0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: İslami Hareketler ve Batı (2)  (Okunma Sayısı 131 defa)
suatt
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 51



« : 10 Aralık 2010, 18:59:47 »

Geçen Sayıdan Devam
هَاأَنتُمْ أُوْلاء تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ عَضُّواْ عَلَيْكُمُ الأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُور
“Onlar sizinle karşılaştıklarında “iman ettik” derler. Ama arkalarını döndüklerinde size olan öfkelerinden dişlerini parmaklarını kemirirler. Deki: “Kininizden geberin. Allah göğüslerin en gizli sırlarını bilir. Size bir iyilik dokunursa onlar üzülürler. Şayet başınıza bir kötülük gelirse buna sevinirler. Ama zorluklara direnir ve Allah’a karşı sorumluluklarınızı yerine getirmenin bilincinde olursanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez. Zira Allah yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.” Ali-İmran 119-120) (ARAPÇASI HOCAYA SORULACAK)
Geçen ayki yazımızda kapitalist ideolojinin can çekişmekte olduğunu yetkili ağızlardan aktarmıştık. Kapitalist ideolojinin bir numaralı hamisi olan Amerika’nın gelecek yüzyılı öngöremediği bu ifadelerden anlaşılmaktadır.
Yazı dizimizin bu ayki bölümünde batılı kâfirlerin kapitalist uygarlıklarının çöküşünü kısmen de olsa durdurmak için can simidi olarak yükselen trend İslam’a nasıl sarıldıklarına dair bizatihi yetkili ağızların değerlendirmelerini aktararak başlamak istiyoruz.
Pelletreau   (ABD Dış İşleri Bakanlığı Ortadoğu İşleri Eski Sekreter Yardımcısı)  “İslamcılarla değişik platformlarda diyalog içinde olmalıyız”
Elizabeth Cheney (ABD senatörü, Ortadoğu İşlerinden sorumlu Dış İşleri Bakan Yardımcısı ve Ortadoğu Ortaklık Girişimi Koordinatörü) “ Amerikan’ın temel çıkarlarına itirazı olmayan her türlü İslamcı grupla diyalog geliştirmeye Amerika çok uzak bakmamaktadır.”
Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin Direktörü Galli Smiht yayınladığı raporunda şunları ifade etmektedir: “Amerikan çıkarları Arap dünyasına açılan kapı konumunda olan Mısır’da mevcut bazı İslami hareketlerle iletişim içinde olmayı gerektirmektedir. ABD’nin çıkarlarına karşı olsalar da söz konusu İslami hareketlerle iletişim içinde olmak Amerikan menfaatlerinin bir gereğidir.”
Richard Nixon (Amerika ve Altın Fırsatlar) adlı meşhur kitabında şunları söylüyor: “İslam dünyasında ki modernistleri desteklememiz gerekir. Hem onların hem de bizlerin çıkarları bunu zorunlu kılıyor. Modernistleri zorunlu kılıyor çünkü onlar halklarına aşırı dinci hareketler karşısında olumlu bir model sunma ihtiyacı duymaktadırlar.”
Rand Corprasihon’ın gibi onlarca Amerikan düşünce kuruluşunun fundemantalist hareketlere karşı “Ilımlı Müslüman Ağlar” üretme projesi üzerinde çalıştıklarını geçen yazımızda belirtmiştik.
Baba Bush’un başkanlığı döneminde Dış İşleri Planlama Direktörü olan Richard Haass şöyle söylüyor: “Washington demokratik seçimlerle iktidara gelmiş olan İslamcı partilerle diyalog kurmaya hazırdır… Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Abdullah Gül başkanlık yeminini ettikten sonra şunları söylemiştir. “Müslüman kimliğin de diğerleri gibi demokrat ve şeffaf olabileceğini ve modern dünya ile birlikte hareket edebileceğini kanıtlamak istiyoruz.”
Amerikan Yönetimi Eski Dış İşleri Bakan Yardımcısı Edward Jurjian  “Ilımlı İslamcılarla çalışmak bir zorunluluktur” demektedir. Jurjian bu bağlamda “Akılları Çelme Arenasında Amerikan Diplomasisinin Rolü” başlıklı bir rapor yayınlamıştır.
Anlaşılan o ki; Kapitalist siyasetçiler, Amerikan politika yapımcıları artık bir sonraki yüzyılı bile öngörememektedirler. Onların korkuları gerçekte ideolojilerine tek alternatif olarak gördükleri İslam’dan onun küresel belirleyici bir aktör olarak yeniden şahlanacağı öngörülerinden kaynaklanmaktadır. Bu saik den dolayıdır ki batı, tehlikenin geldiği noktayı dönüştürmek, genleri ile oynamak ve onu manipüle ederek kendi küresel siyasetine eklemleme gayretleri içine girmektedir.
Batının böyle bir stratejiyi (İslami hareketleri veya İslami kimliği ile temayüz etmiş şahsiyetleri kendi politikaları doğrultusunda kullanma stratejisini) on yıllar önce planlamış olduğuna dair demeçleri etkili ve yetkili ağızlardan aktarmak istedik. Zira bu bir komple teorisi değildir. Her şeyden önce bunun gerçekten planlanmış bir şey olduğunu görmemiz gerekiyor. Aksi takdirde yazımızın geçen ayki bölümünde Graham Fuller örneğinden hareketle değindiğimiz gibi çok aymaz ve ebleh bir duruma düşeriz. Ve bu basiretsizliğimiz ancak İslam düşmanlarının şimdiye kadar İslam ümmeti üzerinde oynadıkları kirli oyunların en kirlisi olan; Müslümanları kendi dinlerinde fitneye düşürme oyununun başarıya ulaşmasını sağlayacak uygun zeminin oluşması anlamına gelir ki gafletin bu kadarı Müslüman toplumları çok ciddi felaketlerin eşiğine sürükleyecektir.
Şimdi makalemizin ikinci sorusunu soralım ve cevap aramaya çalışalım:
2. Amerika İslami hareketleri veya İslami kimliği ile temayüz etmiş şahsiyetleri kendi politikaları doğrultusunda kullanma stratejisinde başarılı oldu mu?
Bu soruya yakın siyasi tarihimizde ve hali hazırda cereyan eden bazı olaylardan örnekler sunarak cevaplandırmaya çalışalım.
Amerikan’ın seksenli yıllardan başlayarak uygulamaya koyduğu İslami hareketleri veya İslami kimliği ile temayüz etmiş şahsiyetleri kendi politikaları doğrultusunda kullanma stratejisi başarılı olmuşa benziyor.
 Örneğin Amerika soğuk savaş sürecinde doğu bloğunu temsil eden ezeli düşmanı Rusya’ya karşı bazı cihadi hareketleri Afganistan örneğinde olduğu gibi desteklemiş ve Rusya’yı büyük bir hezimete uğratmıştır. Hatta SSCB’nin dağılma sürecini Afgan mücahitlerinin hızlandırdığı siyaset bilimcilerinin neredeyse ortak kanaati olmuştur. Afgan-Rus savaşı sırasında Amerika bugün terörist olarak tanımladığı Müslümanları mücahit olarak tanımlıyor ve bütün dünyada ajanslar haber organlarına Afganistan ile ilgili haberleri geçerken cihadı yürüten Müslümanları mücahit olarak geçiyordu.
Örneğin İran İslam devrimi ile Şahı İran’dan çıkartmayı başaran Amerika özellikle petrol rezervleri ile zengin Basra körfezi ülkelerinde oluşturduğu İran’ın bölgeye her an devrim ihraç edebileceği endişesini canlı tutarak korku psikolojisi üzerinden hareketle bölgede askeri üsler inşa etmiştir. Bu bağlamda (Amerikan Ulusal Strateji Merkezi başkanlığı yapmış olan) Brizeinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” kitabında dillendirdiği şu ifadelerinin bazı gerçekleri açığa çıkaracağı düşüncesiyle zikretmekte yarar görüyorum.  Brizeinski adı geçen kitapta şunları söylüyor: “Soğuk savaş sürecinde coğrafi konumu ile İran Birleşik Devletlerin düşmanı Rusya’nın petrol zengini körfez ülkelerine inişine mani olan soğuk bir duvar işlevi görmüştür.” Brizeinski İslami kimliği ile İran’ın Komünizm’in bölgeye yayılmasını engelleyen panzehir etkisi yaptığını, bir tür soğuk duvar oluşturduğunu söylüyor.
 Benzer bir şeyin aynı yıllarda Türkiye’de yaşandığını söyleyebiliriz. Amerika 82 darbesine kadar Türkiye’de her an komünist bir devrim olacağı kaygısını taşıyordu. NATO’nun kuzey karakolu pozisyonundaki Türkiye’yi kaybedeceğinden korkan Amerikan yöneticilerinin uykuları kâbusa dönüyordu. 82 darbesinden sonra yeni dizayn edilen Türk siyaseti içinde çok güçlü bir şekilde kendine yer bulan Özal liberal, İslami ve milliyetçi söylemleri ile bir anda merkez partisi oluverdi. Nakşî tarikatının önemli kollarından birine mensup olduğu bilinen Özal’ın Türkiye’yi küçük Amerika yapma diye bir hayali taşımış olması sizlere düşündürücü gelmiyor mu? Özal, Türkiye’de doların yaygın bir şekilde kullanımını sağlayan, serbest piyasa ekonomisi ile Türkiye’yi Amerikan küresel şirketlerinin pazarı haline getiren, bölgesel politikalarını tamamen Amerikan çıkarlarına endekslemiş Amerikancı bir siyasetçiydi. Amerika Adnan Menderes’ten sonra Türkiye’de ilk defa Özal döneminde karar mekanizmaları üzerinde bu kadar etkili olabilmiştir. Hatta Beyaz Saraydan Çankaya’ya doğrudan görüşmeleri sağlayan bir “kırmızı telefon hattı”nın olduğu herkesin dilindeydi.
Şimdilerde ise AKP ile birlikte Türkiye Amerikan eksenindeki siyasetine kısa bir aradan sonra yeniden dönmüştür. AKP lideri R.T. Erdoğan partisini kurduğu ilk günden beri kendilerinin Adnan Menderes ve Özal çizgisini takip ettiklerini defaatle dile getirmiştir. Amerika Özal’ın ani ölümünden sonra Türkiye’de siyasetini üzerinden yürüteceği yeterince karizmatik bir lider bulamadı. Erdoğan’ın halkın gözünde sevilen, başarılı ve karizmatik bulunan kişiliği Türkiye’de bu boşluğu doldurabilirdi. Ayrıca Erdoğan’ın İslami geçmişi yazımızın baş tarafında alıntıladığımız batılı politika yapımcılarının “ılımlı, sözde İslami hareketler icad edilmesi” ve onlarla diyalog içinde olunması projelerinde sözü edilen prototip ve özelliklere uyuyordu. Hatta bu yeni model siyasetin İslam dünyasını da komple dönüştürmesi hedeflenmektedir. (Örneğin Almanya’da yapılan bir anket: Türk modeli İslam anlayışının Avrupa’da radikalleşmenin önüne geçtiği sonucunu ortaya koyuyordu.)
Bunu anlamak için Erdoğan’ın Başbakan seçildikten hemen sonra Amerika’ya gerçekleştirdiği ilk gezisi sırasında Amerikalı yetkililerin vermiş olduğu şu demece bakabiliriz. Türkiye Başbakanını Beyaz Sarayda şimdiye kadar görülmemiş tarzda en yüksek düzey protokolle ağırlayan Amerika Dışişleri yetkililerinin dilinden şunu söylüyordu: “Ortadoğu halkları ve yöneticileri bu fotoğrafa çok iyi baksın. Amerika’nın halkı Müslüman olan Müslüman bir devlet başkanını/Türkiye’nin başbakanını nasıl karşıladığına baksınlar.” Amerika Ortadoğu liderlerine şayet Erdoğan gibi “demokrat” olurlarsa aynı protokolle kendilerini de karşılayabileceklerini söylüyordu. Aynı zamanda bu bölge üzerinde Türkiye merkezli yeni bir dizayn çalışmasının zihinlerde yattığına işaret etmektedir. Zaten “BOP’a AKP iktidarının verdiği destek,  Erdoğan’ın İtalyan meslektaşı ile birlikte “Medeniyetler İttifakı Projesi”nin eş başkanlığını yürütüyor olması vs. İslam coğrafyasına Türkiye merkezli şekil vermenin argümanlarıdır. 
Erdoğan gerçekten Müslümanların çıkarlarını önceliyorsa sömürgeci batının oluşturduğu siyasi atmosferin figürü olmaktan vazgeçip ümmetin gerçek gündemi ile ilgilenmelidir. AKP hükümette bulundukları on yıla yaklaşan bir zamandan beri gerek bölge ülkeleri gerekse Avrupa ve Amerika ile terörle mücadele adı altında uluslararası antlaşmalara imza koymuş mudur koymamış mıdır? Türkiye’yi yöneten bu insanlar özellikle 11 Eylül olaylarından sonra terörle mücadele dendiğinde İslam’la mücadele kastedildiğinden bihaber midirler?
“İsrail’in” Gazze’de gerçekleştirdiği insanlık dışı katliama karşı One-Munite diyen başbakan burnumuzun dibinde (Irak’ta, Afganistan ve şimdilerde Yemen’de bu kervana katılmak üzeredir) milyonlarca Müslüman’ı katleden Amerika’ya neden One-Munite demez? Daha yakın bir geçmişte Başbakan Pakistan’a gerçekleştirdiği bir ziyarette terörle mücadelesinde Pakistan hükümeti ile ortak hareket edeceklerini söylüyordu. Bu demeç Amerikan Dışişleri Bakanı Clinton’ın “Pakistan terörle mücadelesinde güven veriyor” demeci ile ne kadar benzerlik arz ediyor. Yoksa bölgede model ülke olarak pompalanan Türkiye, karizması bütün İslam dünyasını kapsayacak şekilde şişirilen Tayyip Bey vahşi çehresi deşifre olmuş Amerika’nın İslam coğrafyası üzerindeki egemenliğini kalıcı kılmak maksadıyla politikalarını ihale etmek için aradığı“temiz” yüzlü (alnı secdeli)  bir komisyoncudan başka birisi olmasın?
Tayyip Bey’in “terörle mücadelede beraberiz”, Cliontın’ın “terörle mücadelesinde güven veriyor” dediği Pakistan ne yapıyor biliyor musunuz? Kendi halkından tutukladığı her bir Müslüman vatandaş karşılığında Amerikan yönetiminden tutuklunun her bir günü için tam 70 ABD doları alıyor. Bir başka değişle bu hain yönetim kendi halkına işkence ve eziyet ederek (dün Svat vadisinde bugünde Veziristan eyaletinde yaptığı gibi) bütçesini denkleştirmeye çalışıyor. Bir başka ifadeyle Amerika İslam beldelerinde Amerikan istekleri doğrultusunda kendi halklarını öldürerek ve onlara eziyet ve işkence ederek iktidarda kalma, Amerikan desteğini, onun aferinini kazanma arzusuyla yanıp tutuşan hain yöneticiler ihdas etmeyi başarabilmiştir.  Bu işbirlikçi, halklarının kan ve namusları, şeref ve haysiyetleri üzerinden siyaset yapan hainler ve Amerikan uşaklarından Allah, Rasulü, mazlum ve mağdur ümmetimizin tertemiz evlatları beridir.
 Amerikan’ın İslami hareketlerle flörtünü anlatan bir başka örnek verelim: Geçen sene Türkiye ziyareti sırasında ülkesinde parlamentonun aldığı bir kararla şeriatı uygulamayı benimsemiş olan Somali Devlet Başkanı Şeyh Seyyid Ahmet ülkesindeki “isyancıları” bastırmak için Amerika’dan silah alıyordu. Bununla ilgili haberler o günlerde kamuoyuna yansımıştı. SubhanAllah. Ülkesini Şeriatla yönetmeye karar vermiş bir devlet, Müslüman halkı ile savaşmak için Amerika’dan silah desteği alıyor?ünlem
 Bir başka örnek: İslam ümmetinin yüreğini en çok dağlayan olaylardan birisi, Felluce katliamı. Hatırlarsanız bir kurban bayramı arifesinde yaşanmıştı. Bayram sevinci boğazlarımızda düğümlenmişti. Olayların ardından Irak Devlet Başkan Yardımcısı Abdul Aziz el-Hekim Türkiye’ye gelmişti. Basın mensuplarının konuyla ilgili sorularına hiç unutmuyorum kanımı donduran şu cevabı vermişti:  “Amerikan askerleri Felluce’ye insani yardım götürmek üzere gitmişler. Şehirden (yardımın halka ulaşmasını istemeyen birileri olsa gerek) Amerikan askerlerine ateş açmış. Bunun üzerine askerler kendilerini korumak üzere bu operasyonu düzenlemişler.” 
Bu örnekleri çoğaltmak maalesef mümkündür. Ancak biz burada herkesin gözlerinin önünde cereyan eden aktüel olaylardan birkaç örnek vermek istedik. Bizim burada dikkatlere sunmak istediğimiz şey; Kâfirlerin kendi habis ve çirkin stratejilerini gerçekleştirme noktasında İslami hareketleri, Müslüman kimliği ile öne çıkmış şahsiyetleri kullandıkları gerçeğidir. Bu siyaset batının yeni kamuflaj siyasetidir.  Rabbimiz Kuran’ı Azim’inde şöyle buyurmaktadır.
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِين “Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır..” (Enfal 30)
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ “Muhakkak ki kâfirler, Allah'ın yolundan alıkoymak (men etmek) için mallarını infâk ederler (verirler). Bu şekilde (devam ederek) onu (mallarını), infâk edecekler sonra (bu) onlara hasret (pişmanlık, üzüntü) olacak. Sonra da onlara gâlip olunacak (mağlup olacaklar). Ve kâfir olanlar, cehenneme haşrolunacaklar (toplanacaklar).” (Enfal 36)
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İslami Gifler Resimler ve flashlar « 1 2 » harras 10 570 Son Mesaj 26 Ocak 2009, 16:11:30
Gönderen: harras
İslâmî Şahsiyet İslami Hayat Tarzı MERXAS 0 160 Son Mesaj 15 Ekim 2008, 12:37:18
Gönderen: MERXAS
!!!!!!!!İslami Düğün!!!!!!!!!! Düğün-Konferans-Konser-Miting... eneahmet 4 453 Son Mesaj 03 Aralık 2008, 18:05:08
Gönderen: eneahmet
Ahmedinejad: "50 Yıldır Konuşan Batı, Artık Dinlemeyi Öğrensin" Dünyadan Haberler _uMuT_ 0 143 Son Mesaj 23 Nisan 2009, 07:50:40
Gönderen: _uMuT_
Batı Yaka'daki Beş Direniş Grubu Birleşti Filistin Özel _uMuT_ 3 240 Son Mesaj 17 Haziran 2009, 18:41:06
Gönderen: têkoşîn
''Barış da Olsa Batı Şeria'dan Çıkmayacağız'' Dünyadan Haberler musabbinumeyr29 0 159 Son Mesaj 21 Ocak 2010, 15:14:43
Gönderen: musabbinumeyr29
İslami Hareketler ve Batı -1(A. Sadık Altınel ) Serbest Bölüm suatt 0 89 Son Mesaj 28 Kasım 2010, 19:07:11
Gönderen: suatt