe başlarını bir zamanlar dış mahfillerden maaş aldıkları tartışılmış olan liberalist ve Amerikancı yazarlara terk edilmiş durumda. Veya teslim edilmiş demek daha uygun düşecek sanırım. Neredeyse onlar olmaksızın bir siyasi oturum yapılmaz hale geldi.
Böylece Müslüman ümmetimizin temiz dimağları, habis kapitalist fikirlerle ve siyasi değerlendirmelerle dolduruldu. Müslümanlar insana, hayata ve siyasete içimizdeki liberalist Amerikancı aydınların sunduğu zaviyeden bakar oldular. Bu Amerikancı yazar, çizer ve aydın taifesi 28 Şubat sürecini çok iyi kullandılar. 28 Şubat bu bağlamda Türkiye özelinde tam bir kırılma noktasıydı. Bu süreçte Müslümanlar çok ciddi baskı ve sindirme politikalarına maruz kaldılar. Bu zorlu süreçte meydanlarda Müslümanların haklarını bu Amerikancı taife seslendiriyordu. Dolayısıyla Müslümanlar onlara kahraman gözüyle bakmaya başladılar. Ve her biri bir köşe kaptı. Şimdi bulundukları pozisyonları çok iyi değerlendirerek Müslümanların zihinlerini diledikleri gibi şekillendiriyorlar.
Bu genel değerlendirmeleri yaptıktan sonra konuyu birkaç soru çerçevesinde açmaya çalışalım.
1- Amerika neden böyle bir siyaset izleme gereği duydu?
2- İslami hareketleri kendi hedefleri doğrultusunda kullanma siyasetinde başarılı olabildi mi? Ya da şu anda süreç nasıl işliyor?
3- Amerika’nın İslami hareketler üzerinden gerçekleştirmeyi düşündüğü hedefler nelerdir?
4- İslami hareketlerin Amerikan’ın bu kirli oyunu karşısında nasıl bir duruş sergilemeleri gerekir?
Öncelikle bu siyasetin yeni olmadığını bir gerçektir. En azından tarihi bilgilerimizi biraz yokladığımızda, benzer vakaların bizatihi İslam’ın ilk yıllarında da yaşandığını görebiliyoruz. Kâfir Araplar Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Rasul’lüğüne karşı çıkmadılar mı? Nebi’ye karşı mücadelenin bir yöntemi olarak yalancı peygamberliği benimsediler. Yalancı peygamberler Müseyleme el-Kezzab ve Sücah et-Temimiyye böyle ortaya çıktı.  Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem henüz hayattayken peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktılar ve hatta bir mescid inşa ederek Rasulullah’ın etrafından ashabı kendi yanlarına çekmek için uğraştılar. Rabbimizde onların bu kirli oyunlarını deşifre etmek üzere şu ayeti indirdi.
وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِن قَبْلُ وَلَيَحْلِفَنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلاَّ الْحُسْنَى وَاللّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُون
 “Zarar vermek, inkârcılık, müminler arasında bölücülük yapmak, bundan önce Allah ve Rasulü ile savaşan kimseye gözcülük yapmak için mescid yapanlar var ya, “bizim bunda güzellik istemekten başka niyetimiz yoktu!” diye yemin edecekler. Allah şahittir ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar” (Tevbe 107)
Evet, bu siyasetin yeni olmadığını Kuran bizlere haber veriyor. Ancak bugün genel anlamda batıyı böyle bir siyasete yönelten sebepler nelerdir?
19. yy da batının ürettiği değerler; demokrasi, insan hakları, milliyetçilik, ulus devletler, hiçbir ülkenin diğer ülkenin iç işlerine karışmayacağı vb. bütün değerlerin koskoca bir yalan ve aldatmacadan başka bir şey olmadığı ortaya çıkınca, İslam ümmeti kendi dininin değerini ve kıymetini anladı. İslamiyet’in insanlık tarihi boyunca hiçbir uygarlığın sunamayacağı insanlık değerlerini, erdemi, adaleti ve hukukun üstünlüğü vb. en yüce değerleri insanlığa armağan ettiğini ve fiilen asırlarca tatbik ettiğini tekrar hatırladı. Ve dinine topyekûn bir hayat sistemi olarak dönmeye başladı. İşte tam bu sırada batı, ümmetteki İslam’a yöneliş dalgasının önünü kesmek yerine, adeta bir tür sörf yapar gibi dalganın üzerine binerek onu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı, yönlendirmeyi düşündü. 
Özellikle 90’lardan sonra, Avrupa’nın göbeğinde on binlerce Müslüman Boşnak’ın soykırımdan geçirilmesi, 91’de ilk körfez harekâtı, Afganistan savaşı, “İsrail’in” kurulduğu günden beri bölgede uyguladığı düzenli katliamlar ve Cezayir’de FİS’in neredeyse halkın hemen hemen hepsinin oyunu alarak geldiği iktidardan Fransız cuntası tarafından uzaklaştırılması, kısaca İslam dünyasında son birkaç on yılda olup biten sıcak olaylar İslam ümmetinin zihninde batının değerlerinin koskoca bir yalan olduğu kanaatinin uyanmasına yol açtı.
Şu anda Obama’nın baş danışmanlığını yapan tilki lakaplı Brizezinski’nin, İş Bankası yayınlarından çıkmış olan “Kontrolden Çıkmış Dünya” adlı kitabında yazdıklarına bakarsak sözünü ettiğimiz tehlikeyi batının düşünen beyinlerinin önceden öngördüklerini anlayabiliyoruz. Kontrolden Çıkmış Dünya adlı kitabında Brizezinski şunları söylüyor: “19. yy.ın ürettiği değerler başta iki büyük dünya savaşı olmak üzere yol açtığı bölgesel savaşları da hesaba katarsak tam 200 milyon insanın ölümüne neden olmuştur… şayet Amerika, ideolojisini yenilemezse kesinlikle çökecektir. Fakat Amerika’nın çöküşü dış bir nükleer güç tarafından değil, kendi içinden olacaktır” diyor. Yine aynı yazar Amerika’nın önde gelen entelektüel ve stratejistlerinin makalelerinin yer aldığı 100 yılın sonu adlı kitapta kapitalist ekonomi ve siyasete getirdiği özeleştirinin ardından şunları kaydediyor. “Rönesans/19.yy aydınlanmacılığı tanrının insanlık tarihi boyunca insan için sakıncalı gördüğü ve yasakladığı bütün davranışları özgürlük ve hürriyetler adına serbest bırakmıştır. Bu, Amerikan toplumunu bunalımın eşiğine getirmiştir. Batının bu bunalımdan kurtulabilmesi için üç büyük ilahi dinin öğretilerinden yararlanmalı ve ideolojisini yenilemelidir.” Görüldüğü gibi batıda düşünen beyinler kapitalist ideolojinin kokuşmuşluğunu ve uzun vadede varlığını sürdüremeyeceklerini görmüşlerdir. Dolayısıyla dine ve dini argümanlara sığınma ihtiyacını dillendirmektedirler. Bugün Amerikan yönetiminde etkin görevlerde bu tür düşünceler taşıyan insanların bulunması Amerikan siyasetinin en azından yakın ve orta vadede nasıl seyredeceği hakkında bizlere ön bilgiler vereceğini düşünüyorum.
Brizezinski’nin kontrolden çıkmış olduğunu düşündüğü dünyayı, yani yeni oluşan siyasal boşluğu bir ideolojinin doldurması muhakkaktı. Bu ise İslam’dan başkası değildir. Çünkü 21.yy da süper gücü belirleyecek jeostratejik alanın Avrasya olduğu, Avrasya’ya hâkim olanın dünyaya hâkim olacağını söylediği “Büyük Satranç Tahtası” kitabında Amerika’nın Avrasya’ya hâkim olarak 21.yy da da süper güç olma konumunu koruyabilmesinin önündeki olası engellerden bahsederken şunu söylemeden edemiyor. “Ortadoğu kaynaklı ve bütün İslam ülkelerini tek siyasi çatı altında birleştirecek bir devletin ortaya çıkışı Amerikan hayallerini suya düşürebilir” o halde İslam ümmetinin hilafet noktasında bilinç olarak geldiği nokta batılı politika yapımcılarını ve siyasetçileri ciddi olarak ürkütüyor demektir. Son 20 belki de 30 yıldan beri Amerikan düşünce kuruluşlarının İslam dünyası ile ilgili yayınladıkları raporlara bakarsak bunu görmemiz mümkündür.
İşte en son yayınlanan raporlardan birisi Rand Corpersion adlı düşünce kuruluşunun “ılımlı Müslüman ağlar projesi” adlı raporuydu. Merak edenler hemen google’ye girerek ayrıntılara bakabilir. Ancak ben şunu söylemek istiyorum. Raporda dikkatimi çeken şey şuydu.  Rand Corpersion 1948 soğuk savaş sürecinde Amerika’ya ağırlıklı olarak dış politika projeleri sunmak üzere kurulmuş bir kuruluş. Soğuk savaşın bitiminden sonra 2007 yılında yapılan bir toplantıda, ılımlı Müslüman ağlar geliştirmenin gereğine ve bunun yöntemlerine ilişkin bir takım kararlar alıyorlar. Burada deniyor ki, bizler nasıl Avrupa da komünizm tehdidi altında olan bölgelerde kendimize yakın bulduğumuz sosyalist kanaat önderi ve siyasetçilerle diyaloga girdiysek, aynı şekilde İslam dünyasında da bize yakın, bizimle diyaloga açık kişilerle görüşmeliyiz. Hatta onlara gerekli medya desteğini sağlayarak Müslüman halklar içinde onları İslam’ın gerçek temsilcileri imiş gibi sunmalıyız. Böylece diğer fundamentalistler ile geniş halk kitlelerinin bağını kopararak onları marjinalliğe mahkûm edebiliriz mealinde şeyler yazılıp çizilmektedir.
Hatta geçen sene bir haber dikkatimi çekmişti. Bir Fransız dergisi dünyanın 100 entellektüelini seçmek üzere online üzerinden bir anket uygulaması yaptı. Sonuç ne çıkmış olabilir sizce. İsmini vermek istemiyorum ancak üniversite mezunu dahi olmayan bir şahsiyet 100 entelektüel arasında birinci seçildi. Yani batıda o kadar kafa patlatan gerek sosyal bilimler gerekse fen bilimleri alanında projeler geliştiren yığınla düşünür varken seküler (laik) bakış açısına sahip bir toplumun klasik medrese eğitimi görmüş bir insanı entelektüel olarak seçmiş olabileceğini düşünebiliyor musunuz.? Burada pazarlama anlamında bir çabanın olduğunu görebiliyoruz.
Yukarda yaptığımız alıntılar batılı kapitalist ideolojinin tükenmişliğini göstermek içindi. İşte Kapitalist ideolojinin bu iflasını İslam ümmeti; kendi içindeki basiretli, öngörü sahibi, samimi evlatlarının sayesinde doğru algıladı ve içinde bulunduğu durumdan ancak dinine dönerek, İslami hayatı yeniden başlatarak kurtulabileceğini kavradı. Tam bu noktada, İslam’ın ümmetin umudu olduğu noktada batı yeni bir politik strateji keşfetti. “ılımlı İslam”, “liberal İslam” vb. şekillerde dillendirilen bu strateji iki farklı İslam algısına işaret ediyordu. Bir yanda masum sivilleri vahşice öldürmekten çekinmeyen gözü dönmüş Müslüman tipi. Öte yanda ise batıyla, küresel dünya ile entegre olmada beis görmeyen, emperyalist politikaları karşısında suskun kalacak, küresel sömürü sistemine itirazı olmayan sinirleri alınmış bir Müslüman tipi. Bu insanların Müslüman coğrafyasında en vahşi katliamlar yapılırken, namuslar kirletilirken dahi stüdyolarında döner sandalyelerine kurularak sesleri dahi titremeden gayet rahat güncel yorumlar yaptıklarına tanık oluyoruz.
Kısaca Batı ılımlı ve fundemantalist kavramları ile İslam dünyasını kategorize ediyor bir üçüncü ihtimale hiç yer vermiyordu. İslam ümmetinin umudu olabilecek hareketlerin gerçek potansiyelleri, fikri derinlikleri ve entelektüel birikimleri ile tanınmalarına izin vermiyordu. Bu üçüncüleri marjinal ve merdiven altı hareketmiş gibi sunuyordu. Yazılı ve görsel basın, dünya çapında haber ajansları üçüncü ihtimale karşı kör ve sağırdılar. Çünkü bu süreç Amerikan’ın yönettiği bir süreçtir.
Nedir üçüncü ihtimalden kastımız? Yani gerçekten kapitalist kâfir batının şekillendirdiği dünyaya İslam akidesinden hareketle köklü eleştirileri olan, ekonomi, siyaset, eğitim, uluslar arası ilişkiler vs. insan ve hayatla ilgili her olaya ilişkin İslami bir çözüm getirmiş ve bu yönüyle kapitalist ideolojiye karşı İslam’ı alternatif bir model bir ideoloji olarak ortaya koyan ve İslam’ın yönetim şekli olan Raşid-i Hilafet Devletini ikame için çalışan samimi kitlelerden bahsediyorum. Bu süreçte batı bu üçüncü ihtimali insanların gözlerinden özenle kaçırmaya çalışmaktadır. Böylece Müslümanları kendi politikalarına entegre olmak, küresel kapitalist sisteme boyun eğmek yada her an yer yüzünü kana bulayabilecek potansiyel terörist olmak konusunda tercihe zorluyordu. Kimse terörist yaftasının kendisine vurulmasından hoşlanmayacağına göre ılımlı olmayı tercih edecektir. Amerika ürettiği “ılımlı İslam” projesine gerekli kamuoyu desteğini işte bu şekilde sağlıyordu. (Devam edecek)

Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Câfer-i Sâdık (r.a.)'den nasihatler Ehl-i Beyt MERXAS 2 203 Son Mesaj 01 Haziran 2009, 15:04:39
Gönderen: têkoşîn
İnciler Dizisi (İmam Cafer-i Sadık) Ehl-i Beyt « 1 2 3 4 5 » têkoşîn 49 1554 Son Mesaj 30 Ocak 2010, 12:10:10
Gönderen: têkoşîn
Batı Yaka'daki Beş Direniş Grubu Birleşti Filistin Özel _uMuT_ 3 240 Son Mesaj 17 Haziran 2009, 18:41:06
Gönderen: têkoşîn
Sözümüzde Sadık Olanlarız Biz Düşünce yazıları/Makaleler Mahya 2 165 Son Mesaj 14 Aralık 2009, 23:23:29
Gönderen: Mahya
''Barış da Olsa Batı Şeria'dan Çıkmayacağız'' Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 159 Son Mesaj 21 Ocak 2010, 15:14:43
Gönderen: musabbinumeyr29
İmam Cafer-i Sadık(a.s)-Ehl-i beyti tanıyalım Ehl-i Beyt Qum_Feenzır 2 275 Son Mesaj 30 Temmuz 2010, 23:47:01
Gönderen: Qum_Feenzır
İslami Hareketler ve Batı (2) Serbest Bölüm suatt 0 130 Son Mesaj 10 Aralık 2010, 18:59:47
Gönderen: suatt